![]() |
Şeyh Sait / Kürd Said
Bir Türk öldürmek yetmiş gavur öldürmekten daha üstündür.
Yukarıdaki alçak ifade,Bedii-üz DİNgil'in,"ekremim" dediği ve "biraderi" olmakla övünen(Ben birader-i azamım,ekremim Şeyh Sait efendinin öcünü alacağım,aldım) İngiliz işbirlikçisi Şeyh Sait'e aittir. Şey Sait,Musul görüşmeleri sırasında İngilizlerden aldığı destekleéDin elden gidiyor"maskesiyle Kürt devleti kurmak için isyan etmiş,isyanın sonucunda bacanağı Binbaşı Kasım tarafından yakalanarak adalete teslim edilmitir. Şeyh Sait,ayaklanma sırasında bacanağı Binbaşı kasım'a"Bir Türk öldürmek yetmiş gavur öldürmekten daha üstündür"diyor,Bacanağı da tanıklık yaptığı mahkemede bu sözleri onun yüzüne karşı anlatıyor ve tutanaklara geçiyordu. "İşittiğim odur ki,şeyh Sait,din için kıyam farz oldu demiş.Bir türk öldürmek,yetmiş gavur öldürmekten daha üstündür demişti" şeyh Sait'in duruşmasında savcı ile aralarında geçen konuşmalardan Kurtuluş savaşı sırasında Şeyh Sait ve takımının dinlenip yığınak yaparak sürekli güçlendiği,Türk ordusunun yorgun ve zayıf anını kolladığı da ortaya çıkıyordu: "...Bu kıyamınızı vacip görüyorsunuz.Küffar, islam beldelerini çiğnerken cihat nedir? O da cihattır,farzdır. Yunan bütün memleketi çiğnerken bu topladığınız dört bin kişi ile neden Yunan üzerine yürümediniz? O zaman yine giderdik.Vaktimiz yoktu.o zaman biz çok perişandık.Vaktimiz olsaydı durmazdık.Balkan muharebesinde hazırlandık,istemediler.Bu muharebede göçmendik,yoksulduk." Kurtuluş savaşında Yunan'a kurşun atmak için vakit bulamayan Bedii-üz DİNgil'in "ekremim" dediği Sait ve adamları,İngilizlerden çil çil altınları cebe indirince Türk askerini arkadan vurarak ayaklanıyorlar,yüzlerce asker ve sivilin yaşamını tehlikeye atarken Musul'un da İngilizlerin eline geçmesine neden oluyorlardı. Şey Sait,suçu sabit görülerek idam ediliyordu. "iki mektebi müsibetin şahadetnamesi yahud divan-ı harbi örfi" adlı kitabının 11.sayfasında; "ben ki,bir adi Kürdüm"diyen ve sürekli Kürt kökenli vatandaşlarımızı kışkırtarak yola çıkan Kürt Said'de "birader-i azam"ının intikam ateşi ile yanarak hezeyenlerde bulunuyordu. -Ey Asuriler ve Keyanilerin cihangirlik zamanında pişdar,kahraman askerleri olan alan Kürtler'..Beş yüz senedir yattığınız yeter artık uyanınız sabahtır..." Kürt Said'deki bu ateş karşısında hayranlığını gizleyemeyen ve "hıyarım" diyen her müselmana bir avuç tuz'la koşan Fetoş da,"fasıldan-fasıla"adlı edebi yapıtının 14. sayfasında salt tuz ile değil yağdanlığı ile de koşmakta ve bu deli ve zır cahil'i Muhammetle özdeşleştirmektedir: ".aynı şekilde,1876 da şarkın yalçın kayalıklarından bir ateş-pare zuhur edeceği ve din-i mübin-i islam'ı yeniden gnüllerde ihya edeceği bazı ehl-i keşif tarafından müjdelenmiştir.Oyas ki müjdelenen zat,o tarihte henüz dünyaya teşrif etmiştir.Misyonunun tamamlanması gelecek yıllarda gerçekleşecektir.Evet çekirdekte ağaç,damlada derya görülür ve müjdelenir.Ağacın tam büyümesi,deryanın bütünüyle ortaya çıkması ise,amana bağlıdır;belli bir sürenin geçmesine vabestedir.Öyleyse kuluçka sabrıyla zamanın çıldırtıcıığına karşı beklemek icap eder." PS: Son Üç Topicin Kaynakçası www cinsinden: http://www.network54.com/Forum/threa...155862&message id=1073043426&lp=1074595050 |
Hoşgörülü, sevecen, saygılı üslubun mimarı! Mutezile.
Bir insanın birşey hakkındaki tek kaynağı kaypak internet siteleri olunca böyle oluyor tabi. Kaynakçaya bak. Bir internet sitesi. Ne kadar da bilimsel, aklın aydınlattığı asil bir tavır! Sadece iki şey söyleyecem, çünkü bu yazıdaki yanlışları düzeltecek kadar vaktim yok. 1) "Bir Türk öldürmek yetmiş gavur öldürmekten daha üstündür." Bu lafı eden şeref fukarası ne Şeyh Saiddir ne de Said Nursidir. Aslına bakarsanız böyle bir söz de yok. Bu sözün değişik bir versiyonu var. Bu lafı eden soysuz, şimdiki Mesut Barzaninin babası olan Molla Barzaninin. Laf aynen şöyle. "1 Türk askeri öldüreceğinize 10 tane nurcu öldürün." Ama çarpıtma mantığı bu gerçeklere rağmen işlemeye devam eder ve bu lafı alır evirir çevirir, kürtçülükle alakası olmayan Şeyh Saide (İstiklal mahkemesi hakiminin Şeyh Saide "NEDEN KÜRTÇÜLÜK GÜTMÜYORSUN?" şeklinde bir soru yönelttiği zabıtlarda geçer) ya da Said Nursiye izafe edilir. Çamur at izi kalsın. 2) "Kurtuluş savaşında Yunan'a kurşun atmak için vakit bulamayan Bedii-üz DİNgil'in" BedizüDİNGİL dediğin adam 1. Dünya Savaşında Doğu Cephesinde gösterdiği kahramanlıklar nedeniyle ödül almış adam. Emrindeki talebeleri ile (Ki keçe külahlılar olarak tabir edilir.) Bitlis ve havalisini savunmuş, nihayet yaralanarak ruslara esir düşmüştür. Kurtuluş savaşı sırasında da Cihad için fetva veren birkaç cesur din adamından bir tanesidir. Ayrıca yazdığı Hutuvat-ı Sitte gibi eserlerle de İngilizlerin Osmanlı toprakları üzerindeki İslam medeniyetine sataşan fikirlerini adeta madara etmiştir. Kılıç kesmez, kalem keser. ÖNEMLİ NOT: Şeyh Saidin, kıyam için gerekli silahları İngilizlerden almadığı, İngilizlerden GASPETTİĞİ Kazım Karabekirin anılarında geçer. Karabekir paşanın anlattığına göre Şeyh Said ve avanesi Karabekir paşanın da yardımıyla İngilizlerin stokladığı cephaneliğe baskınla silahları kaçırırlar. Silahları sonradan da kıyam için kullanırlar. İnternet sitelerinden başınızı kaldırıp gerçek tarihi vesikalara bir göz atsanız bu saçmalıklar olmayacak da, neyse kader hükmünü er geç icra eder. Allah imhal eder ama ihmal etmez! Deveye sormuşlar boynun niye eğri?Verdiği cevap da aynen senin yazdıkların gibi. Neresi doğru ki bu yazılanların. |
Said-i Kürdi'den İnciler
1877 yılında Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyünde doğan ve 24 mart 1960 tarihinde ölen ve bidayette Saidi Kürdi diye anılan bir şahsın esas gayesi, Türklüğü tahrif ederek ayrı bir Kürt devleti kurmaktır. Nitekim yaşamı boyunca bu amacını gerçekleştirmek için etkinlik göstermiştir.
Doğduğu bölgeden İstanbul'a gelen Said-i Kürdi, 31 Mart ayaklanmasına katılmış, Milli mücadele döneminde Kürt Teali Cemiyeti kurucuları arasında yer almıştır. (kaynak Marmara Brifingi: Orgeneral turgut Sunalp, Korgeneral Abdurrahman Ergeç, Tümgeneral Recai Engin, Tümgeneral, Memduh Ünlütürk, Tümgeneral Fazıl Polat, Kur. Alb. Fikret Küpeli...) Bu zamandan 1950'ye kadar risaleleri yaymaya ve cemaatini büyütmeye devam etmiştir. 1950 sonrasında yazmış olduğu risalelere dayanan cemaatini iyice güçlendirmiş ve bu dönemki DP hükümeti le işbirliğine girmiştir. Atatürk'ün başlatıığı toprak reformunu yarıda bırakarak bölgesinin ağalara ve şeyhlerin elinde kalmasında büyük pay sahibi olan Said-i Nursi zamanın iktidarı Adnan Menderes tarafından eli öpülerek el üstünde tutulmuştur. 1960 ihtilaliyle birlikte Adnan Menderes ve diğerleri asılmıştır. Said-i Nursi'nin cesedi de İhtilal subayları tarafından ortadan kaldırılmıştır. Şeriat devleti isteyenlerin bütün hareketlerinin gerisinde emperyalizmin çirkin yüzü sırıtmaktadır. 31 Mart irtica olayında da Derviş Vahdeti'nin ve Melanzade Rıfat'ların iplerini elinde tutan gerçek güç emperyalizmdir. 15 Aralık 1908 tarihli Volkan gazetesinde, İngilizlerin adem-i merkeziyetçiliği sayesinde Kıbrıs'ın "küçük bir İsviçre" haline geldiğini ileri sürmektedirler. Oysa ki Kıbrıs İngiltere hükümetinin Osmanlı'dan alacaklarına akrşılık rehin aldığı fakat ilk bahaneyle el koyduğu veişgal ettiği, nüfusunun da Yarıya yakınının Türk olduğu bir topraktır. İngilizlerin burayı tek kurşun bile sıkmadan dalavereyle ele geçirmesini ve sömürge kurmasını Volkan gazetesi alkışlamaktadır. 8 Nisan 1909 tarihli Volkan Gazetesi: "İngiliz Hükümetinden, kuvvetli, mütefennin, her surette müterakki, hami-i insaniyet bir hükümetin mevcudiyetini hala mutasavver mir?" diyerek bugünkü Amerikan dalkavukluğuna andırır biçimde İngiltere'nin her yönden propagandasını yapmaktadır. İşta 31 Mart olayının başkahramanı Derviş Vahdeti dahi, günümüz Amerikan şeriatçılarına benzer biçimde koyu bir İngliz İngiliz şeriatçısıdır. 31 Mart yobazları önlerine çıkan ilerici subayları şehit ettikleri halde hristiyan kafirlere karşı davranışlarında son derece "centilmen"dirler. Yobazlara 31 Mart günü yollarda rastladıkları hristiyanlara korkmamaları için teminat vermişler, yabancı elçiliklerin kapılarına da nöbetçiler dikmişlerdir. İsyandan sonra hükümet 31 Mart olayında ünlü "Intelligence Service"e mensup İngiltere elçiliği baştercümanı Fitz Maurice ile onun ihzmetindeki yerli işbirlikçilerin marifetlerini saptamışlar ama bu konuyu kurcalamaktan kaçınmışlardır. Isparta'daki sürgünden memleketine dönen Said-i Kürdi yine İngilizlerin işgal planına uygun olarak Doğu'da ve güneydoğuda İngiliz hükümeti destekli bir Kürdistan kurulması amacıyla "Kürt Teali Cemiyeti" kurucuları arasında yerini aldı.(kaynak: Marmara brifingi, 1971) Bir yandan işgalcilerle mücadele eden Ankara hükümeti bir yandan da İngiliz destekli gerici isyanları bastırmakta başarılı olunca Said-i Kürdi bu sefer M. Kemal'le görüşmek için Ankara'ya gitti. Amacın şeriat devleti kurmak olmadığını, ulusal temele dayanan devlet kurmak olduğunu anlayınca bundan vazgeçti. Bugün dahi Nurculukta cuma namazı kılınması farz kabul edilmez. Çünkü Said-i Kürdi'nin anlayışına göre ülke hala "müslüman" değildir. "Dar-ül harp"tir. Yani şeriatı getirmek için savaşılması geren topraklardır. Bu anlayışa uygun olarak çıkan ve arkasında İngiliz desteği olduğu resmi belgelerle kanıtlanmış olan Şeyh Sait isyanına katıldığı için İstiklal Mahkemesince yargılandı ve birçok ilde sürgün yaşadı. İngiliz destekli bağımsız Kürdistan isteyen bu ayaklanma birçok şehrin yıkımına, ordunun büyük ölçüde kayıp vermesine ve misak-ı Milli sınırlarımız içinde olan Musul ve Kerkük'ün İngilizlere kalması ile sonuçlandı. Nur cemaati'nde Atatürk'ün "Öküz aleyhisselam", "Beton Kemal", "Deccal" gibi isimlerle anılmasınınn arkasında bu şeriatçı ayaklanmaların uğradığı hezimetler yatmaktadır. Ayrıca İzmir ve Erzincan Depremleri için şöyle dediğini F. Gülen kendisi naklediyor:"Ya oralarda hiç hizmet eden yoktu(dine hizmet eden) veya onlar yenik durumda idiler ki bu bela başlarına geldi.". Yani müslümanı varsa bile azınlıktıaydı. Depremler bu yüzden olmuştu. Fethullah Gülen de bu söze dayanrak şunu ekliyor( Prizma 2 sf 66): " Devlet bu belayı hazrıladı, altyapı hazır değildi, inşaat ruhsatı verilmemeliydi vs.- diyorlar. Halbuki İslam inancına göre maziye ve musibetlere kader açısından bakılır. Artık bu safhada bize Allah'a tevekkül etmek düşer. Yoksa böyle bir bakış açısı, musibeti Üstad'ın ifadesiyle ikileştirir." Risaleleri de yakında inceleyeceğiz ''İnşallah'' |
:) güzel senaryo yazıyorsun mutezile,farklı incelemelerini de okumak isterim.
Selametle kalınız, |
Evet mükemmel bir hayalgücü ve tasvirler fevkalade. Altın Portakal'dan bir yapımcının siteye davet edilmesi lazım.
Said-i Kürdi ismi Kürtçü Said anlamına gelmiyor. Bunu herkes bilir. Ama "Bidayette Said-i Kürdi diye anılan bir şahsın" gibi ifadeleri kullanan birisi Halid-i Bağdadi'nin Bağdatçı ya da Arap ırkçısı, Celaleddin-i Rumi'nin Rumcu ya da Rum ajanı, İmam Buhari'nin buharacı ya da Arapların içine Buharalıların ajan olarak soktuğu birisi olarak anlaması lazım. Rumî, Bağdadî ya da Buharî ne anlama geliyorsa Nursî de o anlama geliyor elbette ama çarpıtma zihniyeti sağolsun. Kürdî, Kürtlerin çoğunlukta yaşadığı havaliden olması hasebiyle kendisine izafe edilen bir isimdir. Bunu öğrenin artık. Esas gayesinin Türklüğü tahrif etmek ve ayrı bir Kürt devleti kurmak masalı çamur at izi kalsın zihniyetinin yıllardır bu milletin başına bela ettiği bir iftira. Beyler 1 defa şunu çok iyi anlamalıyız. Osmanlının son dönemlerinde daha belirgin olarak kullanılan "Lazistan, Kürdistan" gibi ibare ve ifadeler Osmanlıdan ayrılmış ya da ayrıştırılmak istenen bir toprak parçasını değil, Laz veya Kürt kökenli Osmanlı tebasının çoğunlukta olduğu havalileri ifade etmek için kullanılan COĞRAFÎ ve KÜLTÜREL bir tabirdir. Bugünkü anlamıyla politik bir tabir değildir. Çeşitli devlet yazışmalarında ve halk dilinde daima bu anlamda kullanılmıştır. Coğrafi ve kültürel anlamda Kayseri'nin doğusuna bugün bile Kürdistan diyebilirsiniz. Bu, Doğu ve Güneydoğu illerimizi bu ülkeden bölme hevesi olarak adlandırılamaz. Kürtçülük cereyanının tarihi PKK ile başlamadı. Osmanlı'nın son dönemlerinde de kürt havalisini Osmanlı sınırlarından koparıp ayrı bir devlet haline getirme çabalarına rastlanır. Bu işin başını o dönemlerde BAĞOS NUBAR ile ŞERİF PAŞA çekerler. İşte asıl çatmanız gereken bu iki isimdir. Sebilürreşad dergisinin Kürdler ve İslâmiyet, c.18, sayı 461, 4 Mart 1920, s. 224-225. sayısına bir göz atalım. Dikkat buyurun ciddi bir kaynaktır. O dönemlere bire bir tanıklık etmiş bir dergidir. "Boğos Nubar ile ma’hûd Şerif (Paşa)’nın birleşerek Kürdler’i câmi’a-i İslâmiyyeden ayırmak teşebbüs-i hâinânesinde bulundukları haber alınır alınmaz gerek burada gerek Kürdistan’daki bütün Kürdler kemâl-i nefretle protestolarda bulundular. Salâbet-i dîniye hususunda pek yüksek bir mertebede bulunan Kürd ihvân-ı dînimizden beklenen de bu idi. Her millet arasında zuhûr etdiği gibi Kürdler arasında da türeyen birkaç hamiyetsiz iftirakcının, politikacının, hiçbir kıymeti olmayacağı şübhesizdir. Bilakis, bu kabîl kesânın ızhâr-ı nifâk etmeleri vahdet-i İslâmiyyeyi daha ziyâde te’yîd ve teşyîd eder. Nitekim o haber üzerine umûm Kürdler’in galeyân ve tezâhürât-ı vahdetkârânesi bunu pek güzel isbât etmiştir. Bu husûsda en ziyâde söz söylemek salâhiyetini hâiz bulunan ve Kürdler’in salâbet-i dîniye, necâbet-i ırkıye ve celâdet-i İslâmiyyesini bi-hakkın temsîl eden ve Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiyye a’zâsından, Kürd eşrâf ve mütehayyizânından bulunan fâzıl-ı şehîr Bedîuzzamân Said el-Kürdî Efendi hazretleri buyuruyorlar ki: “Boğos Nubar ile Şerif (Paşa) arasında akdedilen mukaveleye en müskil ve belîğ cevâb vilâyât-ı şarkıyyede Kürd aşâiri rüesâsı tarafından çekilen telgraflardır. Kürdler câmi’a-i İslâmiyyeden ayrılmağa aslâ tahammül edemezler. Bunun aksini iddiâ edenler mutlaka makasıd-ı mahsûsa tahtında hareket eden ve Kürdlük nâmına söz söylemeğe salâhiyetdâr olmayan beş on kişiden ibâretdir... Kürdler’in da’vâsı pek ma’nâsız bir iddi’âdır. Çünkü her şeyden evvel müslümândırlar, hem de salâbet-i dîniyeyi ta’assub derecesinde îsâl eden hakiki Müslümanlardan. Binâenaleyh Ermeniler’le aynı ırkdan bulunup bulunmadıkları meselesi onları bir dakika bile işgal etmez. “el-İslâmu cebbe’l-asabiyyeti’l-câhiliyye”. İslâm, uhuvvet-i İslâmiyyeye münâfî olan kavmiyyet da’vâsını men’ eder." Görüldüğü gibi Said Nursi ta o devirlerden başlamak suretiyle Kürtler'in ayrılmaları fikrine şiddetle karşıdır. Şimdi bu beyannameye dikkat edin: İkdâm Cerîde-i Mu’teberesine Evvelki günkü gazeteler Paris’de Şerif Paşa ile Ermeni Heyet-i Murahhasası reisi Boğos Nubar Paşa arasında Kürdistan ve Ermenistan hakkında bir itilâf akdedildiğini yazarak Kürd efkâr-ı umûmiyesinden istîzâhâtda bulunuyorlardı. Dört buçuk asırdan beri vahdet-i İslâmiyye’nin fedâkâr ve cesur hâdim ve tarafdârları olarak yaşamış ve dinî an’anesine sadâkati gaye-i hayat bilmiş olan Kürdler, henüz beş yüz bine karîb şühedâsının kanı kurumadan, şişlere geçirilen yetimlerinin, gözleri oyulan ihtiyarlarının hatıralarını teessürle anarken, İslâmiyet’in zararına olarak tarihî ve hayatî düşmanlarıyla itilâf akdetmek sûretiyle salâbet-i dîniyyeleri hilâfında iftirâk-cûyâne âmâli ta’kib edemezler. Binâenaleyh Kürd vicdân-ı milliyesinin bu tarz tahassüsüne mugayir hareket eden zevâtı da tanımazlar ve yegâne emelleri de vahdet-i dinî ve millîlerini muhâfaza olduğundan keyfiyetin izahâtına delâlet buyurulmasını muhterem gazetenizden istirhâm ederiz. Sâdât-ı Berzenciye’den Dava Vekîli Ahmed Arif Hizan Sâdât-ı kirâmından İhtiyât Binbaşısı Muhammed Sıddık Ulemâ-yı Ekrâd’dan Said-i Kürdî Bu beyannameyi imzalayan adamlar Kürtçü olabilir mi? Kürtlerin ayrılmaları fikrine sahip olabilir mi? Bunu iddia edene tarihten bihaber denmez mi? Tarihi bildiği halde çarpıtana ne denir? 31 Mart ayaklanmasında Said Nursi'nin yatıştırıcı rol oynadığına dair de iki önemli eser var. İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi veya Divan-ı Harbi Örfi adlı eserleri. Mahkemede yaptığı bu savunmanın ardından beraat eder. Eğer gerçekten 31 Mart'a katılmış olsaydı ittihatçı kafanın ali kıran başkesenliğe soyunduğu bir dönemde affedilmezdi. İttihatçılar kendisine 31 Mart ayaklanmasına katılıp da idam edilen kişilerin cesetlerinin darağacından sallandırıldığı meydanı göstererek sorarlar: "Sen de şeriat istemişsin, öyle mi?" Said Nursi'nin cevabı: "Şeriatın bir hakikatine bin ruhum olsa feda etmeye hazırım, zira şeriat sebeb-i saadet ve maslahattır, fakat bunların istediği gibi değil." 1911'de Şam'a gider, Emeviye Camisinde ulemanın da aralarında bulunduğu kalabalık bir cemaate meşhur Hutbe-i Şamiye'yi irad eder. 1. Dünya Savaşında Van ve Muş'ta talebelerini örgütler. Bir milis alayı oluşturulur. Ruslar'a karşı savaşır. Bitlis'te yaralanarak Ruslar'a esir düşer. 2 yıldan fazla Kosturma'da sürgünde kalır. Daha sonra firar ederek Bulgaristan üzerinden İstanbul'a gelir. İstanbul'da İngiliz elçisi İngiliz dışişleri bakanlığına bir telgrafında aynen şunları yazar: "Hükümetimizin niyeti, Türkleri ne olursa olsun zayıf düşürmek ise de, Kürtleri onlardan ayırmak hiç de fena değildir ve bu mümkündür. Ancak bu çok dikkatli bir şekilde icra edilmelidir." (Selahattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, c. I) Rahip Frew ve Binbaşı Noel adındaki 2 ingiliz ajanı bu işin altyapısını oluşturmakla görevlendirilip İstanbul'da faaliyetlerine başlarlar. Kürt Teali Cemiyeti de bu amaca hizmet için kurulur. Kürt Teali Cemiyeti çeşitli Kürt kökenli ileri gelenlerle temas kurduğu gibi Said Nursi ile de temas kurarlar. Cemiyetin ileri gelenlerinden gazeteci Mevlânzâde Rıfat Said Nursi'ye bir mektup yazar, mektubunda bağımsız bir kürt devleti fikrini açar Said Nursi'ye. Ancak Said Nursi mektuba cevabında "Devlet-i Aliyye’yi yeniden diriltmek için yapılacak her türlü hareketin içinde yer almaya hazır olduğunu, ancak Kürt Devleti tahayyülünün sadece İslâm düşmanlarının işine yarayacağını" açıkça ifade eder ve Mevlanzade Rıfat satılmışını şiddetle reddeder. (Mustafa Nezihi Polat, Mülâkat, Erzurum 1964, s. 30-34; Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi, İstanbul 1979, s. 214-216.) Kürtçülük cereyanının o dönemlerde akim kalmasında etkisi olmuştur Said Nursi'nin. Bu inkar edilemez. Diğer taraftan Anadolu'daki mücadeleye de büyük destek verir. HUTUVAT-I SİTTE isminde bir eser neşreder. Bu eser öyle bir etki yapar ki İngilizlerin psikolojik savaş taktiklerini ters yüz eder. İngilizlerin Anglikan Kilisesine hazırlattıkları sorulara öyle bir cevap verilir ki İngilizlerin şımarık tavırlarını kendi suratlarına çarpar. Bu eser sebebiyle Said Nursi idam kararına çarptırılır. Ancak kürtler arasında "Said Hocayı İngizlizler astırdı" fikri hakim olursa İngilizler kürtleri kışkırtamayacaktır, Said Nursi İngilizlere karşı Kürtler arasında bir kahraman olacaktır ve Kürtler ingilizlerden ebediyen nefret edecektir. Kürt halkıyla daha hesapları bitmeyen İngilizler bu idam kararını uygulamazlar. Kürtlerin kendilerinden nefret etmelerini henüz istememektedirler çünkü. Sen kalk bu adama İngiliz mandacısı de. Ayıp be. Hutuvât-ı Sitte’de çürütülen İngiliz propagandası şu maddelerden meydana geliyordu: -Kadere boyun eğerek işgalcilerin her türlü muamelesine rıza gösterilmesi, -Daha önce Almanlarla dost olunduğu gibi İtilaf Devletleri’yle de iyi geçinmekte dinen bir sakınca olmadığı, -Geçmiş idarecilerden herkesin şikayetçi olması sebebiyle duruma rıza gösterilmesi gerektiği, -Anadolu’daki sergerdelerin niyetlerinin din ve İslâmiyet olmadığı, -Hilafet’in söz konusu sergerdelerin aleyhinde olduğu, İlgilenenler ve gerçekten bu konu hakkında birşeyler öğrenmek isteyenler, işin aslını merak edenler Hutuvat-ı Sitte eserine müracaat edebilirler. Ufak bir risale, küçük boy. Nur risalelerinin satıldığı kitabevlerinden temin edilebilir. |
açıklama için teşekkür ederim aliminyum. neyse ya sabah sabah kıl oldum şeyh saite sonra tarattım şeyh sait kimdir diye bak sen de tarat ilk çıktığı yerde saidi nursiyi anlatıyo, ben de ulen o bumuymuş oldum tabiatiylen. tabii işin dinsel kısmını sizin kadar bilemem. nurculuğun öğretisi nedir onu da bilmem hatta. benim kıl olduğum taraf şu anda petrole çok para veriyor olmamız, şimdi musul kerkük bizim elimizde olsa en kral ülke olurduk di mi ama? :)
|
Ayrıca Mutezile. Said Nursi o dönemlerde Isparta'ya uğramış değil. Ayrıca sürgün de değil o. Marmara brifingine tarihçiler çok gülmüştür herhalde. Van olacak orası Van. Van niree, Isparta nire abi :)
"Bugün dahi Nurculukta cuma namazı kılınması farz kabul edilmez." Yalan. Yıllardır kaldım o adamların içinde her hafta giderdik. "Bu anlayışa uygun olarak çıkan ve arkasında İngiliz desteği olduğu resmi belgelerle kanıtlanmış olan Şeyh Sait isyanına katıldığı için İstiklal Mahkemesince yargılandı ve birçok ilde sürgün yaşadı." Şimdi söyle bana. Şeyh Said'in İngiliz desteğini aldığının kanıtı nedir? Sarı bir zarf. Bu sarı zarf güya Şeyh Said'e İngilizlerce postane aracılığıyla gönderilmiştir ve M. Kemal'in Dahi! subayları bu zarfı ele geçirir. İyi de hemşerim, elin İngilizi PTT'den casusculuk oynayacak kadar aptal mı? Kazım Özalp miydi neydi, Atatürk'ün meyhane arkadaşı. O adamın anılarını bir oku. Bu konu hakkında daha etraflıca malumat edinebilirsin. Boşver Marmara brifingini falan. Bu adamlar tarih bilmiyor besbelli. Risaleleri de yakında incele bakalım. Böyle abuk subuk iddialarla inceleyeceksen bence hiç teşebbüs etme. Yalan olduğu acayip sırıtıyor. Hele de sitede benim olduğum zamanlara denkgetirmemeye çalış. E biraz da Sıdk'ı elden bırakmamak lazım. |
Kazım Özalp'ın 31 mart ayaklanmasını bastıranların başında gelmesinden mi gocunuyorsun?
Alıntı:
* Yine eski alışkanlıklarına dönmüşsün. Zaten desene hiç bırakmadım..Yine yazdığın satırlardan aynı şeyler akıyor: Kibir, bir sürü kem söz (hoş; sahibine aittir), seviyesizlik. * Volkan gazetesi ve Muhterem Fethullah G.'nin sözleriyle fazla ilgilenmedin herhalde. Ya da İnkarı mümkün olmayan paragraflarla ip mi atlıyorsun? Dikkat et ayağına takılmasın.. * Alüminyum yazdı: Alıntı:
Sen sitede olduğuna denk getirmemeye mi çalışacağım? Fasulye gibi kendini nimetten mi sanıyorsun gerçekten? |
Evet bencede Risaleleri oku mutezile çünkü ne kadar haklı olduğunu gör. Herkes ne çabuk unuttu Fetullahın patlayan kasetlerini!! Hep merak ettim niye insanların anlamayacağı bir dilde kitap yazıyor bu adam. Nurculara göre ise Bedüzaman. Pöh. Altı üstü bir insan. Ne bir alim ne de başka bişey. Ama insanların aklını karıştırmayı iyi bilen biri. HAtırlarım sevgili Adnan menderesin o muhterem elleri öptüğü. Toprağı boll olsun
|
Menderesin öptüğü tek el Said'in elleri değil ne yazık ki Himgil
|
ve öptüğüde sadece el değil mutezile
|
Mutezile.
Alıntı yaptığın sitenin yalancı rezaletlerini gördük. Hutbe-i Şamiye eserini 31 Mart'la telif etmeye çalışan ve Adnan menderes ile el sıkışan sakallı cübbeli bi amcayı Said Nursi diye bize yutturmaya çalışan yalancının tekinin yaptığı bi site. Belge getiriyoruz, taa Sebilürreşad be. Onları da boş söz diyorsun ya e helal olsun. Kafanıza kafdağı düşse ayılmazsınız. Sen onu bunu bırak da Hutuvat-ı Sitte'deki anlatılanlara, Sebilürreşad'ın anlatılarına karşı birşey diyebiliyor musun onu söyle diyeceğin varsa? İlkokul 5 çocukları gibi Kemalizm jargonu kesmeyin, madem ki tarihi gerçekleri konuşuyoruz romantikliği karşılıklı olarak elden bırakalım ha? Var mısınız? |
Said nursi'nin hayatını öğrenmek istiyosanız risalei nur kitabını okuyun. onun dışında başkalarının düşündükleri sizi ilgilendirmesin. herkez işine geldiği gibi yorum yapıyor. birde alıntı yaptığımız sitedeki herşey doğruymuş gibi algılamayın. öğrenmek isteyen risaleyi nur okusun. ve ondan sonra kendi fikirlerini yazsın.
saygılarımla. |
Risaleleri de yakında inceleyeceğiz
Önce inceleyip,sonra yazsan.Bu iftira olmuyor mu şimdi.Nerde görülmüş evrakları incelemeden hüküm vermek..Risaleleri fazla okumadım ama 1 kere bitirdim.Hiçte kürtlük için uğraştığı izlenimine kapılmadım.Aksine küürtlerin kendine sahip çıkmadığını türk evlatlarının sahiplendiğini belirtiyor.Ayrıca İslam'ın ordusu olarak türk milletini görüyor.ezbere heva ve hevesden bir hüküm vermişssin mutezile.. |
Müslümanlık ve Nurculuk
Turan Dursun Müslümanken yazdığı bir kitap. |
turan dursun ne müslümanligi anlamis ne de nurculugu. müslümanlik ve nurculuk hakkinda niye güvenelim kendisine?
|
Yaptığı tek şey karşılaştırma. Bir ondan söz. Bir kurandan. Said Hocam demiyo mu -- Bütün zamanlara gelen bir kitap -- . Eğer okuyupta beğenmeyen birisi varsa onunla daha iyi karşılaştırılabilir.
|
Müslümanlık ve Nurculuk Turan Dursun'un Müftü iken kaleme aldığı; İhlaslı , samimi Müslümanların tarikatların elinde oyuncağa çevirilmelerine karşı çıktığı; Risale-i Nur'un ve Said-i Kürdi'nin ipliğini pazara çıkardığı önemli bir eserdir.
''Müslümanlık ve Nurculuk'' Önsözünden: '' Kuran'ın insanları yönelttiği belirtilen en gerekli en doğru yol olan Sırat-ı Müstakim d o ğ r u y o l d u r. ...Akla ve nakle önem veren Kuranın gayesi insan saadetini, selametini temindir.''(Turan Dursun; 1971) '' ...Ayetlerle bol bol karşılaştırma imkanı bulacağınız bu kitapta Said-i Nursinin düşüncelerinin İslam dininin en başta yer verdiği AKIL temelinden tamamıyla uzak; Ayet ve hadislerin ise Nursinin çı k a r l a r ı n a tevil edilmiş olduğunu görmeniz mümkün olacaktır.'' (Turan Dursun; 1971) Bu arada; -- sitede Nurcu sayısı Şii'den- Alevi'den fazla; Ehl-i Sünnetle yarışır haldeler aded olarak. Ne güzel. Risalelerden incir çekirdeğini doldurmayan zırvaları aktardığımızda cevap verebilecek olanların hazır ve nazır olduğunu bilmek; gerçekten ne güzel.. * Resûlü Ekrem’in (sav) “Bir köpeğin yaladığı kap yedi defa yıkanmalıdır, ilk yıkama toprakla yapılmalıdır.” sözündeki hikmet, ilim ve fen ışığında daha belirgin olarak ortaya çıkmıştır. * Hadiste bir temizlik örneği ve önemli bir önlem: "Herhangi birinizin yiyecek kabına bir sinek düşse (sineğin tümü batmış değilse) tümünü iyice batırsın kaba. Çünkü, sineğin bir kanadında zehir, öbür kanadında zehire karşı şifa vardır." (Buhari'de de yer alan hadis için, Diyanet yayınlarından Tecrid-I Sariha, 1941 no.lu hadise bkz.) * Efendimiz "sineğin bir kanadında zehir bir kanadında şifa vardır" sözünün, 1871 yılında Alman Dravfield, daha sonrada İngiliz bakteriologu Lancizeyn'in incelemeleri sonucunda doğru olduğunun görüldüğü. ( Fethullah G. (kaynak: http://tr.fgulen.com/a.page/kasetler...ari/a3670.html) * Fethullah G'nin bahsettiği iki bilim adamın araştırmalarını (Sineğin bir kanadında z e h i r; diğerinde panzehir olduğuna dair b e n b u l a m a d ı m) Fethullah veya Said Beyler kolay kolay ya l a l n söylemeyeceklerine göre Alman Dravfield ile İngiliz Lancizeyn'in ''araştırmalarını'' N U R C U L A R herhalde açıklayacaktır. Biraz bekleyelim. Sonra Dravfield ile Lancizeyn hakkında 2 laf ederiz; acelesi yok. Nurcu-Team / Şakirtler ve özentileri mi diyelim? Said-i Nursi Severler mi? Nur-Fan Club'mı?.. Ne çok opsiyon varmış...Evet Nurcular Şimdilik bu ''İki Bilim adamının'' araştırmalarını bilmeyenlere anlatmayı deneyebilirler. Yalnız çok hassas bir konu. Gülen'in ve Kürdi'nin arkasında duracağım derken sakın ola yaş tahtaya basmasınlar. Sonra demedi demeyin.. İsimleri tekrar verelim Fetullah G'nin zikrettiği: Dravfield / Lancizeyn..Buyrun bakalım |
He evet Turan Hoca Said Nursi'nin ipliğini pazara çıkarmış ama kimse almamış o iplikleri niye?
Kazım Özalp'in anılarında anlatılır. Kazım Özalp bizzat kendisi anlatır. Meyhane sofrasında otururken (Meyhanenin adını ve adresini vermiyor tabi) Atatürk'ün Kazım Özalp'den ayrı iki yan elemanı daha var. Atatürk içip içip cuş-u huruşa gelip Osmanlı İmparatorluğunun devlet kademe ve makamlarını bu arkadaşlarına dağıtmaya başlıyor. Hatta Kazım Özalp'e de vezir-i azamlık yada sadrazamlık gibi birşey öneriyor. Kazım Özalp soruyor "Sen ne olacaksın?" diye Atatürk de diyor ki; "Sizleri bu göreve atayacak kişi!" Yani; Padişah! Evet Atatürk'ün niyeti. Gözünü sevdiğim aslan sütü şişede durduğu gibi durmuyo, adamın niyetini bağırttırıveriyor. Daha neler neleeeer? Sorarsan söyleriz. Bu kitap hala piyasada en son İş Bankası yayınlarından çıkmış galiba. Seversin bi bak. |
Anlaşıldı; konu bulandırılacak, yazılanlar boşa gidecek müdahele etmez isek. Öyleyse:
Fetullah (Fet -h- ullah değil) G. sitesinde okuduğumuz şaşırtıcı gerçeklerle ilgili Nurcu Şakirtlerde, Şakirt özentilerinden bir ses çıkmadı. Hocaefendiler inin ve Sn.Said'in arkasında durmadılar. Bu nasıl Bediüzzaman sevgisi anlaşılamadı....>Vardır bir açıklaması; değilmi? www.fgulen.com'dan İnCiLeR: * Resûlü Ekrem’in (sav) “Bir köpeğin yaladığı kap yedi defa yıkanmalıdır, ilk yıkama toprakla yapılmalıdır.” sözündeki hikmet, ilim ve fen ışığında daha belirgin olarak ortaya çıkmıştır. * Hadiste bir temizlik örneği ve önemli bir önlem: "Herhangi birinizin yiyecek kabına bir sinek düşse (sineğin tümü batmış değilse) tümünü iyice batırsın kaba. Çünkü, sineğin bir kanadında zehir, öbür kanadında zehire karşı şifa vardır." (Buhari'de de yer alan hadis için, Diyanet yayınlarından Tecrid-I Sariha, 1941 no.lu hadise bkz.) * Efendimiz "sineğin bir kanadında zehir bir kanadında şifa vardır" sözünün, 1871 yılında Alman Dravfield, daha sonrada İngiliz bakteriologu Lancizeyn'in incelemeleri sonucunda doğru olduğunun görüldüğü. ( Fethullah G.) (kaynak: http://tr.fgulen.com/a.page/kasetler...ari/a3670.html) * Fethullah G'nin bahsettiği iki bilim adamın araştırmalarını (Sineğin bir kanadında z e h i r; diğerinde panzehir olduğuna dair b e n b u l a m a d ı m- başka şeyler buldum) Fethullah veya Said Beyler kolay kolay y a l a n söylemeyeceklerine göre Alman Dravfield ile İngiliz Lancizeyn'in ''araştırmalarını'' N U R C U L A R herhalde açıklayacaktır. Biraz bekleyelim. Sonra Dravfield ile Lancizeyn hakkında 2 laf ederiz; acelesi yok. Nurcu-Team / Şakirtler ve özentileri mi diyelim? Said-i Nursi Severler mi? Nur-Fan Club'mı?.. Ne çok opsiyon varmış...Evet Nurcular Şimdilik bu ''İki Bilim adamının'' araştırmalarını bilmeyenlere anlatmayı deneyebilirler. Yalnız çok hassas bir konu. Gülen'in ve Kürdi'nin arkasında duracağım derken sakın ola yaş tahtaya basmasınlar. Sonra demedi demeyin.. İsimleri tekrar verelim Fetullah G'nin zikrettiği: Dravfield / Lancizeyn..Buyrun bakalım Beyler; ben açık konuşayım. Dravfield ve Lancizeyn (Zülkarneyn'den esinlendiğinden şüpheleniyorum) hakkında yaptığım araştırma tam bir sükut-u hayal. Risalelerde DE bu ikim isim geçmiyor. * Ya fetullah g. bu isimleri Sn Said'den miras devraldı. * Ya da uydurdu. Yok mu karanlığa ışık tutacak bir sevgili Nurcu? Bu son çağrım... Ses gelmez ise Dravfield ve Lancizeyn (Zülkarneyn mi=*) hakkında topladığım malumatı aktarıcam. Hocaefendiyi de ''sevgi ile yad edeceğim'' Hamiş: Üniversite öğrencisi iken Nur-Team' e katılan ve 4 yıl kesintisiz Şakird'lerden olan Sn Müstecaplıoğlu Cemaat içinde yaşadıklarını anlatıyor Ara ara Müstecaplıoğlunun başına gelenleri paylaşmak isterim. (=Lütfen konuyla alakasız i n c i l e r i n i z i kendinize saklayınız. ) |
Sorduğun soruya cevap verince konuyu bulandıran biz oluyoruz de mi? İşinize gelmiyo geçiştirin tabi.
Sineğin kanadı gibi üfürükten mevzular hakkındaki yapılabilecek yanlışlıkları madem ki çok büyük hatalar ve skandallar olarak görüyosun madem söylüyüm: Eğer Fethullah Hoca Peygamber'in sahih olup olmadığı kesin olmayan o hadisine bilimsel bir kılıf uydurmaya çalışmışsa yanlış yapmıştır ve kendisini bağlar, hadi taş çatlasa cemaatini bağlasın. O sinek mevzusu hakkında bir de Suyuti'ye başvur istersen. Enteresan şeyler göreceksin. Lancizeyn isminin o siteye tam ve doğru yazıldığından emin ol. Müstecaplıoğlu'nun maceralarını heyecanla bekliyoruz. Sabırsızlandırma bizi. |
Alıntı:
Artık Kütüb-i Sitte'de bulunması da mı yeterli değil? Bahsedilen Hadis, Kütüb-i Sitte 3870 no'lu hadis-i şerif'tir. *** 3870 - Yine Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Sizden birinizin (yemek) kabına sinek düşecek olursa, onu iyice batırın. Zira onun bir kanadında hastalık, diğerinde şifa vardır. O, içerisinde hastalık olan kanadıyla korunur." Ebu Davud, Et'ime 49, (3844); Buhari, Tıbb 58, Bed'ü'l-Halk 14; İbnu Mace, Tıb 31, (3504, 3505); Nesai, Fera' 11 (7, 178). *** |
Alıntı:
Kutluyorum; at gözlüğü taktığını düşünüyordum - yanılttın beni. Yalnız hadis konusunda hata yapmışsın: ''Hasen ve Sahihtir''. Buhari'de de zikredilmiştir. Müstecaplıoğlu'na devam edeceğim.. |
hasan_ senin benim sahih hadis anlayışı olmaz. Bir hadis Kuran ile çelişiyorsa Buhari de zikretse Ebu Hureyre dahi rivayet etse hadis sayılmaz. Çizerler üstünü nitekim çizmişlerdir de. Çünkü Peygamberin sözü değildir, Peygamber Kuran ile çelişmez. Mezkur hadis için demiyorum sahih olabilir de olmayabilir de bilemem hadis uzmanı değilim. Bildiğim tek şey Kuran'dan başka hiçbir kitabın yanlışsız olmadığı.
Mutezile bir de şu var: Ufak ayrıntıları kullanarak o bölgelerden verilen açıkları yumruklamayı seviyorsun. Ama Fethullah Hoca'ya dair daha ciddi ve üzerinde durulması gereken eleştirilerde bulunman lazımdı. Sineğin kanadından daha önemli mevzular olmalıydı sence. Şeriat devleti, devlete sızma gibi saçma iddialar geliyor o zamanda. Bir türlü ortayı bulamıyorsunuz ve bulamayacaksınız da bu gidişler. Neyse takılın siz. |
Üniversite öğrencisi iken Fetullahçıların ağına düşmüş; dört yıl örgütte Şakird olmuş Müstecaplıoğlu; Said-i Nursi müritlerinin nasıl çalıştıklarını anlatıyor:
''Çocuğun babası (Fetullahçıların ağına düşen çocuğun babası) oğlunun cemaate gidip gelmesine çok sıcak bakmıyor. Telefonla cemaat yurdunu arıyorum, ''Çocuğum orda mı'' diye soruyor. Çocuk aslında orda. Telefonu açan yalan söylemek günah olduğu için yalan söyleyemiyor. Ne yapıyor? Kağıt üzerine bir daire çiziyor. Parmağını dairenin ortasına koyuyor: ''B u r a d a değil'' diyor. -Cumhuriyet, 18.12.2005- CEMAATIN OZEL SOZLUGU Nur evi: Bir kac talebenin yurt gibi kullandigi, cemaatce kirasi odenen ve maliyeti karşilanan, talebelerin ozel kurallarla cemaat uyesi olarak yetiştirildigi evler. Şakirt: Ogrenci ; nur (işik) evlerinde barinan , cemaatin kurallarini benimsemiş talebe Abi: Şakirtlerden sorumlu, kidemli ogrenci; abiler Şakirtlerin her sorunuyla ilgilenip onlari duzen icinde yetiştirmekten sorumludur. Imam : Sorumlu yonetici; Her nur evinin, mahallenin, şehrin, ilin,bolgenin ve giderek ulkenin başinda birer imam vardir. Bu, Hiyerarşik olarak askeri yapida en alttan en uste dogru giden bir imam zinciridir. Deccal: Nur cemaatinin kendi aralarinda Ataturk'e taktiklari ve ondan bahsederken kullandiklari isim. Ataturk'un bu isme layik olarak tek gozunun takma oldugunu ve deccal şeklinde dunyaya gonderildigini, olup gomulunce topragin kendisini kabul etmeyip 2 defa dişari attigini da rivayet ederler. Şefkat tokadi: Cemaatin kurallari dişina çikildiginda mutlaka başa gelen aksilik ya da olumsuzluklarin tumune bu ad verilir. Surekli telkinlerle buna inandirilirlar. Nur muridi başina saksi bile duşse acaba bir hata yaptim da şefkat tokati mi yedim diye duşunebilir. Bu inaniş cemaatin tanri ile ilişkisini ve kendilerine kutsal bir cemaat susu vermelerini de simgeler. Işik suvarileri: Fethullahin kalifiye elemanlarina taktigi isimdir. Bu aydinlik ordusu buyuyup genişleyecek ve gelecekte dunyaya nur indirecektir. Yani Allah'in nurunu tamamlamasina yardim edecek suvariler bunlardir... Fet-u-llah G.'den İnCiLeR'e devam: -Yeryuzunde irşad, teblig, cihad ve dine hizmetten daha buyuk vazife yoktur. -Bu vazifede temel şart dertli ve sancılı olmaktlr. -En yuksek ideal, butun gonullere Allah'ln ve Resul'un ismini ulaştırmaktlr. -Vazifemizin adl CİHADDIR En onemli mesele imanln kurtulmasldlr... -Sablrla piŞip olgunlaŞmadan, clklŞ adlna yapllacak her Şey tam bir hayaldir . ( Bkz. Gulen, Faslldan faslla sf.119) -Hak ve hakikatler once hali ve inanclarI musait olanlara anlatllmalldlr. -Bizler hemen soze girip meselelerimizi aclk secik ortaya dokmeden once, ferdi sohbetlerle karŞImlzdakinin ortaya atacagl mevzularla onu tanlmaya callŞmallylz. (Bkz Gulen, İnancln golgesinde, sf. 195-218) -Yapllmasl gereken Şey, mevsimi gelince O'nun ortaya koydugu cozumlerin yorumlanmasldlr. (Bkz. Gulen age. sf. 53) -Toplumun yapllanma ritmi, hlzll yapllanmaya musait degildir. Acelecilik fayda degil sadece zarar getirir. (Bkz. Gulen, Faslldan faslla, sf. 232) -Her devrin Şartlarlna gore bir hizmet vardlr. Onemli olan Şartlarl ve Şartlarln geregini iyi tesbit edip, iŞe koyulmaktlr. (Bkz. Gulen, Faslldan faslla, sf. 97).... Fethullah Gulen, takiyyesinde dikkate deger bir felsefe geliştirmiş! -Fethullah Hoca Cumhuriyet yonetimine klzan İslami cepheye şoyle demiştir: "Oyle yapacaglnlza, uzun vadeli callşmalarla egitime yapacaglnlz yatlrlmlar araclllglyla kadrolar yetiştirseydiniz, bu kadrolar şimdilerde ya zirvede ya da zirveyi zorlayan makamlarda olacaklar; bir klsml da belki Başbakanllk, Cumhurbaşkanllgl yapmlş olacaktl" der! -Kestanepazarl ylllarlna ait en unutulmaz , en bereketli faaliyetlerden birisi de hic şuphesiz kamplardlr.Yetiştirecegimiz nesil bir asker gibi disiplinli olmalldlr...kamplar da askeri klşlalara benzemelidirler. Ruhani şevklere aclk yonleri de bulunmalldlr. Bu yonuyle kamplar bir tekkeye benzemelidir. (Bkz. Kucuk Dunyam, sf. 122) Bu kamplar bugun yllda 5 bin mezun veren militan okullarlna donuşmuştur. -Hoca ; talebenin "tedip ve islah" gayesiyle dovulebilecegini belirtir. (Bkz Gulen, Asrln getirdigi tereddutler-3, sf.122), bunu da yapml$tlr. (Bkz. Aydlnllk, 15 şubat 1998) SABAH - 24 Haziran 1999 Mahmut Bulut'un yazlslndan allntldlr. |
Heh şimdi oldu işte. Gizemli bi örgütten bahseder gibi ballandırmasak olmazdı zaten mevzuyu. Üstüne bir de Risalelerle Kabala öğretileri arasındaki benzerlik bulur ekledin mi şerbet niyetine mis gibi olur valla.
Cumhuriyet gazetesi hakkında Hasan Cemal "Cumhuriyet'i Çok Sevmiştim" diye bi kitap karalamış. Ne mal olduklarını döküvermiş ortaya. Kendilerinden birinin bu kadar açık sözlü ve doğru tavırlı olması da İlhan Selçuk ve avanesinin kuyruğuna basılmış gibi hissetmişler kendilerini adamlar. Yani diyeceğim Cumhuriyet gibi bir ceride-i kezzap kaynak gösterilmeden olmazdı zaten bu işler. Şıracının şahidi bozacı. Harikasın Mutezile. Yalancılıkları tescilli gazetelerden medet umuyorsunuz hala. Anlaşılan vazgeçmek yok. Fethullah Hoca'nın bahsettiği aşağıda alıntıladığın bütün fikirlerine katılıyorum. Dünyanın dört bir yanındaki yüzlerce Müslüman Türk okulu beklenen geleceği müjdeliyor zaten. Derdinize yanın. |
Hasan Cemalin Cumhuriyeti çok sevdim kitabında gerçekten Aliminyum'un söylediği gibi ''Onların ne mal olduğunu'' sergileme kaygısı çok yüksektir. Kitaptan pasajlar okudum, kitap üzerine yorum yazan yaklaşık 25-30 yazarın da yorumunu okudum. Zaman ve Akit yazarlarının bu konuya 'Mal bulmuş Mağribi' gibi atlamasında şaşılacak bir şey yok; daha serinkanlı, kitap üzerinden tartışma yapma kabiliyeti olanların gördü
kleri ise a-) Hasan Cemal'in bir transfer-timing-ustası olduğu b-) Sevmiş olduğu şeyin C u m h u r i y e t değil; o gazetenin İdarecisi koltuğu olduğu c-) Ölmüş insanlar (Nadi ailesi) hakkında özel hayatlarına dair (Örnek Nadir nadi'nin çiş kabı) G ü nc e tuttuğu ve bunu yayımladığı. Belki Alümünyum'un gözünden kaçmıştır: Hasan Cemal özel konuşmaları, özel meseleleri g ü n l ü k olarak tutmasından son derece rahatsız olan meslektaşları, aynı gazetenin yazarlarının neredeyse tamamı; ileride bu ''S a t ı ş'' olayının kendi başlarına gelmesine endişe ettiklerini açıkça yazdılar.. Nihayet Hasan Cemal onunla röportaj yapan Ayşe Arman'dan şu soruyu dinleme zilletini de yaşamak durumunda kalmıştır:: __''Hasan Bey, benim bildiğim bir tek hamile kadınlar ve genç kızlar günlük tutarlar. Siz n e d e n günlük tuttunuz (ve hala tutuyorsunuz)? ___''.....................!!'' Alıntı:
O okullarla ilgili çok şey aktaracağım; ama daha önce bir mahkeme kararına göz gezdirelim hep birlikte: TC Ankara 2 nolu DGM. Esas 2000/124 Cumhuriyet savcısı: Hamza Keleş Hakim: Hüseyin Eken Sanık: Ramiz ve rabia oğlu 1941 Erzurum doğumlu NEW JERSEY ikametli FET -U- LLAH GÜLEN. Suç: Laik devlet yapısını değiştirerek y e r i n e dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunmak. Giyabi tevkif kararı: 11.08.2000 Yukarıda açık kimliği yazılan sanık hakkında açılan Kamu Davası sonucunda: Gereği Düşünüldü: Devletin tüm sistemlerinde İslam hükümlerini egemen kılarak; (başında kendisinin olacağı) bir islam Diktası kurmak; Laik, demokratik, sosyal hukuk devletini sona erdirip ŞER'İ YASALARIN hakim olduğu İslam devletini kurmak için OKULLARINDA BEYİNLERİNİ YIKADIĞI gençlik ile oluşturacağı toplumu kullanmayı planladığı anlaşılmıştır. Bu okullarda -Alümünyum'u bu kadar sevindiren- beyin yıkama süreçlerinin n a s ı l ve kimler eliyle yapıldığını bir sonraki yazıda aktaralım.. |
Mutezile merklanma size karşı Hasan Cemal gibi birini şahit tutacak değilim yanlış yerden vuruyorsun, Cumhuriyetgazetesinin tescilli yalancılığı zaten ortada. Hasan Cemal sadece işin ne boyutlara vardığını göstermek için basit bir örnekti.
DGM kararından bana ne. Bu ülkenin mahkemelerinin meşruiyetini kabul eden birisine göster o kararları. Beni ilgilendirmiyor. O okulları CIA'nın kurdurduğuna dair de MİT belgleri filan sunarsın şimdi. Standupçı olmalıymışsınız. Afrikadan Uzak Asyaya kadar Türkçe öğretiliyor dünyaya, zencilerden çekik gözlü çocuklara kadar istiklal marşları okutuluyor. Rahatsız olmanız doğaldır! |
Alümünyum;
MİT belgeleri sunmayacağım; ''Müsteşrik kaynaklar'' da yok asacaklarım arasında. 1-2 gün içinde hazırlamış olurum. Seninde çok farklı şeyler okuyacağını düşünüyorum..Hoş benim akataracaklarımın çoğunu sen z a t e n biliyorsun ama açıkça dillendirmekten imtina edersin tabii, yadırgamıyorum. Ama ilginç ayrıntılar okudum, senin de ilgini çekecektir. Alıntı:
Sen Resmi ağızları sevmezdin - Resmi Tarihi sevmediğin gibi - bu konuşan Alümünyum değil. Cemaatin ''resmi ağzı''. Bakalım Okulların ve Gülen/Nursi cemaatinin 'Derun'unda g e r ç e k t e n neler var... 1966 Bornova camiisi / Kestane Pazarı / Edremit/İzmir kemal paşa kampları / Akevler Kooperatifi / Hisar Camiisi vaazları / 1980'lerdeki giyabi tutuklama kararı - Firar... Evet giriş buralardan, bakalım konu nasıl genişleyecek.. Sonra ver elini New Jersey:) |
Nijerya'daki bir türk okulunda geçen bi hadiseyi anlatacam. Aynen vuku bulmuştur.
Nijerya'da okul açmak çok basit, bürokrasi yok denecek kadar az. Nijerya halkının bir kısmı da hristiyan. Bu Türk okullarında da din dersleri hariç bütün dersler müslüman-hristiyan çocuklar yan yana ders görüyorlar, kavga ettikleri dahi vaki değil. Din derslerini ise ayrı hocalardan alıyorlar. Hristiyan öğrencilerin derslerine bi papaz giriyor. Papaz bi gün Müslümanların din dersine giren hocadan bi kitap ister, "siz ne tür bi kitap okutuyosunuz çocuklara, nasıld ers veriyosunuz, temel bi kitap verseniz biz de baksak" gibi laflar. Hoca tutuyo papaza 22. Söz'ü veriyo. Said Nursi'nin bi eserinin İngilizceye tercüme edilmiş hali. Papaz'ın çok hoşuna gidiyor kitap. Tanrı'yı çok güzel anlatıyor diye başlıyor 22. Söz'ü Kilisede vaazlarda da okumaya. Allah'ın işi. Kilise de Kuran tefsiri olan Risale-i Nur okunuyor. Bir başka örnek, Habeşistan'da Türk okulunun hocaları geçen Kurban bayramından sonra hayır için toplanan etleri o fakir ülkede dağıtırlar. Bir zenci kabilesi "Beyazlar bize et veriyor." diyerek Müslüman bile olurlar. Toptan yani kabile halinde. Beyazların o güne kadar o kara kıtada zencilere bu tip davranışlar gösterdikleri vaki değildir. Bir zenci çocuk, Türk okuluna gider, ilk gün hocalarından birisi tanışma hoşbeşten sonra bizde gayet sıradan bir olay sayılacak birşey yapar; çocuğun başını okşar. Çocuk o heyecanla evine koşar, "Anne, anne, bir beyaz başımı okşadı." Bu, günde yüzlerce farklı yerde yani yüzlerce defa tekrarlanan olaylardan sadece birkaç tanesi. Bunların hepsini bir araya getirdiğimde ben karşımda mükemmel bir resim buluyorum. Hiç lamı cimi yok, güzel şeyler oluyor ve inşallah daha da güzel şeyler olacak. "Bir zamanlar biz de millet hem nasıl milletmişiz, Dünyaya medeniyet nedir öğretmişiz." Rahmetli Akif'in bu satırlarının bir kez daha tarih sahnesinde canlanacağını düşünmek bile hoş bir duygu. Hamaset filan diye karalamaya çalışanlar hamasetin kelime anlamının kökünü bile eminim bilmiyorlardır. Ha bu okulların finansörlerini merak ediyorsan söylüyüm; Türk Milleti... Geçen ramazan boyunca sadece Konya'da Türkmenistan'daki okulların 6 aylık ihtiyacını karşılayacak miktarda kermes, hibe toplantıları falan düzenlendi. Konya Türkmenistan'a bakıyor, Malatya Özbekistan'a, Isparta Habeşistan'a vs.. Böyle gidiyor. O toplantılardan birine katılmanı gerçekten isterdim. Elbetteki zorunuza gidecektir, bunu anlıyorum, hoşunuza gitmesi mümkün değildir. Ancak eleştirirken hiç olmazsa olan biteni çarpıtmayın. Olanın kendisini eleştirin, olmayanları yamayarak eleştirmek ayıp be. |
Mahkeme kararı gösterdin ya ben de aynı kararlardan gösterim dedim.
T.C. FATİH 3. ASLİYE HUKUK HAKİMLİĞİ Esas No 1998/779 Karar No 1999/741 Hakim Ali Galip Barcın-16909 Katip Şükriye Kaba Davacı Fethullah Gülen Vekilleri Av. Orhan Erdemli ve Av. Hasan Günaydın /Millet Cad. Çakırağa Camii Sk. No: 12/10 Aksaray/İstanbul Davalılar 1- Gökyüzü Sanat Ürünleri Ltd.Şti. (Aydınlık Dergisi)-İstiklal Cd. Dava Çıkmazı No: 7/7 Beyoğlu/İstanbul; 2-Metin Aktaş, (Aydınlık Derisi Sorumlu Müdürü) aynı adreste 3- Uğur Yıldırım, aynı adreste 4- Adnan Akfırat, aynı adreste Dava : Tazminat Dava Tarihi 19.11.1998 Karar Tarihi 23.11.1999 İddia Davacı vekili dilekçesinde 6.9.1998 tarihli Aydınlık Dergisi’nin 1, 4, 5 ve 6. sayfalarında müvekkilinin şahsına yönelik olarak tamamen gerçek dışı iddia ve suç isnatlarında bulunduğunu, dergi kapağında müvekkilinin resmide yayınlamak suretiyle büyük punto harflerle “Genelkurmayın yeni dönem hedefi Fethullah’ı bitirmek” başlığına ve hemen altında “Genelkurmay kaynakları: İrtica yeni dönemde PKK’dan daha perişan duruma düşecek, fırtına gibi operasyonlar arka arkaya gelecek, hareket planında Fethullah Gülen’in tutuklanmayı gerektiren suçlardan yargılanması da var. Harekat başladı. Sonuçları kısa sürede kamuoyuna yansıyacak” ifadelerine yer verildiğini, dergi kapağına çekilen bu ifadelerin 4. sayfada yayınlanan Adnan Akfırat’ın yazısında da yer aldığını, ayrıca “Fethullah Gülen’in tarikatı olduğu, şeriatçı grup olduğu, Fethullah Gülen tarikatının Türkiye ve Orta Asya’da CIA’nın uzantısı olarak faaliyet yürüttüğü, devlet kadrolarında yuvalandığı, ABD’nin bütün ağırlığını devreye koyarak Gülen’i koruduğu” iddia ve isnatlarının yer aldığını 5. ve 6. sayfalarında isim isim Fethullah’ın beyan takımı başlıklı ve Uğur Yıldırım imzalı yazıda ise Fethullah Gülen’in yasadışı tarikat olarak bir örgütlenmeye gittiği, CIA’nın uzantısı olarak faaliyet gösterdiği Fethullah örgütünün beyin takımının olduğu, bu beyin takımının şura isimli 12 kişiden oluşan kurulu olduğu, bütün kararların burada alındığı, örgüte ait harcamaların Fethullah Gülen’in imzasıyla yürürlüğe girdiği, harcamaların özenle saklanan gizli defterlere kaydedildiği, kurulda bulunan herkesin kod adı kullandığının iddia edildiğini, bu ifadelerle yasadışı bölücü bir örgütle benzeştirilerek yine yasadışı bir örgütün lideri ve çok sayıda suçlar işlemiş bir terör suçlusu imiş gibi tahkir edici bir zan altında kamuoyuna sunulduğunu, bu haberlerin kendisine karşı kuşku ve husumet meydana getirdiğini, bu ithamların hiçbirinin herhangi bir belge, somut bilgi yada gazetecilik mesleğinin gerektirdiği iyi inançla yapılmış ciddi, özenli ve objektif bir araştırma sonucunda ortaya konulmadığını, daha öncede aynı ve benzeri iddiaların ortaya atıldığını ve aleyhlerine Şişli 1. Asliye ve 5. Asliye Hukuk Mahkemelerinde açılan tazminat davalarında mahkum edildiğini ve kararın kesinleştiğini bildirerek bu tür yayınların müvekkilinin kişilik haklarını kasten ihlal edici nitelikte olduğunu, bildirerek 1.000.000.000 TL. manevi tazminatın 6.9.1998 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsiline, karar özetinin davalı gazete ile 3 büyük gazetenin birinde yayınlanmasına karar verilmesini istemiştir. Savunma Davalılara usulüne uygun tebligat yapılmış olmasına rağmen esasa cevap vermedikleri gibi duruşmayı da takip etmedikleri görülmüştür. Deliller Dergi fotokopileri, Şişli 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1996/1096 esas sayılı dosyasına ait mahkeme kararı, Şişli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne ait 1997/188 esas sayılı dosyasına ait mahkeme kararı sureti, zabıta tahkikatı, bilirkişi raporu vs. Gerekçe Dava manevi tazminat davasıdır. Davacı vekilli delil ve belgelerini ibraz etmiş, 6.9.1998 tarihli Aydınlık Dergisi incelenmiş, ayrıca Şişli 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 22.1.1998 tarih 996/109 esas 1998/41 karar sayılı, Şişli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 11.11.1997 tarih 1997/118 esas 1997/1182 karar sayılı ilamı ibraz ve tetkik edilmiştir. Tarafların mali ve içtimai durumları da ayrıca tahkik ve tespit edilmiştir. Dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve bilirkişiden bu yolda rapor alınmıştır. Raporda gerekçeleri açıklandığı üzere dava konusu yayınlarla davacının kişilik hakkının hukuka aykırı ve kusurlu olarak ihlal edilmiş bulunduğu, davalıların bu eyleminin manevi tazminatı gerekli kıldığı görüş ve kanaati mütalaa edilmiştir. Bu durumda tüm dosya münderecatı ve alınan bilirkişi raporu muvacehesinde davalıların 6.9.1998 tarihli Aydınlık Haftalık Haber-Yorum Dergisi'’de 1, 4, 5 ve 6. Sahifelerinde davacı hakkında yapılan yayınların M.K.’nun 24, 24/a ve B.K.’nun 49. Maddelerinde belirtildiği şekilde hukuka aykırı olarak davacının şahsiyet haklarına tecavüz edildiği anlaşıldığından tarafların mali ve içtimai durumları, şahsiyet haklarına tecavüz şekli ve niteliği göz önünde bulundurularak takdiren 400.000.000 TL. manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya dair talebin reddine, karar özetinin davalıların yayın organlarında yurtiçi ve dışı baskılarınnda ve Türkiye’de yayınlanan tirajı yüksek 3 büyük gazeteden birinde hüküm özetinin ilan edilmesine karar verilmesi gerekli görülmüştür. HÜKÜM Yukarıda açıklanan sebeplere istinaden; 1) 400.000.000 TL. manevi tazminatın 6.9.1998 tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiz ve 36.000.000 TL. vekalet ücreti ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil olunarak davacıya verilmesine, 2) Fazlaya dair istemin reddine, 3) Karar özetinin davalıların yayın organlarında yurtiçi ve dışı baskılarında ilan edilmesine, ayrıca Türkiye’de yayınlanan tirajı fazla olan 3 büyük gazeteden biri de hüküm özetinin ilan edilmesine, 4) Harçlar kanunu gereğince hesap olunan 14.400.000 TL. ilam harcında peşin alınan 9.000.000 TL.’nin mahsubu ile bakiye 5.400.000 TL.’nin davalılardan tahsiline, ila harcının tamamından davalıların sorumlu tutulmasına, 5) Aşağıda dökümü yazılı yargılama giderlerinden takdiren 2/5’nin davalılardan tahsil olunarak davacıya verilmesine, 3/5’nin davacı üzerinde bırakılmasına, Yargıtay yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı, davalıların gıyabında 23.11.1999 tarihinde karar verildi. 23.11.1999 Hakim – 16909 |
T.C. İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMESİ
Hakim Zihni ŞAHİN – 18428 YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Hayrunnisa ERCAN MÜTEFERRİK NO 2000/61 Tekzip talebinde bulunan Fethullah Gülen vekili Av. Orhan Erdemli Fatih Sulh Ceza Mahkemesi kanalı ile mahkememize gönderdiği 10.3.2000 havale tarihli dilekçesi ile Cumhuriyet Gazetesi’nin 8 Şubat 2000 günlü nüshasında “Ecevit-Gülen küreselleşme yolunda” başlığı ile yine aynı gazetenin 9 Şubat 2000 tarihli nüshasında ise “küreselleşme ya da tarihin karanlığına doğru” başlığı ile yayınlanan Emin Değer imzalı yazılarda müvekkilinin kişilik haklarını hukuka aykırı olarak ağır biçimde ihlal edici iftiralara yer verilmek suretiyle tamamen gerçek dışı olduğundan bahisle ekte sunduğu tekzip metninin yayınlanmasına karar verilmesini talep etmiş olmak. Talep dilekçesi ve eki belgeler incelendi. Gereği Düşünüldü ...TEKZİP TALEBİNİN KABULÜNE. Karar ekinde gönderilen tekzip metninin (mahkememizce onaylı) aynen neşrine. Kararın tekzip metni ile birlikte Cumhuriyet Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürlüğüne tebliğine. Yasal yollar açık olmak üzere evrak üzerinden karar verildi. 13.3.2000 Hakim - 18428 |
Fethullah Hoca hakkında T.C. mahkemelerinin lehe verdiği kararlar aleyhe verdiği kararlardan daha fazla, hatta aleyhe kararların pek bi uygulanırlık yönü dahi yok. Ne diyecez şimdi? Fethullah Hoca ülkenin yargı sistemini eline mi geçirmiş? :)
Hakkındaki pekçok mahkeme kararı için şu linke bi göz at, umarım bi daha aleyhe mahkeme kararı göstermek gibi bi talihsizlik örneği sergilemezsin. http://tr.fgulen.com/a.page/hukuk.ko...rlari/c32.html |
Alümünyum yazdı:
Alıntı:
* . Gulen 1971 yilinda Islami faliyetlerinden dolayi uc yil hapis cezasi aldi (12 Mart yönetimi genelde Nurcuları kollamasına rağmen, İzmir'de Fethullah Gülen ve Mustafa Birlik tutuklandı. Bekir Berk onları savunmak için İzmir'e gitti, itiraz dilekçelerini yazdıktan sonra Balıkesir'e geçti ve orada bir 'nur ayini' sırasında yakalandı. Tutuklanan Bekir Berk, İzmir Sıkıyönetim Komutanlığına sevkedildi. Bademli Askeri Hapishanesinde Nurculuktan içeriye alınan dört gruba mensup elli üç kişi vardı. Bekir Berk ve diğerleri açıkça Nurcu olduklarını söyleyip müdafaa yaparlarken, Fethullah Gülen ve Mustafa Birlik Nurcu olduklarını gizlediler. Ama bunun bir faydası olmadı; Bekir Berk 1 yıl ceza alırken, Fethullah Gülen ve Mustafa Birlik üçer yıla mahkum edildi. Diğerleri ise beraat etti.) Bu dönemde sürekli f i r a r halinde yaşadığını kendi ağzı ile defalarca itiraf etmiştir. Bir süre Hapis yattığına da Ruşen Çakır'ın şu yazısında ayrıntılı olarak işaret edilmektedir: http://www.haberbilgi.com/haber/tari...ah-devlet.html * ''Gulen ayrica Turkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'e, Sehir merkelzlerinde bulunan Ataturk heykellerine gonderme yaparak "Beton Mustafa" gibi asagilayici isimlerle hitap ediyordu. Kasetlerin medyada yayinlamasindan cok kisa bir sure once Gulen Turkiye'den ayrilarak Amerika'ya yerlesti. Kisa zaman icinde kasetlerin icerigi dava konusu oldu. Bu olay Gulen'i Turkiye'de daha tartismali bir kisilik haline getirdiyse de takipcilerinin ona bagliligini etkilemedi.'' İzinden gittiği Said-i Nursi nasıl Mustafa Kemal'e Deccal, Öküz Aleyhisselam, Beton Kemal diye hırladı ise...F.G de aynı yolun yolcusu olduğunu göstermiştir defaatle. * Gulen ayrica musluman olmayanlara karsi Cihad'in sonsuza kadar surmesi gerektigini, cunku onlarin her zaman gunahkar olacagini ve ateistlerin katillerle denk oldugunu savunmustur. * Bugüne dek İslam'ın ılımlı sesi olarak tanıtılan, hoşgörüsü ile çok geniş kesimlerin övgülerine ve hayranlıklarına mazhar olan Fethullah Gülen'in bu açıklamalarına bakılırsa, ateist insanlarla teröristler arasında hiçbir fark bulunmuyor. Bu çerçevede ateist olan, ama kendine ait bir değerler sistemi içinde kimseye kötülük etmeyen, iyilik timsali bir insanla İkiz Kuleler'e saldırı emrini veren Usame bin Ladin'in bir tutulması gerekiyor. Ve bu ateist insanı bekleyen son, Fethullah Gülen'in buyurduğu üzere ‘‘ebediyen cehennemde yanmaktır’’. Tam bir hoşgörülülük hali sizin anlayacağınız...(23 Mart 2004 Nuriye Akman röportajı bkz) ODTÜ Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Ahmet İnam, Milliyet'e verdiği demeçte, Gülen'in sözlerini ‘‘çok talihsiz bir açıklama’’ olarak nitelendiriyor. Prof. İnam, ‘‘Gülen'i yakından tanıdığını, bu açıklamanın toleranslı görülen tavrına uymadığını’’ da belirterek, şöyle devam ediyor: ‘‘Ateist, Gülen'in sandığı gibi biri değil; belli bir yerleşik dinin insanı olmayan demektir. Hiçbir değeri, inancı olmayan anlamına gelmiyor. Ateist olup da çok yüksek değerlere sahip birçok insan var tarihte.’’ Prof. İnam, Gülen'in sözleri için şu değerlendirmeyi yapıyor: ‘‘Anlaşılıyor ki, bizden olmayan káfirdir anlayışı devam ediyor. Bu anlayış ortadan kalkmadığı sürece gizli ve açık terör sürer. Çünkü terör her zaman açık olmaz. İnsanların kafalarında da devam eder. Müslüman'ın Müslaman olmayana, dindar olmayana ve ateiste saygısı olmadığı sürece İslam kültürünün dünyayı kucaklama şansı yoktur.’’ * 2003 yılı Ocak ayında Ankara DGM Savcısı Hamza Keleş, "İslami esaslara dayalı devlet kurabilmek için yaşadışı örgüt kurduğu" gerekçesiyle Nur cemaati lideri Fethullah Gülen’in 10 yıla kadar ağır hapse mahkûm edilmesini ve gıyaben tutuklanmasını istedi. Savcı Keleş, Gülen cemaatının "sabırlı ve tedbirli davranarak cihada hazırlandığını" savundu. Gıyaben tutklama isteminin reddedildiği davanın kesin hükme bağlanması, 2003 Mart ayında 4616 sayılı Şartla Salıverilme Yaşası’nın 1/4. maddesi uyarınca 5 yıl süresince ertelendi. Bu süre içinde Fethullah Gülen'in aynı suçu işlemesi halinde yargılamaya devam edilecek. Ancak Gülen'in avukatları, erteleme değıl beraat kararı istediklei için yargılama devam etmektedir. Yargılama sonucu Fethullah Gülen'in ceza alması halinda bu ceza da aynı erteleme kapsamına girecek. * Savcı Keleş, Ankara 2 No’lu DGM’deki dünkü duruşmada esas hakkındaki görüşünden özetler okudu. Bazı yurtdışı oluşumların, yurtiçi işbirlikçilerle hareket ederek, bazen silahlı bazen silahsız biçimde devlet yapısını değiştirmeyi amaçladığını belirten Keleş, şöyle devam etti: "Dini oluşumlar sistemin yanlış işleyen, aksayan bölümleri üzerinde durarak, devleti oluşturan birimleri ele geçirmeye çalışmakta, bu amaçla memurlarla doğrudan bağlantıya girmektedir. Gülen grubu, ılımlı İslam adı altında, demokratik kuralları kullanarak devletin kurumsal temellerini değiştirmeyi amaçlamaktadır. Yapılanlar anayasal düzeni değiştirmeye yöneliktir. Bu nedenle oluşumun örgüt olarak tanımlanması gerekir." Ankara DGM Savcısı Hamza Keleş, "İslami esaslara dayalı devlet kurabilmek için yasadışı örgüt kurduğu" gerekçesiyle Nur cemaati lideri Fethullah Gülen’in 10 yıla kadar ağır hapse mahkûm edilmesini ve gıyaben tutuklanmasını istedi. Savcı Keleş, Gülen cemaatinin "sabırlı ve tedbirli davranarak cihada hazırlandığını" savundu. * Cihat terördür" Gülen grubunun sırasıyla tebliğ, cemaat ve cihat aşamalarını gerçekleştirmeyi tasarladığını, tebliğ aşamasında örgütün faaliyetlerinın anlatıldığını, cemaat aşamasında devletin içinde ve dışında yapılanmalara giderek yanlılarının harekete geçirildiğini belirten Keleş, "Bu aşamaların tamamlanmasından sonra ise cihat aşamasına geçilecektir" dedi. "Cihat"ın mücadeleyi içeren bir kavram olduğunu ifade eden Keleş, şunları kaydetti: "Cihat, hukuksal anlamda terör kavramı içinde değerlendirilmelidir. İrtica, Türkiye için potansiyel bir tehlikedir. Gülen grubu oldukça sabırlı ve tedbirli davranarak muhtemel bir cihada hazırlanmaktadır." Keleş, Gülen’in, Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesine göre 5 yıldan 10 yıla kadar ağır hapis cezasına mahkûm edilmesini ve gıyaben tutuklanmasını istedi. http://www.milliyet.com/2003/01/21/siyaset/sıy01.html * FETULLAH G: Gercek Nufus mudurlugunde kayitli ismi, Fetullahdir; biz de bunu vurgulamak icin surekli FeTTullah deyip durduk. 30,01,1986 yilinda Izmir Nufus Mudurlugunden, degisme sebebi ile aldigi 3881 kayit no'lu kimliginde ismi Fe-T-ullah' tir. Daha sonra adina bir H harfi ekleyip, Allah' in fetihcisi anlamina gelen Fet-H-ullah' a donusturerek saf insanlar uzerindeki etkisini arttirmaya calismistir (Ergun Poyraz, Fetullah' in Gercek Yuzu, .26, Nisan2000) * "Bediuzzaman gibi bir insan, dunyanin neresinde olursa olsun, insan yetistirdigi taktirde, o dunya ile oynayacak duruma gelir. Tabii ki bu gibi meselelerde zaman ayarlamasi, yapilmak istenen isin capina gore hesap edilmelidir." (Asrin Getirdigi Tereddutler-3,sf. 117) -- to be continued-- |
Merd-i Kıpti şecaat arzederken böyle sirkatin söyler.
Bak güzel abicim, önce şu şu konuya bir açıklık getirelim; SAİD NURSİ HİÇBİR ZAMAN VE HİÇBİR YERDE M.KEMAL'E "ÖKÜZ ALEYHİSSELAM" DEMEMİŞTİR. Bu mevzuda bana bi araştırma ya da kaynak taraması yapıp eğer Said Nursi'den böyle bir söz sadır olmamış ise özür dileyeceğini söylemiştin. Eğer kaynak gösteremezsen müfteri bir yalancısın. Papağan gibi aynı şeyi tekrarlayıp durmaktan vazgeç, yok öyle bir sözü. Bunun üzerine niye bu kadar duruyorum? "Said Nursi Atatürk'e Öküz demiştir" diye yalan söyleyen bir müfteri Said Nursi, Fethullah Gülen, Risaleler, Kuran, sair tefsirler ve İslam hakkında da yalan söyleyebilir, güvenirliği sıfırlanır da o yüzden. Bu tür çocukça yalanlardan, aciz iftiralardan vazgeçin artık. Ayrıca yazılarda, röportajlardan şundan bundan da işinize gelen kısmı kesip biçip gerisini çöpe atmaktan da vazgeçmeyeceksiniz anlaşılan. Kaset furyasında da aynı rezalet sergilenmişti. Bi örnek vereyim; Said Nursi Atatürk için "askeri ve siyasi bir deha" tabirini kullanır, sohbette bulunanlardan birisi Fethullah Hoca'ya üstadın bu ifadesinin sebebini sorarlar o da der ki; "Hitler, Lenin, Mussolini için dahidir diyorsunuz da Atatürk için niye demiyorsunuz" demişti. Kaset furyasını başlatan müfteri kurnaz tilkiler kasetlerdeki ibareleri kesip biçerler ve işi "Atatürk dahidir, Lenin de Hitler de dahidir" haline getirmişlerdi, sonuç; Fethullah Hoca Atatürk'ü Hitlerlerle, Leninlerle aynı kefeye koydu... E var böyle çarpıtmalar, senin ağababaların bu konuda usta, sen de onların sadık çırağı olarak aynı zihniyeti idame ettiriyorsun ama onlar kadar başarılı değilsin, daha çok ekmek yemen lazım. Fethullah Hoca'nın ateistler hakkında böyle bir değerlendirmesi yok. Adam akaidi biliyor, kimseye cehennem bileti kesmeye görevli olmadığını bilecek kadar şuur sahibi. Bu ifadelerin geçtiği kaynağı 2. 3. şahıslardan değil 1. elden tam metniyle birlikte belirtirsen mesele daha iyi anlaşılır. Gelelim Milliyet isimli gazeteden bir başka değerlendirmeye. Mehmet Gündem'in Fethullah Hoca ile yaptığı röportajdan birkaç alıntı yapacam; M.G. : İslâm’dan taban tabana zıt iki söylem nasıl çıkabiliyor: Ladin’in terör, Gülen’in sevgi, diyalog, hoşgörü söylemi. İkisinde de kaynak olarak din gösteriliyor… F.Gülen: Bin Ladin ailesi, zannediyorum 30’a yakın evladıyla geniş bir aile, aynı zamanda devlete borç verecek kadar da mali güce sahipler. Hacca gittiğimde o aileden birisi ile tanışmıştım. Mazbut bir insandı. Ailelerinin onu reddettiğini söylemişti. O zamanlar Afganistan’da ABD tarafından Ruslara karşı kullanıldığı ve Suudi Arabistan’a giriş yasağının olduğu söyleniyordu. M.G : Aynı kaynaklardan birbirine zıt iki görüş nasıl çıkıyor? F.Gülen: Bin Ladin, Kur’an’a ve sünnete dayandığını kendince söyleyebilir. Şayet Allah beni Müslümanların küçük fertlerinden bir fert olarak kabul buyuracaksa, İslâm mütefekkirlerinin (düşünür, sosyologlarının, hukukçularının) düşüncelerine dayandığımızı, Müslümanların içinde neşet etmiş (ortaya çıkmak) felsefeci, sosyolog ve İslâmı çok iyi bilenlerin de büyük çoğunluk itibariyle bizim recamızda (dileğimiz) müttefik olduklarını söyleyebilirim. Eğer Efendimiz ve Raşit halifelerin uygulamaları esas alınacaksa, orada Bin Ladin’den söz edilemez, onun yaptıklarıyla Efendimizin icraatları katiyen aynı çizgide ele alınamaz. Siyer felsefesi mantığıyla Efendimizin seriye-i seniyyeleri tahlil edilirse, adeta kendisini bir yerlere çekenlere karşı meşru müdafaa hakkını kullanarak kendi paktının savunmasını yaptığı görülür. Ya da kendi sistemine veya paktına karşı anlaşmaları bozup ihanet edenleri tedip maksatlı hareket etmiştir ki, bu da çok normaldir ve Mekke’nin fethi de böyle bir ihanetin sonucunda gerçekleşmiştir. Bugün, modern demokrasilerde de oluyor böyle şeyler ve BM de sesini çıkarmıyor. Mesela bazıları demokrasiyi oturtmak için Irak’a girdiklerini söylüyorsa şayet, böyle düşünen insanların Efendimizin yaptıklarına söyleyecekleri hiçbir şey olamaz. M.G: Irak’ta kaçırılıp kafası kesilenler hakkında ne düşünüyorsunuz? İslâm adına yapıldığı söylenilen bu davranışa din nasıl bakıyor? F.Gülen : Öncelikle usul bakımından oradakiler esir değil, rehindirler. Çoğu rehin alınıyor ve öldürülüyor. Eğer bunu oradaki Müslümanlar yapıyorlarsa, din adına ciddi bir cinayet işliyorlar demektir. Çünkü, “Hiçbir insan başkasının suçundan dolayı cezalandırılamaz” düsturu, Kur’an’ın önemli bir düsturudur. Tavırları ülkelerini işgal eden bir millete ise, o zaman yapmaları gerekli olan şey, onlar karşısında yiğitçe bir istiklal mücadelesi başlatmaktır. http://tr.fgulen.com/a.page/basindan...le/a12963.html Bu linke tıkla, bu röportajdan öğreneceğin çok şey var. Ladin'den nefret ettiğini defaatle söyleyen bir adamı Ladin ile aynı kefeye koymak saflık olur. (Bu arada Ladin hakkında da medyadan edindiğimizden fazla bilgi yok, sadece kabullere göre konuşuyoruz Ladin hakkında) |
Slav kökenli devletler (Rus - Bulgar - Romanya vs) ile Türki cumhuriyetler olaya uyandı. Her yerde Nur okulları soruşturmaya uğramakta, meşruiyeti, misyonu tartışılmakta- kapatılmaktalar.
İşin ilginci bu olaylara koşut olarak-İslami ve ateist sitelerde de bu okullarda tedrisat görmüş arkadaşlar neden bu tarikat yuvalarından uzaklaştıklarını anlatıyorlar. Bazıları gazetelere ifşa ediyor.. ..Yatsıya kadar yanıyormuş; nitekim. |
Re: Said-i Kürdi'den İnciler
said kurd-i' yi taniyalim
|
|
Alıntı:
Bu adam yaşıyorsa sosyal yasamında , fetullaha FETO diyen , en sağlam akp lidir ve fetullahın tüm bedenine söven birisidir. Niye böyle dedim ? Çevremde o kadar çok var ki ! Midem bulanıyor bunlardan. Konuyu baştan sona okuyun , mütezile ve aliminyum arasında ki ortaya atılan tüm kaynak bilgilerde kimin haklı ve DOĞRU olduğu ortaya çıkacaktır. Aliminyumun kaynakları ve iddiaları FETO ya ait. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:53 . |