Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   Muhammed'in 40 yaşına kadar dini inancı neydi? (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=14179)

saroz 22-10-2009 12:04

Muhammed'in 40 yaşına kadar dini inancı neydi?
 
Bu konuda birkaç defa yazıldı çizildi ama hala bu sorunun yanıtı kafamda netleşmedi.

İslam peygamberi Muhammet 40 yaşına kadar kadar hangi dini inanca sahipti? Yahudimi? Hristiyanmı? ya da putperestmiydi?

Bu konuda bilgisi olan ateist veya müslüman arkadaşlardan yanıt bekliyorum.

ulpian 22-10-2009 12:13

sevgili Saroz,

''Resmi'' islami rivayetlere göre, Muhammed'in peygamberliğini ilan etmesinden önce de bazı Araplar, Yahudi veya Hıristiyan olmamalarına rağmen, putperestliği de benimsemiyorlardı ve ''tek Tanrı'' inancına sahiptiler. ''Hanif dini'' denilen bu inanç topluluğuna -''resmi'' iddialara göre- Muhammed'in kendisi de peygamber olana kadar tabi idi.


saygılarımla

saroz 22-10-2009 12:16

Alıntı:

ulpian´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 252420)
sevgili Saroz,

''Resmi'' islami rivayetlere göre, Muhammed'in peygamberliğini ilan etmesinden önce de bazı Araplar, Yahudi veya Hıristiyan olmamalarına rağmen, putperestliği de benimsemiyorlardı ve ''tek Tanrı'' inancına sahiptiler. ''Hanif dini'' denilen bu inanç topluluğuna -''resmi'' iddialara göre- Muhammed'in kendisi de peygamber olana kadar tabi idi.


saygılarımla


Teşekkür ederim sevgili Ulpian:)

Psiko 22-10-2009 12:31

Dr.Ali Şeriati diye biri vardı.
Bu kişinin bir de "Din'e karşı din" isimli bir kitabı.
O kitaptan özetleyecek olur isek,
Yeryüzünde yalnızca bir din vardır o da "Tevhid" dini.
Bir de,
Zamanında "Tevhid din'i" olarak gelmiş dinin,
zamanla bidatlar katılarak bozulmuş şekli olan,
"Şirk din'i"
Hali hazırda yaşadığımız dünyada bulunan her din kendini "Tevhid din'i",
Kendi dışındakileri ise "Şirk din'i" olarak tanımlar.

İnsanoğlunun varlık alemine çıkmasından evvel,
Bezm-i elest'te (Kal-ü veya Gal-ü bela denilerek karıştırılır.Oysa Bezm-i Elest'te "Ben sizin Rabbiniz değil miyim ?" sorusuna verilen yanıt olan "Bela-Evet.Kal-ü bela-Şüphesizki evet demektir.Yani o mekandaki bir diyalogda insan ruhunun verdiği cevaptır aslı.)
Bu diyalog ile oluşan durumu,
teoloji,
"Ebedi ahid" diye niteler.
Ahit iki taraf arasında yapılır.
Rab (Eğiten-öğreten-geliştiren)adı ile Yaradan,
bu ahitte kendine düşen bölümde,
kendi tanınması demek olan İlahi Elçilerini yollar ve insanlığı eğitir.
Ahitin öteki muhatabı olan insanlık ise,
Yaradanın tanınması demek olan İlahi Elçilerin gelişleri esnasında,
"Lebbeyk" demek durumunda olması gereken kesimdir.

İslam yani Tanrı'ya teslim olmak denilen olay,
İnsanlık aleminin ilk gününden bu yana,
Gelen tevhid dinine "Lebbeyk" demenin gereği olarak teslim olunması ile gerçekleşir.
Sırat el müstakiym diye anılan kavram da,
Cennet -cehennem denilen,
mekan şeklinde düşünülen,
mükafat-ceza mekanlarına giden,
Kıldan ince kılıçtan keskin,
"Nesnel" bir köprü değil,
Düşünsel olarak ilahi gerçeği farkedip,
O'na teslim olabilmenin içsel geçişinin ifadesidir.

El cahiliye denilen dönemin Elçisi ise,
Hz.İbrahimdir.
Bu yüzden Hz.Muhammed,
Hz.İbrahim'in getirdiği dinin,
şirkleşmiş hali olan ve bizlerin "Putperest" olarak nitelendiği için,
öyle olması gerek diye düşündüğümüz inancın değil,
O inancın bozulmamış halini yaşamaya çalışan,
"Hanif" olarak tanınmıştır.

Yani bunu,
Hz.Musa ümmetinin bir bireyi ve Yahudi iken,
kendisine gelen vahy ile Hıristiyanlığı insanlık alemine sunan Hz.İsa'nın durumu gibi algılayabilir isek,
Hz.Muhammed'in,
Hz.İbrahim'in dininden olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

saroz 22-10-2009 13:43

Teşekkürler sayın Psiko:)

Oldukça etraflı bir anlatım sundunuz.

Sanırım bu açıklama da ''resmi'' bakış açısına dayanıyor.

Farklı yorumlar varmı?

güneşinzaptıyakın 22-10-2009 15:53

Alıntı:

ulpian´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 252420)
sevgili Saroz,

''Resmi'' islami rivayetlere göre, Muhammed'in peygamberliğini ilan etmesinden önce de bazı Araplar, Yahudi veya Hıristiyan olmamalarına rağmen, putperestliği de benimsemiyorlardı ve ''tek Tanrı'' inancına sahiptiler. ''Hanif dini'' denilen bu inanç topluluğuna -''resmi'' iddialara göre- Muhammed'in kendisi de peygamber olana kadar tabi idi.


saygılarımla

Yaşar Çelikkol'un ''İslamiyet öncesi Mekke'' adlı kitabında belgeleriyle açıkça o dönemde bu isimde dini yada siyasi bir grubun bulunmadığı, sadece putlara tapmayan bir kaç kişinin bulunduğu ve sonra hiristiyan oldukları yazılmaktadır. Şimdi hatırlamadığım bir kaynak kitap'ta ise Muhammed'in hiristiyan'lığın bir mezhebine benzer dini ritüeller uyguladığından bahsediliyordu...


Bkz: Yaşar Çelikkol, İslam Öncesi Mekke, Ankara Okulu, Ankara, Aralık, 2003

Psiko 22-10-2009 16:22

Sevgili saroz ;

"Resmi" demekle ne kast ediyorsunuz ?
Bunu bilebilirsem size daha açıklayıcı yanıtlar verebilme şansım olur.

Cevabınızdan önce,
izlediğim yolu açıklamaya çalışayım.
Kur'andaki ve tarihteki bazı verilerden yola çıkarak,
"İstidlal" -Bilinen şeylerden bilinmeyenleri çıkarma-Felsefede buna çıkarım deniliyor- yapmaya çabalıyorum.

Yaşar Nuri Öztürk'ün İmam-ı Azam isimli eserini okuduğunuzda,
Ehli sünnet ve'l cemaat alimlerinden bir çoğunun yekdiğerine "Kafir" bile dediği bir ortamın varlığı söz konusu iken,
Kur'an,
El cahiliyye adı verilen dönemde yaşayanlara "Müşrik" diyor.
Yani Tanrıya eş koşan.
Putatapan birileri nasıl "Müşrik" olabilir ki ?
Müşrik ifadesine muhatap olmak için Tanrıya inanıyor iken,Tanrıya eş koşuyor olma fiilinde olmak gerekmiyor mu sizce de ?
O yüzden size Dr.Ali Şeriatinin "Din'e karşı din" isimli kitabı ve içeriği hakkında bilgi sundum.
O dönemde yaşayan insanların Hz.İbrahim tarafından getirilmiş olan ve Kur'anın da
Bakara 130 : Kendini bilmeyenden, aklı başında olmayandan başka kim, İbrahîm'in dininden döner ?
Andolsun ki biz onu dünyada seçtik, âhirette de şüphe yok ki o, sâlihlerdendir.
ve
Bakara 135 : Yahudiler ve Hıristiyanlar (Müslümanlara)',
"Yahudi ya da Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız" dediler.
De ki, "Hayır, biz, hanif olan İbrahim'in dinine uyarız. O putataparlardan değildi."

Bu ve benzeri veriler ışığında,
Cahiliyye dönemi dediğimiz dönemde yaşayanların,
Hz.İbrahim'in dininin salikleri iken,zamanla bu Tevhidi inanca bidat karıştırarak oluşturdukları şirk yüzünden Kur'anda "Müşrik" diye nitelendiklerini düşündüğümden,
yaşadığım zaman dilimi içinde çevremde yaşayan kişilerin Tevhidi dine nasıl bidatlar karıştırdıklarını da bizatihi gözlemlediğimden,
tamamı,
bazı bilinenlere dayanan şahsi istidlalimi-çıkarımımı ifade ediyordum.

nogada 22-10-2009 16:43

Alıntı:

Psiko´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 252424)
Dr.Ali Şeriati diye biri vardı.
Bu kişinin bir de "Din'e karşı din" isimli bir kitabı.
O kitaptan özetleyecek olur isek,
Yeryüzünde yalnızca bir din vardır o da "Tevhid" dini.
Bir de,
Zamanında "Tevhid din'i" olarak gelmiş dinin,
zamanla bidatlar katılarak bozulmuş şekli olan,
"Şirk din'i"
Hali hazırda yaşadığımız dünyada bulunan her din kendini "Tevhid din'i",
Kendi dışındakileri ise "Şirk din'i" olarak tanımlar.

İnsanoğlunun varlık alemine çıkmasından evvel,
Bezm-i elest'te (Kal-ü veya Gal-ü bela denilerek karıştırılır.Oysa Bezm-i Elest'te "Ben sizin Rabbiniz değil miyim ?" sorusuna verilen yanıt olan "Bela-Evet.Kal-ü bela-Şüphesizki evet demektir.Yani o mekandaki bir diyalogda insan ruhunun verdiği cevaptır aslı.)
Bu diyalog ile oluşan durumu,
teoloji,
"Ebedi ahid" diye niteler.
Ahit iki taraf arasında yapılır.
Rab (Eğiten-öğreten-geliştiren)adı ile Yaradan,
bu ahitte kendine düşen bölümde,
kendi tanınması demek olan İlahi Elçilerini yollar ve insanlığı eğitir.
Ahitin öteki muhatabı olan insanlık ise,
Yaradanın tanınması demek olan İlahi Elçilerin gelişleri esnasında,
"Lebbeyk" demek durumunda olması gereken kesimdir.

İslam yani Tanrı'ya teslim olmak denilen olay,
İnsanlık aleminin ilk gününden bu yana,
Gelen tevhid dinine "Lebbeyk" demenin gereği olarak teslim olunması ile gerçekleşir.
Sırat el müstakiym diye anılan kavram da,
Cennet -cehennem denilen,
mekan şeklinde düşünülen,
mükafat-ceza mekanlarına giden,
Kıldan ince kılıçtan keskin,
"Nesnel" bir köprü değil,
Düşünsel olarak ilahi gerçeği farkedip,
O'na teslim olabilmenin içsel geçişinin ifadesidir.

El cahiliye denilen dönemin Elçisi ise,
Hz.İbrahimdir.
Bu yüzden Hz.Muhammed,
Hz.İbrahim'in getirdiği dinin,
şirkleşmiş hali olan ve bizlerin "Putperest" olarak nitelendiği için,
öyle olması gerek diye düşündüğümüz inancın değil,
O inancın bozulmamış halini yaşamaya çalışan,
"Hanif" olarak tanınmıştır.

Yani bunu,
Hz.Musa ümmetinin bir bireyi ve Yahudi iken,
kendisine gelen vahy ile Hıristiyanlığı insanlık alemine sunan Hz.İsa'nın durumu gibi algılayabilir isek,
Hz.Muhammed'in,
Hz.İbrahim'in dininden olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Çok güzel bir açıklama sayın psiko...

Zaten Hz.Peygamberde ibrahimi din olduğunu ve bu dinlerin asimile olması nedeniyle Tanrı'nın onu görevlendirdiğini belirtmiştir.

saroz 23-10-2009 09:01

Sayın Psiko, resmi demekle islamın her koşulda korunması ve savunulması gerekir düşüncesi ile tarih yapanların, tarihte islama zarar verebileceğini düşündükleri olayları değiştirerek tahrif etmeleri durumudur.

Objektif değerlendirme kaygısının yerini savunduğu düşüncenin yararı aldığında gerçek bilgi muallaklaşır sanırım.

Bu nedenle islamcı tarihçiler dışında da bu konuda değerlendirme varmı onu merak etmiştim.

Psiko 23-10-2009 13:40

Sevgili saroz ;

Bazı müftü ve hocalar nezdinde "Resmi İslam" adına tehlikeli birisi olarak addedilmem,
resmi tarihe ne kadar uygun söylemler geliştirebileceğimin işaretidir sence ?

Bizzat Kur'anın kendisi "Resmi tarihleri-söylemleri" tekzib eder.
Nasıl diyecek olur isen,şöyle :

ALI IMRAN SURESI 65 :Ey kendilerine kitap verilenler, niçin İbrahim hakkında tartışıyorsunuz ?
Oysa Tevrat ve İncil ancak ondan sonra indirildi.
Bunu da mı kavrayamıyorsunuz ?

Hali ile Tevrat ve İncil ondan sonra indirildi ise,
ki öyle,
Kur'an onlardan da sonra indirildiğine göre,
kavramamak denilen olgu diğerleri için geçerli ise,
Müslümanlar için hayli hayli olmalı değil mi ?

İşte bu yüzden resmi tarih ve söylemlerde olmayan,
El cahiliyye dönemi diye adlandırılan dönemin başlangıcının kurucusu,
Hz.İbrahim ve oğlu Hz.İsmaildir
ve
Hz.Muhammed'in de ;
tıpkı Hz.İsa'nın Hz.Musa inancının bir bireyi iken kendine gelen vahy ile yeni bir din ihdas etmesi gibi,
onların kurduğu dini takip eden bir saliktir çıkarımı şahsi çıkarımımdır.

gelsin_huriler 26-10-2009 17:06

cahiliye devrinde tapılan putların efendisinin adı da allah dı.putperestlikten gelme birçok geleneğin islamda olduğu biliniyor.
muhammedin bu gelenekleri benimsemesinden ve bunların üzerine islam inancı inşa etmesinden daha önceleri putperest olduğu anlaşılıyor

Lusin 27-10-2009 01:41

sayın gelsin_huriler, rumuzunuza bayıldım:). Zaten Allah kelimesi de el ilahtan geliyor. Sırf müslüman icadı gibi gelsede aslında putperestlikten kalma bir ağız alışkanlığı bu gelsin_hurilerin de dediği gibi :)

mongus 29-10-2009 05:25

ben şöyle diyorum kendimce hz. muhammed'in babası doğmadan anneside 6 yaşında vefat etmişti,ve içine kapanık fazla arkadaşı olmayan biri olarak büyüdü işide çobanlık olduğu için düşüncelere dalıyodu putlara tapma teklif edildiği zaman saçma buluyodu onların taş olduğunun farkındaydı kimsede onu putlara tapmıyo diye kınamıyordu ve büyüme şeklinden dolayı ayrıca mekkenin ileri gelenlerinden olduğu için zorlayamıyordu zaten o içine kapanık hali 40 yaşına doğru onu derin bir düşünceye nakletmiş olduğundan tek başına kendini daha iyi bilmek ne için dünyada bulunduğunu kendi kendine daha iyi sorup anlamak için hira mağarasına çekilip kendini dinliyordu bir yaratıcı olduğunun farkındaydı bununla beraber ismail peygamberin soyundan gelmesi ve aldığı duyumlardanda yola cıkmış olabileceğinide düşünmek gerekir zaten ona o ilham Allah tarafından verilmiştir

bilge34 29-10-2009 23:55

Hz. Peygamberin yaşadığı dönem için yazılı ve en güvenilir kaynak Kur'an-ı Kerim'dir. Kur'an-ı Kerim, Hz. Peygambere yapılan itirazları da içerir. Kur'an-ı Kerim'in o dönemle ilgili yaptığı tanımlamalar yanlış olsaydı, O toplulukta tarfatar bulması mümkün olmazdı. Dolayısıyla, her neye inanılırsa inanılsın, o dönem için en güvenilir kaynak Kur'an-ı Kerim'dir.

Allah'ın nuru gönüllerimizi aydınlatsın.

güneşinzaptıyakın 30-10-2009 12:27

Kur'an dar kapsamlı ve İslami bakış açısıyla yani ''taraf'' olmuş bir kaynaktır. Aradığımız her tarihi bilgiyi bulamayız o kaynakta.

Bir durum baştan göz ardı ediliyor, her İnsan gibi Muhammet'te belli bir yaşa kadar kendi ailesinin (burda dedesi ve sonrasında içinde bulunduğu sülale) dini anlaşıyı ve ritüelleri içindeki bir yaşam şekliyle büyümüş ve dini anlaşıya sahip olmuştur. Mantıken dinsel sorgulamaya seyahatlere çıkıp yeni şeyler öğrendikçe başlamış olması gerekir.

İslamiyet öncesi ''Allah' ile İslamiyet sonrası ''Allah'' kavramı ve yüklenilen anlam arasında çok büyük farklar vardır. ''Allah''ı öne çıkarıp tek tanrı haline getirmesi ve kudsiyeti tekelleştirmesi ise bize daha çok herdaim ''Allah'' adlı tanrıya taptığı gibi bir düzmantık çıkarsamasıda yaptırır...

matillda 30-10-2009 15:06

Hatice (özellikler: 40 yaşında,zengin, ticaret erbabı,sırtı saglam o dönem icin ve Muhammede nazaran kültür sahibi ticaret ve aile eşrafı üzerinden geniş çevreye sahip sırtı saglam insan dişisi kişi )
Muhammed'(25 yaşında, beş parasız, okuma yazma bilmeyen ancak dar sayılacak çevresinde sivil insiyatif girişimlerinde yer alarak ilişkilerini geliştirip itibar edinmekte bu çevrenin önde gelenleriyle ( bir örnek: Hilful Fudul-Kabileler arası ilişkilerin anlaşmaların düzenlenmesi konusunda ileri gelenlerden biri)kurduğu yakın ilişkiler ..)
Hatice Muhammedle evlendikten sonra onu amcazadesi Varaka Bin Nevfel ile tanıştırdı. Varaka Hıristiyandı ve bilimle ilgiliydi. Aynı zamanda Nasturi rahibi olan Varaka Mekkenin de rahibi ve vaiziydi. Tevrat ile İncil'ide iyiden iyiye incelemiş ve arapçaya tercüme etmişti.Çok bilgili ve Filozof bir adamdı. Dinler tarihini çok iyi biliyordu. O araştırmaları sonucunda puta tapıcılığı bırakıp hıristiyanlığı kabul etmişti.

Varaka Bin Nevfel Muhammedi sevdi. Onun dini konulara olan ilgisi hoşuna gitmiş ve yakınlık duymuştu. Bilgili olduğu için Muhammed'de ona saygı ve ilgi gösteriyordu. Varaka'yı her zaman ziyaret ediyordu. O da Ona Tevrat'ı baştan başa okudu. Adem'den İsmail'e kadar bütün Peygamberlerin menkıbelerini anlattı. Musa'nın dinini nasıl kurduğunu, İsa'nın Hıristiyanlığını da izah etti. Vahdaniyet-i ilahiye'yi derinden derine anlattı, fikir ve halvet yollarını gösterdi.

Türk tarihçisi Enver Behnan Şapolyo'ya göre, Muhammed 15 sene boyunca Varaka bin Nevfel tarafından eğitilmiş ve Tevrat ve İncil'de yer alan bilgiler ona öğretilmiş ve yetiştirilmiştir.

Buradan anladığımız şey Muhammedin 40 yaşına-peygamberlik ilanına dek- çeşitli dinler konusunda edinebildiği, toplayabilidiği bilgi ya da bakış açılarını belleğine kaydedip magara sürecinde editleyip kafasına göre düzenleyip ekleme- çıkarma- çarpma- karma- koparma gibi metodlarla; yavaş yavaş kitlelere, islam- kuran ayetleri olarak sundugudur. Can- ı gönülden şu veya bu dine mensup olmadıgını ancak tilki bir gözlemci oldugunu da söyleyebiliriz.

devamı az sonra..!

saygı, sevgi ve börtü ve böcük efenim
;)

matillda 30-10-2009 15:34

Yemenli Rahmani

Muhammed zamanında Yemen'de çok önemli bir kabile reisi vardir ve peygamberliğe soyunmuştur. Adı Yemame Rahmani'dir.
Bu Yemame Rahmani oldukça kültürlü, zeki ve saygın bir kişidir. Araplar arasında oldukça nüfuzludur. Muhammedin bu kişiyle diyalogları olmuş, ona büyük saygı duymuştur. Hatta onunla ilişkisi öyle bir dereceye gelmişti ki, Mekkeli inanmayanlar,
"Bize ulaşan bilgiye göre,Yemame'deki şu adam, Rahman denen kişi öğretiyor sana müslumanlığı. Kuşkun olmasın ve yemin ederiz ki, biz hiçbir zaman Rahmana inanmayız." demişlerdir. (Siratu Ibn Ishak,Muhammed Hamidullah 180/254)

Rahman insanlar arasında kullanılan bir isimdi. Ve ilginçtir ki, Arab dilindeki birçok kelime Sankstritcedir, çok tanrılı Hint bolgesi diline aittir.
Mekkeli Araplar Muhammedin islam kelimesini bile Bu Rahman denen kişiden aldığını iddia ediyorlardı.
Bu Yemameli Rahman, peygamberlik savında bulunduğu zamanlar bir diğer adı da "Müslim" di. Yani, İslam oluşturulmadan önce adamın bir adı da Muslim! Tabii, daha sonra peygamberlik savında Muhammed başarılı olunca, müslumanlar alay etmek için "Müseylime" ve "çok yalancı" anlamında "Kezzab" ismini de eklerler. Daha sonra da İslamın tarihi derlenirken, bu Rahman ile ilgili bilgilerin büyük çoğunluğu imha edilmiştir, ilerde sorun çıkmasın diye. Yine de elde kalabilen bu kadar bilgi bile durumu gayet iyi açıklayabilmektedir.

Yemen, o zamanlarda Mısır dahil ortadoğu ve Hindistan'a kadar ki uygarlıklar için önemli ticaret noktalarından biriydi. Aynı zamanda din olarak da musevilik, hristiyanlik ve müslumanlığın temeli olan sabiilik vardı. Bunun yanında musevilik ve hristiyanlık da sonradan yerleşmişti, tıpkı Medine'de yahudiliğin yerleşmiş olması gibi. Yemen bu yüzden ticari olduğu gibi bir dinsel merkezdi de aynı zamanda.
Rahman denen kişi Yemen'in Ezd kabilesinden, bilgelik ve nüfuzuyla saygı gören bir başkandı.
Muhammed, peygamberliğini ilan etmeden önce, karısı Hatice tarafindan ticari amaçlı olarak Yemen'e de gonderilmişti. Yemen'de o zamanlar çok önemli olan Hubase fuarına katılmıştı. Zaten Rahman'la da burada tanışmıştı.
(Kaynak: Muhammed Hamidullah,Islam Peygamberi 1/61)

Muhammed'in içinden çıktığı Evs ve hazrec kabileleri de, o zaman ki Arap kabileler topluluğundan bir çoğunu içine alan Ve Rahman isimli kişinin de içinden çıktığı Ezd kabilesinden ayrılmaydı.
Yani kısacası, Muhammed ve Rahman uzak ta olsalar sonuçta akrabaydılar.
Yemen kokenli bu Ezd kabilesi Muhammed için çok önemliydi. Buna örnek olarak iki hadis:

"Emanet Ezd dedir." -Tirmizi,Sunen,no 3936-

"Ezd kabilesinden olanlar, allah'ın yeryüzündeki arslanlarıdırlar.İnsanlar onları alçaltmak isterlerken, Allah onları yükseltir. öyle bir zaman gelecektir ki, kişi hep 'keşke babam bir Ezd'li olsaydı, keşke anam bir Ezd'li olsaydı'diyecek" -Tirmizi,no:3937-

işte bu yüzden, bu Yemen ve Ezd kabilesi sevgisinden Muhammed, "iman Yemenlidir, hikmet de Yemen'lidir" demiştir. Sadece sevgisinden değil tabii, Yemen'in o zamanlar bir dinsel merkez olması, bütün dinlerin kaynağı olan sabiiliğin orada merkezi din olmasıdır. Muhammede göre iman dolayısıyla dini oluşturan herşey, ibadetlere kadar Yemenlidir, Sabiilik kökenlidir. Bu nedenle Rahman hiç de önemsiz bir insan değildir Muhammed için.
Nitekim, peygamberliği Muhammede kaptırmak istemeyecek, kendisi de peygamberliğini ilan edecek, başarılı olamayınca 148 yaşında olmasına rağmen Muhammede peygamberlikte ortaklık dahi teklif edecektir.

Evet, bazı bilgiler gerçekten şaşırtıyor insanı. Ama olmayacak birşey de değil.
Üstelik bazı kaynaklara göre, Muhammedden 20 yıl önce peygamberliğini ilan etmiş.
Hicret'in 10. yılında Muhammede şu satırlarla ortaklık teklif ediyor;

" Tanrı elçisi Müseylimeden,Tanrı elçisi Muhammed'e mektuptur.Sana esenlikler dilerim.
Ben Peygamberlikte sana ortak edildim.Yeryüzünün yarısı bize,yarısı Kureyşlilere aittir,fakat Kureyşliler adaletle hareket etmezler."

Peygamber'in,Yemame halkına öğretmen olarak gönderdiği, Reccal bin Unfuva, Müseylime ile çok iyi arkadaş olmuştu.
Ve Tanrı'nın Müseylimeyi, Muhammed'e ortak ettiğine tanıklık ediyordu.

Margoliuth'a göre ise Muhammed peygamberlikte Yemenli Rahmanı taklit etmişti.

Rahman'dan Örnek Ayetler:

"Allah yüklü deveye inam etti. Ondan koşan bir yavru çıkardı. Sifak (alt deri) ile hasa (bagırsak) arasindan."

"Salih insanlar gecelerini uyumadan, ibadetle geçirirler, gündüzleri de gökteki bulutlarin ve yağmurların kuvvetli tanrısı için oruç tutarlar."

"Tanrıyı her eksikten tenzih ederim ki, O dirilme zamanı geldiğinde, acayip bir biçimde diriltir. Sizi göğün katına yükseltir. O sizin hardal tanesi kadar da olsa işlerinizi ve gönlünüzden geçeni bilir. Insanlar bu yuzden ziyana uğrar ve lanete katlanırlar."

"Renkleri kara olduğu halde sutleri beyaz olan koyunlar uzerine and içerim ki."

"Ektiğiniz yerleri koruyunuz; yoksul olanları yurdunuza kondurunuz, azgınları yurdunuzdan uzaklaştırınız."

Bahriye Üçok'un "Dinden Dönenler ve Yalancı Peygamberler" kitabından.

Yemameli Rahman Müslim den birkaç ayet daha;

Tohum ekerek,
Ekin yetiştirenlere,

Ekinleri biçenlere,
Buğdayları savuranlara,

Sonra öğütenlere,

Onlardan ekmek yapanlara,

Bu ekmekleri ufak ufak doğrayarak,
Et suyunda ıslatanlara,

Ve bunların üzerine,
Sade yağ dökerek yiyenlere,

Şerefine and içerek temin ederim ki;

Siz hayvan besleyerek, çadırda yaşayanlardan,
Daha meziyetlisiniz.

Binalarda yaşayanlar da size üstün gelmedi.

Karanlıkları basan gece,

Siyah Kurt,

Ve yaşına basan,
Çatal tırnaklı hayvan adına andolsun ki;
Üsseyid'lerin,
Harem'in hürmetini çiğnememiş
Olduklarını teyit ederim.


Aşağıdakiler de Kurandan:
Naziat/1-5

o daldırıp çıkaranlara,

usulcacık çekenlere,

yüzüp yüzüp gidenlere.

yarışıp geçenlere,

ve bir iş çevirenlere
Andolsun ki...
..........

Ayetler arasında bayağı benzerlik var. Allahın yemin şekli nerdeyse aynı. Yemame'li Müslim'in ayetlerini Muhammed'den daha önce yazdığını düşündüğümüzde;

"Yoksa cebrail Müseylime ye de uğramış olmasın?" demekten alamıyoruz kendimizi :)
O dönemin peygamber iddiası ile ortaya çıkan Esved ül-Ansi, Tuleyha Bin Huveylid, Secah ve
Müseylimet ül-Kezzab yani Yemameli Rahman Müslim'le Muhammed bin Abdullahı ele aldığımızda başarılı olanla kaybedenleri görmekteyiz.
Henüz araştıramadım ama Musa, İsa, vb... üç aşağı beş yukarı teoride ve pratikte birbiriyle örtüşen tarzda ilerleyip ''peygamberiimm ben! hodri meydan..!'' safhasına gelmiş olabilirler..

Peygamberlikte dikiş tutturamayanların çoğu bu girişimlerini canlarıyla ödediler.
Hani peygamber olmak niyeti içinden geçen arkadaşlar varsa anladığım kadarıyla o kadar da zor değil bu iş taktik strateji izlenecek yol yordam gayet açık ve seçik ;)

saroz 30-10-2009 15:46

Teşekkürler Matillda , keyifle okudum ilginç yazını:)

Eline sağlık:)

ozgur_beyin 30-10-2009 18:16

arkadaşlar gerçek şuki tıpkı hadisler gibidir muhammedin hayatı yaşadığı süre içinde kendiyle ilgili hiçbir kayıt tutulmamıştır

ilk muhammed tarihini ibni ishak yazmıştır ölümleri arasında 143 yıl bir zaman aralığı vardır

bakın sünni islamda peygamberlerin özellikleri vardırbunlar beş tanedir onlarda şunlardır


1. Sıdk (Doğruluk): Bütün peygamberler Allah'tan alarak verdikleri bütün haberlerinde doğru sözlüdürler. Onlar hakkında kizb (yalancılık) vasfı düşünülemez.

2. Emanet (Emin ve güvenilir olmak): Peygamberler Allah'ın kendilerine verdiği vazifeleri yerine getirme hususunda emin ve güvenilir kimselerdir. Peygamberlerde asla hıyânet hâli görülmez.

3. Tebliğ: Peygamberler Allah'tan kendilerine vahyolunan şeyleri ümmetlerine noksansız, ilâvesiz olarak aynen bildirirler, tebliğ ederler. O haberleri ketmedip gizlemek, tahrif edip değiştirmek söz konusu değildir. Kitman, yani, hakikatı gizleme vasfı peygamberlerde yoktur

4. Fetanet: Peygamberler üstün bir akıl ve zekâya, kuvvetli bir hâfızaya ve yüksek bir mantık ve ikna kabiliyetine sâhiptirler.Peygamberlerin delilik, gafillik, cahillik gibi sıfatlarla uzaktan yakından hiçbir alâkaları yoktur.

5. İsmet (Ma'sûmiyet, günahsızlık): Peygamberler gizli - açık her türlü günahlardan, kusurlardan, kötü hallerden, peygamberlik şerefiyle bağdaşmayacak hareketlerden uzaktırlar. Mâsiyet, yani, günah işlemek peygamberler hakkında muhaldir

bunlar bile ardıllar tarafından uydurulmuştur. böyle oluncada ona mı inanırdı, bunamı inanırdı? kesinlikle ispat edilemiyecek bir şey.
benim kanaatim ise ,oda başlangıçta putperestti çünkü putperest adetlerden
dini temizlememiş örneğin hac ve kurban gibi
öyle değilse bile hrıstiyan inancında olması lazım .çünkü yaptığı kervanlı seyahatlerinde hep hrıstiyan olan halklar arasında yaşamış ve etkilenmiş
bilirsiniz öğretmenleri arasında hrıstiyanda vardı bilende

mongus 30-10-2009 18:21

ah be matilda uydur uydur yiyend inansın bunlara bikere müseylime islamdan bilmem kaç sene ortaya çıkmış kuran ayetlerine reform yapan bi yalancıydı onuda öldüren hz. hamza şehit eden ve sonradan müslüman olan vahşi isimli siyahi öldürmüştür

ozgur_beyin 30-10-2009 18:34

mongus museylime muhammedin zamanında yaşamış hattaona bir mektup bile göndermiştir
öldürülmesi ise korkudandır çünkü bayağı insanı etkilemiştir.
ebubekir öldürülmesini istemiştir ve öldürtmüştür.
öldürende halid bin veliddir karşısına ordu çıkaracka taraftarıda oluşmuştur.
yani ebubekir gül kokulu muhammede rakip görmüştür müseylime'yi
matildayı suçlama desteksiz atan sensin

mongus 30-10-2009 20:29

ben bildiğimi yazdım sizde yazın bütün tarihçiler muslimeyi yalancı çıkarıyo sizemi inanıyım o dönemde bir sürü yalancı peygamber çıkmıştı hiç birinin kanunlarını insanlar bugüne getirmedi. demekki güçlü olan kazandı yani arkasında ilahi bir güç vardı

ozgur_beyin 30-10-2009 22:28

ah be matilda uydur uydur yiyend inansın bunlara bikere müseylime islamdan bilmem kaç sene ortaya çıkmış kuran ayetlerine reform yapan bi yalancıydı onuda öldüren hz. hamza şehit eden ve sonradan müslüman olan vahşi isimli siyahi öldürmüştür .MONGUS


Bildiğin yukardaki


mongus museylime muhammedin zamanında yaşamış hattaona bir mektup bile göndermiştir
öldürülmesi ise korkudandır çünkü bayağı insanı etkilemiştir.
ebubekir öldürülmesini istemiştir ve öldürtmüştür.
öldürende halid bin veliddir karşısına ordu çıkaracka taraftarıda oluşmuştur.
yani ebubekir gül kokulu muhammede rakip görmüştür müseylime'yi
matildayı suçlama desteksiz atan sensin


buda benim yazdığım bu
benim dediğimle senin dediğinin arsındaki farkı anlamıyacak kadar mongol'san yapacak bir şey yok ben yanlış bildiğii düzeltiyorum sadece.
senin peygamberinde müseylime gibi olması muhtemeldi ama o yoğurdunu tutturdu
o tutturamadı fark sadece bu

mongus 30-10-2009 22:37

benim peygamberim tutturmuş işte bende onu bugün bile tanıyorum ayrıca mongol filan kelamlara dikkat edelim özgür beyin bu kadar özgür olma

güneşinzaptıyakın 30-10-2009 22:39

Alıntı:

mongus´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 255012)
ben bildiğimi yazdım sizde yazın bütün tarihçiler muslimeyi yalancı çıkarıyo sizemi inanıyım o dönemde bir sürü yalancı peygamber çıkmıştı hiç birinin kanunlarını insanlar bugüne getirmedi. demekki güçlü olan kazandı yani arkasında ilahi bir güç vardı

Tarihi kazananlar yazar. En bilindik hikaye ise Roma tarihçilerinden öğrendiğimiz ''Kartaca'lıların çocuk kurban ettikleri'' yalanıdır. O dönemde burda yazılandan çok daha fazla sayıda peygamberin olduğunu biliyoruz o coğrafyada. Muhammed kazandığı için tarihide onun ardılları yazmıştır. Tıpkı Kemalist tarihçilerin olmayan bir tarih yazmaları gibi yakın tarihte.

mongus 30-10-2009 22:43

yani kazanan benim inandığım peygamber ne mutlu bana o tarihi tarihte onu yazmıştır

ozgur_beyin 30-10-2009 22:46

Deliliğe Övgü (kitap)
V

Deliliğe Övgü (özgün adıyla: Morias enkomion seu laus stultitiae), Erasmus ’ un canlılığını, geçerliliğini ve çekiciliğini günümüze kadar değişmeden koruyabilmiş tek yapıtıdır. Bu küçük kitabın taslağını 1509 yazında, İtalya’dan İngiltere’ye yaptığı yolculuk sırasında çıkaran Erasmus, yazma işini İngiltere’de, dostu Thomas More’un evine vardıktan kısa bir süre sonra gerçekleştirdi; kitabı da Thomas More’a adadı. Yapıtını birkaç gün gibi kısacık bir sürede tamamlayan Erasmus, bu arada hiçbir kitaptan yararlanmadı.

Gülmece türündeki yapıta egemen olan iki temel görüş vardır. Bunlardan birine göre gerçek bilgelik, deliliktir. Öteki görüşe göre ise kendini bilge sanmak, gerçek deliliktir. İnsana yeryüzünde yaşama gücü kazandıran şey, gerçek bilgelik olma niteliğiyle doğrudan doğruya deliliğin kendisidir. Kitapta delilik (stultitia), kendi kendisine övgüler düzer; bu arada çocuklukta ve yaşlılıkta, aşkta, evlilikte ve dostlukta, politikada ve savaşta, yazında ve bilimde deliliğin nasıl her zaman egemen olduğu gösterilir. Tüm uğraş alanları, bu arada özellikle din kurumu ve din adamları bu panorama çerçevesinde sergilenir. Deliliği konuşturma kisvesi altında Erasmus, çağının kilisesine ve o kilisenin mensuplarına en acımasız eleştirileri yöneltir. Bu niteliğiyle “Deliliğe Övgü” çağlar boyunca bağnazlığa karşı kaleme alınmış en yetkin düzeydeki başyapıtlardan biri olmuştur. Yapıtın yazılışını izleyen sonraki yüzyıllarda -haklı olarak- düşünce düzeyindeki bağnazlığın her türlüsüne yönelen bir eleştiri diye yorumlanması, belki de bugüne değin koruduğu kalıcılığın baş nedenidir.

Yazınsal açıdan “Deliliğe Övgü”, Latin ozanı Horatius’un “Hakikati Gülerek Söylemek” ilkesinin belki de en yetkin örneğidir. Biçim açısından Erasmus, yapıtını kaleme alırken daha önce yapıtlarını çevirdiği Lukianos ve Libanios’tan da esinlenmiştir.

Rönesans ressamlarından Hans Holbein, Erasmus’un pek çok portresini yaptığı gibi, Deliliğe Övgü’yü de resimlemiştir. Bu yapıtların bir kısmı Basel, bir kısmı da Louvre Müzesi'ndedir.

Yargan Kam 31-10-2009 13:57

Alıntı:

güneşinzaptıyakın´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 255045)
Tıpkı Kemalist tarihçilerin olmayan bir tarih yazmaları gibi yakın tarihte.

Oldukça iddialı bir söylem.

Konuyu politik bir yöne kaydırmak istemem ama zaten geç kalmışım bile.

Zamanında tüm yalanların ve çarpıtmaların çürütülmesi Turgut Özakman bey tarafından yapılmıştır.

Hem de yerli yabancı kaynaklar ile de ilişkilendirilerek.

Hoşunuza gitmeyen durumların aksini yazanları doğru bulup baş tacı edebilmektesiniz ya,çok hoş!

O zaman çıkınız ve tarih araştrmaları konseyi kurunuz bu kadar iddialıyken.

Değil mi?

Kemalist tarihçilerle bilgi ve belge alışverişleri ile gerçekleri(!) ortaya koymak, böyle ileti aralarına, sonlarına itham yerleştirmekten daha erdemlidir kanımca.

Sevgi ile...

flipper 04-01-2011 16:04

Muhammed İslam dan evvel, Hristiyan olması gerekirdi diye düşünüyorum. Eğer diğer dinleride Allah ın gönderdiğine inanıyorsa Hristiyan olması lazım.

_melek_ 04-01-2011 16:50

Alıntı:

saroz´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 252418)
Bu konuda birkaç defa yazıldı çizildi ama hala bu sorunun yanıtı kafamda netleşmedi.

İslam peygamberi Muhammet 40 yaşına kadar kadar hangi dini inanca sahipti? Yahudimi? Hristiyanmı? ya da putperestmiydi?

Bu konuda bilgisi olan ateist veya müslüman arkadaşlardan yanıt bekliyorum.

ozamanın hak dini olan hanifdinindendi yani ne putperesti ne hristiyan

Bilge Engin 04-01-2011 17:11

Muhamed hacer ül esvad putunu yani Al-İlahı yüce bir taş olarak gören onu öpen ve kutsallığına inanan bir bedeviymiş. ama diğer dinlere olan ilgisi de yatsınamaz.

Ama hacer ül esvadı kabe denilen taş binanın tepesine asarak taptığına göre putperest denilebilir.

calvuss 06-01-2011 17:53

Aşağıdaki ayettede görüldüğü üzere Muhammed de imansız mış bunu kuran söylüyor.Hanif olduğunu iddia edenler buna nasıl bir kılıf uydurur acaba.

Elmalılı Hamdi meali
Şura 52 : Böylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Ancak Biz onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip-iletiyorsun.




flipper 06-01-2011 19:53

Alıntı:

calvuss´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 355498)
Aşağıdaki ayettede görüldüğü üzere Muhammed de imansız mış bunu kuran söylüyor.Hanif olduğunu iddia edenler buna nasıl bir kılıf uydurur acaba.

Elmalılı Hamdi meali
Şura 52 : Böylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Ancak Biz onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip-iletiyorsun.




Neden Allah imanı ve inancı olmayan bir adamı peygamber yapar.

flipper 06-01-2011 20:04

Birde Şura 15 de de, Muhammedin Allahın gönderdiği kitaplara iman ettiği yazıyor..

Neva 22-10-2013 00:10

Guncelleme.

İlahimasal 13-02-2016 21:58

İslami olarak degerlendirilirse
Mhmd hristiyan olmak zorunda , koskoca tanrı taa ezelde yazıp çizdigi kaderde ,son elçi olarak gönderdigi mhmd'i islam ile şereflendirmediği anda ,tanrinin en son dini HRİSTİYANLIK hüküm sürüyordu.

Dolayısı ile mhmd 40 yaşına kadar HRİSTİYANDI.

Hristiyan asla olamaz diyenlere ,şöyle bir sey sormak gerekir.
Bu el-ilah, mhmd'in 40 yaşına kadar olan dönemdeki son uygulaması olan Hrıstiyanlık dininden muaf kılamaz. Bu durumda çelişki oluşturmazmı?
Mhmd 40 yaşına kadar Hristiyandı ama kiliseye gittiğini gören yok . Tarihi bilgilerde hristiyan kiliselerine deilde o donemin put evine( kabeye) ilgi duyması ,el-ilahin onunla hiç alakadar olmadığı manasınamı gelir bilemem .

Evet mhmd hristiyan olmak ve isanın müritlerinden olmak zorunda.

Amon yarebbi 17-06-2017 23:58

Hakikaten neydi bu adam ? Adamın ömrünün yarıdan fazlası her ne idiyse onunla geçmiş.

Amon yarebbi 22-07-2017 21:07

Muhammed 40 yaşına kadar hangi peygamberin ümmetiydi?

Müslümanlar doğru sözlüler ise buna cevap verebilirler.

Allah diyor ki her topluluğa bir peygamber yolladım. Muhammedin olduğu topluluğa 40 yaşına kadar hangi peygamber bakıyordu.

Şura 52 de
" sen kitap nedir , iman nedir bilmezdin " ile " her topluluğa peygamber yolladım " denmesi ne tür bir çeliskidir. Nahl 36 ve benzerleri gibi.

Bağzı soruların cevabı yok galiba.

al maarri 22-07-2017 21:49

Peygamberlerin gönderiliş sırasına göre değerlendirecek olursak tabii islama göre hz Muhammedin isanın ümmetinden olması lazım ama İslami literatüre göre Hanifti hatta onun gibi Hanif olanlarda vardı işte Zeyd Ubeydullah bin cahş varaka gibi kişiler.İsa o coğrafyada 6.yyda ne kadar biliniyordu?İbrahim'e sahifeler verildiği yazıyor kuranda fakat bu sahifeler nasıl ve kimler tarafından Mekke'ye ulaştırıldı ve haniflik nasıl o bölgede yayıldı?Yani hanifliği misyonerliğini kimler üstlendi?İbn İshakta geçen bir bilgiye göre ise bir put için kesilen koyunun etinden yeöiş ve bu sırada oradan geçmekte olan Zeyde buyur ettiğinde Zeyd ben putlar için kesilen kurbanların etinden yemem cevabını vermiş İlhan Arsele göre ise hz.muhammed vahiy öncesi dönemde uzza putuna tapıyordu.

Felâsife 23-07-2017 00:52

Alıntı:

Postalabd´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 603635)
Hakikaten neydi bu adam ? Adamın ömrünün yarıdan fazlası her ne idiyse onunla geçmiş.

Burada birisi şöyle demiş;
"Abdullah'ın oğlu sadece güvenilir kişidir, başka hiçbir şey değil.
Ondan öne çıkan şey ne beyin, ne bilim, ne okul eğitimi, ne sanatçı tabiat, ne filozofça mantık, ne de olağanüstü zekâdır.
"
Buna bende katılıyorum, zira Muhammed'in elinde bir dürüstlük olayı var varsa, yoksa zaten hiç bir şeyi yok.

Bu dürüstlükte aslında o devirde, aynı bu devirde ki gibi para da etmiyormuş, bunu nereden anlıyorsun dersen.

Olaya bakın!
Muhammed 25 yaşında evleniyor, o da Hatice ile malum 40 nı devirmiş bir aristokrat, adeta zorla alıyor onu.

Şimdi Muhammedin bu kadar VARLIKLI amcaları, halaları, kuzenleri kısaca bir sürü AKRABALARI da varmış, biride yahu bu çocuk çok dürüst, şunu EMSALİ biriyle baş-göz edelim dememişler. 40 nı devirmiş bir dula iç güveysi gibi gitmesine seyirci kalmışlar.

Hani Muhammed evlenmek istemedi filan derseler anlayacağım ama yemezler; 40 ı devirmiş bir kadınla evlenen, herkesi havada kapardı, hayır demezdi. Lakin hiç hareket olmamış akrabalarından.

Bir iki cariye bile almamışlar, belki de hiç milli de olmamış, Antik çağda Arabistan gibi yerde 25 yaş ne demek?
Evlenemeseniz bile cariye, köle olayları var. Muhammed'de bunlarda yok, niye cepte para yok. :D
Hem yetim hem öksüz, parada yok ama dürüstlük var! artık nasıl oluyorsa.

Zaten dürüst insanda para olması da düşünülemez. O yüzden ben Muhammed'in dürüstlüğüne inanırım.
Takıldığım nokta dürüst olduğunu "bile bile" adamı kimse evlendirmemiş, elinden tutanı olmamış. Hatice olmasa işi yaşmış Muhammedin.

Sonradan din tarihi yazılmaya başlayınca Muhammed'i methediyorlar, dürüsttü o.
Hade oradan!

İyide bunun bir anlamı yok ki, DÜRÜST olan adamın elinden tutulur, kıymet verilir, baş tacı edilir, niye etmediniz?

Aslında Muhammed dürüstte değildi, kimse bilmiyordu ki bunu, bilmeyince de bir anlamı yok ki.
Bu SIFAT ona sonradan takıldı, onu tanıdığını iddia edenler, o fakirdi, fukaraydı, garipti demek yerine, bunu öne sürerek yanında yer almaya çalıştılar.
Klasik görgü kuralları yani.
Muhammed'in dürüstlüğü bile gizliymiş, o bugünün deyimiyle "parasız adam, gereksiz adamdır" kategorisinde yer alan, boynu bükük bir garipmiş. Gördüğü muamele buymuş.

O yüzden "Abdullah'ın oğlu sadece güvenilir kişidir, başka hiçbir şey değil." sözünde ki "güvenilir" ibareside yerine "garip" konsa daha uygundur.
Yunus'un "Bir garip bencileyin" dediğinde ki garip gibi garip.

Sonradan işin şekli değişmiş, Arap çöllerinden bir din doğmuş, her şey karman çorman olmuş, bam başka bir tarih yazılmış AMA görebilen için bu böyle.
Bu resim bugünde böyle esasında, dürüstseniz "yok" gibi muamele görürsünüz, ezilirsiniz.

Sevgiler


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:02 .