Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   Sistem dışardan başlatılmış! (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=23558)

upuaut 08-03-2011 01:38

Sistem dışardan başlatılmış!
 
NASA kanıtladı: Dünya dışında yaşam var!

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) için çalışan bilim insanı Richard Hoover, uzayda yaşamın olduğuna ortaya koyan bulgular elde ettiğini açıkladı.

Hoover, Dünya’ya düşen gök taşlarının içinde çok küçük “uzaylı böcekler”in izine rastladığını belirtti. Hoover’ın araştırması, Dünya’daki yaşamın uzaydan gelen mikroorganizmalar tarafından başladığı teorisini yeniden güçlendirdi.

Not: Detaylı bilgi almak için NASA: Dünya dışı yaşamın izini bulduk! yazısını okuyabilirsiniz.

Bildiğiniz gibi suyun Dünya'ya kuyrukluyıldızlarla taşındığı yine NASA'nın çalışmaları sayesinde ortaya çıkartılabilinmişti!

Sözkonusu bu bulgular tüm canlıların, bu arada insanın balçıktan bir çömlek gibi yoğrularak, yaratılışına ilişkin Tevrat, İncil ve Kuran gibi kutsal metinleri yanlışlamaktadır.

Bu konuda geçtiğimiz Pazar günü Hürriyet yazarı Soner Yalçın tarafından yazılan "Erbakan'ın hatırlattığı Müslüman ilim adamları" makalesinde Biruni (973-1051)'nin görüşleri özetle şöyledir:

"Yaratılışı, Allah'ın hür iradesinin bir eseri olarak gördü. Kainat yokken sonradan yaratıldığı; ancak yaratılışın ne zaman ve nasıl başladığı hakkında tam ve kesin bilgilere sahip olunamayacağı tezini ilerini sürdü. Biruni'ye göre elimizde bu konuda kesin ve aydınlatıcı bir bilgi yoktu. Özellikle Yahudi ve Hıristiyanların kitaplarındaki bilgiler tefsir edilmişti. Yaratılışı insan yaratılışıyla başlatmak hatalıydı.

Rabbin bir günü kulun günüydü.

Kuran'daki ayetler ise doğruydu."

Biruni, 1 milenyum önce insanın yaratılışı için de şunları söylemişti:

“Allah Teâlâ insan türünü yaratmak isteyince, O; önce uygun biçimde yerin yaratılmasını belirledi ve ona doğal şeklini oluşturacak evrimleşmeyi temin edecek gücü verdi; doğal şeklinden kastım, yeryüzünün yuvarlaklığıdır.”
Yani, uygun şartlar oluştuğu zaman madenler ve canlı türleri birbi-rinden bağımsız olarak ortaya çıktı. İlk önce cansız varlık türleri ortaya çıkmıştı, su, hava, gaz, toprak...

Sonra evrimleşme kabiliyeti olan canlıyı yaratmıştı. Bütün canlı türleri birbirinden bağımsız olarak türemişti. Ama Biruni, “İnsan en yüce mertebeye kendinden aşağı hayvan-lardan çıkarak vardı” görüşüne karşı çıktı. Hayır, insan, köpekbalığından domuzluğa sonra maymunluğa yükselerek insanlığa yükselmemişti.

İlk ana canlı türleri, Allah'ın yaratma fiilinin bir gereği olarak uygun şartlar oluşunca evrimleşerek gelişmişlerdi. Ana türler kendi içinde zamanla çeşitli dallara ayrılarak gelişmekteydi."

İBN TUFEYL ise, “Hayy b. Yakzan” adlı eserinde, ki bu eserdeki kahraman Hz. Adem'dir, ilk insan oluşumunu şöyle anlatır:

“Hindistan yakınlarındaki ekvatoral ıssız bir adanın cep gibi çukur bir yerinde, toprağın su ve havayla iyice karışımıyla meydana gelen çamur, uzun zaman içinde güneşin ısı ve ışığının tesiriyle mayalanır. Bu mayalanmış çamur halden hale geçerek nihayet bir şekil alınca Allah ‘hayat' adını bu şekle tecelli eder ve ona ruh verir. Böylece ilk insan kendiliğinden oluşur.”

Özetle, yaşam Dünya dışından gelen yaşamın olmazsa olmazı olan su ve mikroorganizmalarla yani sistem dışardan başlatıldığına göre, söz şu noktada kilitleniveriyor: Acaba insan maymundan evrilerek mi Dünya'ya geldi (ki hayvanlar âleminden insanlar âlemine geçişte maymun ara tür olarak kabul edilir), yoksa Dünya dışından mı geldi?

Fakat sistem dışardan başlatılmış olsa bile, Hawking'e göre, bu, Tanrı'nın işi olamaz. Çünkü ona göre, Tanrı'ya evrende yer yok.

9 Eylül 2011'de İngiltere'de piyasaya çıkan Hawking'in Amerikalı fizikçi Leonard Mlodinow ile ortaklaşa yazdığı "Büyük Tasarım (The Grand Design)" kitabında, Büyük Patlama'nın fizik yasalarının kaçınılmaz sonucu olduğu saptamasını yaptı ve Evren'in hiçten varolabileceğini söyledi. Yani Evren'in başlangıcını izah etmek için Tanrı'ya başvurmaya ihtiyaç olmadığı görüşünü dile getirdi.

Ünlü fizikçi, geçmişte bir yaratıcıya inanmanın, bilimle çelişmeyeceğini savunmuş ve kendisini ilk tebrik eden kişi, dünyaca ünlü ateist ve evrimbilimci Richard Dawkins olmuştu. Dawkins, Hawking'in 23 yıl sonra Tanrı kavramından kurtulmuş olmasını büyük bir mennuniyetle karşıladı!

Bildiğiniz gibi, Hawking, 1988’de çok satan kitabı "A Brief History of Time (Zamanın Kısa Tarihi)" adlı kitabında, evrenin yaratılışında Tanrı’nın rol oynamış olabileceği yolundaki görüşlere yer vermiş ve “Eğer bütün bir teori kurabilirsek bu, insan mantığının nihai zaferi olacaktır çünkü ancak bu sayede Tanrı’nın aklını da anlayabiliriz” demişti.

Hawking, geçmişteki "Tanrı" kavramını sonlandırmak istiyor!

Stephen Hawking, yayımlanan son kitabında İngiliz fizikçi ve matematikçi Sir Isaac Newton'ın teorilerini çürütmeye çalışıyor.

Newton, Evren'in bir kaos sonucu oluşamayacağını ve Tanrı tarafından tasarlanmış olması gerektiğini söylemişti.

Isaac Newton, bir seferinde "Yerçekimi gezegenlerin nasıl hareket ettiklerini açıklıyor, gezegenleri neyin yörüngeye soktuğunu değil... Her şeyi Tanrı yönetir" demişti.

Albert Einstein da, Einstein and Eddington filmindeki ünlü deney sonrasında haklı çıktığını görünce, "Bu, Tanrı'nın planı" demişti.

İngiliz fizikçi Hawking ise, Newton ve Einstein'ı yanlışlayarak, "Yerçekimi diye bir yasa olduğu için, Evren kendi kendisini hiçten yaratabilir ve yaratmaya devam edecektir" diyerek bizim varlığımızın, evrenin varlığının ve hiçbir yerine, birşey olmasının sebebinin kendiliğinden yaratılış olduğunu savunuyor.

YasasinBilim 08-03-2011 02:49

Eninde sonunda böyle bir olayın gerçekleşeceği belliydi.

Dünyadaki hayatın dışarıdan (kuyruklu yıldız, meteor parçaları vs.) başlatıldığına dair çok güçlü teoriler vardı.

dindarların bundan sonra yapacaklarını tahmin etmek hiç te zor değil.

1) bu bulguları yalanlama/çürütme yoluna gideceklerdir.

2) başarılı olamazlarsa, kutsal (!) kitaplarını yeniden yorumlayarak bu bilimsel gerçeğin zaten tanrı tarafından bildirildiğini açıklayacaklardır. Bir taşla iki kuş hesabı. Hatta bundan mucizeler türetip inançlarından daha da emin olacaklardır.

aynı kesim, bu olayı da 3. hatta 4. ağızdan öğrenmenin huzuru içinde (!) yaşamaya, bazen de öldürmeye devam edecektir.

hadi hayırlısı...

mahirzz 08-03-2011 13:05

Sonuçlara bakılınca şöyle gözüküyor, her şey bakış açısı.

Örneğin; Bildiğiniz gibi suyun Dünya'ya kuyrukluyıldızlarla taşındığı yine NASA'nın çalışmaları sayesinde ortaya çıkartılabilinmişti!

Bundan çıkarılan sonuç ise yorumdur: nedir o yorum ?:
Sözkonusu bu bulgular tüm canlıların, bu arada insanın balçıktan bir çömlek gibi yoğrularak, yaratılışına ilişkin Tevrat, İncil ve Kuran gibi kutsal metinleri yanlışlamaktadır.

Şimdi bu yorumla suyun dünya dışından gelmesi arasında ne gibi bir bağıntı var. Çömlek gibi kelimesi burada tanrıya ait değil bunu kendisi eklemiş yorumcu. Esasen sulu bir kimyadan bahsediliyor.

Bir su gökten indi diye, acaba insan da mı gökten düştü demek oluyor ? ya da bir kaç mikroorganizmayı bir göktaşında bulduk diye hayatın tamamının bu şekilde gökten aşağı düştüğü sonucuna varmak gerekiyor.



Diğer örnek:
Fakat sistem dışardan başlatılmış olsa bile, Hawking'e göre, bu, Tanrı'nın işi olamaz. Çünkü ona göre, Tanrı'ya evrende yer yok.

Göre kelimesinden sonrası burada yorumdur. İspat veya bilimsel bir sonuç olamaz.

Çok dikkat edilmesi gereken diğer konu ise, NASA nın yapdığıdır. Bir şey buluyor: meteorit taşlarda canlı organizma işi, ve yorum yapıyor: dünya daki hayat önceden de bu şekilde gelmiş olabilir. Bu yorumdur. Gelmemiş de olabilir.

Ayrıca zaten bu doğru, hayat dışarıdan başlatıldı. Ancak Allah tarafından başlatıldı. Bir büyü değildi. Büyük bir bilimsel proje idi bu. Zaten Allah ın mutlak varlığı da uzayda bir başka gezegende. Ve orasına "arş" deniliyor. Cennet de orada.

Ayrıca hiç bir delil ile büyük patlamanın sebebi saptanamaz. Böyle bir simulasyonu yapmamız günümüz teknolojimizle imkansız. O yüzden tahminler yapabiliriz, yorumlar ama doğru olduğunu ispatlayamayız.

Hawking in bulduğu sonuçlar sadece kendi yorumudur. Bir tahmin, tıpkı haber yorumcularının ki gibi.

Evet bulgular var, ama yorumlarda var, bulgu ile yorum arasında fark var. Yerçekimi yasasını yorumlayan iki bilim adamı var, biri hawking diğeri isaac newton. bir bilim adamı diyor ki bu iş tanrısız olamaz, diğeri de diyorki var olan şeyin olması ve tasarlanması için tanrıya gerek yok, o zaten var, bardağı masaya koyan kimse yok, o kendiliğinden oraya geldi. yorumlar bu şekilde.

zahit 08-03-2011 14:30

dinlilerin bahanesi hazır-kılıfa göre minare misali ayetin birinde,
birşeyler bullurlar bu olayıda buraya yamamayı bilirler?
sanki yapmadıkları birşey-yeterki bilimin vede güzelliklerin peşini yılmadan
gücenmeden bırakmamak-şimdiye kadar yönetimler karanlıklarındı-şimdi gündemler bilimden yana güzelleşiyor.

berguzar 08-03-2011 18:14

Alıntı:

YasasinBilim´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 369865)
dindarların bundan sonra yapacaklarını tahmin etmek hiç te zor değil.

1) bu bulguları yalanlama/çürütme yoluna gideceklerdir.

2) başarılı olamazlarsa, kutsal (!) kitaplarını yeniden yorumlayarak bu bilimsel gerçeğin zaten tanrı tarafından bildirildiğini açıklayacaklardır. Bir taşla iki kuş hesabı. Hatta bundan mucizeler türetip inançlarından daha da emin olacaklardır.


hadi hayırlısı...

Ben hepimiz yıldız tozuyuz diye düşünüyorum.

Ve ben inançlı biriyim. Evrim ile, dünya dışı bir unsur ile başlatan yaratıcı ve yaratıcı o ise her türlü yaratma Onun kudretinde ve tasarrufundadır diyenlerdenim. Ve bilime iman ederim aynı zamanda.

Evet, hayırlısı.

Selamlar...

ulpian 08-03-2011 18:21

Bu başlığı yeni gördüm. Söz konusu yeni buluş (''Dünya dışı yaşam'') ile ilgili forumun bilim bölümünde de bir başlık açılmıştı. Orada yazdığımı kopyalamak istiyorum:

Alıntı:

ulpian´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 369643)
Henüz temkinli olmakta fayda var bence. Bu gibi haberler ilk defa çıkmıyor ve daha öncekilerin de aslı çıkmamıştı.


Haberin kaynağı journal of cosmology bilim çevrelerinde çok fazla ciddiye alınmıyormuş.(1). Buluşu yapan NASA astrobiyologu Hoover hakkında fazla bilgi bulamadım. Ama NASA Astrobiyoloji bölümünden David Morrison çalışma hakkında ''1 Nisan şakası olmalı'' demiş.(2 Bu haberde, buluşu ciddiye almayan birkaç bilim adamı daha alıntılanıyor, ama buluşu ciddiye alanlar da varmış.)

Bu arada:
Konunun bu başlıkta upuaut tarafından ele alınış şeklini aşırı dağınık buldum. Birbiriyle ilgisiz şeyler bir araya serpiştirilerek birşeyler denmiş, ama başlığın ana tezi bile belli değil.

upuaut 08-03-2011 22:17

SOS!!! Su Dünya'ya gökten değil kuyrukluyıldızlarla gelmiştir!
 
Öncelikle konuyu açan kişi olarak, konu hakkında kısaca bir değerlendirmede bulunmak istiyorum.

Bu konunun açılması, NASA çalışanı Hoover'ın Dünya dışında yaşam olduğuna ilişkin keşfiyle oldu. Tabii Hoover'ın keşfinin NASA tarafından aniden açıklandıktan sonra alelacele konuyla ilgili birkaç makaleden bilgileri biraraya getirip size sunmak zorunda kaldım. Bu nedenle Ulpian haklı gibi görünür. Fakat diğer taraftan konunun anafikri de ortadadır: İnsan nereden geldi?

Ne yazık ki bu soruya tam cevap veren herhangi bir bilgiye sahip değiliz henüz. Kutsal metinler ise bu soruya cevap vermekten uzak, soruyu muallakta bırakarak çözülmesi güç bir noktaya taşımıştır.

Örneğin, Biruni, tıpkı Hz. Muhammed gibi hareket ederken;

"Yaratılışı, Allah'ın hür iradesinin bir eseri olarak gördü. Kainat yokken sonradan yaratıldığı; ancak yaratılışın ne zaman ve nasıl başladığı hakkında tam ve kesin bilgilere sahip olunamayacağı tezini ilerini sürdü. Biruni'ye göre elimizde bu konuda kesin ve aydınlatıcı bir bilgi yoktu. Özellikle Yahudi ve Hıristiyanların kitaplarındaki bilgiler tefsir edilmişti. Yaratılışı insan yaratılışıyla başlatmak hatalıydı."

sözüyle Tevrat ve İncil'i dışlarken,

"Rabbin bir günü kulun günüydü.

Kuran'daki ayetler ise doğruydu."

sözüyle de Kuran'ın doğruyu söyleyen tek kutsal metin olarak kabul eder.

Bilindiği gibi bir rivayete göre, Hz. Ömer Ehl-i kitaptan aldığı bir kitabı getirip Hz. Muhammed'e okuyunca, Hz. Muhammed ona çok kızdı ve şöyle dedi: “Ey Hattab’ın oğlu! Bu ne şaşkınlık? Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ben size bembeyaz, dupduru tertemiz bir hakikatle geldim. Ehl-i kitaptan bir şey sormayın. Çünkü, size söyleyecekleri bir gerçeği yalanlayabilir veya yanlış bir şeyi tasdik edebilirsiniz. Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, eğer Musa şimdi aranızda yaşamış olsaydı, bana tabi olmaktan başka bir şey yapamazdı" Diğer bir rivayete göre, Hz. Ömer Arapça Tevrat’ı getirip okumuştu...

Müseylime, peygamberliğini ilan ederek insanları nasıl kandırmıştı?

Hz. Muhammed, hicretin 7. senesinde, başta Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu olmak üzere dünyanın en büyük devletlerine tebliğ mektupları göndermiş ve kendilerini İslâmiyet'e dâvet etmişti. Hz. Muhammed'in teşebbüsü, sonunda beklenen neticeyi verdi ve insanlar, akın akın müslüman olmaya başladı. Bu gâye ile Medine'ye gelen Benî Hanife kabilesinin temsilcileri arasında, "Müseylime" adında birisi vardı. Edebî yönü oldukça kuvvetli olan bu şahıs, Müslümanları gördükten sonra onlara karşı duyduğu kıskançlığı, kendisini büyük bir felâkete sürükleyecek şekilde izhâr etti ve peygamber oldugunu ileri sürerek, kavminin Hz. Muhammed'e değil de kendisine tâbi olmasını istedi.

Müseylime'nin bu iddiası, kendisine inananların yardımıyla kuvvet buldu ve Benî Hanife kabilesinin birçoğunu İslamiyet'ten geri döndürdü. Peygamber Müseylime, sonraları daha da ileri giderek Hz. Muahmmed'e şu meâlde bir mektup yazdı:

"Allah'in Resulü Müseylime'den, yine Allah'in Resulü Muhammed'e, Sana selam olsun. Ben, seninle birlikte peygamberlik vazifesine ortağım. Yeryüzünün (aslında Arabistan'ı, o da Mekke ve Medine'yi kastederek) yarısı bize, yarısı da Kureyş Kabilesi'ne âittir. Ancak Kureyş haddini aşan bir kavimdir."

Hz. Muhammed, bu satırları okuyunca küplere bindi, onu getiren elçilere:

"Eğer elçilerin öldürülmeyeceğine dâir bir kâide olmasaydı, sizin boynunuzu vurdururdum" demiş ve Ubeyy bin Kaab'a yazdırdığı aşağıdaki mektubu, Müseylime'ye göndermiştir (Mektubun son cümlesi, tam olarak okunamamıştır).

"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla; Allah'ın Resulü Muhammed'den, yalancı peygamber Müseylime-tül-Kezzab'a,

Selâm, hidayete tâbi kimseler üzerine olsun. Bundan sonra bilesin ki, yeryüzü Allah'ındır. Onu, kullarından dilediğine ihsan eder. Hüsn-ü akibet ise, müttakilerindir (Allah'tan korkan mümin kullara aittir). Sen ve beraberindekiler eğer tövbe ederseniz, Allah da seni ve seninle beraber tövbe edenleri affeder."

Şimdi burada olan biteni anlayabilmemiz için, bırakın Dünya'da hayatın nasıl başladığını, insanın nasıl yaratıldığını, yalnızca su hadisesine bakmamız bile yeter ve artar bile.

Su Dünya'ya gökten değil kuyrukluyıldızlarla gelmiştir!

Bildiğiniz gibi çok üretken bir kurum olan NASA, yıllardır Dünya dışında su bulabilmek için;


çalışmalarını yaptı ve suyun kuyrukluyıldızlar vasıtasıyla Dünya'ya taşınmış olduğunu tespit etti. Bu kuyruklu yıldızların kaynağı, Neptün yakınlarındaki Kuiper Kuşağı ve Oort Bulutları bölgesi idi. Bu bölge, Güneş Sistemi'nin soğuk, uzak bölgelerini çevreleyen ve trilyonlarca kilometre uzaklıktaki bir kuyruklu yıldızlar kuşağı yahut kuyruklu yıldız kümesi idi. Burada bulunan gökcisimleri, birer kirli kartopunu andırıyorlar. Kuyruklu yıldızların kaynağı olan bu cisimler, taş ve toz parçalarının yanı sıra, katı hale gelmiş metan, amonyak gibi molekülleri ve önemli ölçüde su buzu içeriyorlar.

NASA, yalnızca Dünya dışında suyu araştırmadı; aynı zamanda Dünya dışında yaşam olup olmadığını da araştırdı:


NASA, bu çalışmalardan elde edilen bulgulara göre yaşamın Dünya dışında da olduğunu kanıtladı. Örneğin NASA'nın 4. çalışmasındaki bulgu 1953'te Miller-Urey ikilisi tarafından ortaya konulmuştu. Biyoloji derslerimizde "Miller-Urey Deneyi" , daha çok "Miller Deneyi" olarak bilinen Urey ve öğrencisi Miller tarafından yapılan bu deneyde; milyarlarca yıl öncesinin atmosfer koşulları laboratuvar ortamında yaratılarak inorganik maddelerden organik bileşimler üretilebileceği kanıtlanmak istenmişti.

1950'lerde Urey dünyanın ilk zamanlarındaki atmosferinin günümüzdeki Jüpiter'in atmosferine benzediğini tahmin etti -yani amonyak, metan ve hidrojen açısından zengin. 1953'te Urey'in Chicago Üniversitesi'ndeki laboratuvarında çalışan Miller, ultraviyole ışınımı gibi bir enerji kaynağına tabi tutulduğunda bu bileşiklerin ve suyun yaşamın oluşması için gerekli amino asitleri oluşturabileceğini kanıtladı.

2008 yılının Ekim ayında, Miller (1930-2007)'ın ölümünden 1 yıl sonra, bu deney yeniden yapıldı ve deneyin analizi sonrasında düzenek içinde 5 değil 22 tane amino asit ürettiği tespit edildi. 2009'da NASA tarafından uzayda bulunan amino asitler ise Miller-Urey deneyinin doğrulanmasından başka bir şey değildi!

Batılı bilim adamları suyun Dünya'ya nasıl geldiğini, dolayısıyla Dünya dışı yaşamı araştırırken, Kuran'da su ile ilgili kaydadeğer ayetlerimiz şunlardır:

HUD-7: O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş'ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, inkârcılar “Mutlaka bu, apaçık bir büyüdür” derler.

HİCR-22: Rüzgârları da aşılayıcı olarak gönderip yukarıdan su indirerek sizi onunla suladık. Onu toplayıp depolayan da siz değilsiniz.

NAHL-10: O, gökten sizin için su indirendir. İçilecek su ondandır. Hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de onunla meydana gelir.

NAHL-65: Allah, gökten su indirdi de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti. Şüphesiz bunda dinleyecek bir toplum için bir ibret vardır.

KEHF-45: Dünya hayatının şu su örneği gibi olduğunu onlara anlat: "O suyu gökten indirdik. Yerin bitkisi onunla karıştı. Derken o bitki, rüzgârların savurup döllediği parçacıklara dönüştü. Allah her şey üzerinde Muktedir'dir, gücü her şeye yeter.

MÜ'MİNUN-18: Biz, gökten belli bir ölçüde su indirdik de (faydalanmanız için) onu yeryüzünde tuttuk. Bizim onu tamamen gidermeye de muhakkak gücümüz yeter.

Gördüğünüz gibi, Kuran'da suyun uzaydan kuyrukluyıldızlarla geldiğinden değil, (Dünya'ya ait) gökten gelmiş olduğundan ve böylece hayatın başlamış olduğundan bahsedilir.

Not: 20 yıl önce Darwinci görüşe göre eğitim veren okullarımızdaki Biyoloji derslerinde "Miller Deneyi" anlatılırdı. Şimdiki Yaratılışçı görüşe göre şekillenen Biyoloji derslerinde bu ünlü deneyin anlatılıp anlatılmadığı merak konusudur!!!

ahmetsln 08-03-2011 22:21

Eğer Harzem uygarlığı Kuteybe tarafından yakıp yıkılmasıydı Biruni'nin dediği gibi elimizde daha çok belge olacaktı..

“Kuteybe, her çareye başvurarak Harzemlilerin yazılı dilini bilenleri, geleneklerini koruyaları, bütün bilginleri yok etti.Böylece her şey karanlıklara gömüldü.İslam, Harzemlilerin içine girerken, onların tarihi hakkında bilinenleri artık öğrenme olanağı bırakmadı.”

upuaut 09-03-2011 00:53

NASA, Mars'a yeni bir robot yolluyor: ANKH.
 
Arkadaşlar, size bir önceki mesajımda

5. NASA: Dünya dışı yaşamın izini bulduk!

verdiğim habere göre NASA'nın son çalışması hakkında bir müjde verebilirim.

Şimdi, bu haberde şu bilgi notu geçmişti, değil mi:

"En son 1996 yılında, bir diğer NASA araştırmacısı David McKay, Antarktika’da bulunan bir gök taşında Dünya dışı yaşamın izine rastladığını söylemişti.

Söz konusu gök taşı, 1984 yılında bulunmuş ve Kızıl Gezegen Mars’tan geldiği anlaşılmıştı."

Sözkonusu NASA araştırmacısı David McKay, Mars'tan gelen ve Antartika'da bulunan taş üzerinde fosil bulduğunu açıklarken, NASA, Pathfinder ve içinde "Sojourner (Tanrı Misafiri)" adlı bir roverı Dünya'dan 04.12.1996, UT 06:58'te yollamış ve Mars'a 04.07.1997, UT 16:57'te ulaşmıştı.

Sojourner, daha sonra yollanan Spirit gibi fazla bir teçhizata sahip değildi, daha çok Mars'tan Dünya'ya birçok siyah-beyaz ve renkli resimler geçiyordu.

Herhalde NASA, David McKay'in bulgusuna itibar etmemiş olacak ki, Sojourner'a Mars'taki yaşam formları için ek bir teçhizat eklemeyi gerek görmediler. Fakat Spirit'e kimyasal analiz yapacak bir teçhizat eklediler ve Spirit, Mars'taki suyu böyle yakaladı! (Resme dikkatli bir şekilde bakın lütfen!)

Şimdi NASA, yine bir NASA çalışanı ve Astrobiyoloji uzmanı Richard Hoover'ın keşfinden sonra MARS'a bu sefer, Spirit'ten de daha teçhizatlı, hem kimyasal hem de biyolojik analizler yapabilecek kapasitede Ankh (Mısır dilinde "Hayat" anlamına gelir) adlı yeni bir roverı Mars'a gönderme kararı almış bulunuyor.

İnanın bana, NASA'nın "Ankh" adlı roverı Mars'ta (NASA araştırmacısı David McKay'in keşfettiği gibi) bir yaşam formuna dokunduğu zaman, Dünya'da suyun keşfedilmesinden daha büyük bir gürültü kopacak ve şöyle denecek: "İşte! Mars'ta hayat var!"

Merak etmeyin; Hoover'ın keşfi sonrasında adamlar zeten havaya girmişler bile: ALMAN JEOLOG: HEPİMİZ MARSLI OLABİLİRİZ

Tabii bizler de Kuran'da bu konuda ne deniyor? diye açacağız kutsal kitabımızı, harıl harıl bilimsel açıklamalar peşinde koşacağız.

Kafa olmadıktan sonra, biz daha çok koşacağız bu adamların peşinde...

YasasinBilim 09-03-2011 01:29

arkadaşlar bir iddia ortaya atacağım. lütfen kaynağını çok zorlamayın.

70'li yaşlarda, hobi olarak bilimle uğraşan, dinlere inanmayan, 180 IQ'lu (ki bundan eminim) bir yakınım var. Kendi bulgularını sır düzeyinde zaman zaman benimle paylaşır.

Newton'un kütlesel çekim formülünü hatalı bularak kendi formülüyle pek çok bilinmezi aydınlatmış bir kişidir. Periyodik cetvele yeni elementler (dünyada bulunmayan) eklemiş, daha atomun fotoğrafı çekilmeden, kendi çizimlerinde atomu kar paleti biçiminde göstermiş ve bunu güvendiği profesörlerle paylaşmış biridir.

Şu anda bilimadamlarının net açıklama getiremediği pek çok sorunun cevabı onda var (çöller nasıl oluşur, galaksiler ve güneş sistemleri neden tepsi biçimindedir? yer çekimi nedir? vs.)

Bir buluş üzerinde çalıştığı için fazla detaya girmiyorum.

Onun iddiası: (mantıksız gelebilir, gülüp geçebilirsiniz)

dünyadaki insanların Venüs ve Marstan geldikleridir. İki farklı görünümde olan bu türler farklı kıtalarda çoğalmış, savaşmış, karışmış ve bugünkü melez insanı oluşturmuştur.

Evrim teorisini kabul etmesine rağmen, insanın varoluşunu bu teorisiyle açıklar.

Günün birinde bu kanıtlanırsa beni hatırlarsınız.


saygılar...

mahirzz 09-03-2011 10:16

kuran suyun gökten inmekte olduğunu söylüyor bu doğru diyorsunuz.

ya buna gerçekten gülerler. ama gerçekten gülerler.

yağmur nasıl yağıyor ? nerden su damlaları düşüyor.

kuran basit bilimdeki adıyla "su çevrimini" açıklamış.

ibare şu şekilde değil : "dünyadaki suyun ilk kaynağı gökdendir"..

cümleleri doğru okuyalım ki hanya konya olmasın..

------------------------

ayrıca bazı ayetler su çevrimini anlattığı gibi, bazılarının anlamından ise "gök" kelimesi dünya gökü olmadığı görülmekte ve suyun ilk kaynağının uzay gökünden geldiği kastı vardır. yoksa "gökleri ve yeri" ibaresi ile dünya atmosferinin katmanları kastı yokdur. "arş"ın konumuda belli zaten, orası samanyolu dışında "cennet"in gezegeninin yakınındadır.

mahirzz 09-03-2011 10:19

ayrıca gökler ve yer deniliyor: eğer gökler atmosferimizin katmanları olsaydı, neden gökler ve yerler denmiyor. çünkü yer (toprak) da katmanlıdır ki burada denmemiş. buradaki "yer" kelimesi arapçası "arz" yada "ard" şeklindedir. ingilizcedeki "earth" e denk gelen kelime. e r ve d harfleri ile. bu kelime esasen sümerceden gelir. kelimenin kök anlamı ise "uzaktaki ev" dir.

upuaut 09-03-2011 23:47

2061'de Çifte Göksel Şölen Olacak!!!
 
http://eclipse.gsfc.nasa.gov/SEatlas/SEatlas3/SEatlas2061.GIF
Alıntı:

mahirzz´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 370262)
ayrıca gökler ve yer deniliyor: eğer gökler atmosferimizin katmanları olsaydı, neden gökler ve yerler denmiyor. çünkü yer (toprak) da katmanlıdır ki burada denmemiş. buradaki "yer" kelimesi arapçası "arz" yada "ard" şeklindedir. ingilizcedeki "earth" e denk gelen kelime. e r ve d harfleri ile. bu kelime esasen sümerceden gelir. kelimenin kök anlamı ise "uzaktaki ev" dir.

Mahirzz, ben de senin gibi düşünüyordum. Yani Kuran'da "gök" kelimesi geçen ayetlere bakıldığında, bunun Dünya'nın gökyüzü olduğu bazı ayetlerde çok açık ve seçik bir şekilde görülüyor, bazılarında ise anlam kapalı olarak verilmiştir. Ama şu ayette suyun kökeni (orijini) açık bir şekilde vurgulanıyor:

MÜ'MİNUN-18: Biz, gökten belli bir ölçüde su indirdik de (faydalanmanız için) onu yeryüzünde tuttuk. Bizim onu tamamen gidermeye de muhakkak gücümüz yeter.

Kuran'da suyun kökeninin nereden geldiğini araştırırsanız, bundan daha açık ve seçik bir ayet bulamazsınız. Dolayısıyla bu ayeti analizi etmek ve yeniden okumak gerekiyor:

1. MÜ'MİNUN-18'in Kuran'daki Yazımı:

وَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاء مَاء بِقَدَرٍ فَأَسْكَنَّاهُ فِي الْأَرْضِ وَإِنَّا عَلَى ذَهَابٍ بِهِ لَقَادِرُونَ

2. Latince ile Yazımı: Ve enzelnâ mines semâi mâen bi kaderin fe eskennâhu fîl ardı ve innâ alâ zehâbin bihî le kâdirûn(kâdirûne).

3. Kelime Kelime Çevirisi:

1. ve enzel-nâ: ve biz indirdik
2. min es semâi: semadan
3. mâen: su
4. bi kaderin: kader ile, takdir edilmiş miktarda, bir ölçü ile
5. fe: böylece
6. eskennâ-hu: onu iskân ettik, yerleştirdik, durdurduk
7. fî el ardı: yeryüzünde
8. ve in-nâ: ve muhakkak biz
9. alâ: ...e
10. zehâbin: giderme
11. bi-hi: onu
12. le: mutlaka, elbette
13. kâdirûne: kaadir olanlar, muktedir olanlar, gücü yetenler

4. Türkçe Yazımı ve Okunuşu: Biz, gökten belli bir ölçüde su indirdik de (faydalanmanız için) onu yeryüzünde tuttuk. Bizim onu tamamen gidermeye de muhakkak gücümüz yeter.

Şimdi bu ayetin analizine göre, burada suyun gökten belirli bir ölçüde gökten indirilmiş olduğunu ve başka hiçbir yerden gelmediğini anlamış oluyoruz. Bu sonuç 1400 yıl önce de böyle biliniyordu ve şimdi de böyle bilinir.

Demek ki 1400 yıl önceki müslümanlar suyun, herhalde Dünya'da oluştuğundan anlaşılmış olsa gerek, Dünya'nın gökyüzünden geldiğine inanıyorlardı!

Müslümanlar suyun gökten gelmiş olduğuna inanmış olsalar, gene de iyi. Şu ayette de Dünya su üstünde iken Allah'ın gökleri (ki bu, Dünya'nın gökyüzüdür) ve yeri (yeryüzü) 6 gün içinde yaratmış olduğu geçer:

HUD-7: O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş'ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, inkârcılar “Mutlaka bu, apaçık bir büyüdür” derler.

Burada gökyüzü ve yeryüzü (yani yeryüzü üstündekiler) yaratılırken Dünya'nın su üstünde olması, açıkça okuyucuyu yanıltır. Herhalde bu durum ayet kitaba konulurken olmuş ve yanlış bir şekilde konulmuş. Ya da biz bu ayeti yanlış anlıyor olabiliriz, o zaman doğrusunun ortaya konulması gerekir. Fakat her halükarda (her iki durumda) bu ayetin yanlış bir şekilde Kuran'a geçirildiği açık.

Özetle, Kuran'da su ile ilgili ayetlerde suyun kökeninin (orijininin) gökyüzü olduğu ve bu bilginin bir sır olmadığı (yani bu bilgi herkes tarafından bilinir) anlaşılıyor. Fakat biz gördük ki; NASA, herhalde Darwinci olduğu için, kalktı, 4 Temmuz 2005'te Deep Impact (Derin Darbe) ile Temple 1 adlı kuyrukluyıldızı vurdu ve kuyrukluyıldızların birer su deposu olduğunu ve suyun Dünya'ya bu depolar aracılığıyla geldiğini kanıtladı!

İşte Deep Impact'in Temple 1'i vurmadan önce ve vurduktan sonra çekilmiş resimleri:

Temple 1 kuyruklu yıldızının yüzeyinde suyun buz hali (mavi görünen bölgeler) görülüyor.

Bu resimde Deep Impact Temple 1'i vurmadan önce analiz ediyor. Bu analize göre Kuyrukluyıldızdaki mavi renkli bölgeler suyun olduğu bölgeleri gösteriyor ve NASA bu bölgeleri hedefliyor. Çünkü NASA'nın amacı; bu kuyrukluyıldızdaki suyu açığa çıkartmak ve böylece suyun kuyrukluyıldızlardan geldiğini ispat etmek idi!

Deep Impact, 4 Temmuz 2005'te, Tempel 1 adlı kuyruklu yıldıza 820 kg'lık bir kütle fırlattı. Bu kütle, kuyruklu yıldıza saniyede 10 km hızla çarptı ve sonucunda parlak bir ışık saçıldı.

Bu resimde ise Deep Impact'in Temple 1'i vurduktan sonraki hal görünüyor. Tabii ki bu resim bir temsili çizimi gösteriyor. Çünkü gerçekte şöyle bir görüntü ortaya çıkmıştı:

Deep Impact Tempel 1 adlı kuyrukluyıldızı vurduktan sonra parlak bir ışık saçıldı Click to enlarge. Bu ışık patlama nedeniyle meydana geldi. Fakat patlama sonrasında bu parlak ışıkla birlikte başka bir şey daha açığa çıkmıştı: Su. NASA patlama anında suyun görülmesi mümkün olmadığı için, NASA'nın bilimadamları tarafından yapılan, yukarıdaki temsili resmi çizmiş ve suyun nasıl açığa çıktığını anlatmak istemişti.

Şu halde NASA'nın bu bulgusuna göre ayetin şu şekilde verilmiş olması gerektiği sonucu çıkar:

MÜ'MİNUN-18: Biz, semanın dışından (kuyrukluyıldızlarla) belli bir ölçüde su indirdik de (faydalanmanız için) onu yeryüzünde tuttuk. Bizim onu tamamen gidermeye de muhakkak gücümüz yeter.

Burada ayetin orijinalinde geçen "Semâi (Sema)" kelimesi (ki Kuran'da gökle ilgili bütün ayetlerde bu kelime geçer) Arapça'da "Evren, gök" anlamına gelir. Yani siz, ister "Gök", ister "Evren", isterseniz "Uzay" deyin, bu, Arapça'da ve Kuran'da "Semâi (Sema)" olarak geçer. Bu kelime aynı Türkçe'deki "Gök" kelimesi gibi hem "Evren"i, hem "Dünya'nın Tavanı"nı ifade eder. Yeryüzünün üstünün tümü "Sema" diye adlandırılır (Bkz. SÜREKLİ GENİŞLEYEN BİR EVRENDE YAŞIYORUZ).

Fakat Dünya dışındaki herşeyin "Sema" ile söylenmesi, neyi kastettiğimizi muğlaklaştırır ve söylenen şeyi mulllakta (havada) bırakır. Doğrusu, "Sema"nın Dünya'nın gökyüzüne daraltılması, yani bir anlam daraltması yaparak, gökyüzümüzün dışındaki şeyler için "Sema'nın Dışı" denilmesi ve böylece neyi işaret ettiğimiz kesinleşmiş olur.

Örneğin "İstanbul Kanatlarımın Altında" filminde Lagari Hasan Çelebi (Bayülgen), "Zafer göklerden gelecektir" derken gökyüzünü kastetmişti. Fakat ünlü romancımız Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın "Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç" adlı romanında Bedriye Hanım'ın;

"Bedriye Hanım:Şimdi öyle şeyler düşünülecek zaman değil... Bu yukarıdaki yıldız çarparsa hepimiz tuz ile buz olacakmışız..."

sözünde geçen kuyrukluyıldızın artık semadan değil, sema dışından geldiği açıktır. Eğer siz burada hala "Sema" diyecek olursanız, o zaman adama ünlü şairimiz Atilla İlhan gibi "Hangi sema?" diye hesap sorarlar!

Bilmiyorum; Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç romanı 20-30 yıl önce Türkçe derslerimizde okutuluyordu, acaba şimdi de okutuluyor mu?

Bana göre okutulmuyordur çünkü romanın kısa tanıtımında;

TANITIM: Roman bir mukaddime, 12 bölüm ve hatime olmak üzere 14 bölümdür. Ünlü bir yazar olmak isteyen kadınlara da kızan gazeteci İrfan Galip’in Halley kuyruklu yıldızıyla ilgili toplantılar dolayısıyla mektuplaştığı Feriha Davut isimli genç ve güzel hanımla evlenip mutlu olmasını anlatır. Töre romanı sayılan eserde evlenme usulleri, batıl inanışlar ele alınır, yazarın birçok eserinde olduğu gibi pozitivist, fen bilimlerine bağlı gençler üstün gösterilir.

geçen ifadelerden de anlaşılacağı üzere, tamamen pozitivist, fen bilimlerine bağlı gençlerin yetiriştilmesine neden olan bu romanın okutulması sözkonusu bile olamaz!

Ben gene de Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç romanını merak edenlere şu konuşma bölümlerini özellikle okumasını ve üzerinde derin derin tefekkür etmesini tavsiye ederim:

"Bedriye Hanım: —Korkma.. Hepsi yalan. Müneccim uydurması...Ne çarpacağı var, ne bir şey...."Küllii müneccimin kezzab...” (arapça bir cümle: bütün astronomlar yalancı). Hacı baban daima öyle söylemez mi? Geçenlerde de öyle dediler,... Yine bir kuyruklu görünmedi miydi? “Çarpacak” dediler, “Gök­ten ateş yağacak” dediler... bilmem daha ne haltlar ettiler.Hiçbirinin aslı çıktı mı? Hay söyleyenlerin kemikleri çarpıl­sın inşallah... O geçenki kuyruklu için bir ucu yerde bir ucu gökte dediler. Atiye Hanımın evinden gözüküyor imiş,. Bir gece akşam yemeğinden sonra oraya gittik. Şöyle Cerrahpaşa camisinin yanma doğru havada iri sorguç gibi bir şey gör­dük, işte o imiş. Bu kadar lâkırdı meğerse onun içinmiş....",

"Bedriye Hanım:«Ulemalar» kitapta yerini görmüşler!"

Son derece dikkat çeken bu konuşmalardaki kırmızı renkli cümlelerin değerlendirilmesini yorumsuz olarak bırakıyorum. Ama ateist kardeşlerimi yerinden zıplattıracak ifadeler olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim.

Halley Kuyrukluyıldızı hakkında bunları biliyor muydunuz?

Halley adını taşıyan kuyrukluyıldız sanılanın aksine Edmund Halley tarafından keşfedilmemiştir. Halley, sadece ilk kez Babilliler tarafından bir tablette kayıt altına alınan M.Ö. 22–28 Eylül 164, Orta Çağ'da 1406, 1531, 1697 yılında başkaları tarafından gözlemlenen kuyrukluyıldızların aslında tek ve aynı kuyrukluyıldız olduğunu anlamış ve 1758 yılında geri döneceğini tahmin etmişti. Kuyrukluyıldız geri döndüğünde Halley hayatta değildi ama astromomi dünyası tarafından "Halley Kuyrukluyıldızı" olarak anılıyordu.

Halley kuyrukluyıldızının Dünya'ya bir sonraki seferi 2061'in ortalarında olacak ve bu tarih, aynı zamanda Türkiye'den ilk kez gözlemlenebilecek 20 Nisan 2061'deki Tam Güneş Tutulması'na denk gelir. Yani 2061'de, yaşayan görecek, 2 müthiş göksel şölen izleyeceğiz! Büyük bir ihtimalle siz değil ama çocuklarınız ve torunlarınız görecek, bu çifte göksel şöleni!

Bu konuda NASA'nın Solar Ecplises: 2061-2070 almanağında şu veriler verilmiştir:

Tarih: 20 Nisan 2061.
En Büyük Tutulma Süresi (Tahmini): 02:56:49.
Tutulma Türü: TAM.
Saros Serisi: 149.
Tutulma Şiddeti: 1048.
Merkezi Tutulma Süresi (Tahmini): 02 Dakika 37 Saniye.
Tutulmanın İzlenebildiği Yer: Asya, Orta Doğu (İstanbul), Kuzey Amerika (Tam İzlenebildiği Yer: Kazakistan, Rusya).

upuaut 10-03-2011 02:11

Arkadaşlar, aradığımız şeyi şu ayette açık ve seçik olarak görebiliriz:

Nuh-16: Onların içinde nasıl ayı, bir ışık, güneşi de bir kandil yapmıştır?

Burada "onların içinde" denilen yer İslamcı tefsirciler tarafından "gökler (semavat)" olarak bilinirken gerçekte neresi olduğu belli değil.

1400 yıl önce müslümanlardan biri bile, bu yeri "uzay" olarak algılamışsa, kendisini özel olarak tebrik ederim. Çünkü bu adamlar Dünya'nın sınırlarını bilebilecek herhangi bir bilgiye sahip değillerdi ki, ayette geçen bu yerin Dünya dışında bir yer, uzay olduğunu anlayabilsinler. Onlar, yalnızca nasıl ki eski çağlarda yaşayan insanlar takımyıldızlarını Dünya'nın önünden geçen birer resim gibi izlemişlerse, Güneş, Ay ve diğer gök cisimlerini aynı şekilde birer resim gibi algılamışlar idi. Dolayısıyla ayette söylenen şey, bu tür bir algılamanın sonucunda ortaya çıkmış olsa gerek.

Siz şimdi onu bırakın, daha 1910'da Halley kuyrukluyıldızı İstanbul semalarında geçerken, olayı Cerrahpaşa'dan gözlemleyen Bedriye Hanım bile, Halley'in bir ucunun İstanbul semasında olduğunu ama diğer ucunun nerede olduğunu bilmediğini şu konuşma bölümünden gayet açık bir şekilde görüyoruz:

"Bedriye Hanım: —Korkma.. Hepsi yalan. Müneccim uydurması...Ne çarpacağı var, ne bir şey...."Küllii müneccimin kezzab...” (arapça bir cümle: bütün astronomlar yalancı). Hacı baban daima öyle söylemez mi? Geçenlerde de öyle dediler,... Yine bir kuyruklu görünmedi miydi? “Çarpacak” dediler, “Gök­ten ateş yağacak” dediler... bilmem daha ne haltlar ettiler.Hiçbirinin aslı çıktı mı? Hay söyleyenlerin kemikleri çarpıl­sın inşallah... O geçenki kuyruklu için bir ucu yerde bir ucu gökte dediler. Atiye Hanımın evinden gözüküyor imiş,. Bir gece akşam yemeğinden sonra oraya gittik. Şöyle Cerrahpaşa camisinin yanma doğru havada iri sorguç gibi bir şey gör­dük, işte o imiş. Bu kadar lâkırdı meğerse onun içinmiş....",

Evet, arkadaşlar durum bu kadar net olunca ben de Mukavkıs gibi "Fakat ona uymak hususunda zorluğum vardır." demekten kendimi alamıyorum. Lütfen müslüman kardeşlerimiz gücenmesin! Çünkü ben kendimi ikna edemiyorum. Ya da Allah bana hidayet etmiyor. Fakat her halükarda ona uymakta büyük bir zorluk içindeyim.

upuaut 10-03-2011 04:42

Mü'minun-18 İçin NASA'nın Yorumu
 
Arkadaşlar, NASA'nın 4 Temmuz 2005'te Deep Impact ile Temple 1 adlı kuyrukluyıldızdan suyu keşfetmesine göre, ki bunu aşağıdaki resimde görebilirsiniz,

Deep Impact, 4 Temmuz 2005'te, Tempel 1 adlı kuyruklu yıldıza 820 kg'lık bir kütle fırlattı. Bu kütle, kuyruklu yıldıza saniyede 10 km hızla çarptı ve sonucunda parlak bir ışıkla birlikte su saçıldı.

ayeti yeniden düzenleyerek anlamlı hale getirdim. Bunu aşağıda Christoph Luxenberg gibi düzenlediğinizde, ayetin anlamının daha doğru hale geldiğine ve NASA'nın keşfine uygun düştüğünü görürsünüz:

1. NASA'nın Keşfine Göre MÜ'MİNUN-18:


2. Latince ile Yazımı: Ve enzelnâ minen nucûme mâen bi kaderin fe eskennâhu fîl ardı ve innâ alâ zehâbin bihî le kâdirûn(kâdirûne).

3. Kelime Kelime Çevirisi:

1. ve enzel-nâ: ve biz indirdik
2. min en nucûme: yıldızlardan
3. mâen: su
4. bi kaderin: kader ile, takdir edilmiş miktarda, bir ölçü ile
5. fe: böylece
6. eskennâ-hu: onu iskân ettik, yerleştirdik, durdurduk
7. fî el ardı: yeryüzünde
8. ve in-nâ: ve muhakkak biz
9. alâ: ...e
10. zehâbin: giderme
11. bi-hi: onu
12. le: mutlaka, elbette
13. kâdirûne: kaadir olanlar, muktedir olanlar, gücü yetenler

4. Türkçe Yazımı ve Okunuşu: Biz, yıldızlardan belli bir ölçüde su indirdik de (faydalanmanız için) onu yeryüzünde tuttuk. Bizim onu tamamen gidermeye de muhakkak gücümüz yeter. :pray2:

mahirzz 10-03-2011 10:11

evet, insanların cetvelleri değişince kuranı daha iyi anlayabiliyorlar, örneğin eski çağlarda "biz insanı kemiklerine varıncaya kadar tekrar yapacağız, parmak uçlarına" anlamlarındaki ayetleri gören eski çağ insanları bunun olabilirliğini kavrayamamışlardır. bugün artık "klon" lama gibi terimlerin olduğu genetik bilim ile dna nın yumurta (zigot) a nakli ile bir nevi tekrar diriltme yapılmış. ve günümüz insanı bu ayete o kadar da hayretle bakmaz olmuşdur. tabii yine de bilim açısından hala tam olarak ölen bir insanı diriltmenin (yeniden canladırmanın) önünde şu anki teknoloıjimizle aşılması güç engeller olmasına rağmen insanın gözü biraz daha açık olmuştur bu konulara. ya da bir başka örnek vermek gerekirse:
musa peygamber uzaktaki bir tepede bir ışık görüp oraya gidiyor ve orada ateşsiz bir ışık kaynağı görüp hayrete düşüyor. ancak günümüzde bu olay sıradan tüm insanların hiç de hayrete düşmeyeceği bir teknoloji haline gelmiş. lambayı yak bak, ateş yokdur :)....

spartacus 10-03-2011 11:12

Kutsal metinlerde gök = tanrılar katı demektir.

Umudumuz gökten gelecek. Göğü hiddetlendirmek. Gökleri kızdırmak vs..... Yazın 2 biçimdedir, somut yazın ve soyut yazın. Somut yazında konular hem coğrafik olarak lokal, hem kişiler bazında lokal hemde zaman bakımından lokaldirler. Kur'an'ın soyut yazını hem kitabın çoğunluğunu oluşturur hemde tümüyle muğlaklıklarla doludur(zaten başka türlüde olamazdı, o günün koşullarında daha yıldızları pul olarak, göklerin kandili olarak bilen bir bilinç kesin ya da somut veriler sunamazdı.)

Soyut ve muğlak metinler her bir tarafa çekilebilir. Somut yazın örneği gibi ne coğrafya ile ne kişiler nede zaman temelinde lokalde kalmazlar. Buda bu tür metinler üzerinden, kelimeler üzerinden binbir çeşit akıl yürütümünü sağlayacağı gibi, net ve somut bilgiler içermemeside bir dolu gizemli düşüncenin içlerine dahil edilmesine, anlam ve kelimelerle rahatlıkla oynanmasına neden olur.

Suyun gökten gelmesi? Su dediğimiz bir havuz mudur? Dünya'ya suyun tamamnının gökten, göktaşları ile taşınması için kaç trilyon göktaşı gerekir?

İster Mars'da ister başka gezegenlerde isterse göktaşlarında suyun bulunması evren dışı bir olgu değildir. Dünya'da evrenin bir parçasıdır. Kutsal denilen metinlere göre evren yer ve gök olmak üzere iki biçimdedir. Yer evrenin merkezidir ve gökten hiç bir şey gelmez! Gök katı tanrıların yer katı ise yaratılmışların mekanıdır. Gökten gelecek her şey tanrılar tarafından gelir. Bu anlamda bilimin ve bu gün bizlerin gördüğü, kavradığı, baktığı evren ile ister sümer, mısır vb inançlardan devralınmış kur'an olsun, ister dönemin muğlak ve ne dediği belirsiz uydurmaları olsun bahsi geçen evren de, gökte aynı evren, aynı gök değildir.

Bu gün dahi hala gökten hiç bir şey gelmez düşüncesine sahip bir dolu insan vardır. Yağmur gökten rahmet olarak tanrı tarafından yağdırılır.... Çünkü yer ve gök dışında evrende hiç bir şey yoktur. Bu anlayışın kutsal denilen metinlerdeki muğlaklıklardan bir dolu akıl yürütümü yapması ise şaşılacak bir şey değildir.

Gök ile yer birlikde iken tanrılarca ayrılmıştır. Şimdi dünyaya ve evrene bakalım gök neresi, yer neresi?

Bilim dünyaya su nereden geldi diye mi araştırma yapıyor yoksa canlılığın olmazsa olmazlarından gördüğü su'yu dünya dışında, canlılığa bir neden olarak mı araştırıyor? Göktaşlarında, kuyrukluyıldızlarda, gezegenlerde su olabilir ve olmasıda tamamen maddi süreçlerle ilgilidir ve doğaldır. Bu durum maddenin yapısıyla daha doğrusu maddeyi oluşturan unsurların yapısıyla ilgilidir. Örneğin oksijen ve ozon ilişkisi incelenebilir. Bunlar herhangi biçimde bilinmeyen yerlerden bir biçimde taşınma usuluyle değil, ortamın ısısıyla, enerji vs ilgilidir.

Örneğin güneşin mor ötesi ışınları oksijen moleküllerine çarptığında onları parçalar, serbest kalan oksijen atomları, birleştiğinde ozon'u oluştururlar(ki yüksek enerjili yıldırımlarda aynı işlevi görür). Yine oksijen renksiz iken sıvı hale getirildiğinde mavi bir renk alır, mıknatıslanmaya olumlu tepki verebilir(serbest kalan elektronlar).

Şimdi ozon nereden geldi diye araştırmak yerine, elementlerin hangi koşullarda oluştuğuna bakmak gerekir.

Örneğin güneşde hidrojen, helyuma dönüşmektedir. Nasıl oluyor bu? Yapay değil doğal süreçlerle(milyonlarca derece ısılarda doğaldır. şimdi istisnasız bunun için dahi kur'an'da ki muğlaklıklar taranacak ve akıl oyunlarıyla bundan dahi bahsettiği bulunabilecektir! Sümer yazınlarında, hatda İlyada'da aynı yöntemlerle mucize yaratmak mümkündür)

Yaşamın göktaşlarından taşındığı konusuda aslında tartışmalıdır. Göktaşlarında oluşan koşulların dünyada oluşamazlığı temelinde bir yargıya varamayız. Yine bu göktaşlarıyla tetiklenmeyide dışlamaz. Dünya evrenin parçasıdır, göktaşlarıda parçasıdırlar ve burada yapay değil doğal bir ilişki vardır. Eğer dünyada yaşam ortamının oluşması koşullarında göktaşları olumlu bir rol oynuyorsa, volkanlar olumlu bir rol oynuyorsa burada üzerinde durulması gereken yapay argümanlar değil, ister canlılığın, isterse elementlerin, ortam ve koşulların çeşitlenmesi açısından olsun, meydana getiren koşullar ve süreçtir ve göktaşlarıda bu bütünselliğin bir parçasıdırlar. Koşullar da değişkendirler, bir koşul değişimi tetiklediğinde doğal olarak koşulda değişmektedir, bu birliktelik ayrıştırılamaz bir bütünlük oluşturur. Değişen koşul, yeni bir koşulun başlangıcı yeni bir koşulda bir başka sürecin ve koşulun başlangıcıdır. Evren dinamiktir. Sürekli hareket, sürekli dönüşümler, sürekli değişim ve sürekli ilişkiler vardır(örn: oksijen molekülleri ve güneş ışınları arasında ki ilişki gibi...)

Dünya'daki canlılığın ise Mars'dan geldiği gibi düşüncelerde kökeninde ilahi varsayımları taşır. Mars'a nereden gitmiş peki? Evren bir bütündür haliyle Dünya güneşle olduğu kadar Mars ilede ilişki halindedir, fakat bu ilişki yapay argümanlar temelinde değil, tamamen doğaldır.

Yaşamda doğaldır, su da hayatda doğaldır. Bir gezegende suyun olması ne kadar doğal ise olmamasıda o kadar doğaldır çünkü biz su'ya değil koşullarına bakacağız ve koşullar gereği olması da, olmamasıda, olanlarıni, olmayana çarpmasıda(göktaşı vs) doğaldır.

taylan 10-03-2011 11:50

Bunlar gibi bir çok kozmik keşfin sırrını 1400 yıl önceden bildirdiği iddia edilen kitap(!), kendi gibi düşünmeyenler için "inanmayanları öldürün" diyor. Bir yandan evrenin sırlarını ver, bir yandan zina yapanlara 100 sopa vur. Yerseniz.

mahirzz 10-03-2011 12:06

başka başka şeylere saldırmakla diğer noktadaki haksızlık giderilmez..
eğer bir şey hakkında konuşacaksanız o şey hakkında konuşunuz, o konuda söz söylemeye gücünüz yok ise o zaman susunuz ve haklı gelmek için belden altından vurmayanız. tartışmanında bir etiği var. sayın taylan.. buradaki konumuz gökler ve yer, ve dünya üzerindeki suyun kaynağı ile bunun kutsal metinlerdeki bilgileri. bu konuda hakkında konuşmaya gücünüz yoksa susunuz.. eğer konuyu provoke etmek gibi bir amacınız yok ise.

taylan 10-03-2011 12:20

En temel çelişkiyi vurguladım. Bireysel ve toplumsal ahlakı çarpık olan dinsel metinlerin evrenin sırlarını veriyor olması tamamen zorlama ve uydurmadır. Evrenimize ait tüm bulguları bilim insanları kendi emek ve gözlemlerine dayanarak açıklıyor. Bu verilerin hepsi dinsel metinlerden bağımsız elde edilmiştir. Deep impact deneyi milyar dolar harcanan bir çalışmadır. Emeğe saygı....

mahirzz 10-03-2011 16:55

o zaman hiç tartışmayalım çünkü sen karşındakini insan yerine koyma zahmetine girmedikçe bu durumda senin kafanda olay bitmiştir. ve tartışmaya da katılman gereksiz galiba.. ne diye katıldın ki, aklınızda bu sorunsallarla ilgili tatminsizlik olabilir mi, belki kendin bile farkında değilsindir, ya da daha iyimser bir yaklaşımla (ki zannetmiyorum) doğru olup olmadığını sorgulayıcı ve araştırıcı bir yaklaşımla buraya katıldın, senin cevabın nedir ?

taylan 10-03-2011 20:11

Sayın Mahirzz, sinirlenmenize gerek yok çünkü size karşı hakaret içeren bir ifade kullandığımı hatırlamıyorum.
Benim söylediğim, bilime ait tüm bulgular bilim insanlarının organize emeği ve çalışması sonucu elde edilmiştir. Kutsal olduğu iddia edilen kitaplardaki yazılardan habersiz olarak elde edilmiştir. Bulunan bulguların üstüne oturup benim dini inancımın verileri bunu 1400 yıl önce söylemişti derseniz pek de sorgulayıcı ve araştırıcı bir yaklaşım olmaz.

Ayetlerden çıkarılan yorumlar son derece zorlamadır. Benim bu konuyla alakalı olarak ikna olmam söz konusu değil zaten. Bu konularla ilgili mucize yalanları sitesi yeteri kadar hizmet vermekte. Biraz oralara göz gezdirin isterseniz.

Saygılar

upuaut 10-03-2011 21:12

Bir yanlış anlaşılma var, arkadaşlar!
 
Alıntı:

mahirzz´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 370588)
evet, insanların cetvelleri değişince kuranı daha iyi anlayabiliyorlar, örneğin eski çağlarda "biz insanı kemiklerine varıncaya kadar tekrar yapacağız, parmak uçlarına" anlamlarındaki ayetleri gören eski çağ insanları bunun olabilirliğini kavrayamamışlardır. bugün artık "klon" lama gibi terimlerin olduğu genetik bilim ile dna nın yumurta (zigot) a nakli ile bir nevi tekrar diriltme yapılmış. ve günümüz insanı bu ayete o kadar da hayretle bakmaz olmuşdur. tabii yine de bilim açısından hala tam olarak ölen bir insanı diriltmenin (yeniden canladırmanın) önünde şu anki teknoloıjimizle aşılması güç engeller olmasına rağmen insanın gözü biraz daha açık olmuştur bu konulara. ya da bir başka örnek vermek gerekirse:
musa peygamber uzaktaki bir tepede bir ışık görüp oraya gidiyor ve orada ateşsiz bir ışık kaynağı görüp hayrete düşüyor. ancak günümüzde bu olay sıradan tüm insanların hiç de hayrete düşmeyeceği bir teknoloji haline gelmiş. lambayı yak bak, ateş yokdur :)....

Mahirzz, senin burada dile getirdiğin ayetin o gün için anlaşılması çok zor ama bugün için kolaydır, yani mümkündür. Bizim ise burada dile getirdiğimiz "su" ile ilgili ayetlerde durum böyle değildir.

Sana göre, Dünya'ya suyun gelmesi hadisesi tıpkı insan öldükten sonra yeniden diriltilmesindeki gibi gibi çok sonra anlaşılacaktır. Oysa durum senin düşündüğün gibi değildir.

Konuyla ilgili Tevrat, İncil ve Kuran'a baktım. Bu konuda yalnızca Kuran'da suyun kökeniyle ilgili birkaç ayet (HUD-7, MÜ'MİNUN-18) var ama onlar da muallaktadır. Bu ayetlerin üzerinden 1400 yıl geçti ve tefsirciler bu ayetleri herkes tarafından anlaşılabilir şekilde yorumlayamadılar. Dolayısıyla bir 1400 yıl daha geçse bile bu ayetlerin bundan daha fazla yorumu olamaz.

Şimdi MÜ'MİNUN-18'e tekrar bakıp, neden bu ayette daha fazla yorum yapılamayacağını görelim. Ki bu yorum 1400 önce de bu şekilde yapılamaktaydı:

MÜ'MİNUN-18: Biz, gökten belli bir ölçüde su indirdik de (faydalanmanız için) onu yeryüzünde tuttuk. Bizim onu tamamen gidermeye de muhakkak gücümüz yeter.

Buradaki "gök" kelimesi Mahirzz tarafından şöyle açıklanmaktadır:

Alıntı:

mahirzz´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 370588)
ayrıca gökler ve yer deniliyor: eğer gökler atmosferimizin katmanları olsaydı, neden gökler ve yerler denmiyor. çünkü yer (toprak) da katmanlıdır ki burada denmemiş. buradaki "yer" kelimesi arapçası "arz" yada "ard" şeklindedir. ingilizcedeki "earth" e denk gelen kelime. e r ve d harfleri ile. bu kelime esasen sümerceden gelir. kelimenin kök anlamı ise "uzaktaki ev" dir.

Bu açıklamaya Kuran'ı bilen herkes katılır. Yani burada bir sorun görmüyorum. Fakat siz, bunun geometrisi incelediğinizde şaşılası şu ilginç durumla karşılaşırsınız:

Bildiğiniz gibi Dünya elipsoid bir şekil olup (ki Coğrafyacılar Dünya'yı "Geoid" şeklinde kabul ederler), uzayı 3 parçaya ayırır:

1. Elipsoidin iç bölgesi: Bu bölge Dünya'nın iç bölgesi olup, yeryüzünün altındaki herşeyi içerir.

2. Elipsoid: Bu bölge Dünya'nın kendi şekli olup yeryüzüdür ve biz bunun üzerinde yaşarız.

3. Elipsoidin dış bölgesi: Bu bölge ise yeryüzünün üstündeki herşeyi kapsar. Fakat bu bölge de Dünya'nın atmosferi nedeniyle kendi içinde 2 alt gruba ayrılır:

3.1. Gök/Gökyüzü: Yeryüzü ile atmosfer tabakası arasında kalan ve Dünya'nın kendi elipsoid şeklinde uygun bir yapı. Dünya'daki canlılar bu yapı sayesinde yaşayabilmektedir.

3.2. Uzay: Atmosfer tabakası ile Evren arasında kalan boşluk. Sanılanın aksine, NASA çalışanı Richard Hoover'ın keşfine göre bu boşlukta bazı mikroorganizmalar ve böcekler yaşar. Örneğin Mars'ın -45 C Derece sıcaklığında insanoğlu yaşayamaz ama bazı mikroorganizmalar pekala yaşabilmektedir. NASA "Ankh" adlı yeni robotuyla bunu kanıtlamak istiyor.

Oysa Kuran 1 ve 2'yi birleştirip "Yer" (ki bu, "Çember" ile "Daire" aynı demektir) ve 3.1. ve 3.2'yi de birleştirip "Gök/ler" (ki bu da, "Atmosfer" ile "Uzay"ı birbirine karıştırmak demektir. Fakat Merkür için bu durum geçerli değildir. Çünkü Merkür'ün çok zayıf atmosferi Güneş tarafından çekilmiş ve Merkür çıplak kalmıştır. Bu nedenle Merkür için 3.1. ile 3.2 birleşiktir) kabul eder.

Peki biz, MÜ'MİNUN-18'deki "Gök" kelimesinin nereyi gösterdiğini nasıl anlayacağız?

Hiç şansımız yok; metne bakacağız ve metinden hangi anlam çıkıyorsa, MÜ'MİNUN-18'deki "Gök"ün nereyi gösterdiğini öyle anlayacağız.

Kuran 1400 yıllık (Ki bu, Puin'e göre daha fazladır) eski bir metin olduğu için buna da okey çekiyoruz.

Şimdi tekrar bakıyoruz ayetimize:

MÜ'MİNUN-18 (Diyanet İşleri): Biz, gökten belli bir ölçüde su indirdik de (faydalanmanız için) onu yeryüzünde tuttuk. Bizim onu tamamen gidermeye de muhakkak gücümüz yeter.

Fakat bizim burada anlamakta sıkıntı çektiğimiz "gök" kelimesi, ki Diyanet İşleri bu ayetin meali verirken bilimsel bir bulamaçla vermiş, Elmalılı Hamdi Yazır'ın mealinde çok daha iyi anlaşılmaktadır:

MÜ'MİNUN-18 (Elmalılı Hamdi Yazır, Orijinal): Gökten uygun bir ölçüde yağmur indirip onu yerde durgunlaştırdık. Bizim onu gidermeye de elbet gücümüz yeter.

Gerçekten de ayette geçen "min es semavi (gökten)" kelimesinin anlamı tam da bu olsa gerek; suyun kökeni değil. Onun bu meali aşağıdaki derin tefsirinin neticesidir:

Elmalılı Hamdi Yazır'ın Tefsiri: Ve gökten uygun bir ölçüde su indirdik. Yani takdir ettiğimiz belirli bir miktar ve ölçüde yüksekten yağmur yağdırdık. İnsanların tâ çamurundan beri hayatî gereklerinin en önemlisi olan suyun kendisi bir nimet olduğu gibi, birçok nimetlerin meydana gelmesine sebep olduğu da bilinmektedir. Fakat böyle olması her ihtiyaca göre bir ölçü ile sınırlıdır. Fazlası tufân gibi yıkıcı ve yok edici olur. Onun için faydalı yağmurlar da zaman zaman değişik ihtiyaca göre değişik miktarda yağarlar. Öyle ki bunların yağışı ve miktarları normal bir şekilde bir düzeyde ve bir ölçüde d eğil, Allah'ın dilemesi ve ilmine göre bir tasarrufa delalet eder bir şekilde az çok birbirine benzer bir nizam içindedir.

Ve ilâhî yardımı ifade eden bu noktayı özellikle ifade için "bi kaderin" (ölçü ile) kaydı konulmuştur. Bir de suyun basit bir madde olmayıp iki ana madde, oksijen ve hidrojen'den meydana gelen birleşik bir madde olduğu kimya ilminde daha sonra bilinmiştir. Demek ki, suyun meydana gelişi bile tabii bir şey olmayıp dışardan tesir eden bir yaratıcının sanatıdır. Bu bakımdan da su, semâvî bir tesirin neticesi ve meyvesidir. Tabiat Bilgisi'nde yağmurlar, güneş sıcaklığı ile denizlerden ve yerden buharlaşıp yukarıya çıkan su buharlarının toplanması, yoğunlaşması ve suya dönüşmesi ile meydana geldiğinden bahsedilirken yağmurların doğal olarak kendiliğinden meydana geldiğini zannetmemelidir. Bu taraf, yağmurların meydana geliş nedenlerinden bir parça olsa da tamamı değildir. Fizik de ilmin tamamı değildir. Gerçi ısınmakla suyun buharlaşması, soğumakla buharın su haline gelmesi bir âdettir. Fakat gerek ısı ve gerek soğukluk suyun ve buharın bir tabiatı olmayıp dışardan bir etkinin tesiri ile olduğu gibi, çevredeki (temperatüre yani hava sıcaklığı)nin her an aynı seviyede durmayan değişmesi de yüce yaratıcının emir ve tedbiri ve her seferinde oluşan yağmur miktarının belirlenmesi ve tesbit edilmesi de ilâhî takdirin hükmünün ortaya çıkmasıdır. Vermek istediği hayat nimetine göre özel bir miktar ile bazen normal şekilde, bazen normalin üzerinde olarak o suyu gökyüzünden indiren O'dur.

Bir eczâhanede (labaratuarda) damıtılan, damıltılmış suyu doğal sayan kimse görülmüyor. Çünkü bir iradenin tesiri vardır. Halbuki onda tabiilik, yağmurun tabiiliğinden daha açık, yağmurda sanat ve iradenin ortaya çıkışı daha yüksektir. Bundan dolayı, yaratıcıyı, yarattıklarından habersiz zannedenler gibi yağmur duasını inkâra kalkışmamalı ve tecrübe edilmiş olduğu üzere dua ile yağmur yağdığı zaman şaşmamalıdır. Buyuruluyor ki, yarattığımızdan habersiz olmadık ve gökten bir ölçüde su indirdik de onu yeryüzü n de durdurduk. Irmaklarda, göllerde kaynaklarda, kuyularda, havuzlarda, mahzenlerde, toprak içlerinde vesairede duruyor. Halbuki bizim, onu giderivermeye de elbette gücümüz yeter. O indiriş ve durduruş zarurî ve mecburî değil, yalnız bir nimet olarak yaratıkların hayatına ve iyiliğine bir ilâhî yardımdır. Yoksa kurak zamanlarda görüldüğü gibi o sular kuruyabilir, ısı çoğaltılıverilse yeryüzünde sudan eser kalmazdı. Düşünmeli ki o zaman hal ne olurdu?

Demek ki 12 yıl bu meal üzerinde çalışan Elmalılı Hamdi Yazır (ki kendisi Okan Bayülgen'in dedesidir), ne denli iyi bir çalışma çıkarttığını bu ayetin meal ve tefsirinden açık bir şekilde görüyoruz. Peki bu durumda Diyanet İşleri neden bu ayetin mealini bize bilimsel bir bulamaçla birlikte sundu, o zaman? Çünkü biz de onun mealine bakarak son bilimsel gelişmeler eşliğinde değerlendirmeye çalışmıştık!

Neyse, arkadaşlar, "bu da olur yahu!" diyerek bundan sonraki tartışmalarımıza bakalım.

yeşilmürekkep 10-03-2011 21:33

Ben Allahı, Kitabını Ve Resullerini Anlamaya çalışan Ve her bir bilgide de Allaha Ve Kitaplarına Daha çok yaklaşan Resullerine Aşık olan biriyim.

Bakın Esir Maddesini Duyan oldumu bilmiyorum. Allah Tüm Kainatı Esir Maddesinden Yaratmıştır.
Esir MAddesi Nedir; Rengi kimi bilim adamına göre olmayan kimine görü turkuaz mavisi kimine göre açık kırmızı renkteki bir elementtir.

Allah C.C, Hz Ademi Yaratmadan önce Dünyayı 7 günde yaratmıştır. Lakin Allah indindeki Zaman dilim ile Yeryüzü zaman dilimi farklıdır. Hz Ademin Yaratılışı ve Kovuluşu Sabah Saatlerinden ilkindi vaktine yaklaşık zamanda gerçekleşmiştir. Oysa Dünyanın yaratılmasından Milyarlar yıl sonra (dünya zamanına göre) Hz Adem Dünyaya gönderilmiştir.

Bende Allahın İnsan Ve Bitkiler Haricindeki Tüm Canlıların Denizden Geldiği Kanısındayım Şu ayete binaen.

Nur
(45) Allah bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimisi dört ayak üzerinde yürür. Allah dilediğini yaratır. Çünkü Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.

Evet Evrim gerçekleşti. Fakat Şuan gördüğümüz Dört ayak ve iki ayak üzerinde gezinenler içindir. Çünkü Bu dört ve iki ayaklılar daha önceden Suda yaşamış ve Sonra Karaya ayak uydurtulmuştur Allah C.C nin emriyle.

Ve Devam edelim

Alem Nedir. İnsan Alemi, Cinler Alemi, Hayvanlar Alemi ve Bitkiler alemi. Bildiğimz bunlar ya bilmediklerimiz!

(68 kalem 52) “ve ne o (kur’ân) ancak bir hatırlama evrenler için”.
(81 tekvîr 25) “ve ne (değil) o sözüyle (birlikte) şeytanın taşlanmışının”.
(81 tekvîr 26) “böyle iken nereye gidiyorsunuz”.
(81 tekvîr 27) “o (kur’ân) bir hatırlamadır (zikirdir) evrenler için”.
(81 tekvîr 28) “kim için (ki) diledi sizden ayakta durmayı (doğru yolda olmayı)”.
(81 tekvîr 29) “ve ne diliyorsunuz ancak dilemesi allâh’ın düzenleyeni (rabbı) evrenlerin”.

Bakın Bu Surelerde ve ayetlerinde belirtilen Evren uyarısı bulunmaktadır. Pekala Hayvanlarda zeka olayı varmıdır yok. Bitkilerdede Demekki Hayvanlar Ve Bitkiler Kurandan Anlamaz. Ve Demekki Başka Evrenlerden başka hayatlardan bahsediyor.

107. (Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.

Madem Hayvanlar Alemi Ve Bitkiler Alemi tamamiyle Düşünce dışı. O zaman Kuranın İnsan ve Cin haricindeki -ler- takısı başka alemlerdende haber veriyor.

Değerli Arkadaşlar NASA haklı biz bu alemde yanlız değiliz. Hz Peygamber Vefat ederken. Ben Dünyanızdan 3 şey sevdim diyor. Beki dünyanızdan derken sanki başka dünyalarıda haber veriyor gibi.

Allah hiç bir şeyi boşuna yaratmamıştır. Madem Uzay ve Arz bu kadar genişse elbetteki bir hikmeti vardır.

Saygılarımla. Konuyu Açan arkadaşıma Din düşüncesi fark etmez Teşekkür ederim.





aliyarasfal 10-03-2011 21:49

Dostum yeşilmürekkep;

Doğrusu yazdıklarınızı anlamakta epey zorlandım.

Şimdi önce esir maddesi diye bir konu açmışsınız, onu bilimsel makale ile sunarsanız bizde ne dediğinizi anlarız. Sonra bu maddeden tanrı evreni yarattı sözünüzü hangi kaynak ve bilgilerle iddia ettiğinizi doğrusu açıklamanız gerekli çünkü bağlantı kuramadım.


Anlamaya çalıştığım için dediklerinizi, bunları önce kaynak vererek sununuz ve hayvanlar düşünmez kısmında çok yanıldığınızı söylemeliyim. Bilinç insanda sadece diğer canlılardan daha gelişmiştir, her canlı bilinç özelliğini taşır ve yansıtır. Örneğin şempanzeler farklı gruptaki şempanzelerin erkeklerini tuzak kurarak avlarlar, yada kurtların nasıl köylerde kışın köpek avladığını hatırlayın

Neyse şimdilik saygımla gittim...

yeşilmürekkep 11-03-2011 21:45

Anlamaya çalıştığım için dediklerinizi, bunları önce kaynak vererek sununuz ve hayvanlar düşünmez kısmında çok yanıldığınızı söylemeliyim. Bilinç insanda sadece diğer canlılardan daha gelişmiştir, her canlı bilinç özelliğini taşır ve yansıtır. Örneğin şempanzeler farklı gruptaki şempanzelerin erkeklerini tuzak kurarak avlarlar, yada kurtların nasıl köylerde kışın köpek avladığını hatırlayın


Sevgili aliyarafsal arkadaşım.

Hayvanlarda Bilinç aramak Öküz altında Buzağı aramak gibi bişey.


Şempanzelerin av tekniği yada Kurtların Köylere inip köpek avlamaları akılla bir alakası yok. Bu onların iç güdüsel bir olgusudur. Yani

Her Hayvan Ebeveyninden gördüğü avlanma taktiğini Büyüdüğü zaman uygulama çabasıdır.

Örn Yeni doğan aslan yavurları Annesinin Avlanma tekniğini görür ve öğrenir Ve İleriki yaşlardada uygulamaya koyulur.

Saygılarımla...

aliyarasfal 12-03-2011 05:51

Sevgili yeşil mürekkep;

Bilimadamları o buzağıyı bulmuş durumda, örneğin şempanzelerin zeka seviyesi üç yaşında bir çocuğa eşit. Bilinç dediğiniz şeyi üstün zeka sanıyorsunuz sanırım.Bakın bilinç çeşitlidir. Tek hücreliler dahil her canlıda bilinç vardır.Bunun seviyeleri canlıdan canlıya değişkenlik gösterir.Bilincin en alt seviyesi cansızlarda gördüğünüz(enerji-madde) etki-tepki algısıdır. Bunu farkedecek düşünce üretemezler ancak algıdır bu ve her varlık algıya dahil olarak vardır.

Duyusal (dokunarak) algı tek hücrelilerde ve bitkilerdeki bilincin yansımasıdır.Gelişip beyni olan canlılara geçtiğinizde görme, duyma, tat, koku olarak evrimleşerek gelişir ve beyninde kontrolü ile bilinç artar. Üstbilinç seviyesi insana özgüdür .Beyni en gelişmiş canlıdır.

Yanıldığınız ise bilincin üst seviyesinden aşağı bilinç seviyelerindeki canlılarda düşünebilirve duygu üretir. Korku, heyecan, öfke, sevgi, şevkat.Düşünmeye ve kavrayıp öğrenmeye örnek verelim. Sizce nereye gideceğine karar vermeden rastgelemi yürür hayvanlar. Bir köpek yüz komutu anlar ve uygular insan dilindeki. Peki siz kaç komutu öğrenip uygularsınız köpek dilindeki.Ancak korktuğunu, kızdığını, sevindiğini anlarsınız. Oda anlar bu duygularınızı. Siz nerenizle anlıyorsanız ve hangi bilinçle oda aynı şekilde o bilinçle kavrar ve anlar.

Öküz sanmayı bırakın, inek ikiz doğurdu, siz hala inançsal bakıyorsunuz.

Şimdilik saygımla gittim...

mahirzz 14-03-2011 09:55

Hala dÜŞÜnÜp anlayamayanlar dan misiniz ?

Alim52 14-03-2011 19:56

NASA eylemiş ise doğru eyler...
Konu başlığından başlamış, bütün yorumlar tane tane yazılmış,inananı ve inanmayanı yorum ve kaynağı NASA'ya dayamış...Şimdi burada NASA kim,NASA nedir,NASA ne manem bir şeydir desem tüm arkadaşlarım çatır çatır bana yanıt verebilir. Hatta, NASA'da çalışan kaç Türk var eminim gözü kapalı yanıtlayacak arkadaşlarım da vardır...
Şimdi buradan sorsam Uzaya ilk çıkan insan kimdir diye???Yemin ederim Googleye bakmadan söyleyecek çok az arkadaşım vardır.Bir çok kişi Neil Armstrong diyecektir ( çok denk geldim,yarışma programlarında sorulduğunda bir çok kişi Louis Armstrong demiştir.)...
Oysa 60 lı yıllarda başlayan Uzay sidik yarışında (ABD ile USSR), maalesef ABD (demeyelimde) NASA üstünlüğü kaptırmıştır...Hepimizin bildiği NASA son model digital göstergeli teknoloji harikası Apollo'larla fare,kedi,köpek ve tam maymun (hani insana en benzer ya)maymun gönderecekken USSR ilk insanı uzaya gönderdi (çoğunuz googleden kim olduğunu bulmuştur artık)...NASA,,,boru mu bu,bir yıla kalmadan kimilerine göre Louis,kimilerine göre Neil AY'a il ayağı bastığına dair görüntüleri yayınladı (hala tartışılıyor filmografi hilesi olduğu).Bu gün, üşenmesem kendi PC'imde Mars'a ilk ayak basan görüntülerimi yaratabilirim.Neyse,konumuz bu değil, NASA bastık dedi ya öyle ya da böyle kabul edeceğiz:)...
Şimdi, NASA bilim adamları şöyle dedi, Nasa böyle açıkladı, su kuyruklu yıldızın kuyruğunda dünya ya geldi diyor.Soruyorum sizlere, kim buraya Googleye bakmadan Uzaya ilk insanı gönderen USSR'nin Havacılık Daire Üssü'nün kısaltmasını yazabilecek babayiğit????Allah aşkına, kaç tanenizin Sovyet Havacılık Dairesinin bilim adamlarının açıkladığı bilimsel açıklamalardan haberi var???
NASA demiş ki, su dünya ya kuyruklu yıldızın kuyruğunda geldi ve bizlerde bu kuyruklu yalana inanıp yok Kuran'da zaten yazıyordu, yok NASA'nın bilim adamları şöyle açıkladıydı falan...Hawking'den girip Einstain'dan falan çıkıyoruz. Newton yanına çerez...
Size göre, Halley'in kuyruğuna su tankı bağladılar,gelgi dünya ya bıraktı yaşam başladı falan.Allah aşkına kendinize şu soruyu sorun.İlk okuldan biliriz su 100 santigrat derecede buhar olur. Sıfır santigrat derecede su değil, artık buzdur...Ben demiyorum,sizin NASA diyor ki, bir kuyruklu yıldızın kuyruğundaki ısı bilmem kaç santigrat derece...Bırakınız suyu, demiri koysan sudan fazla sıvı olacak...Hadi varsayalım (NASA Abim demiş) Halleyin kuyruğu 45 santigrat dereceydi ve suyu getirdi dünya'ya bıraktı (Çünkü bu derecelerde su ancak su oluyor,fakat bu derece de bile su buharlaşma eğilimi içinde oluyor).Peki,dünya güneşten kopmuş,ve ısısı kaç derece?Şimdi, Halleyin kıçından kopup, dünyaya gelen su dediğniz şey benim dört parmaklarımın arasına(baş ve orta parmak arasına) sıkışmış baş parmağımdır...
Belki bilirsiz, NASA bir zamanlar Marslılara otopsi de yaptı:) Belki bilemeyebilirsiniz,ama su= iki atom Hidrojen bir atom Oksijen'dir.Güneşten kopan bir parça da (NASA) söylemese bile Hidrojen de vardır Oksijen de...Açıkcası,utanarak söylüyorum 2 mol hidrojenle,bir mol hidrojen selamlaşınca su denilen bir şey ortaya çıkıyor....
Demek ki neymiş, ben doğru yolda gidiyorsam Ne Tanrı sorgulayabilir beni, ne de bilim.

YasasinBilim 15-03-2011 04:32

Alıntı:

yeşilmürekkep´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 371007)

Hayvanlarda Bilinç aramak Öküz altında Buzağı aramak gibi bişey.

sayın Yeşilmürekkep;

hayvanlar alemini o kadar küçümsemeyin beyin becerisi duruma göre sizden de benden de yüksek hayvanlar var.

Benzer iki resmi bulup ikisine de artarda tıklamaya dayalı bir bilgisayar oyununda insanlar şempanzenin yanına bile yaklaşamıyorlar.

ismini hatırlamadığım bir kuş türü, yazın 5 bin farklı noktaya gömdüğü yiyecekleri, kışın tek tek yerlerinden bulup çıkarıyor.

karga ve kuzgunların maceraları youtube'da var. göreceksiniz pek çok insan onların o anda buldukları yöntemleri akıl edemez.

hayvan deyince aklınıza hemen Mekkedekiler gelmesin. deveden, sığırdan, çok daha akıllı hayvanlar var.

İnsanın (toplamda) tüm hayvanlardan daha akıllı olması, hayvanların akılsız olduğu anlamına gelmez.

NOT: biraz belgesel izleyin. STV'de her gece yayınlanıyor artık.

saygılar..

upuaut 16-03-2011 02:15

Arkadaşlar, konuyu açan mesajımda NASA çalışanı Richard Hoover'ın Dünyadışı yaşamla ilgili keşfinden bahsetmiştim.

Şimdi sizi onun bu keşfinin yer aldığı Cosmology dergisinin Mart sayısına yakından bir göz atmanız için bir link veriyorum: COSMOLOGY.

Bu derginin içeriğinde Lana Tao'nun "The Biological Big Bang! Did Life on Earth Come From Other Planets?" adlı makalesi oldukça dikkat çekicidir. Biz burada incir çekirdeğini doldurmayacak tartışmalar yaparken, bu makalede Hoover'ın, keşfiyle ilgili, " Meteorlardaki (ki Güneş Sistemi'nden daha eski olan) mikropların kanıt fosilini bulduk (According to Richard Hoover of NASA, "We have found fossil evidence of microbes in meteors which are older than this solar system.)" açıklaması üzerine "THE DEATH OF DARWINISM" ve "THE BIOLOGICAL BIG BANG"ten bahsedilmiş.

Sahi arkadaşlar, bu adamlar böyle uçarken biz neden bahsediyorduk?

ulpian 16-03-2011 02:58

Alıntı:

upuaut´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 372173)
Arkadaşlar, konuyu açan mesajımda NASA çalışanı Richard Hoover'ın Dünyadışı yaşamla ilgili keşfinden bahsetmiştim.

Şimdi sizi onun bu keşfinin yer aldığı Cosmology dergisinin Mart sayısına yakından bir göz atmanız için bir link veriyorum: COSMOLOGY.

Bu derginin içeriğinde Lana Tao'nun "The Biological Big Bang! Did Life on Earth Come From Other Planets?" adlı makalesi oldukça dikkat çekicidir. Biz burada incir çekirdeğini doldurmayacak tartışmalar yaparken, bu makalede Hoover'ın, keşfiyle ilgili, " Meteorlardaki (ki Güneş Sistemi'nden daha eski olan) mikropların kanıt fosilini bulduk (According to Richard Hoover of NASA, "We have found fossil evidence of microbes in meteors which are older than this solar system.)" açıklaması üzerine "THE DEATH OF DARWINISM" ve "THE BIOLOGICAL BIG BANG"ten bahsedilmiş.

Sahi arkadaşlar, bu adamlar böyle uçarken biz neden bahsediyorduk?


Tekrar: journal of cosmology bilim çevrelerinde ciddiye alınan bir yayım organı değil. Ciddi yayım organlarında çıkan haberler hala 'buluş'a mesafeli ve şüpheyle yaklaşmakta.


Bu bağlamda "THE DEATH OF DARWINISM"den bahsetmek ise, zaten gayri-ciddiyetin bir göstergesi. Darvinizim, zaten gezegenimizde hayatın nasıl başladığına dair bir tez içermiyor. Buluş doğru olsa ve Dünya'ya ilk canlı organizma gerçekten de meteor aracılığıyla gelmiş olsa bile, bu organizmanın nasıl gelişerek günümüzdeki çeşitliliği oluşturduğunu açıklayan darvinist kuram neden çürütülmüş olsun?

errata 16-03-2011 03:10

Dikkatle okudum, "Darwinism" yakıştırmasının yanlı ve bariz kışkırtıcı bir biçimde ele alınışı dikkat çekici. Öncelikle "Darwinism" değil, evrim teorisi diyoruz.

Meteorla geldiği iddia edilen mikrobun evrim teorisini nasıl ortadan kaldırdığını ise anlamak gerçekten güç. İddia edildiği gibiyse örneğin, mikrobun bir anda dünya koşullarına uyum sağlaması "tanrı işimidir?". Her şey hakkında bir anda bilgi ile donandığını düşünen inançlı örümceklere bayılıyorum.

upuaut 16-03-2011 03:21

Arkadaşlar, konuya Dünyadışı yaşamla yaklaşılırsa, bu sonuçlar çıkıyor: "THE DEATH OF DARWINISM" ve "THE BIOLOGICAL BIG BANG".

Darwinizm ya da Evrim Teorisi, Dünya'daki canlıların evrimi inceler. Fakat bu canlıları meydana getiren şeyler (mikroplar, mikroorganizmalar vs.) Dünya dışından gelmişse, o zaman burada biraz durup düşünmek gerekir.

Bu, olayın bilimsel yönüdür. Olaya bir de Kutsal Kitaplar çerçevesinden bakarsanız, nasıl bir sonuç çıkar?

errata 16-03-2011 03:25

Bu nasıl bir bakış açısı?

"THE BIOLOGICAL BIG BANG", için eyvallah. "THE DEATH OF DARWINISM" için derin açıklamalarınızı bekliyorum. Mikropların dünya dışından gelmesi neden herşeyi değiştirir? Daha önce bu tip teoriler yokmuydu?...

Olaya kutsal metinler çerçevesinde bakma işini siz lütfen evinizde kendinizce yapın, ben şahsen böyle bir çerçevenin yanında bulunmuş olmak istemem. Ama yukarıdaki sorulara yanıt verirseniz mükemmelen istifade ederiz.

upuaut 16-03-2011 21:19

Alıntı:

jiro´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 372183)
Bu nasıl bir bakış açısı?

"THE BIOLOGICAL BIG BANG", için eyvallah. "THE DEATH OF DARWINISM" için derin açıklamalarınızı bekliyorum. Mikropların dünya dışından gelmesi neden herşeyi değiştirir? Daha önce bu tip teoriler yokmuydu?...

Olaya kutsal metinler çerçevesinde bakma işini siz lütfen evinizde kendinizce yapın, ben şahsen böyle bir çerçevenin yanında bulunmuş olmak istemem. Ama yukarıdaki sorulara yanıt verirseniz mükemmelen istifade ederiz.

Jiro, sorularına hemen yanıt veriyorum.

Özellikle son Hoover'ın keşfiyle birlikte bir şeyin altını çizmek gerekiyor: Suyun Dünya'ya gelmesi ve canlılık için Dünya'nın mikroplar ve mikroorganizmalarla tohumlanması Dünya dışından olmuştur.

Bildiğiniz gibi 13.5 milyar yıl önce Bing-Bang olayı olduktan sonra içinde bulunduğumuz galakside Güneş Sistemi oluştu. Dünyamız ise 4.5 milyar yıl önce oluştu. Yani Bing-Bang'ten 9 milyar yıl sonra Dünya ve muhtemelen sistemimizdeki diğer, en azından bazı, gezegenler yoktu. Bunlar Güneş sistemiyle birlikte yavaş yavaş oluştu. Burada astronomlar Dünya'nın uydusu Ay'ın Dünya'ya başka bir gezegenin çarpmasıyla oluştuğunu söylerler. NASA'nın Apollo seferlerinden getirilen Ay taşlarında bu durum açıkça kanıtlandı. Yani Ay taşları ile Dünya taşları arasında en ufak bir benzerlik bulanamadı.

Demek ki Dünya kendi oluşumunu bu şekilde tamamladıktan sonra su kuyrukluyıldızlar vasıtasıyla geldi. Bununla birlikte, en küçük canlı olan mikroplar ve mikroorganizmalar da Dünya'ya dışarıdan benzer şekilde taşındı. Zaten Dünya'nın volkanik faaliyette olduğu ve sonraki dönemlerde bunların Dünya'da olmasını beklemek açıkça saflık olurdu.

İşte bu durumu çok yakından bilen biyologlar ve astrobiyologlar Hoover'ın keşfini "THE BIOLOGICAL BIG BANG" olarak adlandırdılar.

BU İLK BULGU DEĞİLDİ!

Fakat Hoover’ın keşfi, Dünya’daki yaşamın uzaydan gelen mikroorganizmalar tarafından başladığına ilişkin ilk bulgu değildi. Çünkü en son 1996 yılında, bir diğer NASA araştırmacısı David McKay, Antarktika’da bulunan bir gök taşında Dünya dışı yaşamın izine rastladığını söylemişti.

Sözkonusu bu göktaşı, 1984 yılında bulunmuş ve Kızıl Gezegen Mars’tan geldiği anlaşılmıştı (bkz. NASA: Dünya dışı yaşamın izini bulduk! makalesine).

Peki bütün bunları ben neden anlattım? Hani Ulpian; Hoover'ın keşfi için, "Tekrar: journal of cosmology bilim çevrelerinde ciddiye alınan bir yayım organı değil. Ciddi yayım organlarında çıkan haberler hala 'buluş'a mesafeli ve şüpheyle yaklaşmakta." demişti ya, onun için anlattım. Yani durum Ulpian'ın ve diğerlerinin küçümsediği gibi değil; kaydadeğer keşifler olmuş. Demek ki tavşan dağa küsmüş ama dağın bundan haberi olmamış. Buradaki durum da öyledir.

ulpian 16-03-2011 22:27

Yukarda jiro'nun ve benim getirdiğimiz eleştiriye hiçbir cevap vermemişsiniz. Dünya gezegenine ilk canlının Dünya dışından gelmiş olduğunu varsaysak bile, bu neden darvinist evrim kuramının çöküşü anlamına gelsin?

Alıntı:

upuaut´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 372409)
Peki bütün bunları ben neden anlattım? Hani Ulpian; Hoover'ın keşfi için, "Tekrar: journal of cosmology bilim çevrelerinde ciddiye alınan bir yayım organı değil. Ciddi yayım organlarında çıkan haberler hala 'buluş'a mesafeli ve şüpheyle yaklaşmakta." demişti ya, onun için anlattım. Yani durum Ulpian'ın ve diğerlerinin küçümsediği gibi değil; kaydadeğer keşifler olmuş. Demek ki tavşan dağa küsmüş ama dağın bundan haberi olmamış. Buradaki durum da öyledir.


Mesele benim olayı küçümsemem filan değil. Ben kişisel felsefeme, arzu ve heveslerime uymadığı için şüpheli yaklaşıyor değilim ki bu ''buluş''a. Bilakis henüz ispatlayamıyor olsak da, Dünya dışında yaşam olmasını çok muhtemel buluyorum ve ispatlanması hoşuma da gider.

Mesele şu: Ciddi bir bilimsel yayım organı olmayan bir internet sitesinde çıkan bir habere istinaden, henüz hiçbir ciddi bilimsel yayında yer almamışken, üstelik birçok ciddi bilimci meseleye şüpheyle yaklaşıyorken, ''Dünya dışı canlıların varlığı ispatlandı'' gibi cümleler kurmak doğru değil. Daha önce de kaç kez bu gibi haberler çıktı popüler-bilimsel medyada, daha sonra aslı olmadığı veya haberde lanse edildiği gibi olmadığı çıktı ortaya.

Belki de, bu haberin doğru olduğu da çıkar yakında. Ama henüz ciddi bilimsel yayın organlarınca tasdiklenmemişken temkinli yaklaşmak gerekir. Bunu anlamak zor mu bu kadar?

Üstelik tüm bunların ''darvinizimin ölümü'' ile hala hiçbir alakası yok.

upuaut 16-03-2011 23:50

Ulpian, o makalede ''Darvinizimin Ölümü''nden bahseden ben değilim; COSMOLOGY dergisinin Mart ayı baskısında editör Lana Tao, daha doğrusu onun makalesindeki biyologlar söylüyor.

Bu makaleye baktım fakat makalede geçen ifadelerden Darwin'in "Türlerin Kökeni" adlı eserindeki detaylarla ilgili olduğunu gördüm. Biyolog olmadığım için fazla ileri gidemiyorum, ama buradan çıkacak doğru ve mantıksal bir çıkarıma da kimse itiraz edemez.

Anlaşılan birçok bilimadamı Hoover'ın keşfini ciddiye almıyor. Peki Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi’nden Rudy Schild, “Elde edilen bulgular hayatın her yerde var olduğunu ve Dünya’daki yaşamın başka bir yerden gelmiş olabileceğini gösteriyor” dedikten sonra “araştırma üzerinde her türlü görüşün ortaya konması için” 100 bilim insanını yeni bulgular üzerinde değerlendirmede bulunmaya çağırmasına ne buyrulur? Yani ortada senin de iddia ettiğin gibi bir problem olsa, bu adamlar Hoover'ın keşfinin üzerine yatarlar ve 100 bilim insanını çağırmazdı, değil mi?

ulpian 16-03-2011 23:57

Alıntı:

upuaut´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 372456)
Yani ortada senin de iddia ettiğin gibi bir problem olsa, bu adamlar Hoover'ın keşfinin üzerine yatarlar ve 100 bilim insanını çağırmazdı, değil mi?

Tekrar: Bu habere ''yalan haber'', ''kesinlikle asılsız çıkacak'' filan dediğimi hatırlamıyorum. En baştan beri: ''ispatlandı'' dememiz için henüz çok erken olduğunu, henüz temkinli yaklaşmamızın ve beklememizin daha uygun olacağını söylüyorum... ''Buluş'' henüz ciddi bilim yayınlarında yer almadı, henüz şüphe ve mesafeyle yaklaşan bilim adamları var (isimlerini ve kaynağını vermiştim)... Öyleyse henüz ''ispatlandı'' demeyip, bekleyelim; yanlış mı?

allame 17-03-2011 00:05

bu konunun islam forumuyla ilgisi yoktur, kendi yerinde olması daha uygun olacaktır diye düşünüyorum.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:58 .