
24-01-2006, 22:07
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 19 May 2005
Mesajlar: 2.806
|
|
Atatürk Ve İslamiyet
Mustafa Kemal'in inanç açısından bir dönüşüm içine girdiğini, fikriyatının zamanla değiştiğini, geliştiğini, olgunlaştığını görebiliyoruz. 600 sene Osmanlı padişah ve Şeyhülislam istibdadında yaşayanbir Te'badan; bir millet yaratmak, ulus bilinci vermek; Fetvasız - Fermansız -Ulemasız bir hayata başlamalarını sağlamak akıl almaz bir müşküldür. Gazi; kendi okumaları, ''tekamülü'' ilerledikçe kuracağı devlette Hilafetin yer almaması gerekliliğine önce kendi inanır; sonra Meclis kürsüsünde ve gizli oturumlarda bu düşüncelerini şerh eder..
3 Mart 1924 ile Devrim doruğa ulaşmış; Hilafet kaldırılmış, içerideki İrtica'nın tasfiye süreci hızlanmıştı..Kurtuluş savaşı ile koloniyal güçlerle birlikte Osmanlı da aslında hükümsüz kılınmış oldu. Fakat Kurtuluş savaşın
ın bazı paşaları bu mücadeleyi t e k r a r Padişahı ve Hilafeti hükümran kılmak gayesiyle yapıyorlardı..Kuvvet komutanlarının dahi bu öngörü ile mücadele ettiği bir bağımsızlık mücadelesi veriliyordu..
Harp okulundan sınıf arkadaşı, Umum Kuvva-yı Milliye komutanı Ali Fuat Cebesoy Cumhuriyetin kuruluşunu acele verilmiş bir karar olarak görmektedir. Meclis İkinci başkanı sıfatı ile Mustafa Kemal'e şu suali sorar:
''Senin yeni apotreslerin*** kimler...?'' Mustafa kemal'in cevabı ile uzunyıllar süren bir dostluk ile ülke kaderinde rol oynayanların birlikteliği de ortadan kalkıyor: '' Benim apotreslerim yok. Ülkeye ve halka hizmet edenler kimse, halka sadık kalanlar onlardır.''
Jön Türkler, Yeni Osmanlılar ya da Kurtuluş Savaşı kadrolarında Cumhuri-
yet düşüncesi hemen hiç yok..Ülkenin kurtarılması düşüncesi hep var; ama kurtuluş sonrasına ilişkin planlar yine Saltanat, Hilafet ve Padişahlık safsatalarına gömülü.. Kurtarılmak istenen hep, halkal birlikte, Saltanat ve Hilafet. Mustafa Kemalin devrimci damarı, devrimci çizgisi diğer kadroların önemli bir çoğunluğunda mevcut değil. O aslında daha Erzurum Kongresinde bunun işaretlerini ''Başka bir hükümet biçimi bulmamız gerek'' sözleri ile vermiş idi.
İlginç olan Mustafa Kemalin kurmak istediği rejimi içeridekilerden ö n c e
dışarıdakiler farkediyor. Örneğin, Sivas kongresi sırasında The Times gazetesi kongreden Sivas'taki Anadolu Cumhuriyeti diye söz ediyor. Anadoluda cirit atan yabancı ajanların resmi raporları da sürekli bu yönde.
Ne zamanki içeride de yavaş yavaş Cumhuriyet fikrinin filizlendiği farkediliyor, TBMM içinde ve dışında Mustafa Kemale yönelen muhalefet şiddetini arttırıyor.
Siyasal örgütlenme olarak, Osmanlı'da Ittihat ve Terakki ile Hürriyet ve Itilaf iki ana akım.
Asil dramatik olan ise: Kurtuluş Savaşi'nın başlamasında Mustafa Kemal'e en kritik anda destek veren, tarihin yeniden yazilmasinda en büyük rolü başlatan Kazım Karabekir Cumhuriyet'e karşı.
Kurtulus Savaşı heyecanını anı anina yaşayan Onbaşı Halide (Edip Adıvar), TBMM Hükümeti Başbakanı Rauf Orbay, komutanlardan Refet Bele Paşa Ali Fuat Paşa Cumhuriyet'in kuruluşuna karşı çıkıyor. O kadar yakin çevrenin Cumhuriyet'e karşı çıkması, şeriatçıları harekete geçiriyor.
TBMM'de bir önerge hazirlaniyor. "Milletvekili olabilmek için, Türkiye sınırları içinde doğmak, seçim bölgesinde en az beş yıl otunmak" koşulu öngörülüyor. Mustafa Kemal Selanik doğumlu olduğuna göre, onu saf dışı bırakmak gayreti.
Aynı anda Cumhuriyet hazırlıkları yürüyor. Rauf Orbay Istanbul'da bir gazeteye verdigi demeçte, Cumhuriyet'in yanlış oldugunda israr ediyor.
Karşı çıkanlar ayni zamanda savaşın komutanları. Aynca, ordu içinde yine Cumhuriyet'e karşı çıkan başka komutanlar var. Mustafa Kemal, Cumhuriyet'e karşı çıkan ordu komutanlarının ordudaki görevine son verirken, TBMM'de yer alanlarin da, milletvekilliklerine son veriyor. Ordunun Atatürkçü inanç ve geleneğinin temeli, bu kararla atılıyor.
Cumhuriyet'in kuruluş aylan degil, haftaları ve günleri gerçekte bugünü belirleyen olaylarla dolu. Kadrolarin dönekliği, dini akiımların tükenmezli- ği, politik ayak oyunları...
Mustafa Kemal'in değişen, olgunlaşan düşünceleri, paradigmalarını yine en güzel onun sözlerinde okuyoruz. İnancın yerini tedricen İlime, Fenne ve muasır uygarlık düşüncesine bıraktığına tanık oluyoruz:
* ''En son olarak niyazım şudur ki, istekleri gerçekleştiren Allah Hz., sevgili bağışlayıcı saygıyla, bu kutsal vatanın sahibi ve savunucusu ve Ahmediye'nin yüce buyruğuyla kıyamet gününe kadar sadık bekçisi olan temiz milletimizi ve saltanat makamı ve yüce hilafeti korumak ve kutsalatımızı düşünmekle yükümlü olan heyetimizi başarılı kılsın.! Amin.''
23 Temmuz 1919
''Erzurum Kongresini Açarken'' Atatürkün söylev ve demeçleri C1. S.7
* '' Saltanat makamı aynı zamanda hilafet makamı olduğu için, padişahı-
mız, İslam topluluğunun da başkanıdır. Mücadelemizin birinci gayesi ise saltanat ve hilafet makamlarının ayrılmasını amaçlayan düşmanlarımıza; milli iradenin buna uygun olmadığını göstermek ve bu kutsal makamları, yabancıların esaretinden kurtararak, padişahın yetkisini, düşmanın tehdit ve zorundan serbest kılmaktır.''
24 Nisan 1920
ASD C1. S.62
* ...Ne acıdır ki şimdi Hilafet ve saltanat makamını işgal eden bu zat bu millet için hain bir adamdır. Yani biz kabul ediyor ve herkese de ispat ediyoruz ki hilafet ve saltanat makamını bizde hiç bir vakit başımızdan atamayız ve Yüce Meclisinizin 1. veya 2. oturumunda zaten resmen ve kesin olarak bir görüşme yapılacak''
25 Eylül 1920
Kazım Öztürk, Atatürkün TBMM Açık ve Gizli oturumundaki konuşmaları.
Kültür bakanlığı Yay., S.296-300
* Biz ve bütün islam alemi için yüce ve kutsal; manevi bir bağlantı noktası olan Hilafet makamı bile bütün islam alemiyle beraber bizim milletimiz tarafından belki daha kuvvetli, derin duygularla yüce ve kutsaldır. Ancak Efendiler! Bu yüksek makamın kutsallaığını saygıyla kutsamış olmakla berbaer bu makamda oturacak kişiyi, hiç bir zaman efendi yapmak söz konusu değildir; Muhammedin parlak şeriatıyla uzlaştırmak mümkün değildir.
(seydülkavmi hadimihüm) buyurmuşlardır. Millete efendilik yoktur. Hizmet vardır.
1 Aralık 1921
ASD C1. S.201
* Hilafet makamı halkındır. Evet bağlıyız, çünkü hilafet ve saltanat makamı, herhangi bir kişinin değildir. Doğrudan doğruya, bütün islam aleminin görüşmeleriyle birlikte Türkiye halkındadır. O makam bizimdir.
Muhafaza ettik ve sonuna kadar muhafaza edeceğiz (Alkışlar)
6 Mart 1922
TBMM Gizli Celse Zabıtları CIII. S.40
* ''Tanrı birdir, büyüktür. ..... Hz. Muhammed son peygamber olmuştur ve kitabı eksiksiz kitaptır..... Bundan sonra hilafet makamının dahi Türkiye Devleti için ve bütün islam alemi için ne kadar verimli olacağını da gelecek bütün açıklığı ile gösterecektir (İnşallah sesleri)
1 Kasım 1922
ASD C.1 S.270 vd.
* Türk Milleti'nin teessüsünde müessir olduğu görülen tabiri ve tarihi vakıalar şunlardır.
A- Siyasi varlıkta birlik
B- Dil birliği
C- Yurt Birliği
D- Irk ve menşe birliği
E- Tarihi karabet
F- Ahlaki karabet
Yukarıda görüldüğü gibi Atatürk, 6 ayrı tarihi vakıa saymakta ve bunların arasında din birliği gibi milyonları etkileyen olguyu dahil etmemektedir.
Syf. 372 Bütün milletler tamamen aynı şartlar altında teşekkül etmemiş olduklarına göre, Türk Milletinde yaptığımız gibi, diğer her millet ayrı olarak mütalaa edilmedikçe, milliyet fikrini umumi ve fenni olarak tarif etmek güçtür.
Syf. 450 Hürriyet insanın düşündüğünü ve dilediğini mutlak olarak yapabilmesidir. Bu tarif Hürriyet kelimesinin en geniş manasıdır. İnsanlar bu manada hürriyete hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü malumdur ki insan, tabiatın mahlukudur.
Müslümanların,devamlı olarak söyledikleri, 'İnsan Allah'ın kuludur' deyimi de burada şekil değiştirmektedir.
(Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal'in el yazılar; TTKB 1998, Ankara)
* "Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır."
* "Türkiye Cumhuriyetinde herkes Allah'a istediği gibi ibadet eder. Türkiye Cumhuriyetinin resmi dini yoktur. Türkiye'de bir kimsenin fikirlerini zorla başkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilemez."
* "Taassupsuzluk o kimsede vardır ki, vatandaşının veya herhangi bir insanın vicdani inanışlarına karşı hiçbir kin duymaz, bilakis hürmet eder."
( Yukardaki anlatımda dini inanışlar yerine vicdani inanışlar ifadesinin yer almasına dikkat kedilmelidir. )
* "Bizi yanlış yola sevkeden habisler, biliniz ki çok kere din perdesine bürünmüşlerdir."
* Atatürkün; bilmek gerekir ki, bugüne kalmış yüzlerce fotografı vardır ancak içlerinde namaz kılarken çekilmiş tek bir fotograf karesi yoktur ve öldüğünde cenaze namazı kılınmamış, kardeşinin son anda isteği üzerine kısa bir dua okunarak, Dolmabahçe Sarayı bahçesinde bir tören yapılmıştır..Cenazesi herhangi bir camiden kalkmamıştır..
*Syf. 365 milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu. Bu arap fikri ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed'in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasr etmeğe mecburdular. Bununla beraber, Allah'a kendi lisanında değil Allah'ın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe Allah'a ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyyet karşısında Türk Milleti bir çok asırlar ne yaptığını ne yapacağını bilmeksizin adeta bir kelimesinin
Syf. 366 manasını bilmediği halde Kuran'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler.
* Atatürk'ün emriyle liselerde okutulan Tarih Kitabı (1931) II. cilt, "Kur'an ve Vahiy": "Muhammed'in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur'an denir..... İslam ananesinde bu ayetlerin Muhammed'e Cebrail adında bir melek vasıtasıyla Allah tarafından vahiy, yani ilham edildiği kabul olunur.
Tarihi nokta-ı nazardan da mütalaa edildiği zaman görülüyor ki; Muhammed birdenbire Allah'ın Resulüyüm diyerek ortaya çıkmamıştır. O, Arapların ahlak ve adetlerinin pek fena ve iptidai ve islaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları islah için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur....."
Türkiye Cumhuriyetinde herkes Allah'a istediği gibi ibadet eder. Türkiye Cumhuriyetinin resmi dini yoktur. Türkiye'de bir kimsenin fikirlerini zorla başkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilemez."
M.Kemal Atatürk
*** Apotres: (Almanca Apostel) havari; kılavuz, yol gösterici anlamında
|

04-02-2006, 19:00
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 19 May 2005
Mesajlar: 2.806
|
|
Cosmo man adlı üyemizin sorusuna binaen güncellemedir..
|

07-09-2006, 12:42
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
|
|
Atatürk'le ABD'li elçinin gizli kalmış din sohbeti
Atatürk'ün, biyografisini yazan ABD Büyükelçisi Charles H. Sherrill'e 1933'te açıkladığı "dinle ilgili" düşünceleri ilk kez yayımlandı. Söyleşide, Sherrill'in kitabına almayıp rapor olarak ABD Dışişleri'ne gönderdiği açıklamalar yer aldı.
1932-1933 yıllarında Ankara'da görev yapan Sherill'in hazırladığı rapor, ilk kez araştırmacı yazar Rıfat N.Bali'nin hazırladığı makalede yayımlandı. Radikal'de dün yayımlanan raporda,Atatürk'ün çocukluğuyla ilgili olarak şunlar kaydedildi:
"Galiba, 6 ve 7 yaşındayken annesi onu bir sıbyan mektebine göndermek istiyordu. Burada öğretmen Kuran dersleri de verecekti. Bu, uzun Arapça bölümleri ezberlemek demekti. Diğer yandan babası oğlanın din eğitiminin verilmediği laik bir mektebe gitmesini istiyordu.
Her ne kadar sonunda babanın sözü kabul edildiyse de annesi oğlanı Selanik'te geçerli olan geleneksel tören eşliğinde sıbyan okuluna gönderdi. Ertesi gün babası oğlanı okuldan aldı ve laik okula koydu. Buna çok üzülen annesi epey ağladı ve oğlanın teklif etmesi üzerine sıbyan okulundaki din hocası eve gelip ona Kuran eğitimini verdi. Bu sadece 1 ay sürmesine rağmen anneyi tatmin etti. Bu, ömrü boyunca alacağı tek din eğitimiydi."
Tek tanrı inancı
Raporun, "Beşeriyetin Tanrı ihtiyacı" başlıklı bölümünde de, Atatürk'ün Agnostik olduğuna dair genellikle kabul görmüş inancı kesinlikle reddettiği, ancak dininin sadece 'kâinatın mucidi ve hâkimi tek Tanrı'ya inanmak olduğunu söylediği kaydedildi. Raporda şöyle devam edildi:
"...Daha sonra, 10 yıl önce inşa ettiği yeni Cumhuriyet'in Reisicumhuru olarak iktidara geldiği zaman İslam dininin durumu hakkında bilgi vermeye başladı. Şeyh-ül İslam'ı, medreseleri, Mahkeme-i Şer'iyyeleri ve bu mahkemelere riyaset eden kadılar, hocalar ve muhtelif dervişler dahil olmak üzere bütün ruhban sınıfını lağvetmeyi gerekli bulduğunu söyledi."
Raporun "Bursa Hadisesi" başlıklı bölümünde de, Atatürk'ün Kuran'ın Arapçadan Türkçeye tercüme edilmesiyle ilgili görüşleri şöyle anlatıldı:
Arapça neden yasaklandı?
"Türk halkının uzun zamandan beri ezberden okuduğu bazı Arapça duaların gerçek manasını anladığı zaman tiksineceğini söylüyor.
Kuran'dan alınan Arapça bir bölüm okudu. Bu surede Hz.Muhammed'in amcası ile amca kızının yaptıkları bir şeyden ötürü cehenneme gidecekleri yazıyor. (Tebbet Suresi) 'Düşünen bir Türkün böylesi bir duayı okumaktan elde edeceği dini ilhamı veya dine ilgi göstermesini tahayyül edebilir misin?' dedi. Daha sonra umumi ve şaşırtıcı bir beyanda bulunarak Türk halkının gerçekte hiçbir şekilde dindar olmadığını, aralarından camilere giden az sayıda kişinin alışkanlıktan veya yüksek sesle söylenen duaların cezbine kapılarak camiye gittiğini ileri sürdü."
http://www.milliyet.com.tr/2006/09/07/yasam/yas02.html
|

07-09-2006, 12:51
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
|
|
Re: Atatürk'le ABD'li elçinin gizli kalmış din sohbeti
TEBBET SURESİ (111/6.sure)
1. Elleri kurusun Ebru Leheb'in; zaten kurudu ya!
2. Ne malı kurtardı onu ne de kazandığı
3. Alevli bir ateşe yaslanacaktır o;
4. Karısı da,
5. Odun hamalı olarak. Gerdanında bir ip olacaktır onun, en sağlam fitillisinden...
Atatürk'ün de dediği gibi : Ebu Leheb'den bizlere ne ?
|

07-09-2006, 14:59
|
|
|
Re: Atatürk'le ABD'li elçinin gizli kalmış din sohbeti
Atatürk İslam İçin Ne Düşünüyordu başlıklı bir yazı dikkatimi çekti. Okumanızda yarar var. Yorum sizlere ait.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=197950
Sevgili Sodomo,
Dün bu yazı benim de dikkatimi çekmişti. Ben link olarak cafede Atatürk'ün Anıtkabir *başlığına koymuştum. Buraya da aldım.
|

07-09-2006, 15:00
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Dec 2005
Bulunduğu yer: sonsuzluktan
Mesajlar: 3.328
|
|
Re: Atatürk'le ABD'li elçinin gizli kalmış din sohbeti
Sn. Sodomo,
Yazınızı okurken birden aklıma şu meşhur Mavi Kitap geldi. BBC Turkish’ den bir alıntı;
“-Andrew Mango: Mavi Kitap, İngiliz hükümetinin birinci dünya savaşı sırasında yayınladığı bir kitaptır.
Aslında iki kitap yayınlanmıştı. Birincisi Almanların mezalimi hakkında idi. İkisi de harp sırasında hazırlanmış propaganda maksatlı kitaplardı.
Almanlarla ilgili olanın tamamen propaganda eseri olduğu sonradan resmen itiraf edildi.
Ermeni meselesiyle ilgili kitaba gelince; Bunu yazanların başında bir İngiliz diplomat vardı: Lord Bryce. Sonradan İngiltere'nin Washington elçisi tayin edilmişti.
Amerika o zaman daha savaşa girmemişti. Ve Alman propagandası o dönemde Amerika'da oldukça kuvvetliydi. Amerikan kamuoyunu müttefikler lehine çevirebilmek amacıyla böyle bir kitap hazırlandı.
Lord Bryce'ın dışında, ünlü tarihçi Arnold Tonynbee de bu çalışmaya katılmıştı, ama iyi bir tarihçi olduğu için daha sonra bir kitabında bunun propaganda olduğunu itiraf ediyor.
Aslında bugünlerde hiç bir ciddi tarihçi bu Mavi Kitap'a önemli bir belge gözüyle bakmıyor.”
Meramım şu;
Yazık ki, böyle ulu bir şahsiyetin, kendi vatandaşları tarafından, tamamen tarafsızca ve teferruatlı hazırlanmış birinci elden bir biyografisi yok ki; 1933 yılında ABD büyükelçisi C. H. Sherrill’ in kitabında dahi olmayan (olsa da fark etmezdi) raporlarına kalmışız. Bunların dahi (yukarıdaki örnek neticesi) güvenilirliği tartışılır.
Kaldı ki, bu insanın düşünce ve imanından da öte, yaptıklarıyla değerlendirmemiz lazım gelmiyor mu? (Tüm içtenliğimle; saygı ve hürmetle onu anıyorum.)
Gelelim ikinci faslınıza;
Hindistan’ lı filozof Ali b. Şah el-Farisi’ nin (Beydeba) Kelile ve Dinme’ sine bi bakmanızı tavsiye edeceğim. Benzetmeler ve örneklemelerdeki derinlik ve uyum bakımından.
Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın.
|

08-09-2006, 01:42
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
|
|
Re: Atatürk'le ABD'li elçinin gizli kalmış din sohbeti
mhmmd";p="´isimli üyeden Alıntı
Sn. Sodomo,
Yazınızı okurken birden aklıma şu meşhur Mavi Kitap geldi. BBC Turkish’ den bir alıntı;
“-Andrew Mango: Mavi Kitap, İngiliz hükümetinin birinci dünya savaşı sırasında yayınladığı bir kitaptır.
|
Sn Muhammed, Mavi kitap ile bu yazı arasında nasıl bir ilişki kurdun anlamadım. Tamamıyla ilgisiz bağlantı.
mhmmd";p="´isimli üyeden Alıntı
Gelelim ikinci faslınıza;
Hindistan’ lı filozof Ali b. Şah el-Farisi’ nin (Beydeba) Kelile ve Dinme’ sine bi bakmanızı tavsiye edeceğim. Benzetmeler ve örneklemelerdeki derinlik ve uyum bakımından.
Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın.
|
Siz galiba beni kütüphane müdürü zannettiniz.
Ne güzel, ver iki tane isim, ben de gidip araştırayım aynı stajiyer yüksek lisans öğrencisi gibi. Peki ne olacak sonra ? Bu iki isim ve yazdıkları ile Atatürk'ün bu yukarıdaki sözleri arasında nasıl bir ilişki kuracağız ?
"Benzetmeler ve örneklemelerdeki derinlik ve uyum bakımından....."
Olur olur görürsem söylerim...
|

08-09-2006, 02:11
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
|
|
Re: Atatürk'le ABD'li elçinin gizli kalmış din sohbeti
Sevgili Ezkamo,
Okullarda zorunlu din derslerinde el kadar çocuklara namaz kılmak ve bilumum ibadetler uygulamalı olarak öğretiliyor. Arapça sureler ezberletilip papağan gibi okutturuluyor (üstelik Ebu Leheb'de var içinde)
Tabii bu da yetmiyor (12 yaş yasağı olmasına rağmen) ufacıcık çocuklar Kuran kurslarına gönderilip beyinleri iğdiş ediliyor. Bu da yetmiyor dini konular TRT ve bilumum dini TV kanallarında *çocuklar için dini amaçlı çizgi filimler ve yetişkinler için absürd ötesi dini hikayeler ve zırvalıklar "duygu yüklü / göz yaşı dolu" diziler kanalı ile *ve "Kuran mucizeleri" gibi ilmi yönü derin (!) olan ilkokul düzeyinde matematik bilgisine sahip Tıp fakültesi 3. sınıfını br türlü geçememesine rağmen kendisini bilim adamı zanneden zerzevatlar kullanılarak *beyinlere pompalanıyor.
Bu da yetmiyor ilkokullardaki çocuklara o okullardaki nurcu öğretmenler eliyle Sızıntı vb. dergilere abone yaptırılıp bir kaç sene sonra adım atacakları tarikat toplantılarına hazırlatılıyor ve bir taraftan yok Regaip kandili, yok Ramazan, yok Cuma vb. kutsal gün ve ayları ile memleket topyekün Mekke/Medine atmosferine sokuluyor ve biz Türklere "kutsal toprak" olarak bir başka ülkenin toprakları gösteriliyor ve yine kutsaldır diyerek Arapça lisanı senin kendi ülkende kendi dilin dururken sana günde 5 vakit zorla dinlettiriliyor ve insanlar kendi topraklarını da kendi dillerini de kutsal görmek yerine Arap diyarlarına atfedilyorlar kutsallığı
Daha da beteri kendisine "milliyetçi" diyen ve ülke sevgisini kimseye bırakmayan zerzevatlar da bu duruma tepki göstermek şöyle dursun tam tersi bu Arapların bi tarafını yalarcasına hizmet ediyorlar onlara ve Arap dini için pek de cansiperane mücadele ediyorlar bizlerle...
Atatürk'den ve onun sözlerinden bahsedince birden aklıma bunlar geldi yine tutamadım kendimi...
|

08-09-2006, 09:29
|
|
|
Re: Atatürk'le ABD'li elçinin gizli kalmış din sohbeti
Sevgili sodomo..
Sözün bittigi yer budur işte.Elinize, yüreğinize *sağlık
|

08-09-2006, 11:35
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Dec 2005
Bulunduğu yer: sonsuzluktan
Mesajlar: 3.328
|
|
Re: Atatürk'le ABD'li elçinin gizli kalmış din sohbeti
Sn. Sodomo,
Bahsettiğim konu dezenformasyon idi. Ve örneğim de dezenformasyon üzerine tarihsel bir gerçek. Sizin verdiğiniz örneğin dezenformasyon olmadığı bilinemez demek istemiştim.
Toplumsal öncülerin bir takım özelliklerini abartıp diğer özelliklerini görmezlikten gelirseniz bu tip sonuçlar verebilir. Konumuz Atatürk olduğu için onu örnek vereyim;
Atatürk için, komünist ideoloji sahiplerinin görüşü, onun komünist olduğu ve zamanın Rusya’ sı ile açık ve içten ilişkiler isteyip geliştirdiği ve hatta Türkiye cumhuriyetinin evrimini komünizme doğrulttuğudur!
Liberalistlerin görüşü; yine kendi eksenlerinde Atatürk’ ün 1. Türkiye İktisat Kongresi ve tutanakları ile ülkemizi liberal ekonomi ekseninde istediğidir!
Alın size birbirine zıt iki çıkarım! Peki o halde Atatürk ne istemiştir?
Verdiğim örnekler ile konu hakkında bir bağ kurmanızı kolaylaştıracağını umarım.
Verdiğim eser ise, Mevlana’nın Mesnevisini hazırlarken faydalandığı kaynakların başında gelen çok önemli, edebi ve felsefi değeri olan bir kitaptı. Bunu verirkenki kastım uzun uzun kitabi bilgileri aktarmaktan öte, kaynak vermekti. Yoksa ukalalık yapmak değildi. Kusura bakmayın.
Mesneviye daha kolay ulaşabilirsiniz diye düşünerek oradan bir örnek verebilirim.
Mesnevi 1330-1400 kadar olan kısmı sadece alıp okuyun. Kısmi yazıların yazarları hakkında neler düşünülebileceğini görebilirsiniz.
İkinci yazınıza aynen katılıyorum.
Sn. Daye,
İlim sonsuza uzar, tarih bile onu kesmez
Biz bilmeyiz belki, ama sözler asla bitmez…
Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:58 .
|