![]() |
Saçma gibi gelen ayetlerin nasıl değerlendirileceği...
Arkadaşlar merhaba;
Kur'an, Allah kelamıdır. Kur'anın anlaşılmasında, mealler üzerinden değerlendirme yapmak oldukça yanlış ve yetersizdir. Kur'an ayetleri, muhkem, ve müteşabih ayetler olmak üzere iki sınıftır. Muhkem ayetler, hiçbir yoruma tabi tutulmaksızın, net, emir ve yasaklar içeren ayetlerdir. "Hüküm" dür. (mesela, "namaz kıl", oruç tut" gibi) Müteşabih ayetler ise, "ne zaman", nerede", niçin", "kime" gibi soruların cevabıyla anlaşılabilen ayetlerdir. Arapçanın dil bilgisi ile yazlılan bir metni, birebir mealinden bakılarak, türkçe anlamıyla değerlendirmek çok yanlıştır. Mesela, türkçede, "bir çuval inciri berbat ettin" şeklindeki bir sözcüğü, başka dile aynen tercüme eder ve o dildeki insanların anlamasını beklerseniz, yanılgıya düşersiniz. Olduğu gibi tercüme değil, o cümlenin ne anlamda geldiğinin izahının yapılması gerekir. İşte kur'anın, müteşabit ayetlerini de, meal olarak değil, tefsir olarak okumak gerekir. Tefsirlerde, o ayetin, diğer ayetlerle olan irtibatıda yapılacağı için, anlam bütünlüğü sağlanmış olacaktır. Bir ayeti yalın olarak, önündeki ve ardındaki ayetleri kırparak yapılacak meal, çok anlamsız ve (haşa) saçma gelebilir. Hepimiz biliriz ki, ingilizce komedi dizilerinde, türkçe altyazılı olarak izlediğimizde, onları güldüren çok şeyler, bize saçma gelebiliyor. "Espiri bunun neresinde" diye apışıp kaldığımız oluyor. Bunun nedeni, her dilin kendi özelliği ve geri planıdır. Her toplumun kendince sembolleri, ve başka anlamlar taşıyan nesneleri olabiliyor. Bir millet için "eşşek", aptallığın ve salaklığın simgesi olurken, bir başka kültür ve dilde, çalışkanlığın ve itaatin simgesi olabiliyor. Bu dilin özelliği bilinmeden ve anlaşılmadan, o dile ait metinleri kısa olarak meallendirilip, onunla değerlendirme yapmak, çok eksik ve anlamsız olur. Kur'anı değerlendirirken ; Kur'an, sadece 21. asrın insanlarını muhatab almıyor, nazil olduğu andan, kıyamete kadar tüm insanlığa hitap ediyor. Kur'an sadece, eğitimli ve havas tabakasını muhatap almıyor, eğitimsiz ve avam tabakasını da muhatap alıyor. Hatta avam tabakası, havas tabakasına göre daha çoğunluktadır. O nedenledirki, çok misaller, bazen çok basit şeylerden verilir. Buna "tenezül-ü ilahi" denir. Yani Allah insanla konuşmaya tenezzül ediyor ve onun anlayacağı basitlikte konuşuyor. Kur'anın, temel hedefi ve konuları, "tevhid" (Allahın birliği), "nübüvvet" (peygamberlik), "Haşir" (öldükten sonra dirilmek), "adalet ve ibadet" olmak üzere dört çeşittir. Bu hedefler dışında gibi görülen tüm ayetlerde, dolayısı ile bu hedeflere hizmet ederler. Kur'an ; Bir coğrafya kitabı değildir. Astronomi kitabı değildir. Tıp kitabı değildir. . . . Bu konular ile alakalı bir ayet varsa bile, tamamen yukarıda saydığımız dört konuyu "dolayısı ile" anlatır. Ama hedefinde bu müsbet ilimler yoktur. Kur'anın nasıl mu'cize olduğunu anlatan o kadar çok kitap vardır ki, onları yazan alimler, kur'an diline hakim, ve arapçanın ve "din biliminin" inceliklerine vakıf insanlardır. Bu insanlar, kur'anın inceliklerini keşfederek, "Allahuekber" demek zorunda kalmışlardır. Hatta; Kuranın nazil olduğu çağlarda, müşrikler, Kur'anı dinlediklerinde, bunun bir beşer kelamı olamıyacağını ikrar etmişler ve kendi yandaşlarına, Kur'an dinlemeyi adeta yasaklamışlardır. Yine bir müşriğe, "Emredildiğin gibi dosdoğru ol" mealindeki ayet okunduğunda, derhal secdeye kapanmış, ve kendisine "sendemi müslüman oldun?" dendiğinde, "hayır, ben bu ayetin belagatına secde ediyorum" demiştir. Belagat, az sözle çok anlam ifade eden söz demektir. Saygılarımla Sedat Sert |
Sevgili Sedat Sert Kardeşim
Allah (C.C) senden razı olsun. Çok güzel bir yazı gerçekten çok beğendim. Sevgilerimle.. |
Sedat kardeşim;
Benim şöyle soracaklarım olacak, senin de fikrini almış olayım hem: Ama öncellikle hakkını teslim edeyim; başarılı bir Kuran-Güzellemesi yapmışsın, zaten mümin üyelerden takdirler başlamış. Gelelim sorularıma: * Ayet-üs Seyf / Ayet-ül Kıtal..bu ayteler hakkında düşüncelerin * Esbab-ı Nüzul için bana güvenilir t e k bir kaynak önerebilir misin? * ''Allime'llahu'' hakkında ne düşünüyorsun? * Beda / Nesh - Nasıh / mensuh meslesi senin aklını karıştırdığı olmuyor mu? * Secde 22 (Zü'ntikam meselesi) * Hacc Suresi 52-55 & İsra suresi 73-75 ve bunlara ilaveten Necm 19-20 ayetlerini sen nasıl anlıyor, yorumluyorsun. * Levh-i Mahfuz hakkında ne düşünürsün? * ''Ben bir kenz-i mahfuz idim; bilinmek istedim'' sana neyi anlatıyor. Sorularım naif, farkındayım. Bir mümin için hele çokta kolay. İnanır olmadığımdan olsa gerek içinden çıkamadım. Sedat arkadaşa doğrudan hitap ettim ama; yazıyı okuyan her mümin kardeşimiz meselyi rahatlıkla üzerine alınabilir. Birlikte bakarsınız aydınlınavemişiz:) Olmayacak şey değil. |
Arzu edersen karışıklık olmaması için madde madde de geçebiliriz. Yeterki bilginin ışığı ortalığı aydınlatsın..
|
Sevgili mutezile;
Benim bildiğim, yanıldığıma yetmez.... "Bilmek" gibi iddialı laflar söyleyemem. Bir bildiğim varsa, o da birşey bilmediğimdir. Ancak, cennetin anahtarı olan "iman" sertifikası, sadece Sedat Sert e lazım bir şey olmadığını anlayarak, yaptığım yorumlara insaf ve anlamak amaçlı bakılırsa memnun olurum. "mutezile" anlam olarak bildiğim kadarıyla (yanlış biliyor isem kusura bakılmasın) ehl-i i'tizal olan bir mezhebin adı olup, Ehl-i sünnet dışıdır. Mutezile mezhebi, kaderi inkar eden, irade-i ilahiyeyi yok sayan, "insan, fiillerinin yaratıcısıdır" diyen bir mezheptir. Onun zıttı bir başka mezhep ise, "cebriye" dir. Bu mezhep de, ehl-i sünnet harici bir mezhep olup, insan iradesini yok sayan, ve insanı rüzgar önünde uçan bir yaprak gibi gören bir mezheptir. Allahım bizleri, ehl-i sünnet itikadından ayırmasın. Zira sırat-ı müstakim, ancak ehl-i sünnet itikadıdır. (bu görüşüme ister katılın, ister katılmayın, benim inancım budur.) Sayın mutezile nin yukarıda yazdığı bir sürü sorunun, bence mantıklı cevapları var olan meselelerdir diye itikad ediyorum. Burada her mevzuyu, kendi içinde sonuna kadar izah etmek, ciltler dolusu bilgiyi buraya asmak gerektireceğinden, ben bazı konulara kısaca değinmek istiyorum... Sayın mutezile; "''Ben bir kenz-i mahfuz idim; bilinmek istedim'' sana neyi anlatıyor." demiş. Bu sorunun cevabı, risale-i nurlarda, oldukça iyi şekilde izahı olan, bilhassa Sözler kitabının, 11. söz risalesinda harika anlatılan bir konudur. Kısaca, tek cümle ile şunu söyleyebilirim ki: " Her cemal ve kemal sahibi, kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek ister." Mutlak cemal (güzellik) ve kemal (olgunluk) sahibi olan Allah, kendi cemal ve kemalini görmek istemiş, ve bu kainatı yaratmış. Cemal ve kemalini göstermek istemiş, şuur sahibi, güzel ve çirkini ayırt edebilen, mahlukları (melekler, insanlar, cinler, ruhaniyat) yaratmıştır. Gizli hazine iken (kenz-i mahfuz), bilinmek istemiş ve bu mahlukları yaratmıştır. İşte şuur sahibi olan insanında bu dünyaya gönderilme gayesi, Kainat yaratıcısının bilinmesi (iman) ve ona itaatle (ibadetler) onu takdir edip san'atı karşısında hayretini göstermesidir. Asıl amaç budur. Bu kadar nimetleri veren Allah, bizden sadece, kendini tanımamızı ve ona itaat etmemizi istiyor. Küfür (inkar) ise, bu kulluğa ters olup, Allahın gadabını celbeder. Allahım bizleri ona layıkı ile kul olanlardan eylesin. Burada, akla şu gelmesin : "Allah, kenz-i mahfuz iken neyle meşguldü?" (haşa) Zira; Zaman, mekan gibi şeyler, yaratıklar için geçerli kavramlardır. Allah zamandan ve mekandan münezzetir. Allah için, dün, bugün, yarın gibi kavramlar yoktur. O, her an, her zamanı görür, heryerde hazır, hiçbir mekanda mukim değildir. Bunu anlamak için "Allah" olmak gerekir. Bizler mahlukuz.... Nasılki, bir masanın tabi olduğu şartlar, onun ustasında aranmaz, usta, sanatının cinsinden değildir. İlah olmanın gereği olan, "herşeyi bilir", "herşeye gücü yeter", gibi sıfatların anlaşılması, şu dar aklımıza sığışmaz. Çünkü; İnsanın ilmi, nisbi ilimdir, herşeyi nispeten bilirir. Uzak, yakın, soğuk, sıcak, büyük, küçük gibi kavramlar, hep nisbidir. Yani nispetendir. Yani, koyun, kediden büyüktür. Ama Filden küçüktür. nisbidir yani.... Yeni öğreneceği herşeyi, eski bildiği şeylerle kıyaslayarak, nispet ederek algılar. Allah hakkında, eski bildiği hiçbirşey onun yerini tutamayacağı için, onu bir şeye nispet edemez. İşte insanın algılama yeteneği hep, nisbi olduğu içindir ki, "mutlak" olan, Allahın zatını algılayamaz. İnsanın en aliminin bile, bilmediği o kadar şeyler vardır ki, veya çok kuvvetli olduğu halde, kaldıramayacağı yük olan nice insanlar vardır ki, onlar hakkında düşündüğümüz nakıs sıfatlar ile yaratıcının "mutlak" olan sıfatları algılamamız, insan kabiliyetinin fevkindedir. Yani olası değildir.... Çünkü insan mahluk, Allah ise Halık tır. Zaten bizden istenen, Allahın zatını anlamamız, değil, onun isim ve sıfatlarını anlamamızdır. Konu devam edecek.... Saygılarımla Sedat Sert |
Sevgili sedat;
Alıntı:
Alıntı:
Ne dersiniz? |
Alıntı:
Allahım bizleri, ehl-i sünnet itikadından ayırmasın. Zira sırat-ı müstakim, ancak ehl-i sünnet itikadıdır. Amin.. İnancınızı destekleyebileceğiniz bir ayet biliyor musunuz? Sevgili Sedat Sert kardeşimden özür dileyerek bunu kendi kıt bilgimle cevaplamak istiyorum. Bir ayet değil sure var.... Fatiha Suresi... Saygılarımla.. |
Sayın keci;
Alıntı:
**Bu surenin neresinde diğer mezheplerin 'Guluv'; 'Gulat' ya da Bidat'tan olduğu söylenmektedir? **Ayetler nüzul olurken, mezhepte senkron mu indi? |
Alıntı:
Güzel bir başlık açmış bir konuyu ateist ve dinsiz (ve belki de dindar) arkadaşların dikkatine sunmuşsun. Ama hemen ardından hem de hiç gereği yokken mezhepçliğe getirmiş ve faydalı olma alanını daraltmışsın. Kusura bakma ama bildiğin gibi burası Allah'ın varlığını yokluğunu tartışanların, kutsal adına ne varsa eleştirip tiye alanların sitesi. Burda mezhepçilik yapmak kaş yapayım derken göz çıkarmaktır. Hatta dincilik yapmak bile böyledir. Herhangibir islami sitede git istediğinin mezhebin propagandasını yap, diğerlerini de sapkın ilan et. Ya da herhangibir dini sitede İslamın diğer dinlere üstünlüğünü arzet. Ama böyle ortamlarda ne olur bu tür basiretsizlikler yapmayın. Mutezile arkadaşa söylenecek en iyi tavır ''islami bir kavramın rumuz olarak alınarak islam düşmanlığı yapmanın'' çelişkisini hatırlatmaktır. Nitekim bir başlık altında dediğim gibi; ''hacı, mutezile gibi rumuzlar altında islam düşmanlığı yapmak ikiyüzlülüktür.'' Diğer yandan, mutezile mezhebi hakkında verdiğin bilgiler çelişkiler içeriyor. Şöyleki, bir yanda mutezilenin ehl-i sünnetten itizal edenler (sapanlar) olduğunu ifade ederken, diğer yandan fatiha suresini delil göstererek onların sırat-ı mustakimden sapanlar olduğunu söylüyorsun. Birinci şıktakiler müslümandırlar, yani bir insan ehl-i sünnet dışı olmakla dinden çıkmaz. İkinci şıktakiler ise islam dışıdırlar. Mutezile, cebriye, kaderiye, mürcie.... ve nihayetinde şia, en koyu ehl-i sünnet alimince kafir değildir. Bu ayrımları gözönünde bulundurarak mezhepçilik yaparsan en azından tutarlı olmuş olursun. Bir de mutezile, bu ekole sahip alimlere muhalif olanlar tarafından verilen isimdir. Onlar kendilerine ehl-i adl (adalet ehli) derler. Çünkü Allah'ın adalet sıfatında ehl-i sünnetten farklı düşünürler. Yoksa kader ve irade konusunda ehl-i sünnet içinde sayılan Eş'arilikten farkları yoktur. Aydınlatıcı mesajlarının devamı dileğiyle... |
Sevgili sedat;
Alıntı: Allahım bizleri, ehl-i sünnet itikadından ayırmasın. Zira sırat-ı müstakim, ancak ehl-i sünnet itikadıdır. (bu görüşüme ister katılın, ister katılmayın, benim inancım budur.) İnancınızı destekleyebileceğiniz bir ayet biliyor musunuz? Alıntı: Mutlak cemal (güzellik) ve kemal (olgunluk) sahibi olan Allah, kendi cemal ve kemalini görmek istemiş, ve bu kainatı yaratmış. Cemal ve kemalini göstermek istemiş, şuur sahibi, güzel ve çirkini ayırt edebilen, mahlukları (melekler, insanlar, cinler, ruhaniyat) yaratmıştır. Aynı Bak-i zül Celal::''Andolsun ki cehennemi cin ve insanla dolduracağım'' diyerek de kendi yarattığı mahlukatın akıbetini bildirmektedir. Ne dersiniz? Sayın arkadaşım; Kur'anın ve sünnetin bize emrettiği inanç sistemi, bir küll dür. Ayetlerde, mezhepler geçmez, neye, nasıl inanacağımızı anlatır. Zaten neye, nasıl inanacağımız konusunda düşülen ihtilafların neticesi, itikattaki mezheplerin çıkmasına neden olmuştur. Bu ihtilafların kaynağının birisi ise, gerek Ayetlere, gerekse hadis-i şeriflere verilen farklı yorum ve anlamlardandır. Elbette inanca dayanan mes'elelerde, konu, kalbi, vicdansal ve inançsal olduğu için, matematik gibi değildir. (2x2=4 gibi değildir.) Ehl-i sünnet itikadının, sırat-ı müstakimi temsil ediyor olması iddiamı da bu mihvalde anlamanız gerekir. Bu konuda "inancımı destekleyecek ayet" getirmem gerekse, tüm Kur'an derim. Gelelim Allahın, ''Andolsun ki cehennemi cin ve insanla dolduracağım'' demesine; Bunun nesini soruyorsun, anlamadım. İmtihana tabi şuurlu mahluklar, insanlar ve cinlerdir. Elbetteki her imtihanın sonunda "mükafaat" ve "mücazaat" olacaktır. Mükafaatın yeri, din ıstılahında "cennet" olarak adlandırılmış, mücazaatın yeri de " cehennem" olarak adlandırılmış. Cehennemi, neyle dolduracak? İmtihana tabi tutmadığı mahluklamı? Sizin ifadenizle, " kendi yarattığı mahlukat", eğer cehenneme girmek istemiyorsa, rabbine isyan etmesin. Saygılarımla Sedat Sert |
Sayın Sedat Sert;
Anlaşılan o ki; Risale-i Nur'u okumuşsunuz. Ona talebe olmak içinde bir yere konmuşsunuz. Konduğunuz yerdeki diğer kişilerede isterseniz danışarak aşağıdaki sorularımı cevaplarsanız sevinirim. 1. Risale-i Nurlar da geçen Ehli-sünnet tabirinden ne anlıyorsunuz. 2. Kader risalesini okudunuz mu? Mutezile ne demektir? 3. Üstadın kendisinin kullandığı Şia'nın 12 imamının isimlerinin olduğu mührü gördünüz mü? 4. Hangi ehli sünnet mezhep inancında; risale-i nurlardan önce mehdi inancı vardır? 5. Ehl-i Sünnet in asıl kim olduğu konusunda tarihsel bir çalışmayı risalelerden yaptınız mı? 6. Ehli sünnet mezhebi haktır dediğinizde; aralarındaki imani sebeplere dayanan savaşları nasıl açıklarsınız? 7. Risalelerde geçen "Benim yolum haktır deme; ben hak yolundayım de" mesalindeki mesele hakkında ne düşünüyorsunuz. 8. Ehli sünnet vel cemaat deyince ne anlıyorsunuz? 9. Şia kelime itibari ile ne demektir. Selamlar |
Sn abdulkadir;
Alıntı:
İkiyüzlülük tabirini size iade etmek durumundayım. Mutezile benim islamda takdir edebildiğim tek tarik'dir. Mezhebin tamamının yok edildiği biliniyor. Neden yok edildiğini araştırıp okursunuz. İslamın muhabbet beslediğim tek yol'unun nicki bende 6-7 senedir mevcut. Bir sapma, riya, takıyye, mümaşat bende olmaz. Bundan sonra kelimelerinizi seçerken özen gösterin. Yıllar önce yazdığım bir yazımı arşivden çıkardım; belki bir fikir verir: '' Alıntı:
Mutezile'yi inceleyeceksek derin araştırmalar var elimde. Ama konu bu mu? Sn. Sedat Hadise basit: Bir sonsuz güçteki yaratıcı var. ''Ben bir kenz-i mahfuz idim, bilinmek istedim'' Bu sonsuz güçteki yaratıcı kainatı 'halk' eder. Ve yeryüzü adı verilen minik bir gezegeni.. Bu minik gezegende birtakım zavallı mahlukatlar doğup yaşayıp ölmektedirler. Ölümlerinin akabinde onların ''Nar- ı cehennemin yağlı kütükleri'' olmak ile aşağıdaki ayetlerde vaat edilen bir 'nimet' beklemektedir: |
Bakalım neler vaad ediliyor:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Bunlarla cehennem arasında bir seçim yapabilecektir, o zavallı insan. Oysa Levh-i Mahfuz'da / Ümmü'l Kitap'ta her türlü akıbet yazmakta; 'Yaradan' her mahlukun akıbetini önceden bilmektedir. Bu mudur aklınıza yatan? |
Sayın Abdulkadir;
- "Mutezile" nin anlamı zaten "ehl-i i'tizal" dir. Bildiğim kadarıyla arapçada, aynı kökten geldiğini söyleyebilirim. - Amacım kat'iyyen, mezhepçilik değildir. Bütün samimi ve kalbi hissiyatımla söylüyorum. Sadece "mutezile" kullanıcı adını görünce böyle bir giriş yapmayı uygun buldum. Belkide dediğin gibi yersiz ve amacını aşan ifadeler olmuş olabilir. Özür..... - Ancaaaaak... Mutezile mezhebinin, ehli sünnet içinde yer alan eş'ariden farkı yoktur, dersen, ona katılmam mümkün değil. Mutezile, "kişi fiillerinin halıkıdır" der. Güya, Cenab-ı Hakkı, şerri yaratmaktan beri kılmak için, şer fillerde, kula, "yaratma" fiilini isnat eder. Burada Mutezile,"kişi fiillerinin halıkıdır" demesinin amacı, şerli işlerde, "Allah şer yaratmaz" tezidir. Halbuki "Halk-ı şer, şer değil, kesb-i şer şerdir" (şerri yaratmak şer değil, şerri işlemek şerdir) der Bediüzzaman. Yaratmanın her çeşidi Allaha aittir. Mutezile nin ehli sünnet itikadından ayırıcı bir diğer görüşüde, kaderi inkar etmesi ve irade-i ilahiyi yok saymasıdır. Bu konuda şu misali verelim : Bir adam, cüz-i ihtiyarı ile, tabancayı çekse ve arkadaşına ateş etse, ve arkadaşı ölse. Bu durumda, eğer adam tabancayı ateş etmeseydi, arkadaşı ölürmüydü, ölmezmiydi?. Bu sorunun sorulması kendi içinde tutarlı bir sorudur. Zira tabanca çekme işi tamamen iradi bir konudur. Yani kişinin iradesine ve tercihine aittir. Ama arkadaşının ölümü iradi değildir. Yani o ölürken, kendisine "ölmek istiyormusun?" diye sorulmamış, ıztırari olarak ölmüştür. İşte, ihtiyari bir fiille, ıztırari bir fiilin aynı anda vuku bulması durumunda, ihtiyari fiilin olmadığını varsayarsak, ıztırari fiil ne olacak sorusuna itikattaki mezheplerden farklı cevaplar gelir. İşte burada mutezile, cebriye ve ehl-i sünnet arasında şu görüş farkı ortaya çıkıyor. Mutezile derki : "Eğer adam ateş etmeseydi, arkadaşı ölmezdi" der. irade-i ilahiyi tamamen devre dışı bırakır, kaderi inkar eder. sebeplere tesir-i hakiki verir. Yani sebepleri yegane fail ilan eder. Allahın hissesini görmez. Cebriye derki : "Eğer adam ateş etmeseydi, arkadaşı yinede ölürdü" der. O da irade-i cüz-iyeyi görmez. İnsanı, rüzgar önünde uçan yaprağa benzetir. Adeta robotlaştırır. Kaderin mahkumu yapar. Allahın kendisine biçtiği herşeyi yapan bir konu mankeni sayar. Ehl-i sünnet mezhebi derki :"Adam ateş etmeseydi, arkadaşının ölüp ölmeyeceğini biz bilemeyiz." der. Çünkü irade-i ilahi, sebeple müsebbebe bir taalluku vardır. Yani sebeple, sonucu aynı anda görür. Eğer sebebin olmadığı yani ateş edilmediği varsayılırsa, Allahın iradesi ne yönde tahakkuk edecekti, ve ona nasıl bir kader tayin edecekti biz bilemeyiz." der. Aslında konu o kadar uzunki... "Kul filleri", "irade-i külliye", "irade-i cüziye" gibi çok konuların burada açıklanması gerekir. ancak referans kitap vererek bazı şeyleri açıklayabilirim. En güzeli Bediüzzamanın Sözler adlı eserinin, 26. söz kader risalesine bakılırsa, orada o kadar mükemmel anlatılmıştır ki, anlayarak okuyan için sorun kalmaz, çok konular tebeyyün eder. Saygılarımla Sedat Sert |
Sayın Mutezile, ezbere konuşusam aksi düşüncede iseniz özür diliyorum.
Şöyle bir mantıkmı yürütülüyor acaba? Yaradan herşeyi bilmektedir bu bence akla uygun değildir, bu yüzden mi Yaradan yoktur gibi bir mantık yürütülüyor? Bir de kul olmak nasıl birşeydir size göre? Bir müslüman mevcut herşeyin Allah tarafından olduğunu bilir, peki herşeyi Yaradan bir Allah bu kadar kudretli Allah, bizim aklımızdan geçenleri bildiğine göre, bunların bir yerde yazılı olması neden aklımıza yatmıyor? Son olarakta, elbette ki cennet ve cehennem bilinmeli, okunmalı ama neden inanmayan birisi hep cennet ve cehenneme takılır kalır? Saygılar |
Sn Envyme;
Alıntı:
Ayete göre ''yaptıklarınızdan mesul tutulacaksınız'' da; neyi yapıp yapmayacağınız O'nun katında zaten b i l i n m e k e d i r.. Senaryosu hazır bir oyunun zavallı figürleri olunmuyor mu şimdi? Külli irade, cüzi irade çıkmaz sokağına da arzu edeseniz sapabiliriz. Nereye saparsanız sapın; bu ikilemin açıklaması yok. Cennetteki tasvirlerin tamamı ''Asr-ı Saadet''te yaşayan bir arap bedevisinin rüyalarını süsleyecek şeyler. Kutuplarda yaşayan bir müslümana muhteşem bir iglu; kuzey afrikalı kara-ayaklar yerlisi olan müslümana rengarenk bir wig-wam vaat ediyormu? Cehennem tasvirleri de iptidai korkuları beslemek üzerine bina edilmiş çocukça şeyler. Tüm insanlığa, ve tüm zamanlara sesleniliyor iddiası hala ayakta duruyor mu sizce? |
Alıntı:
Fatiha suresi Kur'an-ı Kerim'in özetidir. Bu surenin heryerinde bu anlam vardır. Ama anahtar ayet ; "5. Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz. " ayetidir. Bu çok büyük bir ayettir. Tarif edebilmek ve açıklayabilmek çok zordur. Eğer ayetlerin yalnız içindeki kelimelere bakıp, özünü anlamazsanız bunu da tabiiki göremezsiniz.. **Ayetler nüzul olurken, mezhepte senkron mu indi? Hayır böyle bir şey yok yukarıda anlatmaya çalıştığım gerçeği gördü iseniz, mezheplerin nasıl ortaya çıktığını da görebilirsiniz. Ayrıca sayın abdulkadir Fatiha suresini ben misal vermiştim, Sayın sedat sert değil.. Bunuda belirtmek isterim.... Saygılarımla |
Sayın keci;
Alıntı:
Şimdi yazdığınız da şu: Alıntı:
Bana özünü anlamazsınız diyorsunuz? Siz ne anlıyorusunuz? Özü nedir? Sıratı müstakim ancak ehl-i sünnettir gibi inanılmaz iddialı bir cümle edip, diğer mezhepleri intihap edenleri açıkta bırakıyorsunuz. Son da siz anlamazsınız diyorsunuz. Oldu mu şimdi? |
Arap konusuna hiç girmeyeceğim çünkü bu din sadece onlara gelmiş bir din değildir. Bu din, Allah tarafından dünya ya son din olarak tüm insanlığa gönderilmiştir.
Bende işte onu söyledim sayın Mutezile, herşeyi bilen, herşeyi Yaradan bir Allah kabul ediliyor bizler tarafından. Peki herşeyi bilen ne demektir? Öncesinde bilen mi? Sonrasında bilen mi? Siz diyorsunuz ki, tüm insanlık bir uçurumdan atılmıştır ve hepsinin yere düşeceği bellidir. Evet belli ama hepimizin sırtında paraşüt var, açıp açmamak ta bize kalmış. Cennet için vaad edilenleri inkar etmiyorum ki, neden bu vaadlerden hep bir tanesi öne çıkarılıyor onu merak ediyorum. Cehennem de ise, ben ateşte yanmaktan değil, beni Yaradan Allah'ın emirlerine karşı gelmekten korkarım. |
Alıntı:
Sevgili arkadaşım; Öyle şeyler sormuşsun ki, beni herhalde Allame zannetin. Ben, Risale-i Nurları tanıdıktan sonra "müslüman" olmuş biriyim. Önce müslüman değilmiydim derseniz, bilemiyorum, birçok şek ve şüphenin kalbimde fink attığı, kafamda çok soruların cedelleştiği halet-i ruhiye içinde idim. Ne zaman ki Risale- nurları tanıyıp okumaya başladım, o zaman inanç dünyam aydınlandı, kafamdaki birçok şüpheli konu tebeyyün etti. Fakat ben zannettiğiniz kadar konulara hakim değilim. Risale-i nurlardan istifade ettiğim miktar, sadece kendi iç dünyamda bana yetecek kadar (en azından şüphelerin kalmaması kadar) bilgiye sahibim. Tüm külliyatın neresinde ne var sorusu beni aşar. Ancak en azından ben şunu öğrendim ve tüm kalbimle iman ettim : Eğer kafama bir soru takılırsa, veya bilmediğim bir soru başkaları tarafından bana sorulursa veya soruya raslarsam, kesinlikle o sorunun mantıklı bir cevabı vardır. Ben bilmesemde.... Bunu niye söyledim Burada oldukça bilgili ve donanımlı ardadaşların varlığını görüyorum. Bu her inançtan insanlar, bana bilmediğim soruları sorduklarında, illaki benden cevap beklemesinler. Biliyorsam veya kolayca ulaşabileceğim bir bilgi ise hemen cevaplarım. Yoksa umurumda olmaz. Burada geçen aslında hemen hemen tüm sorular, bir kitabın münderecatını taşacak cinsten olabiliyor. Zaten o kadar uzun cevap verilecek olsa, kimse onu okumaz bile. Dolayısı ile, burada yazdıklarıma bakarak, konu tamamlanmış olmuyor. Daldan dala konular çıkıyor. Bir önceki önemli mevzu, kaybolup gidiyor. Gelelim yukardaki maddelere ; 1- "Ehl-i Sünnet" ten anladığım, itikattaki mezheplerden olan maturidi ve eş'ari nin yer aldığı itikat mezheplerinin genel adıdır. 2. maddede - Kader risalesini okuyup okumadığımı soruyorsun. Okudum. ve çok istifade ettim. Mutezile ile alakalı olarak üstteki yazımda bildiğim kadar açıkladım zaten. 3. Üstadın kendisinin kullandığı Şia'nın 12 imamının isimlerinin olduğu mührü gördünüz mü?" demişsiniz. C. Görmedim. 4. Hangi ehli sünnet mezhep inancında; risale-i nurlardan önce mehdi inancı vardır? C. Bilmiyorum. 5. Ehl-i Sünnet in asıl kim olduğu konusunda tarihsel bir çalışmayı risalelerden yaptınız mı? C. Yapmadım. 6. Ehli sünnet mezhebi haktır dediğinizde; aralarındaki imani sebeplere dayanan savaşları nasıl açıklarsınız? Sorunuzu düzelteyim. "imani sebeplere dayanan" değil, "içtihat farklılığına dayanan" olarak demeniz gerekir. İmani konularda ehl-i sünnetin ihtilafı olmaz. Sadece Maturidi itikadı ile eşari itikadı arasında çok ayrıntı konularda farklılıklar vardır. Onları da buraya yazarak konuyu uzatmayalım. Bu savaşlarda katil de maktülde ehl-i cennettir diye inanıyorum. Çünkü içtihatta, isabet edene 10 sevap, isabet etmeyene bir sevap vardır der Bediüzzaman. Onlar kendi içtihatlarına göre davranmıştır. Ehl-i sünnet birisi, o savaşlar hakkında dedikodu yapmaz. Allaha havale eder. Haddimiz de değildir. 7. maddede geçen söze gelince : Risalelerde geçen "Benim yolum haktır deme; ben hak yolundayım de" şeklinde bir ifade risale-i nurlarda yoktur. Ama ; O konunun geçtiği yer aşağıdadır : İhlas Risalesi (20.lema) dan... "- Ve haklı her meslek sahibinin, başkasının mesleğine ilişmemek cihetinde hakkı ise: “Mesleğim haktır yahud daha güzeldir” diyebilir. Yoksa başkasının mesleğinin haksızlığını veya çirkinliğini îma eden, “Hak yalnız benim mesleğimdir” veyahut “Güzel benim meşrebimdir” diyemez olan insaf düsturunu rehber etmek." Burada, diğer cemaatlerle olan irtibatın nasıl olacağı ile ilgili düsturdur. Sadece hak yolun risale-i nur olmadığını vurguluyor ve ihlasın bir gereğidir diyor. Saygılarımla Sedat Sert |
Selam,
Öncelikle arkadaşlar Mutezile kardeşimiz Mutezile mezhebinden değil sadece o alimleri seven birdir ki; kendisini kutlarım. Kendisi yanılmıyorsam Mülsüman değildir. Mutezile arkadaşımızın sorduğu(muhatap olduğum) sorulara cevap vermek istiyorum: * Ayet-üs Seyf / Ayet-ül Kıtal..bu ayteler hakkında düşüncelerin Açıklık getirseniz daha doğrusu örneklendirseniz konuşabiliriz. * Esbab-ı Nüzul için bana güvenilir t e k bir kaynak önerebilir misin? Yoktur. Kur'an kendisini açıklaya yeter (En'am Suresi , 6-10) * ''Allime'llahu'' hakkında ne düşünüyorsun? Bu soru sanırım bana sorulacak birşey değil. * Beda / Nesh - Nasıh / mensuh meslesi senin aklını karıştırdığı olmuyor mu? Hayır karıştırmıyor çünkü yoktur. Yok olan birşeyin aklımı karştırmasıda düşünülemez. * Secde 22 (Zü'ntikam meselesi) Bu soru sanırım bana sorulacak birşey değil. * Hacc Suresi 52-55 & İsra suresi 73-75 ve bunlara ilaveten Necm 19-20 ayetlerini sen nasıl anlıyor, yorumluyorsun. Bu soru sanırım bana sorulacak birşey değil. * Levh-i Mahfuz hakkında ne düşünürsün? Vahiy--- gelmiş, geçmiş ve gelecek olan vahiyler. * ''Ben bir kenz-i mahfuz idim; bilinmek istedim'' sana neyi anlatıyor. Bu soru sanırım bana sorulacak birşey değil. Sevgi... |
Sn. Sedat
Hadise basit: Bir sonsuz güçteki yaratıcı var. ''Ben bir kenz-i mahfuz idim, bilinmek istedim'' Bu sonsuz güçteki yaratıcı kainatı 'halk' eder. Ve yeryüzü adı verilen minik bir gezegeni.. Bu minik gezegende birtakım zavallı mahlukatlar doğup yaşayıp ölmektedirler. Ölümlerinin akabinde onların ''Nar- ı cehennemin yağlı kütükleri'' olmak ile aşağıdaki ayetlerde vaat edilen bir 'nimet' beklemektedir: __________________ Sayın mutezile'nin yukarıdaki açıklamasına bir cevap olarak derim ki : ''Ben bir kenz-i mahfuz idim, bilinmek istedim'' Burada, bilinmek istenmenin muhatabı sadece şu miniminnacık "dünya" mız ve orada mukim "insan" lara münhasır değildir. Burada, zi-şuur (şuur sahibi - iyiyi ve kötüyü ayırt edebilen, iyiyi takdir edebilme yeteneğinde olan) mahluktan kasıt, insan, cin ve melek tir. Sayıca ve mekanca insana benzemeyen bu mahluklarda, (melekler, cinler, ruhaniyat), bilinmek istenen o gizli hazine (kenz-i mahfuz) olan Allahın muhatabları ve takdir edicileridir. Yani sadece insan değildir. İnsan ise; ''Nar- ı cehennemin yağlı kütükleri'' değil, - Muhatab-ı ilahidirler. - Arzın halifesidirler. - Eğer hakiki kulluk yaparlarsa, makamca meleklerden daha üstün mahluklardır. - Eşref-i mahlukattır. - Ahsen-i takvim üzere yaratılmışlardır. Fakaaaat; Bu yüksek insaniyet mertebesinden, isyanları ve küfrü ile, esveli safiline layık olurlarsa, o zaman, cehennem ateşinde yanmalı ki, adalet sağlansın. Zira Küfrün mahiyeti sadece kafiri ilgilendiren basit bir günah değildir. Bediüzzamanın, Lem'alar eserinin 13. lem'a risalesinin 11. işaret kısmında bu durum şöyle izah ediliyor : ------------------------- Küfür ve dalalet, müdhiş bir tecavüzdür ve umum mevcudatı alâkadar edecek bir cinayettir. Çünki hilkat-i kâinatın bir netice-i a'zamı, ubudiyet-i insaniyedir ve rububiyet-i İlahiyeye karşı iman ve itaatla mukabeledir. Halbuki ehl-i küfür ve dalalet ise, küfürdeki inkârıyla, mevcudatın ille-i gayeleri ve sebeb-i bekaları olan o netice-i a'zamı reddettikleri için, umum mahlukatın hukukuna bir nevi tecavüz olduğu gibi, umum masnuatın âyinelerinde cilveleri tezahür eden ve masnuatın kıymetlerini, âyinedarlık cihetinde âlî eden esma-i İlahiyenin cilvelerini inkâr ettikleri için, o esma-i kudsiyeye karşı bir tezyif olduğu gibi, umum masnuatın kıymetini tenzil ile o masnuata karşı bir tahkir-i azîmdir. Hem umum mevcudatın herbiri birer vazife-i âliye ile muvazzaf birer memur-u Rabbanî derecesinde iken, küfür vasıtasıyla sukut ettirip, camid, fâni, manasız bir mahluk menzilesinde gösterdiğinden, umum mahlukatın hukukuna karşı bir nevi tahkirdir. ------------------ Yine aynı risalenin başka bir bölümünde ise; ------------------ SUAL: Kısa bir zamandaki küfre mukabil, hadsiz bir zaman Cehennem'de hapis nasıl adalet olur? ELCEVAB: Sene, üçyüz altmışbeş gün hesabıyla, bir dakikada katl, yedi milyon sekiz yüz seksen dört bin dakika hapis iktizası kanun-u adalet iken; bir dakika küfür, bin katl hükmünde olduğundan, yirmi sene ömrünü küfürle geçiren ve küfür ile ölen bir adam, kanun-u adaletle elli yedi trilyon ikiyüz bir milyar iki yüz milyon sene beşerin kanun-u adaletiyle hapse müstehak olur. Elbette (orada ebedi kalacaklardır ayeti)adalet-i İlahî ile vech-i muvafakatı bundan anlaşılıyor. Birbirinden gayet uzak iki adedin sırr-ı münasebeti şudur ki: Katl ve küfür, tahrib ve tecavüz olduğu için, gayre tesirat yapar. Bir dakikada katl, lâakal zahirî âdete göre onbeş sene maktulün hayatını selbeder, onun yerine hapse girer. Bir dakika küfür, binbir esma-i İlahîyi inkâr ve nukuşlarını tezyif ve kâinatın hukukuna tecavüz ve kemalâtını inkâr ve hadsiz delail-i vahdaniyeti tekzib ve şehadetlerini reddetmek olduğundan.. kâfiri, binler seneden ziyade esfel-i safilîne atar, "halidine"öde hapseder. ---------------- Saygılarımla Sedat Sert |
Alıntı:
Sayın arkadaşım; "ilim maluma tabidir, malum ilme tabi değildir." D İ K K A T ..... Yani insan bir figüran değil, bizatihi faildir. Levhi mahfuzda yazılı olması, insanı bağlamaz. Çünkü; Fiillerimizi, Allahın önceden bilmesi, o fiili yapacağımız içindir. Yani biz yapacağımız için Allah öyle biliyor. Yoksa o biliyor diye biz yapıyor değiliz. Zaten ihtiyari kader ve ıztırari kader de buradan çıkıyor. Direksiyon ve tercih, insanın elindedir. Ama, Allah, ilah olması nedeniyle ve "aliim" olma sıfatından dolayı, herşeyi bilir. Olmuş, olacak, gizli, açık.... herşeyi.... Ama, onun bilmesi, bize tabidir. Yani biz yapacağımız için o öyle bilir. Yoksa, o öyle biliyor diye biz yapıyor değiliz. Bunun içindirki, Allah, ezelde herşeyi görüyor, ve bizim hür irademizle neyi seçeceğimizi ve ne yapacağımızı ilmi ezelisi ile görüyor, ve ona ait olan, ıztırari kaderimizi tayin ediyor. Levhi mahfuzunda yazıyor. Yani "ilim (Allahın bilmesi) maluma (yapacaklarımıza) tabidir. Malum (yapacaklarımız) ilme (Allahın bilmesine) tabi değildir. Aslında bu konu oldukça derin ve geniş. Ama buraya herşeyi nasıl yazalım. Ancak kitap tavsiyesi yapılabilir. Bakınız : Sözler Risalesi 26. söz Kader bahsi.... Saygılarımla Sedat Sert |
Alıntı:
Sayın mutezile; İnsan ilminin nisbi ilim olduğunu ve insan herşeyi ve yeni bir ilmi, eski bilgileri ile nisbet ederek ve kıyaslayarak bildiğini anlatmıştım. Bu konuda daha fazla şeyler yazmayayım. Sizin feraset ve anlayışınıza bırakıyorum. İnsanlara, ceza yeri olarak (cehennem) bir şey anlatılacaksa, o cezanın mahiyeti, bildiği ve en çok korkup çekindiği şeyleri misal vererek ancak anlatılabilir. Yani insana ceza nasıl verilir? Canını acıtarak, lezzetlerden ve nimetlerden mahrum ederek.... Cehennem tasvirlerine bu zaviyeden bakılmalıdır. Aynen onun gibi, birine mükafaat verilecekse, ona, daha önceden bildiği şeylere benzer güzelliklerden bahsedilmelidir. Hiç bilmediği şeyleri mükafaat olarak anlatırsanız insanlar bunu idrak edemez, zira insan ilmi, nisbi ilimdir. ancak Bediüzzaman hz. bir yerde cennet ile alakalı olarak şöyle der : "Ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, nede kalb-i insana hutur etmiştir" diyor. Yani cennet hakkında ne dense azdır demek istiyor. Saygılarımla Sedat Sert |
Alıntı:
Sayın Sedat Sert 'in son yazısı aslında durumu açıklamış ben diğer mezhepleri açıkta bırakmıyorum Eş'ari ve Maturidi itikad mezhepleri ehlisünnettir. Bunların detayları yani neden böyle oldukları detaylı araştırma gerektirir. Şimdi sorunuzun cevabına gelirsek. Fatiha Sureisinin 5. ayeti yani "Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz" ayeti Ehli Sünnetin neden Hak mezhep olduğunun delilidir. Bunun için, Sayın sedat sert'in vermiş olduğu örneği kullanacağım. Yani ; Alıntı:
"Eğer adam ateş etmeseydi, arkadaşı ölmezdi" der. 1. Mutezile yukarıdaki sözü söylemekle, aslında "irade-i ilahiyi" devredışı bırakıyor O kim : Allah (C.C) Yani ; diyorki. insan kendi yaptıklarını kendi istediği için yapmıştır. Allah'ın (C.C) (haşa) bu işte bir dahli yoktur. Yani ; Öyleyse tek irade insanda vardır. Yani insan kendinin ilahıdır. (Haşa sümme haşa) Fatihanın 5. ayeti ne diyor.. "(Allah'ı kastederek)" "Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz" o zaman insan ilah nedir ? "Eğer adam ateş etmeseydi, arkadaşı yinede ölürdü" 2. Cebriye yukarıdaki sözü söylemekle, aslında "irade-i cüz-iyeyi" devredışı bırakıyor.. Yani diyorki : Ben ne yaparsam yapayım Allah'ın (C.C) takdiri dışına çıkamam kuklacının elindeki kukla gibiyim. iplerimi nasıl çekerse ben o tarafa giderim. Yani benim herhangi bir şey isteme hakkım yok.. Yani böyle demekle ne demiş oluyor aslında, Ben KUL değilim. Bir KUKLAYIM. Yaptıklarımın tüm sorumluluğu Allah'a (C.C) aittir. (haşa) Fatihanın 5. ayeti ne diyor.. "(Kul'u kastederek)" "Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz" Yani; burada insan kukla değil kul'dur. "Adam ateş etmeseydi, arkadaşının ölüp ölmeyeceğini biz bilemeyiz." 3. Ehl-i sünnet yukarıdaki sözü söylemekle, aslında ne diyor. Allah (C.C) benim yaratıcımdır, bana cüz-i irade vermiştir Ben ne istersem onu halk eder (yaratır) Bu hayr ya da şer olsun farketmez. Bu seçim bana aittir. Ama bu seçimden sonra ne olacağı ona aittir. Yani ben kulum, o Rab.. Bu ne demektir. ? "Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz".. Şu belagati görüyor musunuz ne kadar leziz ve harikulade.. Elhamdülillah... Kur'an ve Sünnete uygun mezhep hangisi oluyor bu durumda Ehl-i Sünnet vel-Cemaat.. Saygı ve sevgilerimle... |
Sn Sedat;
Öyle kolay geçiştirilemeyecek bir cümla sunmuşsunuz: Alıntı:
Alıntı:
Bunun tek bir anlamı var: 'O' size tabi, siz ona değil. Yani çıkış noktası Allahın mutlak bilgisi olmuyor size göre. Hayır; sizin yapma iradeniz daha mutlak. O'nun bilgisi bu şekilde halk oluyor. Ergo; sizin yapma iradeniz o l m a d a n 'O' b i l e m e z.. Kendi sözleriniz bunlar. Ben size şaşmaya başladım.. Ya da Bu düşüncelerin kaynağı muhtemelen Said-i Kürdidir ( Kürt Said, Bitlisin Nurs Köyünden Said) sanırım; ona şaşırma alışkanlığı uzun yıllar önce bıraktım. |
Sn keci;
Alıntı:
Kulluk bir liyakat, onur nişanıdır. Diğer mezhepler kulluğa aykırı işlere tevessül etmişler.. Bu yüzden Sünni cemaat kurtulacaktır, peygamber de onları ahirette felaketten kurtaracaktır vs vs.. Buna benim getireceğim onlarca karşı argüman var, ama getirmeyeceğim. akıntıya kürek çekiyorum ve kollarım yoruldu..Sağlıcakla kalın. |
Alıntı:
Alıntı:
Saygılarımla.. |
Alıntı:
Sevgili mutezile; Zannederim iyi anlatamadım. İnanıyorum ki, iyi anlatabilseydim, konuyu gayet güzel anlayacaktınız. Çünkü bu sitede rasladığım mantık bütünlüğü olan arkadaşlardansınız. Ama gelin inat etmeyin. Anlamaya kendinizi zorlayın.... Bakın adeta olay şöyle .... İnsanın elinde sanki, sadece tercih butonları olan bir cihaz var.... Her an insan bu tercih butonlarından birine basıyor. Hatta eliyle basmıyor adeta butonu aklından geçiriyor. O anda Allah o tercih butonunun gereği olan tercih istikametinde o fiili yaratıyor. İnsana düşen fiil sadece bu kadar. Tercih butonunu seçmek.... Fiili yaratan Allah... Bu tercih butonları, hayatın her anında kullanılıyor adeta.... Tercih butonundan ne kastettiğimi umarım anlıyorsunuzdur. Ama Ezelde, Allah ne zaman, hangi tercih butonuna basacağımızı, ilmi ezelisi ile görüyor. Fakat o görüyor diye biz o tercihi yapıyor değiliz. Biz o tercihi yapacağımız için Allah öyle görüyor. Fakat iş burada bitmiyorki.... Bu bahsettiğimiz "ihtiyari fiillerdir". Bir de bizim seçimimizi yaptıktan sonra fiili yaratan Allahın, bu fiile taalluk eden kendi ıztırari fiili vardır. Bu ıztırari fiili, ezelde levhi mahfuza yazarken, bizim hangi tercih butonuna basacağımızı görüp, ona uygun bir ıztırari fiili takdir eder. Bu da kaderdir zaten. Kişi fiilinden sorumludur. Zira hür iradesi ile tercihini yapmıştır. Burada şu soru akla gelebilir : -"Madem Allah, ezeli ilmiyle bizim ne yapacağımızı önceden biliyor, o halde, bizi yaşatmasına gerek olmadan cennetlikleri cennete, cehennemlikleri cehenneme gönderseya..." Böyle olamaz. Çünkü: O olay yaşanmayacak olursa, Allahın o olayı öyle bilmesi olamaz zaten.... O olay öyle yaşanacakki, Allah öyle bilsin... Zaten aksi düşünülemez. Eğer Bizim tercihlerimiz, ezelde Allah tarafından takdir edilip, yazılıp, bize zorla yaptırılıyor olsa, imtihan nerede kalacak? Allah bizi neyden sorguya çekecek? Eğer tercihlerimizde hissemiz olmazsa, Allah kimisini cennete, kimisini cehenneme atarak haşa zulümmü yapacak... Lütfen mantıklı olalaım. Zihnimizi biraz zorlarsak, konu aslında anlaşılır. Elbetteki, benim kırık dökük ifadelerim, konuyu anlamaya elvermeyebilir. Ama dikkatle okunursa, mana anlaşılıyor. Ben kendi yazdıklarımı geri dönüp okuduğumda, kastettiğim anlamları anlıyorum. Demekki, biraz dikkat ile sizde anlayabilirsiniz ne demek istediğimi.... Saygılarımla Sedat Sert |
Merhaba Sedat Sert,
Böyle olamaz. Çünkü: O olay yaşanmayacak olursa, Allahın o olayı öyle bilmesi olamaz zaten.... O olay öyle yaşanacakki, Allah öyle bilsin... Bu yazdıklarını biraz daha açar mısın? Saygılarımla... |
Sn Sedat;
Bunlar Lema'larda mı; Sikke-i Tasdiki 'demi bulunmakta-bu bilgiler: Alıntı:
Alıntı:
Ona göre devam edeceğim, işin doğrusu. |
Sayın mutezile;
Yukarıya yaptığınız alıntılar, kendi bilgi dağarcığımdan yazdığım örnektir. Risale-i nurlarda böyle bir misal yok. Yukarıdaki alıntısını yaptığınız konuyu, Bediüzzaman şu tek satırlık söz ile anlatır : "İlim maluma tabidir, malum ilme tabi değildir" der. Bu söz ise, Sözler adlı eserin, 26. söz risalesinde geçiyor. Saygılarımla Sedat Sert |
Alıntı:
Sevgili onefre; Burada şunu söylüyorum : Eğer Allah, nasılsa gelecekte olacakları ve bizim tercihlerimizi biliyorsa, hemen imtihanı bitirsin, tercihlerimizi yapmış farzetsin ve cennetlikleri cennete, cehennemlikleri cehenneme yollasın bitsin bu imtihan... DENEMEZ.... Çünkü; Mantığa aykırı... Niyemi; Zaten Allah tercih edeceğimiz için biliyor, yoksa o biliyor diye biz tercih ediyor değiliz. (buradaki "tercih" ten kasıt, yapacağımız kendi hür irademizle aldığımız kararlardır) Bu nedenle, imtihan kesildiği an, biz o andan itibaren tercih kullanmayacağımız için, Allah bu son durumu bilecektir. Gelecekte ne tercih kullanacağımızı, (tercihimiz sonlandığı için) bilmeyecektir. O halde yapılmayan tercihler için neyin mükafaatını veya cezasını verecek. Saygılarımla Sedat Sert |
Sevgili Sedat Sert,
Dediklerine tamamen katılıyorum. Bencede mantığa aykırı. Zaten benim yüce bir varlığın olduğunu reddetmenin en önemli sebeplerinden biri de bu. Sonuçta tüm evreni yaratan sonsuz kudret sahibi bir varlık benim tercihlerimi önceden nasıl bilemez. Bu çıkmazı nasıl çözebildin onu anlamaya çalışıyorum. Saygılarımla... |
Alıntı:
Sözlerini anlamakta zorluk çekiyorum. Paradoksal bir ifade kullanmışsın. Hem "Dediklerine tamamen katılıyorum." demiş, hemde "Zaten benim yüce bir varlığın olduğunu reddetmenin en önemli sebeplerinden biri de bu. " diyerek, ilahi güce inanmadığını söylemişsin. Benmi yanlış anladım. Cümlendemi bir düşüklük var. Kusura bakma çözemedim. Kal sağlıcakla.... |
Haklısınız ben yanlış aktardım. Baştan almam gerekirse ;
Siz yazdınız ya Eğer Allah, nasılsa gelecekte olacakları ve bizim tercihlerimizi biliyorsa, hemen imtihanı bitirsin, tercihlerimizi yapmış farzetsin ve cennetlikleri cennete, cehennemlikleri cehenneme yollasın bitsin bu imtihan...DENEMEZ....Çünkü; Mantığa aykırı... bende üzerine biraz daha ekleme yaptım ve dedim ki Bencede mantığa aykırı. Sonuçta tüm evreni yaratan sonsuz kudret sahibi bir varlık benim tercihlerimi önceden nasıl bilemez.Sormaya çalıştığım siz bu çıkmazı nasıl aştınız. yazdıklarınızı biraz daha ayrıntıya ve örneğe girerek anlatırsanız sevinirim... siz de sağlıcakla kalın... |
Alıntı:
Sevgili Onefre; "Bu çıkmazı nasıl aştınız" derken ne demek istediğinizi anlayamadım. Bir taltifmi, alaymı var çözemedim. Kusura bakma ama.... |
Sevgili Sedat,
Aslında ben sizin problemi anladığınızı düşünmüştüm, o yüzden de sizin yazdıklarınızın üzerinden sormaya çalıştım sorumu ama anlaşılmadı.madem öyle o zaman birde ben anlatayım problemide belki o zaman bir şeyler yerine oturur. Problem tercihlerin bilinip bilinememesi durumu.şimdi çok basitleştirerek anlatırsam ben diyorum ki, mesela hayatımın bir anında ben iki yoldan birini tercih etme aşamasındayım.bunlardan birisi bana kuranda öğretilen yol diğeri günahkar bir yol.bende aklımı ve hür irademi kullanarak bu yollardan birini seçerim veya bunlardan hiçbirini tercih etmem.(sonuçta tercih etmemek de bir tercihtir.)sende şunu demek istedin yanılmıyorsam.neyi tercih edersen et sorumluluk tamamen sana aittir.allah senin neyi tercih ettiğine karar vermez.cennetlik mi cehennemlik mi olduğun sana bağlı.buraya kadar tamam.şimdi ben sana soruyorum allah sonsuz kudrete sahip, evreni yaratan bir güç iken senin ne zaman öleceğini biliyor iken nasıl oluyorda tercihlerimi bilemiyor.dolasıyla cennetlik mi cehennemlik mi olduğumu bilemiyor.şimdi bu işine geldiğini biliyor işine geldiğini bilemiyor gibi bir durum olmadı mı.allahın neyi bileceğini neyi bilemiyeceğini sen neye dayanarak söylüyorsun ve daha da önemlisi sonsuz kudretle anılan bir gücün bir şeyleri bilememesi gibi bir durum sözkonusu olabilir mi.allah zamanların ötesinde bir olgu değil midir.en sonucunda benim ne zaman öleceğimi öncesinden biliyorda cennetlik mi cehennemlik mi olduğumu öncesinden neden bilemez? Sevgili Sedat umarım anlatabilmişimdir sorumu. Daha da anlatamadıysam yuh bana.nolur asıl sen kusura bakma... Saygılar.... |
Alıntı:
Aslında bu konu pek çok kiş için özellikle islam alimleri için çok tehlikeli bir konudur. O yüzden bu konuda birşeyler söylemek istememe rağmen biraz tedirginim eğer yanlış anladığın veya anlattığım bir şey olursa hemen uyar.. Bir defa Allah 'ın birşeyi bilememesi diye bir durum sözkonusu olamaz.. Bu cümleyi hiç unutmadan aklımızdan çıkarmadan hep yanımızda tutacağız.. Sorduğun soruda ise aslında şöyle bir durum var; o senin yapacağın tercihi biliyor. Daha sonra diğer yolu seçtin birden diyelimki onuda biliyor. Ne oldu ? önce birinci tercihi yapacakken sonra ikinci tercihi yapacağınıda biliyor. Eğer bunu sürekli işletirsen sonsuza kadar bu böyle devam eder, işte tüm bunların hepsini de biliyor. Ve bunların diğer insan ve eşyayıda etkilediği yer zaman ve üşünceleride biliyor. Burada bilinmeyen hiç bir şey yok. Tüm bunların hepsinide Levh-i Mahfuzda yazmış..Bu yazıyı sabit bir yere yazılmış değişmez bir yazı olarak düşünün ama Allah'ın bunu değiştirmeye gücü var. Ki onun herşeye gücü yeter. Üstelik daha Kainatı yaratmadan, şimdi eğer işin içine Allah'ın Rahmet etmeyi dilerse O zaman bu yazıyı da değiştirebiliyor. Kötü olan bir sonucu iyi yapabiliyor. Bu yüzden biz Müslümanlar; Allah'ın bizi ibadetlerimizle değil Rahmetiyle hesaba çekmesini istiyoruz Ve bu dünyada iken Onun rahmetini istiyoruz. Çünkü ibadetlerimize güvenirsek hesap çekileceğimiz zaman yetmiyecek. Bu sonsuzla sıfır 'ın karşılaştırılması gibi olur.. Sonsuz nimet sıfır ibadete eşit değildir. Bu sebeple onun bize rahmet etmesini isteriz... Saygılarımla... |
Sevgili Keci,
Soru(nu)mla alakadar olup cevap verme inceliğini gösterdiğin için teşekkür ederim. Ne yalan söyliyeyim Levh-i Mahfuz un ne olduğunu bilmiyordum. Sayende de fikir sahibi oldum. Google dan aratınca http://levhimahfuz.com diye bir site olduğunu öğrendim ve şöyle bir inceledim. Gözüme takılan birkaç yeri, hem senin söylediklerini hemde "Levh-İ Mahfuz" konusunu özetler düşüncesiyle kopyala/yapıştır mantığı ile buraya aktarıyorum. ( Gerçi Sevgili Keci sen biliyorsun da ben benim gibi bilmeyen arkadaşlar için yazıyorum. Bilmediğini ima etmiyorum yanlış anlaşılmasın.) Biz görsek de görmesek de tüm varlıklar Allah'ın hafızasında sonsuza kadar bulunmaktadırlar. Bizden öncekiler gibi bizden sonraki varlıkları da Allah tek bir an içinde yaratmıştır. Zamanı da Allah yaratmıştır ve Allah zamana bağımlı değildir. Dolayısıyla bizim için gelecekte var olacak olan varlıklar da aslında Allah katında "tek bir an" içinde yaratılmışlardır ve şu anda vardırlar. Ancak biz zamana bağımlı olduğumuz için onları henüz görmeyiz. Tüm Olaylar "Levh-İ Mahfuz" İsimli Kitapta Kayıtlıdır Allah, bizim için geçmiş ve gelecek olan tüm olay ve varlıkları, tek bir anda yaratmıştır. Kuran'da, tüm insanların ve varlıkların kaderlerinin Rabbimizin katında, Levh-i Mahfuz'da yani "Ana Kitap"ta saklandığı şöyle bildirilmektedir: "Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) olmasın." (Neml Suresi, 75) Sitede allahın herşeyi bildiği ve insanların ise böyle bir şeye asla vakıf olamıyacağını uzun uzun anlatmışlar. Bu sitenin dışında da başka yerlerede baktım. Mesela sızıntı dergisinin web sayfasınıda gözden geçirdim. Oradada hemen hemen aynı durumdan bahsediyor. Bakın burda hala bir nokta gözden kaçıyor. Bizim veya başkalarının yani insanların bir şeylere vakıf olması önemli değil. Konu bizim ibadetlerlerimizle mi yoksa allahın rahmetiyle mi hesap çekileceğimizde değil hatta konu insanların neye inanıp neye inanmadığı bile değil. Konu allahın bilip bilmemesi ve herkesin kabul ettiği gibi herşeyi öncesinden biliyor. Dolasıyla herkesin nereye gideceği şimdiden belli. O zaman sonucu belli olan bir imtihana neden hala sonucu biline biline inadına tabii tutuluyoruz işte buda bir çelişkidir. Korkuyorum konu dağılacak diye ama yinede başka bir durumu örnek vermek istiyorum. Hadi bırakalım insanların tercihlerini de allahın tercihlerine bakalım. Mesela bunlardan biri allahın şeytanı yaratması. Sonuçta şeytan kendi kendine oluşmadı. Allah karar verdi ve yarattı? ( Haa niye yaratmaya karar verdiğini ben bunu ayrıca tartışırım ama konumuz bu değil.) Şimdi herşeyi bilen allah şeytanı yaratırken acaba ilerde onun sonradan kendisine isyan edeceğini bilmiyor muydu? Gelin cevapları değerlendirelim. A) Hayır bilemezdi. Eğer bunu cevap olarak doğru kabul ederseniz, o zaman nerde kaldı herşeyi bilirliği. Demek ki öngöremediği şeylerde var. Demek ki o kadar da kudretli değil. Ama bu söylediklerimiz yukarıda söylediklerimize ters. Bu sebeplerden dolayı sanırım A şıkkını kabul edemeyiz. B) Evet biliyordu. Ee peki bile bile mi yarattı o zaman? Bile bile kendisine isyan edecek bir şeyi neden yaratsın ki? C) Hatta çok daha başka bir açıdan bakalım mı? Allah şeytanın kendisine isyan edeceğini bilseydi acaba yinede şeytanı yaratır mıydı yaratmaz mıydı? D) Bu soruya herhangi bir din bilgini bile cevap veremez. Çünkü insan aklı bunu anlamaya müsait değildir. Sizi bilmem ama ben bu şıkkı asla kabul etmiyorum. Adam adama demez mi kardeşim kafanın basmadığı şeylere neden körü körüne inanıyorsun. E) Bütün anlatılanlar aslında sadece masaldan ibarettir. Siz arkadaşlar eğer çokda umurunuzdaysa sanırım benim hangi seçeneği işaretlediğimi anlamışsınızdır. Not 1: Sevgili Keci ilk cümlelerinde yanlış anladığın veya anlattığım bir şey olursa hemen uyar demiştiniz. Aynı hassasiyeti senden umuyor ve bir konuya dikkatini çekmek istiyorum. Elinizde herşeyi açık net, evrensel ve tek gerçek olduğunu söylediğiniz kurankerim ve islam varken bu konunun bırak normal inananları islam bilginleri için bile korkutucu bir konu olduğunu söylüyerek aslında islamı yetersiz gibi göstermiş olmadınız mı? Yani bu konu inananlari haklı olarak şüpheye düşürecek bir konu mudur? Not 2: Bu forumda inanan veya da inanmayan her iki tarafdan da kaliteli ve akıllı insanlar var bunu biliyorum. Ben her ne kadar yeni üyede olsamda bu site kapatılıp tekrar yayına geçtiği günlerden beri takip ediyorum. Belirtmek istedim. Saygılarımla... |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:38 . |