Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Politika (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=21)
-   -   üniversiteye sermaye istemiyoruz (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=22348)

mhmd 16-12-2010 11:32

üniversiteye sermaye istemiyoruz
 
Ülkemizdeki son trend, yumurta.
Daha doğrusu yumurta atma protestosu.
Gerek siyasi aktörler, gerekse ekonomik aktörler üniversitelerde yapılan konferans vari toplantılarda bir kısım öğrencilerimiz tarafından protesto edilmektedir.
Son olarak ODTÜ de yaşanan olaylar bu başlığı açtırdı.

-Üniversiteye sermaye istemiyoruz.
-Bağımsız üniversite.
-YÖKe hayır.
.
.

Batıda üniversitelerin ekonomi ve sanayi ile konumu, siyaset ile konumu ve bunlara bağlı olarak üniversitelerin başarısı ile ülkemiz üniversiteleri arasındaki farklar konusunda bilgisi olanların katkılarını bekleriz...

Saygı, herşeyden önce...

Jolly Jocker 16-12-2010 22:14

Hiç bağımsız, demokratik, özerk üniversite istenir mi? Haşa! Sonra yüce devletimizin altını oyan kuşaklar peyda olur! Üniversitede devlet otoritesi ve kontrolü muhakkak hissedilmelidir. Özgürlük de neymiş?! Üniversitede özgürlük ancak başörtüsü, çarşaf, sarık, burka için geçerli olmalıdır.

Hiç YÖK'e karşı olunur mu? YÖK bize, komünizme karşı Türk-İslam güneşini kampüslerde yeniden doğurtan 12 Eylül ihtilalinin armağanıdır. ''Darbeye karşıyız.'' dediysek, o kadar da değil! YÖK bizim olacaksa sorun yok. Zaten biz mütedeyyin kesim olarak YÖK'ün sadece başörtüsü konusundaki tavrını beğenmiyorduk. Yoksa Allah başımızdan eksik etmesin.

Hiç sermayesiz üniversite olur mu? Bilim öğrenmek de neymiş?! Bir de utanmadan, ''Müşteri değil öğrenciyiz'' diyor serseri anarşikler! Sermaye sisteminde yaşıyoruz, bu artık hayatın bir gerçeği. Eğitim de buna göre olacak elbet. Sermaye hangi alanlarda işçi istiyorsa üniversiteler oraya yoğunlaşacak, sermaye hangi projeyi finanse ediyorsa üniversite onu araştıracak. Üniversitenin asli vazifesi, sermayedarlarımızın ihtiyaç duyduğu kalifiye, çok çalışacak ama karın tokluğuna tevekkül edecek kanaatkar ve mümin öğrenciler yetiştirmektir. Hem böylece grev yapmak, sendikalı olmak istemek, hakkını aramak gibi anarşik işler de son bulacaktır. Fukaralık ise dert edilmemelidir. Çünkü artık laikçi sermaye değil mütedeyyin sermaye var. Onlar imanlıdır, işçinin hakkını herkesten çok düşünür. Ramazan çadırlarında karınlarını doyurur, fitre ve zekatlarımızla kimseyi açıkta bırakmayız evelallah! Hem zaten Batıdaki üniversiteler de sermayeyle iç içe. Ve o üniversiteler başarılı. Demek ki başarılı olmak için sermayeye hizmet etmek şartmış! Batı neylerse güzel eyler, onlardan öğrenecek çok şeyimiz var.

(Not: TV'lerdeki tartışma programlarına çıkan sağcı bülbüller, yumurta atan öğrencilere, yani bizlere, dinlemeyi ve kendimizi karşımızdakinin yerine koymayı bilmediğimizi, bu yüzden yumurta attığımızı söyleyip duruyorlar. Ben de üstte konuya tıpkı bir liberal-müslüman gibi cevap vermeye çalışarak, empati konusunda özrümüz olmadığını göstermeye çalıştım. Yoksa üsttekiler gerçek düşüncelerim değildir. )

naper 16-12-2010 22:34

Her ağzını açtığında
-Demokrasi
-İnsan hakları
-Düşünce ve ifade özgürlüğü
-Farklılıklara saygı
Gibi bir çok kulağa hoş gelen kelamlar eden siyasetçi takımı ve onların yağlı boyacısı görevini -yüzü kızarmadan- üstlenmiş sözde sivil toplum örgütleri, üniversitelerdeki protestolara kulak ve-re-cek-ler.

Eğitim ve sağlığın peşkeş çekilmesi, rantiye aracı görülmesi, tüccarların eline düşmesi çok küçük bir zümreye inanılmaz karlar ettirecekse de;
Bunun tersi, sağlık ve eğitimin sosyal hak olarak görülüp, eşit hizmet prensibi ile toplumun hizmetine sunulması, çok geniş kitlelerin yani bizzat halkın çıkarınadır.Bunu er ya da geç toplumun tamamı görecektir.Buralardan nemalanmaya çalışan liboş takımına gereken dersi verecektir.Öğrenciler, bu ülkenin yeni filizlenen dalları olup, kuvvetle muhtemel en tepelerde yer bulacaklardır.Bu potansiyel entellektüel topluluğun en çabuk uyanan ve tepki veren olması çok, ama çok doğaldır.

Büyük abimizin, uşaklarının da uşaklarının ağzından salyalar akıtarak tekme tokat saldırması beyhudedir...Doğmamış bir bebeği öldürebilir caniler, lakin fikirler kurşun geçirmez!

evrensel-insan 16-12-2010 22:34

Saygideger freddie;

Mesajinin yazi dili ve uslubundan, senin dusuncen olmadigi anlasiliyor zaten. Gerci bu bir algi konusudur.

Emperyalist zihniyet, zaten bilimin bilimsellik ile degil de; inancsallik ile yol almasini saglamis durumda. O yuzden ya toplumsal robotlar, ya da cemat icerikli fertler istiyor. Yani, dusunmeyen, sorgulamayan, verileni harfiyen uygulayan ve de bilimsel olmayan v.s. emir kullari/robotlari yetistirmek istiyor.
Bunun icinde, ortacagin; teslimiyeti, itaati, korkusu ve gonul oksayici teknik oyalayicilari ve de medya muptelaligi gerekli. Bunu da saglamiyor, degil.

Turkiye mi? O zaten kendisi emir kulu,henuz emir verecek duzeye erismis degil.

Sonucta tanriyi oynayan bir zihniyetten, baska da bir sey beklenemezdi zaten.

Saygilarimla;
evrensel-insan

mhmd 10-06-2011 09:26

Söz uçar yazı kalır,
Örnek işi parlatır. (Uydurukça)

Üniversitelerden bahsetmiştik.
Dil konusunda, kulak aşinalığı için site ararken bulduk bu siteyi.
http://academicearth.org/
Dünyanın önemli üniversitelerindeki hocalarının ders anlatımları.
Hemen hemen hepsine ya göz ya kulak attık.
MIT'de fizik bölümü profesörü Walter Lewin'in otuzbeş dersinin tamamını dinledik, büyük kısmını da seyrettik.

Bir dostumuzun lafı aklımıza geldi.
"Türkiye'ye üniversite gereksiz."
Bu seyrettiklerimizle farklı bir düşüncemiz gelişti.
Ülkemizde Üniversite var mı?

Astur 10-06-2011 14:58

Bu demokratik, tam bağımsız üniversite sevdasını şahsen anlayamıyorum. Demokrasi yönetim biçimi olarak olumlu bir şey olabilir, ama her alanda en iyi sonuçları verecek diye bir kaide yok. Zaten bu sistem zamanında 60 darbesinden sonra Türkiye'de denendi, sonuçları da hiç sorumlu olmadı, Türk üniversiteleri akademik anlamda süründü. Eleştirilecek çok yönü olmasına rağmen YÖK bile çok daha başarılı sonuçlar getirdi. Bence bu konuda yapılacak şey belli, dünyanın en iyi üniversitelerinin bulunduğu ABD, İngiltere vb. ülkelerde istisnasız biçimde kullanılan mütevelli heyeti modeline geçmek lazım. "Girişimci üniversite" modeli de önemli, özel sektör ile beraber çalışılması, girişimcilerden destek alınması da son derece önemli.

Bu konulara ilişkin Taha Akyol'un güzel yazıları var, tavsiye ederim.

AlbatrosS 10-06-2011 20:34

Alıntı:

Astur´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 390875)
Bu demokratik, tam bağımsız üniversite sevdasını şahsen anlayamıyorum. Demokrasi yönetim biçimi olarak olumlu bir şey olabilir, ama her alanda en iyi sonuçları verecek diye bir kaide yok. Zaten bu sistem zamanında 60 darbesinden sonra Türkiye'de denendi, sonuçları da hiç sorumlu olmadı, Türk üniversiteleri akademik anlamda süründü. Eleştirilecek çok yönü olmasına rağmen YÖK bile çok daha başarılı sonuçlar getirdi. Bence bu konuda yapılacak şey belli, dünyanın en iyi üniversitelerinin bulunduğu ABD, İngiltere vb. ülkelerde istisnasız biçimde kullanılan mütevelli heyeti modeline geçmek lazım. "Girişimci üniversite" modeli de önemli, özel sektör ile beraber çalışılması, girişimcilerden destek alınması da son derece önemli.

Bu konulara ilişkin Taha Akyol'un güzel yazıları var, tavsiye ederim.

60'lardan sonra olumsuz gördüğün şeyi merak ettim. Akademinin toplumsallaşması, sosyal olan'ın işlevine uygun yatay örgütlülüğü niçin kötü olsun örneğin?

80'lerle birlikte özellikle sosyal bilimler disiplinlerinde dibe vuruş mu iyi olarak adlandırdığımız şey?

Örneğin bugün 80 sonrası dönemlerden itibaren akademik eğitime başlayıp dünya çapında tanınmış kaç sosyal bilimciye sahibiz?

Üniversiteler bilgi/bilim üretildiği kadar bilgi/bilimin toplumsallaştığı yahut öyle olması gerektiği alanlardır. Aynı zamanda bireyin kendi içinde toplumsallaştığı, üretebildiği alanlar. Bugün gelinen noktada, birçok okulda öğrencilerin basit bir dergi çıkarabilmesi dahi oldukça meşekkatli yök vari bürokrasi mekanizmalarına; dehilse de, yök tandanslı hoca muhalefetine takılır. Öğrencinin özgün üretim ve sosyalleşme mekanizmalarının otoriter bir denetime takıldığı yerde gelişen öğrenci/birey kültürü tezahürleri otoriter/muhafazakar/antidemokratik eğilimlere sahip kalifiye ''eşşek'' sürüsünden belliyse ortada bir ''iyilikten/iyimserlikten'' bahsetmenin güç olduğunu düşünüyorum. Zira üniversiteler makro/mikro bağlamda empati temelli demokratik vicdan kültürünü toplumsallaştırabildiği nispetle anlamlı bir iş yapabilmiş demektir. Saldırganlık ve korku/cinnet kültürü mobilizasyonunda en az ''hitler dönemi'' kadar hazır/nazır örgütlenmiş ''tahsilli eşşekler''in olduğu bir ülkede akademi kültürü bizzat varlığına yabancılaşmış demektir. Böylesi işlere soyundurulmuş toplumsal mühendisliğin erbabı akademik örgütlülük dilerse dünyanın en güzide ''mekanik/teknik'' uyarlamalarına/arge çalışmalarına imza atmış olsun. Gelişmişlik ''teknik/sayısal'' verilere indirgenecek denli kısmi bir gösterge olmasa gerek...

Astur 10-06-2011 20:57

Alıntı:

AlbatrosS´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 390928)
60'lardan sonra olumsuz gördüğün şeyi merak ettim. Akademinin toplumsallaşması, sosyal olan'ın işlevine uygun yatay örgütlülüğü niçin kötü olsun örneğin?

Üniversitenin "demokratik" olduğu dönemlerdeki akademik yayın, yapılan çalışmaların alıntılanma sayısı vb. sayılara bir göz atmanı öneririm, üniversitelerimizin 60 ve 70'lerde nasıl süründüğünü, YÖK kurulduktan sonra durumun nispeten iyiye gittiğini vs. bu alandaki istatistiklerde net bir biçimde görürsün. Üniversitedeki "demokratiklik" bilim üretmek için gereken enerjiyi, zamanı vs. üniversite içindeki siyasi çekişmelere yönlendiriyor, yararlı bir şey değil.

Taha Akyol'dan bahsetmiştim, şuradan bu konuya ilişkin görüşlerinin bir kısmı okunabilir:

http://kitap.milliyet.com.tr/-demokr...07/default.htm

http://www.milliyet.com.tr/Yazar.asp...l&KategoriID=4

Jolly Jocker 10-06-2011 21:16

Alıntı:

Astur´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 390875)
Bu demokratik, tam bağımsız üniversite sevdasını şahsen anlayamıyorum. Demokrasi yönetim biçimi olarak olumlu bir şey olabilir, ama her alanda en iyi sonuçları verecek diye bir kaide yok.

Evet evet, demokrasiyi kampüslere, ekonomiye, toplumsal yaşama karıştırmamak gerekir; tüm bunlardan yalıtılmış bir siyasal demokrasi neyimize yetmiyor değil mi? Ah şu liberaller!.. Demokrasinin her zaman olumlu sonuç vermemesi, her zaman olumsuz sonuç vereceğini de göstermez. Öte yandan, bu kadar sonuç odaklı düşünmemek gerekir. Demokrasi güzel birşeydir ve olumlu sonuçlara demokrtik yolları geliştirerek ulaşmaya çabalamak lazım.

Alıntı:

"Girişimci üniversite" modeli de önemli, özel sektör ile beraber çalışılması, girişimcilerden destek alınması da son derece önemli.
Tabi ya, özgürce bilim yapmak da neymiş! Sponsorun kadar konuş!

Alıntı:

Bu konulara ilişkin Taha Akyol'un güzel yazıları var, tavsiye ederim.
Burnuna dikkat et Astur'cum, zira kendine klavuz diye bir kargayı bulmuşsun. :)

spartacus 10-06-2011 22:34

Geniş bir çerçeveden gidersek, çözümlememiz gereken bir kaç unsur olduğunu görürüz.. (uzun yazı olacak biliyorum, elimden gelen budur)

Öncelikle bu gün bizlere dayatılan, temsile dayalı ve demokrasinin ancak belirli bir sürecine, aşamasına, bir son noktasına tekabül eden(aslen bir sahne-perde ve kitlenin seyirci kılındığı bir demokrasi, kısaca demokrasiyi kendisi ile vuran bir sistem-) seçim sistemini salt demokrasi haline getirirsek, demokrasiyide anlamsız ve içi boş bir biçime dönüştürmüş oluruz.

Demokrasi mi? Demagograsi mi?

Bırakalım üniversiteleri, çalışma alanlarını, bu gün hükmetmek gibi kelimeleri dahi demokrasinin merkezine alıyorsak, ya demokrasi başka türlü bir şeydir ya da bize enjekte edilen şeyin adı demokrasi değil, demagograsidir...

Demokrasinin acık orada olsunda, azcık burada olmasın gibi bir ölçeği olamaz. Neden olamaz? Eğer biz demokrasiyi şu an, şu seçim arifesindeki furyadan ibaret görmüyorsak, eğer demokrasiyi biz toplumun nasıl yaşa-tıl-mak ve yöne-til-mek istediğine değil, nasıl yaşayacağı ve yönetmesi gerektiğine kendisi karar veremiyorsa, hayatın tüm alanlarında toplum seyirci değil, kendi sorunlarına karşı onlar adına ve aslında onlarında hiç bir sorununu gündemine, ciddiye almayan, alması pekde mümkün olmayan ve sisteminde zaten aksine elverişli çalıştığı birilerine(oyunculara) havale etmek yerine kendisi üretemiyorsa(ki siyaset dediğimiz özünde zaten budur, yani çözüm bulabilmektir, devredilemez, devşirilemez), demokrasiyi sadece, ama sadece 4-5 yılda bir oy'a, kağıda indirgemişse ve bunun dışında(piyasa hariç?) kalan bir çok alanı özgür kılmaktansa, kılmamak adına çalışıyor ve gerekçeler üretiyorsa, ne bu toplum demokratiktir, ne demokrasi vardır ne de demokratlardan bahsedilebilir. Bu haliyle olsak olsak demokrasi yoksunu olur ve demokrasiyide yine kendisi ile vuran, kendi zincirini kendi ayağına vuran kurbanına dönüşürüz. Bize ise sadece ya tabular kalır, ya da tabular adına ahkam kesenlere el avuç açıp dilenmek. Demokrasi yoksa, dilenmek vardır, ya da ilenmek, ya da olması için çalışmak,dördüncü bir yol yoktur(vardır elbetde ama o yol toplumu değil, bu durumdan rant geliri elde edenleri içeriyor yani yolsuzluğu)...

Üniversiteler özgürleşebilir mi? Tek başına olabilir mi? Elbetde hayır, üniversitelerin özgürleşmesi ile toplumun özgürleşmesi birbirinden ayrık, kopuk ele alınamazlar. Toplumsal yapı demokratik olmadığı sürece nihai anlamda belirli alanlarda da, ne özgürleşme ne de tam anlamıyla demokratikleşme mümkün değildir. Bu işin özdeki yanı, yani dolaysız yanı. Dolaylı yönünde ise, bir tarafda sistem ve sistem kaynaklı açmazlar, diğer tarafda sektörel rant ve tabi ki sistemin bekası adına üniversitelerin özgürleşmemesi(belirli ölçülerde ve belirli bir toleransla insan üretme fabrikası) için çalışan bir sistem gerçeği gibi faktörler kalır.

Nasıl ki demokrasi ve özgürlüğü bir bütün halinde ele alabiliriz, nasıl ki toplumu hayatın her alanında varlık gösteren bir yapı olarak görmeliyiz, insan ile toplum, birey ile toplumda aynı bütünlüğün bir parçasıdır. Yani yalıtılamazlar. haliyle üniversitelerde demokrasi ve özgürlük istememek demek, toplumsal özgürlük ve demokrasiye üstelikde anlamlı ve mantıklı hiç bir gerekçe sunmadan karşı çıkmakla eş değerdir. Üniversiteler özgürleşmeden toplum özgürleşip demokratikleşemez, toplum demokratik ve özgür bir dünyada değilse, üniversitelerde özgürleşip, demokratikleşemez(yani bu pratik yaşanmadı, geçmişde de olmadı, lütuf ile demokrasi aynı kefeye konamaz), sürekli ya sekteye uğrar, ya da bilinçli bir şekilde uğratılır, zedelenir. Toplum özgür ve demokratik değilse, bireyde ne özgürlüğü ne de demokrasiyi yaşayamaz. Mevzu özgürlük ve demokrasi olduğunda elitist yaklaşımlar sergileyemeyiz, bu bizim demokrasi kadar özgürlük anlayışımızıda dışa vuracağı gibi, özgürlüklede çelişir. Demokrasi ve özgürlük konusunda temel ölçütümüz, ne bireyi, toplumun karşısına alan ne de toplumu bireyin karşısına alan bir yaklaşımla olamaz, bunlar ayrı ve birbirinden yalıtık ve karşı karşıya değerlendirilecek şeyler değildir. Ölçüt insan-toplum temelinde olabildiği ölçüde özgürlük ve demokrasiden bahsedebilmenin hakkını vermeye başlamışız demektir.

Heleki özgürlük dediğimiz şey karar verebilme yeteneğinden mahrum kalmamaktır, bu pozitif özgürlüktür. Karar verme yeteneğine ise ne ile sahip olabiliriz? Demokrasi ile, işte buradaki bütünlükde buradan gelir. Nasıl ki üniversite-toplumu, toplum-insanı birbirinden ayrık, yalıtık ele alamazsak, demokrasi-hak ve özgürlükde birbirinden yalıtık ve bağımsız ve belirli bir ayrıma dayalı ele alınamaz, kısıtlanmasından demokrasi ve özgürlük adına bahsedilemez, trajik olur.

Üniversitelerde neden demokrasi ve özgürlük istenmiyor?

Bunun en kestirme cevabı neden toplumların (yani öznemiz insanın)özgür ve demokratik olması istenmediğinde aranmalıdır. Hiç birimiz dünyaya ne uydurulmuş tanrılara hizmet için, ne de yeryüzünde ki tanrıcıklara hizmet için gelmedik. Temelde bunu kavrayabileceğimiz alanımız, bu kavrayışın ise kalbinin attığı yer üniversitelerdir. üniversiteler hamal yetiştirme okulları değildir, olmamalıdır ve bir gün olmayacaktır.

hayatın her alanında demokrasiden yana değilsek, özgürlüğü sadece, ama sadece insana yabancı, onu metalaştıran kurgu gücüne de dayalı bir sistemin çarkının döndürüldüğü alanda, yani piyasada istiyorsak(ki bu koşulda bu özgürlük, özgürlük olmaktan çıkar ve demokrasi de mümkün değildir, kendi içinde güç ve ekonomi-politik iktidarlar yaratır, somut örnek=dünya) ve diğer asıl yaşam alanlarına demokrasisizliği reva görüyorsak her şeyi silbaştan eksik bırakıyoruz demektir.
Demokrasi insanı, tüm yaşam alanlarımızı kapsamayacak, içermeyecekse bu demokrasi nerede olacaktır? Hep böyle ve sonsuza kadar perde mi?!

Geçerken bir örnek vermek istiyorum, çünkü öyle bir nokta ki bu, işin aslınıda, faslınıda ortaya çıkartıyor, çünkü şeytanın gör dediğini görmek hiç de kolay değildir.

Çalışma saatleri neden uzundur? Üretim alanlarında(ki üniversitelerde dahil) neden özgürlük ve demokrasi yoktur?
benim zamanımı kimsenin çalmaya hakkı yokken, ait olduğumuz sistem beni buna mahkum kılmaktadır!Bir zamanlar insanlar 12-16 saat gibi bir çalışma saatlerinde köle gibi çalıştırılırlardı. Neredeyse her aile doğmuş çocuklarının yarısını hastalık, yoksulluk ve eğitimsiz kılınmışlıkdan, parasızlıkdan kaybederdi. çalışanlar açısından(özgür köle) evlat acısı yaşamayan aile neredeyse yok gibiydi ve bu saatlerin düşürülmesi için bile mücadele etmek, bir çok insanın ölmesi, öldürülmesine yol açmıştır!.. Şimdi birde tablonun diğer tarafına bakalım;

Bir işçi yapılan hesaplamalarda kendi ve tüm ailesi dahil(sağlıkda, eğitimde dahil) günlük 4-6 saat çalışarak bu dünyada yaşamda kalma mücadelesinden zaferle çıkabilmektedir.

Şimdi;
1 ürünü 4 saatle ele alalım;

Hammadde = 10 Lira olsun
Enerji, sarf vs gideri = 2 Lira
İşçi gideri ise(yevmiye=günlük) = 2 Lira olsun...

Bu bir ürün başına giderdir. Şimdi ürünün maaliyeti ne? 10+2+(2) = 14*4 saat = 56 değil mi? (4 ürün)

kapitalist bu ürüne %100 eklemede(kar) bulunamıyor(istisnai ve dönemsel haller değil, ideal şartlar ve oturmuş piyasa ve rekabet açısından bakmak durumundayız)...
O halde ürünü 14 e mal edip, 16 ya satıyor olsun(ideal ve karlısı harcanan emek*2 dir, yani 2 emek ise ürün +2 satılır, haliyle oda 16 liradır).. 4 saatlik 4 adet üretim sonucunda 16 Lira kazandı(alınterine eşdeğer!).

peki ya 8 saat çalıştırsa ne kazanır? 32 mi? Emin miyiz? Bakalım;
işçinin ücreti sabit, haliyle ne kadar çok saat çalışır, kapitalistin kazancıda o derecede katsayısal olarak artmaya başlar.
4 ürünü 56 Liraya üretti...

1 ürün = 14 idi ama 5. ürün = 12 Liraya mal olur. Çünkü işçinin günlük yevmiyesi 8 Lira idi, ve ilk 4 üründe bu değeri üretti! Artk bundan sonra üretilecek her ürün karşılıksızdır-çalıntıdır! yani 14 liralık ürün artık 12 liraya mal olacaktır ve çalışacağınız her saat hayatınızdan çalınmış kölelik demektir... (neden çalışma alanlarında demokrasi ve özgürlüğe bu denli karşı çıkan anlayışlar var acaba? netekim(?))

4 Ürün 4 saatde = 56 Liraya mal oldu.
diğer +4 saatde 4 ürün = 48 liraya mal olur, 56 değil!

Toparlayım = İşçiye günlük 8 lira ödedi.. İşçi 8 saat çalıştırıldı(9-10 saat işin içinde ya neyse, fazla mesai bile bir oyundur(otomasyon varsa) Dinlenmesi, yemeği, molası vs işçi 10 saatini işyerinde geçirdi..

8 saat uykuyu düşelim = ona kalan sadece 6 saattir ve yolu yordamı da çıktığımızda ömrü boyunca hayatı emeğiyle yarattığı halde;;; ancak saatçikler arasında yaşayabilen bir insan profili çıkacak karşımıza. üstelikde köle. Böylesi bir profilden nasıl bir toplum olmayı hedefliyoruz?! (Kimin için demokrasi? Kimin için özgürlük?)

Demek ki çalışma saatlerinin düşürülmesini nasıl istiyorsak, üniversitelerin demokratikleştirilmesinide aynı nedenle istiyoruz, insanım diyebilmek için! Başka ne var? hadi bazı objektifliğe nefretle yaklaşan öznelci(subjektivist), ama mangalda kül bırakmayan anlayışların, bir kara propagandasını daha birlikde aydınlatalım...

İşçi 4 saatde 4 ürün üretmişti, peki aynı işçiye siz 4 saatde 8, 8 saatde 16 ürün ürettirirseniz sonuç ne olur??? İşte buda günümüz kanayan yaralarından bir diğerini teşkil ediyor. sanılıyor ki otomasyon ve robotlaşma sadece az işçi ve az maaliyet adına yapılmaktadır. hayır, özünde de temelinde de verdiğim bu örnek yatar, daha fazla kar, daha fazla sömürü!(Toplam Kalite Çemberleri-verimlilik vs)

Üniversiteler sermayeden, yukarıdaki vb şeylerden bağımsız değilse, acaba temelde, kaynağında yatan ne diye(2 örneğe bakınız) bir kez daha düşünelim ve sağlığı da, eğitim gibi geleceğimizi teşkil eden bu alanlarında birilerinin hem rant gelirlerine hemde geleceğimizin ipotek altına alınmasına, çağımızın köhne dinleri adına(tanrıcıklar) bizleri, beynimizi hizmetçi kılığına sokan bu para-metalaştırma-yabancılaştırma dinine de, geleceğin ve sınırsızca yok edilen yaşam alanlarımızın da adına seyirci kalmayalım... özgürlük ve demokrasi isteyelim hat da istemek bile ters, kimden isteyeceğiz ki? Özgürlük ve demokrasiyi hayatın gerçeği kılalım, ancak o zaman mümkün, özgürlük ve demokrasi seyirci kabul etmez, seyirci kalındığı an özgürlükde, demokraside yok olmuş demektir. hiç bir gerçeği hiç kimsenin sahte argümanına kurban etmeyelim... özgürlükler yapılmaz, yaşanır, demokrasi yapılmaz-taşınmaz-devşirilmez yaşanır, istenmez, ancak yaşanır ve yaşanılabilir kılınır. lafla hiç birisi olmaz ve hiç kimse de lafla ne özgürlükçü ne de demokratik ne de aydın olamaz, bizleri kandırmak isteyenler, kandıranlar, ilizyonist, sahte dünyalar üretenler gırla(hem bu bir sektör, bir gelir kapısı hemde sistemin stratejisi bu) aydınlatmak isteyenler ise parmakla sayılacak kadar az(üniversiteler özgürleştikçe bu artacaktır).

Üniversiteler özgürleşmedikçe, zamanımızıda özgür kılamayacağız, kendimizide... Hepsi birbirine bağlı ve her şey o bütünün bir parçası..

marcos 10-06-2011 23:51

Üniversitelerde sermaye istemeyen arkadaşlar ünüversitelerin ihtiyacı olan finansmanı nasıl sağlamayı düşünüyorlar?

Şuana kadar hep sermaye eleştirilerini dinledik/okuduk/şahit olduk.Ya alternatif nedir.

Jolly Jocker 11-06-2011 00:32

Alıntı:

marcos´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 390955)
Üniversitelerde sermaye istemeyen arkadaşlar ünüversitelerin ihtiyacı olan finansmanı nasıl sağlamayı düşünüyorlar?

Şuana kadar hep sermaye eleştirilerini dinledik/okuduk/şahit olduk.Ya alternatif nedir.

Eğitim kamu kaynaklarından finanse edilebilir. Fakat eğitimin kurumsallaşmasına karşıyım. Köpekler eğitilir, insanlar ise öğrenir. En iyi öğrenme de kendini yöneten bir toplumda deneyim yoluyla kazanılır. Okulları yıkıp öğretmek için para almayan, içinden geldiği için bilgi aktaran insanların önünü açmak lazım. Platon kendi felsefe okulunu öğrencilerine açarken bunu para için mi yapıyordu? Üniversitelerin başlıca işlevleri öğrencileri sistem için işçi olacak biçimde yetiştirmek, bilimi sistemin denetimine almak ve bireylere boyun eğdirirken bilimi de bu amaçla kullanmaktan oluşuyor. İşin garibi, sol yayınlarda da akademisyen deyince akan sular duruyor ve herkesten çok akademisyenlere söz hakkı veriliyor. Burjuva üniversitelerinin bilgi hamallarına niye bu kadar önem atfedilir hiç anlamam. Yeri gelmişken bunu da belirteyim dedim. :)

spartacus 11-06-2011 00:53

Alıntı:

marcos´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 390955)
Üniversitelerde sermaye istemeyen arkadaşlar ünüversitelerin ihtiyacı olan finansmanı nasıl sağlamayı düşünüyorlar?

Şuana kadar hep sermaye eleştirilerini dinledik/okuduk/şahit olduk.Ya alternatif nedir.

Sevgili Marcos bu sorunun cevabı sermaye derken neyi kast ettiğinizle cevaplanabilir.

Siz sermaye derken bildiğimiz parayı mı anlıyorsunuz? Oysa sermaye ile kasıt para değil, onu elinde tutan bir tabaka ile ilgilidir, sistemi temsil eden yönüyledir...

Geriye ne kalır? Soruları çoğaltmak kalır.

Devlet kimin içindir? Üniversiteler kimin içindir? Ekmek kimin için peki? Kaldı ki insan-toplum üniversitelere kaynak bulmaktan aciz midir? hangi okulun temelinde bizlerin parası yatmıyor ya da hangi taşın, tuğlanın üreticisi bizzat insanın kendisi değil? Kısaca bu anlamda bir sorunumuz olmadığı açık diye düşünüyorum, hadi her şey bir yana alınan vergide, üretilen parada, kumu da çakılıda herşeyi insana, topluma ait, önemli olan üniversiteye kaynak bulmak değil, öncelikle insanın kendi ürettiği değerlere sahip çıkabilmesini başarmaktır, buda özgür ve demokratik bir toplumla mümkün olabilir, üniversiteler bundan bağımsız ele alınamazlar.

marcos 11-06-2011 01:06

Alıntı:

Freddie´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 390959)
Eğitim kamu kaynaklarından finanse edilebilir. Fakat eğitimin kurumsallaşmasına karşıyım. Köpekler eğitilir, insanlar ise öğrenir. En iyi öğrenme de kendini yöneten bir toplumda deneyim yoluyla kazanılır. Okulları yıkıp öğretmek için para almayan, içinden geldiği için bilgi aktaran insanların önünü açmak lazım. Platon kendi felsefe okulunu öğrencilerine açarken bunu para için mi yapıyordu? Üniversitelerin başlıca işlevleri öğrencileri sistem için işçi olacak biçimde yetiştirmek, bilimi sistemin denetimine almak ve bireylere boyun eğdirirken bilimi de bu amaçla kullanmaktan oluşuyor. İşin garibi, sol yayınlarda da akademisyen deyince akan sular duruyor ve herkesten çok akademisyenlere söz hakkı veriliyor. Burjuva üniversitelerinin bilgi hamallarına niye bu kadar önem atfedilir hiç anlamam. Yeri gelmişken bunu da belirteyim dedim. :)

Üniversite yaşamı olmamış biri olarak eğitim üzerine kafa yormadım.Görünen sol/sosyalist gençliğin parasız bilimsel eğitim istediğidir.Fakat devletin kontrolünde ki eğitim parasızda olsa devlet veya burjuvazi tarafından finanse de edilse sonuç aynı olacaktır.Üniversiteler devletten özerkliklerini kazansalar dahi mevcut sistem içinde kaynak sorunu yaşayacaklarından devletin dışında ki başka unsurların hegemonyasına girmeye mahkumdurlar.

Bu konu da tek bildiğim Ferrer'in "Modern Okul" adlı projesinin olduğu.Projenin tam içeriği hakkında da bilgim yok.

Burjuvazi tarafından finanse edilen eğitim sistemide parasız vede bilimsel olabilir.Parasız olabilir çünkü; burjuvazi tarafından finansmanı karşılanan üniversite burjuvazinin ijtiyaç duyacağı elemanları yetiştiriceğinden burjuvazi eğitime ayırdığı kaynağı yatırım olarak görebilir.Bilimsel olabilir çünkü; aksi burjuvazinin pek işine yaramaz.

Her ne olursa olsun ister devlet tarafından kaynak ayrılsın ister burjuvazi yatırım yapsın bu tip üniversiteler de uzaya asansör kuranlar yetiştirilsede özgür insan bu tip yerlerden çıkmaz. Sonuçta devletin kaynak ayırdığı üniversite kendisine bağlı bireyleri yetiştirmek isteyecek burjuvazinin kaynak ayırdığı üniversite toplumsal sorunları sorgulayıcı bireyler değil mülkiyeti kutsayıcı bireyler yetiştirmek isteyecektir.

Mevcut koşullarda parasız eğitim istemek sermaye üniversiteden elini çeksin demek devlet bize baksın bizde devletin babalığını görelim demektir.

AlbatrosS 11-06-2011 01:19

Alıntı:

Astur´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 390930)
Üniversitenin "demokratik" olduğu dönemlerdeki akademik yayın, yapılan çalışmaların alıntılanma sayısı vb. sayılara bir göz atmanı öneririm, üniversitelerimizin 60 ve 70'lerde nasıl süründüğünü, YÖK kurulduktan sonra durumun nispeten iyiye gittiğini vs. bu alandaki istatistiklerde net bir biçimde görürsün. Üniversitedeki "demokratiklik" bilim üretmek için gereken enerjiyi, zamanı vs. üniversite içindeki siyasi çekişmelere yönlendiriyor, yararlı bir şey değil.

Taha Akyol'dan bahsetmiştim, şuradan bu konuya ilişkin görüşlerinin bir kısmı okunabilir:

http://kitap.milliyet.com.tr/-demokr...07/default.htm

http://www.milliyet.com.tr/Yazar.asp...l&KategoriID=4

aslında sorun şurda:

üniversiteler o dönemde hakikatte ''demokratik'' sıfatına haiz miydi?

ikincisi yök kurulmasaydı da bahsi edilen kriterler açısından eskiye nazaran niceliksel artışlar olacağını tahmin ediyorum. aşırı totaliter, bağnaz ve kapalı bir toplum olunmadığı sürece elbette.

son olarak ''akademik atıf''a ''nitel değişim'' bağlamında ''indirgemeci'' bir mana yüklemiyorum. Akademia ve üniversite ''sosyal'' olma özelliğini demokratik, çoğulcu, empatik, yüksek bir etik vicdani kültürü toplumsallaştırıp mobilize etmediği her daim nazarımda köken ve manasına yabancılaşmış bir olgu olarak kalacaktır.

sovyet akademiası da ''teknik'' alanda pekala yüksek ürünlere sahipti; hitler akademiası da öyle... aynı akademia ''resmi dogma'' ve yüksek toplum mühendisliğinin bir parçası olduğu için de varlığına yabancılaşmıştı. atıf yapılsın yahut yapılmasın bugün alman ve sovyet ağır sanayisi belli dönemlerde dünyanın en ileri teknik donanımlarına sahip değil miydi?

üniversite ve bilgiyi ''deterjan vari'' bir pazarlama/pdr alanına çeviren modern kent tiyatrolarının ''nitel'' üstünlük değerini ancak bu olgunun toplumsal mobilizasyon, gelişim süreçlerinde birey'e sunabildiği demokratik-vicdani katkılar bağlamında düşünebilirsiniz yahut düşünmeliyiz.

pdr aşaması toplumsallığını birey'e katkı, gelişim süreçlerinde yüksek etik-vicdani sıçrama ve temaslar düzeyinde yapabiliyorsa, emin olun orada kati suretle ''demokratik katılım ve çoğulculuğun'' gözeltildiğini söyleyebiliriz.

mutlak suretle ''özel''e karşı çıkmak değil amacım ve fakat, sermaye grupları ''kar''dan ziyade yeni tip bir pdr modeli olarak yalnızca akademik eğitime destek bağlamında bu işi yapamaz mı?

kar gözetilmeden, akademisyen ve öğrenci mümkün mertebe desteklenerek; öte yandan onun özgün/özgür bireysel eğilim ve teammüllerine de saygı duyan demokratik bir çerçevede eğitime ''destek'' sağlanaz mı?

taha akyol'un yaklaşımını biliyoruz; ama bir de diğerleri var:

YÖK'ün reformuna karşı hocalar eylemde
KORAY ÇALIŞKAN
27/05/2011
En saygın iki üniversite örgütü tartışmadan dışlanıyor. Hocaların canına tak etti. Dahil edilmedikleri toplantıyı protesto ediyorlar.


Salı günü ‘Seçimlerden sonra üniversiteler karışacak' başlıklı bir yazı yazmıştım. Ancak Eğitim-Sen 6 No'lu Üniversiteler Şubesi Başkanı, Yıldız Üniversitesi Öğretim Üyesi İsmet Akça uyardı: "Seçimi beklemiyorlar." İsmet Akça haklı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün himayesinde YÖK'ün İstanbul Swissotel'de düzenlediği bir kongre var.

Aferin Ali Demir Hoca
Ali Demir'i artık herkes iyi tanıyor. İntihalci olduğunu, yani bilimsel ahlaksızlık yaptığını başkası söylememiş, kendisi açıklayıp özür dilemiş. Şimdi bozuk sistemi düzeltecekmiş.
Ali Demir Hoca, siz bu yazıyı okurken Swissotel'de düzenleyicilerinden olduğu kongrede panel başkanı olarak rahat bir sandalyede oturuyor. Kongrenin tartıştığı konular, ‘Küreselleşme ve Uluslararasılaşma', ‘Girişimci Eğitim', ‘Bilgi Yönetimi', ‘Kalite Güvence Sistemi', ‘Maliyet Hesapları', ‘Üniversitelerin Yapılandırılması'.
Ali Demir'in panelinin altbaşlığı ‘Mega Üniversite'! Konuyu minimal akademik etik standartları çiğnemiş biri tartıştırıyor. Düzenleyemediği sınavla yüz binlerce ailenin ahını almış ÖSYM Başkanı, üniversiteleri yeniden yapılandırıyor. Balık gerçekten hep buradan kokuyor.

Reformun içeriği
Amaç belli. Eskiden söylemeye utanılan ‘Özel Üniversite' kavramına meşruiyet getirip güya akademik tartışma varmış izlenimi yaratmak. Boğazına kadar politikaya batmış bir proje bu. Koca kongrenin ana konularından biri ‘Vakıf ve Özel Üniversiteler'.
Özel üniversitelerin önünü açmaya çalışan, üniversiteleri piyasanın parçası haline getiren, hatta piyasanın taleplerine mal arz eden bir kuruma dönüştürmeye çalışan ve aslında üniversitelere karşı bir kongre bu.
Orada bulunan hocalar bunun bir parçası olduğu için ileride üzülecekler. Amaçlanan reform, eğitimi deterjan gibi alınıp satılan bir meta haline getirmek. Yakında sponsorlu üniversite modeline geçer, Ali Demir'in rektörlüğünde, Mintaks sponsorluğunda üniversite modeline yelken açarız.
Bir adım ötesi nedir biliyor musunuz? Böbrek piyasası kurmak. Neden olmasın! Böbrek Limited Şirketi de Doğramacı gibi bir intihalci hoca peydahlayıp tıp fakültesi sponsoru olur. Buyurun Mega Üniversitemize. Sınava ne hacet, bastır parayı, al bilimi. Bastır parayı, al böbreği. Yanında deterjan bedava.

Swissotel önünde protesto var
Eğitim-Sen ve Öğretim Üyeleri Derneği, sürecin başından beri konu hakkında fikir üretiyor. Ülkenin en saygın iki üniversite örgütü tartışmadan dışlanıyor. Artık hocaların canına tak etti. Dahil edilmedikleri toplantıyı protesto ediyorlar. Kamuyu bu konu hakkında bilgilendirmek, her bilim insanının görevi. Gerçi YÖK hâlâ ‘Bilim ADAMI' diyor, ama zaten üniversiteyi üniversite yapan değerlere bu kadar uzaklaşmışken kadın öğretim üyelerini dışlayıversinler... Devede kulak.
Eğitim-Sen ve Öğretim Üyeleri Derneği üyeleri Dolmabahçe'de bugün saat 10.00'da buluşuyorlar. 11.00'de de Swissotel'in önüne yürüyorlar. Eğitimin piyasalaşmasına karşı muhalefet ediyorlar. "Eğitim deterjana dönüşsün mü?" konferansının gittiği yer belli. Tuzu kokutmak.
Hocalar, doktorlar, bilim insanları, gazeteciler asgari hakları için sokaklara dökülüyorlar. Türkiye demokrasisinin geldiği nokta bu. Yeter mi?

kaynak:radikal.

ulpian 11-06-2011 01:28

Yahu herşeye de bu kadar ideolojik (at gözlükleriyle) yaklaşılmaz ki ama. Üniversiteden nedir beklentilerimiz? Akademik özgürlük ve bağımsızlık çerçevesinde kaliteli bilim ve araştırma yuvaları olmaları, öyle değil mi? Nedir bunun ölçütleri? Mesela bir üniversite yılda kaç bilimsel yayın yapabiliyor, bu yayınlar dünya akdemyasından ne kadar atıf alıyor, hangi önemli uluslararası ödüller alınıyor, hangi önemli buluşlara, patentlere vs. imza atılıyor gibi somut ve nesnel kıstasları vardır bu işin.

Dünyanın en başarılı üniversiteleri Astur'un da dediği gibi vakıfvari usullerle yönetiliyor. Ayrıca üniversiteler ile endüstri arasında belli oranda bir dirsek teması olması, her iki alandaki gelişmeler için de katalizatör işlevi görüyor adeta.

Cesar'ın hakkını Cesar'a teslim etmelisiniz. Aksi halde hiç bir söylediğiniz inandırıcı olmuyor. Yok efendim kapitalist ülkelerde üniversitelerin görevi gençleri sistemin içinde tutmakmış da, burjuva üniversitelerinde yetişmiş akademisyenlerin itibarı haksızmış da... Hangi dünyada yaşıyorsunuz kozmos aşkına yahu? Her yıl fizikte, biyolojide, diğer bütün bilimlerde bunca yeni keşifler, önemli gelişmelere imza atılıyor. Adamlar sayesinde içinde yaşadığımız evreni, türümüzün geçmişini gittikçe daha iyi anlıyoruz.

Hani yine komünist kalın. Pis kapitalist ülkeleri yerlerden yerlere vurun. Hepsine eyvallah da... Batı üniversitelerindeki akademik kalitenin de hakkını teslim edin bari en azından, ne biliym hiç olmazsa ''evet, bilimde fena değiller adamlar, ama biz daha iyisini yapacağız'' filan deyin olmaz mı?

spartacus 11-06-2011 01:52

Ben ideolojik yaklaşımı nedense Astur ve Ulpian'da görmekteyim.. Piyasa hariç her alana kısıtlayıcı bir yaklaşım savunusu sunupda artık bunu ideolojik görmeme şansımız var mı?

İnsan edinimlerinin alayını neredeyse insandan çekip alıyorsunuz(sanki özne insan değilde, resmi ideolojinin tanrıcıklarıymış gibi), sonrada dönüp dolaşıp özgür ve demokratik eğitim istemini, ideolojik gerekçelerle anlamsız olarak lanse etmeye çalışıyorsunuz. O halde hiç bir şey gelmiyorsa elinizden bari öğretmenleri, öğretim görevlilerine kulak verin(madem demokratik örgütlere kulağınızı kapamadınız?), müsade edinde herkesin ne düşüneceğine birazda insanların kendisi karar verip belirlesin, maşallah her konuda sınırı siz çiziyorsunuz, ama objektif bir şeyimizde olmuyor elimizde. Şurada şu, burada bu vakif demek fırça darbeleri oluyor, üstelik örnek ne? vakıf... Mesele sanki ne kadar yayında hangi üniversite hangi yayınları sunuyormuş meselesiymiş gibi. Eleştiri kime?

Evrimden bahsettiği için sürgün edilen öğretmen neyin eseri ise, aynı eser üniversiteler içinde geçerli, ne zamandan beri özgür, bilimsel, demokratik eğitim istemek kabahat oldu?

Öncelikle üniversiteler bir kurumdur, ne zamandan beri kurumların özgür, demokratik olmasını istemek ideolojik olduda, aksini savunmak ideolojisizlik oldu, aksi ideolojiden bağımsız mı örgütlendi? YÖK ökten mi indi, yokmu ardında ideolojik bir anlayış, tutum? Hangisinde at gözlüğü var?

Sırf eğitim ve sağlık rant geliri getiriyor, kalifiye beyinleri hizmete sunuyor(o beyinlerin zamanı birilerine angaje edilip harcanıyor, aman daha çok olsun) diye bu kadar hırpalamakda fazla değil mi?

ulpian 11-06-2011 01:58

Spartacus,

rica ediyorum, nolursun, yalvarıyorum... oku da cevap yaz! Ben sana Türkiye'deki üniversitelerin durumunu mu savundum şimdi de, sen şöyle şeyler diyorsun?

Alıntı:

spartacus´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 390966)

Evrimden bahsettiği için sürgün edilen öğretmen neyin eseri ise, aynı eser üniversiteler içinde geçerli, ne zamandan beri özgür, bilimsel, demokratik eğitim istemek kabahat oldu?


Yukarda Freddie, burjuva üniversitelerinin görevinin gençleri sistem içinde tutmak olduğunu, akademisyenlere haksız yere itibar gösterildiğini filan yazmıştı. Ben ona cevap verdim. Senle ilgisi yok yani. Gerçekten yok. Lafım sana değildi, zira başlıktaki sana ait mesajları okumadım zaten.

Türkiye'den değil. Batıdaki üniversitelerin durumundan bahsetmiştim. Açıkça da yazdıydım oysa.

marcos 11-06-2011 02:23

Alıntı:

ulpian´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 390964)
Yahu herşeye de bu kadar ideolojik (at gözlükleriyle) yaklaşılmaz ki ama. Üniversiteden nedir beklentilerimiz? Akademik özgürlük ve bağımsızlık çerçevesinde kaliteli bilim ve araştırma yuvaları olmaları, öyle değil mi? Nedir bunun ölçütleri? Mesela bir üniversite yılda kaç bilimsel yayın yapabiliyor, bu yayınlar dünya akdemyasından ne kadar atıf alıyor, hangi önemli uluslararası ödüller alınıyor, hangi önemli buluşlara, patentlere vs. imza atılıyor gibi somut ve nesnel kıstasları vardır bu işin.

Dünyanın en başarılı üniversiteleri Astur'un da dediği gibi vakıfvari usullerle yönetiliyor. Ayrıca üniversiteler ile endüstri arasında belli oranda bir dirsek teması olması, her iki alandaki gelişmeler için de katalizatör işlevi görüyor adeta.

Cesar'ın hakkını Cesar'a teslim etmelisiniz. Aksi halde hiç bir söylediğiniz inandırıcı olmuyor. Yok efendim kapitalist ülkelerde üniversitelerin görevi gençleri sistemin içinde tutmakmış da, burjuva üniversitelerinde yetişmiş akademisyenlerin itibarı haksızmış da... Hangi dünyada yaşıyorsunuz kozmos aşkına yahu? Her yıl fizikte, biyolojide, diğer bütün bilimlerde bunca yeni keşifler, önemli gelişmelere imza atılıyor. Adamlar sayesinde içinde yaşadığımız evreni, türümüzün geçmişini gittikçe daha iyi anlıyoruz.

Hani yine komünist kalın. Pis kapitalist ülkeleri yerlerden yerlere vurun. Hepsine eyvallah da... Batı üniversitelerindeki akademik kalitenin de hakkını teslim edin bari en azından, ne biliym hiç olmazsa ''evet, bilimde fena değiller adamlar, ama biz daha iyisini yapacağız'' filan deyin olmaz mı?


Altı çizili yerde çelişkiler var.Kıstas üniversitelerin bilimsel çalışmalarının dünya ölçeğinde itibar görmesi ise bağımsız olmasına gerek yok.Kıstas belli ise üniversitelerin bağımsızlığını savunmanın anlamı ne ki?

spartacus 11-06-2011 02:41

o halde benim lafım sana ulpian. bende kapitalizmden 2 örnekle bahsettim sonuçda..

Hem kapitalizmde yaşayacaz, hemde kapitalizm kelimesini duydun mu, at gözlüğü taktıracaksın, gerçekten yaşadığın dünya'dan haberin var mı? adını anmayı bile garip buluyorsun, gözlük kimde?. yazılarımı okuman ya da okumaman yaptığın genellemeyi değiştirmiyor ki(gözlüklü okunmasını zaten tercih etmiyorum). üstelik iş hayatının içerisindeyiz, nedense sizlerin söylediği bir çok şeyin(objektif değiller sonuçda, olsa başım üstüne) hayatda bir karşılığını bulamıyoruz, yaşam sizi onaylamıyor ki, göz göre göre de onay verilmesini bekleyesiniz..

Objektif somut verilerle ele almak kadar, neden demokratik kuruma ve özgür, bilimsel eğitime bu düzeyde bir karşı çıkış sergileniyor, asıl cevaplanması gereken soru öncelikle bu değil miydi? Geçmişde denendi, ama başarılı olamadı gibi bir sözden başka ne var elimizde? nerede hangi geçmişde denenmiş, madem denenmişdi onca talep neyin nesiydi? Biz neden aynı kanıda değiliz? Eksikleri neymiş, gelin düzeltelim, fikri zemini bu temelden oluşturalım. demokratik, özgür eğitim yada kurumsallaşmaya karşıtlığı, geçmişde denendi gibi saçma bir gerekçeyle ele alabilir miyiz ki?

Tablo ortada. Oysa Üniversiteler ile herhangi bir devlet kurumunu(kaymakamlık değil ki orası, bırakın öğretimin içeriğini, bilimselliğini, okulların yönetimini! hala nasıl oluyorda Üniversitelerde kafa-kol ilişkilerinide kapsayan atama-akademik kariyer belirleme usulunü savunabiliyoruz?) aynı kefeye koyma şansımız olamaz, hal böyle iken, üniversiteler gerçekten belirli normlarda(artık kabul bizimde zaten içinde olduğumuz sistem içerisinde maksimum ne düzeyde olabiliyorsa olsun-ki buna bile tahammül etmediniz) özgür, demokratik, bilimsel bir platforma sahip olsaydı, aşağıda ki tablodan bahsedebilir miydik? Objektif olalım, o zaman tüm ideolojik gözlükler kulakdan düşecektir.. Özgür(ne anlaşılıyor doğrusu merak etmiyor değilim, bizler adına hep başkaları mı karar verecek?), demokratik, bilimsel eğitime karşı mısınız? ve gerekçeniz geçmişde denenmiş olması mıdır?(Dünyada bir çok yerde Başkanlık sistemi var, kaç yerde denendi, değil mi?)

(Bir zamanlar bir başlığa eklediğim bir yazıdan alıntı yapıyorum)

Bilim Ve Ütopya, 2001 Nisan sayısı

İnsan soyunun Adem ve Havva'dan geldiğine inanıyorum.

İÜ Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü
1. Sınıf öğrencileri
%73 (evet), %10(hayır), %16(olabilir)
4. Sınıf Öğrencileri
%75 ------- %6,25 ----- %18,75

İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakultesi
1. Sınıf
%66,67 ------- %16,67 ----- %16,67
4. Sınıf
%74,71 ------- %16,09 ----- %9,2

İÜ Tıp Fakültesi
1. Sınıf
%67,86 ------ %10,71 ----- %21,43

4. Sınıf
%80(evet) --------- %0(hayır) ------- %21,43

İÜ Tıp 4. sınıfda %80 Adem masalına evet derken %0 hayır demiş yani hiç kimse hayır diyememiş.


Evet eninde sonunda üniversitelerdeki sorunda ideolojiktir, ekonomi-politiktir, yalnız bu sorunu yaratan demokratik kurum ve bilimsel eğitim isteyenler değil!

ulpian 11-06-2011 02:41

Alıntı:

marcos´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 390969)
Altı çizili yerde çelişkiler var.Kıstas üniversitelerin bilimsel çalışmalarının dünya ölçeğinde itibar görmesi ise bağımsız olmasına gerek yok.Kıstas belli ise üniversitelerin bağımsızlığını savunmanın anlamı ne ki?

Bağımsızlıktan farklı şeyler kastediyoruz belki de. Ben 'akademik bağımsızlıktan' bahsetmiştim. Yani üniversitelerin özerk olması, doğrudan siyasi iradeye bağlı olmaması.

ulpian 11-06-2011 02:48

Alıntı:

spartacus´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 390970)
o halde benim lafım sana ulpian. bende kapitalizmden 2 örnekle bahsettim sonuçda..

Kapitalizmden istediğin kadar örnekle bahsedebilirsin Spartacus. Ama benim yazdıklarım üzerinden karşılık verip tartışacaksak, o zaman benim yazdıklarım üzerinden soru sormalısın veya eleştiri getirmelisin. Sen bana hala Türkiye'deki üniversitelerin içerisinde kaç kişinin yaratılışa inandığına dair rakamlar sunup, bununla benim yazdıklarıma bir eleştiri getirdiğini sanıyorsun... :(

spartacus 11-06-2011 03:14

O kısım sana eleştiri değil, konu ile ilgili ve iddialarımla ilgili(yani at gözlüklerim neremde merak ettiğim için), zaten üst paragrafda açıklamıştım, eğer diye başladım, sana karşı değil(bir savunu ya da görüşlerimin dayanağı açısından bir örnek), eğer özgür, demokratik, bilimsel eğitime sahip olsa idik, eğer üniversitelerin bir kurum olduğunu anlarda o kurumlarında demokratik ve özgür olması gerektiğini........... O tablo ile karşılazmazdık, yani neden böyle düşünüyorum bir örnekle dile getirmeye çalıştım... Ana teması bu...

Kısaca genellemeyi üzerime alındım, kapitalizmden bende bahsetmiş olduğum için-etmeye de devam edeceğim- sorunun kaynağında heleki bu başlık açısından en temelinde duran faktörlerden bir taneside budur, neden üzerinden atlayayım ki?..

marcos 11-06-2011 03:15

Alıntı:

ulpian´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 390971)
Bağımsızlıktan farklı şeyler kastediyoruz belki de. Ben 'akademik bağımsızlıktan' bahsetmiştim. Yani üniversitelerin özerk olması, doğrudan siyasi iradeye bağlı olmaması.


Aynı şeyi kastediyoruz.Siyasi iradeden bağımsızlık evet.

SSCB üniversiteleri siyasi iradeye tam bağımlı idi.Muzaffer Oruçoğlu'nun (yanılmıyorsam) Abidin Dino'dan aktardığı bir anı.Kelimesi kelimesine aklımda değil.Devrimci demokrasi gazetesinde Muzaffer Oruçoğlunun makalesini bizzat okumuştum.

Krusçev resim konservatuarını denetiminde öğrencilerin yaptığı nü resimleri görür öğrencileri bu nasıl sanat siz erkek değilmisiniz bana kalsa size ekmek vermem diye azarlar.Hatta pikassoyu ressam görmem filan der.

SSCB üniversitelerinin bilimsel çalışmalarının dünya ölçeğinde saygı görmediğini iddia edemeyiz.Sonuçta adamların bilime ve tekniğe katkıları yadsınamaz.

Anlaşılıyorki üniversitelerin akademik çalışmalarının başarısı siyasi iradeden bağımsız/bağımlı olamaları ile alakalı değil.

Madem sizin kıstasınız dünya ölçeğinde kabül görmek o zaman siyasi iradeden bağımsızlığı savunmanızmadaki maksat ne?

ulpian 11-06-2011 03:25

Alıntı:

marcos´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 390975)

Madem sizin kıstasınız dünya ölçeğinde kabül görmek o zaman siyasi iradeden bağımsızlığı savunmanızmadaki maksat ne?

Aslında sunduğum tek kıstas o değildi, aynı cümlede birkaç ölçüt sıralamıştım. Üniversiteler özerk olmadan da başarılı olabiliyor kısmen, burda haklısın. Ama SSCB'deki üniversitelerin başarılı olduğu alanlar genelde devlet yönetimi tarafından devletin bekası veya prestiji için öncelenen ve pompalanan alanlardı. Her alanda benzer bir performans gösteremedi. Daha da önemlisi SSCB üniversitelerindeki bilimsel buluşlar, Batı'da olduğu oranda günlük yaşamdaki kullanıma kanalize edilemedi (Batıda bunun yapılabilmesinin en önemli sebebi -bu başlıkta eleştirilen- üniversite ve endüstri arasındaki karşılıklı verimli ilişkiler). Ama bu daha çok SSCB'nin genel sistemiyle ilgiliydi diye düşünüyorum.

Üniversite özelinde kalacak olursak: Saydığım kıstaslar üzerinde anlaşıyor muyuz? Bilimsel yayınlar, yayınların aldığı atıflar, patent sayısı vs. gibi şeylerin bir üniversitenin başarısı için en önemli ölçütlerden olduğunu kabul ediyor muyuz?

marcos 11-06-2011 03:36

Alıntı:

ulpian´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 390976)
Aslında sunduğum tek kıstas o değildi, aynı cümlede birkaç ölçüt sıralamıştım. Üniversiteler özerk olmadan da başarılı olabiliyor kısmen, burda haklısın. Ama SSCB'deki üniversitelerin başarılı olduğu alanlar genelde devlet yönetimi tarafından devletin bekası veya prestiji için öncelenen ve pompalanan alanlardı. Her alanda benzer bir performans gösteremedi. Daha da önemlisi SSCB üniversitelerindeki bilimsel buluşlar, Batı'da olduğu oranda günlük yaşamdaki kullanıma kanalize edilemedi (Batıda bunun yapılabilmesinin en önemli sebebi -bu başlıkta eleştirilen- üniversite ve endüstri arasındaki karşılıklı verimli ilişkiler). Ama bu daha çok SSCB'nin genel sistemiyle ilgiliydi diye düşünüyorum.

Üniversite özelinde kalacak olursak: Saydığım kıstaslar üzerinde anlaşıyor muyuz? Bilimsel yayınlar, yayınların aldığı atıflar, patent sayısı vs. gibi şeylerin bir üniversitenin başarısı için en önemli ölçütlerden olduğunu kabul ediyor muyuz?

Üniversite özelinde kalacak olursak benim kıstasım birincil olarak özgür insanın yetişmesidir.Bilim ve teknik konusunda kıstasım kime hizmet ettiği ve ne için kullanıldığıdır.

Astur 11-06-2011 03:43

Alıntı:

Freddie´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 390931)
Evet evet, demokrasiyi kampüslere, ekonomiye, toplumsal yaşama karıştırmamak gerekir; tüm bunlardan yalıtılmış bir siyasal demokrasi neyimize yetmiyor değil mi? Ah şu liberaller!.. Demokrasinin her zaman olumlu sonuç vermemesi, her zaman olumsuz sonuç vereceğini de göstermez. Öte yandan, bu kadar sonuç odaklı düşünmemek gerekir. Demokrasi güzel birşeydir ve olumlu sonuçlara demokrtik yolları geliştirerek ulaşmaya çabalamak lazım.

Yahu Freddie, ben demokrasi her zaman olumsuz sonuç verir dedim mi? Hayır, demokrasi bir alanda iyi diye her alanda iyi olmak zorunda değil dedim. Biliyorum, her konuya siyah-beyaz şeklinde yaklaşmak daha basit ama bir konuya ilişkin fikirlerimizi oluştururken her konuyu ayrı ayrı ele alıp farklı çözümlerin avantaj ve dezavantajlarını kafamızda tartsak, somut örnekleri incelesek falan daha yerinde olmaz mı? Türk üniversitelerinin karşılaştığı sorunları nasıl çözeceğimize "demokrasi güzel bir şeydir" diyerek karar verecek hâlimiz yok neticede.

Dünyanın en iyi, en başarılı, en üretken üniversiteleri nerelerde belli, bu noktaya nasıl geldikleri belli, kullandıkları yönetim modelleri belli; bunların tümüne ilişkin de elimizde nesnel veriler var. Hâl böyleyken doğru olan denenmiş ve başarılı olmuş modelleri Türk üniversitelerine aktarmak vs. değil midir?

Ortaya alternatif bir model koysanız, bu model şu ülkelerde denendi, akademik yayınları yüzde bilmemkaç arttırdı, şu şu şu nedenden ötürü daha iyi olur vs. deseniz yine tartışabileceğimiz bir düzlemde oluruz. Ama siz böyle sloganvari yaklaşırsanız şahsi kanaatimce ciddiye alınmayı da hak etmezsiniz.


Alıntı:

Tabi ya, özgürce bilim yapmak da neymiş! Sponsorun kadar konuş!
Bu tarz lâflar herhalde olabilecek en boş lâflar... Türk üniversitelerinin çok somut ve ciddi sorunları var, bunlar da sloganlarla çözülmüyor. Hangi ülkede hangi üniversiteler bilim konusunda ne derece başarılı belli, ortada. Boş lâfla peynir gemisi yürümüyor, o "sponsorlu" üniversitelerden daha başarılı olacak üniversiteleri nasıl finanse edeceksiniz falan anlatın bir bize...

Alıntı:

Burnuna dikkat et Astur'cum, zira kendine klavuz diye bir kargayı bulmuşsun. :)
Ha evet, böyle dediğin anda Taha Akyol'un konuya ilişkin öne sürdüğü tüm fikirler otomatik olarak geçersiz hâle geldi. Eyvallah!

ulpian 11-06-2011 03:44

Alıntı:

marcos´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 390977)
Üniversite özelinde kalacak olursak benim kıstasım birincil olarak özgür insanın yetişmesidir.Bilim ve teknik konusunda kıstasım kime hizmet ettiği ve ne için kullanıldığıdır.

İyi de marcos, hem ''üniversite özelinde kalacak olursak'' diyorsun, hem de ''bilim ve teknik konusunda'' başarı kıstasının kime hizmet ettiği ve ne için kullanılıyor olduğunu söylüyorsun. Oysa bilimin insanlığa hizmet etmesi, adilce paylaşım vs. gibi konular genel sistemle ilgili. Tamam bu açıyı da diğer açılarla birlikte tartışalım, konuşalım, eyvallah da... Bilimsel ilerlemenin kendi kıstasları bundan farklı bir düzlemde.

marcos 11-06-2011 04:03

Alıntı:

ulpian´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 390979)
İyi de marcos, hem ''üniversite özelinde kalacak olursak'' diyorsun, hem de ''bilim ve teknik konusunda'' başarı kıstasının kime hizmet ettiği ve ne için kullanılıyor olduğunu söylüyorsun. Oysa bilimin insanlığa hizmet etmesi, adilce paylaşım vs. gibi konular genel sistemle ilgili. Tamam bu açıyı da diğer açılarla birlikte tartışalım, konuşalım, eyvallah da... Bilimsel ilerlemenin kendi kıstasları bundan farklı bir düzlemde.

Sabah oldu bu nedenle farketmemiş olmalısın.Cümleyi bilinçli olarak ayırdım.


Bilimin ve tekniğin önemli kısmının üniversite çatısı altında üretilmesi beklenir en azından genel kanı öyle.O zaman şunu sorayım.

Diyelim ki bir üniversite büyük ölçekte bir enerji kaynağı ortaya koydu.Bu büyük bir başarıdır.Üniversiteye prestij kazandırır.Üniversitenin insanlığa sunduğu bu kaynağın kullanımı üzerinde yetkisi olmalımıdır olmamalımıdır.Bu meselenin üniversitelerin akademik bağımsızlığı ile doğrudan bağlantısı olduğunu düşünüyorum.Birde şu var üniversite hangi konuda patent alır patent meselesi ticari bir mesele değilmidir.

Şunu da tekrar belirteyim ki şahsımın üniversite eğitimi yoktur.Bu tartışmalara dışarıdan bakan biriyim.

AlbatrosS 11-06-2011 11:41

Alıntı:

Astur´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 390978)
Yahu Freddie, ben demokrasi her zaman olumsuz sonuç verir dedim mi? Hayır, demokrasi bir alanda iyi diye her alanda iyi olmak zorunda değil dedim. Biliyorum, her konuya siyah-beyaz şeklinde yaklaşmak daha basit ama bir konuya ilişkin fikirlerimizi oluştururken her konuyu ayrı ayrı ele alıp farklı çözümlerin avantaj ve dezavantajlarını kafamızda tartsak, somut örnekleri incelesek falan daha yerinde olmaz mı? Türk üniversitelerinin karşılaştığı sorunları nasıl çözeceğimize "demokrasi güzel bir şeydir" diyerek karar verecek hâlimiz yok neticede.

Dünyanın en iyi, en başarılı, en üretken üniversiteleri nerelerde belli, bu noktaya nasıl geldikleri belli, kullandıkları yönetim modelleri belli; bunların tümüne ilişkin de elimizde nesnel veriler var. Hâl böyleyken doğru olan denenmiş ve başarılı olmuş modelleri Türk üniversitelerine aktarmak vs. değil midir?

Ortaya alternatif bir model koysanız, bu model şu ülkelerde denendi, akademik yayınları yüzde bilmemkaç arttırdı, şu şu şu nedenden ötürü daha iyi olur vs. deseniz yine tartışabileceğimiz bir düzlemde oluruz. Ama siz böyle sloganvari yaklaşırsanız şahsi kanaatimce ciddiye alınmayı da hak etmezsiniz.




Bu tarz lâflar herhalde olabilecek en boş lâflar... Türk üniversitelerinin çok somut ve ciddi sorunları var, bunlar da sloganlarla çözülmüyor. Hangi ülkede hangi üniversiteler bilim konusunda ne derece başarılı belli, ortada. Boş lâfla peynir gemisi yürümüyor, o "sponsorlu" üniversitelerden daha başarılı olacak üniversiteleri nasıl finanse edeceksiniz falan anlatın bir bize...



Ha evet, böyle dediğin anda Taha Akyol'un konuya ilişkin öne sürdüğü tüm fikirler otomatik olarak geçersiz hâle geldi. Eyvallah!

sevgili astur,

sponsorlar, yeni tip pdr modeli kapsamında özel vakıflar eğitime destek sunabilir. bizim derdimiz akademik kadro ve eğitimin ''kapitalistleşme''si. rekabet şartlarının akademik çalışma koşullarına da yansıtılıp akademisyenin ''yüksek kaygı/korku'' güdüsünün tetiklenmesi.akademik bilgi ve personelin ''deterjan'' gibi pazarlama nesnesi yapılıp ''ucuz ve kaliteli'' olan'a indirgenmesi. anti demokratik ve otoriter eğilimlerin son derece yüksek, keyfiyet ve kural tanımazlığın son derece baki olduğu bir ülkede arzu ettiğiniz modelde gerek akademisyenler gerekse akademik personel asgari yasal haklarından mahrum ciddi sıkıntılar yaşayacaklar. demokrasi ve özgürlük mobilizasyonunun belli bir vicdani-etik temelde mobilize edildiği ''britanya'' değil burası. hala ''dekolte tacize davet eder mi''yi tartışan, her tür insani etik/vicdani değerden yoksun psiko-patalojik ''cinnet sürüleri'' ülkesi.

piyasalaşma o derece ''kontrolsüz ve denetimsiz'' ki(denetimten kasıt asgari çalışma koşulları, mevcut yasalar vs) , bizzat başbakan'ın bu gerçeği ikrar ettiği; çaresizce(!) ellerini kavuşturduğu bir ülke.

özel sektör bunu bir tür ''hayır-reklam'' konsepti olarak ''kar amacı gütmeden'' yapabilir. amaç kendilerinin de faydalanacağı ''yetenekli, kalifiye insan'' yetiştirmekse hem orta ve uzun vadede, hem pdr modeli olarak bu yönüyle dahi karlıdır.

ve fakat, çalışma prensibi ve şartları bağlamında ''rekabet'' tandanslı bir ekonomik model bu ülke sosyo-kültürel dinamiklerinin nitel toplumsal eğilimleri göz önüne alındığında ''ucuz kalifiye profesör''ler cumhuriyeti yaratmaktan başka halta yaramaz.

nedeni gayet basit: örgütsüz, demokrasi bilinci ''kıt'', otoriter, şizofrenik derece bir toplumsallığa sahibiz.

yurdumun en ''liberal'' partisinin eğilimleri bize örnek olsun. %45 desteği var. mhp %10-14 koy, etti mi 60. irili ufaklı diğer sağ/otoriter partileri koy, 65-70...

sol cenahtaki otoriter eğilimleri de ekle... bu ülkenin %80'i kafayı ciddi ölçüde toplumsallaşan cinnet ve nevroz kült'lerinden sıyırmış bir korku tiranlığının nesnelerinden oluşmakta... aziz nesin %60 demiş ama tevazu etmiş :)

spartacus 11-06-2011 12:10

Taha Akyol tek başına bu konuda referans değil ki, kaldı ki Akyol gibi düşünmeyen onca akademisyen, aydın, insan, öğrenci vardır bu gün, demek ki salt bir kişinin söylemi ile(üstelik ne düzeyde konuda belirleyicidir?) hareket edilemez. mantığa da bakmak gerekir.

gerekçelere net biçimde bakalım, gerçekten bunlar objektif ve konuyla dolaysız alakalı mı?

1.) Demokrasi her alanda(yuvarlak bir kelime değil mi? neye göre, nasıl demokrasi, ne kadar içselleştirilmiş, olması gerektiği gibi mi organize edilmiş vs) iyi sonuç doğurmaz? Tamam o halde demokrasiyi tartışalım, üniversitelerin demokratikleşmesini değil. Bu subjektiflikten çıkartılan objektif sonuç, toplumunda demokratik olmasının istenemeyeceğidir, isteyenlerde bu kadar rahat egale edilebilirler(ah liberal pragmatizm ahhh). Hebelehübü aşkına, böyle bir subjektif kuralımız-kriterimiz olabilir mi??

2.)
Üniversitelerin daha bilimsel, daha ileri vs bir akademik platformda buluşmasının önünde engel, onların demokratik ya da bağımsız, güdümsüz olması mı(nasıl bir kurgudur ki bu böyle, rüya gibi)?
Öyle olduğunu iddia edenler neden bizlerede izah etme zahmetine girmiyorlar acaba? Oysa tam tersi olduğunu yazmak bile gereksizken, bu reva mı?.

3.) Tamam karşılaştıralım, Avrupa kıyasımızıda yapalım..
Bağımsız, demokratik kuruluş adına, yayın demek, makale demek, ürün demek gerçekten çok güzel lakin tek başına hiç bir şey ifade etmiyor, biz objektif olarak arka planda neyin yattığına eğilmek zorundayız. Tabi üniversiteleri özgür, bağımsız, demokratik bir kurum haline getirilmezse, bağımlı, güdümlü bir hale getirilirse, eğitime-okullara ayrılan pay çok daha önemsiz ve önceliksiz alanlara ayrılan payın bilmem kaçda kaçı kalırsa, bilim insanları araştırma yapacak labaratuvarlar bile bulamazsa, onlarda aynı üretim mekanizmasından geçtikleri için beyinler zedelenirse, başkalarının ellerine muhtaç hale getirilirse(asıl rahatsızlıkda zaten burada, isteniyor ki boyun bükülsün ele bakılsın), atama usulü vb biçimde baskı altında tutulursa, şimdi Avrupa gibi olmamaktan mı kaynaklı sorunumuz? Kaldı ki nasıl bir kıyas yapıyorsunuz ki, Avrupa'nın dününü görmekten kendinizi men ediyorsunuz. Avrupa özgürlük ve demokrasi mücadelesi vermeden mi o noktalara ulaştı. Beğenmediğiniz eleştirilerle ulaştı, şimdi en fazla bize lazım bu eleştiriler, tabi sizde mümkün olduğunca karşıya geçeceksiniz, racon mu böyledir nedir?.

Avrupa seviyesine geleceksek bu birilerinin eline bakarak olamaz, biz her alanda dışa bağımlı kaldığımız sürece tabi ki okulda öğretmen labaratuvar bulamayacak... kapitalizmin yasası, işleyişi bu, herkes pasta yiyemez, yememeli, yoksa sistem temel dayanağını kaybeder. dünyanın bir tarafı yağda diğer tarafı çölde olmalı. Çünkü birisinin durumu diğerini belirler ve bu denge bozulduğu anda yağdakilerde bize benzemeye başlar. Türkiyede satılmasın BMW, Mercedes, Bosch.... doldurun, binlerce ürünü(alternatifin yok ki, sorun burada!!), görün Avrupa gittikçe bize benzemeyecek mi?.. Üniversiteler ticarileşip ve sektör bağımlısı hale getirilmesi için bu kadar çaba neden veriliyor sanılıyor?. kendimizi boşa kandır-t-mayalım, amaç belli. Oysa Kimse insanların, yardımseverlerin, aydın kişilerin üniversitelere desteğine karşı çıkmıyor ki!
hep demişimdir Türkiyede sanayi devrimi eğitim ve sağlığın tepesine rant olarak yapıldı, işe bak ki sanayi dururken, sanayi dalı olmayan alanda rant ve metalaşma devrimi yapıldı, yani devekuşunun yine kafa içeride, gerisi açıkta!! daha bunu anlamadan ne bir şeylerin idrakına varılabilir ne de Avrupa'yı örnek gösterme şansına-hakkına sahip olabiliriz.. Bu kurumların önceliği meta üretmek değildir, cahil bönlüğü bırakıp çokda metalaşmak isteniyorsa, sermaye elini bu kurumlardan çeksin, sanayi alanıda, pazarıda(!), hammaddede fazlasıyla mevcut bu ülkede, gitsinler(henüz sistem yerinde iken!) meta üretsinler, beyinleri metalaştırmaktan nemalanmasınlar.

Kesilen vergiler, ödeneklerle 4 üniversite bitirebilecekken, insanlar çocuklarını okutabilecek paradan(artık tek değerli, değer üretmeyen varlık) mahrum kalacaklar. Tabi ki, elektriğe para, suya para, enerjiye para, eğitime para, sağlığa para, havayda para! her şeye para-vergi-ödenek veren insanlar, hem bu paraları(vergileri) bu hizmetleri almak için vermiş olacaklar, hem de yine tekrardan satın alacaklar öyle mi, üstelikde Ali veliden haa, nereden geliyor bu rantın kaynağı, yine benden, ondan bundan, pes artık, metalaşmayan neyimiz kaldı ki!? Dalga mı geçiliyor bizimle(evet aynen öyle).. Kısaca uzatmaya gerek yok, köy orta yerde.

Jolly Jocker 11-06-2011 15:22

Alıntı:

ulpian´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 390964)
Yahu herşeye de bu kadar ideolojik (at gözlükleriyle) yaklaşılmaz ki ama. Üniversiteden nedir beklentilerimiz? Akademik özgürlük ve bağımsızlık çerçevesinde kaliteli bilim ve araştırma yuvaları olmaları, öyle değil mi? Nedir bunun ölçütleri? Mesela bir üniversite yılda kaç bilimsel yayın yapabiliyor, bu yayınlar dünya akdemyasından ne kadar atıf alıyor, hangi önemli uluslararası ödüller alınıyor, hangi önemli buluşlara, patentlere vs. imza atılıyor gibi somut ve nesnel kıstasları vardır bu işin.

Eee? Ben bunlara itiraz mı ettim Ulpian?

Alıntı:

Dünyanın en başarılı üniversiteleri Astur'un da dediği gibi vakıfvari usullerle yönetiliyor. Ayrıca üniversiteler ile endüstri arasında belli oranda bir dirsek teması olması, her iki alandaki gelişmeler için de katalizatör işlevi görüyor adeta.
Hah, işte zurnanın zırt dediği yer bu cümlelerin. Benim bir önceki iletimde eleştirdiğim de buydu. Başarı için sadece Astur'un ve senin işaret ettiğiniz kriterler şart değil; Sovyet üniversiteleri de başarılıydı ama bambaşka kriterleri vardı. Siz sadece sonuç odaklı bakıyorsunuz. Başarı gelsin, bizim bilimsel çalışmalarımıza atıf yapılsın, bol bol ödül alınsın v.s... Her türlü yöntemle başarısız da olunabilir başarılı da. Ama başarı için demokrasi dışı yönetim tarzlarını benimsemeyi üniversite örneğinde savunmaya kalkarsanız, bunun sonu gelmez. En nihayetinde devlet yönetiminde de bunu savunmaya kayabilirsiniz. Aksi halde tutarsızlığa düşersiniz zaten. Mümkün olduğunca demokratik, katılımcı, finansörüne bağlanmayan, politikadan ve dinden bağımsız, çoğulcu bir bilimsel ortam yaratılmaya çalışılmalı ve başarı da böyle bir yönetimin içerisinde çalışarak aranmalıdır. Sizin savunduğunuz ise, ''Batı böyle yapmış, iyi de olmuş, hadi biz de böyle yapalım'' türünden bir Batı özentiliğinin ötesine geçemiyor.

Üniversite ille de bir bina ya da kampüs alanı olmamalı. Üniversite, bilim için finansör aranan birşey de olmamalı. Öğretmenlerin, ya da daha genel konuşalım, bilgi sahiplerinin öğrenmek isteyenlerle bir araya gelip hiçbir finansal, politik ya da dinsel bağımlılık olmadan özgürce ilişkilenebilmeleri ve bilgi aktarabilmelerini ifade etmeli. Kurumsallaşmamalı. Öğretim eğitimden ayrılmalı, özgürleşmeli.

Alıntı:

Cesar'ın hakkını Cesar'a teslim etmelisiniz. Aksi halde hiç bir söylediğiniz inandırıcı olmuyor. Yok efendim kapitalist ülkelerde üniversitelerin görevi gençleri sistemin içinde tutmakmış da, burjuva üniversitelerinde yetişmiş akademisyenlerin itibarı haksızmış da... Hangi dünyada yaşıyorsunuz kozmos aşkına yahu? Her yıl fizikte, biyolojide, diğer bütün bilimlerde bunca yeni keşifler, önemli gelişmelere imza atılıyor. Adamlar sayesinde içinde yaşadığımız evreni, türümüzün geçmişini gittikçe daha iyi anlıyoruz.
Çok pardon ama ben örnek verdiğiniz üniversitelerin başarısız olduğunu mu iddia etmiştim? Ya da üniversitelerde hiçbir bilimsel gelişme yaşanmadığını mı söyledim? Bilakis, başarılı olduklarını ama başarının yegane kriter olmaması gerektiğini vurguladım. Öte yandan, üniversiteler ve bilim hiç de sistemden ve politikadan bağımsız değildir. Sistemin gereksinimleri için bilim yapıldığı, politik baskılar yüzünden bilimin önünün kesildiği, yine politik ve dinsel etkenler yüzünden alakasız şeylerin bilim kisvesiyle sunulduğu pek çok örnek bulunabilir. Öte yandan, bilim insanlarının bilimsel bir çalışma için sponsor bulmaya yönlendirilmesi büyük haksızlıktır. Bunun sloganla falan da ilgisi yok; resmen sponsorun kadar bilim yapabilirsin deniyor insanlara. Ki paralı üniversite sisteminde öğrenci-öğretmen ilişkisi bir müşteri ilişkisine dönüştürülüyor. Kapitalizmin ihtiyaçlarına göre bilimsel çalışma yapılıyor, eğitim veriliyor. Sistemin istediği adamlar şekillendiriliyor. Örneğin ben maliye mezunuyum. İktisat derslerini bol bol gördük. Klasik iktisat ve Keynesyen iktisadı gördük ama onun dışındakileri öğretmediler bize. Müfredatı kim belirliyor dersin? Politikadan ve egemen olan sistemden bağımsız mı üniversiteler?

Astur 11-06-2011 16:02

Alıntı:

AlbatrosS´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 390992)
sevgili astur,

sponsorlar, yeni tip pdr modeli kapsamında özel vakıflar eğitime destek sunabilir. bizim derdimiz akademik kadro ve eğitimin ''kapitalistleşme''si. rekabet şartlarının akademik çalışma koşullarına da yansıtılıp akademisyenin ''yüksek kaygı/korku'' güdüsünün tetiklenmesi.akademik bilgi ve personelin ''deterjan'' gibi pazarlama nesnesi yapılıp ''ucuz ve kaliteli'' olan'a indirgenmesi.

İnsanları özgür bırakırsak onlar da mutlu mutlu, bol bol bilim üretirler tarzı yaklaşımlar ne yazık ki gerçeklikle pek bağdaşmıyor. Akademisyenleri üretme konusunda motive edecek çeşitli kriterlerin yokluğunda ne yazık ki yeterli sayıda ve kalitede makale yayımlanmıyor; dünyadaki üniversitelerle rekabet edilecekse bu işleri sıkı tutmak gerek.

Akademisyenlerin akademik kariyer yapabilmeleri için belli sayıda makale yayımlama vb. yükümlülükleri olmasının ülkemizdeki otoriterleşmeyi arttıracağı yönünde söylediklerini de anlayamadım açıkçası. Bu ikisi arasında bağ olduğunu sana düşündüren ne tam olarak dostum?

ulpian 11-06-2011 16:35

Alıntı:

Freddie´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 391019)
Ama başarı için demokrasi dışı yönetim tarzlarını benimsemeyi üniversite örneğinde savunmaya kalkarsanız, bunun sonu gelmez. En nihayetinde devlet yönetiminde de bunu savunmaya kayabilirsiniz. Aksi halde tutarsızlığa düşersiniz zaten. Mümkün olduğunca demokratik, katılımcı, finansörüne bağlanmayan, politikadan ve dinden bağımsız, çoğulcu bir bilimsel ortam yaratılmaya çalışılmalı ve başarı da böyle bir yönetimin içerisinde çalışarak aranmalıdır. Sizin savunduğunuz ise, ''Batı böyle yapmış, iyi de olmuş, hadi biz de böyle yapalım'' türünden bir Batı özentiliğinin ötesine geçemiyor.

Freddie, Batıdaki üniversite modellerinde tam olarak neyi eleştiriyorsun, yerine tam olarak neyi öneriyorsun, nolursun biraz somutlaştırsana artık sen de.

Biz de neticede üniversitelerin akademik özgürlüğünü ve çoğulculuğu savunuyoruz. Ama 'demokratik üniversite' denilince kastedilen genelde bundan öte birşey. Örneğin kimlerin prof olacağına, kimlerin doçent olacağına, kaynakların hangi bölümlere nasıl bölüştürüleceğine, derste nelerin işleneceğine vs. tam anlamıyla demokratik süreçlerle karar verilmesini, mesela tüm akademik personelin, üniversite çalışanlarının, öğrenci temsilcilerinin, veli temsilcilerinin vs. herşeye birlikte karar vermelerini anlamlı bulmuyorum. Demorkasi bir yönetim biçimidir, idealde halkın kendi iradesiyle yönetilmesini öngörür. Üniversiteler ise sadece bir 'yönetim' alanı değildir.

Diğer yandan 'demokratik üniversite' modeline karşı çıkarken, biz de herhalde ''bir padişah olsun, herşeyi o belirlesin'' filan demiyoruz. Tam tersine, hepimizin değer verdiği ve olması gerektiğini düşündüğü akademik özgürlük ve çoğulculuğun sağlanmasının başka yollardan geçtiğini söylemeye çalışıyoruz. Bilimsel ve akademik özgürlük, üniversitenin özerkliği ve çoğulculuğu gibi şeyler anayasa ve yasalar ile (yani demokratik yöntemlerle) teminat altına alınır. Demokratik meşruiyeti olan yasal düzenlemeler çerçeveyi çizer. Fakat bu çerçeve içerisinde herşeye (üniversite alanında) tam demokratik yollarla karar verilmez. Örneğin öğrencileri de doğrudan ilgilendiren alanlardaki karar aşamalarında (mesela kampüs yönetimi, kütüphane idaresi, kantin vs.) öğrenci temsilcilerinin de oy hakkı olabilir. Fakat doğrudan bilimsel değerlendirme gerektiren kararlarda, o işin uzmanları karar verir.

ulpian 11-06-2011 16:45

Bu konuda Taha Akyol'un tartışılması hakkında da birkaç şey söylemek istiyorum. Astur'un Akyol'u iktibas etmesi üzerine, Akyol'a karşı ad hominem argümanlar getirildi. Mesele Taha Akyol'u bir otorite olarak görüp görmememiz filan değil. İdeolojilerimizin uyuşup uyuşmaması da değil. Adam bu konu hakkında çok kapsamlı bir çalışma yapmış (Bilim ve Yanılgı adlı kitabının bir bölümünü 'demokratik üniversite' modeline ayırmış). Oturduğu yerden kendince birşeyler karalama işine filan girmemiş. Türkiye'nin saygın profesörlerinin bu konuyla ilgili yazılarını incelemiş, iktibas etmiş. Yurtdışındaki saygın, başarılı üniversite modellerini incelemiş, kaynaklarıyla analiz etmiş. Türkiye'de denenen farklı üniversite modellerinin tarihi seyrini çizmiş, meclis tutanaklarından hangi partinin hangi modeli hangi argümanlarla savunduğunu iktibas etmiş (tam demokratik üniversite modelini en çok savunan da Refah Partisi bu arada!), üniversitelerin başarı indekslerini çizmiş, somut rakamlar, istatistikler sunmuş... Verdiği her bilgi için de birincil kaynaklarını sunmuş... Yani mesele Taha Akyol'u bir otorite olarak görüp görmemek filan değil. Adam bu alanda (yorumlarına katılmasanız da) ciddiye alınması gereken bir literatür araştırması ve önemli bir çalışma yapmış; ve böyle bir tartışmada da o çalışmaya elbette işaret edilir. Burdan hareketle Akyol'un şahsına karşı ad hominemler ileri sürmek makul bir tartışma metodu değil.

Astur 11-06-2011 17:03

Alıntı:

Freddie´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 391019)
E Sovyet üniversiteleri de başarılıydı ama bambaşka kriterleri vardı.

Batı üniversiteleri kadar başarılı değillerdi. Hani doğa bilimlerinde bir nebze de "humanities" denen beşeri bilimlerde sürünüyorlardı. Siyasetin, devletin getirdiği büyük sınırlamalar vardı. En basitinden Nobel ödüllerine bir bak, tek başına İngiltere tüm Sovyetler'den daha fazla Nobel ödülü sahibi insana sahip, sadece doğa bilimlerine baksak dahi durum bu şekilde.

Alıntı:

Her türlü yöntemle başarısız da olunabilir başarılı da.
YÖK ile başarılı olunabilir mi o zaman? :) Bazı yöntemlerle başarılı olunamıyor işte.

Alıntı:

Ama başarı için demokrasi dışı yönetim tarzlarını benimsemeyi üniversite örneğinde savunmaya kalkarsanız, bunun sonu gelmez. En nihayetinde devlet yönetiminde de bunu savunmaya kayabilirsiniz.
Çocukken bakkaldan sakız çalan çocuklar da gelecekte banka soyabilirler. Görür görmez hapse atmak lazım. Şaka bir yana, ne alaka?

Alıntı:

Sizin savunduğunuz ise, ''Batı böyle yapmış, iyi de olmuş, hadi biz de böyle yapalım'' türünden bir Batı özentiliğinin ötesine geçemiyor.
Alakası yok. Ben Japonya, G. Kore gibi başarılı Asya ülkelerinin de örnek alınması gerektiği kanaatindeyim. Mesele Batı meselesi değil. İyi üniversiteye hangi yöntemlerle ulaşılır ona bakıyoruz.

Alıntı:

Klasik iktisat ve Keynesyen iktisadı gördük ama onun dışındakileri öğretmediler bize.
E hâliyle... Evrimsel biyoloji öğretilirken de Lamarck değil Darwin öğretiliyor. Sosyal bilimler doğa bilimlerinden elbette bu anlamda farklı ama her alanda üstünde bilimsel konsensus oluşan çeşitli yaklaşımlar var.

Jolly Jocker 11-06-2011 17:19

Sırf itiraz etmiş olmak için itiraz edip saçma sapan şeyler yazıyorsunuz. Nobel ödüllerinin sayısı bir kriter midir? Sovyetler de kendine göre ödül dağıtıyordu, sizin için bir değeri var mıydı? Kaldı ki ben SSCB ünivesitelerini de savunuyor değilim. Kurumlaşmış eğitime karşıyım. Bilim politikadan da, ticaretten de, finansal kaygılardan da, dinden de bağımsızlaşmış olmalı, özgürce icra edilebilmelidir. Siz hala kendinizce başarı örnekleri verip sonuç odaklı düşünüyorsunuz.

Akademide bilimin politikadan bağımsız olduğunu kim iddia edebilir? Akademik kariyer yollarında sadece bilimsel çalışmanın kıstas alındığını, politik destek ya da yalakalık ilişkilerinin hiç etkisi olmadığını kim iddia edebilir? Yine politika ve dinin bilim üzerinde hiç etkisi olmadığını, üniversitelerde bilimin özgürce icra edildiğini kim iddia edebilir? Peki okullardaki müfredatın içeriğinin devletin politik-ideolojik tercihlerini yansıtmadığını, bilim insanlarının bilimsel faaliyet için sponsora muhtaç duruma getirilmediklerini, öğrenci-öğretmen ilişkisinin git gide bir müşteri ilişkisine dönüşmediğini iddia edebilir misiniz? Ya bilimsel çalışmanın üniversiteye indirgenmesine ne demeli? Sanki üniversite dışında bilim üretilemezmiş, ürütilen hiçbir şeyin değeri olmazmış gibi bir hava bizzat akademisyenler tarafından yaratılmıyor mu? Ya üniversitenin sisteme eleman yetiştirmeye odaklanması ve bilimsel çalışmayı bu yönde 'bükmesine' ne demeli? İşletme bölümüne yüksek lisans için başvurduğumda, öğretime başladıktan kısa süre sonra okuldan ayrılmamın temel sebebi buydu. Kapitalist bir işletmenin en çok karı nasıl elde edebileceği sorusunu yanıtlamayı temel alan, bunun için öğretim yapan, öğretirken de öğrencilere girişimci olmayı tavsiye etmekten geri durmayan bir akademik süreçti.

Buyurun siz şimdi Nobel ödüllerinden falan bahsedin. Sanki dağıtılan o ödüller çok objektifmiş de hiç ideolojik-politik bir bakış barındırmıyormuş gibi! Orhan Pamuk Ermeni meselesine girmese Nobel'i alabilir miydi tartışmasına girmek istemiyorum şimdi.

Üniversitede klasik iktisat ile Keynesyen iktisadı öğrettiler, onun dışındakileri öğretmediler diyorum; Astur efendi de buna hak veriyor! Niye? Çünkü onun keyfi görüşüne göre bu ikisi dışında kalan görüşler hurafeymiş! Ondan sonra da bilimin politikadan, ideolojiden bağımsız yapılıp özgür olabileceği konusunda tartışmaya kalkıyoruz. Kendi ideolojisine ters düşen her görüşü kendi kafasına göre bilim dışı ilan edip öğretilmesine yasak koyan bir öğretim sürecini savunan adamlar bize demokrasi nutukları çekiyor! Niye öğretmiyorlar marksist iktisadı? Üniversite sponsor bulmakta zorlanır diye mi? Al sana kapitalizmin bilimi tasallut altına alıp sınırlamasına güzel bir örnek.

Astur 11-06-2011 18:03

Alıntı:

Freddie´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 391030)
Sırf itiraz etmiş olmak için itiraz edip saçma sapan şeyler yazıyorsunuz. Nobel ödüllerinin sayısı bir kriter midir?

Nedir kriter? Yayımlanan makale sayısı mıdır? Alıntılanma sayısı mıdır? Patentler midir? Açarız bakarız yani, mesele değil. Ha sonuçları sen beğenmezsin bence, o ayrı.

Bugün İran bile rejimin işine gelen, desteklediği kimya vb. bazı alanlarda başarılar gösterebiliyor ama toplama bakıldığında geride kalıyor. Sovyetler'de de benzer bir durum vardı. Tartışma şimdi buna kaymasın tabii de anlatmak istediğim şu, Batı üniversiteleri Sovyet modelinden açık bir biçimde daha başarılıydı genel olarak, yanlış hatırlamıyorsam matematik gibi birkaç alan bu duruma istisnaydı.

Alıntı:

Buyurun siz şimdi Nobel ödüllerinden falan bahsedin. Sanki dağıtılan o ödüller çok objektifmiş de hiç ideolojik-politik bir bakış barındırmıyormuş gibi! Orhan Pamuk Ermeni meselesine girmese Nobel'i alabilir miydi tartışmasına girmek istemiyorum şimdi.
Sadece doğa bilimlerindeki ödüllere bakarsak da sonuç aynı Freddie, bunu özellikle bir önceki mesajımda yazdım. Yoksa edebiyat ödülü ya da barış ödülü vs. sık sık tartışma konusu oluyor evet. Orhan Pamuk da hak etti bence, ayrı konu. Vatanmilletçiler çatlasın. :)

Alıntı:

Üniversitede klasik iktisat ile Keynesyen iktisadı öğrettiler, onun dışındakileri öğretmediler diyorum; Astur efendi de buna hak veriyor! Niye? Çünkü onun keyfi görüşüne göre bu ikisi dışında kalan görüşler hurafeymiş! Ondan sonra da bilimin politikadan, ideolojiden bağımsız yapılıp özgür olabileceği konusunda tartışmaya kalkıyoruz. Kendi ideolojisine ters düşen her görüşü kendi kafasına göre bilim dışı ilan edip öğretilmesine yasak koyan bir öğretim sürecini savunan adamlar bize demokrasi nutukları çekiyor! Niye öğretmiyorlar marksist iktisadı? Üniversite sponsor bulmakta zorlanır diye mi? Al sana kapitalizmin bilimi tasallut altına alıp sınırlamasına güzel bir örnek.
Yahu Freddie, ekonomik düşünce tarihinde fizyokratlardan tut Avusturya Ekolü'ne kadar geniş bir yelpazede pek çok akım var. Bunlara ekonomik düşünce tarihi tarzı bir derste değinilebilir tabii, ya da Marksist iktisat için bir seçmeli ders eklenebilir müfredata; ama lisans eğitimi alan öğrencilere bunlardan herhangi birinin yoğun biçimde öğretilmesi hiç de akılcı olmaz. Bu alanda çalışan sayısız akademisyen var ve bunların genel olarak üstünde uzlaştıkları bir ana akım ekonomi bilimi var; lisans eğitimi alan bir öğrencinin de bu ana akım çizgide eğitim görmesinden daha doğal bir şey olamaz. Bu bölümlerin insanları iş hayatına hazırlaması ve pratik anlamda faydalı bilgilerle donatması gibi gereklilikleri geçtim, ana akım dışındaki iktisadi ekolleri benimseyen herkesin keyfine göre farklı eğitim verilmesi sence mümkün mü?! İkimiz aynı bölümde okusak, sen Marksist iktisat eğitimi almak istesen ben de Avusturya iktisadı temelinde eğitim almak istesem olacak iş mi? Nasıl olacak yani? Bir de öyle bir konuşuyorsun ki sanki iktisat diye Marksist iktisat okutulsa bilimsel olacak. Psikoloji öğrencilerine de nörobilim falan değil psikanaliz öğretelim o zaman... Olayın demokrasi ile falan da alakası yok, mesajların iyice demagoji kokmaya başladı.

Ayrıca bir şey daha ekleyeyim; siyaset bilimi ya da sosyoloji derslerinde Marksist yaklaşımlar gayet de öğretiliyor, zira bu yaklaşımların bu alanlardaki etkisi iktisattakinden çok daha büyük. Hem Türkiye'de hem de yurtdışında bu durum böyle.

ulpian 11-06-2011 18:37

Alıntı:

Freddie´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 391030)

Buyurun siz şimdi Nobel ödüllerinden falan bahsedin. Sanki dağıtılan o ödüller çok objektifmiş de hiç ideolojik-politik bir bakış barındırmıyormuş gibi! Orhan Pamuk Ermeni meselesine girmese Nobel'i alabilir miydi tartışmasına girmek istemiyorum şimdi.

Off be Freddie. Bu hakkaten olmamış işte... Doğa bilimlerinden bahsederken, doğa bilimleri bağlamında nobel ödülünün örnek olarak getirilmesine karşın nobel edebiyat ödüllerini öne sürüyorsun! Sırf aynı isim altında veriliyor diye. Doğa bilimlerindeki nobel ödülleriyle edebiyat veya barış nobel ödüllerini veren kurullar, kullandıkları kriterler birbirinden tamamen farklı olduğu halde. Olsun isim aynı ya. Edebiyat ödülleri çok objektif olmadığına göre, doğa bilimlerindeki nobeller de objektif olamaz!.. Nasıl bir mantıksa... Şimdiye kadar fizikte, kimyada, biyolojide kimlere ve hangi sebeple nobel ödülü verilmiş bir araştır, ondan sonra yeni bir başlıkta bu iddianı temellendir lütfen. Bu kadar da kurusıkıya atılmaz ki ama. Tamam, doğa bilimlerinde nobel ödüllerinde de bazı ''şu hakkettiği halde alamamış'' gibi şeyler bulursun, hatta bu konuda meşhur bilim adamlarının kendi anlattıkları, yazdıkları meşhur anekdotlar da var. Ama doğa bilimlerinde verilen nobel ödülleri çok büyük oranda objektiftir ve genel olarak bir ülkenin veya üniversitenin o alandaki başarısını ölçmek için kullanılabilecek, kullanılması gereken kriterlerden biridir... Aksini iddia ediyorsan, lütfen yeni bir başlık aç ve bu iddianı temellendir. Ama edebiyat ödüllerini öne sürerek değil mümkünse.

spartacus 11-06-2011 19:45

Akyol üzerinden bir şey yapmıyoruz, aksine yapılması ve karşı, karşıya kondurulmasıdır eleştiri konusu.

Üniversitelere demokrasi gerekmez. Neden? Çünkü demokrasi her alanda olumlu sonuç vermez! (deniyor) Şimdi bu sözün neresini eleştirmek ve anlamsızlığını ortaya koymak ad hominemlik oluyor?

kendi adıma; Akyol'un binlerce çözümlemesi olabilir, bu akademik olarak da yüzlerce defa değerlendirilebilir, ama bu demek değil ki Akyol yapısallık, siyasal tercih vs gibi konularda da tek referans, karar mercii görülsün, ya da tokuşturulma kafasıyla konuya dahil edelim ya da salt bir alanda(örn:başarı) öne çıkan bir şeyin tüm alanı kapsadığı gibi bir indirgemeye düşelim. Bu yöntem bizlerin özgürlüğünede bir kısıtlama getirme çabasıdır, ad hominemlik dahi çok hafif kalıyor.

Akyol konusunda ne kendisini, ne araştırmalarını konu edinemez, referans edinemeyiz demedim(özellikle de ayrımı belirttim)! Kabul, biraz daha açayım..

Üniversitelerin bağımsız olması-olmaması konusunda, yani eni sonu, işin Akyol'uda kapsayan siyasi tercih noktasında, Akyol'u veya salt bir kaç ölçeği temel, belirleyici referans alamayız diyorum! yani demokratik, bağımsız, özgür üniversite isteğinin karşısına Akyol'u koyamayız. bunun dışında Demokratik üniversiteler Akyol'un araştırmalarını zaten akademik olarak referans da edinebilir, yararlanabilir, kaynak da edinebilir, demokrasi buna engel değil ki!

Bir örnek vereyim; örneğin bir çocuk sopa ile daha başarılı oluyor diye biz sopayı mı seçmeliyiz?(bu kadar basit demek istediğim) konu üniversitelerde nasıl daha başarılı olunur vs gibi olsa tamam koyalım araştırmalarını, hatda tek referans bile deme şansına erişebilen çıksın, ama bir siyasi araştırman çıkmış, çok şeyi araştırmış ve demiş ki, toplumlar için en ideal verimlilik ancak faşizm de elde edilir! tamam o halde haydin faşizme gidelim, neden adam öyle demiş işte! denmesine onay vermek yada tek ölçüt almak zorunda değiliz ki, yani ne tek geçerli referans olarak görebiliriz ne de salt verimliliğe dayalı araştırmaların sonuçlarına bakarak en iyi verimliliği hayatın tüm alanlarına, temeline indirgeyerek bir sonuca varabiliriz. Yaşam sadece verimlilikden ibaret değil(pragmatizm kendi adıma diyorum, gerçekten çok kolay bir şeydir, ama onada sınır belirlemek gerekir, aksi taktirde anlama, anlatma, anlaşılır olma, tutarlı kalabilme vb gibi yönlerimizi kötü yönde etkileyen bir yan etkisi oluyor, doz aşımı ise ölümcül düzeyde sonuçlar doğurabiliyor.).. Bu eleştirilerimin ad hominemlikle herhangi bir bağıntısı nasıl kurulabiliyor? Sezar'ın hakkını Sezar'a verelim, ok verelim, ama Diyojenn'in hakkınıda Diyojen'e verelim(işçinin hakkınıda işçiye verelim : )... Bir şeydede ideolojik kaygılarınızı ve kişisel yanılmazlığınızı kırsanız, yanıldığınız andada muhatabı çapsızlaştırmaya yönelme yolunu tutturmasanız çiğ tavuk yiyeceğim..

Üniversitelerin bağımlı-bağımsızlığı belirlediğiniz çerçevelerle zaten objektif veri, somut bir gerekçe sunmadığı, demokratik kayguı ve sorumlulukda taşımadığı, helede her şeyin ölçütünü bir ölçüye indirgediği için(çocuk ve sopa meselesini düşünün) ele alınamaz diye düşünüyorum, yani öne sürdüğünüz bir iki şık meselenin kendisi ile uyuşmuyor.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:10 .