Orijinalini görmek için tıklayınız : Bilim ve Bilimsellik, Nasil Olmalidir?
evrensel-insan
13-02-2009, 15:33
Saygideger arkadaslar.
Bilim ve bilimsellik, epistemolojiktir. Epistemoloji, bugune kadar ortaya konmus olan demektir. Bilim ve bilimsellik, hep epistemolojik kalacaktir. Cunku; ortaya konanlar hep o tarihe kadar olacaktir.
Bilim ve bilimsellikte, inanca ve spekulasyona yer yoktur ve bilim hicbir seyin ve kimsenin tekelinde olamaz. Bilimin ortaya koyduklari, tum dunya insanoglu icin gecerlidir. Bilimin ve bilimselligin iki turlu yanasimi vardir. Eldeki verilerle, birseyi olumlu ortaya koymak veya, yine eldeki verilerle birseyi olumsuz ortaya koymak.
Bilim, epistemolojik oldugundan; ve de elinde veri olmadan; gelecekle ilgili veya bilinmiyenle ilgili fikir yurutmez. Eger, bir bilim bunu yaparsa; o zaman, bu ortaya atilan; ya spekulatif, ya da inancsal temelli olur. Bilimsel olamaz.
Bilim ve bilim adamini da, ayirmak gerekir. Bilim adami, kisisel olarak; bir inanca veya inancsizliga sahip olabilecegi gibi; spekulatif olarakta fikir yurutebilir. Burada onemli olan konu; bilim adaminin bilimsel calismasinda; kendi kisisel goruslerini ortaya koymamasidir. Eger bunu yaparsa; yaptigi bilimsel degil; spekulatif veya inancsaldir.
O YUZDEN; BIR BILIM ADAMI, KISISEL OLARAK BILINMIYENLE ILGILENSE BILE; BILIM VE BILIMSELLIK ILGILENMEZ. SADECE, ELINDEKI VERILERLE, ORTAYA KOYABILECEGI SEY; YENI, YANI BILINMIYEN OLABILIR.
Bilim ve bilimsellik, gelecegi ve bilinmiyeni merak etmez. Sadece,olanak oldukca; bilinmiyeni elindeki verilerle ortaya koyar.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sevgil evrensel epistemolojiyi, bilginin elde edilmesi, doğası, kapsamı ve kaynağı ile ilgilenen felsefe olarak bilirken sizin yeni tanımınız doğrusu şaşırttı beni.
Epistemoloji, bugune kadar ortaya konmus olan demektir. Bilim ve bilimsellik, hep epistemolojik kalacaktir. Cunku; ortaya konanlar hep o tarihe kadar olacaktir.
Çok ilginç bir yaklaşım olmuş.
Bilim ve bilimsellik, gelecegi ve bilinmiyeni merak etmez demişsiniz sanırım Türkçe'ye olan uzaklığınızın yol açtığı bir hata olmuş bu da. Bilimin konusu bilinmeyenlerdir. Bilim bilinmeyenleri, bilmediklerimizi bilinir yapma uğraşıdır. Sanırım burada
kast ettiğiniz herhangi bir somut belirtisini doğrudan ya da dolaylı biçimde algılayamadığımız şimdilik insan zihninin soyutlama yeteneğine bağladığımız tanrı, melek, cin, ruh gibi kavramlardır. Eğer bu kavramların tarif ettiği şeyler şu ya da bu biçimde gözlemlenebilir, ölçülebilir emareler verse idi onlar da bilimin konusu olurdu.
evrensel-insan
13-02-2009, 17:33
Saygideger frodo;
Evet; epistemoloji, felsefenin; bilimle ilgilenen dalidir. Ben, epistemolojinin, felsefi acilimini degil; bilimsel yanini belirtmek icin, o cumleyi kullandim. Cunku, epistemoloji; bilimin siniri demektir. Yani, bilimin; bilinebilir yani. Ki bu da, bilimin ilerlemesine paralel olarak; degiskendir.
Ikinci alintida da; "merak" kelimesini kullandim. Cunku, merak uzerine elde olmayan verilerle, bir oneri getirilirse; bu bilimsel degil; spekulatif ve inancsal olur. Oyuzden, bilim; teori pratik ve gozlem, uclemi temelinde; birinden birine gecerek bilinmiyeni ortaya koyar ve kanitlar.
Ayrica, destekleyici aciklamalariniz icin, tesekkurler.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Kesinlikle;
Genelde bizde şöyle bişi var
".... en süper düper universitesindeki Mr.X bla bla bla dedi."
".... mega hyper cooool bilim adamı Mr.Y hebele hebele diyor."
".... Piiirefesör, doçent, doktor, yüksek ve orta lisans Mr.Z böyle böyle dedi"
Sanki denilenin doğrulu ile kimin dediği arasında en ufak bir bağıntı varmış gibi... ki tarihte iyi bilim adamlarının sürüyle yanlış sözününüde bulmak mümkündür.
Ikinci alintida da; "merak" kelimesini kullandim. Cunku, merak uzerine elde olmayan verilerle, bir oneri getirilirse; bu bilimsel degil; spekulatif ve inancsal olur. Oyuzden, bilim; teori pratik ve gozlem, uclemi temelinde; birinden birine gecerek bilinmiyeni ortaya koyar ve kanitlar.
Sayın evrensel insan,
Bilgiye ulaşmak söz konusu olduğunda sezgilerimiz yoluyla ulaştığımız sonuçları bilimsel kabul edebilirmiyiz?
Örneğin paralel evrenler kuramının doğru olduğunu ölçmeye ve deneye bağlı olarak ispat etmemiz mümkün değil. Ancak birçok fiziksel bilgiyi bir araya topladığımda sezgisel olarak doğru olduğunu hissediyorum.
Şimdi deneysel olarak ispat edilmeyeceği için paralel evrenler kuramını bir kenara mı atmalıyım?
evrensel-insan
14-02-2009, 19:50
Saygideger Ayeji;
Herhangibir seyin, bilimsel olmasi icin; teorisinin, pratikte ispatlanmasi; ya da, teorisinin, pratikte curutulmesi gerekir. Eger, sezgiler; belirli bir temelde ve veriye oturmuyorsa; bilimselden ziyade; bilimkurgu, mistisizm veya spekulasyon olur.
Tabi; kisi acisindan; eger bu algilanirsa, ve tatmin edici bir icerik saglarsa; o bunu kendi acisindan, gerceklemis olabilir. Ama, bilimsel olarak olmaz.
Sezgilerin yarari; dusuncenin yaraticiligi ve hayal gucu; bilimsel bir ispata yonelis olarak algilanabilir. Ama, bilimselligi; ancak; somut verilerle ispatlanirsa; gerceklesir.
Zaten, Dusuncenin, yaraticiligi ve hayal gucu olmasa; bilimi ilerletecek dusunceler, somuta indirgenmek icin ugrasilmaz. Fakat; bu sadece yonelistir.
Bilimsellik, ise; bu yaraticiligin veya hayal gucunun, formule edilmesi ve teoriye tasinmasi; onunda; deney ve gozlemle gereken karsiligi verebilmesidir.
Cunku, bazi yaraticiligin ve hayalgucunun; olabilirligi; bilimin tarihsel olarak gelismesi temelinde; yerine gore gerceklesmistir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Kim kimi 5 milyon yıl sonra yutacak yahu, insanlar güneşi yutmasın! Resmen palavra, bir gram inancım yok o tür haberlere. 2000 yılında dünyanın sonu gelecek dendi, hani noldu? Meteor çarpacak mış? Yakında da gökten İsa inecek diyorlar, yüzyıl önce de diyorlardı.
evrensel-insan
21-02-2009, 23:54
Saygideger arkadaslar;
Guzelim yasam ve ilskiler dururken, neden bu inancsal spekulasyonlara kafanizi takarsiniz ve onlarla ugrasirsiniz, bilmem. Ustelik , bu tip konulara kafa patlatmanin yararininda ne oldugunu algilamis degilim. Zararimi, ben onu hemen heme her mesajimda dile getiriyorum.
Birisine demisler "ya, duydunmu dunya yanip kavrulacakmis" o da cevap vermis "bizde onunla birlikte yanar, kavruluruz"
Saygilarimla;
evrensel-insan
Ne kadar anlatsak boşuna! İnsanlar bilimden "haaaaaa, hooooooo" diyerekten nefes kesecek, inanılmaz şeyler bekliyorlar. Tıpkı İsa'nın gökten inerek, Orta Doğu'ya barış getirivereceği düşüncesi ve coşkusu gibi. Bu tür gizemsel coşkuların bilimsel alana yansımasıdır bu tür haberler. Bilimde gizemsel şeyler yoktur. Kara delikmiş! Ümööööö! Tabii, sana değil lafım Ayeij, bu haberleri basanlara, şalvarımıza sokuşturanlara! Baskı altında, korkutularak büyütülmüş günümüz fakir, gariban, ataerkil, baskıcı, zorba aile düzeni, toplum yapısı, cemaat yapısı ve alt taban ezilen halkların çocuklarını yetiştirme biçimi! Sorun bu! Bir nevi baba, patron yetkesinin onun özgürce açılmasına hep mani olması! Sonuç ise, makineleşmiş, robotlaşmış, çevresini ve doğayı algılayamayan, hep kendisinden güçlü birisinin yetkesini özleyen, ona muhtaç, onu hep şaşırtan, onun kontrolü dışında bir güç yetke anlayışı. Sonuç İsa'nın gökten inişi(Yani uzaydanD:)), siyasi alanda kurtarıcı beklentisi, bilimsel alanda hep olağan üstü şeyler beklentisi! Biraz farklı olgular arasında bağlantılar kurarak gerçeği görmeliyiz Ayeij.
evrensel-insan
22-02-2009, 00:28
Saygideger arkadaslar;
Aklima gelen bir soruyu, sizlere de, iletmek istiyorum. Gokyuzune baktigimizda, ciplak gozle; gunesi, ayi ve yildizlari gorebiliyoruz. Gunes sistemini ele alalim. Dunya disinda; bilinen 8 gezegen daha oldugu soyleniyor-ki son zamanlarda, bir gezegen daha kesfedilmisti yanilmiyorsam- Simdi bir mantik yurutelim. Gunesi goruyoruz, cunku onun sistemi icindeyiz. Ayi goruyoruz, cunku dunyanin uydusu. Yildizlari goruyoruz. Cunku, gokyuzundeler. Peki, biri bana izah edebilirmi?, neden dunyanin disindaki bilinen 8 gezegenden birini ciplak gozle goremiyoruz. Onlarda, dunya gibi gunesin etrafinda donmuyorlarmi, gunese uzakliklari, dunyadan farkli degilmi? Dunyadan farkli surelerde, donuslerini tamamlamiyorlar mi? Peki, o zaman neden biz bu gezegenlerden en azindan birini; ciplak gozle goremiyoruz? Lutfen, kimse bana teleskopu onermesin.
Bu soruyu aranizda dusunmus olan veya bu sorunun cevabini mantikli olarak-spekulatif degil- aciklayabilecek olan var mi?
Saygilarimla;
evrensel-insan
Aklima gelen bir soruyu, sizlere de, iletmek istiyorum. Gokyuzune baktigimizda, ciplak gozle; gunesi, ayi ve yildizlari gorebiliyoruz. Gunes sistemini ele alalim. Dunya disinda; bilinen 8 gezegen daha oldugu soyleniyor-ki son zamanlarda, bir gezegen daha kesfedilmisti yanilmiyorsam- Simdi bir mantik yurutelim. Gunesi goruyoruz, cunku onun sistemi icindeyiz. Ayi goruyoruz, cunku dunyanin uydusu. Yildizlari goruyoruz. Cunku, gokyuzundeler. Peki, biri bana izah edebilirmi?, neden dunyanin disindaki bilinen 8 gezegenden birini ciplak gozle goremiyoruz. Onlarda, dunya gibi gunesin etrafinda donmuyorlarmi, gunese uzakliklari, dunyadan farkli degilmi? Dunyadan farkli surelerde, donuslerini tamamlamiyorlar mi? Peki, o zaman neden biz bu gezegenlerden en azindan birini; ciplak gozle goremiyoruz? Lutfen, kimse bana teleskopu onermesin.
Bu soruyu aranizda dusunmus olan veya bu sorunun cevabini mantikli olarak-spekulatif degil- aciklayabilecek olan var mi?
Ay'ın görünen çapının 1/1000'ini görebiliyorsan Mars'ı, Jüpiter'i, Venüs'ü görebilirsin.
Görülemez diye birşey yok. Yeter ki konumlarını bil.
evrensel-insan
22-02-2009, 00:41
Saygideger pante;
Ben ciplak gozle, zahmetsiz bir gormeden bahsediyorum. Ayi, gunesi yildizlari gorurken, bir konum ayarlamasina gerek duymuyorum. Neden, onlar icin duyayim?
Saygilarimla;
evrensel-insan
Ben ciplak gozle, zahmetsiz bir gormeden bahsediyorum. Ayi, gunesi yildizlari gorurken, bir konum ayarlamasina gerek duymuyorum. Neden, onlar icin duyayim?
Çıplak gözle göğe baktığında 8-10 bin yıldızı görebilirsin.
Bu parlaklıklardan hangisinin gezegen olduğunu nereden bileceksin?
Bilemezsin.
O nedenle önce gezegenlerin o akşamki konumlarını bilmen gerek.
Ay, güneş gibi tanıdığın ve çok büyük, net görünümü olan cisimler değil ki onlar gibi rahatlıkla görebilesin.
Evrensel insan Güneşi,Ayı çıplak gözle çok rahat görebiliyoruz çünkü Ay dünyaya çok yakın ve aradaki mesafe sabit,Güneş ise Çok büyük ve aradaki mesafe sabit sayılır. Diğer gezegenler ise güneş etrafında dünya ile aynı hızda dönmedikleri için aradaki mesafe sabit kalmayıp çok uzak olabiliyor ve Boyutları güneşe oranla küçük kaldıkları ve güneş gibi ışık yaymadıkları için görünmesi zor oluyor. Ayrıca Yeryüzündeki ışık yüzünden de gök yüzündeki nesnelerin ışıklarını algılıyamıyoruz.Fakat bazı gezegenlerin yılın belirli zamanlarında dünya ile mesafeleri minimum duruma geldiklerinde ve uygun koşulları oluştuğunda çıpla gözle görülebiliyor.Hangi gezegenin ne zaman rahat gözükebilceğini google dan biraz araştırabilirsin.
Sevgili Serdar Güneşin Dünyayı yutması öyle birilerinin kafalarından salladıkları fantezileri değil malesef. Evrendeki her yıldızın belirli aşamalarla dolu yaşamları vardır. Güneş dünyayı yutmasa bile Dünyadaki yaşamı yok edecek kadar dünyaya yaklaşacaktır. Vikiden Güneş ile ilgili bir paragrafı aktarayım.
Güneş'in yıldız gelişimi bilgisayar modellemesi ve nükleokozmokronoloji yöntemleri kullanılarak ana dizi (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ana_dizi) üzerinde hesaplanan yaşının 4,57 milyar yıl olduğu düşünülmektedir.Hidrojen (http://tr.wikipedia.org/wiki/Hidrojen) moleküler bulutun (http://tr.wikipedia.org/wiki/Molek%C3%BCler_bulut) hızla kendi içine çökmesi sonucu üçüncü nesil, Öbek I, T Tauri yıldızı (http://tr.wikipedia.org/wiki/T_Tauri_y%C4%B1ld%C4%B1z%C4%B1) olan Güneş'in doğduğu düşünülmektedir. Bu doğan yıldızın Samanyolu (http://tr.wikipedia.org/wiki/Samanyolu) gökadasının çekirdeğinden 26.000 ışıkyılı uzakta hemen hemen dairesel bir yörüngeye girdiği varsayılmaktadır.
Yıldız ana dizi (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ana_dizi) üzerinde yıldız evrimi aşamasının yarı yolundadır. Bu aşamada çekirdekte oluşan nükleer füzyon reaksiyonları hidrojeni helyuma dönüştürür. Her saniye Güneş'in çekirdeğinde 4 milyon ton madde enerjiye çevrilir ve ortaya nötrinolarla (http://tr.wikipedia.org/wiki/N%C3%B6trino) radyasyon çıkar. Bu hızla günümüze kadar 100 Dünya kütlesi kadar madde enerjiye çevrilmiştir. Güneş yaklaşık olarak 10 milyar yıl ana dizi yıldızı olarak yaşamına devam edecektir.
Güneş süpernova (http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCpernova) olarak patlayacak kadar fazla kütleye sahip değildir. Bunun yerine 5-6 milyar yıl içinde kırmızı dev (http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1_dev) aşamasına girecektir. Çekirdekte bulunan hidrojen yakıtı tükendikçe dış katmanları genişleyecek, çekirdeği büzüşerek ısınacaktır. Çekirdek ısısı 100 MK civarına ulaştığında helyum füzyonu tetiklenecek ve karbon ile oksijen üretmeye başlayacaktır. Böylece 7,8 milyar yıl içinde gezegen bulutsu aşamasının asimptotik dev koluna girerek iç sıcaklığında oluşan kararsızlıklar nedeniyle yüzeyinden kütle kaybetmeye başlayacaktır. Güneş'in dış katmanlarının genişleyerek Dünya'nın yörüngesinin bulunduğu noktaya kadar gelmesi olasıdır ancak son zamanlarda yapılan araştırmalar, Güneş'ten kırmızı dev aşamasının başlarında kaybolan kütle nedeniyle Dünya'nın yörüngesinin daha uzaklaşacağını, dolayısıyla da Güneş'in dış katmanları tarafından yutulmayacağını önermektedir. Ancak Dünya'nın üstündeki suyun tamamı kaynayacak ve atmosferinin çoğu uzaya kaçacaktır. Bu dönemde oluşan güneş sıcaklıklarının sonucunda 900 milyon yıl sonra Dünya yüzeyi bildiğimiz yaşamı destekleyemeyecek kadar ısınacaktır. Bir kaç milyar yıl sonra da yüzeyde bulunan su tamamen yok olacaktır.[ (http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCne%C5%9F#cite_note-17)
Kırmızı dev aşamasının ardından yoğun termal titreşimler Güneş'in dış katmanlarından kurtularak bir gezegensel bulutsu oluşturmasına neden olacaktır. Geride kalan tek cisim aşırı derecede sıcak olan yıldız çekirdeği olacaktır. Bu çekirdek milyarlarca yıl boyunca yavaş yavaş soğuyup beyaz cüce (http://tr.wikipedia.org/wiki/Beyaz_c%C3%BCce) olarak yok olacaktır. Bu yıldız evrimi senaryosu düşük ve orta kütleli yıldızların tipik gelişim senaryosudur.[ (http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCne%C5%9F#cite_note-future-sun-15)
evrensel-insan
22-02-2009, 01:07
Saygideger arkadaslar;
Bi kap dusunelim. Kapin sekli ve semali konumuz degil. Bu kapin bir de icindekileri dusunelim.
Bu kap, bilimin adlandirdigi sekliyle, evren; dinin adlandirdigi sekliyle, tanri olsun. Eskiden, insanoglu, tanriyi doga veya tabiatla esdeger tutardi.
Eger evren genisliyorsa veya tanri evrenin disinda ise; o zaman, evreni kap olarak kabul edemeyiz. Evren icindekiler statusune duser. Hadi diyelim, buna da bir isim bulalim. Sonucta, ne kadar gidersek gidelim, dinin tanrisinin karsiti bilimin evreni oluyor. Isteyen yeni isim verebilir.
Birincisi, evrenin boyutlari olculebildimi veya bilinebiliniyormu ki; evrenin genislediginden bahsediliyor?
Ikincisi tanri veya evren; Bilimsel olarak; icindekilerin, mustakil var olan varliginin temeli madde oluyor. Peki, dine veya tanriya gore; mustakil var olan varligin temeli ne? yani, kap ile icindekiler, nasil bir iliski icinde; icindekilerden biri mi, kapi olusturuyor?
Ozaman, tanriyi olusturan, hangi icindekilerden biri? ya da; kap icindekileri mi olusturuyor? o zaman; kap bunu yapabilecek bir yetiye mi sahip? ki o zaman, zaten kap=evren=tanri oluyor.
Yoksa, kap; icindekilerde, kendi ozelligini tasiyor da, birde onlarda karsit -dogum-olum gibi- ozellikler mi var? Evren ve tanri kap mi?, yoksa icindekilerden biri mi? ve de icindekilerin belirleyicisi. Evet, spekulasyonlari, alalim.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Birincisi, evrenin boyutlari olculebildimi veya bilinebiliniyormu ki; evrenin genislediginden bahsediliyor?
Eğer Big Bang teorisini biraz araştırırsan nasıl genişlediğini bulduklarını görebilirsin.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Big_bang
evrensel-insan
22-02-2009, 01:20
Saygideger Ki-Adi;
Evren, neyin icinde genisliyor?
Saygilarimla;
evrensel-insan
Forumlarda şöyle bir başlık buldum. Daha tam olarak incelemedim ama bazı bilgiler olabilir
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=3761
evrensel-insan
22-02-2009, 02:48
Saygideger Ki-Adi;
Seyden bahsedebilmek ve seyin tamamlanmis butununu ortaya koyabilmemiz icin; seyin kendisi ve seyin karsiti olmasi gerekir. Bu durumda sey , kendisi ve karsiti nelerdir?
Saygilarimla;
evrensel-insan
Birincisi, evrenin boyutlari olculebildimi veya bilinebiliniyormu ki; evrenin genislediginden bahsediliyor?
Deney kısmı:
1.)Millet bi bakıyor ki tüm yıldız mıldız herkes bizden uzaklaşıyor, bir birlerindende uzaklaşıyorlar. (Bu olayı bulan ve doppler kayması ile evrenin büyüme hızını bulan "Hubble")
2.)Evren genişledikçe radyo paraziti çıkarıyor ve bu paraziti biz duyabiliyoruz(Bulan nobel aldı, ama kimdi ?)
Teorik Kısmı: Ne kadar kasarsak kasalım, eğer evren genişlmezse herşey bir birine yakınlaşmaya ve sonunda da 1 tek büyük hyper yoğun kütle haline geliyor.
Ben daha süper bişi söyleyeyim. Dünya evrenin tam merkezidir dersen bizi kanıtlayan sürüyle deney var. Örneğin nerden bakarsan bak yıldızların dağılımı yaklaşık aynıdır(homojendir) (not: x-ray yıldızlarınıda sayıyoruz), evrenin genişleme paraziti anteninin nereye çevrirsen çevir hep aynıdır.
Sanki bir kürenin tam merkezinde gibiyiz :)
evrensel-insan
22-02-2009, 04:10
Saygideger kappapi;
Nasrettin Hoca'ya sormuslar, dunyanin merkezi neresi diye, oda; tam ayagimi bastigim yerdir, demis. Hoca, demisler, nerden biliyorsun. O da, inanmazsaniz olcun demis.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sn Evrensel insan ve Serdar,
Bilim adamlarının her sözü elbetteki Allah kelamı değil.Doğru olup olmadığından süphe edilebilir.Ancak birde bilim adamlarının yapmış oldukları araştırmalar sonucu artık doğruluğu kesinleşmiş bilgiler vardır.
Siz şimdi İnsanda düşünce üreten organın beyin olduğunu bize bildiren nedir? Böyle olduğunu bilim adamları söylüyor. Belki de yanlıştır derseniz olmaz.
Binlerce bilim adamının yüzbinlerce çalışmasıyla ortaya konmuş bir gerçek hakkında daha da şüphelenmek paranoyadır
evrensel-insan
22-02-2009, 16:03
Saygideger ayeji;
Dogrular ve gercekler; hem goreceli hem degiskendir. Dogru ve gercekten yola cikmak; kendini hissel ve duyumsal olarak tatmin etme gereginden kaynaklanir. Bu da inanctir. Inanclarda; bilimsel degildir. Bilimselligin siniri; epistemolojidir ve teorilerin yanlislanabilirligidir. Ortada bir spekulasyon varsa; bu epistemolojinin sinirlarini astigindan; bilim ve bilimsellige degil, inanca girer.
Saygilarimla;
evrensel-insan
evrensel-insan
22-02-2009, 16:07
Saygideger aydoe;
Görecende ne olacak -aydoe
Ben, ancak empiric gozlem sonucu bir seyi algilayabilirim. Sen, gormeden algilayabilirsin, bu da senin inancin olur. Benim, inanca ihtiyacim yok.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Dogrular ve gercekler; hem goreceli hem degiskendir. Dogru ve gercekten yola cikmak; kendini hissel ve duyumsal olarak tatmin etme gereginden kaynaklanir. Bu da inanctir. Inanclarda; bilimsel degildir. Bilimselligin siniri; epistemolojidir ve teorilerin yanlislanabilirligidir. Ortada bir spekulasyon varsa; bu epistemolojinin sinirlarini astigindan; bilim ve bilimsellige degil, inanca girer.
Malesef işin özü hiçte öyle değil evrensel, bilimde de "inançlar" var. Hep söylediğim occam razor bir inançtır. Eğer ona inanmazsanız bütün bilimsel birikiminiz geçersiz hale gelir..
evrensel-insan
22-02-2009, 19:18
Saygideger kappapi;
Sorunda o zaten. Ben o yuzden zaten, insandisi-madde, tanri- dusunce yanasiminin inancsal, tanrisal ve dini mentalite icerdigini soyledim. Bilim, epistemolojinin sinirlarini verisiz asarsa, varacagi yer inanctir. Inancla dogrulananinda; bilimsel bir yani yoktur. Bilim; bilinmiyeni, bilinir kilmaktir. Bilinmiyen hakkinda spekulasyon yapmak yada inanc uretmek degil. Bu tip bir aciklama ve girisim; tanriya, inanca ve dini mentaliteye hizmettir. Bilim sinirlarini bilmeli ve bilineni ortaya koyarken; bilinmiyeni arastirmalidir. Ama, bu arastirmanin temelini inanca dayandirmamalidir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
''Ben, ancak empiric gozlem sonucu bir seyi algilayabilirim. Sen, gormeden algilayabilirsin, bu da senin inancin olur. Benim, inanca ihtiyacim yok.'' E.İ
Algılasam ne olacak, algılamak inançmı oluyor?
Benimde inanca ihtiyacım yok.
Ben burdan bakınca İngiltere'yi göremiyorum,yoksa İngiltere diye bir yer yokmu?
Hiç gidip görmedim de ,görmek zorundamıyım?
Sen ben İngilteredeyim diyorsun,yoksa benle kafamı buluyorsun
Mars'a Phoenix (Anka Kuşu) uzay aracı gitmedimi ordan bize fotoğraflar yollamadımı bunların hepsi senaryomu ?
İlla ki görmem gerekir diyorsun,Allah bilir sen Allah'a da görmediğinden inamıyorsundur :)
Sn Evrensel insan ve Serdar,
Bilim adamlarının her sözü elbetteki Allah kelamı değil.Doğru olup olmadığından süphe edilebilir.Ancak birde bilim adamlarının yapmış oldukları araştırmalar sonucu artık doğruluğu kesinleşmiş bilgiler vardır.
Siz şimdi İnsanda düşünce üreten organın beyin olduğunu bize bildiren nedir? Böyle olduğunu bilim adamları söylüyor. Belki de yanlıştır derseniz olmaz.
Binlerce bilim adamının yüzbinlerce çalışmasıyla ortaya konmuş bir gerçek hakkında daha da şüphelenmek paranoyadır
Hayır, tam tersine, keramete giden yoldur!
İnsan bütün bedeniyle düşünür, sadece beyniyle düşünmez. İnsanoğlundan karaciğerini çıkar at, bak bakalım o insan düşünebilecek mi? Beyin sadece bedendeki birçok değişik organın ve dokunun işleyişlerinin birbirlerinden haberleri olmasını sağlayan organdır: sinyalleri birbirine aktarma organı. Kendi başına düşünmek gibi bir halt yiyemez. İnsan ayak kaslarıyla, kaburga kemikleriyle, böbreğiyle, ciğeriyle dalağıyla, burnuyla, kaşıyla, gözüyle, midesiyle düşünür.
Walla ben beynimle düşünürüm,ama isteyen istediği yeriyle düşünsün karışamam.
İnsan vücudu bir bütündür tabiki organların ve sistemlerin birbirini etkilemesi söz konusudur.
Ama düşünme ve bilgi işlem merkezi hafıza kartı falan felan hepsi beyindir.
beyni olmayan düşünemez ama böbreği olmayan düşünebilir,yada midesini alırsın ameliyatla yine düşünür ,beyini alınan bir insan yaşayamaz da düşünemezde.
evrensel-insan
23-02-2009, 00:04
Saygideger aydoe;
Algilamak tabiki inanc olmuyor. Epistemolojik olarak, kanitlanmamis olan bir seyi; ortaya atmak ve onun dogrulugunu veya gercekligini savunmak, inanc oluyor.
Ingiltere diye bir yerin olup olmadigi; senin konuya bakis acina gore degisir. Bilim adamlari, bir temelde; sadece yasananlarin ancak gercek olabilecegini savunuyorlar. Sen, Ingiltereyi yasamiyorsan ve gercek oldugunu dusunmuyorsan ve de gercekligine inanmiyorsan; senin icin yokta olabilir. Ama, ben Turkiye'nin gercekligini ve varligini biliyorum. Bunun icinde, dogrulayici bir inanca ihtiyacim yok.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Mars'a Phoenix (Anka Kuşu) uzay aracı gitmedimi ordan bize fotoğraflar yollamadımı bunların hepsi senaryomu ?
http://www.youtube.com/watch?v=xy6dGpDjf94
http://www.youtube.com/watch?v=xhmJUIXkT8o
Direk giremiyorsan, ktunnel ya da beatfilelteirng.com'dan dal.
Adamlar bir çocuğun kavrayabileceği seviyede anlatmışlar. Yalancı çobanın yalan söylediği anlaşıldığında ona kimse bir daha inanmamış. Duydun mu sen o hikayeyi hiç sevgili Aydoe? Dolayısıyla Ay ya da Mars olması birşeyi değiştirmez.
Adamlar bir çocuğun kavrayabileceği seviyede anlatmışlar. Yalancı çobanın yalan söylediği anlaşıldığında ona kimse bir daha inanmamış. Duydun mu sen o hikayeyi hiç sevgili Aydoe? Dolayısıyla Ay ya da Mars olması birşeyi değiştirmez.
Ben çocuk olmadığımdan kavrayamıyorum,Amerikalılar yalancı ,Ruslar'damı yalancı aynı filmin değişik versiyonlarınımı çekiyorlar :)
İkiz kulelerde yıkılmadı zaten oda video filmi.
Bilim diye bir şey yok zaten sana göre Serdar,sen inanmak istediklerine inanıyorsun.
Sorgulamak güzel ama bilim dışı inançlara yada bilimdışı uydurma teorilere inama gibi bir zorunluluğumuzda yoktur.
Bilim, epistemolojinin sinirlarini verisiz asarsa, varacagi yer inanctir. Inancla dogrulananinda; bilimsel bir yani yoktur. Bilim; bilinmiyeni, bilinir kilmaktir. Bilinmiyen hakkinda spekulasyon yapmak yada inanc uretmek degil. ...... Ama, bu arastirmanin temelini inanca dayandirmamalidir.
Sayın evrensel;
Ne yazık ki bu söyledikleriniz günümüzün bilimine girmiyor. Yani sizin dediğiniz "bilimde inanç varsa bilim değildir" prensibini kullanırsanız bugün bir hiçbir "bilim"'e bilim diyemeyiz. Çünkü hepsinin temelinde "his", "önsezi" ,"kulağa çok doğru" geliyor var. Evet çok mantıklı "his"'ler, ama his işte neticede :)
Yoksa bilim dediğimiz yeni bir din mi :)
evrensel-insan
23-02-2009, 04:46
Saygideger kappapi;
Oyuzden zaten; benim serbest dusuncemin, temeli; ne ispat ne de karsi ispat. Tamamen, bu ayrimci, cikarci, bencil, erksel ve erkeksel karakterli duzen ve sistemi; her dalda ve her konuda, curutmek.
Cikarsamali yalanlama metodu ve herturlu sorunun evrensel ctetolojisini-elde edilen karakteristiklerin kokeni ve gelisimi-ortaya koyarak.
Cunku bu duzen ve sistemin bir tek amaci vardir ve bu amac icin hersey-bilim, felsefe, izmler, ideolojiler, teoriler, sosyal, siyasal, ekonomik, toplumsal v.s. sistemler- aractir.
Bu amacta; insanoglunu, bircesit; ayrimciligin, cikarin, bencilligin ve erkselligin v.s. sanki bir dogal olguymus gibi karakterize etmek ve tanrisal zihniyeti, dini mentaliteyi ve inancsal dogrulama/gerceklemeyi korumak ve kollamak. ayrica, insandisi yanasimi-tanri, madde- ve insanlik disi yanasimi-savaslar, isgenceler, katliamlar, zorbaliklar, cinayetler v.s. canli ve guncel tutarak, insanoglunun bir tek sahiplenebilecegi, yasam ve iliskisinide onun elinden alarak, yonetip, yonlendirmek.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Walla ben beynimle düşünürüm,ama isteyen istediği yeriyle düşünsün karışamam.
İnsan vücudu bir bütündür tabiki organların ve sistemlerin birbirini etkilemesi söz konusudur.
Ama düşünme ve bilgi işlem merkezi hafıza kartı falan felan hepsi beyindir.
beyni olmayan düşünemez ama böbreği olmayan düşünebilir,yada midesini alırsın ameliyatla yine düşünür ,beyini alınan bir insan yaşayamaz da düşünemezde.
Kendin ifade etmişsin: İnsan vücudu bir bütündür tabiki organların ve sistemlerin birbirini etkilemesi söz konusudur.
İnsan sadece bir yeriyle düşünemez, bu imkansızdır. Kalpsiz bir insanın düşünmesini ancak bir müddet sağlayabilirsin, onu da makineye bağlayarak(kendi doğal işlevini taklit ettirmeyi sağlayarak). Böbreksiz insan nasıl yaşar? Böbreğin bir kısmını çıkar at, belki o zaman acılar içinde, daha enerjiden düşük bir formda düşünebilir yalnız. Tamamını çıkarırsan ölür canlı. Ancak makineye bağlaman gerekir. Dolayısıyla eskiki aktivitesini gösteremez. Ben şunu ortaya koymaya çalıştım: beyin düşünmekten sorumlu bir organ değildir başlı başına. Organlardan, kaslardan gelen sinyalleri ve kodlanmış bellekleri birleştirir. Bir eşgüdüm sağlar. Çünkü insan ve hayvan bedeni diğer canlılardan daha iyi evrimleşmiş, kıvrak ve atik hareketler yapabilen, birden fazla sistemlerden oluşmuş bir canlıdır. Ama düşünmek için vazgeçilmez değildir, belki insanlarda öyledir. Beyin hafıza kartı değildir. Organlardan ve kaslardan gelen hafızaları birleştiren, birbirleriyle işlem kurdurtan bir organdır. Bir bitki kökünü düşün, kökleriyle toprağa doğru doğru ilerlerken kendisini zararlı tuzlardan kaçınır, fakat su ve nitrat sinyalleri ile temas kurduğu zaman o bölgeye çullanır. Şimdi bu bitkinin beyni var mıdır? Veya bir tek hücreli canlının? O da aynı şekilde hareket eder. Canlıların kıvraklığı, atikliği, işbölümüne ayrılmış organlarının sayısı ve bedeninin büyüklüğü arttıkça, evrim cetvelinde, baş denen sinir düğümlerinden oluşan bir bölge oluşumu görülür. Bu ise, şunu gösterir: beyin eşgüdüm(birleştirme) işlevi gerekliliği nedeniyle sinir düğümleri birbirine yaklaşmış bir yapıdır. Zaten beyinden çıkan sinir telleri omurgadan giderek tüm bedene dağılır(Kıl köklerine kadar dahi). Bu da dış çevre koşullarına karşı adaptasyon sağlamada çabuk çözümler sunmaya yarar. Dolayısıyla hafıza kaslarda ve organlarda depolanır.
Ariyetten, ben bilim diye birşey yok demedim. Böyle gerektirebilecek birşey de yazmadım. Amerikanın uzay saçmalığını eleştirmek ve bunu sizlere haberdar etmek bilim karşıtlığı değildir. Amerika'nın(Amerika derken üç-beş de köleleşmeci dev şirketi kastediyorum. Bunları anlatırken Amerika deyip, %90'lık masum insanlara çamur atmak da adet olmuş bu arada.) politikalarına karşı çıkan herkes zaten terörist ilan edilmiştir. Genetik(DNA'ya bağlı ve genlerden oluşan) saçmalığı da zamanında Amerika'da türemiştir. Bugün ise, kalıtımdan sorumlu şeyin, başlı başına DNA olduğu değil, Hücredeki tüm biyokimysal reaksiyonların yol izlerinin frekansı olduğu ortaya çıkmıştır. Milyonlarca insanı inandırdılar buna(yani DNA'ya bağlı genetik saçmalığına). Binlerce film çekildi, saçma sapan araştırma kuruluşları kuruldu bu yolda. VE bu yeni görüş de dünyada gitgide kabul görmekte. "Central Dogma" saçmalığı yerin dibine batmakta. Yani, bu olguyu ortaya çıkaran insanlar, "milyonlarca bilim adamı "DNA'ya bağlı central dogma olayı bilimsel bir gerçek, ille de doğru" diyip, o buldukları şeyi araştırmaktan vazmı geçselerdi? Bu ne biçim anlayış böyle? Hep böyle olmuştur bu: sürü psikolojisi. Birisi birşey saçmalar, milyonlar arkasından, hiç düşünmeden, eleştirmeden arkasından koşar. Hitler de zamanında avrupayı kana bulamıştı. Yeni bir orta çağ saçmalığı, bir dini inanış: tıpkı tanrının evreni yarattığı ve kaza ve kaderi bildiği inanışı gibi, hücredeki herşeyden DNA sorumlu olması, canlının geçmişini geleceğini bilmesi, onu yönetmesi anlayışı... İnsanlardaki kafa ve coşkusal düşünme yapısının bilimsel alana sıçramasıdır bu olay. İki dogmanın işlevleri de birbirine benziyor işte. Allah ve DNA. Ve hatta buna beynin tüm canlıyı yönettiği anlayışına ekleyelim. Bunları insanlığın başına bela "üç mikrop" olarak nitelendirelim.
AMa gel gelelim ki, sömürgeciliğin baş şehir, üç-beş şirketin arka bahçesi olmuş Türkiye Cumhuriyetinde, bu üç mikop, insanlığın sevgilisi olarak tanıtılır. İnsanların bu üç mikrobun peşinde koşmaları sevdiklerinden ve bildiklerinden değildir aslında. Durmadan televizyonlarda ve eğitim kurumlarında bunların pompalanmasındandır Bu ülkenin garibanlığının ve çıkmazlılığının bir nedeni de budur işte.
Son olarak bilimde kesin diye birşey yoktur, herşeye süphe ile bakılmalıdır. Bir görüşü incelemeden, araştırmadan, bu pis, bu işe yaramaz denilemez. Katı sınırlar da yoktur bilimde. Her gelen yeni şey, daha öncekinin üzerine oturtularak geliştirilebilir veya onu ilelebet çürütebilir.
Bilimselcili alanında şunu da söylemek de fayda var: bilimle uğraşacak insanın kafası rahat, bedeni rahat, rahat düşünebilen, duyu alıcılarına ket vurulmamış, kasları doğal olaral devinen, kan akımları doğal, coşkuları doğal, kişilik olarak batırılmamış olması gerekir. Genelde ülkemizde çocuk yetiştirme anlayışı ataerkil, zorba, sert yönetimlerin egemenliğinde olduğundan bilimsel ve dinsel alanda gizemci, makineci, mucizeci, alana çok büyük bir kayma vardır.
Kendin ifade etmişsin: [I] Zaten beyinden çıkan sinir telleri omurgadan giderek tüm bedene dağılır(Kıl köklerine kadar dahi). Bu da dış çevre koşullarına karşı adaptasyon sağlamada çabuk çözümler sunmaya yarar. Dolayısıyla hafıza kaslarda ve organlarda depolanır.
Bilimselcili alanında şunu da söylemek de fayda var: bilimle uğraşacak insanın kafası rahat, bedeni rahat, rahat düşünebilen, duyu alıcılarına ket vurulmamış, kasları doğal olaral devinen, kan akımları doğal, coşkuları doğal, kişilik olarak batırılmamış olması gerekir.
Peki Stephen Hawking için ne söylüyorsunuz.Adamcagız kaslarını kullanmayı bırak konuşamıyor bile.Ama bütün dünya bilim adamı kimliğine saygı duyuyor.
''Dolayısıyla hafıza kaslarda ve organlarda depolanır.'' Serdar
Sevgili Serdar,
Bu bilgileri nereden buluyorsun ben ilk defa duyuyorum.
Hafıza hangi kas veya organda depolanır?
Adamın bacağını kesersen hafızasına bir şey olmaz hafızası yerindedir.
Ama kafa travması ,beyin sarsıntısı geçiren bir insanda geçici veya kalıcı hafıza kaybı olur.
İnsan tek böbrekle ya da tek kolla normal yaşamını sürdürebilir ama beyinin yarısını al bakalım ne olacak.
Karaciğerin yarısını alırsın,sindirim sistemini .mideyi ,bağırsakları alırsın,gözün birini alırsın ,dalağı alırsın,safra kesesini alırsın ,akciğerlerin bazı loblarını alırsın,bu organ kayıpları hafıza üzerinde hiç bir etki yapmaz.
Hafıza merkezi beyindedir.
Bilmek başka inanmak başka şey sen öyle düşünüyorsun diye senin düşündüğün gibi olması mümkün değil.
Hepsini çıkar at bakalım, canım. Tek böbrek, değil, böbreklerin hepsini çıkar at. Gözlerin ikisini de çıkar at. Doğal ortamlarda göremez, kör olursun. VE aç bir kurt gelir yer seni. Sonuç: düşünemez olursun. Her iki böbreği de al at. Kanında idrar oranı kabarır. Gene ölürsün. Böbrek dediysek tamamını düşün. Sonuç: gene ölürsün ve düşünemez olursun. Diğer yandan böbreklerden salınan hormon, senin davranış ve düşüncelerini etkiler. Sidik kesesinin şişmesi de senin davranış ve düşüncelerini etkiler. Hemen bir hela ararsın. Tek kolunun kırık olması, senin cesaretini etkiler: gene davranış ve düşüncelerin etkilenir. Saçlarını kestirdiğin zaman soğuk havada üşüdüğünü hissedersin. Ya mağaraya girer, ya peruk takarsın. Kalpsiz zaten düşünemezsin. Dalaksız da enfeksiyon kapar, hem bedensel hem düşünsel etkilenirsin.
Bütün bunlar en saf örnekler.
Bunların dışında, NLP denen icadı bir incelemeni isterim. Mesela kaslar kol kasları gerginken, insanın kafasında başka birşey canlanmakta, gevşekken ise başka birşey canlanmakta. İnsanın bedeninin duruşu bir haldeyken bilincinde başka şeyler canlanmakta ve duymakta, başka bir pozisyonda ise başka şeyler canlanmakta. Bütün bunlar, o insanın daha önce o pozisyonda dururken, kafasında neler görüp canlandırdığına bağlı. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. NLP de birçok karalama kampanyasına maruz kaldı. Fakat birçok şirket tarafından satış tekniklerinin arttırıması yönünde giderek kullanımı artmakta dünyada.
Bunların dışında Wilhelm Reich ve Orgonomy başlığı altında K. Çözümlemesi isimli kitabının son 130n sayfasından(son iki bölümünden) bazı alıntılar ve özetler yaptım. Mesela gene hasta kafasını tavana çevirdiğinde us yarılımı(şizofreni) süreci başlamakta. Daha da merak edersen kitabın al oku. Kas zırhlarını incele. Aynı başlıkta gene buna anlaşılabilecek bir tane örnek verdim. Onu okuyabilirisn.
İlk defa duyuyorsun, ama ilk defa görmüyorsun. Çevrendeki birçok canlı beyinsiz olarak yaşamakta. Nasıl oluyor bu? Hem de yaşama işlevleri haz ve kaygı mekanizmaları insanlara benzemekte.
Son olarak Stephand Hawking'in hayatı hakkında pek fazla bir bilgim yok, onun için bilmeden yorum yapmak istemiyorum.
Genetik(DNA'ya bağlı ve genlerden oluşan) saçmalığı da zamanında Amerika'da türemiştir. Bugün ise, kalıtımdan sorumlu şeyin, başlı başına DNA olduğu değil, Hücredeki tüm biyokimysal reaksiyonların yol izlerinin frekansı olduğu ortaya çıkmıştır.
Biyokimysal reaksiyonların yol izlerinin frekansını daha açık anlatabilir misiniz?
Diğer yandan böbreklerden salınan hormon, senin davranış ve düşüncelerini etkiler.
Mesela sinirlendiğimiz şeyleri beynimizle algılarız. İnsan sinirlenince böbreklerden adrenalin salgılanır.
Yani beyin algılar yorumlar ve böbreklere komut gider adrenalin salgılanır.
Mesela sinirlendiğimiz şeyleri beynimizle algılarız. İnsan sinirlenince böbreklerden adrenalin salgılanır.
Yani beyin algılar yorumlar ve böbreklere komut gider adrenalin salgılanır.
Beyin algılamaz, yorumlamaz da. Mesela kötü kokulu bir odaya veya kötü kimyasalların olduğu bir odaya girdiğinde, çevreden gelen sinyalleri, bedenin diğer organlarının nasıl etkileneceğini çıkarmak aracılığıyla diğer organlarla bağlantı kurar. iletişimdir vazifesi. Ona göre kokunun veya kimyasalların iyi veya kötü olduğuna karar verirsin. Beyinin önemi hayatidir. İletişim ve bedensel birliktelik, haberdarlık sağlanmak zorundadır. Yoksa beden ayrışır, parçalanır, bölünür. Yorumlayan organlar ve kaslardır. Hafıza diye bir şeye de sahip değildir. Sadece organların ve kasların bilgileri hafızaya almasına aracılık eder.Açlık halinde glikozu ilk beyin tüketir.
http://img6.imageshack.us/img6/2096/resim037.jpg (http://img6.imageshack.us/my.php?image=resim037.jpg)
Şu şekilde birşey düşün. Buradaki okların her kesişme noktasını bir molekül, protein veya biyokimyasal tepkimeye giren bir molekül olarak kabul et. Oklar, yani çizgiler birer biyokimyasal reaksiyon, yani biyokimyasal yol izleri olsun. Şimdi burada bazı moleküller, birden fazla reaksiyona girebilmekte. Bazıları da tek bir yol izine sahip olmakta. Bu çizim sadece basitleştirilmiş bir çizim. Gerçek canlıdaki yol izleri bundan alabildiğine daha karmaşık ve geniş. Bir balıkçı ağını hayal et. Ondan bile daha karmaşık. Canlı hücre zarının içinde birçok reaksiyon gerçekleşmekte.
1. Burada canlının ne olduğunu belirleyen etkenlerden birisi işte bu ağların oluşumu, dizilimidir. Bir A molekülü B, C, D molekülleriyle reaksiyona girip, E,J ve F moleküllerini oluşturmakta. Başta bir canlıda ise, Z molekülü var, bu Z molekülü, H ve G molekülleriyle tepkimeye girerek E ve F moleküllerini oluşturmakta. Farklılığın yani, canlının maymun mu yoksa ahtapot mu olacağını belirleyen etkenlerden birisi bu.
2. En önemlisi, ise şu: 6 tane A molekülü var sayalım. Mesela birim zamanda 2 A molekülü, 2 B molekülü ile 3 A molekülü 3 C molekülü ile ve 1 A molekülü de 1 D molekülü ile reaksiyona girmekte. Başka bir canlıda veya canlı sisteminde ise C molekülleri 6 A molekülünden 1 birim pay olarak reaksiyona girmekte. D molekülleri de 4 pay alarak, yani 4 D molekülü 4 A molekülü ile reaksiyona girmekte. Geriye kalan 1 A molekülü de 1 B molekülü ile eşleşmekte. Böylece bütün moleküler reaksiyonların kendisine özgü birer frekansı olmakta. Yani her yol izinin kendine ait bir hızı olmakta. VE ayrıca her yol izinin kendisine ait bir biyokimyasal dengesi olmakta.
İşte kalıtımdaki bilginin kaynağı, bu büyük ağdaki, reaksiyonların birbirleriyle olan frekansları ve etkileşimleridir. Döl adı verilen hücrelerde, hücre bütünsel yapısında bu frekansları ve moleküler ağ yapısını taşır. Her nesilde çevre koşullarının değişmesi ile, değişik çevre şartları ile karşılaşma sıklığının büyüklüğü ile doğru orantılı olacak şekilde, bu ağda belli oranda değişiliğe sebep olur. Bu şekilde farklılaşma ve evrim gerçekleşmekte.
Frekans: birim zaman başına bir olayın gerçekleşme sayısıdır. Periyotun çarpmaya göre tersidir.
Sn Serdar ,
Katılıtımda biyokimyasal yol izlerinin etkili olması iddianı Lamarck ın kazanılmış karakterlerin iletimi tezine benzetiyorum.
Peki biyokimyasal yol izlerinin kalıtımda belirleyici olduğunu kabul edersek hücre çekirdeğindeki DNA nın fonksiyonu nedir?
Benim iddiam değil, Sayın Ayejj. Yazılarımı okudusan analaman lazım. Ama katıldığım ve savunduğum bir açıklama.
http://img24.imageshack.us/img24/3840/resim044.jpg (http://img24.imageshack.us/my.php?image=resim044.jpg)
W. Reich, Kanser, Sayfa 65 (Kitap 1930 ve 40'larda yazılmıştır.)
evrensel-insan
02-09-2010, 06:09
Saygideger arkadaslar;
Guncelleme.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Bilimadami elbette bir inanca sahip olabilir, ama labaratuvar kapisinda o inancini birakmalidir, sayet gercekten bilim uretmek istiyorsa.. Yani birbirine karistirmamalidir.
evrensel-insan
25-09-2010, 00:38
Saygideger neva;
Aynen. Bir de epistemolojinin ustune cikip, spekulatif bir teoriyi bilimsel olarak ortaya atmamalidir, buna kendisi inansa ve bunu kendisi kendine dogrulasa bile.
Onemli bir konuda, bilimsel her turlu cabasini, ne kendi cikarina, ne de herhangibir zihniyet, ideolojik inancsal dogru cikarina degil; insanoglu turu ve birinin bilgilenmesi, haberdar olmasi adina harcamalidir.
Cunku bilim ve bilimsellik, TARTISMA ACMAK DEGIL; BIR SEYE ACIKLIK GETIRMEK, BELIRTMEK VE ORTAYA KOYMAKTIR.
Saygilarimla;
evrensel-insan