![]() |
Gerçek nedir?
Sayın üyeler
Bu forumu aradım ama böyle bir başlık atıldığını görmedim. Burası bir felsefe bölümü ozaman bende size felsefi bir soru sorayım: "Gerçek Nedir?" Saygılarımla Umurcan Görür |
Saygideger ugorur;
Baslik burda; http://www.turandursun.com/forumlar/...ad.php?t=11297 Saygilarimla; evrensel-insan |
Felsefe bölümünde bu konu ele alındığına göre soru felsefe açısından gerçek nedir olmalı yada felsefenin ele aldığı gerçek nedir olmalı diye düşünüyorum.
Aslında her ikisi içinde genel geçer kabul görmüş bir tanım bildiğim kadarıyla yok ancak felsefik olarak gerçek tasarlanıp kurgulanmamış olduğu halde varolandır(aksini söyleyen akımlarda var) ve düşünşel varoluş dışında varolandır. Bu açıdan bakılırsa gözlemlenebilen, varlığını bize gösteren hissettiren bizim onayladığımız herşey gerçek olarak görülebilir ancak işte tam burada felsefecinin çilesi başlar ve bizim gördüğümüz ve algıladığımızın dışında varolanın algılarımızla ne derece örtüştüğü dolayısıyla gerçeğin ne oranda gerçek olduğu tartışılır, bazan daha ileri gidilir ve algılarımızın dışında algıladığımız gerçekten varmıdır sorusuda sorulur. Cevabı kolay bir soru değildir gerçek nedir sorusu. Saygılarımla |
Saygideger faith;
Felsefeye gore 3 turlu gercek anlayisi ortaya atilmistir. Nesnel gerceklik, Realizm dir. Oznel gerceklik, kavramciliktir, truth. Gercegin yok oldugunu savunan ise, nominalizm, yani isimciliktir. Butun bunlar dogal dusuncenin gercek cikmazidir. Evrensel insan dusuncesinde ise, Kavramsal. cognitive, gercek vardir. Kavramsal gercek; herhangibir alginin, soyut/somut; kavramla ozdeslestirilen yansisidir. Evrenseldir ve kisinin iradesinden bagimsiz olarak vardir. Gercekler, dogrular gibi yanlislanamaz, sadece degistirilebilirler, ya da degisime ugrarlar. Aristo mantigindaki gercek; monisttir ve duyu ile duyum dan biri olarak algilanir. Diyalektik mantiktaki gercek, karsitlidir ve karsitlarin tartismasidir. Ya monist kararliliktir, ya da kararsizliktir. Epistemolojik mantikta gercek, kavramsal dir. Evrenseldir, hem soyut/somut, oznel/nesnel olabilir. Kisinin iradesinden bagimsizdir ve degistirilebilr, ya da degisebilir. Gercegin dogrudan en onemli farki; birisi mustakil var olan varlik icin, digeri evrensel varlik icin gecerlidir. Aristo mantiginin dogrusu; teslim ali, sabittir, degismez ve dogrulugu yanlislanamaz, yani inanctir. Diyalektik mantigin dogrusu, karsitliktir, tartismadir ve bilimsel olarak, yanlislanabilir olmasidir. Inancsal olarak yanlislanamaz. Epistemolojik mantik ise; dogrunun mustakilligine bakmaz. Evrensel/insansal/kavramsal temelde; ideolojik/inancsal dogrusallarin dogrulariyla ilgilenmez. Cunku, dogrular; dogrulayana gore, sabitlenir, sahiplenilir, ya inancsal olarak yanlislanamaz, ya da bilimsel olarak yanlislanabilir. Kisaca, dogrular, ya ispata, ya da inkara yoneliktir. Epistemolojik gerceklikte ise; cikarsama, curutme, tum resmi verebilme, disaridan bakis acisi ve notr algi mevcuttur. Gercekler, ideolojik/inancsal/dogrusallarin dogrularina gore, uyarlanmaz, ayarlanmaz, uydurulmaz. Gercekler, kisi iradesinden bagimsiz oldugu icinde, kabulu ve ya reddi soz konusu degildir. Basitce, ordadir ve vardir. Saygilarimla; evrensel-insan |
Bilimde gerçek olamıyor, dinde olur. Bilimde gerçeğe en yakın aranır.
|
Saygideger teyyare;
Bilim dogru temelindedir. Bir soyut teorinin dogrulugu, onun pratikteki somut ispati temelindedir. Ayni zamanda, bu dogrulananin, yanlislanabilirliginin de olmasi gerekir. Iste, ideolojik/inancsallardan, bilimselligin farki budur. Yani; ideolojik/inancsallar; sadece dogruluguna inanan acisindan dogrudur. Bu dogru degisken ve gorecelidir. Ama; bunun dogrulugunu onaylamayan baska bir ideolojik/inancsal'in dogrusu, yalanlayamazda. Bu temelde; gercek; hem truth oznelligi, hem de real nesnelligi temelinde mutlak ve degismez bir gercege indirgenemez. Sadece, teorinin pratigi, ya da ideolojik/inancsal dogrusalin dogrusu temelinde ya yanlislanabilir bir sekilde, ya da yanlislanamaz sekilde dogrulanir. Aslinda, bu konuda; "evrensel'in Kosesi" ne yeni bir mesaj yazildi. Felsefe-Psikoloji basliginda. Saygilarimla; evrensel-insan |
Bilimin dogru olarak öne sürdügü kuramlar mutlak dogruluk içermez. Eger bir kuram geçerliligini yirtirirse yerini başka bir kurama bırakır. Katı bir belirlenimcilikten söz edemeyiz.
Evrensel-insanın belirttiği gibi inançsal dogrular görecelidir. Aksi takdirde bütün insanlıgın tek bir dine yada inançsal doğruya inanması gerekirdi. Felsefi açıdan düşündügümüzde gerçeklik;insan bilincinden bağımsız bir varoluş özelligi gösterir. Bu anlamda dogru ve gerçek birbirinden farklı olmuş olur. Bilim ise gerçekligin bilgisine ulaşmaya çalışır. Bu nedenle doğmatik olma niteligi taşımaz |
Saygideger eylemsel;
Bilim ise gerçekligin bilgisine ulaşmaya çalışır.-eylemsel- Bilim, nesnel gercegi; oznel dogrusuyla, yanlislanabilecek bir sekilde dogrular, bu dogru da, yanlislanabilene kadar gecerlidir. Bu da bilimin epistemolojik acilimidir. Saygilarimla; evrensel-insan |
lafı fazla kıvırmaya gerek yok..
mutlak gerçek/hakikat; bir sırdır, gizemdir, bilenemezdir.. ama insanoğlu henüz bu gizemle yaşayacak bilinç evrimini tamamlayamadığı için arageçiş formu olan gerçeği bildiğini zannetme yanılgısı olan inanç/zihin/sahtebenlikte derin bir uykuda bir rüya görerek yaşamak zorundadır.. şimdilik aksi mümkün değildir.. bu varoluşun canlılığa bir dayatmasıdır.. doğal bilinç evriminin bir sürecidir sadece.. |
Saygideger paslicivi;
gerçeği bildiğini zannetme yanılgısı olan inanç/zihin/sahtebenlikte derin bir uykuda bir rüya görerek yaşamak zorundadır..-paslicivi- Gercek bilinmez, epistemolojik olarak gozlemlenir. Ustelik, gercegin mutlagi ve sabiti de olmaz, gercek degiskendir. Saygilarimla; evrensel-insan |
Alıntı:
ben mutlak gerçk/hakikat derken ifade etmeye çalıştığım şey; insanoğlunun merak ettiği "biz niçin/nasıl varız, biz neyiz, nerden gelip nereye gidiyoruz" sorularının cevabıdır.. yukarıda alıntıladığım ifadeni biraz açar mısın.. tam olarak neyi anlatmaya çalışıyorsun.. çünkü bu sitede benim ifade ettiğim insanlık harici tüm kimliklerden arınıp gerçek bir birey olma özgürlüğüne erişmiş tek kişi gibisin.. ama seninle anlaşamıyoruz daha doğrusu iletişim kuramıyoruz.. sen bir takım öğretiler eşliğinde düşüncelerini ifade ederken ben biraz daha kendi kafama göre anlatmaya çalışıyorum.. dolayısıyla ortak bir dil kullanmadığımız için, ya da senin kullandığın dil biraz farklı olduğu için iletişimimiz gerçekleşemiyor.. belki duymuşsundur güzel bir söz vardır.. Düşündüğünüz , söylemek istediğiniz, söylediğinizi sandığınız, söylediğiniz, karşınızdakinin duymak istediği, duyduğu, anlamak istediği, anladığını sandığı, anladığı arasında farklar vardır. Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için en az 9 olasılık vardır. |
Saygideger paslicivi;
"biz niçin/nasıl varız, biz neyiz, nerden gelip nereye gidiyoruz" sorularının cevabıdır..-paslicivi- Bu sorulari soran da; cevap verecek olanda, gercegin ne oldugu saptayan da; saptanan ile ikna olup, olmayan da insanogludur ve SAHNEDE BASKA BIR VARLIK YOKTUR. Daha once sana, dogru ile gercek farkini anlattigim linki vermistim. Dogru iki turludur. Bilimsel dogrular, yanlislanabilir dogrulardir. Inancsal dogrular, yanlislanamaz dogrulardir. Dogrulugu sadece dogruluguna inanan icin gecerlidir. Epistemolojik gercekcilik ise; Epistemoloji, su an, su yerde ve su kosulda demektir, gelecegi kapsamaz ve gelecekte degisebilir/degistirilebilir. Gercek ise; bir kisinin iradesinden bagimsiz olgulardir. Dogrulanmasi mantiksiz, yanlislanmasi ise anlamsizdir. Sadece degistirilebilir ve degisebilir. Benim iradem disinda her ne varsa, bunlarin hepsi benim gercegimdir. Bana ait ne varsa da; baskasinin iradesi disinda olarak onun gercegidir. Gercekler, dogrulanmadan ve yanlislanmadan algilanir. Senin adinin paslicivi olmasi, benim iradem disindadir ve benim senin bu gercegini dogrulama, ya da yanlislama cabasina girmem mantiksizdir. Yalniz, bu senin dogrun ve benim gercegim olan durum; ya senin tarafindan degistirilir, ya da benim seni dusunce olarak aydinlatmam/ikna etmem temelinde degistirilir. Ama; senin icin bir veri, dogru olan ve benim icin senin gercegin olan olguyu BEN DEGISTIREMEM. Degisimini saglayacak olan sensin. Gercegin degisimine soyle de ornek verebiliriz. "Bu odada uc kisi var" ifadesi, su an, su yer ve su kosul icin gercektir. Taki, odaya birinin girip, ya da cikip; sayiyi degistirene kadar, Epistemolojik gerceklik; Karsindakini, dunyayi, herseyi; ideolojik bir dogrunun temelinde uyarlamadan, ayarlamadan, carptirmadan, yorum yapmadan, oldugu gibi algilamaktir. Eger, karsindaki, dunya, hersey; ideolojinin dogru inanciyla ortaya konursa; bu gercek degil; ortaya koyanin subjektif bakisi ve sadece kendi dogrusundan bakisidir. Bu dogru bile, kisinin kendince yanlislanabilir. Ya da baska ve belki de tam ters ideolojik bir inancin dogruluguna inanilabilir. Bu temeldeki gercek; ingilizce, real, fact, actual, anlamlarini tasir. Bu temeldeki Truth ise, sadece dogrulayanin kendine gore gercegidir, baskasina gore degil. Iste bu yuzden, ben senin gerceklerini bilemem, gozlemleyerek ve senin belirtmelerinle ancak, ogrenirim. Dogrular, kisinin kendi icin kabul ettikleri veriler/degerler v.s. dir; gercekler ise, o kisi icin baskalarinin dogrularidir. Bunu ayni olum (olmek) gibi algilayabilirsin. Soyleki, insanoglu olumu yasar; ama, baskasinin olumunu, kendi olumunu yasayamaz. Sonucta hersey degisim oldugundan, gercekler de degisken ve degisime acik olgulardir.Gercekler; somut/soyut, ozel/genel, oznel/nesnel, ozsel/gorunussel, olabilir. Bu temelde de Kavramlar-cognition, ifadeler degil; hem evrensel, hem de gercektir. Dolayisiyla; gerceklik, felsefi temelde; ne sadece nesnel, realizm; ne sadece oznel kavramcilik-conception- ne de "yok" nominalizm, isimciliktir. Iste o yuzden de gercekler, tanrisal/maddesel degil; kavramsaldir-cognitive- Umarim anlasilmistir. Senin buyuk puntalarla yazdiklarin ile ilgili, benim yazilarim var. Istersen linkini verebilirim. Saygilarimla; evrensel-insan |
Saygideger paslicivi;
Yukarida yazilanlari ornekliyelim. Ben, senin hakkinda konusuyorum. It is a fact that, paslicivi is an agnostic. Gercekte/aslinda, paslicivi bir agnostiktir. Being an agnostic, is paslicivi's reality. Agnostik olmak, paslicivi'nin gercegidir. It is a fact that, his user name is paslicivi Gercekte/aslinda, onun kullanici ismi, paslicividir. In reality, he uses paslicivi, as his username. Gercekte, o; kullanici ismi olarak, pasliciviyi kullanir. Iste, baskasinin; senin adina verdigi tum bilgiler, gercektir. Cunku bu bilgiler, senin kendin icin aldigin, kendine verdigin degerlerindir. Ayrica da, benden ve herkesin iradesinden bagimsizdir. Saygilarimla; evrensel-insan |
Alıntı:
ben felsefe kitapları okumadım, okumayı da sevmiyorum.. sitede zaman zaman geçen bu diyalektik, lateral, tümevarım, tümdengelim kavramlarının ne olduğunu, ne anlama geldiğini dahi bilmiyorum.. bunları okumaya gayret ettiğimde de sıkılıyorum ve sonunu getiremiyorum.. yani benim felsefeyle ilgili olarak bir takım öğretilerim/bilgilerim yok.. ama sen gördüğüm kadarıyla konuyla ilgilisin ve konuda oldukça fazla kitap okuyup kafanda belli bazı öğretiler şekillendirmişsin.. ben beş yıl öncesine kadar günlük yaşamını yaşayan sıradan bir insanken ve bu konulara ilgi duymazken, rastgele öğrendiğim şu meditasyon yüzünden yavaş yavaş değişmeye başladım.. varoluşu yaşamı sorgulamak, her an bir gözlem içinde olmak, bir takım algı sezgilere girmek, varolan tüm öğretilerin köleliğinden kurtulup kendi yaşamımın haritasını kendim çizmeye başladım.. bu sitede yazdıklarım öğrenilmiş bir öğreti olmayıp tamamen kendi algı sezgilerim sonucunda özgür bir sentez/analiz eşliğinde vardığım kişisel sonuçlardır, gözlemlerdir.. o yüzden benim bilmek, inanmak, doğru, gerçek, mutlak gerçek/hakikat gibi kavramlara getirdiğim kişisel tanımlamalarım bugün varolan felsefi yaklaşımla çelişebilir.. ama dediğim gibi felsefeyi başkasından öğrenmiyorum, kendi algı sezgilerimle birşeyler üretiyorum.. sık sık adı geçen şu epistemoloji kavramını bilmiyorum.. okuyup anlamaya çalıştığımda açıkçası kafam basmıyor ve algılayamiyorum.. şimdi insan olarak; varolan ve bizim algılayabildiğimiz bir varoluş/evren var.. ve insanlık tarih boyunca bu varoluşun gizemini çözmeye çalışmaktadır.. bunun için elinde sadece bilim var.. bilimsel veriler ışığında her geçen gün "algıladımız evren nedir, nasıldır" gibi sorulara bir takım cevaplar alıyoruz.. ama aldığımız bu cevaplar "biz niçin, neden ve nasıl varız?" sorusunu cevaplamaya yetmiyor.. ve insanlık bu sorunun cevabını bilmediğini kabullenerek yaşayamıyor.. ve işin ilginci bunun farkında değil.. işte burda devreye organize(teizm) ya da nonorganize/kişisel(nonteizm) inançlar giriyor.. bu inançlar sayesinde insanlık bu yukarda bahsettiğim sorunun cevabını bildiğini zannederek yaşıyor.. yani dünya insanlığını gezip dolaşırsan ve "mutlak varlık ve mutlak gerçek nedir?" diye sorduğunda herkes kendi teist ya da nonteist inancını söylüyor.. bir müslümana, bir hristiyan, bir ateiste, bir hinduya, bir deiste, bir budiste, bir jainaya, bir panteiste bir museviye, sorduğumuzda hepsinin gerçeği farklı.. bu kadar çok mutlak gerçek olur mu? bu insanların bahsettiği şeyler daha doğrusu verdiği cevaplar kendi kişisel doğrularıdır, yani inançlarıdır.. ve kişi bu kişisel inancını söylerken bunun bir olasılık/inanç olduğunun farkında değil.. yani bu sorulara verdiği cevabı mutlak gerçek olarak bildiğini zannederek konuşuyor.. yani bir ateiste bir tanrının yokluğu mutlak gerçek, bir müslümana göre kuran, islam cennet cehennem mutlak gerçek, bir budiste göre reenkarnasyon mutlak gerçek, bir deiste göre dinlerden özgür bir tanrı mutlak gerçek, bir iseviye göre isamesih rabdir/tanrıdır mutlak mutlak gerçek, bir hinduya göre karma yaşam mutlak gerçek... şimdi tüm bunlardan sonra senin verdiğin Alıntı:
cevap tüm bu soruları havada bırakıyor ve tüm dünya insanlığına ve bana bir şey ifade etmiyor.. belki anlatmaya çalıştığı şey çok önemli bir kavram ama bunu karşındaki insana ifade etmede bir sorun yaşıyorsun sanırım.. şu yukarda verdiğin cevabı insanlara söylediğin zaman senin yüzüne anlamsızca bakacaklardır, çünkü kafalarında varolan o "varoluş nedir, biz niçin nasıl varız, ölümden sonra yaşam var mı, tanrı varmı yokmu" sorularına taminkar olmayan bir cevaptır.. o yüzden verdiğin cevap ve açıklamalar beni tatmin etmiyor.. ve tekrar soruyorum.. Alıntı:
doğrular değişkendir ama mutlak gerçek değişmez ve tektir diyorum.. mutlak gerçek/hakikat derken kastettiğim şey; bize yansıyan ve bizim algı/duyu/reseptör limitlerimiz dahilinde algılayabildiğimiz evrenden/varoluştan/varlıktan bahsediyorum.. canlı ya da cansız diye sınıflandırdığımız tüm varlıkları kapsayan ve etkileyen bir takım doğa kanunları var.. işte nedir bu işin mutlak gerçeği.. benim sormak istediğim ya da ifade etmeye çalıştığım şey bu.. |
Alıntı:
genel anlamıyla tanrı anlayışı varoluşun hakimi, tek yöneticisi olarak algılanır.. ve bu tanrı kendisine inanılmasını isteyen bir figürdür.. tanrının sesi, elçisi, kendisi, oğlu vs olduğunu iddia edenlerin hepsinin ortak noktası kendi öne sürdüğü organize din eşliğinde kendisine ulaşılmasını ve inanılmasını ister.. bir müslüman için hakdin islamdır bir hindu için hakdin hinduizmdir bir hristiyan için hakdin hristiyanlıktır bir yahudi için hakdin museviliktir.. bir budist için hakdin budizmdir vs.. dünya insanlığı üzerinde yapılacak basit bir istatistiki çalışma ile insanlığın neye/kime/hangi dine inanacağını kendisinin özgür iradesiyle seçmediği ve dünya insanlığının %99.9unun sadece hangi zaman ve coğrafyada dünyaya gelirse o toplumun atalarının kendisine aktardığı zihinde yaşayıp "mutlak gerçek nedir" sorusuna kendisine yüklenen inancını cevap olarak vereceği görülecektir.. söylemeye çalıştığım şey şu: gelmiş geçmiş tüm dünya insanlığının neredeyse tamamına yakını (%99.9) hangi inanca inanacağını kendi seçmemiştir.. bu günışığı kadar net bir realitedir.. tüm bunlardan sonra ben tanrının elçisiyim, oğluyum, kendisiyim ve bana inanın, inanmazsanız sizi şöyle cezalandırırız diyen tüm dinlerin nasıl fiyasko, aldatmaca, güzel bir rüya olduğu kanıtlanabilir.. kişi ne zaman ki beyin ve bilinç gelşiminin olgunlaşma sürecinde (0-18 yaş) hiç bir öğretiyle mayalanıp, yoğurulup zihin yüklemesi yapılmadan, safbenliğiyle kendi inancını kendi seçecek düzeye gelirse işte ancak o zaman kişiyi neye inandığından dolayı sınayabilir ve yargılayabilirsiniz.. aksi halde bugünkü haliyle bir robot gibi programlanıp meraya salınan ve bir koyun gibi yaşayan insanlık çok derin bir uykuda rüya görmeye devam edecektir.. bir insanı budizme inanıyor diye suçlayıp yargılayamazsınız.. bir insanı islamiyete inanıyor diye suçlayıp yargılayamazsınız.. bir insanı museviliğe inanıyor diye suçlayıp yargılayamazsınız.. bir insanı iseviliğe inanıyor diye suçlayıp yargılayamzsınız.. bir insanı tanrının varlığına inanıp/inanmıyor diye suçlayıp yargılayamazsınız.. bir insanı ateist deist panteist olduğu için suçlayıp yargılayamazsınız.. kısacası bir insanın bir inancı olduğu için suçlayıp yargılayamazsınız.. çünkü insan denen canlı için inanç denen kavram başlı başına bir hastalıktır zaten.. bilinç evrimindeki bir arageçiş formudur.. neye kime hangi dine hangi nonteist inanca sahip olduğu hiç önemli değildir.. çünkü bunların hiçbirisini kendi özgür safbilinciyle seçmemiştir.. inancı olan insanda farkındalık/uyanıklık yoktur.. henüz yaşamın gizemiyle karşılaşmaya ve bununla yaşamaya uygun bir manevi/soyut/bilinç donanıma sahip değildir.. bilinmeyen hakkında mutlaka bir şeyi bildiğini zannetmek(inanç) zorundadır.. aksi şimdilik mümkün değildir.. |
Alıntı:
|
Saygideger paslicivi;
Evet, an diyebilirsin. Ama; bu an surekli suregelen bir surectir. Bu anlamda; zamansalligin, once/sonra/ilk/baslangic v.s. gibi ogelerini icermez. Bir yerde, zamansal olmadigi icin de, gercektir. Cunku Zaman hem soyut, degisken ve goreceli; hem de tamamen insanoglunun urunudur ve insanoglunun tek biriminin dogum-yasam-olum uclemine karsi; mekan varligina karsit ve insanoglunun birimsel rakibi olarak ortaya atilmistir. Saygilarimla; evrensel-insan |
Saygideger paslicivi;
Bu sorulari soran da; cevap verecek olanda, gercegin ne oldugu saptayan da; saptanan ile ikna olup, olmayan da insanogludur ve SAHNEDE BASKA BIR VARLIK YOKTUR. -e.i. Bu cumleyi soyle acabiliriz. Senin sordugun sorulardan birini ele alalim. Sonucta bu bir sorunun ne oldugunu algilarsak ve mantigini kavrarsak, diger sorulari ele almaya gerek kalmaz. Biz neden variz. Biz neden variz, sorusunu soran kim-insanoglu. Yani, insanoglu turunden baska bir tur veya, insanoglu tarafindan vari algilanan hic bir canli, cansiz v.s. bu soruyu sormuyor, sorsa bile; bize bunu iletemiyor iletse bile aramizda ortak dialog yok. Bu su demektir. Insanoglu bu soruyu, sadece kendi turu icin, sadece kendi turu adina soruyor. Biz neden variz, sorusuna cevap veren kim-insanoglu. Yani, ayni yukaridaki paragraftaki gibi, insanoglunun turune ve insanoglunun dialog kurabildigi alternatif bir varlik yok. Dolayisiyle, cevaplarda insanoglundan. Iste sorun da burada basliyor. Cunku, dogal dusuncenin sorunsal yapilanisi, isleyisi ve islevinden dolayi, verilen cevap degil; cevaplar ve cevaplar arasi tartismalar ortaya cikiyor. Yani, INSANOGLU KENDI RAKIBINI, ALTERNATIFINI, KENDI ADINA KENDI ICIN, KENDI TURU ARASINDAN YARATIYOR. Ayrica bu rekabette insanoglu disindaki baska bir canli/cansiz v.s. varligi hic ilgilendirmiyor. Bu hem bir parca, hemde butun olarak gecerli. Yani ne bir agaci, maymunu; ne de tabiati, dunyayi evreni ilgilendirmiyor. Iste butun bu aciklamalarin isiginda; sorulan soruya verilen cevap ne olursa olsun, TARTISMA/AYRIMCILIK v.s. temelli bir icerik tasiyor. Oyuzden de mutlak diye bir olgunun olmasimumkun degildir, cunku bu zaten dogal dusuncenin yapilanisi, ve isleyisine ters. Ozaman ne oluyor, bilim ve inanc devreye giriyor. Yani; insanoglu ya bilimin epistemolojik, yani o anki kanitina gore ve bunun yanlislanabilecegini bilerek bu cevabi kabulleniyor ; ya da kendi ideolojik/inancsal dogru temelinde; kendini tatmin eden bir kisi icin de cevap bu oluyor. Yani, yaraticinin yaratilis sorununu; Allah,la cevapliyor ve orda duruyor. Yani ZAMANSAL SURECIN SUREKLI SUREGELIRLIGINI Allah'la noktaliyor ve "Allah'i kim yaratti?" sorusuna yonelmiyor. Son olarak; madem sorulan soruya, verilecek cevap bir tartisma, bir ayrimcilik, bir ideolojik/inanc ve dogrusallik kapsiyor ve bu da kisinin ya kesinlik, ya da suphe iceren bir tatminini gerektiriyor, o zaman bir cevap aramanin anlami ne? Ustelik, benim gibi; tum bu anlamsizligin, dogal dusuncenin evrensel yapilanisindan, islev ve isleyisinden kaynaklandigini biliyorsan. Sonucta ne cevap verilirse verilsin, bu bir inancsal dogru temelinde tatminkarlik olacaktir ve her zaman baska bir inancsal dogru cevabini da baki kilacaktir. Iste o yuzden, sorulan sorulara verilecek cevaplari insanoglu vermistir. Ya bu verilen cevaplardan seni tatmin edeni alir kabul edersin, ya da kendin kendi kendine yeni bir cevap bulur, bunu bilimsel bir temele, ya da inancsal bir dogruya oturtursun. Bu soru-cevap konusunun insanoglu tekliginin bir yani da parca/butun konusudur. Buna da kisaca degineyim. Insanoglu, butunun bir parcasi olarak; ne kendi parcasini, ne baska bir parcayi, ne de butunu ne butun adina, ne de kendi disindaki bir parca adina ortaya koyamaz. Sadece kendi dahil; kendi adina ortaya koyduklari da, ne baska bir parcayi, ne de butunu ilgilendirmez. Tum bunlarin ustunde, kendisini de; kendi algisina gore ortaya koyar, ayni kendi disindakileri ve butunu ortaya koydugu gibi. Bu son paragrafla ilgili, benim detayli yazilarim var, evrensel'in kosesinde, istersen linkini verebilirim. Mesela parca/ butun; kap/icerik gibi, ya da buna zamanin da eklenmesi gibi. Saygilarimla; evrensel-insan |
Alıntı:
ben bu olayı bilinç evrimi olarak gözlemliyor ve algılıyorum.. yani insanoğlu tarihinde varolan tüm inançsal doğrular sadece ve sadece insanoğlunu bölmüştür, ayırmıştır.. belki belli sayıda insanları bir çatı altında toplamıştır ama tüm dünya insanlığına baktığımızda bir ayrımcılık bölücülük ve bunun sonunda birbirini kedi köpek yiyen bir insanlıkla karşı karşıyayız.. çünkü her topluluğun inançsal doğrusu kendine kutsaldır ve bunu korumak savunma yaymak adına kendi türü olan insanoğluyla savaşmakta ve bilinçsiz ilkel canlılar gibi davranmaktadır.. bilimin gelişmeleri, özellikle de iletişim çağının insanlığa sundukları sayesinde bu bölünme zamanla azalacaktır.. çok eski çağlarda dünyanın bir çok coğrafyasında çok değişik inançsal doğrularla yaşayan insanlar vardı.. daha sonra bu insanlar diğer insanlarla iletişime geçerek "yaşamda kalma" uğruna kendi toğrağını, besinini, soyunu korumak için ortak çıkarlar için birleşmeye başladılar.. mağarada yaşayan 3 kişilik bir aileden bugün avrupa birliği gibi milyarı bulan bir insanlık birliğine gelinmiştir.. çünkü varoluşun canlılara emri "yaşamda/hayatta kal ve soyunu devam ettir" şeklindedir.. bu ortak payda uğruna insanlık her geçen gün daha da çok insan sayısı içeren aynı çatılar altında birleşmektedir.. ama bu çok yavaş işleyen bir süreçtir.. o yüzden insanlık tarihine baktığımızda sürekli bir ayrımcılık bölücülük ve savaş olarak yansımaktadır bize.. aslında varolan kaos kendi içinde bir düzen yaratmaya doğru gitmektedir.. ben bu kaostan düzene giden bilinç evrim sürecini kabaca s.ke s.ke olarak adlandırıyorum.. insanlık bu ayrımcılık bölücülük yüzünden birbiriyle savaş durumundadır ama her yaptığı savaşın kimseye bir faydası olmadığını her zaman kaybedenin insanlık olduğunu görmektedir.. işte bu insanlığı bölen, savaştıran kaos; kendi içindeki bu çok yavaş ilerleyen süreç içerisinde gün gelecek tüm dünya insanlığını "insanlık" ortak paydası/çatısı altında birleştirmek zorunda kalacaktır.. bu da ancak varolan tüm inanç ve etnik kimlik başta olmak üzere insana sonradan eklenen ve kutsanan tüm etiketlerden arınmasıyla mümkün olabilecektir.. yani insanlığın sahtebenlikte değil özbenliğinde gerçek bir insan, bir birey ve evrensel olmayı başarabilen insanla mümkün olabilecektir.. ama dediğim gibi bu varoluşun insana dayatması olan kaostan düzene giden ve çok yavaş ilerleyen bir bilinç evrim sürecidir.. şu an insanlık zihin dediğim hastalıklı bir halde yaşamaktadır ve bunun bir hastalık olduğunun farkında değildir.. yani insanlık varolan bilinç kapasitesinin çok az minimum bir kısmıyla farkındalıksızlıkla ve derin uykuda bir rüyada daha doğrusu bir kabusta yaşamaktadır.. uyanan insanların arttığı ve yönettiği liderlerin ışığı sayısı oranında kaostan düzene geçiş hızlanacaktır.. |
Alıntı:
yani bütünden bahsediyorum.. ortada bir varoluş/varlık var.. yokluk ya da hiçlik değil.. bu mutlak varlık bir bütündür ve biz bu bütünün bir parçayısız sadece.. bu insanın algılyabileceğinin ötesindedir, dışındadır.. yani insan için mutlaktan bahsetmiyorum, insan dışı/ötesi mutlaktan bahsediyorum.. "varoluş nedir?" sorusunun cevabını mutlak olgu olarak algılayan/cevaplayan ve bildiğini zanneden; farkındalıksız bir insandır ve minimum bilinçle uykuda bir yaşam sürer.. tüm teist ve nonteist inançlar bunun yegane örneğidir zaten.. söylemeye çalıştığım şey şu... mutlak olgu diye bir şey vardır ama bu biz insanoğlunun algısının ötesindedir... çünkü biz insanlar varoluşu ancak duyu/reseptörlerimizin limitleri dahilinde algılayabiliriz, daha ötesini değil... işte bu bize yansımayan algılayamadığımız bütün, mutlak olgu/varlıktır... |
Alıntı:
sen yetişkin bir insan olarak yaşamı gönlünce doyasıya yaşamak varken hayatının büyük bir kısmını bilgisayar başında bu sitede yüzlerce binlerce yazı yazarken aldığın tatminin anlamı neyse bu soruya cevap aramanın da anlamı o... insanlığın tarihini bildiğimizden beri.. biz niçin, nasıl varız?.. mutlak gerçek/varlık nedir?.. nerden gelip, nereye gidiyoruz?.. soruları insanlığın en büyük başbelası olmuş ama bir türlü cevap bulamamış sorulardır.. yani bu soruların cevabını insanoğlu şiddetle merak etmekte ama bu sorulara kat'i bir cevap verememektedir.. işte burda devreye bilim ve inançlar girer.. bilimin ve inançların tek amacı insanı rahatsız eden bu sorulara cevap bulmaktır.. ama insan denen canlı, bilimin bize sunduklarıyla yetinmeye müsait bir canlı değildir henüz.. bilim kademe kademe, adım adım ilerlemektedir.. ortalama 70 yıllık ömrü olan insan denen canlı bilimin sonunu bekleyemez.. çünkü varoluşun sonsuzluğunda 70 yıllık ömür bir hiçtir, yok denecek, önemsenmeyecek derecede küçük bir zaman dilimidir.. ve insan denen canlının bedensel/somut bir varlığı olduğu gibi bir de manevi/soyut varlığı vardır.. yani bir taş gibi bir bitki gibi ya da bir hayvan gibi "bana ne bunlardan" diyememektedir.. zaten böyle diyebilseydi, bugün bilim ve inanç dediğimiz kavramlar olmaz, aynı taşlar topraklar bitkiler ve hayvanlar gibi ilkel bir şekilde yaşıyor olurduk.. "bana ne bunlardan" diyemediği gibi "bu soruların cevabını bilmiyorum/bilemeyiz" de diyememektedir.. senin agnostizmi kabul etmediğin gibi.. işte burda insanın manevi aygıtının karşımının kombine çalışması yatar.. düşünce ve duygu.. bu iki kavram birbirinden bağımsız çalışamaz, insan beyninin iki yarımküresinin sol lobu düşünce, sağ lobu duygu ağırlıklı yaşar.. ama bu iki beyin yarım küresinin arasında bağlantı vardır, yani birbiriyle kombine, uyumlu, dengeli çalışmak zorundadır.. bu kombine, uyumlu çalışmanın sana getirdiği şey mutluluk, huzurdur yani tatmindir.. yani düşünce boyutun duygudan, duygu boyutun düşünceden bağımsız/özgür çalışamaz.. burda beyin yarımküreleri hakkında verdiğim bilgi kesin değildir, diğer bir yaklaşımla beynin bir kabuğu/dış katmanı vardır ki buna korteks diyoruz.. burası düşünce boyutudur.. bir de bu kabuğun altında olan kısma subkortikal bölge diyoruz.. burası duygu ve düşüncenin karışımı otomatik pilotta sana bir yaşam sunar.. araba kullanmayı öğrenirken AN da yaşarsın, tam bir uyanıklık/farkındalık içinde olmanı gerektirir, ne zaman vites değiştireceksin, aynı zamanda gaza debriyaja basacaksın, bu arada önünü sağını solunu kontrol edip direksiyona, gaz, fren, debriyaj pedallarına ona göre hükmedeceksin.. işte bu sol beyinde yaşamak ya da kortekste ya da tam bir bilinçlilik uyanıklık farkındalıkta yaşamaktır.. zaman içerisinde korteks görevini yapıp seni bu konuda eğittikten sonra olayı subkortikal bölgeye devreder.. yani bilinçaltına.. artık sen araba kullanırken korteksi7bilinci değil subkortikal/bilinçaltı bölgeyi kullanırsın... neyi ne zaman yapacağını subkortikal bölgen/bilinçaltın otomatik olarak sana yaptırır.. sen büyük bir farkındalıksızlıkla otomatik pilotta gidiyor gibisindir.. araba kullanmayı öğrenirken ANda yaşarsın ve bu işten büyük keyif alırsın ilk zamanlar, ve bu işi yaparken zamanda zihinde yaşamazsın, yani araba kullanmayı öğrenirken direksiyon başında geçirdiğin zamanlarda dünkü geçmiş olayları ya da yarın yapacağın gelecek olayları düşünmezsin.. daha sonra bu işi bilinçaltına ittiğinde artık bu iş zamnla sana keyif vermemeye başlar ve yeni heyecanlar yeni AN da yaşamlar arayışına girersin.. işte bu sahtebenliğin/egonun doyumsuzluk tatminsizlkik üzerine kurulduğunun göstergesi kanıtıdır.. benzer olayları hobin olan şeyleri yaparken de yaşarsın, balık tutmak, bir sanatla uğraşmak seni zamandan alıp AN da yaşatır ve mutlak mutluluk AN da yaşamaktır.. zamanda zihinde değil... işte egosentrik(teizm) ya da ego köleliğinde(nonteizm) yaşamak böyle bir şeydir.. zamanda zihinde derin bir uykuda yaşam sürersin.. çünkü korteksin oluşum gelişim sürecinde(0-18 yaş) ataların tarafından bu yukarıdaki soruların cevapları sana bir zihin olarak aktarılarak verilir.. artık bu soruların bir anlamı önemi yoktur senin için, çünkü otomatik pilotta yaşadığın için bu soruların cevabını bildiğini zannederek yaşarsın.. ve AN da değil zihinde, zamanda(geçmiş gelecekte) yaşarsın sürekli.. burda sen andaki mutlak mutluluktan uzaklaştığın için yalancı bir mutluğa ihtiyaç duyarsın.. sana da bunu sahtebenliğin sağlar.. artık senin mutluluğun bu öğretiler eşliğinde dünyadaki kazanım kayıplarına bağlıdır ve tatminsizlik üzerine kurulup benliğin savunma mekanızmaları tarafından korunmak zorundasındır... senin o zaman bir cevap aramaninanlami ne? diye ifade ettiğin önemsizleştirme/değersizleştirme savunma mekanızması gibi.. şöylemeye çalıştığım şey şu.. varoluş bir sırdır, bir gizemdir, bir bilinmezdir.. ama insanoğlu düşünce ve duygu karmaşında farkındalıksız yaşadığı sürece mutlu olabilmesi için bu bilinemez ifadesini kullanmayacak ya bilime ya da teist/nonteist inancına sıkı sıkıya kene gibi yapışacaktır.. şimdilik varolan bilinç evrim aşamasında bunun aksi henüz mümkün değildir.. işte meditasyonun insana sağladığı şey budur.. duygu ve düşünceyi birbirinden özgür kılıp AN da tam bir uyanıklık farkındalık içinde mutlak mutlulukta gerçek bir yaşamda yaşamaktır.. bildiğin tek şeyin aslında hiçbir şey bilmediğinin farkındalığına erişmektir.. bu gerçekle yaşama gücüdür, mutluluğudur... |
Saygideger paslicivi;
Bence, uzun uzun yazismak yerine; kisa kisa, hatta soru cevap olarak gidelim. Son olarak; madem sorulan soruya, verilecek cevap bir tartisma, bir ayrimcilik, bir ideolojik/inanc ve dogrusallik kapsiyor ve bu da kisinin ya kesinlik, ya da suphe iceren bir tatminini gerektiriyor, o zaman bir cevap aramanin anlami ne?-e.i. Burada anlatilmak istenen sudur. Sonucta tum sorular-cevaplar dialogu insanoglu tarafindan yapildigina gore ve verilen cevaplardan hic biri evrensel bir ortak dogru olusturamayacagina gore; bir kisi, ya simdiye kadar verilen epistemolojik (su ana kadar) cevaplardan birini sececek; ya da kendi cevabini bilimsel olarak ortaya koyacak. Ama; sonucta kim hangi cevabi ortaya koyarsa koysun, ortaya konan bu cevaba karsilik, mutlaka baska bir cevap olacaktir. Bu da kisinin hangi cevabi, dogru olarak kabullenmesine baglidir. Mesela, yasam konusunda bildigin gibi iki karsit onerme var. Evrimin acikladigi ve yaratilis. Burada hangi onermeyi secersen sec; oteki onermeye karsi tartisma yaratacaktir. Benim, !anlami ne" den kastim ise sudur. Bana gore, insanoglu butunun bir parcasidir ve kendi turu disinda da baska parcalar vardir. Insanoglu, hem kendi parcasini hem diger parcalari, hem de butunu (evren, dunya, doga) ortaya kendi adina ve kendi icin koyan tek turdur. Birincisi, bu ortaya koyuslar, ne insanoglu disindaki baska bir turu, ne de butunu hic ilgilendirmedigi, etkilemedigi v.s. gibi; insanoglu kendi turunu de ortaya koymaktadir. Ustelik bu bir surekli suregelen surectir. Buradaki, bir gercekte; insanoglunun bir parca olarak; butunu ortaya koyamayacagidir ve bu temelde bilim bile, sadece insanoglu degerlerinin bir urunudur ve bu bilim, evren acisindan bir varsayimdir. "Anlami ne" ye gelirsek; her bir kisinin sadece yasam ve iliskileri vardir ve yasamini kendi kontrolunde ve kendi yonlendirmesiyle yasamalidir. Ama; kisiler, genelde; bu insandisi olgularla o kadar ic ice geciyorlarki; gercek yasamasi gereken yasam ve iliskilerini unutuyorlar ve ustelik kendi yasamlari icin yasamak yerine; tum onlara dogumdan verilen degerler icin yasiyorlar. Bu da kisinin yasaminin elinden alinisi oluyor. Iste bu temelde, senin sorularina, bilim ve felsefe; epistemolojik olarak, cesitli cevaplar getirmis. Bunlar seni bugun tatmin etmiyorsa, bilimsel olamazsin. Cunku bilimin epistemolojik olarak gelebildigi yer, bugun burasidir. Eger bilim ustu cevap ararsan da; o zaman da bilim disina cikman ve inanca yonelmen gerekir. Sonucta bu da tatmin isidir. Bu tatmin olayi, her kisinin kendi dogrusu ve bilgisi temelindedir. Ya "Bu sorunun cevabini, bugun bilim veremiyor, ama bir gun verecek" deyip; bilime sadik kalirsin; ya da " iyi de, ben bilimi neden bekliyim, tanri benim bu sorularima cevap veriyor" deyip; inancla iikna olursun. Bilimsel gerceklik, ya da inancsal tatmin, secim senin ve de herkesin. Benim icin bu konuda bilimselligin su anki siniri yeterli. O nedenden de ben epistemolojik gercekciyim. Simdi gelelim, bilinememezlik konusuna. Insanoglu, hem duyusal, hemde duyumsal varinin yansisini algiladigini, kavram ile oldurarak yansitiyor. Bu temelde, bilinen; varinin yansisi algilanan ve kavram olarak oldurulandir. Eger bir seyin varinin yansisi algilanipta, kavram olarak oldurulmamissa; boyle birseyden bahsedilemez. Yok da denemez, cunku, insanoglu tarafindan vari yansimamistir. Vari yansiyan hersey, bilinir. Bu temelde bilinemez degil; vari yansimamis olan ya da vari insanoglunun yapisi nedeniyle, yansiyamayacak olan dan bahsedilemez. Bir sorun da; bilginin turev olmasi ve degisim sonucu olmasidir. Yani; vari yansiyanin algisinin kavram olarak yansitilmasi; bilginin turevidir. Cunku, varin yansisi,algi ile kavram oldurularak yansitilmistir. Yani; yansima, yansitmaya donusmustur. Ayni, gozun bir seyi gormek icin yaptigi donusum gibi. Saygilarimla; evrensel-insan |
Alıntı:
öncelikle birey olma yolunda önemli mesafe katetmiş biri olan seninle iletişimizde bir parça olsun gelişme sağlamamız benim açımdan sevindirici bir gelişme.. çünkü bahsettiğimiz şeyler ve bilinç seviyeleri birbirine çok yakın ve hatta bazen eşdeğer olmasına rağmen terminolojilerimiz yüzünden aramızda iletişimsizlik sorunu yaşıyorduk.. şimdi bunu bir parça olsun aştığımızı görüyorum.. umarım bu ileriki zamanlarda daha da gelişir.. alıntına gelince... benim bilmek ve inanmak arasındaki farkın farkındalığından zaman zaman bahsettiğimi okumuşsundur belki.. bilmek, bilim; tüm dünya insanlığının tartışmasız kabul ettiği, sınanabilir, tekrar edilebilir kavramlardır diyorum, her zaman için.. yani senin yukarda bahsettiğin evrensel ortak doğru.. inanmak, inanç; tüm dünya insanlığının tartışmasız kabuletmediği, sınanamaz, tekrar edilemez kavramlardır diyorum.. yani evrensel ortak bir doğru değildirler.. kişisel kabul edilen doğrulardır.. ama teist/nonteist insanların bu kişisel doğrularını(inançlarını) dile getiriken, savunurken bu doğrularının evrensel bir gerçeklik olmayıp sadece bir olasılık olduğunun farkında olmadıklarını görüyoruz.. müslümanından ateistine, budistinden deistine, hindusundan panteistine, hristiyanından musevisine kiminle konuşsan hepsi kendi doğrusunu evrensel bir doğru/gerçeklik olarak algılayıp, yansıtıyorlar.. yani bilmediği aslında inandığı şeyi bildiğini zannetme yanılgısı içinde yaşıyorlar.. ben de bu durumu başını kuma gömmüş devekuşuna benzetiyorum.. ya da uykuda rüya görmeye benzetiyorum.. her devekuşunun bir çukuru var, hiçbiri kafasını o çukurdan çıkarıp da kendi türü olan diğer devekuşlarının çukurlarını görmek istemiyor.. herkes dediğim dedik çaldığım düdük havasında.. ateisti de aynı, müslümanı da, deisti de, hristiyanı da... bu sadece kişisel doğru olan inanç bazında değil etnik kimlik konusunda da aynı.. dinlerden özgür kendini aydın diye tanımlayan insanların etnik ayrımcılık yüzünden nasıl savrularak türkçüler/kürtçüler diye ikiye ayrıldığını sitede şahit olduk.. bir ateistle bir müslümanın tartışması neyse bir kürtçüyle bir türkçünün tartışmasının bilinç açısından hiç bir farkı olmadığının farkındalığına henüz erişememişler.. dediğim gibi herkesin ağzında "demokrasi ve insanlık" ama önce "benim insanımın demokrasisi ve insanlığı".. bunun adı da aydınlanma oluyor:clap2: ama burdaki benim yaklaşımım yine yıkıcı değil yapıcıdır.. çünkü her zaman söylediğim gibi zihin bir insanlık hastalığıdır.. ve hasta olan bir insanı suçlayıp yargılayamazsınız.. onlar basitçe insan türünün birer üyeleridir ama atalarının onlara yüklediği zihinlerin kölesi olarak yaşadıkları için kendi etnisitesini değişik adlar kavramlar altında korumak/kollamak zorundalar şimdilik.. çünkü sadece insan olmak onları mutlu etmeye yetmemektedir, özünde değil çeperde yaşadıkları için çeperin değerlerine sıkı sıkı yapışmak zorundalar.. türkü de aynı kürdü de, ermenisi de, yahudisi de, ingilizi de... tüm bunlardan sonra konunun özüne gelirsek, bu sorulara her zaman insanlık cevap verecektir ve bu varoluşun varlığa bir dayatmasıdır.. kaostan düzene giden bir evrim süreci... yani bu kaçınılmazdır, alternatifi olan bir şey değildir.. insanlığın bilinç evrimi, kaosun getirdiği karmaşıklıkta çatışmaktan ortaya çıkacaktır.. Alıntı:
doğrular değişkendir ama hakikat tektir.. kişisel doğrularınızı sınayabilip, tekrar edip, evrensel bir gerçeklik haline getirmediğiniz sürece bu sizin inancınızdır ve sadece sizin kişisel mutluluğunuza yarayıp insanlık arasında bölücülük ayrımcılık yapmaktan başka bir işe yaramaz.. bu ister teizm ister nonteizm olsun, farketmez.. teist/nonteist bilinç düzeyi kişi ya da buna inanan grubu bağlar.. tüm evreni değil.. |
Alıntı:
o yüzden insan olan atalarının öğretisi olan bu iki olasılıktan birine taraf olmak zorundadır.. oysa zihinden arınabilseydi, evrim ve yaradılış dışında sonsuz sayıda olasılığın mümkün olabileceğini farkedebilir ve bunlar şimdilik bilinemez diyebilirdi.. Alıntı:
yaptığı teknoloji ve yaşam biçimiyle varoluşun ona güdülediği yaşamda kal ve soyunu devam ettir emri için tüm dünyanın dengesini değiştirebilecek, kontrol edebilecek bir güce erişmiştir.. bu yüzdendir ki kendi türünün(insan) canlılığı ve soyunun devamı için varoluştaki diğer canlı türlerini baştan önemsizleştirmiş ve ötelemiştir.. kendine yaşam yeri/şansı açmak için diğer canlı türleri olan bitki ve hayvanların yaşamlarına ve yaşam alanlarına tecavüz etmiş ve egemen canlı olduğunu ilan etmiştir.. ve başlangıçta yaptığı bu önemsizleştirme ve öteleme yüzünden ekolojik dengeyi farkında olmadan bozmuş ve kendi bindiği dalı kestiğini yavaş yavaş farketmeye başlamıştır.. varoluştaki ekolojik denge öylesine hassas bir denge ve bütünlük zinciri içinde işlemektedir ki, halkalardan birinin hasarı, kaybı tüm dengeyi değiştirecek güçtedir.. ama değiştirme süreci insanoğlunun algılayabileceğinin çok altında bir hızda ilerlediği için insanlık henüz tam bunun farkındalığına erişmemiştir.. bugün insanlığın soyunu tehlikeye atabilecek ciddi iki problem vardır.. biri nükleer silahlanma, diğeri varoluşun kaynaklarını dengesini insanlığın kendi adına kötüye hullanmasından kaynaklanan küresel ısınmadır.. insan denen canlı yaşadığı gezegenin hakimi olmuştur ama kendini ve bütünü ortaya koyan tek tür olduğu ve bunu varolan bilinç kapasitesinin çok düşük bir düzeyiyle yaptığı için "yarım doktor candan yarım imam imandan eder" misali kendi türünün soyunu ciddi oranda tehlikeye atmaktadır.. o yüzden bu kendi adına kendi türünü ortaya koymayı; diğer varlıkları ve bütünü etkilemediğini, ilgilendirmediğini söyleyemeyiz.. çünkü şimdilik gezegene yön veren hakim canlı türüdür.. |
Alıntı:
yaşam/canlılık dediğimiz şey belki de tüm canlılara bir kez sunulmuş bir armağan, bir fırsat.. ama insan bunun farkında değil ve kendi gerçek yaşamını yaşayacağı yerde gidiyor, hangi zaman ve mekanda dünayaya geldiyse o insan topluluğunun ona yüklediği her türlü zihin katmanlarında yaşayarak yaşamını ıskalıyor.. bu zihnin(yüklenen program) içinde en önemli iki katman dini ve etnik kimliktir.. bunun yanında yaşamın amacı, değerleri, ahlak kuralları vs. bir çok zihin katmanıyla kirletiliyor.. kişi artık anasından doğduğu o saf/evrensel insan halinden yani basitçe bir kişi/insan olmaktan çıkıp bir kişilik bir kimlik adı altında sahte bir yaşam sürüp asıl yaşaması gereken çok değerli yaşamı ıskalıyor, kaçırıyor.. örnek vermek gerekirse.. uzak doğuda doğan bir insan yavrusuna japon, çin, hintli gibi bir milli kimlik yanında bir de ölümden sonra yeniden doğum, reenkarnasyon ve karma yaşam gibi bir ölüm sonrası yaşam hikayesi ve bunun yanında atalarından gelen yalşamın amacı, doğruları, ahlak kuralları vs, yükleniyor.. kişi yetişkin yaşa geldiğinde artık kendisine yüklenen bu öğretiler/zihin katmanları altında yalancı bir kimlik/kişilik içinde gerçek yaşamı yaşadığını zannediyor.. varoluşun tüm sırlarını bildiğini zannederek körkütük bir yaşam sürdürüyor.. aynı şey batıdaki ikli yaşam senaryosunun kurulduğu, semavi dinlerin hakim olduğu toplumlar için de birebir geçerli.. yeni dünyaya gelen bir insan yavrusuna kürt, türk, müslüman, sünni, alevi, hristiyan, isevi, musevi, katolik, ortodoks, protestan gibi dini ve etnik kimlikler ve beraberinde bunun getirdiği yaşamın amacı, hedefleri, ahlak kuralları vs, zihin olarak yükleniyor.. kişi de erişkin yaşa geldiğinde kendisine yükelenen tüm bu zihin katmanlarında bunlara sımsıkı yapışıp yine körkütük sarhoş bir yaşam sürüyor.. varoluşun sırrını bildiğini zannederek güzel bir rüyada yaşam sürerek asıl yaşamı ıskalayıp kaçırıyor.. işte tüm bu farkların farkındalığına erişmek tam bir aydınlanma ve tam bir uyanık yaşam sağlıyor insana.. ama bu bilinç seviyesine ulaşmadığı sürece insan zihin hastasıdır, ne kadar anlatsan anlamaz ve algılayamaz.. o yüklelen program formatlanıp silinmediği sürece o çeperdeki kutsanmış değerlere yapışıp özdeşleşip bir yaşam sürüp ölüp gidecektir.. |
Alıntı:
bak zihinde yaşamanın kurbanı oluyorsun sen de.. varoluşu sorgulamanın tatmin olmanın sana göre sadece iki yolu var.. bilim felsefe, bununla tatmin olmuyorsan inanç... yani siyah ya da beyaz, aradaki grileri göremiyorsun, ıskalıyorsun.. bir dağın zirvesine(tatmin) çıkmak için açılmış iki patika var diyorsun.. bu patikaları senin ataların açmış, yani insanlık.. sen de onlar gibi bir insansın.. sen niçin kendi patikanı kendin açmıyorsun.. bu patikalardan sadece birine girersen o patikanın gösterdiği istikametin/öğretilerin kölesi olursun.. orda o yolda sen yoksundur, sen sadece açılan su yatağından akan nehirdeki bir su damlası gibi akıntı seni nereye götürüse oraya gidersin.. akıntının sürüklediği bir ürün olursun sadece.. ben de sana diyorum ki, sen insan olarak henüz keşfetmediğin varoluşun sana hediyesi olan algı sezgilere sahipsin.. bu algı sezgiler senin maximum bilincinin meyveleri.. diğer iki patikanın kölesi olmadan ama onların da ışığı altında yeni bir patika açma potansiyeline sahipsin.. sadece bunun farkındalığına erişip keşfetmen gerekiyor.. işte onun adı da farkındalık/aydınlanma/tam bir uyanıklık halidir diyorum.. benim bugün geldiğim noktada varoluşu sorgulama/tatmin yolunda hiçbir bilim,felsefi öğreti ya da bir inanç yoktur.. yani onların kölesi değilim.. hiçbirine kene gibi yapışıp özdeşleşemem.. onları yeri geldiğinde çağırıp kullanıyorum ama efendi, imparator benim, kendi patikamı kendim açıyorum.. mutlak bir özgürlük ve tekbaşınalığın keyfinden bahsediyorum.. devam edicem.. |
Saygideger paslicivi;
Ben bunu yukaridaki yazimda belirtmistim. Hala, "ogluma cevap" yazimda da belirttim. Konu aslinda cok basit. Cevabini ogrenmek istedigin bir soru mu var? Simdiye kadar verilmis cevaplara bakarsin, YA DA KENDI CEVABINI KENDIN URETIRSIN, tabi bunun bilimsel olmasi gerektiginden, en azindan o konuda egitim almis ve uzmanlasmis olman gerekir. Benim icin ise; bu bir ihtiyac meselesidir. Birincisi, kesinlik iceremez. Ikincisi, insanoglunun dogal dusuncesinden dolayi, verilecek cevap tartismasaldir. Ucuncu ve en onemlisi, bu verilecek cevap ne olursa olsun, benim yasam ve iliskilerime bir sey saglamayacaktir. Yani, bu tip cevabi tartismasal olan ve hic bir zaman mutlak olamayacak olan,bir cevaba, ihtiyaci olan verir. Benim ihtiyacim yok, bilimsel olarak ta epistemolojik gercekciyim. Cunku evrensel-insan dusuncesi; insansal/evrensel/kavramsal ve epistemolojik gercekcidir. Evrim senin sorularina cevap vermis, bu cevabi kabullenip/reddetmek, tatmin olup/olmamak v.s. tamamen KISISEL BIR KONUDUR. Seni de; bunlara cevap verilemez, bunlar bilinemez v.s. cevaplari tatmin ediyorsa, senin cevabinda onlar olur. Ama; sana daha oncede yazdim. Bilinemez, negatif bir cevaptir ve bilimde negatif olmaz. Sadece su an bilinmiyor olabilir, dolayisiyle, bilinemez degil; bilinirligi su an, yani epistemolojik olarak, mumkun degil, denebilir. Ama bence cok basit. Tanri kavrami insanoglunun bir urunu olduguna gore, bunu bilinmeyen tarafi nedir? Eger kavrami ifade etmek diyorsan, ateistler, yok diye; teistler var diye ifade ediyor. Sen o zaman, effible, yani ifade edilemez diyebilirsin. Bu bilinemez demek degildir. Ifade edilemezligi de, sadece seni baglar. Cunku eden ediyor. Saygilarimla; evrensel-insan |
Saygideger paslicivi;
Sana bir soru! Iradeden bagimsiz olarak vari yansiyan nedir? Saygilarimla; evrensel-insan |
Alıntı:
bu ne anlama geliyor?... varolan teistik ve nonteistik felsefi yaklaşımların hepsi tanrı odaklıdır.. hatta agnostizmi bile nonteistik felsefe içinde sınıflandırırlar, çünkü agnostizm tanımı; tanrının varlığının bilinemeyeceği üzerinedir.. ben bilinemez, bir sırdır, bir gizemdir derken sadece tanrı odaklı konuşmuyorum.. ama klasik bir agnostik bilinemez diye ifade ettiği şey tanrı figürünün varlığı/yokluğudur.. yani klasik bir agnostik tanrı odaklı konuşur.. ben varolan tüm zihnin/öğretilerin köleliğinden arındığım için varoluşu sorgularken "bir tanrı varmı yokmu" diye sorgulamıyorum.. benim sorguladığım şey; "varoluş nedir, biz niçin ve nasıl varız, nerden gelip nereye gidiyoruz" dur.. benim aslında "bilinemez" dediğim kavramlar bunlardır.. yani bir tanrı figürü odaklı değil, tanrı kavramından bağımsız bir yaklaşım/sorgulama şeklidir.. ve bu sorgulama sürecinde insanoğlunun zihninde varolan tanrı kavramı için bırak varlığını/yokluğunu, hiç bir özelliğinden bahsedemem/bilemem ben.. çünkü bir tanrı odaklı cevapta/yaklaşımda beraberinde tanrının tanımını ve özelliklerini açıklamanız gerekmektedir.. ben algı/yetileri sınırlı bir canlı olarak ne bir tanrının varlığını/yokluğunu ne de tanımını özelliklerini bilemem.. bu konuda söyleyeceğim ve bildiğimi iddia ettiğim herşey kendi kişisel inancımı ifade eder.. bugün tesit olsun nonteist olsun insanların tanrıyla ilgili yaklaşımlarına baktığımızda sanki bu ifadeleri biliyormuş, kat'i evrensel bir doğru/gerçeklikmiş gibi bir yaklaşım içindeler.. bir teist tanrının varolduğundan adı gibi emindir, bir ateist tanrının olmadığından adı gibi emindir, bir deist dinlerden özgür bir tanrının varlığından adı gibi emindir vs... emin olmayı; bilmek olarak algılıyor bilinç seviyeleri.. işte ben buna bildiğini zannetme yanılgısı olan inanç kavramı diyorum.. ve bunun bir insanlık zihin hastalığı olduğunu ifade ediyorum.. bunun da tek sebebi varolan bilinç kapasitesinin çok altında bir bilinçle yaşamalarıdır insanoğlunun.. tanrının varlığı, yokluğu, sayısı, şekli, özellikleri insanoğlunu aşan bir olaydır, bu bilinemez, bu konuda her iddia/ifade sadece kişisel bir inançtan öteye gidemez.. ateistinden müslümanına, panteistinden budistine herkes bilmediği şeyleri bildiğini zannetme yanılgısı içinde yaşıyor.. sen "yok da denemez" diye bir ifade kullanmışsın, kırmızıyla vuguladığım.. kısa bir süre önce balkonundaki yağmurun belli bir bölgeye yağmasından esinlerek "bu bile allahın olmadığının kanıtıdır" gibi ifade kullanmıştın.. şimdi burda bir çelişki mi var, yoksa ben mi öyle algılıyorum.. bunu bana açıklayabilir misin?.. |
Alıntı:
katı agnostikler; tanrının varlığının hiç bir zaman bilinemeyeceğini iddia ederek AN dan uzaklaşarak gelecek hakkında kahinlik yaparlar.. yani katı agnostizm bir inançtır.. çünkü kişi AN da değil zamanda yaşamaktadır.. gelecek hakkında bir iddiada bulunmaktadır.. bak fikri doğrudur yanlıştır gibi bir yargıda bulunmuyorum.. bu yaklaşımımı tüm nontesitler için dile getiriyorum.. yani ben bir ateiste, deiste, panteiste senin fikrin/iddian/inancın yanlıştır/doğrudur demiyorum.. sen sadece varolan sonsuz sayıdaki olasılıklardan bir tanesine sabitlenip bunu bildiğini zannetme yanılgısındasın diye ifade ediyorum.. light/hafif/yumuşak(**** değil:becky:) agnostizm AN itibariyle konuşur.. varoluşun sırrı, tanrının varlığı yokluğu ŞU AN itibariyle bilinemez diye ifade kullanır.. yani kişi zamanda/zihinde değil AN da yaşamakta ve bunu ifade etmektedir.. işte ben gruptayım.. AN itibariyle bunlar bilinemez diyorum, gelecek hakkında kahinlik yapamam, gelecek hakkında bir fikre sabitlenmek insanı inanca ve derin bir uykuya götürür ve bilinci kapatır.. bilinç stand-by konumuna geçer.. çünkü artık karar verilmiştir, taraf olunmuştur.. oysa tam bir uyanıklık/farkındalık için kişinin AN da yaşaması gerekir, kişi AN dan uzaklaşıp zamanda(geçmiş ve gelecekte) yaşamaya başladığı an kişi farkındalığını/uyanıklığını yitirip uykuya dalar.. varoluşta değişmeyen tek şey değişimdir ve an itibariyle bir önceki an ile bir sonraki an arasında varoluş/evren birbirinden çok farklı gerçeklikler içerir.. böyle bir devasa değişim evrim sürecinde sadece AN dan bahsedebiliriz, bilebiliriz.. |
Saygideger paslicivi;
sen "yok da denemez" diye bir ifade kullanmışsın, kırmızıyla vuguladığım.. kısa bir süre önce balkonundaki yağmurun belli bir bölgeye yağmasından esinlerek "bu bile allahın olmadığının kanıtıdır" gibi ifade kullanmıştın.. şimdi burda bir çelişki mi var, yoksa ben mi öyle algılıyorum.. bunu bana açıklayabilir misin?..-paslicivi- Oyaziyi oglumla olayi degerlendirirken, bir esri olarak aklima geldi ve bir yazi olarak hazirladim. Yosa, bir inancsal yanasim sergilemek icin degil. Bir yerde antiteist bir yanasimla yazilmis, ironik bir yazidir o. Tanri konusu ise kisaca, dogal dusuncenin tanrisal yanasimi tartismasal/kesinlikci ve suphecidir. Tanri var/yok kesinligi ve tartismasi ile, tanrinin varligi/yoklugu bilinemez supheciligini icerir. Halbuki evrensel-insan dusuncesinde; tanri bir kavramdir ve kavram olarak hem evrenseldir, hem de vardir. Bu kavrama verilecek ifade, ifadeyi verenin tanri kavramiyla olan bagidir. Bu temelde, kavram olarak var oldurulan tanrinin, bilinmezligi mumkun degildir. Ama; "ben bu kavrama, nasil bir ifade verecegimi bilmiyorum, cunku bu bilinemez"dersen; bu senin tanri kavramini ifadesiz ve muallallakta biraktigin anlamini tasir. Sen, tanrinin, insanoglunun beyninin fonksiyonu dusuncesinin yarattigi bir kavram oldugu algiliyormusun? once ordan baslayalim. Cunku, tanri var/yok/bilinemez, bunlar ifadedir. Once tanriyi ortaya koymak gerekir. Sence, tanri nedir ki, bilinemez? Tanri neye/kime denmistir? Bu arada, sorumu tekrarliyayim. Iradeden bagimsiz olarak vari yansiyan nedir? Saygilarimla; evrensel-insan |
Alıntı:
ifade edilemez değil ısrarla bilinemez kelimesi üzerinde duruyorum.. hatta bu konuda kabul edersen seninle birebir hodri meydanda tartışmaya hazırım.. evet herkes ifade ediyor ama sonuçta ne oluyor?? herkes inandığı şeyi bildiğini zannetme yanılgısıyla birbiriyle zıtlaşıp birbirilerinden kanıtlar, anti kanıtlar istemeye gidiyorlar.. inanılanın değil ancak bilinenin kanıtlanabilirliğinin farkındalığına erişememişler çünkü henüz.. tüm herkes duygu düşünce karışımında yaşayıp mutluluğu/huzuru (tabi yalancı olanından bahsediyorum) yakalayıp koruyabilmek adına kendi inancını/bildiğini tüm insanlığa ve varoluşa dayatmaya çalışmak zorunda.. yani tüm teist ve nonteistler kendi inancını hakikat diğerlerini batıl/yanılma/şeytan işi olarak görme zorunda... herkes kafasını soktuğu çukurda çektiği afyonu çekmeye ve diğer tüm çukurlarını ötelemek dışlamak zorunda.. çünkü özündeki mutlak mutluluğu kaybetmiş insanlık.. insanlık hasta bir şekilde yaşıyor.. varoluşun yaşamın bir gizem/sır/bilinemezlik olması insanda büyük bir boşluk, kaos, yaşamın anlamsızlığı olarak ortaya çıkacaktır.. o yüzden mutlak gerçeğin/hakikatin bilinemez olduğunu insanlık öteler, dışlar, kabuledemez, bunu özü değil onu yöneten sahtebenliği ve savunma mekanızmaları yaptığı için kişi çok büyük derin bir farkındalıksızkla yaşamını sürdürmek zorundadır.. ancak duygu ve düşünce boyutunun birbirinden bağımsız çalışmasını sağlayabilen ve her iki öğenin ayrı ayrı imparatorluğunu ilan ettiği bir insan bu bilinemez ifadesini kullanır ve varoluşun, tanrının varlığının/yokluğunun bir sır bir gizem bir bilinemzlik olduğunu dile getirebilir.. duygu boyutunu düşünceden ayıramamış bir insan duygularının köleliğinde ve sahtebenliğin savunma mekanızmalarıyla varoluşa ve yaşama bir anlam, bir bilinebilirlik ya da bir öteleme değersizleştirme katmak zorundadır.. aksi de mümkün değildir zaten günümüz insanlığının varolduğu bilinç evrim aşamasında... |
Alıntı:
Alıntı:
işte bilinemezlik iddiası bir negatiflik içerir, sırf bu inandığını bildiğini zanedenlere yönelik bir meydan okuma olduğu için.. Alıntı:
Alıntı:
|
Saygideger paslicivi;
Aslinda, dogal dusuncenin siari; kesinlik/suphe/tartisma/teslimiyettir. Bu temelde ben zaten dogal dusunceyi kullanmak istemem. Dogal dusuncenin tanrisal/inancsal ve tum soyut tabu/veri/degerleri, aslinda NON EFFABLE dir. Bak sesli sozluk, effable'i nasil tercume etmis. effable Tarifi mümkün, açıklanabilir -bunun nonu, yani karsiti; tarifi mumkun olmayan ve aciklanamazdir, bilinemez degil. Bu su demektir. Tanrisallik, inancsallik gibi tum soyut konular, bilimsel olarak ispat edilemeyeceginden ve evrensel bir ortak tanimi ve aciklanmasi olamayacagindan, tum insanoglunun kabullenebilecegi bir tanima sahip degillerdir. Oyuzden de ideolojik/inancsal dogru temelinde; olumlu ya da olumsuzunu dogrulayanlar arasi tartismadir. Bunun felsefedeki izahi, tarifi mumkun olmayan ve aciklanamayan demektir. Bu temelde de zaten, tanri, inanc ve tum soyutlarin tartismasinin hic bir degeri yoktur. Cunku, ne olumlusunun dogruluguna inanan, ne de olumsuzunun dogruluguna inanan; ancak kendine kabullenir, karsi tarafa kabullendiremez, ikna edebilir tabi. Benim evrensel-insan dusuncesi olarak amacim zaten tartisma degildir. Ya dogal dusuncenin sorunsal resmini ortaya koymak, ya yazarlari kendi dogrulariyla, dusunce olarak yakindan tanimak, ya da bilgi, bilinc, gozlem, deneyim alisverisi. Bu temelde hodri meydan da acsan; tum dunyanin kabul ettigi felsefi gercekleri degistiremeyiz. Bu da tanrisal, inansal ve soyut tum yanasimlarin, ACIKLANAMAYACAGI VE TARIF EDILEMEYECEGI oldugudur. Bu tum insanligin ortak algisi temelindedir. Yoksa, herkes; kendi ideolojik inancsal dogrusu temelinde, olumlu ya da olumsuz, aciklayadabilir, tarifte edebilir. Ama; bu evrensel bir aynilik icermez. Ama, sen illa da, "hayir, bilinemez" dersen, zaten tartismanin bir anlamida yoktur. Ben o zaman, bu, senin ideolojik inancsal kendine dogruladigini, senin gercegin olarak, notr algilarim. Sonucta ben, evrensel-insan dusuncesi olarak; inancsalliga, tanrisal yanasima ve ideolojik/dogrulara, ve mumkun olabildigince de, kendimi arindirabildigim olcude de, soyut verilere disaridan bakan ve notr algilayan, serbest dusunur ve epistemolojik gercekciyim. Saygilarimla; evrensel-insan |
sevgili e.i..
bırak şimdi sesli sözlüğü.. sesli sözlüğü kim yazmış tanrı mı, uzaydan gelenler mi.. senin benim gibi insanlar yazmış.. sesli sözlük bir kanun mu, sonsuza değin değişmeyecek bir sabit mi.. şu anki varolan felsefe, felsefi yaklaşımlar tüm zamanların değişmez yasalarını mı içeriyor.. bu dünyada hangi varlık hangi öğreti sabit kalmış şimdiye kadar.. değişmeyen tek şeyin değişim olduğunun farkında değil misin.. o yüzden sana zihinde yaşayıp varoluşun o güzel yelpazesini ıskalıyorsun diyorum ya.. şimdiye kadar varolan bir takım felsefeler, öğretiler olabilir ve her zaman da olacaktır.. sen bunların köleliğinden kurtulamadığın sürece gerçek bir aydın gerçek bir birey olamazsın.. sadece açılan patikayı takip eden bir ürün olursun.. ben sana kendi patikanı açma potansiyele sahipsin diyorum.. ben konuşmalarımda yazılarımda tüm dünya insanlığını karşıma alıyorum diyorum.. çünkü zaman zaman bir takım şeyleri ben de okuyorum ama o anlı şanlı isim yapmış filozofların bile hala zihinlerinin kölesi olmaktan kurtulamadığını görüyorum.. varoluşu sorgulamak okumak için tabiiki binlerce yılllık insan olan atalarımızın öğretilerini kullanıcaz ama bunların kölesi olmayalım diyorum ben.. çünkü zihin dediğim şey gerçekten bir hastalık ve insanın farkındalığını minimuma indiriyor.. adeta bir at gözlüğü takıp sadece bu gözlüğün izin verdiği şeyleri alanları görebiliyorsun.. işte zihin denen bu hastalıktan kurtulduğunda kendinde varolan asıl hazineyi keşfediyorsun ve bu at gözlüklerini fırlatıp atıyorsun.. artık varoluşu sorgulamak için önünde hiçbir gözlük, filtre kalmıyor.. varoluşla bir bütünlük içine girip birebir bilgi alışverişinde bulunuyorsun.. çünkü varolan bu gözlükler filtreler seni asıl insan yapan ve diğer canlılardan üstün/hakim kılan bilincinin üzerinde seni uyutmaktan, yönlendirmekten başka bir şey yapmıyor.. burda ne dediğimi algılayabilmen için şu an varolan tüm zihninden, öğretilerin köleliğinden arınman ve tekbaşına mutlak bir özgürlükle varoluşa karşı çırılçıplak kalman gerekiyor.. işte o zaman kendinde varolan hazine yani algı/sezgi dünyasına giriyorsun.. konuşarak, okuyarak, tartışarak birşeyler öğrenebilirsin ama dehanın/bilgeliğin sırrı tekbaşınalıktadır, yalnızlıktadır.. şimdi gelelim bilinemezlik konusuna.. tüm dünya insanlığını ele aldığımızda bilinç açıklığı/düzeyi açısından bir piramite benzer.. piramitin tabanı en diptedir ama en çok alanı/kişiyi o kapsar.. piramit yükseldikçe bilinç seviyesi yükselir ama bu kez kaplandığı alan/kişi sayısıyla ters orantıldır.. Mısır'daki piramitlerini düşün, tabanında binlerce taş, zirvede tek taş vardır.. arada değişik seviyelerde ama zirveye yaklaşıldıkça azalan taş sayısı vardır.. insanlık bilinç seviyeleri de aynı bunun gibidir.. güzel bir söz vardır.. bu dünyayı düşünüp, üreten ve yöneten çok küçük bir azınlık vardır.. bu azınlığın düşünüp ürettikleriyle ve bunları seyrederek yaşayan koca bir kalabalık ve en sonunda bu dünyada ne olup bittiğinin farkında olmadan doğup büyüyen ve ölen muazzam bir kalabalık insan topluluğu vardır.. işte burda da yine bir piramit sözkonusudur.. bilim; bize an itibariyle bazı mutlak gerçekleri sunar ve bu gerçekler evrensel doğrulardır, insanlık bu evrensel doğrular üzerinde tartışmazlar.. dananın kuyruğunun koptuğu yer; bilimin bize sunduklarının sınırından sonrası için başlar.. işte insanlık burda bölünmeye başlar.. çünkü bilimin sınırından sonra başlayan yer bilinmeyendir.. işte insanoğlu burda bilinmeyeni/bilinemezliği kabul edecek düzeyde henüz evrimleşmemiştir.. bilinç soyut bir kavramdır.. insan düşünebilen, sorgulayabilen ve en önemlisi duygulanabilen bir canlı türüdür.. bu her iki kavram(düşünme/duygulanma) birbiriyle kombine çalışmak zorunda olduğu için insanoğlu bilimin sunduğu evrensel doğruların bittiği yerde nerde trak orda bırak diyememektedir.. yani varoluşu sorgulama işinde 1. bildiklerimiz.. 2. bilmediklerimiz.. vardır.. deme realitesini/mutlak cesaretini gösteremez.. aslında bu dünyada insanlık için an itibariyle çok net iki kavramdır bu bilinenler ve bilinmeyenler.. ikisi arasında çok net bir çizgi, çok kalın bir duvar vardır.. işte burda devreye "zihinde yaşamak" dediğim süspansiyon girer, yani "zamanda bir inanç içinde" yaşamak.. acı, keder, üzüntü geçmişin, korku, endişe, kaygı, geleceğin meyveleridir.. geçmiş ve gelecekte yaşamak zihinde/zamanda yaşamaktır.. "şimdi"de yani "AN" da her ikisi de yoktur.. AN da duygu ve düşünce biribirinden bağımsız çalışıp kişiyi tamamen objektif varoluşla çırılçıplak bir bütünlük içine sokar.. zihinde yaşayan kişi geçmişin acıları geleceğin kaygılarının kölesidir.. düşüncesi derin ve özgür değildir.. çok sığ ve bir köle gibi hizmet verir kişiye.. gelelim teizm, nonteizm ve bilinemezliğe.. piramitin tabanını teist bilince sahip olanlar oluşturur.. en dipteki zeminle temas haline olan taşlar/kişiler kocakarı inancında olan insanlardır.. bunlar dünyanın her yerinde vardır ve bu bahsettiğimiz dünyadan bihaber yaşayan muazzam kalabalığı oluştururlar.. türkiye'den örnek vermek gerekirse sokakta dolaşan rastgele 100 kişiye sor, müslümanım diyecektir.. peki kuranı hiç okudunmu diye sor, 80-90 kişi okumadım diyecektir.. türkçesini anlayarak okudunmu diye sor evet diyen 1-2 kişiye zor rastlarsın.. bugün eğitimli ve islamiyeti yaşayan bir kaç kişiye kuranda böyle bir ayet var dediğimde baştan inanmıyorlar, gösterdiğimde şaşırıp "ya onun anlamı başkadır, biz bilemeyiz deyip" egonun kaçma savunma mekanızmasının kurbanı oluyorlar.. işte dünya insanlığının büyük bir çoğunluğunu bu %90-95 civarında kocakarı inancında yaşayan insanlar oluşturur.. bunlar sadece türkiyede değil dünyanın her yerinde böyledir, kişinin bir teizm düzeyinde inancı vardır ama bunu araştırıp soruşturmamıştır, okumamıştır.. ona yüklenen zihni/inancı gerçeklik/hakikat kabul ederek derin bir uykuda rüya görerek yaşar ve ölür gider.. budisti de aynıdır, müslümanı da, hristiyanı da, hindusu da, musevisi de.. hepsi kendisine yüklenen inancı hakikatmiş gibi yaşar.. ve diğer tüm dünya inançları onun zihnine batıl olarak yüklenir.. bir budist gerçekten ölüm sonrası yeniden doğumlar olduğunu zannederek yaşar.. bir isevi gerçekten isamesihi tanrının kendisi/rab olduğunu zannederek yaşar.. bir müslüman gerçekten muhammedin tanrının bir peygamberi ve ölüm sonrası cennet cehennem olduğunu zannederek yaşar.. bir hindu gerçekten ölüm sonrası karma yaşamlar olduğunu zannederek yaşar.. bir yahudi tanrınınn tek hakdini musevilik olduğunu zannederek yaşar.. bir hristiyan isanın gerçekten tanrının oğlu olduğunu zannederek yaşar.. işte insanlığın büyük bir bölümü bu kadar derin bir uyku içinde yaşamaktadır.. piramitin yukarlarına çıktıkça bilinç yükselir ama kişi sayısı/taşlar azalmaya başlar.. işte burda nonteizmle karşılaşırız ve sayı olarak ateist ve deist sayısı birbirine yakındır.. ateist varolan tüm dünya dinlerini ve o dinlerin ifade ettiği tanrıları reddetme bilincinde takılıp kalır.. varoluşu bilime bıraktığını söyler ama bilimin deklare etmediği "tanrı yoktur"a kene gibi yapışmıştır.. çünkü ateist bir tanrının yokluğuyla mutluluk/huzur/tatmin bulmaktadır.. teistin tanrısını bilinçli deitin ve panteistin tanrısını bilinçsizce reddeder.. o seviyede uykuya dalar.. bir tanrının olmadığını bildiğini zannetmektedir.. deistler; varoluşu sorgulamada tanrısızlıkla tatmin olmazlar, bu varoluşa bir birey tanrı ama dinlerden özgür bir tanrı atarlar.. bir deist bir ateistle bir parça empati kurabilir ama bir ateist bir deistle empati kuramaz.. panteizm bir parça daha bilincin yükselmesidir ama deizmden de çok farklı değildir.. sadece dinlerden özgür birey tanrı yerine dinlerden özgür tanrısal bir evren atarlar.. yani evrenin varoluşun her hücresiyle bir tanrı olduğunu ayrı bir birey tanrı olmadığını kabullenmişlerdir.. teiste, ateiste, deiste, panteiste sorduğunda inancından emindir, adı gibi bilmektedir.. Emin olmayı "bilmek" olarak algılama yanılgısındadır.. o yüzden kendinden farklı bir inancı olan insanla empati kurması imkansızdır.. kıyasıya çatışır, tartışır, gereğinde egonun savunma mekanızmalarını devreye sokarak, saldırır, hakaret eder, değersizleştirir ve bunlarla başa çıkamazsa kaçma savunma mekanızmasını kullanır.. bu savunma mekanızmalarının ne varlığından ne de nasıl çalıştığından bihaber otomatik pilotta bir yaşam sürmektedir.. tüm bu savunma mekanızmalarının amacı kişinin varolan bilinçsizliğinin verdiği o uyuşukluğun rehaveti ve huzurundan mahrum kalmamak adınadır.. ego çok güçlü bir kalkandır ve savunma mekanızmaları çok uyanıktır, daha tehlike belirir belirmez kişiyi bu duruma karşı savunmaya geçer.. ama kişi bunun farkında değildir.. yani bu teizm, ateizm deizm panteizm yatay düzeyde değerler değildir.. piramitin tabanından tavana doğru bilinç yükselmesiyle ters orantılı olarak kişi sayısının azalmasyla ilgili dikey değerlerdir.. dünyada en çok teist en az da agnostik vardır.. piramitin arasındaki diğer boşlukları nonteistler doldurur.. agnostizmin burda "bilinemez" demesinin sebebi evrensel bilmek anlamından öte varolan tüm teizm ve nonteizm bilinçteki insanların inandıkları şeyi bildiğini zannetme yanılgısında olduklarına bir vurgu, bir meydan okuma olarak söylenmiş ve ifade edilmiştir.. çünkü agnostik dışındaki herkes varoluşun sırrını bildiğini zannetmekte ve iddia etmektedir.. |
Alıntı:
bana sorduğun bir soru vardı.. onu açıklamanı istemiştim ama sanırım gözünden kaçmış.. onu benim anlayacağım şekilde açıklarsan cevap vermeye çalışacağım.. Iradeden bagimsiz olarak vari yansiyan nedir? |
Saygideger paslicivi;
ben sana kendi patikanı açma potansiyele sahipsin diyorum..-paslicivi; Bu cumlenle sona eren iki paragraflik yazini, eger bana yonelik yazdiysan, "ayip ediyorsun" Benim ortaya koydugum evrensel-insan dusuncesinin algilanmasi zaten, okuyana bir yerde arapca geliyor. Cunku tamamen, dogal dusunceye ters ve onun disinda. Oyuzden de durmadan "soyle yaz, bunu yanlis biliyorsun v.s." temelli "uyarilarla" karsi karsiya kaliyorum. Cunku kimse, kendi dusuncesinin yansitmasiyla degil; her zaman baskalarini, kendi algilarina gore degerlendirmekle mesgul. Zaten dogal dusuncenin bir ozelligide, kullananin "aynaya bakmamasidir" Kendi inancsal dogruladigi sabitleri ile yasar ve onlara uymayanlari da yanlislar. Ben buna cok alisigim, ama; uzuntum, bu tip baskasina kendi degerlerinle mudahele etmenin, ne bir bilgi, ne de bir bilinc alis verisine meydan vermemesi. Aslinda merak ediyorum. Hic evrensel-insan'in yazilarini okudun mu? Cunku, hemen hemen her yazi; dogal dusuncenin konu ile ilgili sorunsal resmini veriyor. Sesli sozlukten ornek vermemin sebebi de; kisiler o kadar cok alismiski, "kanit gormeye" kanit olmayinca bir seyi kabul etmiyorlar. Tabiki degisim her zaman vardir, ama; bu degisim alisilagelmis bir degisim degilse; bunu da aciklamak gerekir. Ben epistemolojik gercekci olarak; bilimin sinirlarini su an asan konularda, bir dusunce uretmiyor ve tasimiyorum. Cunku, bilimin sinirini asmak demek; spekulasyona ve inanca yonelmek demektir. Oyuzden de evrensel-insanin dusuncesi negatif degil; dusuncenin negatifligini ortaya koymaktir. Bir kisinin bilmedigi olmasi baskadir, bir seyin bilinemez olmasi baskadir.Bilim, zaten "bilinemez" den yola ciksaydi, negatif davranir ve "nasil olsa hersey bilinmeyecek, o yuzden bosuna ugrasma" mantigina giderdi. Bak sana bir ornek vereyim. Ben bir tunelde ilerliyorum, ne tunelin her iki ucunu, ne tunelin neresinde oldugumu, ne de tunelin ucunun ne zaman gelecegini merak etmiyorum, sadece tuneldeyim ve ilerliyorum. Bir ornek daha; suya bakiyorum ve berraklasiyor. Ama; ne berrakligi yeterli buluyorum, ne ne zaman tam berraklasacak diye merak ediyorum ve ne de su an nekadar berrak sorusunu soruyorum. Yaptigim suya bakmak ve bildigim de, baktikca suyun berraklasmasi. Oyuzden bir daha soyluyorum. Ben bilmeye devam ediyorum, ne, ne kadar bildigimi merak ediyorum, ne bildim diye karar aliyorum, ne de bilinmez olarak karar kiliyorum. Butun yaptigim, bilmeye devam etmek. Ayni tunel ve suyun berraklasmasi gibi. Cunku, ne bilinir, ne de bilinmez ikilemi evrensel-insan dusuncesinde yoktur. Cunku, bunlar; kesin cevaplardir. BILGIDE KESIN CEVAP OLMAZ, CUNKU BILGI SUREKLI SUREGELEN BIR SURECTIR. Ayrica, BILGI, ZATEN BILINEBILIR OLANDIR. Tanri da, bilinebilir bir bilgidir, cunku; insanoglunun bir urunudur. Sorun bu bilinebilirligin, neresinde durarak tatmin olmaktir. Ben kavram da duruyorum. Birde konu, tanridan ziyade; insanoglunun onun ile kurdugu bag ve bu bagin yasam ve iliskisini nasil yonlendirdigi ve kontrol ettigi ve de bu bag yuzunden yasam ve iliskisinde ne kadar dusunce ve davranis olarak zaman harcadigidir. Soruya gelince, insanoglu iradesinden bagimsiz ne vardir ve nasil bagimsizdir? Var, iradeden bagimsizmidir? Saygilarimla; evrensel-insan |
Alıntı:
yazılarımda biriyle tartışırken hiçbir zaman karşımdaki kişiye direk hitap etme tarzını kullanmıyorum genelde.. burda biriyle tartışmamın amacı varolan kendi algılarım sezgilerimi bu tartışmayı araç olarak kullanarak ifade etmeye yöneliktir.. yani oturup da bir köşe yazarı gibi ogünkü kafamdan geçenleri tek taraflı (monolog diyorlar sanrım bu duruma) yazma becerisini pek gösteremiyorum.. yazdıklarımı lütfen o yüzden sadece sana yönelik yazdığımı düşünüp "ayıp ettiğimi" algılama.. senin düşünce tarzı ve yaklaşımın bu sitede bana en yakın olanı ama her zaman dediğim gibi terminolojin bana ters geliyor.. ancak seninle yazışmalarımda yazılarını okuyup anlamaya çalışıyorum, çoğu yerde de tam olarak neyi ifade ettiğini anlamadığım için soruyorum zaten.. zaman zaman verdiğin linkleri okumaya çalışıyorum ama aynı felsefe kitaplarında olduğu gibi sıkılıp devam edemiyorum.. daha önce de söylediğim gibi yazılarını okuyup bilgi alışverişinde olmak ve yeni ufukların açılmasını isterim ama bu konuda biraz daha karşı tarafa doğru anlaşılabilir yazarsan çok daha verimli olabileceği kanısındayım.. Alıntı:
yani bunlar birer kanıt değil sadece fikirlerimizin yandaşlarını göstermeye yönelik bir hareketten öteye gitmez.. demek istediğim şey; bu kavramlara yaklaşırken bir kanıt ortaya sunamayız, çünkü bunlar bize bilimin hediyeleri değil insanoğlunun düşüncesinin ürettiği şeylerdir.. sen farklı bir tanımı savunurken ben farklı bir tanıma sıcak bakarım.. dediğim gibi bunlar bilim/bilgi değil insan düşüncesinin ürünleridir.. ve hiçbiri mutlak doğru olarak kabuledilemez ve evrensellik özelliği yoktur.. bir kişi dahi çıkıp bu tanımın üzerine gidip de karşıt/değişik düşüncesini ifade ettiğin de bu tanımı yazanlar ve taraftarları bu tanımı korumak/kollamak zorundalar.. şayet o tanımı koruyup savunamıyorlarsa o tanım güme gitmek zorunda kalır.. ben o yüzden diyorum ki, bilmek, inanmak gibi bilimin ürünü olmayan tanımların sabit/değişmez evrenselliği olmaz.. bu tür pozitif bilim dışı soyut kavramlar korunabildiği, çürütülemediği sürece geçerlidir.. ben bu konuda o çokbilmiş tüm filozoflarla ve bu düşünceleri savunanlarla bu konuları her zaman tartışmaya ve çürütmeye hazırım diyorum.. o yüzden tüm dünyaya hodri meydan çekiyorum.. Alıntı:
bugün varoluşun tarihine baktığımızda bir tek insan denen canlının somut evrim ve değişimin dışında soyut/bilinç evrimi geçirdiğini görüyoruz.. insandışı diğer tüm canlı cansız varlıklar sadece somut/bedensel bir evrim ve değişim içindeler ve o yüzden dünya denen gezegende insan denen canlının hakimiyetini kabul etmek zorunda kalmışlardır.. insandışı canlıları insandan ayıran en önemli özellik bilinç sahibi olmalarıdır ve bu bilincin de bir gelişim evrim içinde olduğunu görüyoruz.. bu bilince sahip olmanın bir sorumluluğu meyvesi var insanoğluna.. varoluşu sorgulamak... insandışı canlılarda bu özellik gelişmediği ve varolmadığı için binlerce yıldır bilinçsizce ve vahşice hiçbir gelişim göstermeden yaşamak zorunda kalmışlardır.. yani bir taş toprak bitki hayvan varoluşu sorgulamaz, biz niçin/ nasıl varız, nerden gelip nereye gidiyoruz, mutlak gerçek/hakikat nedir gibi soruların muhattabı değildir.. bugün bilimin ve dini inançların tek hizmet ettiği nokta budur, insanoğlu gerçeği bilmek istemektedir.. Einstein'ın güzel bir sözü vardır.. hayaller bilimden daha önemlidir, çünkü bilgi sınrlıdır ama hayallerimiz sınırsızdır diye.. varoluşu sorgulamak, hayal kurmak sadece insan denen canlıya özgüdür.. bilimi aşan konularda düşünce üretmemek ve taşımamak dediğin şey bizim ateistlerin materyalist yaklaşımıyla neredeyse aynıdır.. ben varolan bilimin verileriyle yetinirim, daha ötesini sorgulamam yaklaşımıdır ki bu bilinçli canlı insanın doğasına aykırı bir davranıştır.. daha doğrusu, sahtebenliğin savunma mekanızmalarından yadsıma/inkar/önemsizşleştirmenin arka planda çok iyi çalıştığının göstergesidir.. çünkü benlik dediğimiz şey ister öz/gerçek olsun, ister sahte/ego olsun tatmin olmayı beklemektedir.. tatmin olmayı bekleyen bir benlik yoksa benliği üreten bilinç de yoktur o zaman.. o zaman kişi/insan da yoktur ortalıkta.. yani sizin bu yaklaşımınız "ben yokum" a çıkmaktadır.. ben bir kayayım, varım, ötesini berisini anlamam kurcalamam gibi bir şey bu.. |
Alıntı:
bilinemez ifadesi geleceği değil sadece şu anı içerdiği için kişi aksine varoluşu sorgulamaya daha sıkı sarılır ve her bilgiye her şeye sonsuz kadar açıktır.. peki agnostizm neden bilinemez ifadesini kullanıyor? çünkü teist ve nonteist tüm bilinç seviyesindeki insanlar varoluşun sırrını ucından kıyısından bildiğini zannediyorlar.. teizm düzeyi zaten tam koma düzeyinde bir uyku durumunda, kendisine yüklenen dini/organize inanç neyse varoluşun cevabı odur.. yani bir teiste göre bu dünyada bilinmeyen bir şey yoktur, varoluşun amacı bellidir, insanlığın nerden gelip nereye gittiği bellidir, tüm bunları kendinden çok emin bir şekilde bildiğini zannederek yaşamaktadır.. hatta bu konuda öyle katı ve emindir ki, bilimin bir çok güçlü kanıtlarına rağmen evrim teorisyle uğraşır, onu yanlışlamaya çalışır.. çünkü bilim o kişinin bildiğinden emin olduğu şeyi çürütmek üzeredir, kişi bunu kabullenemez.. nonteizm düzeyi ise bir parça uyanmıştır ama hala uyku mahmurluğundadır.. bilime önem verir ama bilimin uğraşmadığı deklare etmediği tanrı kavramıyla ilgili olarak sabitlenmiş bir fikri inancı vardır ve bu fikrinden aynı bir teist gibi adı gibi emindir.. yani bir nonteist için tanıraya olan yaklaşımı bir olasılık gibi değil bir bilgi gibidir.. tek bir saati olan gerçek zamanı bildiğini zanneder ama saat sayısı birden çok olduğunda artık zamanın kaçı gösterdiğinden emin olamaz.. işte teist ve nonteistler tek saati olan insanlar gibidir.. agnostizmde saat sayısı sonsuzdur.. kişi mutlak/gerçek zamanın ne olduğunun bilinemeyeceğinin farkındalığına erişmiştir.. |
Alıntı:
ama bu durumun dile getirilmesinin tek bir nedeni vardır.. zihinde, sahtebenlikte yaşamak.. gerçeklerle yüzleşmeye muktedir mutlak mutluluk ve mutlak cesaretinden uzaklaşmış, kendisine yüklenen zihinden arınamamış ve hastalıklı yaşayan ya da varoluşun bir belirsizlik/gizem/sır oluşunun insan denen canlı tarafından henüz kabuledilebilir bilinç evrimini tamamlayamamış olmasından kaynaklanmaktadır.. duygu ve düşünce boyutlarınızı birbirinden bağımsız çalışmasını sağlayamadığınız sürece düşünceleriniz sığ ve duygularınızın(korku endişe kaygı) kölesi olmaktan kurtulamaz ve egonun o savunma mekanızmalarıyla da bir güzel besleyip kendi kendinizi kandırmaktan başka bir şey yapmazsınız.. bu durum sizin bir hatanız, suçunuz değil.. insanoğlu ataları tarafından taşınan ve bulaştırılan zihin dediğim hastalıklı bir durumu tedavi edilmediği ya da bu evrimi tamamlamadığı sürece böyle yaşamaktan başka bir çaresi yoktur zaten.. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:01 . |