![]() |
Türkiyede Kadın İstihdamı
Bir başlıkta kadına yönelik şiddetin kadının boyun eğmemesinin neden olduğunu okudum. Boyun eğmemenin ön şartının günlük yaşama olan katkının artması(iş gücünde yeralma) olduğunu düşünürsek, ülkede özgür ve bağımsız kadının daha fazla şiddet gördüğü sonucuna ulaşırız. Bu şiddetin de bir iyileşme sürecini temsil ettiği düşünülebilir. Ben de durumun gerçekten bu yönde mi olduğunu merak ederek bir miktar araştırma yaptım ve elde ettiğim sonuçları burada da paylaşmayı uygun gördüm. Konu başlığı olarak "Türkiyede Kadın İstihdamı"nı seçmemin nedeni ise kadının toplum içinde ve günlük yaşamda yer edinme oranını veren en iyi ölçünün istihdam oranları olduğunu düşünmem.
Türkiye'de kadına yönelik şiddet son yıllarda büyük bir tırmanış içinde. Uzmanlara göre bu artıştaki en büyük etken, erkek egemen toplum içerisinde artan ekonomik sıkıntıların oluşturduğu stresin kadına kanalize edilmesi. Fakat ekonomik yönden bir iyileşme ve refak toplumu olma yolunda olduğunu düşünen bazı iyimser kişilere göre ise, bu şiddet, kadının gündelik hayat içerisinde daha fazla yer edinerek kendi ayakları üzerinde durması ve erkekten daha bağımsız bir hayat sürmesi isteğinin geri tepmesi sonucu tırmanmakta. Kadının ekonomik olarak erkekten daha bağımsız olarak yaşayabilmesinin ön koşulu, iş gücüne katılımından geçer. iş gücüne katılımda kadın payının artması, ekonomik olarak erkekten bağımsızlığını kazanan kadın sayısının da artması beklentisini doğurur. Peki gerçekten de kadının iş gücüne katılım oranlarında bir artış var mı? Türkiye dünyada ya da müslüman ülkeler genelinde nerede yer almakta? Türkiye üzerine yapılan ulusal ve uluslararası çalışmaların gösterdiğine göre, kadın istihdamı konusunda bir iyileşmeden çok bir kötüleşme ve gerileme mevcut. yapılan çalışmalardan elde edilen verilere göre, 1988 yılından 2006 yılına kadar kadının iş gücündeki oranı düşüş göstermekte. http://img12.imageshack.us/img12/4229/tgeneli1.jpg Grafik incelendiğinde, kadının iş gücüne katılımının düşüş göstermekte olduğu görülebilir. Yine tablonun alındığı çalışmadan oranlara bakılacak olursa; 1988 yılında %34,3 olan oran 2006 yılında %24.9'a inmiştir. Yine bir başka çalışmaya göre bu oran 2007 yılında %22,2 ve 2008 yılında %25.4 düzeyindedir. Eldeki verilere göre, kadınların çalışma yaşamındaki payın 1988 yılından bu yana gerilemekte olduğu ve son yıllarda bir iyileşme yaşansa da hala 1988 yılındaki seviyesinden çok uzak olduğu görülecektir. Bu tablonun oluşmasında kırsal kesimden kente yaşanan görlerin de etkili olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Kırsaldan şehirlere yaşanan göç sonunda, kadınlar, şehirdeki çalışma koşullarını sağlayamadıkları için oranların düşük çıkması söz konusu olabilir. Yine tablo üzerinde inceleyecek olursak: http://img9.imageshack.us/img9/1703/tgeneli2.jpg Tablolar incelenecek olursa, kırsal kesimde kadının iş gücüne katılım oranı azalırken, kentlerde çok küçük bir artış yaşandığı görülmektedir. Ancak bu artış, kentli kadının iş gücüne katılması oranını güçlükle %20 seviyesine taşıyabilmiştir. Grafikler çoğu zaman aldatıcı sonuçlar gösterebileceği için, en kesin yargı yine rakamlar incelenerek elde edilecektir. Yine tablo üzerinde anlatacak olursak: http://img838.imageshack.us/img838/205/tablod.jpg Tablo incelendiği zaman, çalışan kadın sayısının 1988 yılına göre artış gösterirken, 2000 yılına göre azalmakta olduğu görülmektedir. Bunda 2001 yılında yaşanmış olan ekonomik krizin etkisi olduğu düşünülebilir. Ancak, çalışan kadın sayısındaki artış, iş gücü olarak sayılabilecek kadın sayısındaki artışı karşılamamaktadır. Bunun sonucunda da, iş gücüne katılan kadın oranları %34,3 seviyesinden % 24,9 seviyesine gerilemektedir. Bu da kadının gündelik yaşamdaki ve çalışma hayarındaki yerinin arttığını değil azaldığını gösterir. Ayrıca, iş gücü olarak sayılabilecek kadın nüfus içerisinde işsizlik oranının artış göstererek %10 seviyesinin üzerine çıkması da bu tezi destekler niteliktedir. Türkiye İstatistik Kurumun(TÜİK)'den elde edilebilecek verilere göre 2010 yılında kadın istihdam oranı %27,6 olarak verilmiştir. Ancak yukarıda sunulan verilerde, çalışmaya sadece 15 yaş üzerindeki bireyler dahil edilirken, TÜİK verileri içerisine 15 yalındaki bireyler de dahil edilmişlerdir. Bu da istihdam ve iş gücüne katılım oranlarında artışa neden olmaktadır. Bu bireyler veri setinden çıkarıldığında oranlarda düşüş yaşanması olasıdır. Türkiye'nin dünya genelindeki ve diğer müslüman ülkeler arasındaki durumu nedir diye bakacak olursa, elde edilen sonuçların yine iç açıcı olmadığını rahatlıkla görebiliriz. http://img9.imageshack.us/img9/5370/dunyageneli.jpg Kadınların iş gücüne katılım oranları dünya genelinde ve seçilen müslüman ülkeler genelinde 1988 yılından bu yana düzenli olarak artış gösterirken, Türkiye'de bu oran düzenli bir düşüş şeklindedir. Tüm bu veriler incelendiğinde, kadına yönelik şiddette yaşanan artışın, iddia edildiği gibi kadının günlük yaşamda yerinin artmasının ve erkekten daha bağımsız bir hale gelmesinin yansıması olmadığı ve dolayısıyla bunun bir iyileşme süreci olmadığı rahatlıkla söylenebilir. KAYNAKLAR: 1) Türkiye'nin Demografik Dönüşümü, Havettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü. 2) Türkiyede Kadınların İşgücüne Katılımı: Eğilimler, Belirleyici faktörler ve Politika çerçevesi, TC. Başbakanlık Devlet PlanlamaTeşkilatı. 3) Türkiye'de Kadın İstihdamının Durumu, ILO. |
kadının çalışması kadına yönelik şiddeti doğurması zaten mantıksızdır. bilakis kadının çalışması o kadının kendinden daha emin olması dolayısıyla boşanma oranının artması olabilir sadece. kadına şiddetin altında yatan gerçek sebep kadının çalışması değildir.
|
Aksini iddia eden fantastik bir beyanı forumlardaki konuların birinde okuduğum için bu yazıyı hazırladım. Yazıdan da görüleceği üzere, kadın gündelik yaşamda yer alma konusunda 1988 yılından geridedir. Bu nedenle de yaşanan minik artış kadına yönelik şiddetin gerekçesi olamaz.
En çok şaşırtan ise diğer müslüman ülkelere göre Türkiye'nin hissedilir derecede geri gitmiş olması. |
Alıntı:
|
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
Oysa kadin calissin veya calismasin, siddet insanin dogasinda var. Hic calismadigi halde dayak yiyen o kadar kadin var ki.. |
Nedense benim de aklıma gelen ilk hatta tek kişi oydu. Tesadüf olabilir mi?
AB en son Kemalizmi benimsediğini deklare etmişti galiba. Ya da ne bileyim, Kemalizler ekleme falan yapmışlardır rapora kaşla göz arasında. http://www.t24.com.tr/ilerleme-rapor...er/170337.aspx KADIN ŞİDDETİ: Raporda Türkiye’deki kadınların durumundaki kötüleşme (şiddet ...vs), namus cinayetleri ve zorla evlilik vakalarının artmasından duyulan kaygılara da yer veriliyor. Rapordan da anlaşılabildiği gibi öyle hiç iyiye giden bir şey yok. Bunlar iç işlerimize ne karışıyor, bizim büyümemizden rahatsız oluyorlar, Akpli'nin, Akpli'den başka dostu yok, he de höde denilebilir belki. |
Alıntı:
|
Boyun eğmeyişin (ayrılma, bağımsız olma isteği, toplumsal yaşantıda yer edinme) şiddeti tetiklediği düşüncesi kişisel görüşüm yanlış bir düşünce. Mantıksal olarak, ayrılma isteğinin şiddeti değil, şiddetin ayrılma isteğini etkilemesi beklenir.
Alıntı:
|
Turkiye'de kadina yonelik siddet her zaman yuksekti. Mevzu edilen iletimde siddetten degil katliamdan bahsetmistim. Bu katliamlarin artmasi kadinlari artik boyun egmek yerine ayrilmak istemelerinden kaynaklaniyor. Kadinlar "kocam sever de dover de" demedikleri icin ya daha fazla siddete maruz kaliyor ya da katlediliyorlar. Destekleyemeyegim hicbir iddada bulunmam. Mahalle kadinlari dedikodu yapmaktan vazgecip delikanli gibi tartismayi ogrenmenizi diliyorum sadece
http://www.ozgur-gundem.com/index.ph...ay&module=nuce |
Ankara Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırmaları ve Uygulama Merkezi öğretim üyesi Doç. Dr. Alev Özkazanç kadina yonelik siddetin ve katliamlarin artisini su sekilde yorumlamis:
Alıntı:
Bu durumu muhafazakarlasmaya baglamak tipik kemalist kurnazligindan baska bisey olmasa gerek. Akp'nin alamadigi kadin koruyucu onlemleri diger partiler ne zaman aldi? Bu devlet daha dune kadar namus cinayetlerine indirim vermiyor muydu? |
Alıntı:
Daha önce de belirttim. "Yeter artık" diyerek boyun eğmemek için kadının güvencesi olması beklenir. Peki bu güvence nedir? Tabi ki ekonomik olarak bağımsızlık. Ancak gördüğümüz gibi kadınların ekonomik bağımsızlık kazanma oranları 1988 yılından bu yana düşüş göstermekte. Bu da kadının zaten bir kenara itildiğini gösterir ki bu iyileşme değildir. İsterseniz öncelikle boşanma istatistiklerini inceleyelim. Rakamlar TÜİK'e ait. 2001 : 91.994 2002 : 95.323 2004 : 91.022 2006 : 93.489 2007 : 94.219 2008 : 99.663 2009 : 114.162 2010 : 118.568 Boşanma oranlarında ani çıkışların olduğu yıllar ekonominin kötü olduğu yıllar. Bunu rahatlıkla görebiliriz. Kadına yönelik cinayet ve cinayete teşebbüs oranlarını, ülkede yaşanan diğer cinayet ve cinayete teşebbüs oranları ile incelerseniz daha mantıklı olur. Eğer diğer şiddet olaylarında da bir artış var ise, genel olarak toplumsal bir sorun vardır demektir. Ancak böyle bir durum yok ise, durum kadına yönelik bir artıştır ve sizin iddialarınızı destekler niteliktedir. Yine yıllara göre öldürülen kişi sayılarını incelersek: 1995 : 1725 2000 : 3064 2004 : 2693 2005 : 2902 2006 : 3455 2006 yılından sonra bu rakamlar yayınlanmadığı için bu konuda eksik vardır. Ancak, son yıllarda yaşanan cinayet olaylarının da artış gösterdiği bilinen bir gerçektir. Yani Türkiye toplumsal bir cinnet geçirmektedir. Bu da hem sokaktaki hem de aile içindeki ilişkileri etkilemektedir. Aile içindeki şiddetin ve geçimsizliğin artması boşanma istatistiklerine yansımaktadır. Boşanma istatistiklerindeki artış ise kadına karşı uygulanan cinayet sayısını arttırmaktadır. Boşanma olayları yaygınlaştığı için cinayetler arttı türünde bir sebep-sonuç ilişkisi eksiktir. Boşanmaya gidilen süreçte yaşananları incelemezseniz yukarıda da yaptığınız gibi hatalı çıkarımlar yaparsınız. Bu bakımdan kadın cinayetleri sizin düşündüğünüz gibi bir iyileşme süreci nedeniyle değil, toplumsal bir kötüleşme süreci nedeniyle artmıştır. Bu kötüleşmenin kadınlar üzerinde daha fazla olmasının nedeni ise, kadına kimsenin sahip çıkmamasıdır. Öldürülen kadınların büyük çoğunluğu devletten yardım istemelerine rağmen bu yardım sağlanmamış ve korunmasız olarak ölüme terkedilmişlerdir. |
Konu hakkinda bir makale daha
Alıntı:
|
Toplumsal bir meseleyi, toplumsal diğer meselelerden bağımsız düşünme yanılgısındasınız.
Kadınların boşanma talebinde bulunması geçmişe göre daha fazladır. Bu konuda herhangi bir itirazım yok. Ancak kadınlara yönelik şiddeti, kadın bilinçlenmesine ya da kadın haklarına bağlayamazsınız. Bu toplumu genel olarak içine almış bir şiddet sarmalının kadınlar üzerine de yansımasıdır. Bu şiddetin tek sebebi muhafazakarlaşma değildir. Bunda sosyal ve ekonomik pek çok değişken etkili olmaktadır. Bunu destekleyen de yine ülke çapında görülen cinayet sayısındaki artıştır. Bu cinayet sayısındaki artışı da eşcinsel çiftlerin ayrılıklarına mı bağlayacaksınız? Ekonimik durum ve bunun toplumsal olaylara, suç oranlarına etkileri konusunda pek çok makale var. Bir de onları okuyun derim. |
Ben kendi goruslerimi destekleyen, bu konuda uzman kisilerce hazirlanmis birkac kaynak paylastim. Istenirse daha fazla da paylasabilirim.Kisacasi kadin katliamlarinin artisi kadinlarin artik ba$kaldirmasindan kaynaklaniyor muhafazakarlasmaktan degil. Oldurulen kadinlarin neredeyse tamami ayrilmak isteyen ve bunun icin harekete gecen kadinlardir. Ozet bu
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
http://gundem.milliyet.com.tr/-kizim...95/default.htm |
Alıntı:
|
* Kadına yönelik şiddetin artışında ''sosyal faktör''ü ilk sırada görüyorum. Özellikle son 10-15 yılda iyice azalan tarımsal nüfus yoğunluğunun hem azalma sebepleri, hem de kentlere akan göçlerin neticeleri ciddi sosyal problemler ve travmalar yaratmaktadır.
* Bilindiği gibi tarım ve hayvancılıkta ''liberalleşme'' ile kürt savaşı gibi nedenlerle son 20 yılda ciddi göç yaşanmıştır. * Taşra-köy'den kente göçler, beri yandan, doğal kentleşme süreçleri toplumun geleneksel yapısında kendiliğindenci bazı değişmelere yol açmıştır. * Kimileyin sosyo-ekonomik problemler, krizler ve işsizlik; kimi, köyden kente göçün yarattığı kültür şokları; kimileyin de gelişen-değişen kentlerin kendi içinde yarattığı kültür şokları. * Hepsinin ötesinde, hızla gelişen ''iletişim-bilişim'' olanakları. * Kentleşme, serbest pazarın ve ticaretin gelişmesi ve kır nüfusunun azalması gibi sebepleri düşünürsek muhafazakarlaşmanın artmasından ziyade kültürel çatışmalar daha etkili bence. * Medyaya yansıyan şiddet olaylarında, özellikle ''duygusal ilişkiler, evlenme-boşanma'' gibi sebeplerin epey etkili olduğunu görmekteyiz. Bunun yanında doğrudan cinsel saldırı-şiddet eylemleri'nde de bir artış söz konusu olmakla birlikte, bunun artan iletişim imkanları sebebiyle daha görünür olmayla ilgili olduğu kanaatindeyim. * Özetle şunu söyleyebilirim: Kentleşme,iletişim imkanları vb sebeplerle kadınların çevreyle gittikçe daha fazla şekilde, daha ''alternatifli'' iletişimlere girebildiklerini düşünüyorum. İletişim araç-gereçlerindeki değişme ve gelişmeler, kadının köyde bile yaşasa ''farklı'' olanı tanıma imkanı bulmasına; dolayısıyla, ''yeni ihtiyaç ve beklentilerin'' oluşmasına sebep oluyor. * İletişim araç-gereçlerinden yayılan kültürel veriler-kodlar, kır-köy mekanlarında dahi, geleneksel olanın aşınmasına, başkalaşmasına sebep olmakta. * Kabaca ifade edersek: Tamamen içe kapalı, rekabete açık olmayan ve koyu bir şekilde erkek lehine olan sosyal süreçler ve ilişkiler ağı, artan iletişim imkanları ve kentleşme gibi olgularla kadınlar lehine bazı imkan ve alternatifler sunup kadınlara ''yeni ihtiyaçlar-beklentiler'' yaratmakta. Kadın, çok fazla bilinçli olmasa dahi, pratikte, erkeğin kendine sunduğu kadarıyla yetinmemekte; çevreyle etkileşim neticesinde, farklı olanı da tanımaktadır. Erkekler, bu yeni duruma adapte olamamaktalar. * Cin şişeden çıkmıştır. Kadın ''pos bıyıklı, ayakları kokan ve seksi 3 dakikadan ibaret'' sanan erkek modelinden bıkmıştır. Kadınlar en azından pratikte, eve kapanıp sevişmek için ''evlenmeyi bekleyen'' masumiyet abidesi-iffet tuzluğu rol modeline hapsolmamaktalar. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:05 . |