![]() |
Atatürk Ve İslamiyet
Mustafa Kemal'in inanç açısından bir dönüşüm içine girdiğini, fikriyatının zamanla değiştiğini, geliştiğini, olgunlaştığını görebiliyoruz. 600 sene Osmanlı padişah ve Şeyhülislam istibdadında yaşayanbir Te'badan; bir millet yaratmak, ulus bilinci vermek; Fetvasız - Fermansız -Ulemasız bir hayata başlamalarını sağlamak akıl almaz bir müşküldür. Gazi; kendi okumaları, ''tekamülü'' ilerledikçe kuracağı devlette Hilafetin yer almaması gerekliliğine önce kendi inanır; sonra Meclis kürsüsünde ve gizli oturumlarda bu düşüncelerini şerh eder..
3 Mart 1924 ile Devrim doruğa ulaşmış; Hilafet kaldırılmış, içerideki İrtica'nın tasfiye süreci hızlanmıştı..Kurtuluş savaşı ile koloniyal güçlerle birlikte Osmanlı da aslında hükümsüz kılınmış oldu. Fakat Kurtuluş savaşın ın bazı paşaları bu mücadeleyi t e k r a r Padişahı ve Hilafeti hükümran kılmak gayesiyle yapıyorlardı..Kuvvet komutanlarının dahi bu öngörü ile mücadele ettiği bir bağımsızlık mücadelesi veriliyordu.. Harp okulundan sınıf arkadaşı, Umum Kuvva-yı Milliye komutanı Ali Fuat Cebesoy Cumhuriyetin kuruluşunu acele verilmiş bir karar olarak görmektedir. Meclis İkinci başkanı sıfatı ile Mustafa Kemal'e şu suali sorar: ''Senin yeni apotreslerin*** kimler...?'' Mustafa kemal'in cevabı ile uzunyıllar süren bir dostluk ile ülke kaderinde rol oynayanların birlikteliği de ortadan kalkıyor: '' Benim apotreslerim yok. Ülkeye ve halka hizmet edenler kimse, halka sadık kalanlar onlardır.'' Jön Türkler, Yeni Osmanlılar ya da Kurtuluş Savaşı kadrolarında Cumhuri- yet düşüncesi hemen hiç yok..Ülkenin kurtarılması düşüncesi hep var; ama kurtuluş sonrasına ilişkin planlar yine Saltanat, Hilafet ve Padişahlık safsatalarına gömülü.. Kurtarılmak istenen hep, halkal birlikte, Saltanat ve Hilafet. Mustafa Kemalin devrimci damarı, devrimci çizgisi diğer kadroların önemli bir çoğunluğunda mevcut değil. O aslında daha Erzurum Kongresinde bunun işaretlerini ''Başka bir hükümet biçimi bulmamız gerek'' sözleri ile vermiş idi. İlginç olan Mustafa Kemalin kurmak istediği rejimi içeridekilerden ö n c e dışarıdakiler farkediyor. Örneğin, Sivas kongresi sırasında The Times gazetesi kongreden Sivas'taki Anadolu Cumhuriyeti diye söz ediyor. Anadoluda cirit atan yabancı ajanların resmi raporları da sürekli bu yönde. Ne zamanki içeride de yavaş yavaş Cumhuriyet fikrinin filizlendiği farkediliyor, TBMM içinde ve dışında Mustafa Kemale yönelen muhalefet şiddetini arttırıyor. Siyasal örgütlenme olarak, Osmanlı'da Ittihat ve Terakki ile Hürriyet ve Itilaf iki ana akım. Asil dramatik olan ise: Kurtuluş Savaşi'nın başlamasında Mustafa Kemal'e en kritik anda destek veren, tarihin yeniden yazilmasinda en büyük rolü başlatan Kazım Karabekir Cumhuriyet'e karşı. Kurtulus Savaşı heyecanını anı anina yaşayan Onbaşı Halide (Edip Adıvar), TBMM Hükümeti Başbakanı Rauf Orbay, komutanlardan Refet Bele Paşa Ali Fuat Paşa Cumhuriyet'in kuruluşuna karşı çıkıyor. O kadar yakin çevrenin Cumhuriyet'e karşı çıkması, şeriatçıları harekete geçiriyor. TBMM'de bir önerge hazirlaniyor. "Milletvekili olabilmek için, Türkiye sınırları içinde doğmak, seçim bölgesinde en az beş yıl otunmak" koşulu öngörülüyor. Mustafa Kemal Selanik doğumlu olduğuna göre, onu saf dışı bırakmak gayreti. Aynı anda Cumhuriyet hazırlıkları yürüyor. Rauf Orbay Istanbul'da bir gazeteye verdigi demeçte, Cumhuriyet'in yanlış oldugunda israr ediyor. Karşı çıkanlar ayni zamanda savaşın komutanları. Aynca, ordu içinde yine Cumhuriyet'e karşı çıkan başka komutanlar var. Mustafa Kemal, Cumhuriyet'e karşı çıkan ordu komutanlarının ordudaki görevine son verirken, TBMM'de yer alanlarin da, milletvekilliklerine son veriyor. Ordunun Atatürkçü inanç ve geleneğinin temeli, bu kararla atılıyor. Cumhuriyet'in kuruluş aylan degil, haftaları ve günleri gerçekte bugünü belirleyen olaylarla dolu. Kadrolarin dönekliği, dini akiımların tükenmezli- ği, politik ayak oyunları... Mustafa Kemal'in değişen, olgunlaşan düşünceleri, paradigmalarını yine en güzel onun sözlerinde okuyoruz. İnancın yerini tedricen İlime, Fenne ve muasır uygarlık düşüncesine bıraktığına tanık oluyoruz: * ''En son olarak niyazım şudur ki, istekleri gerçekleştiren Allah Hz., sevgili bağışlayıcı saygıyla, bu kutsal vatanın sahibi ve savunucusu ve Ahmediye'nin yüce buyruğuyla kıyamet gününe kadar sadık bekçisi olan temiz milletimizi ve saltanat makamı ve yüce hilafeti korumak ve kutsalatımızı düşünmekle yükümlü olan heyetimizi başarılı kılsın.! Amin.'' 23 Temmuz 1919 ''Erzurum Kongresini Açarken'' Atatürkün söylev ve demeçleri C1. S.7 * '' Saltanat makamı aynı zamanda hilafet makamı olduğu için, padişahı- mız, İslam topluluğunun da başkanıdır. Mücadelemizin birinci gayesi ise saltanat ve hilafet makamlarının ayrılmasını amaçlayan düşmanlarımıza; milli iradenin buna uygun olmadığını göstermek ve bu kutsal makamları, yabancıların esaretinden kurtararak, padişahın yetkisini, düşmanın tehdit ve zorundan serbest kılmaktır.'' 24 Nisan 1920 ASD C1. S.62 * ...Ne acıdır ki şimdi Hilafet ve saltanat makamını işgal eden bu zat bu millet için hain bir adamdır. Yani biz kabul ediyor ve herkese de ispat ediyoruz ki hilafet ve saltanat makamını bizde hiç bir vakit başımızdan atamayız ve Yüce Meclisinizin 1. veya 2. oturumunda zaten resmen ve kesin olarak bir görüşme yapılacak'' 25 Eylül 1920 Kazım Öztürk, Atatürkün TBMM Açık ve Gizli oturumundaki konuşmaları. Kültür bakanlığı Yay., S.296-300 * Biz ve bütün islam alemi için yüce ve kutsal; manevi bir bağlantı noktası olan Hilafet makamı bile bütün islam alemiyle beraber bizim milletimiz tarafından belki daha kuvvetli, derin duygularla yüce ve kutsaldır. Ancak Efendiler! Bu yüksek makamın kutsallaığını saygıyla kutsamış olmakla berbaer bu makamda oturacak kişiyi, hiç bir zaman efendi yapmak söz konusu değildir; Muhammedin parlak şeriatıyla uzlaştırmak mümkün değildir. (seydülkavmi hadimihüm) buyurmuşlardır. Millete efendilik yoktur. Hizmet vardır. 1 Aralık 1921 ASD C1. S.201 * Hilafet makamı halkındır. Evet bağlıyız, çünkü hilafet ve saltanat makamı, herhangi bir kişinin değildir. Doğrudan doğruya, bütün islam aleminin görüşmeleriyle birlikte Türkiye halkındadır. O makam bizimdir. Muhafaza ettik ve sonuna kadar muhafaza edeceğiz (Alkışlar) 6 Mart 1922 TBMM Gizli Celse Zabıtları CIII. S.40 * ''Tanrı birdir, büyüktür. ..... Hz. Muhammed son peygamber olmuştur ve kitabı eksiksiz kitaptır..... Bundan sonra hilafet makamının dahi Türkiye Devleti için ve bütün islam alemi için ne kadar verimli olacağını da gelecek bütün açıklığı ile gösterecektir (İnşallah sesleri) 1 Kasım 1922 ASD C.1 S.270 vd. * Türk Milleti'nin teessüsünde müessir olduğu görülen tabiri ve tarihi vakıalar şunlardır. A- Siyasi varlıkta birlik B- Dil birliği C- Yurt Birliği D- Irk ve menşe birliği E- Tarihi karabet F- Ahlaki karabet Yukarıda görüldüğü gibi Atatürk, 6 ayrı tarihi vakıa saymakta ve bunların arasında din birliği gibi milyonları etkileyen olguyu dahil etmemektedir. Syf. 372 Bütün milletler tamamen aynı şartlar altında teşekkül etmemiş olduklarına göre, Türk Milletinde yaptığımız gibi, diğer her millet ayrı olarak mütalaa edilmedikçe, milliyet fikrini umumi ve fenni olarak tarif etmek güçtür. Syf. 450 Hürriyet insanın düşündüğünü ve dilediğini mutlak olarak yapabilmesidir. Bu tarif Hürriyet kelimesinin en geniş manasıdır. İnsanlar bu manada hürriyete hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü malumdur ki insan, tabiatın mahlukudur. Müslümanların,devamlı olarak söyledikleri, 'İnsan Allah'ın kuludur' deyimi de burada şekil değiştirmektedir. (Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal'in el yazılar; TTKB 1998, Ankara) * "Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır." * "Türkiye Cumhuriyetinde herkes Allah'a istediği gibi ibadet eder. Türkiye Cumhuriyetinin resmi dini yoktur. Türkiye'de bir kimsenin fikirlerini zorla başkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilemez." * "Taassupsuzluk o kimsede vardır ki, vatandaşının veya herhangi bir insanın vicdani inanışlarına karşı hiçbir kin duymaz, bilakis hürmet eder." ( Yukardaki anlatımda dini inanışlar yerine vicdani inanışlar ifadesinin yer almasına dikkat kedilmelidir. ) * "Bizi yanlış yola sevkeden habisler, biliniz ki çok kere din perdesine bürünmüşlerdir." * Atatürkün; bilmek gerekir ki, bugüne kalmış yüzlerce fotografı vardır ancak içlerinde namaz kılarken çekilmiş tek bir fotograf karesi yoktur ve öldüğünde cenaze namazı kılınmamış, kardeşinin son anda isteği üzerine kısa bir dua okunarak, Dolmabahçe Sarayı bahçesinde bir tören yapılmıştır..Cenazesi herhangi bir camiden kalkmamıştır.. *Syf. 365 milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu. Bu arap fikri ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed'in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasr etmeğe mecburdular. Bununla beraber, Allah'a kendi lisanında değil Allah'ın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe Allah'a ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyyet karşısında Türk Milleti bir çok asırlar ne yaptığını ne yapacağını bilmeksizin adeta bir kelimesinin Syf. 366 manasını bilmediği halde Kuran'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler. * Atatürk'ün emriyle liselerde okutulan Tarih Kitabı (1931) II. cilt, "Kur'an ve Vahiy": "Muhammed'in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur'an denir..... İslam ananesinde bu ayetlerin Muhammed'e Cebrail adında bir melek vasıtasıyla Allah tarafından vahiy, yani ilham edildiği kabul olunur. Tarihi nokta-ı nazardan da mütalaa edildiği zaman görülüyor ki; Muhammed birdenbire Allah'ın Resulüyüm diyerek ortaya çıkmamıştır. O, Arapların ahlak ve adetlerinin pek fena ve iptidai ve islaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları islah için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur....." Türkiye Cumhuriyetinde herkes Allah'a istediği gibi ibadet eder. Türkiye Cumhuriyetinin resmi dini yoktur. Türkiye'de bir kimsenin fikirlerini zorla başkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilemez." M.Kemal Atatürk *** Apotres: (Almanca Apostel) havari; kılavuz, yol gösterici anlamında |
Cosmo man adlı üyemizin sorusuna binaen güncellemedir..
|
Atatürk'le ABD'li elçinin gizli kalmış din sohbeti
Atatürk'ün, biyografisini yazan ABD Büyükelçisi Charles H. Sherrill'e 1933'te açıkladığı "dinle ilgili" düşünceleri ilk kez yayımlandı. Söyleşide, Sherrill'in kitabına almayıp rapor olarak ABD Dışişleri'ne gönderdiği açıklamalar yer aldı.
1932-1933 yıllarında Ankara'da görev yapan Sherill'in hazırladığı rapor, ilk kez araştırmacı yazar Rıfat N.Bali'nin hazırladığı makalede yayımlandı. Radikal'de dün yayımlanan raporda,Atatürk'ün çocukluğuyla ilgili olarak şunlar kaydedildi: "Galiba, 6 ve 7 yaşındayken annesi onu bir sıbyan mektebine göndermek istiyordu. Burada öğretmen Kuran dersleri de verecekti. Bu, uzun Arapça bölümleri ezberlemek demekti. Diğer yandan babası oğlanın din eğitiminin verilmediği laik bir mektebe gitmesini istiyordu. Her ne kadar sonunda babanın sözü kabul edildiyse de annesi oğlanı Selanik'te geçerli olan geleneksel tören eşliğinde sıbyan okuluna gönderdi. Ertesi gün babası oğlanı okuldan aldı ve laik okula koydu. Buna çok üzülen annesi epey ağladı ve oğlanın teklif etmesi üzerine sıbyan okulundaki din hocası eve gelip ona Kuran eğitimini verdi. Bu sadece 1 ay sürmesine rağmen anneyi tatmin etti. Bu, ömrü boyunca alacağı tek din eğitimiydi." Tek tanrı inancı Raporun, "Beşeriyetin Tanrı ihtiyacı" başlıklı bölümünde de, Atatürk'ün Agnostik olduğuna dair genellikle kabul görmüş inancı kesinlikle reddettiği, ancak dininin sadece 'kâinatın mucidi ve hâkimi tek Tanrı'ya inanmak olduğunu söylediği kaydedildi. Raporda şöyle devam edildi: "...Daha sonra, 10 yıl önce inşa ettiği yeni Cumhuriyet'in Reisicumhuru olarak iktidara geldiği zaman İslam dininin durumu hakkında bilgi vermeye başladı. Şeyh-ül İslam'ı, medreseleri, Mahkeme-i Şer'iyyeleri ve bu mahkemelere riyaset eden kadılar, hocalar ve muhtelif dervişler dahil olmak üzere bütün ruhban sınıfını lağvetmeyi gerekli bulduğunu söyledi." Raporun "Bursa Hadisesi" başlıklı bölümünde de, Atatürk'ün Kuran'ın Arapçadan Türkçeye tercüme edilmesiyle ilgili görüşleri şöyle anlatıldı: Arapça neden yasaklandı? "Türk halkının uzun zamandan beri ezberden okuduğu bazı Arapça duaların gerçek manasını anladığı zaman tiksineceğini söylüyor. Kuran'dan alınan Arapça bir bölüm okudu. Bu surede Hz.Muhammed'in amcası ile amca kızının yaptıkları bir şeyden ötürü cehenneme gidecekleri yazıyor. (Tebbet Suresi) 'Düşünen bir Türkün böylesi bir duayı okumaktan elde edeceği dini ilhamı veya dine ilgi göstermesini tahayyül edebilir misin?' dedi. Daha sonra umumi ve şaşırtıcı bir beyanda bulunarak Türk halkının gerçekte hiçbir şekilde dindar olmadığını, aralarından camilere giden az sayıda kişinin alışkanlıktan veya yüksek sesle söylenen duaların cezbine kapılarak camiye gittiğini ileri sürdü." http://www.milliyet.com.tr/2006/09/07/yasam/yas02.html |
Re: Atatürk'le ABD'li elçinin gizli kalmış din sohbeti
TEBBET SURESİ (111/6.sure)
1. Elleri kurusun Ebru Leheb'in; zaten kurudu ya! 2. Ne malı kurtardı onu ne de kazandığı 3. Alevli bir ateşe yaslanacaktır o; 4. Karısı da, 5. Odun hamalı olarak. Gerdanında bir ip olacaktır onun, en sağlam fitillisinden... Atatürk'ün de dediği gibi : Ebu Leheb'den bizlere ne ? |
Re: Atatürk'le ABD'li elçinin gizli kalmış din sohbeti
Atatürk İslam İçin Ne Düşünüyordu başlıklı bir yazı dikkatimi çekti. Okumanızda yarar var. Yorum sizlere ait.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=197950 Sevgili Sodomo, Dün bu yazı benim de dikkatimi çekmişti. Ben link olarak cafede Atatürk'ün Anıtkabir *başlığına koymuştum. Buraya da aldım. |
Re: Atatürk'le ABD'li elçinin gizli kalmış din sohbeti
Sn. Sodomo,
Yazınızı okurken birden aklıma şu meşhur Mavi Kitap geldi. BBC Turkish’ den bir alıntı; “-Andrew Mango: Mavi Kitap, İngiliz hükümetinin birinci dünya savaşı sırasında yayınladığı bir kitaptır. Aslında iki kitap yayınlanmıştı. Birincisi Almanların mezalimi hakkında idi. İkisi de harp sırasında hazırlanmış propaganda maksatlı kitaplardı. Almanlarla ilgili olanın tamamen propaganda eseri olduğu sonradan resmen itiraf edildi. Ermeni meselesiyle ilgili kitaba gelince; Bunu yazanların başında bir İngiliz diplomat vardı: Lord Bryce. Sonradan İngiltere'nin Washington elçisi tayin edilmişti. Amerika o zaman daha savaşa girmemişti. Ve Alman propagandası o dönemde Amerika'da oldukça kuvvetliydi. Amerikan kamuoyunu müttefikler lehine çevirebilmek amacıyla böyle bir kitap hazırlandı. Lord Bryce'ın dışında, ünlü tarihçi Arnold Tonynbee de bu çalışmaya katılmıştı, ama iyi bir tarihçi olduğu için daha sonra bir kitabında bunun propaganda olduğunu itiraf ediyor. Aslında bugünlerde hiç bir ciddi tarihçi bu Mavi Kitap'a önemli bir belge gözüyle bakmıyor.” Meramım şu; Yazık ki, böyle ulu bir şahsiyetin, kendi vatandaşları tarafından, tamamen tarafsızca ve teferruatlı hazırlanmış birinci elden bir biyografisi yok ki; 1933 yılında ABD büyükelçisi C. H. Sherrill’ in kitabında dahi olmayan (olsa da fark etmezdi) raporlarına kalmışız. Bunların dahi (yukarıdaki örnek neticesi) güvenilirliği tartışılır. Kaldı ki, bu insanın düşünce ve imanından da öte, yaptıklarıyla değerlendirmemiz lazım gelmiyor mu? (Tüm içtenliğimle; saygı ve hürmetle onu anıyorum.) Gelelim ikinci faslınıza; Hindistan’ lı filozof Ali b. Şah el-Farisi’ nin (Beydeba) Kelile ve Dinme’ sine bi bakmanızı tavsiye edeceğim. Benzetmeler ve örneklemelerdeki derinlik ve uyum bakımından. Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın. |
Re: Atatürk'le ABD'li elçinin gizli kalmış din sohbeti
Alıntı:
Alıntı:
Ne güzel, ver iki tane isim, ben de gidip araştırayım aynı stajiyer yüksek lisans öğrencisi gibi. Peki ne olacak sonra ? Bu iki isim ve yazdıkları ile Atatürk'ün bu yukarıdaki sözleri arasında nasıl bir ilişki kuracağız ? "Benzetmeler ve örneklemelerdeki derinlik ve uyum bakımından....." Olur olur görürsem söylerim... |
Re: Atatürk'le ABD'li elçinin gizli kalmış din sohbeti
Sevgili Ezkamo,
Okullarda zorunlu din derslerinde el kadar çocuklara namaz kılmak ve bilumum ibadetler uygulamalı olarak öğretiliyor. Arapça sureler ezberletilip papağan gibi okutturuluyor (üstelik Ebu Leheb'de var içinde) Tabii bu da yetmiyor (12 yaş yasağı olmasına rağmen) ufacıcık çocuklar Kuran kurslarına gönderilip beyinleri iğdiş ediliyor. Bu da yetmiyor dini konular TRT ve bilumum dini TV kanallarında *çocuklar için dini amaçlı çizgi filimler ve yetişkinler için absürd ötesi dini hikayeler ve zırvalıklar "duygu yüklü / göz yaşı dolu" diziler kanalı ile *ve "Kuran mucizeleri" gibi ilmi yönü derin (!) olan ilkokul düzeyinde matematik bilgisine sahip Tıp fakültesi 3. sınıfını br türlü geçememesine rağmen kendisini bilim adamı zanneden zerzevatlar kullanılarak *beyinlere pompalanıyor. Bu da yetmiyor ilkokullardaki çocuklara o okullardaki nurcu öğretmenler eliyle Sızıntı vb. dergilere abone yaptırılıp bir kaç sene sonra adım atacakları tarikat toplantılarına hazırlatılıyor ve bir taraftan yok Regaip kandili, yok Ramazan, yok Cuma vb. kutsal gün ve ayları ile memleket topyekün Mekke/Medine atmosferine sokuluyor ve biz Türklere "kutsal toprak" olarak bir başka ülkenin toprakları gösteriliyor ve yine kutsaldır diyerek Arapça lisanı senin kendi ülkende kendi dilin dururken sana günde 5 vakit zorla dinlettiriliyor ve insanlar kendi topraklarını da kendi dillerini de kutsal görmek yerine Arap diyarlarına atfedilyorlar kutsallığı Daha da beteri kendisine "milliyetçi" diyen ve ülke sevgisini kimseye bırakmayan zerzevatlar da bu duruma tepki göstermek şöyle dursun tam tersi bu Arapların bi tarafını yalarcasına hizmet ediyorlar onlara ve Arap dini için pek de cansiperane mücadele ediyorlar bizlerle... Atatürk'den ve onun sözlerinden bahsedince birden aklıma bunlar geldi yine tutamadım kendimi... |
Re: Atatürk'le ABD'li elçinin gizli kalmış din sohbeti
Sevgili sodomo..
Sözün bittigi yer budur işte.Elinize, yüreğinize *sağlık |
Re: Atatürk'le ABD'li elçinin gizli kalmış din sohbeti
Sn. Sodomo,
Bahsettiğim konu dezenformasyon idi. Ve örneğim de dezenformasyon üzerine tarihsel bir gerçek. Sizin verdiğiniz örneğin dezenformasyon olmadığı bilinemez demek istemiştim. Toplumsal öncülerin bir takım özelliklerini abartıp diğer özelliklerini görmezlikten gelirseniz bu tip sonuçlar verebilir. Konumuz Atatürk olduğu için onu örnek vereyim; Atatürk için, komünist ideoloji sahiplerinin görüşü, onun komünist olduğu ve zamanın Rusya’ sı ile açık ve içten ilişkiler isteyip geliştirdiği ve hatta Türkiye cumhuriyetinin evrimini komünizme doğrulttuğudur! Liberalistlerin görüşü; yine kendi eksenlerinde Atatürk’ ün 1. Türkiye İktisat Kongresi ve tutanakları ile ülkemizi liberal ekonomi ekseninde istediğidir! Alın size birbirine zıt iki çıkarım! Peki o halde Atatürk ne istemiştir? Verdiğim örnekler ile konu hakkında bir bağ kurmanızı kolaylaştıracağını umarım. Verdiğim eser ise, Mevlana’nın Mesnevisini hazırlarken faydalandığı kaynakların başında gelen çok önemli, edebi ve felsefi değeri olan bir kitaptı. Bunu verirkenki kastım uzun uzun kitabi bilgileri aktarmaktan öte, kaynak vermekti. Yoksa ukalalık yapmak değildi. Kusura bakmayın. Mesneviye daha kolay ulaşabilirsiniz diye düşünerek oradan bir örnek verebilirim. Mesnevi 1330-1400 kadar olan kısmı sadece alıp okuyun. Kısmi yazıların yazarları hakkında neler düşünülebileceğini görebilirsiniz. İkinci yazınıza aynen katılıyorum. Sn. Daye, İlim sonsuza uzar, tarih bile onu kesmez Biz bilmeyiz belki, ama sözler asla bitmez… Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın. |
Re: Atatürk'le ABD'li elçinin gizli kalmış din sohbeti
Atatürk'ün dinle ilgili ;İslamla ilgili;Allah kavramıyla ilgili ve Muhammed
peygamberle ilgili görüşlerini öğrenmek için başvurulacak 2 temel eser Kaynak yayınlarından çıkma "Kemalist *Devrim 2 -Din ve Allah " isimli kitapla "Din ve Laiklik Üzerine "isimli kitaplardır.Bu eselerde Atatürk'ün kendi el yazısından bu konularla ilgili görüşlerine yer verilmiştir.Ancak "Din ve Allah "isimli eserin yeni baskısı yoktur.Belki de hiç olmayacak. Diğer kitap ise kitapçılarda halen satılmaktadır.İlgilenen arkadaşlara duyurulur !!! |
Re: Atatürk'le ABD'li elçinin gizli kalmış din sohbeti
Sevgili Sodomo,
Eğitim camiasında olduğum için o dediklerini hep yaşayarak gördüm. Tespitlerin doğru. Ama şunu da bilmelisin ki bizler de onların bu çalışmalarına tepkisiz kalmadık. Şunu da bilmeni isterim ki tüm bu çalışmalarına rağmen ve iktidar olmanın avantajlarına rağmen yeterince destek alamadıklarını düşünüyorum. Biliyorsun bunlar takiyye yaparak bu kadar oy aldılar. Yürekleri varsa açıkça ortaya çıkıp biz şeriat istiyoruz desinler. Gör bakalım o zaman ne duruma düşeceklerini. Eğer bu gün bunlar iktidardaysa oy kullanmayan büyük bir kesim var ülkemizde. Bunlar biraz da bu iktidarlarını oy kullanmayan o duyarsız kesime borçlular. Bir o, bir de ucube seçim sistemimiz sayesinde. Düşünebiliyor musun küçük bir azınlık büyük bir çoğunluğu yönetiyor bu ülkede. Ve büyük çoğunluğu hiçe sayarak kendi düşüncelerini dayatıyorlar bu ülkeye. Ülkenin kaderiyle oynamaya kalkışıyorlar bu büyük çoğunluğa rağmen. İşte onun için demokrasi diyorum. Başka amaçları olanlar da artık ülkemizin bu gerçeğini görmeleri gerekir. Şimdi bir şeye daha açıklık getirmek istiyorum. Hükümet olmak ayrı. İktidar olmak ayrı. Bunlar bu ülkede iktidarda değiller. Bunu bilmekte yarar var. Zaten iktidar olsalardı çoktan amaçlarını gerçekleştirirlerdi. Yani bir devlet gerçeğini de görmekte yarar var. Zaten amaçları da bu devlet kurumlarına sızıp oraları ele geçirmek. Ama anayasasıyla, cumhurbaşkanlığıyla, ve diğer tum kurumlarıyla devlet bunların bu çabalarını engellemektedir. Yani bu çağ dışı zihniyetin bu ülkede bunu başaramıyacağı inancındayım. Her zaman diyorum. Burası Atatürk Türkiyesi. Bunu da unutma dostum. Onun için karamsar değilim. Eğer dikkat ediyorsan bunların örgütlendiği kesimler genellikle yoksul kesimler. Olayın temelinde biraz da bu yoksulluk yatmaktadır. Çevrem de bunu net bir şekilde görüyorum. Sen İstanbuldasın. Senin de görmen lazım. Türkiye ekonomik olarak geliştikçe ve çağdaş, uygar ülke olma hedefi gerçekleştikçe güç yitirmeye devam edeceklerdir. Zaten bunların şimdiden güç kaybettiklerini düşünüyorum. Yani maskeleri açığa çıkmıştır. Bir de bunların iktidara gelmesi ülke için iyi olmuştur. Bir de bu açıdan düşünmelisin. Milliyetçilere gelince. Milliyetçiler de uyandı. Bundan emin ol. Çünkü konuştuğum arkadaşlarım var. Hele *Atatürk, alevilik ve sağ sol çatışmalarında bilinçlendiler. Bunu aydın arkadaşlar açısından belirtiyorum. Diğer kesimleri bilmiyorum. Ama bildiğim tek bir gerçek en az bizim kadar bu iktidara tepkililer. Tabi onların içinde de yalakalar da var. O ayrı bir konu. Sonuç olarak ülke olarak kurtuluşumuz demokrasida yatmaktadır. Ne zaman bu ülkeye gerçek anlamda bir demokrasi gelirse bu ülke çağdaş, uygar ülkeler arasındaki yerini alacaktır. Demokrasi mücadelemize devam sevgili dostum. Sevgilerimle... |
Re: Atatürk'le ABD'li elçinin gizli kalmış din sohbeti
Sonuç olarak söyle diyebilirmiyiz. Türkiyenin aydınlanmasının engellenmesi, Atatürkün yolundan çıkılmasının sağlanması Din taciri siyasetçiler tarafından olmuştur. Ezanı tekrar arapça okutan, her yere İmamhatip ve kuran kursu açan din tüccarları. Helal olsun bize Başbakan bile yaptık başımıza.
|
Re: Atatürk'le ABD'li elçinin gizli kalmış din sohbeti
Atatürkün İslamla ilgili düşünceleri burada. http://www.islamiyetgercekleri.org/ataturk.html
|
ATATÜRK , DİN ve MADDECİLERE VERDİĞİ CEVAPLAR
Yüce Atamız Atatürk'ün Türk Gençlerine Gerçekleri anlatan yaşamı ve kesitler
------------------------------------------------------------------------------------------------ Türk milleti dindar olmalıdır yani, bütün sadeliğiyle dindar olmalıdır demek istiyorum. Bizzat hakikate nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum... Din şuura muhalif, ilerlemeye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor." (Maurice Perno ile yaptığı ropörtaj 11 Şubat 1924 (Atatürk'le Konuşmalar, Cumhuriyet Gazetesi eki, s. 111) ----------- Her ne kadar hakaret ve ağır ithamlarından dolayı siteden uzaklaştırılmış olsada; Kopyala-Yapıştır, yukarıda ki yazının birebir aynısı aşağıda ki linkten alıntıdır. Bu tür kaynaksız ve aynen alınıp yapıştırılan yazılarda görüyoruz ki, kişi hem kendi düşüncesi ve fikirleri gibi sunmakta hemde kaynak belirtmeyerek bizleri yanıltmaktadır. Önemli olan kopyalamak ve yapıştırmak değil, sizin ne düşündüğünüzdür.(spartacus) http://www.turandursun.com/modules.p...itpost&p=51028 ------------------------------------------------------- ATATÜRK’ÜN PEYGAMBER YORUMU Müslüman olduğundan iftiharla bahseden Atatürk’ün, İslâm dininden olduğu gibi, Hz. ----------- Yine kaynaksız Kopyala Yapıştır. Linki aşağıda. http://www.diyanet.gov.tr/DIYANET/av...kasim/y08.html ------------------------------- Muhafız erlerinden bir tanesi şöyle anlatıyordu: Burada ki bölümde parçalar halinde aşağıda ki linkten kaynaksız olarak kopyala-yapıştır yapılmıştır. http://www.kuvvaimilliye.net/news_detail.php?id=5403 ------------------------------------------------------------ Atatürk Hiç bir vatandaşın dinine karışmamıştır, Dini duyguları ile siyaset yapmamıştır. Camileri yıktırmamış , Kur'an-ı Kerime karşı bir saygısızlık yapmamıştır. Bugün bile Güzel yurdumuzda İbadetlerimizi yerine getirebiliyorsak bunu büyük önder Mustafa Kemal ATatürk'e , onun büyük zekasına , teşkilatnadırma bilgisine , beceresine , Askeri Dehasına , Silah arkadaşlarına , kurtuluş savaşında ve bilimum düşmanla çarpışmış şehitlerimize , gazilerimize Aziz Türk Milletine borçluyuzdur. Atatürk'e karşı her zaman dualarımızı ve saygımızı hiç bir zaman eksik etmemeli ve gelecek nesillere Atatürk'ü tüm gerçekleri ile anlatmalıyız. Atatürk Kesinlikle ve kesinlikle dine karşı bir insan değil , Dini alet edip , masum halkı kandıran hurafecilere , cincilere , büyücülere karşı idi. Zamanın tekke , zaviye vb bir çok yerleri artık bu türden para için dini alet eden insanlar ile dolu olduğunu için kapattırmıştır. Atatürk Türk milletinin gelişmemesini isteyen ve yabancıların güdümüne girmiş ve bilim teknoloji islam dışıdır diyen günümüz arabistan anlayışı olan vehhabi düşüncesine karşı idi. |
Re: ATATÜRK , DİN ve MADDECİLERE VERDİĞİ CEVAPLAR
Bak yavrucuğum Cumhuriyetin ilanı ile birlikte bambaşka bir Atatürk vardı İslamiyet konusunda. Böyle anılar ile yürümez bu işler. Burada orjinal evraklar ve dökümanlar var Atatürk'ün bizzat kendi el yazısı ile yazdığı. Şemseddin Günaltay gibi bir İlahiyat Fakültesi dekanı Demokrat Parti milletvekiline inanmak zorunda mıyız ? Eğer illada birinin anılarından bahsedeceksen o zaman Kazım Karabekir'in anılarından bahsedersin olur biter. Koca Karabekirpaşa yalan mı söyleyecek ?
Bak ne demiş Atatürk : "Evet Karabekir, Arapoğlu’nun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kuran’ı Türkçe’ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler..” Atatürk *( Paşaların Kavgası / Kazım Karabekir, Syf. 159) Üstelik sana Atatürk'ü anlat demedik onu biz iyi biliriz sen merak etme... Sen önce "Tövbe etmezseniz bu dünyada cezanızı veririz" sözünü neye göre söyledin onu söyle bakayım. Bir şeriatçı ağzıyla mı Atatürk'ü savunacaksın ? Yoksa şeriatçı bir örgüt üyesi olarak mı ? Sen kimin ülkesinde cihat yapıyorsun "küffara" karşı söyle bakayım... |
Re: ATATÜRK , DİN ve MADDECİLERE VERDİĞİ CEVAPLAR
Kazım Karabekir--Paşaların Kavgası S. 157-158-159
Yeni yolun açılış merasimi ne zaman ve ne tarzda olacağını merakla bekliyordum. 18 Temmuz'da, İslam'lığın terakiye mani olduğunu haykıran Fethi Bey ve arkadaşları bu maniayı nasıl ve ne zaman kaldıracaklardı ? Hükümet programıyla mı ? Yoksa Gazi'nin herhangi bir hamlesiyle mi..? Bu bekleyişim uzun sürmedi. Hemen bu akşam *( 14 Ağustos ) heyet-i ilmiyye şerefine Türk Ocağında verilen çay ziyafetinde ilk tehlikeli hamle göründü. Şöyle ki, Ziyafete Mustafa Kemal Paşa'da, bende davet edilmiştik. Vekillerden kimse yoktu. Hayli geç gelen Mustafa Kemal Paşa, heyet-i ilmiyyenin şimdiye kadar ki mesaisi ile ilgili görünmeyerek "Kuran'ı Türkçe'ye aynen tercüme ettirmek" arzusunu ortaya attı. Bu arzusunu hatta mücbir olan sebebini, başka muhitlerde de söylemiş olacaklar ki, bugünlerde bana Şeriye Vekili Konya Mebusu Hoca Vehbi Efendi vesair sözüne inandığım bazı zatlar şu malumatı vermişlerdi : "Gazi Kuran-ı Kerim'i bazı İslamlık aleyhtarı zübbelere tercüme ettirmek arzusundadır. Sonra da Kuran'ı Arapça okunmasını, namazda bile yasaklayarak bu tercümeyi okutacak..! Ve o zübbelerle işi alaya boğarak güya Kuran'ı da, İslam'lığı da kaldıracaktır. Etrafındaki böyle bir muhit kendisini *bu *tehlikeli yola sürüklüyor. Bazı yeni kişilerden söz ettikleri gibi, bu akşam da bu fikre ayak uyduran bazı kimseler görünce, bu tehlikeli yolu önlemek için Mustafa Kemal Paşa'ya şöyle cevap verdim : "Devlet Reisi sıfatıyla din işlerini kurcalamaklığınızın içerde ve dışardaki tesirleri çok zararımıza olur. İşi alakadar makamlara bırakmalı. Fakat rastgele şunun bunun içinden çıkabileceği basit bir iş olmadığı gibi, kötü politika zihniyetinin de işi karıştırabileceği gözönünde tutularak, içlerinde Arapçaya ve dini bilgilere de hakkıyla vakıf değerli şahsiyetlerin de yüksek ilim adamlarımızdan mürekkep bir heyet toplanmalı ve bunların kararına göre tefsir mi, tercüme mi yapmak muvafıktır, ona göre bunları harekete geçirmelidir. "Din adamlarına ne luzum var, dinlerin tarihi malumdur, doğrudan doğruya tercüme edivermeli..!" *gibi bazı hoşa gider gibi bir fikir ortaya atılınca buna karşı : "Müstemlekeleri İslam halkıyla dolu olan büyük milletler kendi siyasi çıkarlarına göre Kuran'ı dillerine tercüme ettirmişlerdir. İslam dinine ve Arapça diline hakkıyla vakıf kimselerin bulunmayacağı herhangi bir heyet, tercümeyi mesela Fransızca'sından da yapabilir. ( Bir müddet sonra böyle bir tercüme de ortaya yayıldı. Bir müddet sonra da bazı camilerde bu Türkçe tercümeden mukabele okutuldu ise de, iş ancak ezanın Türkçe olması şeklinde kalabildi ). "Fakat bence, burada Maarif programımızı tespit için toplanmış bulunan bu yüksek heyetten, vicdani olan din bahsinden değil, müsbet ilim cephesinden istifade hayırlı olur. Kuran'ın yapılmış tefsirleri var, lazımsa yenisini de yaparlar. Devlet otoritesini bu yolda yıpratmaktansa, Milli kalkınmaya hasretmek daha hayırlı olur," dedim. Mustafa Kemal Paşa beyanatıma karşı hiddetle bütün içini ortaya döktü : “Evet Karabekir, Arapoğlu’nun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kuran’ı Türkçe’ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler..” İşin bir heyet-i *ilmiye huzurunda berbat bir şekle döndüğünü gören Hamdullah Suphi ve Ruşen Eşref beyler : "Paşam çay hazır, herkes sofrada sizi bekliyor" diyerek bahsi kapatabildiler. Bizler de hususi masadan kalkarak *sofraya oturduk ve yedik içtik. Fakat heyet-i ilmiyenin bütün azası üzgün görünüyordu. Şüphe yok ki, yakın günlere kadar Kuran'ı ve Paygamber'i her yerde medh ve sena eden ve hatta hutbe okuyan bir insandan bu sözleri beklemek herkese eza veriyordu. |
Re: ATATÜRK , DİN ve MADDECİLERE VERDİĞİ CEVAPLAR
"Atatürk ve Din" konusu incelenirken her zaman tarihlere dikkat edilmelidir. Özellikle 23 Temmuz 1923 Lozan antlaşmasından sonra Atatürk'te önemli devrim niteliğinde fikirsel değişimler olmuş ve bu
29 Ekim 1923 Cumhuriyetin kuruluşundan sonra artık kendisini iyice beliginleştirmiştir. Yukarıdaki metinde 14 Ağustos 1923 tarihinde Türk Ocağında verilen çay ziyafetinde Atatürk, Kazım Karabekir'in deyimiyle "tehlikeli" bir yola girmiştir. Unutmayalım ki Atatürk sadece bir komutan değil aynı zamanda devrimci bir kişilikti ve devrimsel dönüşümlerde de öyle kolay hazmedilir şeyler değildi. Bu anlamda Atatürk'ün çevresinde kendi silah arkadaşlarının bile kaygı içinde olması oldukça normaldir. Ama görülecektir ki, ilerleyen zamanlarda devrimler peş peşe hız kesmeden gelecektir. Bunları sıralıyalım : Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923) Eğitim ve öğretim devrimi (3 Mart 1924) Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924) Şeriye ve Evkaf Vekaleti'nin kaldırılması (3 Mart 1924) Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925) Tarikatların kaldırılması, tekke ve zaviyelerin kapatılması (30 Kasım 1925) Takvim, saat ve ölçülerde değişiklik (1925 ve 1931) Medeni Kanun'un kabulü (17 Şubat 1926) Laikliğin kabulü (1928-1937) Harf ya da yazı devrimi (1 Kasım 1928) Kadın haklarının tanınması (1930-1933 ve 1934) Türk Tarih Kurumu'nun kurulması (12 Nisan 1931) Dil devrimi ve TDK'nın kurulması (12 Temmuz 1932) Soyadı yasasının kabulü (21 Haziran 1934) Evet görüleceği gibi Cumhuriyetin ilanından sonraki bütün devrimsel atılımlar "şeriat" ve "Araplaşma"dan kurtulma ve Türk milletinin kendi öz kimliğini bulması ve çağdaş dünya ile uyumlu olmak için girişilen atılımlardır. Bugün hala kalbi Arap topraklarında atanlar ve bu ülkenin kendi öz evlatlarına Arabın dinini benimsemediği için şeriatçı ağızlarıyla tehditler savuranlar ve bu ülkeyi bir Arap diyarı yapmak isteyenler üstelik bütün bu çabalarını da Atatürkçülük maskesi altında icra edenler şunu bilmelidir ki: Atatürk'ün devrimleri bu topraklarda kök salmıştır ve bir daha asla o dönemlere geri dönülmeyecektir. Durum, şartlar, koşullar, vaziyet, hal ne olursa olsun bu asla değişmeyecek bir gerçekliktir. Türkiye asla şeriata teslim olmayacak ve Türk milleti asla Araplaşmayacaktır. Evet gerekirse bu yolda kanımın son damlasına kadar mücadele etmeye hazırım. Bu milleti bu illetten kurtarmak için ne gerekiyorsa yaparım ve biliyorum ki bu ülkede milyonlarca insan da böyle düşünüyor. |
Re: ATATÜRK , DİN ve MADDECİLERE VERDİĞİ CEVAPLAR
Sevgili Sodomo,
Düşüncelerine katılıyorum. Atatürk bu ülkeye damgasını vurmuş tarihi bir kişiliktir. Elbette bazıları bunu bildikleri için takiyyecilik yapmaktadırlar. Atatürk'ün din hakkındaki görüşleri bellidir. İstersen bunları tekrar belirtelim: ''Aziz Millet Vekilleri, Dünyaca malum olmuştur ki, bizim devlet idaresindeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Fakat, bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Söylev ve Demeçler / Cilt 1 / Syf. 389 ''Türk’ler Arap'ların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların vesairenin Türk'lerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir şekilde tesir etmedi.. Bilakis, Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti, milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed'in kurduğu dinin gayesi milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu. Bu arap fikri ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed'in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasr etmeğe mecburdular. Bununla beraber, Allah'a kendi lisanında değil Allah'ın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe Allah'a ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyyet karşısında Türk Milleti bir çok asırlar ne yaptığını ne yapacağını bilmeksizin adeta bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kuran'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler.'' (Dil Tarih Yüksek Kurumu-Atatürk'ün El yazmaları 1998/ Prof Afet İnan) Atatürk ve Türban ''Kimi yerlede kadınlar görüyorum ki, başına bir bez, ya da bir peştemal ya da benzer bir şeyler atarak yüzünü, gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir, ya da yere oturarak yumulur. Bu durumun anlamı, gösterdiği nedir? Efendiler uygar bir ulus anası, ulus kızı bu şaşırtıcı biçime, bu vahşi duruma girer mi? Bu durum ulusu çok gülünç gösteren bir görünüştür. Hemen düzeltilmesi gerekir." Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yay., C. II., s. 217. -ATATÜRK VE DİN- 'Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. Hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir, adeta halkı bir kapana kıstırırlar. Benim halkım demokrasi ilkelerini gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir. Batıl inançlardan vazgeçilmelidir. İsteyen istediği gibi ibadet edebilir. Herkes kendi vicdanının sesini dinler. Ama bu davranış ne sağduyulu mantıkla çelişmeli ne de başkalarının özgürlüğüne karşı çıkmasına yol açmalıdır.. '' Atatürk-1926 Andrew Mango, Atatürk Syf.447 Sevgili Sodomo, Din hakkında bu kadar görüşü net olan birini kalkıp da kendi çirkef emellerine alet edenler elbette zamanı geldiğinde derslerini alacaklardır. Bundan bir kuşkun olmasın. Tarihin akışını kimse geriye çeviremez. Buna zaten güçleri de yetmez. Sevgilerimle... |
Re: ATATÜRK , DİN ve MADDECİLERE VERDİĞİ CEVAPLAR
Türk’ler Arap'ların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. (M.Kemal ATATÜRK)
Yalnızca bu bile o kadar önemli bir gerçeklik ki, bunu anlatamıyoruz hocam insanlara. Adamlar Türk tarihini Türklerin müslümanlaşmasından sonra başlatıyorlar. Üstelik o bile değil, sadece Osmanlı imparatorluğu. Peki Osmanlı İmp. bir Türk imparatorluğu mu idi ? Kuyucu Murat paşanın nasıl Türkleri katledip kuyulara doldurduğunu biliyoruz...Osmanlıda "Ben Türküm" demek ne mümkün ? Tamamıyla devşirmelerin eline geçmiş bir imparatorluk ve Türkler Anadolu'nun fakir halkı. İşte bir kaç örnek verelim İslam hukukunun geçerli olduğu Osmanlıdan : --Osmanlı Devletinde kamu ile ilgili belgelerde, Türkçe sözcüğe 1876 Anayasasına değin rastlanmadı --Osmanlı hiç bir zaman Türkçe konuşmamıştır. Osmanlıca Arapça ve Farsça karışımı dildi --Osmanlıda saray dili Persçeydi. Osmanlının kullandığı alfabede Pers alfabesiydi. --Osmanlı şairlerinden Baki'nin, "Muhteşem Süleyman" olarak bilinen padişaha sunduğu bir şiirinin Türkçeleştirilmiş dizeleri şöyle: "Her taç yoksulluk ve yokluk ehline baş tacı olamaz. Ey hoca Türk toplumundan olanın başı kabadır. Türk, sultan olma yeteneğinden yoksundur." ---Osmanlı sarayının devşirme yazarlarından Hafız Ahmet Çelebi'nin 1499 yılında yazdığı şiirin bir kıtası şöyledir: SAKIN TÜRK'Ü İNSAN SANMA BİR AN BİLE OLSA TÜRKLE OLMA TÜRK ELİNE ŞEKER OLSA,O ŞEKER ZEHİR OLUR TÜRK'ÜN BAŞINI KESERKEN SAKIN GAM YEME BABAN BİLE OLSA TÜRK'Ü ÖLDÜR. --Anadolu'da öldürülen Türk sayısı, Yavuz Sultan Selim zamanında 50.000 kadardır. Bu gerçek Osmanlı İmparatorluğu'nun Türklükle alakası olmadığının açık bir kanıtıdır. -- Osmanlı tarihçisi Naima aynı bilinç içinde şöyle yazmaktadır: "Türkmen çözülüp gitmesi yamandır, cem-ü iltiyamına derman yok." Yani, Türk ulusu ve unsuru öylesine eriyip çözülecektir ki, bir daha birleşmesinin ve bütünleşmesinin ilacı ve dermanı olmayacaktır. --Osmanlı düşüncesinde, "kavmi necip" olarak görülen Araplar karşısında Türk ulusu aşağılanmıştır -- Osmanlı yönetimi, kendilerini Türk olarak görmedikleri için, Türk kökenliler "azınlık" konumunda kaldı. 1897 tarihinde, bir İngiliz gezgini şunları söylüyordu: "Türk adı nadiren kullanılır, onun iki yolda kullanıldığını işittim; ya bir ırkı ayırt eden deyim olarak, örneğin bir köyün 'Türk' veya Türkmen' olup olmadığını sorarsın, ya da bir hakaret deyimi olarak, örneğin İngilizce söyleyeceğin 'eşek kafalı' anlamında,'Türk kafa' diye homurdanırsın. --İlk 1481 yılından kurulan Galatasaray Lisesi 1868 yılında Abdülaziz tarafından Mekteb-i Sultani adında tekrar açıldı. Eğitim dili Fransızcaydı ve Türkçe yasaktı. Rumca, Ermenice, Latince, Fransızca, Almanca, Farsça, Arapça v.b. öğretilirdi. Kurulduğundan beri Türkmenler hiç bir zaman alınmamıştır bu mektebe (Yukarıdakiler www.kemalist.org'dan "ozans" nickli bir arkadaşın derlemelerinden bir kaç örnek sadece) --Osmanlıda 1908 yılına kadar cariyelik sistemi devam etmiştir. (Şeriat hukukunda yeri olduğu için Osmanlı çok sevmiştir cariye müessesesini) İşte Atatürk'ün yaptığı bu devrimler ile yüzyıllar boyu her türlü acıya ve sefalete katlanan fakir Anadolu Türkleri sonunda T.C devletini kurmuşlardır ve ilk defa bu devlet Anadolu insanının devleti olmuştur. Osmanlı Muhammed'in sünneti gereğince yönetilirdi ve cihat-ganimet-cariye-çok eşlilik-resmin yasak oluşu vb. ne ararsan vardı şeriat adına... O asil ruhlu Türk millet, bedevi Arapların kabile dini şeriatın elinde heder edildi hocam müslümanlığı kabul etmesinden Cumhuriyete kadar. Yeri geldiğinde ele alırız şeriat öncesi Türklerin gelenek, görenek, yaşam biçimi, kültür, kadına bakışları ve kadının statüsü, yardımseverlikleri ve daha nice güzel hasletlerini...Yazık yazık olmuş vallahi yazık...Koca bir millet kendini bedevi Arap kabilelerinin elinde oyuncak etmiş... |
Re: ATATÜRK , DİN ve MADDECİLERE VERDİĞİ CEVAPLAR
Türk’ler Arap'ların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi.
Evet o kadar büyüktüler ki,Çinlilere dünyanın bilmem kaçıncı harikasını yaptırttılar,Avrupa'nın yarısını da kılıçtan geçirdiler.Kime yutturuyorsunuz siz?Atalarımız barbar,sağa sola saldıran,yerleşik hayata geçememiş,ilkel kabilelerden oluşan toplumlardı. |
Re: ATATÜRK , DİN ve MADDECİLERE VERDİĞİ CEVAPLAR
Sevgili hiramusta
Sizin milliyetiniz ne sorabilirmiyim? |
Re: ATATÜRK , DİN ve MADDECİLERE VERDİĞİ CEVAPLAR
evet türkler her zaman şanlı bir millettti bu gerçek
*yalnız atamız haşa peygamber mi ki her dediği dogru oda bir insan olarak akıl yürütmüş fikirlerini açıklamış bunları kanıt olarak sunmak anlamsız |
Re: ATATÜRK , DİN ve MADDECİLERE VERDİĞİ CEVAPLAR
Arkadaslar benim aklıma takılan ciddi bir soru var bugünlerde
lütfen bi göz gezdirinn http://www.harunyahya.org/kitap/dind...rataturk2.html olmadığını biliyom ama Atamızın böyle lanse edilmesine tanıttırılmasına da üzülüyorum .çünkü o kuranı değil aklı ,ilmi bilimi mürşit olarak secmiş ve bizlerin de öyle olmasını istemişti Şimdi bunların Atatürkü kullanarak hedeflerine varmak istemelerine hem üzülüyorum hemde ibret verici bir ikiyüzlülük olarak değerlendiriyorum |
Re: ATATÜRK , DİN ve MADDECİLERE VERDİĞİ CEVAPLAR
Türküm sevgili Daye.Ama Türk olmam atalarımın geçmişte yapmış olduğu barbarlıkları görmezlikten geleceğim veya hoşgöreceğim anlamına gelmez.
|
Re: ATATÜRK , DİN ve MADDECİLERE VERDİĞİ CEVAPLAR
Alıntı:
Tek kelimeyle yazıklar olsun. Bir çöl bedevisini Atatürk'ten üstün gördüğün için. Haşaymış. Ne haşası. O da Atatürk gibi bir insan. Atatürk'e baktığın gibi bu çöl bedevisine niye bakmıyorsun. Atatürk'ü eleştirdiğin gibi dokuz yaşındaki bir çocukla gerdeğe giren, evlatlığının karısını ayetle elinden alan, gözünü kırpmadan ganimet için insan öldüren bu çöl bedevisini niye eleştirmiyorsunuz. Sen bu gün özgür bir şekilde ibadetini yapıyorsan sen bunu o çöl bedevisine mi Atatürk'e mi borçlusun. Biraz gözlerinizi açın artık. Kendi diliyle ibadetimizi yapamayan tek ülkeyiz. Evet Atatürk bir insan. Elbette eleştirilecektir. Muhammed de bir insan. Onun da eleştirilmesi gerekir. Vay efendim peygambermiş. İşte sizin gibi saf kulları nasıl aldatacaklar. Ancak bu şekilde olur. Peygamberin dokunulmalığı mı var? |
Re: ATATÜRK , DİN ve MADDECİLERE VERDİĞİ CEVAPLAR
yalnız atamız haşa peygamber mi ki her dediği dogru.....
---- Ama Türk olmam atalarımın geçmişte yapmış olduğu barbarlıkları görmezlikten geleceğim veya hoşgöreceğim anlamına gelmez ---- "Evet o kadar büyüktüler ki,Çinlilere dünyanın bilmem kaçıncı harikasını yaptırttılar,Avrupa'nın yarısını da kılıçtan geçirdiler.Kime yutturuyorsunuz siz?" ----- "Tövbe etmezseniz bu dünyada cezanızı veririz" ----- Kendini Türk'üm, milliyetçiyim, bozkurtum, ülkücüyüm ve hatta Atatürkçüyüm diye yutturmaya kalkan zevattan inci gibi sözler. Bu ülkenin aydın insanları sadece bunları görüp anlasa yeterlidir hocam. Ciddi bir takiyye faaliyeti ile karşı karşıyayız. Uyanık olalım uyanık.. Not : Atatürk'ün sözleri onun yaptığı devrimlerdir. İkide bir Balıkesir hutbesini ortaya sürenler önce aşağıdaki Atatürk devrimlerinin tarihlerine bir baksınlar. Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923) Eğitim ve öğretim devrimi (3 Mart 1924) Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924) Şeriye ve Evkaf Vekaleti'nin kaldırılması (3 Mart 1924) Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925) Tarikatların kaldırılması, tekke ve zaviyelerin kapatılması (30 Kasım 1925) Takvim, saat ve ölçülerde değişiklik (1925 ve 1931) Medeni Kanun'un kabulü (17 Şubat 1926) Laikliğin kabulü (1928-1937) Harf ya da yazı devrimi (1 Kasım 1928) Kadın haklarının tanınması (1930-1933 ve 1934) Türk Tarih Kurumu'nun kurulması (12 Nisan 1931) Dil devrimi ve TDK'nın kurulması (12 Temmuz 1932) Soyadı yasasının kabulü (21 Haziran 1934) Atatürk'ün Cumhuriyetin ilanından sonra (hatta Lozan'dan sonra) İslam'a prim veren tek bir sözü bile yoktur. O halkın saf ve temiz dini duygularına karşı her zaman korumacı bir tutum takınmış ama şeriat ve Araplaşmaya karşı ise bir o kadar sert olmuştur. İşte yukarıdaki devrimler Atatürk'ün sözleridir. Peki bu devrimler devam ettirilmişmidir. DP gibi Arap hayranı ve Amerikan güdümlü bir parti ile karşı-devrim süreci başlamış ve bunun ilk meyvesi 18 yıl boyunca Türkçe okunan ezanı Arapça okunmasını sağlayarak (hemde iktidara geldikleri ilk sene) ilk darbeyi vurmuştur. Kendi ana dilinden iğrenen ve kendi ana dilini küçümseyen insanlar asla ve asla kendi anavatanının ruhunu taşımıyorlardır. Eğer bu adamlarda zerre kadar Türklük şuuru olsaydı bu ihaneti yapmazlardı. -------------------- Cumhurbaşkanı Bayar'ın başkanlığında toplanan hükümet Arapça ezan yasağının kaldırılmasını tartışmaktadır: Bayar bir ara soruyor: "Arkadaşlar, kararımızla Atatürk'ün ruhu muazzep olmaz mı?" Buna Belger yanıt veriyor: "Büyük zaferimiz üzerine Atatürk'ün ruhu o kadarcık kusuru bize bağışlar efendim!" Bunun üzerine Bayar yatışıyor ve toplantı neşeli bir havada sürüyor. http://www.kongar.org/aydinlanma/200...nin_Oykusu.php ---------------- Fazla söze gerek yok. Dünyada kendi topraklarında günde 5 kere yabancı bir dilde anonsa yapılmasını isteyen tek millet olarak Türkler tarihe geçmiştir. Eğer Medine'de 1 günlük bile olsa ezan Türkçe okunsaydı bütün Araplar galyana gelirdi. Aynı şekilde Fransa'da, Almanya'da 1 günlük bir İngilizce anonsa bile veya tersi o milletlerin galeyanına neden olurdu. İşte ulusual bilinci yok edilmeye çalışılan bir millettir Türkler. Bu Osmanlı'da da böyleydi günümüzde de böyle... |
Re: ATATÜRK , DİN ve MADDECİLERE VERDİĞİ CEVAPLAR
Alıntı:
Bunları çok rahat bir şekilde söylüyorsun da çöl bedevileri için niye söylemiyorsun. Onların yaptığı farklı mıydı sence? İşin içinde Muhammed var değil mi? Aynı şeyleri Muhammedin kendisi de yapmamış mıdır? Arada tek fark var. Muhammed allah adına bunları yapmıştır. Yapmayın arkadaşım. Farkında olmadan bu ülkeye bu millete ihanet etmektesiniz. Bir insan ülkesine ve milletine bu kadar yabancılaşamaz. Atatürk kalkmış seni kulluktan, ümmetçilikten kurtarmış dünyaya Türk adını duyurmuş siz ise halen bunun farkında bile değilsiniz. Ben Türk'üm diyorsunuz. Bu nasıl Türklüktür inanın ki anlayamıyorum. Şu yazdıklarınızda elbette doğruluk payı var. Ama aynı şeyleri Muhammed için niye söyleyemiyip bin dereden su getiriyorsunuz. Yazık. Vartor doğru diyor. İman bu işte. İnsanı ne hale getiriyor. Sevgiyle kalın... |
Re: ATATÜRK , DİN ve MADDECİLERE VERDİĞİ CEVAPLAR
Ezan tüm dünyada Arapça okunur bundan tek gocunanlar namazla pek ilgisi olmayan Türkiyeli özellikle aşırı sol ve ateist eğilimli laikler olsa gerek.(her laik Arapça ezana karşı değildir.)Bırakında ezan Arapça mı okunacak,Türkçe mi okunacak bunu *namaz kılanlar tartışsın.Ezanın dili,namaz kılmayanı hiçbir zaman ilgilendirmez.
|
Re: ATATÜRK , DİN ve MADDECİLERE VERDİĞİ CEVAPLAR
Ben Türk'üm diyorsunuz. Bu nasıl Türklüktür inanın ki anlayamıyorum. (Ezkamo)
Hocam, anlaşılmayacak bir şey yok hadise bir "takiyyecilik" hadisesidir. Her kılığa girerler. Hatta bunlar ne ki ? Öyle takiyye faliyetleri var ki, inanamazsın. Bu bir illettir, bir hastalıktır, bir vebadır. Araplaşma bizim iliklerimize kadar işlemiştir. Halkımızda çok temiz kalplidir ve bu takiyyecilerin her sözüne kanar ve oluk oluk paralarını akıtırlar onlara. Ama Türkiye ciddi bir yol ayırımına gelecektir. Bu böyle gitmeyecektir. Sivas Madımak, Aydınlara yönelik suikastler, Danıştay saldırısı vb. olaylar herkesin gözünü açmıştır ve bu adamların niyetlerinin ne olduğu daha da belirgin hale gelmiştir. "Anayasal düzeni yıkacak güce ulaşıncaya kadar atılacak her adım erken sayılır" diyen mehdi bozuntularının elinde oyuncak olmayacatır bu ülke. Bunu herkes böyle bilmelidir. |
Re: ATATÜRK , DİN ve MADDECİLERE VERDİĞİ CEVAPLAR
Adamların kaynaklarına bakın: Şemsettin Günaltay...
Kim peki Şemsettin Günaltay ? İlahiyat fakültesi dekanı ve DP milletvekili. Eserleri: Zulmetten Nura Hurafattan Hakikata İslam Dini Tarihi Peki biz bu insanın mı anılarına güveneceğiz yoksa Kazım Karabekir paşanın anılarına mı ? Üstelik Kazım Karabekir paşa Atatürk'ün bu sözlerinden hoşnut kalmadığını özellikle belirtmiştir. ------------------ Kaynak olarak bu yayın gösterilmiş : (Prof. Dr. Hanif Faruk, Urduca Yayınlarında Atatürk, An. Ün. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları) 1979, s. 102"de mevcuttur bakın ne demiş : Uhud Savaşında Hazreti Resulullah düşmana yalnız gitti; neyine güveniyordu? Neye sığınıyordu? Hazreti Allâh"a değil mi? Ben de Allâh"a sığınıyorum, rahat bırak beni!... --- ----- Bir bakın bakalım aşağıdaki sözlere nasıl bir şeriatçının ağzından çıkmış: "Geçtiğimiz yıllarda yüz yaşını geçgin olarak İstanbul Merkez Efendi imam hatibi iken vefat eden, Cumhuriyetin ilânından önce İstanbul"da şeyhülmeşayıh ünvanı ile anılan Nurullah Efendi, özel doktoru Prof. Dr. Naci Bor Efendiye şu olayı bizat kendisi anlatıyor: Atatürk, Nurullah Efendiye (Tarikat şeyhi) der ki: ---Efendi Hazretleri! Tekke, türbe ve zaviyeleri ben kapattım! Allâh bana ömür verecek mi? Bilmiyorum; ama şayet ömrüm olursa, günü gelince bunları yine ben açacağım! Koskoca bir yalan değil de nedir bu sözler ? Atatürk gün gelince "tekke ve zaviyeleri" açacakmış... Atatürk Uhud savaşında (hem de yenilgiyle sonuçlanmış bir savaş) Muhammed'in gösterdiği gayreti övüyormuş... Kendi peygamberlerine bile binlerce yalan hadis isnad eden bir şeriatçı güruhun sözlerine inanacak kadar aklımızı yitirmedik. Yalan, dolan şeriatın ve şeriatçının doğal davranış biçimidir. Nurullah efendi isminde bir tarikat şeyhinin yalandan başka bir şey olmayan sözlerini kanıt diye bizie sunuyorlar... Akıllı olun akıllı. Atatürk'ün İslamiyet konusundaki fikirleri kendi el yazısı belgeler ile sabittir. Açın okuyun bu linki: http://www.geocities.com/islampencer...i_bilgiler.htm Üstelik bunlara bile gerek yok, Atatürk'ün devrimleri onun en hakiki sözleridir zaten. O yüzden bırakın Atatürk'ü istismar etmeyi de biraz adam olun adam... |
Re: ATATÜRK , DİN ve MADDECİLERE VERDİĞİ CEVAPLAR
(Sodomo)
Ama Türkiye ciddi bir yol ayırımına gelecektir. Bu böyle gitmeyecektir. Sivas Madımak, Aydınlara yönelik suikastler, Danıştay saldırısı vb. olaylar herkesin gözünü açmıştır ve bu adamların niyetlerinin ne olduğu daha da belirgin hale gelmiştir. Sevgili Sodomo, Türkiye bu yol ayırımına gelmiştir zaten. Bizler gerçekleri anlatmaya devam edelim arkadaşım. Eğer bu gün üniversitelerimizin kütüphanelerine kadar Turan Dursunun kitapları girmişse bu ülkenin geleceğinden korkmayalım. Böyle düşünenler bu ülkede azınlıktalar. Takiyye yoluyla kazaren bunlar iktidardalar. Geldikleri gibi de giderler. Yeter ki biz aydınlar insanlarımızı aydınlatmaya devam edelim. Sorumluluklarımızın bilincinde olalım. Hiramusta arkadaşımız bırakın da demiş namazın nasıl okunacağına namaz kılanlar karar versin demiş. Şöyle bir zihniyete ne demeli. İşte onun için gerçek anlamda bir demokrasi mücadelesi yürütmek zorundayız. Devletin dinle bir işi olamaz. Ben günde beş kere avaz avaz bir bağırtıyı dinlemek zorunda mıyım? İşte arkadaşlarımızın demokrasi ve insan haklarına bakış olayı. Okul kadar cami sayısı vardır. Bakıyorsun camiler boş. Yazık değil mi bu milli bir servet değil mi? Bunun yerine ülke kalkınmasına bu paralar harcansa daha iyi olmaz mıydı. Her yıl araplara hac yoluyla milyonlarca dolarlar akıtılıyor. Bu ülkeye yazık değil mi? Ondan sonra elbette geri kalmaya mahkumsun. Ya bir çöl bedevisine mahkum edilmişiz ya da bir emperyalist gücün güdümüne mahkum edilmişiz. Ya sen bir ırksın. Adın da Türk. Senin özgür iraden yok mu? Kendini niye aşağılamaya çalışıyorsun. Senin onlardan ne eksiğin var. Kendine niye bir türlü güvenemiyorsun. İşte sen böyle düşünürsen arabın oyununa da gelirsin. Emperyalist gücün de oyununa gelirsin. Biz bu gerçekleri anlatmaya devam edelim dostum. Bunları anlatırken de sakin olalım diyorum. Sakin bir şekilde anlatalım istiyorum. İnsanları incitmeden, değerlerine hakaret etmeden yapalım. Bunların şimdi niye Atatürk'e sarıldıklarını daha iyi anlıyoruz. Baktılar ki bu ülkede bir Atatürk engeli var. Şimdi de onu aşmaya çalışıyorlar. Aşamayacaklar dostum. Aşmalarına da izin vermeyeceğiz. Bu ülke onun devrimleriyle sulanmıştır. Bu devrimler bu ülkede kök salmıştır. Sen bu kökü kolayca söküp atacaklarını mı zanediyorsun. Hadi söksünler de görelim. Kaç yıldır iktidardalar. Yapsınlar da görelim bakalım. Her zaman söylüyorum ve söylemeye devam ediyorum. Karamsarlığa ve yılgınlığa gerek yok. Bu ülke Atatürk Türkiye'sidir. Bunu anımsatmakta yarar görüyorum. Sevgilerimle... |
Re: ATATÜRK , DİN ve MADDECİLERE VERDİĞİ CEVAPLAR
siz namaz kılmayanlar hatta islamı hatta dini kabul etmeyenler sanki ezan türkçe okunsa namazkılacaksınızda BU KONUDA HHİRAMUSTAYA KATILIYORUM
haşa çöl bedevisi dediğin kişinin ahlaki özelliklerini bir araştır bi kere o 9 yasşinda degil 11 yasında nefarkeder diyeceksin çok şey farkeder biyolojik gelişim iklime göre değşir evlatlıgının karısını almadı evlatlıgı geçinemedi ondan ayrılan kadınla evlendi bu da gayet normal *atamızın arkasındaki milleti birleştiren güç neydi ?o insanlar ne yolunda savaştı ve öldü(kurtuluş savaşında ölenlerin yerinde sen olsan ne yapardın savaşabilirmiydin ugruna savaşabilecegin bir şeyler varmı? * o haşa çöl bedevisi dediğin adam olmasa benim edecek ibadetim olmazdı sen nbir araştır o insanı (t.d. nin kinden başka kitaplardan)ondan sonrada haşa çöl bedevisi dersen AMENNA eleştirilmesine gelince ben hiç bir zaafını görmedim benim aklıma yatmayan yerlerini araştırıp öğreniyorum siz hatası olmayanı eleştirebilirmisiniz gerek var mıdır bu na? ayrıca tamam inanmıyorsunuzda gidişat nereye onu bari bulun yolculugunuz nereye? bu sorunuzun cevabını ben gerçekten merak ediyorum? |
Re: ATATÜRK , DİN ve MADDECİLERE VERDİĞİ CEVAPLAR
Özellikle son günlerde yok Nurullah efendi (şeyh), yok bilmem kim hocanın veya bilmek kim milletvekili (-ki genellikle DP milletvekilleridir) hatıraları vb. isimlerle ortaya çıkan, mesnetsiz, yalana, dolana dayalı şeriatçı ağızları ile kaleme alınmış "Atatürk ve islamiyet" konulu yazılar çokca görülmeye başlandı. Geçmişte kimsenin takmadığı bazı adamlar "Atatürk'ün kendileri ile bizzat ilgilendiği ve mühim meselelerde fikir teatisinde bulunduğu" yolunda sağa sola hava atmak için bazı uydurma "anılar" kaleme almışlar ve bu anılardan da kendi gerici siyasi ve dini görüşlerini sözümona Atatürk'e teyit ettirme yoluna gitmişler ve bunlardan yola çıkarak karşı-devrim çabalarına ideolojik ve siyasi destek bulmaya çalışmışlardır.
Bütün bu hengame içinde Atatürk'ün genel anlamda din ve özel anlamda islamiyet hakkında bazı gerçek görüşlerini ortaya koymak bence her fırsatta her türlü "değerimizi" istismar etme konusunda uzmanlaşmış takiyyeci şeriatçılara iyi bir ders olacaktır. ----- 1930 tarihinde kaleme alınan ve 18 Eylül 1931 tarihinde Atatürk'ün İsmet Paşa'ya yazdığı bir mektup ile (http://www.geocities.com/islampencer...ata_mektup.htm ) verdiği talimat doğrultusunda okullarda okutulan Medeni Bilgiler kitabından Atatürk'ün bizzat ilave ettiği satırlardan bir bölüm aşağıda. Dikkatle okuyunuz lütfen. ATATÜRK'ÜN EL YAZISIYLA DİNİN ROLÜ-DİN VE MİLLET Din birliğinin de bir millet teşkilinde müessir olduğunu söyleyenler vardır. Fakat biz, bizim gözümüz önündeki Türk milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz. Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların ve sairenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis, Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanlarını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü, Muhammed-in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu. Bu Arap fikri, Ümmet kelimesi ile ifade olundu.Muhammedin dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa, hayatlarını Allah kelimesinin, her yerde yükseltilmesine hasretmeğe mecburdular. Bununla beraber, allaha kendi milli lisanında değil, allahın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bunacaktı. Arapça öğrenmedikçe, allaha ne dediğini bilmeyecekti.Bu vaziyet karşısında Türk milleti bir çok asırlar,ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin,adeta, bir kelimesinin manasını bilmediği halde, kuranı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler. Başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar,Türk milletince, karışık, cahil hocalar ağzıyla, ateş ve azap ile müthiş bir muamma halinde kalan,dini, hırs ve siyasetlerine alet ittihaz ettiler. Bir taraftan Arapları zorla emirleri altına aldılar,bir taraftan Avrupa-da, Allah kelimesinin ilası(yüceltilmesi) parolası altında,Hıristiyan milletlerini idareleri altına geçirdiler,fakat onların dinlerine ve milliyetlerine ilişmeyi düşünmediler. Ne onları ümmet yaptılar, ne onlarla birleşerek kuvvetli bir millet yaptılar. Mısır-da, belirsiz bir adamı halifedir diye yok ettiler, hırkasıdır diye bir palas pareyi, hilafet alameti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular, halife oldular. Gah şarka, gah garba veya her tarafa birden saldıra saldıra Türk milletini, topraklarını, menfaatlerini, benliğini unutturacak, allaha mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. Milli duyguyu boğan, fani dünyaya kıymet verdirmeyen, sefaletler, zaruretler, felaketler his olunmaya başlayınca, asıl hakiki saadete öldükten sonra ahrette kavuşacağını vaat ve temin eden dini akide ve dini his, millet uyandığı zaman onun şu acı hakikati görmesine mani olamadı. Bu feci manzara karşısında kalanlara, kendilerinden evvel ölenlerin, ahiretteki saadetlerini düşünerek veya bir an evvel ölüm niyaz ederek, ahiret hayatına kavuşmak telkin eden din hissi; dünyanın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. Türk vicdanı umumisi, derhal, yüzlerce asırlık kudret ve küşayişiyle (açıklıkla,ferahlıkla), büyük heyecanlarla çarpıyordu. Ne oldu? Türkün milli hissi, artık ocağında ateşlenmişti. Artık Türk, cenneti değil, eski, hakiki büyük Türk cedlerinin mukaddes miraslarının son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte din hissinin Türk milletinde bıraktığı hatıra. Türk milleti, milli hissi;dini hisle değil fakat insani hisle yan yana düşünmekten zevk alır, vicdanında, milli hissin yanında, insani hissin şerefli yerini daima muhafaza etmekle müftehirdir(öğünür). Çünkü, Türk milleti bilir ki, bugün medeniyetin şahrahında(büyük yolunda) müstakil ve fakat, kendilerine muvazi yürüdüğü umum medeni milletlerle, keşifleri, mütekabil insani ve medeni münasebet, elbette inkişafımızda devam için lazımdır. Ve yine malumdur ki, Türk milleti, her medeni millet gibi, mazinin bütün devirlerinde keşifleriyle,ihtiralarıyla medeniyet alemine hizmet etmiş insanların, milletlerin kıymetini takdir ve hatıralarını hürmetle muhafaza eder. Türk milleti, insaniyet aleminin, samimi bir ailesidir. Türk milleti en eski tarihlerde, meşhur kurultaylarıyla, bu kurultaylarında devlet reislerini intihap etmeleriyle demokrasi fikrine ne kadar merbut olduklarını göstermişlerdir. Son tarih devirlerinde,Türklerin teşkil ettikleri devletlerde,başlarına geçen padişahlar, bu usulden ayrılarak müstebit olmuşlardır. Kralların ve padişahların istibdadına, dinler mesnet olmuştur. Krallar, halifeler, padişahlar etraflarını alan papazlar, hocalar tarafından yapılmış teşviklerle, ilahi hukuka istinat etmişlerdir. Hakimiyet, bu hükümdarlara Allah tarafından verilmiş olduğu nazariyesi uydurulmuştur. Buna göre, hükümdar, ancak allaha karşı mesuldür. Kudret ve hakimiyetin hududu din kitaplarında aranabilir. İlahi hukuka mütenit bir mutlakıyet kaidesi önünde, demokrasi prensibinin, ilk aldığı vaziyet mütevazıdır. O, evvela hükümdarı devirmeğe değil, onun yalnız kuvvetlerini tahdide, mutlakıyeti kaldırmağa çalıştı. Bu çalışma 400-500 sene evvelinden başlar. Evvela, kuvvetin milletten geldiği ve kuvvet gayrı muktedir bir ele düşerse iştirak etmesiyledir..... Medeni Bilgiler (sayfa: 364,365,366,367,368,369,370,402,403 ) http://ataturkvedin.tripod.com/b3.htm |
Re: ATATÜRK , DİN ve MADDECİLERE VERDİĞİ CEVAPLAR
Bunlarda gurur, haysiyet denen sey kalmamis, gozlerinin onunde, Ataturk kiyafetiyle, nutuk ve sozleriyle, harfleriyle, medeni kanunuyla,icraatlariyla, apacik dine ve muminlere meydan okumusken, nasil da kendilerine benzetebilirler anlayamadim. Tabi ki tamamen muhammed ve yardimcilari uydurmasi bir kitabi kutsal, allahin indirdigi gibi gorenlerin hayal guclerinin bir siniri olmayacaktir.
Bir Ataturk daha ister bu ulke, boklu papucla kafalarina vurabilecek. *Bir de emperyalistlerden bahsediliyor,sozde ateistleri kullanan. Ateistler islerine gelmez onlarin, biz korkmadan sorgulariz, safsataya kanmayiz, etrafina iyi bak kimleri kullandiklarini gorebilmen icin. *Dis yardimlarla beraber, bu ulkede dinin hortlamasi o kadar da tesadufi degil. |
islamiyet tek dindir
Evet o kadar büyüktüler ki,Çinlilere dünyanın bilmem kaçıncı harikasını yaptırttılar,Avrupa'nın yarısını da kılıçtan geçirdiler.Kime yutturuyorsunuz siz?Atalarımız barbar,sağa sola saldıran,yerleşik hayata geçememiş,ilkel kabilelerden oluşan toplumlardı. *
kım yazdı bunu hiramusta mı? hadi bıraktım dini islamiyeti..siz turk felanda degilsiniz.tarihini red etmis bir topluluksunuz..islamiyetide neden kabul etmedıgınız ortada.siz daha mılletınızı bılmıyorsunuz.. peki kardesım sız bır soru? bugun emperyal amerıka sızce nasıl bır ulke? dıger sorumda su; pkk ya karsı neden savas acıyoruz? dıger sorum; osmanlı neden buyuk bir ımparatorluk olmus? hadı bakalım bunların cevaplarını kısa kısa verın.. ALLAH ın dusuncesını ogrenmek ısterdim,gerisi ayrıntıdır. //elbert eınsteın |
Re: ATATÜRK , DİN ve MADDECİLERE VERDİĞİ CEVAPLAR
ya okuyorumda yazılarınızı elle tutulur hic bir sey yok yaa..hepsi bos..ataturke bıle ıftıra atıyorsunuz.
//afet inan ataturkun islam dusuncesi c1 sdv // alında okuyun. |
Re: ATATÜRK , DİN ve MADDECİLERE VERDİĞİ CEVAPLAR
vartor
Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler. dıye yazmıssın.bu teorını bana ıspatla.kafandan uydurma hic bir seyi.her ne kadar demokrası ulkesınde yasasakda.ınsan hakları evrensel beyannamesı dıye bı kıtap var umarım okumussundur. ıspatla bana teorını. dusunmeyen toplumlar yok olmaya mahkumdur islamci-ankara |
Re: Atatürk Ve İslamiyet
Denilebilir ki Atatürk, 1400 yıllık İslam tarihi içerisinde din adamına karşı en etkili bir şekilde savaşabilen ilk ve tek insandır. Eğer istemiş olsa din adamını kendisine destek kılıp, halkı onun aracılığıyle sömürebilecek ve rahat bir yaşam sürebilecek iken bunu yapmamıştır. Yapmış olsa muhtemelen kendisini tehlikelere sürüklemez ve bugün softa yığınlarca lanetlenmezdi.
Fakat o her seyi göze alarak din adamına karşı amansız bir savaşım açmıştır. Çünkü din adamını Türk toplumu için en büyük bir bela olarak görmüştür. Bundan dolayıdır ki din adamlarını sevmez ve sevmediğini açıkça söylemekten çekinmezdi. Şubat 1923 tarihli bir konuşmasında şöyle der: "Eğer onlara (din adamlarına) karşı benim şahsımdan bir şey anlamak isterseniz derim ki ben şahsen onların düşmanıyım. Onların menfi istikamette atacakları bir hatfe (adım), yalnız benim şahsi imanıma değil, yalnız benim gayeme degil, o adım benim milletimin hayatı ile... , o adım milletimin kalbine havale edilmis zehirli bir hançerdir. Benim ve benimle hemfikir arkadaslarımın yapacağı sey, mutlaka o adımı atanı tepelemektir. Sizlere bunun da fevkinde bir söz söyleyeyim. Farz-i muhal bunu temin edecek kanunlar olmasa, bunu temin edecek Meclis olmasa, öyle menfi adım atanlar karşısında herkes çekilse ve ben kendi başıma yalnız kalsam, yine de tepelerim!" (Bu alıntı için bkz. Enver Ziya Karal, Atatürk'ten Düşünceler (İş Bankası Yayınları) sh. 72) Bu tarihten bir ay kadar sonra, 16 Mart 1923 tarihinde Adana'da şunları söyler: "Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz... görürsünuz ki milleti mahveden, esir eden, harabeden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir. Onlar (din adamları) her türlü hareketi dinle karıştırırlar" Atatürk'ün Sövlev ve Demeçleri (Ankara 1952, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları) , Cilt II, sh. 127 http://www.ilhan-arsel.org/Din_Adamlari/BOLUM20.HTML |
Re: Atatürk Ve İslamiyet
sen osmanlı gibi bir din ve gelenekçi toplumun düzenini değiştir, hilafeti ve saltanatı kaldırmayı başar... valla eli öpülecek adam Atatürk, kurtuluş savaşlarını hesaba katmıyorum bile.
halkın hatta pek çok yakın adamlarının bile bu cumhuriyet ve inkilaplara karşı olduğunu düşünürsek, Atatürk bir imkansızı başarmıştır. dünya üstünde böyle bir devrimi kim yapabilir, afgan kralı emarullah Türkiyeyi ziyaretinde devrimleri yakından görmüş, beğenmiş, ülkesine gidince böyle inkılaplar yapmayı isteyince adamı asmışlar. yani herkesin harcı değil. onun için Atatürk için söylenen bin yılın adamı sözü boşuna değildir. şimdi devrimleri sekteye uğrasa bile yine ona sadakatle bağlı dev bir ordu var ve adı hala yaşıyor, lenin bile tarih oldu,silindi gitti. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:10 . |