![]() |
İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER
Eğer peygamberin emri yerine getirilmiş olsaydı ve hiç hadis yazılmasaydı;
İslamiyet , mevcut dinler içinde en itibarlı ve dünyada en yaygın din olurdu.. Çünkü , hadisler bütünüyle ele alındığında , islamın gelişimini engellemiştir ve engellemeye devam etmektedir.. Lokman/6 : "İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlenceye almak için, eğlencelik asılsız ve faydasız hadisleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır." "Benden Kuran dışında hiçbir şey yazmayın. Kim benden Kuran dışında bir şey yazmışsa imha etsin.” (Müslim, Sahihi Müslim Kitabı Zühd, Hanbel, Müsned 3/12, 21, 33) HADİSLERİN GETİRDİĞİ ZARARLAR : İslam dini , sadece kuran'a göre değil , hadis ve sünnetlere , hatta mezhep ileri gelenlerinin yazdıkları kitaplardaki abartma ve uydurma bilgiler çerçevesinde düzenlenmiş ve uygulanagelmiştir.. Bu durum , bir çok alanda islam toplumlarının geri kalmasına , toplumlar üzerinde dinin bir baskı unsuru oluşturmasına , islamda olmayan yanlış inançların yerleşmesine , putperestvari adetlerin yerleşmesine , bilimin ve yeniliklerin düşman gibi görülmesine , kadınların 2. sınıf insana dönüşmesine , islam dininin kötü tanınmasına sebep olmuştur.. |
İslâm âlimleri, hadîslerin yazılmasını yasaklayan ve tecvîz eden rivâyetleri değerlendirerek şu durumları tesbit ederler:
1- Yasak ilk yıllara aittir. İlk yıllarda henüz Kur'ân ve hadîsleri tefrik edecek derecede dinî kültür seviyesi gelişmemişti. Üstelik okuma-yazma bilenler sayıca azdı. Bunların hadîs yazmaya da tevessül etmeleri, hem Kur'ân'a gösterilmesi gereken alâkayı azaltacak hem de bir kısım iltibaslara yol açabilecekti. Halbuki asıl olan, Kur'ân'ın muhâfazası ve neşri idi. Onu her çeşit şüphe tevlid edecek durumlardan, iltibaslardan uzak tutmak gerekiyordu. Binâenaleyh müslümanlar, Kur'ân'a olan mârifet ve âşinalıklarını artırdıkça, okuma-yazma bilenlerin sayısı arttıkça bu yasak kaldırılmış, ruhsat gelmiştir. Bu nokta-i nazardan, yasakla ilgili rivâyetlerin kâhir ekseriyetle, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in "Vahiy kâtipleri" meyânında zikri geçen sahâbelerden gelmiş olması mânidârdır. 2- Yasak, hâfızası kuvvetli olanlara hastır. Maksat da, onların yazıya güvenerek, hadîsleri hıfza alma işini ihmal etmelerini önlemektir. Hâfızası zayıf olanlar yazma hususunda izin istediler ve kendilerine izin verildi. 3- Hadîsin yazılmasındaki yasak, Kur'ân'ın yazıldığı sayfâlarla ilgilidir. Yani aynı sayfaya hem Kur'ân ve hem de hadîs yazılması yasaktır. Ayrı ayrı sayfalara yazılması yasaklanmamıştır.Nitekim fiilî durum kesinlikle şunu göstermektedir: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) Kur'ân gibi, hadîslerin de yazılmasını bir prensip haline getirerek, yaygın bir tatbikat şekline sokmamıştır. İsteyen yazmakta, isteyen ezberlemektedir. Bütün sahâbiler (radıyallahu anhüm) şu husûsu bilmekte müşterektirler: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in sözleri ve fiilleri kendileri için hüccettir, delîldir. Bizzat Kur'ân, sünnet ve hadîslerin ehemmiyetinden bahsetmektedir. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'de hadîslerine ehemmiyet verilmesi, neşredilmesi, her çeşit yalan ve tahrifattan korunması için sık sık dikkatleri çekmiştir. Nitekim mütevâtir hadîsler arasında en çok tarîkle geleni: "Bana yalan nisbet eden cehennemdeki yerini hazırlasın" hadîsidir. Bu bilgilerde müşterek olan Ashâb (radıyallahu anhüm), fıtrî meyline, ferdi zevk ve kapasitesine uygun şekilde Sünnet karşısında farklı tavırlar göstermiştir: Kimisi ezberlemiştir. Kimisi hem yazmış, hem ezberlemiştir. Kimisi yazmıştır. Kimisi hadîs öğrenmek için "karın tokluğuna" sağlığında Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in, vefatından sonra da hadis bilen Ashâb'ın peşini bırakmamış ve bildiğini de başkasına anlatmak için ders halkaları kurup talebeler yetiştirmiştir. Kimisi normal hayatını sürdürmüş, sorulunca veya münasebet düşünce hadîs rivâyet etmiştir. Kimisi de rivâyeti sıhhatli yapamama endişesiyle fazla hadîs rivâyet etmekten şuurla kaçınmıştır. Hadis no :4131-kutubu sitte Ben Resulullah (sav)`dan işittiğim her şeyi yazıyordum. Kureyş bu işten beni men etti. Dediler ki: "Sen her (işittiğin) şeyi yazıyorsun, halbuki Resulullah (sav) bir insandır, memnun ve öfkeli halde de konuşur." Bunun üzerine yazmaktan vazgeçtim. Sonra durumu Resulullah (sav)`a anlattım. Parmağı ile ağzına işaret ederek: "Yaz, nefsimi elinde tutan zata yemin olsun, ondan haktan başka bir şey çıkmaz!" buyurdu. HadisNo -kutubu sitte :4132 Ensardan bir zat Resulullah (sav)`a (hafızasını) şikayet ederek dedi ki: "Ey Allah`ın Resulü! Ben senden hadis işitiyorum, çok hoşuma gidiyor, ancak hafızamda tutamıyorum. Resulullah (sav) ona şu cevabı verdi: "Sağ elini yardıma çağır!" ve eliyle yazma işareti yaptı." HadisNo-kutubu sitte : 4133 Resulullah (sav) (bir gün, halka) hitabetti, (Ebu Hüreyre, hadisin vürudu ile ilgili) bir kıssa anlattı (hadiste şu ibare de vardı): "Ebu Şah dedi ki: "Ey Allah`ın Resulü! (bu hutbeyi) bana yazıverin!" Bu taleb üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Evet Ebu Şah`a yazıverin!" emir buyurdular. KURANI KERIMDEN 3:32 - De ki, Allah'a ve Peygamber'e itaat edin! Eğer aksine giderlerse, şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez. 3:132 - Allah ve Peygambere itaat edin ki, size de merhamet edilsin. 4:13 - İşte bütün bu hükümler, Allah'ın koyduğu hükümler ve çizdiği sınırlardır. Kim Allah'a ve Peygamberine itâat ederse Allah onu altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. İşte büyük kurtuluş budur. 4:14 - Kim de Allah'a ve Peygamberine isyan eder ve Allah'ın koyduğu sınırları aşarsa Allah onu da ebedî kalacağı cehennem ateşine koyar. Onun için alçaltıcı bir azab vardır. 4:59 - Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir 4:61 - Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve Peygambere gelin!" denince, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün 4:69 - Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle, iyilerle birliktedir. Bunlar ne güzel arkadaştır! 4:80 - Kim peygambere itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onlara bekçi olarak göndermedik. 4:150 - Onlar, Allah'ı ve peygamberlerini inkâr ederler, Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler. "Kimine inanırız, kimini inkâr ederiz" derler. Bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isterler. 5:92 - Allah'a itaat edin, Peygamber'e de itaat edin. Kötülüklerden sakının. Eğer yüz çevirirseniz, biliniz ki, Peygamber'imize düşen sadece apaçık tebliğdir. Ve daha nice ayetler bulabilirsiniz peygambere itaat konusunda.dolayisiyla onun buyruklari da bizim icin onemlidir.Allah ona uyun derken biz onun sozlerini nasil dinlememeliyiz.Kurani ve sunneti ayri kefelere koyamazsiniz.sadece Kurani tek basina aciklayamazsiniz.cunku onun bir parcasi da hz. peygamberdir.ve biz onun aciklamalariyla ancak kurani anlayabiliriz.ikisi bir butunluk teskil eder.ve kurana zarar vermesi asla soz konusu degildir.peygamberler Haktan gayri birsey soyleyemezlerki!Efendimiz hadisler konusunda dikkatli olunmasini kendisinden duyuldugu seklinde yazilmasini emretmistir.ve bunun aksini yapanlara ve kendileri uyduranlara da " cehennemde ki yerini hazirlasin" buyurmaktadir. ve biz biliyoruz ki sahabe efendilerimiz hadis rivayetinde cok cok tititz davranmislar.hayatinda bir kere yalan soyleyen bir insanin bile hasdisini almamislar.hatta aldatilan bir hayvan dahi olsa.. ayrica sizin mealini verdiginiz ayet lokman s.ayet 6 soyle geciyor elmalinin mealinde: 31:6 - Bayağı insanlardan kimi de vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve onu eğlence yerine tutmak için laf eğlencesi (veya boş söz) satın alırlar. İşte onlar için aşağılayıcı bir azab vardır. sizin eğlencelik asılsız ve faydasız hadisleri diye mealini verdiginiz den kasit bahsedilen sekliyle efendimizin hadisleri degildir.yani soylediginiz sozlere bir delil teskil edemez. Velhasili kelam hadisler konusunda konusmak icin ilk once hadis tarihini bilmek gerek... |
YALAN HADİSLERİN SEBEPLERİ :
1- Maddi çıkarlar için ; Örneğin , esans satıcılarının güzel koku kullanmanın faziletleri hakkında uydurttukları hadisler , örnekler çoğaltılabilir.. 2- Manevi çıkarlar için ; Vaazcıların , halkın duygularını coşturmak , süslü olaylar ve duygulu sözler anlatabilmek , dinleyenleri ağlatabilmek , ajitasyon oluşturabilmek maksadıyla uydurulan hadisler.. 3- Siyasi çıkarlar için ; Halifeler arasındaki sıra , hak , üstünlük ve çatışmalar ile mezhepler arasındaki rekabetten dolayı uydurulan hadisler.. 4- Dini bozmak için ; Halife Mehdi zamanında boynu vurulmak üzere yakalanan islam karşıtı Abdülkerim bin Ebil Avca öldürülmeden önce şu dehşetli açıklamayı yapar: "Siz beni öldürüyorsunuz ama, ben dininizde helali haram, haramı helal yapan 4000 hadis uydurdum.” 6000 küsür Kuran ayetinin yanında , sırf bir kişinin 4000 hadis uydurabilmesinin açacağı dehşetli tahribatı bir düşünün.. 5- Dine fayda maksadıyla ; Kur'an'daki hükümleri ve çeşitli konulardaki bilgileri yetersiz bularak , dini eksik düşünüp tamamlamak gayesiyle uydurulan hadisler.. 6- Mezheplerini doğrulamak maksadıyla ; Ümmetim arasından adına Ebu Hanife denecek bir kimse gelecektir ki, o ümmetimin ışığıdır” (İbnu Arrak, Tenzihus Şeria, 2. cilt, sayfa 14). Örneğindeki hadis ve benzerleri gibi.. 7- Dini sevdirmek için ; peygamberler hakkında yüceltici hikayeler , kutsallaştırmalar , ümmet şovenciliği , Hz.Muhammed'i ululaştırma gayretleri , yaşanmış olayların efsaneleştirilmesi , süslenmesi , peygambere mucizeler yakıştırılması gibi.. 8- Zorlama hadisler ; Emevi ve Abbasi dönemlerinde , halifelerin karşılaştıkları idari sıkıntıları aşma maksadıyla ya da istedikleri yönde fetva üretebilmek için uydurulan hadisler.. 9- Gelenek-Görenekleri yaşatmak için ; Yaşam tarzlarındaki alışkanlıkları daim kılmak maksadıyla , geleneklerle ilgili konularda uydurulan hadisler.. 10- Eski dinlerindeki inançlarını devam ettirmek için ; Yahudi kıssalarından dine sokulanları , şamanizmden gelen inançların hadislerle dine sokulmasını , hristiyanlıtan etkilenerek hadis uydurulmasını örnek olarak belirtebiliriz.. |
Kuran-Hadis Çelişkileri
KURAN - HADİS ÇELİŞKİLERİ :
Kur'an'da geçmeyen , ayet niteliğindeki uydurmalardır..Özellikle Allah'ı insan tasvirinde sunan hadisler çoktur.. Örnekler : 1- ALLAH'IN BALDIRI : Hz.Muhammed dedi ki ; "Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir.” Müslim İman 302, Buhari 97/24,10/29, Hanbel 3/1 2- ALLAH'IN TOKALAŞMASI : Hz.Muhammed dedi ki ; "Allah benimle görüştü ve el sıkıştı. Elini iki omuzum arasına koydu. öyle ki parmaklarının soğukluğunu iki göğsüm arasında hissettim.” Hanbel 5/243 3- DİN DEĞİŞTİREN ÖLDÜRÜLSÜN MÜ : Kuran: "Dinde zorlama yoktur.” 2Bakara Suresi 256 Hadis: "Dinini değiştireni öldürün.” Nesei 78/14,Buhari 12/1883 4- PEYGAMBER BÜYÜLENMİŞ : “Peygamber Medine’de bir Yahudi tarafından büyülendi. Günlerce ne yaptığını bilmez durumda ortalıkta dolaştı.” Buhari 76/47 Hanbel 6/57,4/367 5- DEPREMLERİN SEBEBİ : "Dünya balığın üzerindedir. Balık başını sallayınca Dünya'da depremler olur.” İbni Kesir Tefsiri 2/29 68/1’in açıklamaları 6- RESSAMLAR YANDI : Cehennemde en şiddetli azaba uğratılacak kişiler ressamlardır. BuhariTesavir, 89 7- ÖLÜYE AZAP : ölünün arkasından ağlanmasından dolayı , ölü azaba uğratılır.” Buhari /K. Cemiz 32,33,34 8- VASİYET YOKMUŞ : Kuran: "Ey iman edenler!Herhangi birinize ölüm gelip çattığında vasiyet zamanı aranızda tanıklık şöyle olsun: Kendinizden adalet sahibi iki kişi yahut, yolculuk etmekte iken ölüm musibeti başınıza geldiyse sizin dışınızda iki kişi” 5 Maide Suresi 106 Hadis: "Varis için vasiyet yoktur.” Hanbel 14/238 |
Şöyle adam olun canımı yiyin yahu!!
İkiyüzlüler gibi istediğin hadisi al Çin'den ilim al,Ayşe'yle 9 yaşında yattı deyince o hadis yanlış.Bu riyakarlıktır ve İslam kendini bu pislikten kurtarmalıdır. |
HADİSLERİN BİRBİRİYLE ÇELİŞKİSİ :
Örnekler : Kan Aldırma : “Kan aldırmak yapanın da yaptıranın da orucunu bozar.” Tirmizi Oruç 60/Ebu Davud Oruç 28/Buhari Oruç 32 “Peygamber’imiz oruçlu iken kan aldırmışlardır.” Ebu Davud Oruç 29-30/Tirmizi Oruç 59/Buhari Tıp 11 Tuvaletler Kıbleye Doğru : “Gerek küçük, gerek büyük tuvaletinizi yaparken kıbleye dönmeyin.” Hanbel 3/12 “Peygamber’imiz bir takım insanların küçük ve büyük tuvaletleri için kıbleye dönmeyi hoş karşılamadıklarından, bu bidatı (hurafeyi) kaldırmak için tuvaletini kıbleye doğru yaptırdı.” Buhari 4/11 Oruçluyken Öpüşmek : “ Peygamber oruçlu iken hanımlarını öptü.” İbn-i Kuteybe- Hadis Müdafası 372 “Oruçluyken hanımını öpenin durumu sorulduğunda Peygamber; “Orucu bozulmuştur” dedi.” İbn-i Kuteybe Hadis Müdafası 372 Ayakta Su İçmek : “Peygamber ayakta su içilmesini yasakladı.” Ebu Davud 4/No:3717 “Peygamber’i sizin benim gibi ayakta su içerken gördüm.” Ebu Davud 4/No:3718 Aybaşılı Kadın Camiye Girebilir mi? Peygamber “Şurası muhakkak ki cami ne cenabete, ne aybaşılı'ya helal değildir.” Müslim Hayz 11, Ebu Davud Taharet 104 Tirmizi Taharet 101, Nesai Hayz 18 Ayşe: “Peygamber’imiz bizden biri aybaşılı olduğu halde onun kucağına başını koyar, Kuran okurdu. Bizden birimiz aybaşılı iken camiye gidip Peygamber’e birşeyler götürürdük.” Nesai, Hayz, 19 Binlerce çelişkili hadisten sadece birkaçı.. Din , hadis dini olmuş , kur'an devre dışı kalmış neredeyse.. Elçi de şöyle der zaten; “Ey Rabbim, benim toplumum bu Kuran’ı devre dışı tuttu.” 25- Furkan Suresi 30 |
Kuran’ı esbabı nuzul hadisleriyle açıklamaya kalkmanın İslam dünyasının başına açtığı en büyük dert; din düşmanı kişilerin bu uydurmaları, din gibi gösterip, dinimize saldırmaları olmuştur. örneğin Salman Rüştü'nün kitabının temeli bu tip hadislere dayanır. Bu uydurma hadislere göre bir gün Peygamber Kuran okurken şeytan Peygamber’in bedeninin içine nüfuz edip, Peygamber’in ağzından Lat, Menat, Uzza putlarını övmüş ve onların şefaatlarının umulduğunu söylemiştir.(Garanik kıssası olarak bilinen bu olayı Tevilu Muhtelifi'l Hadis kitabında İbni Kuteybe de kabul eder.)
Hadislere göre, sonradan Peygamber'imiz Hz. Muhammed bunları kendisinin değil şeytanın söylediğini açıklamıştır. Birçok Müslümanın Salman Rüştü'ye küfürler etmesine, Humeyni'nin Rüştü'nün öldürülmesine fetva vermesine ve bu olayın ülkeler arası diplomatik krize yol açtığına şahit olduk. Fakat hiç kimse kalkıp da bu olayın gerçek suçlusu olan bu hadisleri kitaplarında kullanmış olanları kınamadı. Ne de olsa geleneksel İslam'daki bir görüşe göre alime alimcik diyen bile kafir olur! Bu hadisleri savunan hadisçilere de alim etiketi yapıştırılmıştır bir kere. Yani bu hadisleri din adına savunursanız alim olur el üstünde tutulursunuz, Salman Rüştü gibi aynı hadisleri dinsizlik adına kullanırsanız ise... Biz kendimiz dine mal edilen uydurmaları dinden atmazsak bunları malzeme yapan İlhan Arsel'e, Turan Dursun'a, Salman Rüştü'ye, Server Tanilli’ye ne kadar kızabiliriz? Din adına çarpık bir sistemi ortaya çıkaranlar, din düşmanlarının türemesinde ve din düşmanlarının bu çarpıklıkları malzeme yapmasında günahsız kalabilirler mi? PİYASADAKİ KURAN TEFSİRLERİ Kuran tefsiri diye piyasada satılan birçok kitabın esbabı nuzul hikayeleriyle doldurulduğunu görüyoruz. ‹lmihal kitapları nasıl din adına bir şey ifade etmiyorsa, uydurmalarla Kuran’ı bağdaştırmaya çalışmak da Kuran'ın diniyle bağdaşmaz. Diğer yandan bu hikayelerle, Kuran ayetleri sanki belli bir olay için inmiş, bölgesel, sınırlı bir zaman dilimine hitap ediyormuş gibi bir hava verilmiştir. Bu da Kuran'ın evrenselliğini, her döneme bakan izahlarını gölgeleyen bir yaklaşımdır. Kuran'ın izahları bir zaman dilimine ve tek bir hikayeye indirgenemez. Kuran'ın tüm alemlere bir hatırlatma olduğunu söyleyen 81 Tekvir Suresi 27. ayet ve Kuran'ın tüm insanların doğruya iletilmesi için indirildiğini söyleyen 2 Bakara Suresi 185. ayet bu mantığı yalanlar. Allah istediği zaman Kuran ayetlerinin iniş sebebini yine Kuran'da anlatmıştır. örneğin "Sana soruyorlar, de ki” şeklindeki ayetlerde, sorulara mukabil Kuran'ın ayetlerinin indiği yine Kuran'da bellidir. Allah'ın açıklamadığı bizim için gereksiz olanlardır, din adına gerekli olan her şey Kuran'dadır. Kuran'ı yetersiz görenler ne yazık ki uydurmalara ihtiyaç duymuş ve Kuran'ın berrak sesinin kötü frekanslarla karışmasına sebep olmuşlardır. Kuran Dünyanın yuvarlaklığından, Güneşin ve Dünyanın hareketlerine, ceninin oluşumundan, denizin altındaki suların karışmamasına kadar birçok konudaki izahlarıyla, bin dörtyüz yıl öncesinden, günümüzün biliminin son asırda farkettiği gerçekleri en güzel şekilde anlatarak mucizelerini sergiler. Kuran'ın tefsirini hadislerle yapacağım diye ortaya çıkanlar ise ‹bni Kesir’in Bakara Suresi 29. ayetini ve Kalem Suresi 1. ayetini tefsirindeki, aşağıdaki mantık dışı açıklamasında olduğu gibi komik duruma düşmüşlerdir. "Allah, yarattıklarını yaratmak isteyince ince sudan buhar meydana getirdi. Buhar suyun üzerinden yükseldi ve bu yükselen şeye yükseklik manasında gök dedi. Sonra suyu katılaştırdı ve ondan bir tek yer meydana getirdi, sonra bu yerleri parçaladı ve onları iki günde; pazar ve pazartesi günü yedi yer haline getirdi. Yeri balığın üzerinde yarattı ki balık Allah Teala'nın Kalem suresinde: Nun ve Kaleme andolsun ki diye söz konusu edilen Nun balığıdır. Balık sudadır. Su ise kayalığın üzerindedir. Kayalık ise hiçbir bitki bitirmeyen büyük bir taşın üzerindedir. Taş ise, bir meleğin sırtındadır, melekte bir kayanın üzerindedir, kaya rüzgardır. İşte Hz. Lokman'ın "Ne gök vardı, ne yeryüzü, balık hareket etti ve kımıldadı, yeryüzü sarsıldı ve üzerine dağlar çekilerek durduruldu. Bunun için dağlar yeryüzünün üzerine oturtulmuştur” diye bahsettiği kaya budur.” İbni Kesir, Kuran Tefsiri Tüm bu dünyayı balığın üzerinde ilan eden hadisçi görüşlerden Kuran'ın dışındaki kaynakları bir kenara atmadan kurtulmak mümkün değildir. Aynı tablodan rahatsız olan Mehmet Akif Ersoy bakın şiirleriyle bu durumu nasıl yeriyor: Hani vaiz diye geçinen maskara şeyler var ya Der ki bir tanesi peştahtayı yumruklayarak: Dinle, dünya neyin üstünde duruyor hey avanak! Yerin altında öküz var, onun altında balık; Onun altında da bir zorlu deniz var kayalık, öteden Kürd atılır: Doğru mu dersin be hoca? Ne demek doğru mu dersin? Gidi cahil amuca! Sözlerim basma değil yazma kitaptan tekmil Kim inanmazsa kızıl kafir olur böylece bil. ........ (Safahat) Başka bir şiirinde Mehmet Akif maskara diye nitelendirdiği tipe şöyle çatar: Nebiye atf ile binlerce herze uydurdun. Yıktın da dini mübini yeni bir din kurdun. Mehmet Akif bu din adamı tipini yererken hiçbir zaman ümitsiz değildir. Aşağıdaki mısralarda ise uydurmalara karşı çözümünü şöyle dile getirir: Doğrudan doğruya Kuran'dan alarak ilhamı. Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı. |
Sevgili aspartam
Butun ictenligimle seni kutluyorum…yazdiklarin dogrudur veya yanlistir…bundan soz etmek istemiyorum.. hezeyandan uzak,akli selim, ve daha tutarli… Cami hocasi soylemlerinden farkli, mizrakli ilmahallerden daha gercekci… Biraz da oz elestiri, igneyi baskasina sokup cuvaldizida kendine sokmak dogru adina atilan bir adim.. Daha tutarli yazilarini zevkle okuyacagim..bu tartismalarin ve gorus bildirmelerinde kalitesini yukseltecektir… Basarilar… |
MANTIKSIZ HADİSLER :
İslamı yanlış tanıtan , islam toplumlarını batıl inançlara sürükleyen , toplumu geri bırakan ve gerici yapan tonla hadis var..Birkaç örnek : İTFAİYE'YE GEREK YOK : “Yangın gördüğünüzde tekbir getiriniz, zira tekbir (Allahuekber demek) onu söndürür. Ramuzel Hadis AZRAİL'E TOKAT : Ölüm meleği Musa’ya gelerek: “Rabbine icabet et” dedi. Bunun üzerine Musa ölüm meleğinin gözüne tokat vurarak onu çıkarttı. Melek hemen Allah’a dönerek “Sen beni ölmek istemeyen bir kuluna göndermişsin, o benim gözümü çıkardı” dedi. Sahihi Müslim 10/176 GÖZ OYAN ZALİM PEYGAMBER : Ureyne ve Ukeyle kabilelerinden bir grup Medine’ye gelerek Müslüman oldular. Medine’nin havası onlara dokununca Peygamber onlara deve sidiği içmelerini öğütledi. Adamlar develeri dağıttılar ve çobanı da öldürdüler. Peygamber onları yakalattı, ellerini ve ayaklarını kesti, gözlerini oydu, çölde susuz ölüme terk etti. Biz onlara su vermek isteyince, Peygamber bizi engelledi.” Buhari Tıp5/1, Hanbel 3/107,163 .MA BAKMA KÖR OLURSUN : “Sizden birisi cinsel münasebette bulunduğu zaman eşinin cinsel organına bakmasın, zira cinsel organa bakmak körlüğe sebep olur.” Feyzul Kadir 1326 FEMİNİSTLER İYİ OKUYUN : “Eğer erkeğin tepesinden tırnağına kadar cerahat aksa, kadın da bunları ağzı ile temizlese, yine de erkeğin hakkını ödemiş olmaz.” İbni Hacer el Heytemi 2/121 KEÇİ AYETİ YEDİ : “Zina yapan evlilerin taşlanarak öldürülmelerini emreden ayet Hz. Ayşe’nin döşeğinin altındaki sayfada yazılı bulunuyordu. Peygamber ölünce Hz. Ayşe onun gömülme işlemleri ile meşgulken, evin açık kapısından içeri giren bir keçi o sayfayı yedi. Böylece taşlayarak öldürme cezası Kuran’dan çıktı. Ama hükmü devam etmektedir.” İbni Mace 36/194,Hanbel 3/61,5/131 WHAT IS ALLAH? "Allah zamandır." Muvatta 56/3 WHERE IS ALLAH : Peygamber’e Allah’ın yerleri ve göğü yaratmadan önce nerede olduğu soruldu, Peygamber ; “Bir bulut içerisinde idi, üstü hava, altı hava idi.”dedi. Hanbel 4/11 SEN NEYMİŞSİN BRE MUAVİYE : Muaviye'nin yağdanlığı Ebu Hureyre’den ; “Allah’ın Re-sulu şunu derken duydum: Allah vahyini üç kişiye emanet etti: Ben, Cebrail ve Muaviye” |
Hadislere ilk halife dönemlerinde engel olunmaya çalışıldıysa da bilhassa siyasi nedenlerle başlayan hadisçiliğin önü alınamamıştır..
Hadis karşıtçılığı yeni değildir..İslamda akılcılığı öne çıkaran ve bir döneme damgasını vuran Mutezile akımı hadisçiliği reddetmiş , onun İslam'a ve topluma vereceği zararların yararlarından çok daha fazla olduğunu , yalan hadislerin uydurma bir din ortaya çıkaracağını ve hadislere gerek olmadığını vurgulamıştır.. Mutezile akımının tarihe karıştığını zannedenler olabilir..Bugün dahi çağdaş din alimleri içinde Mutezile akımını öven ve fikirlerini savunanlar çoktur.. EN ÇOK TARTIŞILAN 10 MEŞHUR HADİS : 1- İsa'nın kıyametten önce gökten inmesi , 2-Deccal ve cessase hadisi , 3-Hz.Muhammed'in büyülenmesi , 4-Hz.Musa'nın Azrail'i tokatlaması, 5-Miraç hadisi, 6-Hz.Muhammed'in şeytanını müslüman yapması, 7-Şeytan'ın İsa ve Meryem'e dokunamaması , 8-Çorba kabına düşen sinek hadisi. 9-Hz.Muhammed'in göğsünün yarılarak,kalbinin temizlenmesi, 10-Mehdi'nin geleceğine dair hadis.. |
Peygamber ve Sünnete Olan İhtiyaç
Yüce yaratıcı insanoğlunu mükerrem ve mükemmel bir varlık olarak yaratmıştır. Fakat bu mükemmelliğine rağmen insan, ilahî hitaba doğrudan muhatap olacak yapıya sahip değildir. Bu sebeple dünyada insan hayatının başladığı günden beri, Allah Teala, onların arasından seçtiği "Nebî" veya "Resul" denilen peygamberleri kendisiyle kulları arasındaki irtibatı kurmak ve açıklamakla görevlendirmiştir. Bütün peygamberler, Allah'ın emir ve nehiylerini O'nun kullarına ulaştırmak ve onlara doğru yolu göstermekle görevlendirilmiş hidayet elçileridir. Peygamberler bu kutsal elçilik görevlerini hakkıyla yerine getirmeye çalışmışlardır. Bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem de ümmetine Allah Teala'nın istediği şekilde yaşamaları için gerekli bilgileri uygulamalı olarak vermiştir. Her peygamber gibi bizim peygamberimizin de iki temel görevi vardı: Tebliğ ve beyan. "Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan, O'nun elçiliğini yerine getirmemiş olursun".1 "İnsanlara, kendilerine ne indirildiğini açıkça anlatasın diye sana da Kur'an'ı inzal ettik".2 Peygamber Efendimiz vahiy yoluyla Allah'tan aldığı Kur'an ayetlerini, görevi gereği, İnsanlara sadece ulaştırmakla kalmıyor aynı zamanda onları açıklıyor ve anlatıyordu. Tebliğ ettiklerini açıklamak ve anlatmak onun aslî göreviydi. Hemen işaret edelim ki Peygamberimiz'in tebliğ görevi evrensel olduğu için, açıklamaları da ona uygun bir çerçeve ve nitelikte gerçekleşiyordu. Yani sünnet, Kur'an'ın evrensel planda Hz. Peygamber tarafından yorumlanması demek oluyordu. Mukaddes kitabımız Kur'an-ı Kerîm'in eksiksiz, yeterli, açık ve her şeyi açıklayıcı olmasına ve dinimizin de ikmal edilmiş bulunmasına rağmen, sünnetin ifade ettiği bir yorum ve anlatıma gerçekten ihtiyaç var mıdır, şeklinde bir soru aklımıza takılabilir. Gerçek şu ki, yüce kitabımızın yeterli, açık ve açıklayıcı oluşu elbette bir hakikattir. Ancak onun bu niteliklerine rağmen, muhatapları olan insanların anlayış seviyeleri farklı olduğu için onu tek tek doğru olarak anlayıp kavramaları mümkün değildir. Öte yandan sorumluluk için duymak değil, anlamak gerekmektedir. insanları anlamadıkları şeylerden sorumlu tutmak mümkün değildir. Bu sebeple kim, neyi anlamak ihtiyacında ise, ona onu anlatmak lazımdır. En iyi, en güzel, en doğru ve en doyurucu açıklamayı da elbette Kur'an ayetlerini getirip tebliğ eden Peygamber yapacaktır. Peygamber'in açıklamaları, hiç bir zaman Kur'an'ın eksik, yetersiz ve kapalı olduğu anlamına gelmez. "Allah'a kul olmak"tan başka görevi bulunmayan insanlar, ancak bu açıklamalar sayesinde O'na nasıl kulluk edeceklerini öğrenmiş olacaklardır. Bu sebeple sünnetsiz bir müslümanlık düşünmek mümkün değildir. Hayatın ilahî irade doğrultusunda şekillenmesi konusunda Sünnet, Kur'an ile birlikte hemen onun yanıbaşında birinci dereceden bir görev üstlenmiş bulunmaktadır. Bunun böyle olduğunu hem Peygamber'e itaati emreden Kur'an-ı Kerîm, hem de Hz. Peygamber'in bizzat kendisi ifade ve ilan etmektedir. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulmaktadır: "Peygamber size ne verirse onu alın, neyi yasaklarsa ondan da kaçının!" 3. "De ki: Allah'ı seviyorsanız, bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın" 4. "Allah'a ve kıyamet gününe kavuşacağını uman sizler için Allah'ın Resülü'nde güzel bir örnek vardır" 5. "Allah'a ve Resülü'ne inanıyorsanız, anlaşmazlığa düştüğünüz konulan Allah'a ve Resülü'ne arz ediniz!" 6. "Hayır Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem tayin edip verdiğin hükmü, içlerinde hiç bir sıkıntı duymadan kabul edip teslim olmadıkları sürece tam mü'min olamazlar" 7. "Gerçekten sen, doğru yola, Allah'ın yoluna çağırıyorsun" 8. "Peygamber'in emrine muhalefet edenler, fitneye ya da can yakıcı bir azaba uğramaktan çekinsinler" 9. "Kim Peygamber'e itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur" 10. Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: "...Kim benim sünnetimden (yaşama tarzımdan) yüz çevirirse benden değildir"11. "Dinin elden çıkışı sünnetin terkiyle başlar. Halat nasıl lif lif kopup parçalanırsa, din de sünnetin birer birer terkiyle ortadan kalkar"12. Bütün bu ayet ve hadisler, müslümanların ancak sünnete sarılmak ve ondan ayrılmamaya çalışmak suretiyle İslami kimliklerini koruyabileceklerini ifade etmektedir. Zira açık bir gerçektir ki, sünnetin terkedilmesiyle doğacak boşluk, sünnetin tam zıddı demek olan bid'atla doldurulacaktır. Sünnet, en kısa ve genel anlatımıyla "İslam kültürü" demektir. Bid'at ise, İslam kültürüne ters düşen, onda yeri olmayan ve fakat ondanmış gibi görülmeye ve gösterilmeye çalışılan yabancı unsur demektir. Muhtelif kıta ve iklimlerde yaşayan müslümanlar arasında çağlar boyu görülegelen ortak değerler ve uygulama benzerlikleri, sünnetin belirleyiciliği, birleştiriciliği, bütünleştiriciliği yani evrenselliği sayesinde olmuştur. Açıkça söyleyecek olursak, ümmet sünnetle vardır, onunla yaşar. Yozlaşma sünnetten ayrılmakla başlar. -------------------------------------------------------------------------------- 1 Maide süresi (5), 67 2 Nahl süresi (16), 44 3 Haşr süresi (59), 7 4 Al-i İmran süresi (3), 31 5 Ahzab süresi (33), 21 6 Nisa süresi (4), 59 7 Nisa süresi (4), 65 8 Şura süresi (42), 52 9 Nur süresi (24), 63 10 Nisa süresi (4), 80 11 Buharî, Nikah l; Müslim, Nikah 5 12 Darimî, Mukaddime 16 |
Sünnet kelime olarak tarz, metot, yol, tavır manalarına gelir. Sünnet kelimesi toplulukların devam edegelen davranışları manasında da kullanılır. Sünnet kelimesi Kuran’da en çok, tek geçerli sünnetin Allah’ın sünneti olduğu ve Allah’ın sünnetinde değişiklik olmayacağı şeklinde kullanılır.
"Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı bekliyorlar? Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamaz-sın. Allah’ın sünnetinde dönüşüm de bulamazsın." 35/Fatr Suresi /43 "Daha önceden gelip geçenler hakkında Allah’ın sünnetidir. Allah’ın sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın." 33/ Ahzab Suresi /62 Kuran’da sünnet kavramı bu şekilde kullanılırken, geleneksel İslam anlayışında sünnet Peygamber’in fiillerini anlatmak için kullanılır.. Sünnetin üçe ayrılıp incelenmiş olduğunu görüyoruz. Fiil halinde sünnet (es sünnetul fiiliye), sözlü sünnet (es sünnetul kavliye) ve sessiz kalarak gerçekleşen sünnet (es sünnetul takririye).. Birincisi Peygamber’in davranışını, ikincisi Peygamber’in sözlerini, üçüncüsü ise Peygamber’in yapılışını görüp de yasaklamadığı davranışları belirtir.. Aslında sünnetle kastedilen hadislerdir. Hadisler Peygamber’in söylediği söz , sünnet yaptığı fiiller manasında kullanıldığı için arada bir fark olduğu zannedilebilir.. Oysa sünnet olduğu iddia edilen tüm davranışları (Kuran’ın dışındakileri) bize ulaştıran tek kaynak hadis kitaplarıdır.. Peygamber’in söylediği her hadis de sözlü sünnet sayıldığı için hadis yerine sünnet, sünnet yerine hadis kelimelerini koyduğumuzda aynı şeyleri anlarız.. Dr. Subhi es Salih’in Hadis İlimleri ve Hadis İstilahları kitabının 1. sayfasında şöyle denir: “ Hadisçilerce, bilhassa müteahhirin hadisçilerce hadis ve sünnetin biri diğerinin yerinde kullanılan iki kelime olduğu kabul edilmiştir.” Peygamber’e iftiralarla dolu olan hadislere yapılan her eleştiriyi okurken hadis kelimesi yerine sünnet kelimesini de koyarsanız aynı neticeyi almış olursunuz.. Bu yüzden Kuran’ın yeterliliğini , hadisin yani sünnetin Kuran’la , mantıkla , kendi içinde çeliştiğini , Peygamber’in ve 4 halifenin döneminde Kuran dışında bir dini kaynak yazdırılmadığını , Emeviler’in , Abbasiler’in zulüm döneminde hadis , sünnet gibi başlıklarla insanlara Arap örf ve adetlerinin , Emeviler’in ve Abbasiler’in hayata kısır bakış açısının din diye yutturulduğunu iyi görmek lazım.. Ayrıca mezhepçilere sormak gerek ; Madem ki Ku'ran’daki farzlar , anlatımlar dışında sünnet başlığıyla sevapların , ibadetlerin olduğunu iddia ediyorsunuz , niye Kuran’da sünnet kelimesi bu manada kullanılmıyor? Allah 6236 civarındaki Kuran ayetinden hiç değilse bir tanesinde sünnet diye sizin anlattığınız şekilde bir kavramı tarif edemez miydi? Kuran’da 30’dan fazla kez geçen hadis ve defalarca geçen sünnet kelimelerinin nasıl geçtiğini bir irdeleyin bakalım.. Bugün kullanılan manasıyla hiç alakası olmayan şekilde “hadis” ve “sünnet” kelimelerinin kullanılışı da mezhepçi İslam’ın , Kuran’da (dinde) olmayan kavramları uydurduğunun bir delilidir.. Eğer bu kavramlar dinde olsaydı , hem isimleri hem nitelikleriyle Kuran’da tarifleri yapılırdı.. Eğer Kuran , böyle en temel konuları bir tek ayetle bile açıklamayacaksa niye indi? Bu kavramların Kuran’da olmayan tarzda ortaya konması, bu kavramların uydurulduğunun apaçık delilidir. |
EMEVİLER DÖNEMİ UYDURMACILIĞI :
Bugün İslam diye ortaya sunulan din; Özellikle Emevi döneminden başlayarak , daha sonra Abbasiler döneminde sonuca ulaşan uydurma hareketin ürettiği İslam’dır. Bu İslam , kökenini sırf Kuran’dan alan , Kuran’ı yeterli gören bir İslam değildir.. Bu İslam Emeviler’in ve Abbasiler’in reforma uğrattığı İslam’dır. Bugün dinde reforma karşı çıkanlar , dine Emeviler ve Abbasiler tarafından yapılan kötü reformun uygulamasını sürdürmektedirler.. Bu reform , dini zorlaştırma, karartma, insanla çatışır hale getirme ve ka-dınları toplumdan soyutlama şeklinde yapılmıştır. Bu ilaveleri yapanlar da aklı sıra dini savunduklarını söylemişler ve dinin kaynağı olduğunu iddia ettikleri yüzlerce hadis ve fıkıh kitaplarıyla dini dejenere etmişlerdir.. Dini dejenere eden bu tarihi sürecin en baştaki basamağı Emevi devridir.. Emevi dönemi gelince 4 Halife döneminde hadis nakillerinden dolayı azarlanan Ebu Hureyre ve Kab gibiler bir anda baş tacı oldular.. Muaviye bu şahısları manevi itibar ve maddi çıkar sağlamak amacıyla teşvik etmiştir.. Aynı Emeviler İslam’daki ilk ciddi kargaşayı çıkarmış ve Hz. Ali’ye karşı savaşmışlardır. Hz. Ali’nin kendilerini yeneceğini anlayan Emeviler mızraklarının ucuna Kuran geçirmiş ve Hz. Ali’nin ordusu “Biz Kuran’a karşı savaşmayız.” diyerek Emevilerin kurtulmasına imkan tanımışlardır. Hz. Ali Kuran’ın mızraklardaki sayfalar olmadığını, kendisinin Kuran’a bağlı olduğunu söylemesine rağmen Emevi oyunu başarılı olmuştur.. Aynı Emeviler Hz. Ali’ye karşı olan düşmanca tutumlarını, Hz. Ali’nin oğulları ve Peygamber’in torunları olan Hasan ve Hüseyin’e karşı da göstermişlerdir. Mesudi’nin anlatımlarına göre Hasan kendisini rakip gören Muaviye tarafından zehirletilerek öldürülmüştür.. Hasan’ın karısını bu zehirleme işinde kullanan Muaviye ise ölüm haberini alınca şarkılar söyleyerek , kendisini ibadete verip siyaset sahnesinden çekilmiş olan Hasan’ın ölümüne çok sevinmiştir.. Hasan’ın kardeşi Hüseyin ise Kerbela olayında Muaviye’nin oğlu Yezid tarafından öldürülmüştür. Kaynaklar Yezid’in nasıl Hüseyin’in ölüsüne bile saygı göstermediğini ve Hüseyin’in kesik başını sopayla didikleyip alay ettiğini anlatırlar. Hasan ile Hüseyin’in kız kardeşi Zeynep ise halkın ayaklanmasına ön ayak olur korkusuyla yaşadığı yerden sürülmüştür. Tüm bunları yapan, Peygamber torunlarının katilleri olan Emeviler , tüm bunları yaparken din için, dinin hayrına yaptıklarını savunacak kadar yüzsüzdüler.. Emevi dönemine kadar ne saltanata dönüştürülmüş halifelik vardı , ne de Kuran dışında bir dini kaynak.. Hz.Muhammed ve 4 Halife dönemindeki sade yaşantının saray ihtişamlarına , debdebeye , şölenlere dönüşü , dini liderliğin paraya ve güce çevrilmesi , halifeliğin aile içi saltanata dönüştürülüp balığın baştan kokmaya başlaması bu devire rastlar.. İçki alemleri ve yaptırdıkları saraylarla meşhur olan bir çok Emevi halifesinin yanı sıra Velid gibi Kuran’dan hoşuna gitmeyen ayetlerin okunması üzerine Kuran’ı hedef yapıp ok yağmuruna tutanlar da halife olmuştur.(Mesudi 3/228, İsfahani 7/49, İbnul Esir 5/290) Hadisler ilk kez işte bu dönemde yazılmaya başlandı. Fakat bu yazım işleminde hadislerle , kıssalar ve görüşler karışıktı.. Emeviler döneminde hadislerin yazıldığı bilinse de , bu dönemden kalan bir kitap olmayıp , bu dönemin bir köprü , bir kaynak olduğu kesindir..Hadislerin kitap olarak yaygınlaşması Abbasi dönemine rastlar..Örneğin Kutub-i Sitte Abbasiler döneminde yazılmıştır.. |
KADINLAR HAKKINDA UYDURMA HADİSLER :
Geleneksel İslam’ın en çok ilaveler yaptığı konular kadınlarla ilgili olanlardır.. Kadını köleden beter yapan , kadının , erkek egemen toplumda sadece ev işinde ve cinsellikte kullanılmasını , hiçbir alanda kadına hak tanınmamasını savunan izahlar , toplum nezdinde kabul görsünler diye uydurma hadislere ve mezhep izahlarına dayandırılmış ve bu bakış açısı topluma din diye yutturulmaya çalışılmıştır.. Saf dindar kadınların birçoğu Kuran’ın İslam’ı ile bu uydurmaları ayırt edemedikleri için , Allah’ın rızasını umarak bu uydurmalara göre yaşamaya çalışmış ve kendilerini gelenekçi erkeklerin sınırlarını çizdiği kapkara bir dünyada bulmuşlardır.. Gelenekçiler; “Peygamber’imiz, cennetin annelerin ayaklarının altında olduğunu söylemiş , kadınlar annemizdir , bacımızdır...” gibi laflar ederek kadınlara çok değer verdiklerini göstermek istemektedirler.. Oysa gerçekte kadını 2.sınıf insan haline getirmişlerdir.. ERKEĞE SECDE : "Eğer bir kimsenin bir kimseye secde etmesini emretseydim, erkeklerin kadınlar üzerinde olan haklarından dolayı kadınların erkeklere secde etmelerini emrederdim." Tirmizi, Rada, 10/1159; Ebu Davud, Nikah 40/2140 Ahmed b. Hanbel, Müsned VI, 76; İbn Mace, Nikah 4/1852 "Ey kadınlar! Eğer kocalarınızın size olan haklarını bilseydiniz, ayaklarının tozunu yüzlerinizle silerdiniz." Hafız ZehebiBüyük Günahlar Sayfa 187 KADIN=KARA KÖPEK=EŞEK=DOMUZ : "Namazı bozan şeyler kara köpek, eşek, domuz ve kadındır." Sahihi Müslim, Salat 265; Tirmizi Salat 253/338 Ebu Davud, Salat, 110/720 KADIN UĞURSUZDUR : "Uğursuzluk üç şeyde vardır: Kadında, evde ve atta." Ebu Davud, Tıb, 24/3922; Müslim, Selam, 34/115 Buhari, Nikah, 17/4805 MAKYAJLI KADIN LANETLİDİR : "Eğer bir kadın peruk takarsa, eğer kol ve yüzüne dövme ya da ben yaparsa, yüzünden ve kaşlarından cımbızla kıl aldırırsa, yüzüne güzellik vermek için şekil değiştirirse lanetlenmiştir." İmam Şarani – Uhudul Kubra – Sayfa 313, 867, 889 KADIN EVDE OTURMALI : "Kadınları zarar vermeyecek miktarda aç, aşırı gitmeyecek kadar da kıyafetsiz bırakınız. Çünkü kadınlar iyice doyar, güzelce giyinirlerse onlar için dışarı çıkıp gezmekten daha sevimli bir şey yoktur. Fakat onlar biraz aç, biraz da çıplak kalırlarsa onlar için evde oturmaktan hayırlı bir şey yoktur." İbnül Cevzi, Mevzuat, II/282283; Suyuti, Leali, II/154 İbn Arrak, Tenzihü’şŞeria, II/212213 KADIN SÖZÜ DİNLEMEYİN : "Kadınlara danışmayın, onlara muhalefet edin. Kadınlara muhalefet edin, zira kadınlara muhalefet berekettir." Kadınlara Dîni Bilgiler 44,45 Suyuti, Leali II, 147; İbn Arrak, Tenzihü’ş Şeria II, 210 "Kim ki karısına itaat ederse Allah (cc) onu yüzüstü Cehenneme atar." İbn Arrak II, 215 |
Uydurma hadislerin amaçlarından biri de Arap milliyetçiliğidir..Hadis yoluyla , Emevi ve Abbasi dönemlerinde , bir çok Arap adeti , sanki dinin gereği imiş gibi toplumlara dayatılmıştır..
Bugün gelinen noktada , Türkiye’deki birçok cemaatin hatta milliyetçi geçinen çevrelerin bu örf ve adetleri Araplar’dan bile daha şiddetle savunması Arap milliyetçiliğinin bu taktiklerinde ne kadar başarılı olduğunu göstermektedir. Cennet dilinin Arapça olmasından tutun , müslümanlığı kabul edenin , ismini Arap ismiyle değiştirmesini şart koşacak kadar azgınlaşan bir milliyetçiliktir bu.. Bunun yanında ,Türkler aleyhinde yazılmış hadislerde ibretliktir.. "Ey Arap! kendinden olanla ve kendi denginle evlen ve yapacağın çocukların safiyeti bakımından dikkatli ol ve asla zenci ile evlenme. Çünkü zenciler çarpık yaratık olduklarından onlarla evlenenlerin çocukları sakat ve çarpık doğar." Muttaki 8/24-28- Lewis Çevirisi Size ilişmedikçe siz de Türkler’e ilişmeyiniz. Çünkü severlerse sizi soyarlar. Sevmezlerse sizi gebertirler. Suyuti-Lealil Masnua 1/440 “Küçük gözlü, kırmızı yüzlü ve suratları kalın deriden yapılmış kalkanlara benzer Türkler’e (Yecuc- Mecuc’e) karşı savaşlar yap-madıkça hüküm günü gelmiş olmayacaktır.” Buhari-K. Cihad 95,96; Müslim K. Fitan 63,64-66 Hayvani , vahşi , medeniyetsiz bir yaratık şeklinde tarif edilen Yecuc-Mecuc’un kim olduğu hakkında ayrılıklar çıkmıştır. Fakat gelenekçilerin "tek hadisini inkar eden kafir olur" dedikleri Buhari ayrıca Taberi , Bağdadi , Belhi , Beyzavi , Nesefi , Nüveyri , İbni Kesir gibi gelenekçilerin itibar ettiği kişiler , hatta Asım Efendi ve Ahteri Mustafa Efendi gibi gelenekçilerin alim ve muteber bildiği bazı Türkler , Yecuc-Mecuc’un Türkler olduğunu savunanlardır.. Uydurma hadislerin Türk müslümanları dahi getirdiği nokta ilginçtir..Varın siz bu sözde Türk'lerden yurtseverlik bekleyin..Mümkün mü ??.. |
Panteidar;pirinç çuvalında taş var diye çuval imha edilmez..Bahsettiğin çoğu şey uydurma hadistir..cerh ve tadil diye bir ilim var biliyormusun?Hadislerin kabul edilme şartları var bunlar içinde bir madde de bildiğim kadarıyla yanlış hatırlamıyorsam Kur'an'a uygunluktur..zekatın ne kadar verileceği,namazın nasıl kılınacağı hep sünnetle bilinir..
yahudilerden müslüman olup,İslam'a geçtiklerinde beraberlerinde ya bilerek veya bilmeyerek kendilerine ait hurafeleride getirdiler.. cerh ve tadil ilmi sadece müslümanlara ait bir ilimdir..bu yönde yapılmış gayretleri boş olarak göremeyiz.doğru ile yanlışı ayırd edecek bir anlayışa sahip olursan-doğru olursan zaten doğru yönde yaşarsın.. |
mukemmel bir calisma olmus pan dostum.....tebrik etmek istedim kabul edersen....
suna bakarmisiniz ya "Kim ki karısına itaat ederse Allah (cc) onu yüzüstü Cehenneme atar." İbn Arrak II, 215 |
Alıntı:
O pirinç çuvalının yarısından çoğu yalan! Önceki yazılarımda ispatladım bunu..Hz. Muhammed'e günlük 70 hadis düşüyor..Mümkün mü bu?? İçindeki taşlar da az buz değil - binlerce.. Ve hepside ateşten..Yakıyor , kuşkulandırıyor , inkar ettiriyor , bölüyor.. Cerh ve tadil ilmini geç bir kalem!! Şimdiye kadar ne yapmışlar ki , şimdiden sonra yapacaklarından fayda gelsin..Akıntıya kürek çekmek bu.. Külliyen reddetmekten başka yol yoktur..Ama yapamazlar ayrı konu.. Hadislerden rahatsız olan Mehmet Akif Ersoy bakın şiirleriyle bu durumu nasıl yeriyor: Hani vaiz diye geçinen maskara şeyler var ya ; Der ki bir tanesi peştahtayı yumruklayarak: Dinle, dünya neyin üstünde duruyor hey avanak! Yerin altında öküz var, onun altında balık; Onun altında da bir zorlu deniz var kayalık, öteden Kürd atılır: Doğru mu dersin be hoca? Ne demek doğru mu dersin? Gidi cahil amuca! Sözlerim basma değil yazma kitaptan tekmil Kim inanmazsa kızıl kafir olur böylece bil. (Safahat) Başka bir şiirinde Mehmet Akif maskara diye nitelendirdiği tipe şöyle çatar: Nebiye atf ile binlerce herze uydurdun. Yıktın da dini mübini yeni bir din kurdun.. Mehmet Akif bu din adamı tipini yererken hiçbir zaman ümitsiz değildir. Aşağıdaki mısralarda ise uydurmalara karşı çözümünü şöyle dile getirir: Doğrudan doğruya Kuran'dan alarak ilhamı. Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı.. |
Helaalll. :D
|
Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER
Daha önce bu sitede ne kadar çok bilgi ve fikir varmış değil mi ?
Pante özledik seni be dostum... -Güncelliyorum--- |
Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER
8- VASİYET YOKMUŞ :
Kuran: "Ey iman edenler!Herhangi birinize ölüm gelip çattığında vasiyet zamanı aranızda tanıklık şöyle olsun: Kendinizden adalet sahibi iki kişi yahut, yolculuk etmekte iken ölüm musibeti başınıza geldiyse sizin dışınızda iki kişi” 5 Maide Suresi 106 Hadis: "Varis için vasiyet yoktur.” Hanbel 14/238 Geçen yıl bu yazıyı Edip Yüksel'in sitesinde okumuştum. Onlara da mail atmıştım ancak düzeltmemişlerdi son gördüğümde. Buradaki ayetle hadis arasında bir çelişki yok. Hadiste varisten bahsediyor. Yani zaten kendisine Kur'an hükmü gereği miras kalacak olan kişiden. Her iki hüküm de bizim hukukumuzda epeyce benzer şekilde var. Birinde mahfuz hisseli mirasçılar söz konusu. Yukarıdaki hadis de onlara yönelik. Yani çocuğuna birşey bırakmak için vasiyet yapmaya gerek yoktur, kanun gereği zaten ona hissesi oranda miras kalacaktır. Ayette bahsedilen vasiyet ise kendisine miras düşmeyen kişiye bırakılması istenen mamelekle ilgili. |
Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER
Aşağıda oldukça iyi bir tasnif yapılmış hadislerin türleri, niteliği, doğruluğu, zayıflığı vb. konularda çok faydalı olacağını düşünüyorum bunu mutlaka not ediniz.
Hadis Türleri ve Taksimatı İle İlgili Istılahlar I- KABUL VEYA RED AÇISINDAN: A- MAKBUL HADİS: Kendisiyle amel edilmesini gerektiren hadislerdir. ("Ma`mulun bih", "me`huzun bih" de denir.) B- MERDUD HADİS: Râvîsinin doğruluğu kabul edilmeyen ve kendisiyle amel etmek gerekmeyen hadistir.Hükmüyle amel edilip edilmemesi konusunda karar verilemeyen ("tevakkuf edilen") hadisler de merdud gibidirler. II- RÂVÎ SAYISI (VEYA DERECE-İ ŞUYU`) AÇISINDAN: II-A- MÜTEVATİR HADİS: (1) Yalan üzerinde birleşmeleri âdeten mümkün olmayan râvîler topluluğunun ("cemm-i ğafir"), her nesilde, kendileri gibi bir topluluktan alıp naklettiği, (2) işitme veya görmeye ("mahsûsat") dayanan hadistir. Kesin bilgi ifade eder, amel vaciptir, reddi küfrü gerektirir, tetkik ve tenkid dışıdır. II-A-1- Lafzen Mütevatir: Bütün rivayetlerinde lafızları aynı olan hadistir ki "yok denecek kadar" azdır. "Men kezebe aleyye..." misalidir. Kayıt konmadan "mütevatir hadis" denince "lafzen mütevatir" anlaşılır. II-A-2- Ma`nen Mütevatir: Aralarında ortak bir nokta bulunan değişik lafızlı hükümlerin, tevatür şartlarını taşıyan râvîlerce rivayet edilmesiyle ortaya çıkan "ortak manaya" denir. Mesela, 100 kadar değişik lafızlı hadisten çıkan bir mütevatir mana Resûlullah Aleyhissalatü ves`selâm`ın "ellerini kaldırarak dua ettiğidir." II-B- ÂHAD HADİS: Mütevatir hadis şartlarını taşımayan hadistir. (Mütevatir derecesine ulaşamamış hadistir.) (Kelime anlamı öyle olsa da, sadece bir kişinin rivayet ettiği hadis DEMEK DEĞİLDİR.) Hadislerin hemen hepsi bu anlamda âhaddır. II-C- MEŞHÛR HADİS:1- Başlangıçta âhad iken Tabiin ve Etbaut-tabiîn devrinde tevatür derecesine ulaşan hadistir.2- Tevatür şartlarını taşımayan topluluğun naklettiği ve her nesilde râvîsi "ikiden aşağı olmayan" hadistir. (İbni Hacer "ikiden fazla olan" demiştir.) II-C-1- Sened tetkiki sonuçlarına göre meşhur: - Sahih Meşhur, - Hasen Meşhur, - Zayıf Meşhur. II-C-2- Şöhret buldukları yere göre meşhur: - Hadisçiler nezdinde; - Hadisçiler, Ulema ve Halk nezdinde; - Fakîhler nezdinde; - Usûlcüler nezdinde; - Halk nezdinde meşhur. III- SENEDİN MÜNTEHASI (HADİSİN SÖYLEYENİ) AÇISINDAN: III-A- KUDSî HADİS: Ayet olmamak kaydıyla, Resûlullah`ın: "Allah Teâla şöyle buyurmuştur:" diyerek, Allah`a nisbet ve izafe ettiği hadistir. "İlâhî" ve "Rabbânî" hadis de denir. Konuları genelde Allah`ın sıfatlarıdır. III-B- MERFU` HADİS: Söz, fiil, takrîr; fıtrî veya ahlâkî vasıf olarak -muttasıl veya munkatı` olsun- açıkça (sarâhaten) veya dolaylı bir şekilde (hükmen) Resûlullah`a izafe edilen hadistir. İttifakla huccet sayılmıştır, bağlayıcıdır. III-B-1- Sarâhaten Merfû: İçinde açıkça Resûlullah`a ait bir söz, fiil, takrir veya vasıftan söz edilen hadistir. - Kavlî hadis rivayet lafızları: "Resulullah şöyle buyurdu", "şunları haber verdi", "şöyle buyururken işittim", "şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir"; - Fiilî hadis rivayet lafızları: "şöyle yaptığını gördüm", "şöyle yapardı"; - Takrîrî hadis rivayet lafızları: "huzurunda şöyle yaptım, yaptı, yapıldı". III-B-2- Hükmen Merfû`: Herhangi bir "sahabi"nin, geçmiş peygamberler veya gelecekte cereyan edecek olaylar ya da işlenmesi halinde işleyene sevap veya günah kazandıracak konular gibi şahsî görüş ve kanaata dayanması mümkün olmayan ("mahalli ictihad ve re`y olmayan") konulara ait verdiği haberlerdir. İsrailiyyattan nakil yapmayan bir sahabi olması önem arzeder. - Kavlîye misal: İbni Mesud`un sihirbaz, arrâf, kâhin ve onlara gidenleri tekfir etmesi, - Fiilîye misal: Hz. Ali`nin Kusuf Namazında ikiden fazla rükû yapması, - Takrîrîye misal: "Resulullah zamanında şöyle yapardık, söylerdik", "şu sünnettendir" lafızları. III-B-EKLER- Ayrıca "tabiundan bir râvî" senedi sahabiye ulaştırıp şu ifadeleri kullanırsa da merfû` hadis olur: -"yerfa`uh, veyerfa`ul`hadîs: hadisi ref ederek rivayet etti"; "yenmîhi: isnad ederek"; "yebluğu bihi: sözü Resulullah`a ulaştırarak"; "yervîhi: Resulullah`dan rivayet ederek"; "rivâyeten, ravâhu". - Mürsel Merfû`: Sonraki nesilden bir râvî sözü "tabii"ye ulaştırıp üstteki ifadeleri kullanırsa. - Muallak Merfû`: Bütün sened hazfedilerek Resulullah'a izafet edilen hadis. III-C- MEVKÛF HADİS: Sahabilerin söz fiil ve takrirlerine dair -muttasıl veya munkatı`- haberlerdir. Sened sahabide kalıp Resulullah'a ulaşmaz. Sadece "sarahaten" mevkûf olur, hükmen olmaz. Misaller: "Hz. Ali şöyle dedi", "İbni Abbas şöyle yaptı", "İbni Ömer`den mevkûf olarak rivayet olundu ki", "hadis İbni Abbas`a varınca mevkûftur". (Dikkat: Vakkafahû tabiri geçen her hadis mevkûf olmayabilir.) Hanefilerden Râzî, Serahsî ve müteahhirûn ile birer görüşlerinde İmam Malik ve Ahmed Bin Hanbel mevkûf hadisi hüccet sayarlar. Bazı Hanefiler ve İmam Şafii huccet saymaz. III-D- MAKTU` HADİS: Herhangi bir tabiiye izafe olunan söz, fiil ve takrirlerdir. Etbâu`t Tabiîn de tabiî gibi kabul edilir. (İlk devirlerde bunun için Munkatı` terimi de kullanılmış.) Huccet değildir. IV- SIHHAT VEYA HÜKÜM AÇISINDAN: IV-A- SAHİH HADİS: "Adalet ve zabt sahibi ravilerin", "muttasıl senedle rivayet ettikleri", "şâzz" ve "muallel" olmayan hadistir. Hüccettir ve onunla amel vaciptir. "Bu hadis sahihtir" demek, onun sıhhat şartlarını taşıdığı ve o hadisin sahih olabileceği konusunda oldukça kuvvetli bir zanna sahip olunduğunu gösterir. Yalnız "mütevatir hadiste" olduğu gibi kesinkes bir kanaatten söz edilemez. Bu yüzden çoğunluk, itikadî konuların ancak Kur`ân ve mütevatir hadis ile sabit olacağını kabul eder. Sahih hadisin dereceleri şunlardır: -Buhari ve Müslim'in kitaplarına aldıkları hadisler. (Formülü: B+,M+), -Buhari'nin yalnız başına rivayet ettiği hadisler. (B+), -Müslim'in yalnız başına rivayet ettiği hadisler. (M+), -Kitaplarına almamış da olsalar Buhari ve Müslim'in şartlarına uygun olan hadisler.(B/,M/), -Yalnızca Buhari'nin şartlarına uygun olan hadisler.(B/), -Yalnızca Müslim'in şartlarına uygun olan hadisler.(M/), -Buhari ve Müslim dışındaki hadis mütahassılarının sahih dedikleri hadisler.(Diğerleri/). IV-A-1- Sahih Li Zâtihî: Mutlak olarak sahih hadis denince bu anlaşılır. IV-A-2- Sahih Li Ğayrihî: Sıhhat şartlarını en üst seviyede taşımamasına rağmen, kendisini sahih derecesine çıkaracak bir başka rivayet ("âdıd") bulunan hadistir. "Sahil lâ li zâtihî" de denir. IV-B- HASEN HADİS: Zabtı biraz gevşek olan ravilerin muttasıl senedle rivayet ettikleri şâzz ve muallel olmayan hadistir. Sahihten farkı, râvîsinin zabtının mükemmel olmayışıdır. İttifakla ihticac ve amel bakımından makbuldür. IV-B-1- Hasen Li Zâtihî: Mutlak olarak hasen hadis denince bu anlaşılır. Lafzı benzer bir başka hadis ("mütabi`") ile takviye olunursa, Sahih Li Ğayrihi derecesine yükselir. IV-B-2- Hasen Li Ğayrihî: Yalancılıkla itham edilmemiş ve çok hata yapacak kadar dalgın olmayan "ve fakat ehliyeti açıkça anlaşılamayan ("mestûr") bir râvîsi bulunan hadis" lafız veya mana yönünden başka rivayetlerle desteklenirse bu adı alır. Kısaca: "Âdıd ile hasen mertebesine çıkan hadistir." Zayıf hadise çok yakındır, zayıftan farkı onu destekleyen bir veya birkaç rivayetin olmasıdır. Çoğunlukla başka hadisleri desteklemek ("i`tibar") için kullanılır. IV-B-EK- Hasen-Sahih: 1- Birkaç senedi olan ve Sahihlik derecesine ulaşan hadis. 2- Bir tarikten Hasen bir tarikten Sahih hadis. Hasen-Garîb: Gariblik hem sened hem de metinde olur da bir tek senedle rivayet edilmiş olursa ve manasını takviye eden başka deliller bulununca onu "hasen li zatihi" kabul ettiğini göstermek için Tirmîzi bu adı verir. IV-C- ZAYIF HADİS: Sahih ve Hasen hadis şartlarını taşımayan hadistir. Sahih ve Hasen hadis şartlarından herhangi biri eksik olursa hadis zayıf demektir. Birden fazla şart noksan olursa zayıflık daha şiddetli olur. Böylece zayıf hadisin dereceleri de farklılık arzeder. Bu yüzden çeşitleri hakkında 49`dan 510`a kadar değişen rakamlar verilmiştir. Tirmizî`ye gelinceye kadar hadisler "sahih" ve "sakîm (zayıf)" diye ikiye ayrılırdı. Zayıf hadisler de "metrûk" ve "ğayr-i metrûk" olarak ikiye ayrılıyordu. Tirmizî`den sonra sahih ile zayıf arasına bir de "hasen" çeşidi girdi. Böylece "Ğayri metrûk zayıf" hadisler "hasen" terimiyle zayıflar arasından ayrılmış oldu. O halde Tirmizî`den önce yaşamış bir muhaddisin dilindeki "zayıf hadis" teriminin "hasen hadisleri" de içine aldığı dikkatten uzak tutulmamalıdır. Zayıf hadisle amel konusunda üç ayrı görüş vardır. -Asla amel olunmaz, - Mutlak olarak amel olunur, -Amellerin faziletleri konusunda özel şartlarına bağlı olarak amel olunur. Zayıf hadisi belli kısımlara ayırıp, belli şartlarla amel etmek görüşü orta ve doğru bir yoldur. Hadiste zayıflık genelde iki sebepten kaynaklanır: IV-C-1- Seneddeki İnkita Sebebiyle Zayıf Hadis ve Çeşitleri: Senedden en azından bir ravinin düşmesi demektir. Böyle bir inkita` varsa, seneddeki bütün raviler sika olsalar bile, sırf bu inkıta` metnin reddini gerektirir. IV-C-1-a- MÜRSEL HADİS: Tabiî`nin sahabiyi atlayarak Resulullah'a izafe ettiği hadistir. Muhaddis, fakîh ve usulcülerin çoğuna göre delil olmaz, ihticac yapılmaz, zayıftır. Ebu Hânife ve İmam Malik sikanın mürselini sahih ve hüccet sayar. Bir de sahabenin bir başka sahabiden duyduğu hadisi Resulullah`dan rivayet etmesi vardır ki buna "sahabi mürseli" denir. "Sahabi mürseli sahihtir" hükmünde ittifak vardır. Senedde atlanan kişi her zaman kolayca anlaşılmayabilir. İşin ehli olanların farkedebileceği bu tür irsâle, "irsâl-i hafî", böylesi hadise de "mürselü-l-hafiy" denir. IV-C-1-b- MUNKATI` HADİS: 1- Senedi muttasıl olmayan hadistir. 2- Senedin herhangi bir yerinden bir râvînin veya "farklı yerlerinden" "peşpeşe olmamak şartıyla" birden fazla râvînin düştüğü hadistir. 3- Müteahhirun, "etbâ`ut tâbiîn"in "tabiî"yi atlayarak sahabiden naklettiği hadise munkatı` demiştir. 4- Senedinde müphem bir kişinin zikredildiği hadise de munkatı` diyenler olmuştur. Munkatı`, mürsel`den daha zayıftır. IV-C-1-c- MU`DAL HADİS: Senedin herhangi bir yerinden "peşpeşe" "iki veya daha çok" râvînin düştüğü hadistir. Merfu hadisi, sahabi ve Resulullah`ı zikretmeyerek tabiîn`den birinin sözüymüş gibi nakletmek de hadisi mu`dal kılar. Mu`dal, munkatı` dan daha zayıftır. IV-C-1-d- MUALLAK HADİS: Senedin baş tarafından bir veya birkaç râvî ya da müntehasına kadar senedin bütünüyle hazfolunduğu hadistir. Ta`lik aslında bir rivayet kusurudur. Sahihayn`daki 1300 küsür ta`likin Buhari`ye göre sahih oldukları kabul edilmektedir. IV-C-1-e- MÜDELLES HADİS: Tedlis, senede dahil bir râvînin ismini atlayarak, orada öyle biri yokmuş izlenimini verecek şekilde senedi söylemek demektir. (Lugatte malın ayıbını müşteriden gizlemek demektir.) Tedlis yapan râvîye "müdellis", senedden düşürülen râvîye "müdellesün anh", tedlis ile rivayet edilen hadise de "müdelles hadis" denir. Tedlis üç çeşittir: 1- İsnad Tedlisi: Râvînin görüşmediği veya görüştüğü halde hadis almadığı çağdaşı bir kişiden işitmiş gibi "kâle fülân" veya "an fülân" diyerek hadisi rivayet etmesidir. (Râvînin görüşmediği çağdaşından yaptığı rivayete "mürsel-i hafî" de denir.) 2- Şuyûh Tedlisi: Râvînin hocasını bilinmeyen bir isim, sıfat veya künye ile zikretmesidir. 3- Tesviye Tedlisi: Sika râvîler arasındaki zayıf bir râvîyi atlayarak, hep sikadan gelmiş intibaını verecek şekilde hadisin rivayet edilmesidir. IV-C-2- Râvîdeki Cerhi Gerektiren Hallere Göre Zayıf Hadis ve Çeşitleri: "Metain-i `Aşere" denilen râvîleri tenkid noktalarından birinin veya birkaçının râvîsinde bulunması sebebiyle zayıf kabul edilen hadisler bu türe girer ki on çeşittir: IV-C-2-a- MEVZU` HADİS: Resûlullah`ın adına yalan uydurmak (kizb) ile cerhedilmiş râvînin rivayetine denir. Buna "hadis diye uydurulmuş söz" demek daha doğru olur. IV-C-2-b- METRÛK HADİS: Yalancılıkla itham edilmiş ("ittihamur`ravî bilkizb", "töhmet-i kizb") bir râvînin rivayetinde yalnız kaldığı ("teferrüd ettiği") hadistir ki "matrûh hadis" de denilir. Şöyle de tarif edilmiştir: Hiçbir sikanın rivayetine muhalif olmaksızın kizb, kesret-i galat, fısk ve gaflet gibi cerh noktalarından biri ile itham edilen râvînin "yalnız başına rivayet ettiği" hadistir. IV-C-2-c- MÜNKER HADİS: Çeşitli tanımları vardır: 1- Zayıf bir râvînin sika bir râvîye muhalif olarak rivayet ettiği hadistir. 2- Sika olsun olmasın râvîsi tek kalan hadistir. 3- Sikanın hadisin tamamında teferrüdü. 4- Sikanın hadisin bir kısmında teferrüdü. 5- Bir hadisin senedinde iki zayıf râvînin bulunması ve başka senedinin de bulunmaması. 6- Senedinde tanınmayan (lâ yu`raf) bir râvînin bulunduğu hadis. 7- Kesretü`l ğalat, fartu`l ğafle ve fısk gibi tan noktalarıyla tenkid edilmiş râvîlerin rivayetlerine de münker denilir. IV-C-2-d- MU`ALLEL HADİS: Görünürde sahih olmakla beraber, bu sıhhati yok edebilecek gizli bir illet taşıyan hadisdir ki "ma`lûl" de denir. Hadisin illetini bulan muhaddise mu`allil denir. "Mürsel veya munkatı` hadisi mevsûl olarak", "bir hadisi başka bir hadisin içine katarak", "mevsûl olanı mürsel olarak", "merfû`u mevkûf olarak", "sika yerine zayıf râvî zikrederek" rivayet gibi cerhe sebep olan hatalara "vehim" denilmektedir. Bu tür hatalarla rivayet edilmiş olan hadise de muallel denir. IV-C-2-e- MÜDREC HADİS: Hadisten olmayan bir sözün, hadise bitişik olarak zikredilmesine "idrac", bu durumdaki hadise de müdrec denir. Bu, Resulullah`ın sözüne herhangi bir râvînin sözünün karışması demektir. Şu durum da bir çeşit idrac sayılmıştır: Muhalefetü`s-Sikât, yani zayıfın sikaya, sikanın da daha sika olana muhalif rivayette bulunması. Müdrec vaki olduğu yere göre iki kısma ayrılır: 1- Müdrecü`l İsnad: Sika ravilere muhalefetin senedin akışını bozmak suretiyle gerçekleşmiş olması. Dört şekilde olur. 2- Hadise ait olmayan bir sözün hadisin metnine katılmış olmasıdır. Metnin baş, orta veya sonunda olabilir. IV-C-2-f- MAKLÛB HADİS: Senedindeki bazı râvî isimleri ya da metnindeki bazı kelimeler takdîm veya te`hire uğramış hadistir. Hadisdeki takdim veya te`hîr hükmü de etkileyecek derecede ise maklûb`un bu türüne "ma`kus" denmiştir. Bir râvînin rivayeti olarak meşhur olmuş bir hadisi, hem ğarib hem de merğûb göstermek için o râvî yerine aynı tabakadan bir başka râvî ikame ederek yapılan rivayete de "mesruk" denir. İki metnin senedlerini değiştirme şeklindeki kalb`e "kalb-i mürekkeb" denmiştir. Sikat`ın zikretmediği bir râvînin sened arasında yanlışlıkla zikredilmesine "mezîd fî muttasılı`l-esânîd" denir. IV-C-2-g- MUZTARİB HADİS: Birden çok rivayeti bulunduğu halde rivayetlerinin birini diğerine tercih edecek sebep bulunmayan hadislerdir. Kısaca: "İki muhtelif surette rivayet edilen hadis" diye de tarif edilir. Iztırab daha çok isnadda, bazen de metinde olur. İsnadda olan, senedlerin mütehalif olmasından; metindeki ise yine o metin hakkıdaki rivayetlerin mütehalif olmasından ve bunların cem` ve te`lifinin mümkün olmamasından doğar. Tercih sebebi bulunursa ıztırab kalmaz. Tercih edilene "mahfuz" ve "ma`ruf" mercûh`a da "şâz" ve "münker" denir. IV-C-2-h- ŞÂZ HADİS: İnfirâd ve muhalefetü`s-sikât noktalarından tanımları yapılmıştır: 1- Sika bir râvînin mütabiî olmaksızın tek başına (münferiden) rivayet ettiği hadistir. 2- Sika bir râvînin diğer sika râvîlere muhalif olarak rivayet ettiği hadistir. 3- Sika bir râvînin daha sika ravilere muhalif olarak rivayet ettiği hadistir. Daha sika olan râvînin rivayetine "mahfuz" denir. Demek ki bu tarifte şâz ile mahfuz birbirinin zıddıdır. 4- Sika bir ravinin diğer sika ravilere -sened veya metinde ziyade veya noksanlıkta bulunmak suretiyle- muhalif olarak rivayet ettiği hadistir. Bu tarifte şâz, münker hadisin bir türü ile birleşmektedir. Buradan hareketle şâz hadise münker ve merdûd da denilmiştir. Şu nokta unutulmamalıdır: Hadisin şâz kabul edilmesi için infirad ve muhalefetin ikisinin birden bulunması gerekir. IV-C-2-ı- MUSAHHAF HADİS: Kelimesi nokta değişikliğine uğramış hadistir. Bu duruma da tashîf denir. (Sitten kelimesi yerine şey`en denmesi gibi.) IV-C-2-i- MUHARREF HADİS: Kelimesi hareke değişikliğine uğramış hadistir. Bu duruma da tahrîf denir. (Remâ ebî yerine Remâ Übey denmesi gibi.) (Beşîr kelimesinin Büseyr diye rivayet edilmesi hem tashîf hem tahrîftir.) V- TEÂRUZ AÇISINDAN: V-A- MUHKEM HADİS: Muârazadan sâlim olan makbul hadistir. Hükmüyle amel gerekir. V-B- MUHTELİF HADİS: Makbul bir hadisin muâraza ettiği makbul hadistir. EK: BAZI ISTILAHLAR: - "Ceyyid", "Kavî": Sahih ile denk. - "Sâlih": Sahih ve Hasen için ortak. - "Mücevved" ve "Sabit": Sahih ve Hasen`e şümûllü. - "Müşbih": Hasen veya Hasen`e yakın. - "Müstahsen": Sahih olmaya da Hasen olmaya da ihtimalli. http://www.artislamic.com/ibrahim/mustalahulhadis.html |
Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER
İslam düşmanı hadislerden bir örnek daha verelim:
Peygamberin bilime, tıbba karşı gerici, bağnaz biri olduğunu hiçbir müslüman kabul etmez. Ama aşağıdaki hadis peygamberi bu duruma düşürüyor. Peygamber ilaç kullanmaya karşı. Kur'an'da da hiç ilaçtan bahis olmaması ilginç. hadis sahih kabul edilen Buhari'ye ait. Hadisçiler açısından kuvvetli hadis yani. Fasıl Tıbb Ve Rukye Bölümü Konu Tedavinin Mekruhluğu Râvi Aişe Hadis Resulullah (sav)'a hastalığı sırasında ağzından ilaç içirdik. Bize içirmememizi işaret etti. Ancak biz (itirazını) hastalarda ilaca karşı görülen nefret (diye) değerlendirmiş (ve içirmiştik). Kendine gelince: "Bana ilaç vermeyin demedim mi?" diye bizi payladı. Biz, davranışımızın sebebini: "(Herhalde) hastaların ilaca gösterdikleri nefret olarak değerlendirdik" diye açıkladık. (Resulullah, buna rağmen öfke izhar edip, herkesi cezalandırmak üzere): "İlaçtan içmedik kimse kalmayacak!" emretti ve: "Abbas hariç hepinizi göreceğim, zira o (bana zorla ilaç içirirken) yanınızda değildi" buyurdu. Kaynak Buhari, Tıbb 21, Meğazi 83; Müslim, Selam 83, (2213) |
Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER
Hayvan katliamcısı peygamber
298- Fâkih İbn’i-Muğire’nin azadlı cariyesi Saibe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Hz. Aişe radıyallahu anhâ’nın yanına girmiştim. Odasında, yere konulmuş bir mızrak gördüm. “Ey müminlerin annesi! Bununla ne yapıyorsun?” diye sordum. Şu cevabı verdi: “Biz bununla şu kelerleri öldürüyoruz. Çünkü Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize bildirdi ki, Hz. İbrahim aleyhisselâm ateşe atıldığı zaman yerdeki bütün hayvanlar ateşin sönmesine katıldı, sadece keler katılmadı. Dahası o, ateşi (yanması için) üflüyordu. Bu sebeple Aleyhissalâtu vesselâm bunun öldürülmesini emir buyurdu. (K.S. 6949 C.17 S. 405 Akçağ alıntısı, İbn-i Mace 3231. ) 299- Resûlullah der ki: “Her kim kertenkeleyi ilk vuruşta öldürürse ona şu ve şu kadar sevaba vardır, ve her kim onu ikinci vuruşta öldürürse, birinciden aşağı olmamak üzere ona şu kadar sevap vardır. Ve her kim onu üçüncü vuruşta öldürürse ona da ikincisinden aşağı olmamak üzere şu ve şu kadar sevaba vardır.” buyurdular. (Müslim 146/695 C.9 300- İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm av veya koyun veya çoban köpeği hariç diğer bütün köpeklerin öldürülmesini emretti.” İbnu Ömer radıyallahu anh’a: “Ebu Hüreyre, “veya ekin köpeğini de diyor!” denilmişti, bunun üzerine: “Onun ekini var da ondan!” cevabını verdi ve ilave etti: “Biz Medine ve civarına gider, tek köpek bırakmaz hepsini öldürdük. Hatta biz, çölden gelmiş kadına refakat eden arkadaş köpeği bile öldürdük.” (K.S. 4949 C.14 S.159 Akçağ, alıntıları. Buhari, Bed’ül-Halk 14; Müslim, Musâkât 45,(1570); Muvatta, İstizân 14,(2,969) Tirmizi,Sayd 4,(148; 302- Resûlullah’a atfen: Resûlullah bize köpekleri öldürmeyi, emir buyurdu. Hatta kadın köpeği ile çölden gelirdi de biz o köpeği bile bile öldürdük . Sonra peygamber köpekleri öldürmeyi yasak etti ve: - Halis siyahını, iki noktalısını öldürmeye bakın, çünkü o şeytandır; buyurdu. (Müslim 47/25 C.8 Sönmez Neşriyat A.Ş. ) |
Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER
sn.pante,
islamın bir düşmanıda hadislerdir.uydurma hadisler... |
Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER
Kurani Kerimin düsmani Hadislerdir.....
konuya böyle bakmak lazim.... Allah ögütü kabul edilen ayetler ile kul anekdotlari hadisler nasil es degerde tutulabilinir ? |
Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER
sn.pante,
islamın bir düşmanıda hadislerdir.uydurma hadisler... AHFA. Ahfa , bu sitede ne zaman , *müslümanların işine gelmeyen bir hadis yazılsa ''uydurma'' *olduğunu söylüyorlar. Ama bu uydurma hadislerin,(hangileriyse) kütübi -sitteden ayıklanması için, hiç bir kesimden bir gayret yok. Ama , itiraz çok (işlerine gelmediği zaman). Ama camisi çok ,okulu az bu ülkede ,tüm camilerde ,bu hadislerin tamamı ''peygamber sözü'' diye anlatılıyor. Bu nasıl ikilem ,işine geldimi ''sahih'' işine gelmedimi uydurma. Bunun önüne kim çıkacak, bizmi ? *İnançlı müslümanlar mı? |
Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER
Alıntı:
... (Ancak bu hükümler, ölenin) Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. 4/11 Dolayısıyla o rivayet uydurmadır. |
Alıntı:
|
Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER
Alıntı:
“Zehirli iri keleri ilk vuruşta kim öldürürse ona şu kadar iyilik sevabı vardır. Onu ikinci vuruşta kim öldürürse, birincisinden daha az olmak üzere ona da şu kadar iyilik sevabı vardır. Eğer bir kimse onu üçüncü vuruşta öldürürse ona da şu kadar iyilik sevabı vardır.” Müslim, Selâm 146. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 162-163; Tirmizî, Sayd 14; İbni Mâce, Sayd 12 Bir başka rivayete göre de şöyle buyurdu: “Kim zehirli iri keleri ilk vuruşta öldürürse ona yüz iyilik sevabı yazılır. İkinci vuruşta öldürene bundan daha az sevap verilir. Üçüncü vuruşta öldürene de daha az sevap verilir.” Müslim, Selâm 147 * * Açıklamalar Keler, kertenkeleye benzeyen bir sürüngen olup faydalı, zararlı, eti yenen ve yenmeyen çeşitleri vardır. Araplar iri kelere “sâmmü abras” adını verirler. Hadislerde öldürülmesi istenen kelerin işte bu iri, siyah benekli zehirli türleri olduğu anlaşılmaktadır. Arap dili âlimleri bunların çok pis ve zararlı olduğunu, kanı bir insanın bedenine sıçradığı takdirde orada alaca hastalığının meydana geleceğini ifade ederler. Birinci hadiste *Resûlullah Efendimiz’in zehirli kelerin öldürülmesine gerekçe olarak “O, İbrâhim aleyhisselâm’a ateş üflerdi” buyurduğu belirtilmektedir. Bir başka rivayette, Hz. İbrâhim ateşe atıldığı zaman bütün hayvanların o ateşi söndürmeye gayret ettikleri, yalnız zehirli iri kelerin ateşe üfleyerek onu yakmaya çalıştığı (İbni Mâce, Sayd 12), yani şeytanın oyununa geldiği belirtilmektedir. Zehirli keleri ilk vuruşta öldürene yüz sevap, bazı rivayetlerde yetmiş sevap (Müslim, Selâm 147), ikinci ve üçüncü vuruşta öldürene daha az sevap verilmesi onu öldürmeye, elden kaçırmamaya teşvik etmek için söylenmiş, bu zararlıyı ortadan kaldırmak suretiyle insanlara hizmet eden kimsenin daha çok sevap kazanacağı belirtilmiştir. Hz. Âişe’nin odasında keler öldürmek için bir mızrak bulundurduğu da bilinmektedir (İbni Mâce, Sayd 12). Bu zararlı hayvanın Arabistan gibi sıcak bölgelerde çok bulunduğu, evlere girip yiyeceklere zarar verdiği ve tuza çok meraklı olduğu anlaşılmaktadır. Hadislerden Öğrendiklerimiz 1. “Her zararlı öldürülür” kaidesi gereğince zehirli iri kelerin öldürülmesi uygun görülmüştür. 2. Peygamber *Efendimiz’in bu zararlı hayvanı ilk vuruşta öldürmenin daha sevap olduğunu belirtmesi, onu elden kaçırmayıp görüldüğü yerde öldürmeye teşvik etmek içindir. 3. Kelerin İbrâhim aleyhisselâm’ı yakan ateşe üflemesi bir gerçeğin ifadesi olabileceği gibi, onun insan oğluna verdiği zararın mecâzî bir anlatımı da olabilir |
Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER
Ortalığı bir anda mealciler bastı. :D Hayırdır İnşallah. :D
|
Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER
Sevgili Okur kardeş,
1- 'Her zararlı öldürülür' kaidesiyle 'akıllı tasarım' çatışır mı? 2- Sana göre zararlı hayvanlar, insanlara zarar verenlerse Aslan, Kaplan, Yılan, ve bilimum vs.. öldürülmeli midir? Bu da planlamanın kusurlu olduğunu göstermez mi? 3- Kelerler ile ilgili bir araştırma yapılınca zehirli olmadıkları, fakat bu aileye tüm Kertenkele, Bukalemun, Gekolar dahil edilince zehirli olan sadece bir kertenkele türünün bulunduğu ve onun da Kuzey Amerika'da yaşadığı bilgisine ulaşılıyor! Bu da akıllara Muhammed'in Kelerleri 'ithal'mi sorusunu getiriyor... * * http://www.biltek.tubitak.gov.tr/bil...tenkeleler.htm Sevgiler... |
Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER
1.Uzun konu...
2.Kereleri alıp kafeste besleyemez yada onlar geçmesin diye çitler kuramazsın.. 3.İslam sadece Arabistana has bir din değil biliyorsun.. |
Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER
Sünnet ve hadissiz olarak İslam'ı düşünemeyen, bunu düşünenleri kafir sayan kesimin düşüncelerinin temelinde hadisleri de vahiy niteliğinde sözler olarak görmek vardır. Onlara göre Peygamberin ağzından çıkan her söz vahiy sayılır. Dolayısıyla hadisler Kur'an'ı açıklayıcı ve tamamlayıcıdır.
Ben hadislerle ayetleri şu örneğe benzetiyorum. Başbakanı ele alalım. Anılarını, görüş ve düşüncelerini, konuşmalarını bir kitap yaptıracak olsa *herhalde seçerek, ayıklayarak, gözden geçirip düzeltmeler, tamamlamalar, rütuşlar yaparak kitabı hazırlatırdı. İcraatin içinden programlarını, grup konuşmalarını, miting ve açılış konuşmalarını yazdırır ama "eliyle ağzını kapatarak yaptığı konuşmaları, kulis konuşmalarını, gizli saklı konuşmalarını yazdırmazdı. "Hadi al ananı da git ulan" vb. lafları da yazılsın istemezdi. Gençliğinde, siyasetin ilk dönemlerinde gözü kara düşüncelerini ortaya koyan konuşmaları ve özel hayatında geçenleri de. Kur'an'ın hadislerden farkı budur. Hadisler seçilmiş değildir. Yazılacağı düşünülerek sarfedilmiş, düşünülerek, planlanılarak, özenilerek sarfedilmiş sözler değildir. Gayriihtiyari söylenmiş, çeşitli ruh hallerinde iken söylenmiş, dün başka bugün başka söylenmiş sözlerdir. Ayrıca söylenmesinden 200-300 sene sonra yazıya döküldüğü için bu sözlerin birçoğu isteyerek ya da istemeyerek değişerek yazılmıştır. Araya dostun aktardığı da girmiştir, düşmanın aktardığı da. Kendilerine göre sözleri çarpıtıp ya da tamamen uydurup yazanlar, yazdıranlar da olmuştur. Başbakanın yazdırdığı kitaba girmesini istemediği olaylar, konuşmalar kendisini, amacını, niyetini, gerçek düşüncelerini daha iyi anlamamızı, onu daha yakından tanımamızı sağlar. Hadisler de İslam'ı ve peygamberi daha iyi gözler önüne serer ve gizliyi saklıyı açığa vurur. Keşke aradan 200 sene geçtikten sonra değil de peygamberin ölümünden sonra yazılmış olsalardı. Uydurmalar çok daha az olurdu. Gerçek olanlar da uydurma olarak nitelenmezdi. |
Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER
Alıntı:
|
Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER
Hadisden söz açılınca Meşhur Ebu Hureyre den söz etmemek olmaz.
Şimdi ehli sünnet hadis âlimlerine soruyorum; Ebu Hureyre kimdir, ne zaman Müslüman olmuştur. Bu kadar hadisi aktarabilmesi için, Hureyre ile aynı mekânda gece gündüz birlikte olmak gerekir ki ancak bu kadar sünnet halini görebilsin. * İslam’ı hangi dönemde kabul etmiştir. Atın arpasından üçkâğıdı sezen yazar, nasıl olurda hırsızlık ve rüşvet ile suçlanarak şerefi düşürülmüş ve üstüne bir araba sopa yemiş raviyi merkeze alabilir. Bu sitede Peygamberin bile yaşadığı ile ilgili bir şüphe var ve bu netleşemiyorken, bu ravilerin yaşadıklarını nasıl ispatlayacağız ki, Biri çıkıyor Mehdiyle ilgili bir hadis sallıyor. Nerde kardeşim bu hadis diyoruz. Hatta diyoruz ki, hadisin olacak olaylar ile ilgili birçok öngörüsü var, bırakın en eski orijinalini, örneğin mısırda ki Enver Sedat suikastından 50 yıl önce bu hadisin yazıldığı kitabı belgeyi gösterin… Tısss yok.. Vay sen kâfirsin. Yaftayı ye. *Buyurun cenaze namazına. Yav niye kâfirim anlamadım ki; iddia eden sensin iddia eden ispatlar ise bir darbı meseldir. Peygamber mezarından kalksa *,” bunca sıkıntıyı biz çektik kaymağı hureyre *hurilerle yemiş vay be * diyecek.” Emeviler kendilerini İslam devleti göstermek için ve kendilerini haklı çıkartmak için bu türlü kanun hükmünde kararnameler gibi hadisler çıkartmışlar ve hadisçiliği bir meslek haline getirmişler, emeviler döneminde sırf peygamber zamanında yaşadığı için maaşa bağlananlar olmuş ve bu şekilde devlet gücü dine dayanak haline getirilmiştir. Güce teslim olmayan ve emevilerin uygulamaları aleyhine hadis söyleyenler ise büyük işkenceler ile öldürülmüş, sürülmüş, sindirilmiş. Sonra ne olmuş, Abbasiler gelmiş emeviler yıkılmış. Yıkılmışta devlet ne olmuş? Aynı kurallar ile devam etmiş tabii ki devlet. 300 yıllık süre içerisinde zaten peygamberin hal hareket vs gibi sünnetlerinin oluşan sistemde zaten hiçbir etkisi olmamış. Ve İkinci bir peygamber hatta üçüncü dördüncü vs. Hatta bugün saysanız 1428 adet peygamber çıkarabilirsiniz hadislerden. Ben şahsen yazılı olmasa dahi, sözlü olarak hala hadis uydurulduğuna inanıyorum. Hoş bu asır hadise takla attırma dönemi ya o da ayrı bir yazı konusu. Buna karşılık devlet baskısından kaçan ve düşman kabul edilen Ali Şiası diye başlayan ama sonunda hoşnut olmayan ve baskı gören herkesin toplandığı *ŞİİLİK de ise, hadis uydurma olmamış. Bunun yerine yeraltında kemikleşebilmek için bir sürü imamların şahsi özellikleri bina edilerek, efsaneleşen bir toplumsal gizli bağ ile mücadele örgütleri kurulmuş. Buna karşılık bir sürü güç temsilleri ve farklı ,farklı *guruplar çıkmış. Bu gurupların efsanelere uygun olarak aktardıkları belgeler emanetler bilgiler vs. hep gizemli bir şekilde servis yapılarak halkın üzerinde özellikle humus konusunda çok büyük etkisi olmuş. Bu birinci adım, ikinci ise daha vahim... Bu asırdan bile çok açık olarak görünen ve kanun hükmünde kararname kuvvetinde kullanılan hadislerin üzerine nasıl din bina edebilirsiniz? Zira bu hadisleri bu asra taşıyarak İslami terimi ile fitneye sebep olanların, *Allah adına hareket ettiklerini nasıl blok olarak kabul etmeyi düşünebilir ki insan. Artık kılıf eskidiği için yırtılmış ve avret yeri görünmüştür. Bunu böyle kabul etmeyen sözde İslam savunucuları kime hizmet ettiklerini çok acı bir şekilde öğreneceklerdir. Tanrı’nın varlığını değişik şekillerde tartışabilirsiniz. *Varlığı ile yokluğu cephesinde yer alabilirsiniz. Bu toplumları düşünmeye ve iki noktada yönetilmeye sevk eder. Yokluğunu savunanlar Mutlak güce insanlık kavramını ve kurallarını koyarken, Var diyenler; Bu mutlak güce AL LAH diyebilirler. Kurallar olarak Allah’ın kurallarını savunabilirler. Bunun için savaşlar bile yapabilirler. Bunu anlayabilirim. Ama Tanrı buyruğunun peygamberden ve ondan da havarileri sahabeleri, *ruhbanları vs ile çelişkili olarak aynı konuda kural aktarması Tanrı’nın varlığını savunanlar tarafından öncelikle halledilmesi gereken en büyük çelişkidir. Zira Söz Kelamın önüne geçmiştir. (Burada söz ile kelam aynı diyen olmaz umarım, Arapça dersine şu an ihtiyacım yok). Bu nedenle Tanrı yoktur diyenler çok rahat olarak her türlü fikir arenasında beklemektedirler. *Ama Var diyenlerin için ise, artık bu durum büyük bir işkence haline gelmiştir. Bu nedenle birebir adam ikna yöntemi ile kişi zaaflarının tespit ve ona göre kümese sokulması çalışmalarına da hizmet adı verilmiş, yumurtlayanlardan yumurta, *sağılanlardan da süt günlük ve taze olarak kümes sahiplerine teslim edilmiştir, edilmektedir bu gidişle de hep edilecektir. İşte Hadisçiliğin İslam da ki bilinmez örtü olarak kalması ve insanların dinlerini öğrenmek için peygamberi ,ömerden, ömerden osmanı ,muaviye hureyreden ,hureyreyi ,mesuddan, o da yetmez 12 mezhebi önce dörde indiren tarihçileri ve 4 hak mezhebi n(“nasıl bir mantık ise hem 4 hem hepsi hak. Ama Allah Ahad ve Samed. Ve aynı topraklarda aynı mekânlarda 4 farklı uygulama ve hepsi doğru.”) talebelerini o da yetmez şanlı devlet padişahlarının gece âlemlerinin şeyhülislamdan uygunluğu belgeleri o da yetmez, çevrenizde ki evliyaların kerametlerinin bilginiz ile çelişmesini önce bir, bir geçeceksiniz ki oradan Peygambere ancak ulaşabilesiniz. * Artık takat kalırsa da Allah’a inanmak için start verebilirsiniz. Veya belki kestirme gibi görünen ama aslında daha meşakkatli bir yolculuğu da içinde barındıran inançsızlık olarak da bir yol tercih edebilirsiniz. Tercih size kalmıştır artık. Bu sitede bulunan ve birçok arkadaşın inançsızlığının tetiklendiği en önemli noktanın, yukarıda izah etmeye çalıştığım çark ve bu çarklarda bazılarının söyledikleri ile uyguladıklarının tezat olması ve kişisel olarak bu tezatlığın inanç noktasında o kişinin temsil ettiği noktaya sirayet etmesidir diye tahmin ediyorum. İnanmak konusu açılınca Nasreddin Hocanın “hırsızın hiç mi suçu yok “fıkrası aklıma gelir hep. * Sevgili Pante arkadaşımız bu konuda gerekli şeylerin neredeyse tamamını söylemiş. *Ve sonunda demiş ki “Keşke *aradan *200 *sene *geçtikten *sonra *değil *de *peygamberin *ölümünden *sonra *yazılmış *olsalardı. *Uydurmalar *çok *daha *az *olurdu. *Gerçek *olanlar *da *uydurma *olarak *nitelenmezdi.” Hadislerin yazılması Hülefa- i Raşidin döneminde zaten yasaktı. *Zira Kuran bize yeter denilerek gücü eline alan otorite doğal olarak kendi uygulamasının aksine bir peygamber uygulamasına tahammül edemezdi. *Ancak Otoritenin ne istediğinin açıkca belli olmas ile onların istedikleri sonuçları doğuracak hadisler mahkemelerde ve meclislerde sözlü olarak dinleniyordu. Bu iki durum takdir edersiniz ki çok iki farklı iki uygulamadır. Bu arada Sevgili Pante şunu da sormak gerekmiyor mu artık sizce de? Bugün Halife Ömer’in Kuran’ı cerh edecek bir uygulamaya karar vermesinin Halife Ömer’in inancının ne olduğu için bir ipucu olabilir mi? Veya Şia’nın *tarih boyunca Emevi ve Abbasi zulmünden kaçmak için kimlerden yardım aldığının ve bu yardımlaşmanın günümüze kadar uzanan atkılarını tutup silkelemek gerekmiyor mu? Çok önemli bir işi büyük bir özveri ile yaptığınızı belirtmek isterim. *Neden yaptığınızı ise merak etmekle birlikte sormak tabii ki bana düşmez. Selamlar |
Re: İslamın en büyük düşmanı : HADİSLER
Alıntı:
|
Alıntı:
Biz burada ne kadar eleştiri getirsek, tartışsak da sonuçta gerçek olan şu ki bu dini yaşıyoruz, toplumumuz yaşam tarzını büyük oranda bu dine göre şekillendiriyor. Bir selamlaşmada dahi dini takıntılar yaşanıyor toplumda. O yüzden din diye bize dayatılan ayetlerden ziyade hadisler oluyor. Saadeti Ebediyyelere, risalelerden duyduklarına, 40 hadislere, hurafelere göre hareket ediyor inançlı insanımız. Bu da topluma daha çok zarar veriyor. Hadisler, din karşıtları için mükemmel bir silahtır aslında. Ama topluma din karşıtlığından ziyade, inancını Allah ile kendi arasında yaşaması ve dini hükümleri çağın, evrensel kanunların, bilimin önünde görmemesi yönünde bir eğitim ve yönlendirme yapılmalıdır. Bu toplum İslam'dan soğutulsa ne elde edilir ki? Başka bir din aramaya kalkışılır. Toplum dinler arasında çatışmaya sürüklenir. O nedenle dine sokulan uydurmaları, dogmaları, bilimle olan zıtlıkları temizleyici reformlar daha yarar getirecektir. |
ŞaŞirmayacaĞim
Alıntı:
çok güzel bir konuya değinmişsin. Hadisler savunulamaz hale gelince, 'İsrailiyat' hadisler deyip hadisleri inkar edenler çoğalmaya başladı. Bu hızla devam edersek yakında, bazı ayetleri de 'İsrailiyat' deyip inkar edenler çıkarsa hiç şaşırmayacağım. O zaman inkarcılar kimlermiş, hiç şüphe kalmayacak. İlk aday ayet: Meryem/71 ''Ey insanlar, sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Bu bizim katımızda kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir.'' Sevgiler. |
Bir şeye sırf kulaktan duydunuz diye inanmayınız; birkaç kuşaktan beri itibar görüyor diye, geleneklerin de doğru olduğuna inanamayınız. Sırf rahiplerinizin veya hocalarınızın otoritesie dayanıyor diye de hiçbir şeye inanmayın. Ancak bizzat hissettiğiniz, denediğiniz ve doğru olarak kabul etttiğiniz, kendinisizn ve başkalarının hayrına olan şeylere inanın ve tutumunuzu onlara uydurun.(BUDA)
forumda yazan ,bilimden ,aydınlıktan ve güzellikten taraf olan tüm arkadaşlara bu güzel bilgiler için teşekkür ediyorum. İnsanlık birgün bu din belasından kurtulacak ve sınırların olmadığı bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine yaşayacak. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:33 . |