![]() |
Bilime Hristiyan Bakışı
Konuya bilimin tanımı ve alanından bahsederek başlamak ve bilinen tanımlamaları yinelemek istemiyorum. Genel bir girişlerimiz başlayabiliriz sanırım. Bilim nadir ne değildir? Bilim ne yapar hangi soruları sorar? Bu genel soruların cevabını size bırakabilirim sanırım. Ben Hristiyan bir bakış açısıyla Bilim ve dînin ilişkisini yada birbirini tamamlamasını, bunun da ötesinde hristiyan dîninin bilime engel olmadığını, pekala hristiyan olan bilim adamının da inançlarının bilime çakıl taşı olmadığını, birbiriyle barıştırılması gerektiğini düşünüyorum.
"Bilim ve din çatışır, kavga eder" önermesinin artık modasının geçtiğini, bu ifadenin son kullanma tarihinin sona erdiğini düşünmekteyim. Bilim maddeyi, madde ve enerji arasındaki ilişkiyi, bilimsel bilginin gelişimiyle insanlığın kullanımına sunulan teknolojik gelişimi ortaya koyar, insanlığa armağan eder. Fenerbahçe Galatasaray futbol karşılaşmasında atılan golle ilgilenmek yerine topun yapısında yer alan bileşenleri yada topun hareket ettiği sıradaki aerodinamik etkileşimine ilgilenir, bu konuyu araştırır ve nasılını ortaya koyar. Örneklemelerde anlatımın daha iyi olacağını, bu şekilde kendi düşüncemi daha iyi ifade edebileceğimi anlaşılırlar açısından önemsiyorum. Bilim dünyayı araştırır. Kayaların, dağların, depremlerin, oluşumuna bakar ve bu konuda bilimsel bir bilgi sunar. Araştırdığı konuyu çözdüğü ölçüde bunu yapar en azından. Canlılığı inceler; hücrelerden oluştuğumuzu, bu hücrelerin yapısını, içeriğini, hücrede görev alan ve sürekli ve karmaşık şekilde çalışan yapı birimlerinin neyi nasıl yaptığını, nelerden oluştuğunu ortaya koyar. Bu bilgiler bizim için çok önemlidir. İlgilenilmesi, öğrenilmesi yada kavramaları gerekir. Bilim insanlık yararına maddeyi, enerjiyi, aralarındaki enerjiyi inceler, insanlığın yararına kullanılabilecek ve günlük hayatı kolaylaştıracak teknolojik ürünler üretir ve insanlığın hizmetine sunar. Bilim güzeldir, önemlidir, değerlidir. Ve biz hristiyanlarda da kutsal bir iştir. Bir ibadet gibidir nedeni ise Tüm evrenin Tanrı'nın bir giysisi, ürünü ve armağanı olarak gördüğümüzden bu evrenin ve içindeki herşeyin araştırılması, Tanrı'nın sunduğu armağanın araştırılması, işlerinin farkına varılması gibidir. Dolayısıyla Tanrı'nın yaptıklarını araştırmak ( atom, DNA, hücre/canlılık ve canlılığın yapısı, oluşumu, psikolojisi, evren, güneş gezegen sistemi ve dünyaya etkisi ve bütünlüğü, depremler şunlar bunlar) Bilim çevrelerinde ise hristiyan bilim adamı niteliği ve niceliği kayda değer ölçüde yer almakta ve çoğalmaktadır. DNAyı keşfeden ve insan genomu projesinde kurucu üyeler ve katılımcılar arasında yer alan ünlü hristiyan bilim adamlarından bahsetmeme gerek bile yok sanırım. Değil mi? Bir hristiyan bilim adamı olabilir mi? Tarihte bilim adamı kavramını ortaya çıkaran 18. Y.y. Ortalarında hem bir papaz hem de Cambridge Üniversitesinde İlahiyat okulunun müdürü olan Williams'ın Whewell olduğunu biliyor muydunuz? Bilim adamları ve bizler, bu gezegendeki yaşam biçimlerinin karmaşıklığına ve çeşitliliğine ve ayrıca insanlar olarak bizim evrimsel geçmişimizle yeryüzündeki tüm yaşam biçimleriyle yada Türleriyle bağlantılı ve ilişkili olduğumuz gerçeğine HAYRANLIK DUYARIZ. Buraya kadar Genel bir girişle hristiyanın bilime bakış açısını ortaya koymaya çalıştım. Siteye girişte problem yaşıyorum. Eğer bu sorun devam etmezse sonraki iletim yaratış/evrim/oluşum üzerine olacak. Yaratılışdan ne anlaşılması gerektiği ve bu kavramın bağnaz hristiyan görüşünün tekeli gibi görüldüğü ve yanlış anlaşılmaları ortaya koyacağım. |
Evren, Tanrı'nın eylemleriniortaya koyar ve herşey tanrı tarafından yaratılmış ve Tanrı'nın ruhu aracılığı ve kontrolünde varlık göstermiş, organik ve inorganik bileşimlerin değişimi ve gelişimi sağlanmıştır.
Yaratılış bilimsel bir kavram değildir. Bilimsell sözlük ve kaynaklarda da yer almaz. Bu gerçek hristiyan tezimi açısından bir problem teşkil etmez. Aslında bilimsel düşüncede de bir sorun değildir. Size sorun olarak öğretilmiş olabilir. Siz yaratılış kavramını bilim karşıtı, yada evrim karşıtı bir sözcük olarak görüyor ve duyuyor da olabilirsiniz. Size gerçekleri anlatmamı ister misiniz? Yaratılış kavramı evrime alternatif bir sözcük olarak görülmemez ve öyle de değildir zaten. Dedik ya bilimde yaratılış kavramı yoktur. Canlılığının oluşumundan ziyade vgelişimine, değişimine ilişkin konuşulduğunda evrim kuramı mekanizmalarıyla ortaya koyulur. Biyo çeşitliliğin nasıl var olduğu, yada nasıl var olmakta olduğu, canlıların birbiriyle organik ilişkisi, bağlantısı araştırılması gereken bir konu olup, bugün bilimsel olarak yani nasıl sorusuna bilimsel cevap niteliği taşıyan bir özellik taşıması göz önünde bulundurulduğunda evrim sözcüğü korkulacak, çekinilecek bir kavram özelliği tanımamalar ve nitekim bilim çerçevesinde güzel yanıtlar da vermektedir. Bu gerçekler ışığında ; 1- Yaratılış kavramı, biyolojik evrim kuramına alternatif değildir. 2-Yaratılış kavramı evrimin arka planda bir gücün varlığını açıkladığı için var olması ancak özenle açıklanması gereken bir olgudur. 3- Evrim Kuramı, canlılığın gelişimini ve değişimini akabinde nasıl varlık sahasında olduklarını açıklayan şimdilik geçerli bilimsel bir olgudur. Evrimi biliyorsunuz. Canlılığın evrim mekanizmalarıyla nasıl doğal ayaklanma süzgecinden geçip verimli olarak çoğaldıkları göz önünde bulundurursun. En azından evrim tanımlamasına gitmeden, mekanizmaların işleyişi ve değişimin hatırlatılması için değindim. Bu tanımlamaya birinci iletimin başında da değindiğim gibi gitmeyeceğimi, zaten herkesin evrim tanımını bildiğini farz ediyorum. O halde yaratılışa gelelim. yarattılıştan ne anladığımızı size açıklamak istiyorum. Ben bir yaratılışçıyım, Hristiyan Teizminin güçlü inanırıyım. Daha önce duyduğunuz yaratılışçı tanımlamalarını unutun. Varsa önyargılarınız bir kaç dakikalığına bir kenara bırakın. Yaratılış kavramından anlaşılması gereken nedir? Evrim, tanrının biyolojik farklılıkları meydana getirmek için kullandığı bir mekanizma biçimi olarak kabul edilebilir. Bu doğrultuda yaratılış da BU SÜRECİN KAYNAĞINA ve DOĞASINDAKİ SÜREKLİLİĞE atıfta bulunan bir sözcüktür. Dolayısıyla yaratılış, biyolojik farklılıkların yada biyo çeşitliliğin kökenini açıklayan bir mekanizma DEĞİL ( ki nasıl sorusuna da cevap vermiyor, örneğin Tanrı'nın "ol" deyince olması ancak nasıl ve hangi aşamalarda gerçekleştiği anlatılmıyor) var olan herşeyde Tanrı'ya olan ilişkisi anlaşılmalıdır. Bu gücün kaynağına bir atıfta bulunmaktır. Kimi var cama bakar Gözlerini ona takar İsterse camın ötesini görüp Cennetin kapısını aralar. George Herbert'in Temple adlı eserinden. Bilgi birikim düzeyi yüksek ve bu konuları araştıran herkes bu sonuçları olağan karşılamaya güçlük çekmemelidir. Bilim adamı sözünü ilk defa bir anglikan Rahip ortaya atmış ve çerçevesini çok basit çizmiş, var olan bilimsel bilginin gelişimiyle şimdiki sonuçlar elde edilmiştir. İnandığımız tanrı , boşlukların Tanrısı değildir. Bilimde var olduğu düşünülen boşlukları dolduran bir profil çıkarılmaz. Kendisine yaratılışçı diyen ve dünyanın 6 gün içinde yaratıldığını öne süren bazı hristiyan gruplar mevcuttur. Ne yazıkki KAVRAMLAR, KULLANIMLARIYLA tanımlanırlar. Tanrı aminoasitlerin oluşumunda da, bunların sentezinde ve MOleküllerin oluşumu, DNA ve dizilimlerinde de etkin bir güç olmuş ve kaynağı ve sürekliliği olarak kendisini şimdiki canlılık ve çeşitli mekanizmalarda göstermektedir. |
Daha önce farklı ve daha sığ, geleneksel söylem kullandığımı hatırlarsınız. O halde bu sonuca nasıl vardım? Daha farklı düşünen, hristiyan bilim adamlarının kitap ve makalelerini inceledim. Bu açıklamanın daha bilimsel olduğu görüşüne varmamı sağladı bu kaynaklar.
Tanrısal eylemlerin bilimsel incelemesi aşağı yukarı böyledir. Biyoçeşitliliğin kaynağı bu durumda evrim teorisinin açıklamalarını ortaya koyuyor. Evrim teorisine göre de bügün en doğru bilimsel yaklaşım budur. |
Bu bir şaka heralde.
Akıllı Hristiyan Teologların nabza göre şerbet esasıyla kabul ettiklerini şimdi burada tekrarlayınca Hristiyanlık Bilimle çelişmez oldu öyle değil mi? Üstelik yine "yumurtaya can veren rabbim" seviyesinde bir edebiyatla. Aminoasitleri falan da tanrınızın tekelinden çıkarmak zorunda olacağınız günler yakındır ve o günleri görmeyi iple çekiyorum... (Ek not: Başlığın bilimle bir alakası yok.) |
Sn Lehi.
Anladığım kadarı ile hristiyansınız. Türkiyede misiniz bilmiyorum. Çok garip geldi bana. Türkiyedeki dindar kesmin çoğu bu söylediklerinizi benzer şekilde kabul ediyor zaten. Çok okudum bu tip şeyleri o yüzden yazının tamamını okumadım. Ama daha başlarken Hristiyanlığın yaygın olmadığı bir ülkede hristiyanlığı yaymak isteyen birisinin yerine koydum kendimi. Yapacağım ilk şey tetris inancını daha ayrıntılı açıklamak, yada müslümanların hristiyanlara attığı yalanlar, yaftalamalara cevap vermek olurdu. Neden bu yol değilde, zaten çoğunluğunu reddetmeyecekleri şeyleri tekrarlıyorsunuz. Bir anlık merak. :) Zor gelecekse cevap vermesenizde olur. |
Sayın shibumi,
Bi dakikada yukarıdaki üç iletiyi okuyup üzerinde düşünmeniz hayranlık verici. Ben bu anlık yorumların dışında davranmanızı, üzerinde derin düşünmenizi varsa eldeki bilimsel bilgiye karşılaştırmanıza beklerdim. Siz yukarıda yazılanları okudunuz mu? Göz gezdirdiğiniz belli de, tam emin değilim. Neyse çok önemli değil. Fikrinizi paylaştığınız için teşekkür ederim. Bir hatırlatmada bulunmak isterim. R.Dawkinsin bir kitabı vardır: Yeryüzündeki en büyük gösteri. Okudunuz mu bilmem ama ben okudum bu kitabı. 13. Sayfayı açın lütfen. Dawkinsin de belirttiği gibi, İngiltere başkanına bir mektup yazılıyor, bu mektuba Dawkins gibi ateistlere birlikte bazı din adamları da katılmaktadır. Ortaklaşa bir destek var yani. Yukarıda anlatılan görüş de Dawkinsle aynı zümreye ait hristiyan bilim adamlarının desteklediği yaklaşımdır. Yani aynı zümre dediğim, kraliyet cemiyeti üyeleri. Siz onu bırakın da yukarıdaki açıklamaların hangi noktasına yada noktalara katılmadığınızı yazınız. Teşekkürler |
Sayın eksi,
Bilgim dagilindeyse sorulan her soruya içtenlikle cevap vermeye çalışıyorum. Ben yeni üyelerden olsam da hristiyanlık bölümünde zaten benzer iddialara cevap veriyorum. Daha iyi anlamaya ve anlatmaya çalışıyorum. Çoğu zaman da soruyorum, lütfen sorusu olan yazsın, paylaşsın. Birlikte konuşalım. Bu sorunuzun cevabıdır. İkinci nokta ise, Türkiye'deki inançlıların çoğu bu şekilde düşünmüyor. Bir yanlış anlama var. Hristiyan yada müslümanlarda genel görüş evrimin reddedilir. Yukarıda da bu anlayışa tezat bir durum söz konusu. Bir de şöyle bir cepheleşme var: Evrimciler ve yaratılışçılar. Ben de buna karşı çıkıyorum yukarıda! Yani yaratılışçı demek evrim karşıtı anlamına gelmiyor aslında çünkü yaratılış kelimesi tanrıbilimsel bir kelimedir genelde . Karşıda ise evrim kuramı var. Evrim kavramı da tanrı bilimsel bir sözcük olmadığından, Yaratılış sözcüğü organik evrim kuramına alternatif değildir. |
Sn. Lehi teşekkürler cevabınız için.
Behenin son yazdıklarına benzer bir hava sezdim. Evrimi doğal seçilimi tanrı kontrolünde olmak üzere kabul ediyorsunuz galiba. Gerçi son paragrafla çelişiyor gibi de. Bışlukların tanrısı değil demşsiniz. Anladığım gibi ise, bir boşluk üretp yine boşluğa yerleştireceksiniz tanrıyı. Öyle anladım gibi :) |
Temennilerinizin dışında, incilden ayetlerle ve bu günün bilimsel gelişmeleriyle iddianızı güçlendirmeye çalışsaydınız, bir derece makul olabilirdi. Ancak siz sadece kendi dinsel inancınızı bilimsel gerçekliliğin zorunlu kabulüne uyarlamışsınız. Bunu papa'da yaptı zaten! Hatta bugünlerde müslümanlar da yapıyor. Geçtiğimiz yıllarda imamların bir araya gelerek imzaladıkları bir bildiri vardı ve içeriği evrim kuramına inanıldığı ile ilgiliydi. Bilimsel bir gelişmeyi keşfeden birinin teist olması, metafiziği nasıl doğrular ?
|
Öncelikle özür dilerim. İsminizi eksi yerine eski yazmışım. Düzeltmiyorum şuan ama gerçekten de yanlış okumamdan kaynaklandı. Teknik olarak düzeltme imkanım olmasa da kasıtlı bir şey olmadığını belirtmek istedim.
Tanrımız boşlukların tanrısı değildir. Ben buna inanıyorum. Hani diyorlar ya bilimin açıklayamadıklarını din açıklayarak doldurur. Bu ifade bir yönüyle doğru bir yönüyle yanlıştır. Doğrudur çünkü bilimin sınırlamaları vardır. Olgulara yönelik nasılını açıklar. Yapısını, işlevini, çalışma şeklini vs. Bunlar nasıl oluyor? Bilim buna cevap veriyor. Ancak herşeyde de cevap veremez. Daha çok bireysel yada etik konularda, güzellik anlayışında vs. Yani alanı farklıdır. Yanlıştır çünkü bilimin sustuğu yerde din konuşmamalıdır, bilime şans ve zaman verilmelidir. Bilimin şuna açıklayamadığı sorular vardır. Yaşam tam ve kesin olarak nasıl başladı? Gibi. Yada moleküller nasıl oluştu? Evrim var olan canlılığı açıklar aslında yaşamın başlama kuramları tezleri vs vardır elbette. Bilimin cevap vermekte zorlandığı noktalarda tanrıyı kullanmak doğru değildir. Neden mi? Çünkü bilim belki şuna cevap vermekte zorlanıyor. ( bilimsel bilginin gelişimi zaman alır sonuçta değil mi:) ) peki ya ileride? İlerleyen süreçte bilim bu zorluklara cevap verdiğinde, bilimsel açıklama getirdiğinde durum ne olacak? İnandığımız tanrı kavramı bilimin cevaplarıyla küçülür. Tasarım kavramı, bilgisizliği kapsıyorsa eğer, bilim cevap buldukça bu sözcük anlamsızlaşacaktır. Bilim şunun cevabını veremiyor o halde "tasarım" var demek yanlıştır. Bilgi arttıkça tasarım kavramı da tanrı kavramı gibi küçülecektir. Dolayısıyla her bir hristiyanın dikkat etmesi gereken bir konudur bu. Bilim cevap versin, vermiyorsa ileride verebilir. Tasarım dan kasıt da Tanrısal yönlendirme, bu sürecin kaynağı ve sürekliliğidir. |
İletilerinizi tümüyle okudum lehi.
Okumam bittiğinde bu ileti gibi kaç tanesini daha okuduğumu, bu benzeşmelerden sıkıldığımı ve yorulduğumu hissettim sadece. Bunları kaç senedir okuduğumu ise tahmin gücünüze havale ediyorum. Elbette işim Hristiyan tebliğ yazılarını tasnif etmekle ilgili değil. Ancak Tarih, Mitoloji ve hayal gücüne yaslanmış masallara merakım fazladır. Yani hobi gibi düşünebilirsiniz. Umarım siz bir ilki başararak şu yazıları güncellersiniz. Zira bu dünkilerin benzeri, dünkiler de geçen yılın kopyası. |
sayın shibumi,
Masallara ben de meraklıyımdır. Mitoloji biraz ilgimi de çeker doğrusu. O halde ortak bir noktamız varmış:) ancak masallardan kasıt incil ise incil masal kitabı değildir. Zaten mitoloji kitabını ve incili okursanız aradaki farkı da görürsünüz. İlahiyatsal konulardan bahsediyorum tabiki. Neyse konu bu olmadığından uzatmayacağım. Açıklamanıza ve ilginize sevindim. |
Sn lehi,
Estetik etik konularda da bilimn cevap üretebildiği yere geliyoruz. Ben merakla takip ediyorum. Gidişhat bunları evrime bağlama yönünde. O konudaki yaklaşımınız boşa çıkabilir. Çok yakın zamanda olmasa da. :) Hatta bu durumda bilimin pek çok şeye yanıt getirmesine bile gerek kalmayacak. Mesela ahlak evrime bağlanırsa, ahlaklı davranşlarda kitaplarla çelişirse, emin olun kimse inanmaya devam etmeyecek. (demek isterdim.) Halbuki bu gelişmeleri anlamayacakları için inanmaya devam edecekler :) Bu da acı gerçeğimiz. |
Sayın Şubat,
Son satırınız dışında iletinin bütününe katılıyorum. Müslümanların bu konuya yaklaşımını bilemem. Her insan da aynı düşünmez zaten. Papa ne yaptı bilmiyorum. Öyle bir söylenti var gerçi. Olabilir de olmayabilir de. Durum böyleyken itiraz edeceğim bir nokta kalmıyor. Ne sadece bilim Ne sadece inanç Bu durum bir kuş misali:) Kuşun iki kanadı vardır. Uçmak için serçe bu ikisine ihtiyaç duyar. Biri sakat yada işlevsiz olsa uçuşu imkansız yada kusurlu olacaktır. Bırakalım iki kanat da sağlıklı olsun. İnanc dediğimiz şeyi kör inanç, saplantı olarak yorumlamaya alıştık biz. Böylesi tuhaf kaçıyor. Bilim diyorsa evrim vardır, tamam. Problem ne? Sorun olarak gördüğünüz nokta son satırınızda yer alıyor değil mi? Evet. Metafizik nasıl imkan veriyor bilime? 1- bilim metafizikler ilgili değildir ve açıklamaları geçerlidir. Sadece evrime indirgememek gerekir, hastalıkların kaynağı, tedavisi için üretilen çözümler, bilgisayar, cep telefonları, aşılar vs. Hadi evrime indirgedik diyelim. Evrim doğrudur yada yanlıştır gibi açıklamalar bilimin. İşidir ve din adamlarının ahkam keseceği alanlar olmamalıdır. 2- metafizik deyince sadece Teizminin gelmesin akla. Teizm gibi ateizm de metafiziğin alanında yer alır. Din felsefesinde tartışırız biz tanrı var mı yok mu diye. Felsefe de bir bilim değildir. Tanrı var yada yok tartışması bilimsel değildir: ontolojiktir. Bu noktayı biraz daha açayım sorunuza cevap niteliği taşıması için. Kutsal kitap bir bilim kitabı değildir. Anlatım şekli de bilimle alakası yoktur. Adem Havva olayı mesela. Evrim varsa nasıl olacak bu iş? Adem Havva hikayesi yada Tanrı'nın ol dedi oldu ifadeleri farklı ilahiyatlar çıkarılmalara sahiptir. Ülke ana baba olarak tanıtılan bu kimseler ve hikayesi sembolik anlamlar taşıyor olmalı. Ol dedi oldu ifadesi de bizim şimdiki anlayışımız gibi değil. Bu bir süreçtir. Anlamı vardır. Ol dedi hooooooop oldu değil yani. Zamanla, süreçler oldu bu işler. Zaten bilim de bunu diyor. Adem ve Havva ile ilgili olarak daha ilk hristiyan babalarından örnekler bile vardır. Benim bildiklerim arasında İS.391 Augustinus ve İS. 230 larda Origenenes. Bu insanlar kilise babalarının ve adam Havva olayını mecazlı sembolik ve ders vermek amacıyla üretilmiş olduğunu yinede tanrı sözü olduğunu açıklamışlardır. Kutsal kitabın her bir sözcüğü bizim şuanı genel anlayışımızda harfi olarak algılanmamalıdır yani. |
Alıntı:
Bilim cevrelerinde sadece hristiyan degil, her mevcut dinden insan gorev alir. Bu baglamda hristiyan aleminin veya Vatikan vs.nin bir ayricaligi yoktur. Gercek bilimde, bilimin kendi icindeki kurallari geregi, katilimci kisilerin dinlerinin onemi yoktur. Bu bilim insanlarinin sunduklari goruslerin bilime yatkinligi veya tam tersi durum onemlidir. Gercek bilim kendi icinde bu sekilde ayirir elestirir. Ki cok agir sekilde de elestirmektedir zaten. |
Bilimsel metotlar ile teolojik metotlar birbirinden ayrı tutulduğu ve karıştırılmadığı sürece bir kişi kilisede bir rahip, laboratuvarda ise bir bilim adamı olabilir. Pekala kiliseye girmeden önce laboratuvar önlüğünü, laboratuvara girmeden önce de rahip elbisesini çıkarabilir ve farklı metodolojiyle işlerini yapabilir. Bunun önünde bir engel yoktur.
Bunun yanında her ne kadar bir takım Evangelistler özellikle evrim karşıtlığı yaparak doğayı ve toplumu kendi inançlarıyla açıklamaya, inançlarını bilim olarak göstermeye çalışıyor ve bilimi sulandırmak için ellerinden geleni yapıyorlarsa da bilimin yönteminin materyalizm olduğunu unutuyorlar. Zaten bilimi materyalizmden soyutladıkları anda kendilerini Orta Çağ'da bulacaklardır. Nitekim doğa ve insan gerçeğini anlamak din ile asla mümkün görünmüyor, aksine bunun biricik yolu bilim ve bilim temelli felsefe olup bilimin ışığını ortadan kaldırdığınızda hiç bir "ışık" dünyanın karanlıklar içinden sıyrılabilmesine olanak tanımıyor. Bu anlamda bilim yapmak için dine ihtiyaç yoktur. Bunun nedeni bilimin doğada olup biten her şeyi düşünsel ya da tanrısal bir güce bağlamak yerine olgusal nedenlerle açıklama yöntemi olmasından kaynaklanmaktadır. Din ile bilim arasında ortak bir uzlaşma noktasının olup olamayacağı şeklindeki bir soruyu da Hawking şöyle yanıt veriyor: "Otoriteye dayalı olan din ile fikir ve akla dayalı olan bilim arasında temel bir farklılık var. Bilim kazanacaktır, çünkü bilim başarılıdır." |
Hristiyanlık ve Bilim?
Sayın Lehi, emeğinize sağlık ancak ben ikna olmadım.
Alıntı:
Galileo dünyanın güneş etrafında döndüğünü söylediğinde bu Hristiyanlığa aykırıydı değil miydi? Ya da dinozorların keşfi? Hani şeytan inançlarınızı sınamak için o fosilleri oraya koymuştu? Ne değişti de şimdi bilim dinler tarafından kabul görür oldu? Dindarların bu şekilde bilim lafları etmesi hiç dürüst değil; dürüst olan gerçeğin ve geleceğin bilim olduğunu kabul etmeleridir. |
Sayın Neva,
Elbette bilim çevrelerinde diğer inanışlara sahip bilim adamları da mevcuttur. Altını çizerek vurgu yapmanızı anlayamadım zira bunun bilincinde olmadığımı mı ima ettiniz? Burası hristiyanlık forumu, ben güçlü bir hristiyan Teizmi benimsiyorum, konu da Hristiyanlık'la ilgili olduğu için yukarıda ilgili cümleyi kurdum. Yani bir hristiyan olarak diğer dinleri konu edinmem. Ayrıca diğer dinleri belirtme zorunluluğum da yok. Ben kendi bakış açımdan bakıyorum. Sayın Alka, İletinize katılıyorum. Paylaştığınız için teşekkürler. Güzel düşünüyorsunuz. Sayın rıeb, Voltairenın sözüyle konunun nasıl bir bağlantısı var anlamadım. Buradan hareket edince hristiyan bilim adamları para için mi hristiyan yada bilimci oluyor. Yoksa nedir? Galileonun sözleri hristiyanlığa aykırı değildi. Böyle bir şey yoktur. Onu yargılayın Katolik engizisyonudur. Katoliklerin zamanın gelenekçi yanlış düşünüşleri doğrultusunda hareket etmişlerdir. Katolik kilisesini benimsemiyorum, yanlış yaptığını düşünüyorum. Pek çok konuda olduğu gibi. Ama siz katolik kilisesini hristiyanlık yada hristiyanlığın bütünü olarak görüyorsanız o ayrı bir şeydir ama doğru değildir. Yani zamanın bilgisiz katolikleri yanlış yapmışlardır. Herkesin hatalar yapabileceği gibi. Dinozor fosillerinin bizim inancımızı denemek için oraya koyulduğunu size kim öğretti? Hangi hristiyan otoriteleri yada kiliseleri bu iddiaya sahip? Böyle bir şeyi HİÇ duymamıştım. Bunun dışında olarak her bir grupta farklı doğru yada yanlış düşünen, koca koca iddialara sahip insanlar olabilir. İddiaların varlığı da tüm hristiyanlığa mal edilemez. Şuna benimle konuşuyorsunuz ve ben böyle bir şeyin olmadığını, dinozorların tarihsel, organik evrim sürecinde varlık göstermiş daha sonra ise nedenini tam bilmediğim bir şekilde yok olmuşlar ve fosilleri günümüze değin kalmıştır. Bilim, dünyayı olabildiğince iyi bir şekilde açıklamaya uğraşır. Su, azot, karbon döngüsü, canlıların yapıları, davranış şekilleri ve nedenleri, madde enerji etkileşimi, hastalıklar ve bu hastalıkların tedavileri, ilaçlar, aşılar, cep telefonları, bilgisayar, vs gibi olguları açıklar. Şimdi dinler( ki ben dinlerden bahsetmiyorum. Sadece hristiyan inancından bahsediyorum) neden bilime karşı olsun? Bunu ben size ve forumda sizinle aynı görüşe sahip üyelere soruyorum Bilim adamları canlıları evreni daha iyi anlamamızı sağlamak için çalışıyorlar, Biz neden bilim adamlarına karşı yada düşman olalım?? Yoksa size böyle mi öğretildi? |
Alıntı:
Bilim cevap verirse tamam. Sorun yok. Ancak ben bunların kaynağını Tanrısal kökenli görüyorum. Evrimle mi oldu. Yine sorun yok. Kaynağı ve sürekliliği açısından Tanrısal kökenlidir demek istedim. O yüzden bilimin açıklamaları beni korkutmaz, aksine sevindirir. Kutsal kitapta ahlaki yada ahlak dışı davranışlar olabilir. Güzel şeyler tanrıdan gelir. Davut şöyle yapmış, Süleyman şu kadar cariye almış bilmem ne! Bu kişiler de sizin benim gibi insanlar. Günahkarlar yani. Yinede tanrı bu günahkarları kullanarak ruhunun esiniyle sözünü yazdırmış. Tanrı'nın yaptığı ve bize etik dışı gelen durumlar varsa bunları da Tanrı'ya soralım. Ya bugün yada başka bir zamanda tanrı açıklayacaktır. Tanrıyı her zaman anlayamayız. Bu noktaları kendisine soralım, dua edelim konuşalım. İnanın bunlar yanlış değildir. Kimseye de bi zarar gelmez. |
Alıntı:
Hawking'in sözleri tanrı sözü olmadığından yanılmış olma olasılığı da vardır. Neticede peygamberlerin dahi yanıldığı, hata yaptıkları görülmektedir. İnsanız hepimiz değil mi? :) Hristiyanların bilimden korktuğu gibi bir genelleme yapılamaz ki bilimden korkulacağı yerde bilime değer verilmeli, bilim adamlarına kulak verilmelidir. Canlılık nasıl oluştu, davranış şekilleri nelerdir, evren, madde, enerji vs. Bırakalım bilim adamları konuşsun, araştırsın. Bakın sadece ben bu kanıda değilim. Çok değerli birisinden örnek vereyim. Oxford Üniversitesinde saygın bir jeolog ve aynı zamanda Westminster başrahibi olan Williams Buckland yıllar yıllar önce şöyle yazmıştı: Kutsal Kitabın Tanrı Sözü olduğuna inanan birinin Onun sözüyle, yarattıklarının doğasıyla ilgili buluşların sonuçları arasında bir uyumsuzluk olmasından korkmasına gerek yoktur. Bence bu cümle üzerinde biraz düşünün. Teşekkürler |
Alıntı:
Benim için "Size böyle mi öğretildi" gibi bir yaklaşım hakarettir, bu nedenle bu şekilde hitap etmezseniz sevinirim, izin verinde kim doğru kim hatalı buna her insan kendi aklıyla karar versin. Konunun Voltaire'in sözü ile çok ilgisi var, örneğin popüler olmak, daha çok kitap satmak, bizim ülkemizde de bu işler böyle yürür, bir istatistik yap istersen, bakalım hangilerinin kitabı daha fazla satmış? Kiliseler tarihi boyunca zengin bilim adamlarını, özellikle Yahudi bilim adamlarını idam etmiştir çünkü onlar öldürüldüğünde varlıkları Kiliselere kalmaktaydı, bunlar tamamen para için işlenmiş cinayetlerdir, o zaman Hristiyanlık başkaydı şimdi başka mıdır? O zamanın Hristiyanlığı hatalı ise bugünün Hristiyanlığı doğrudur demek ne kadar inandırıcıdır? Engizisyon Hristiyanlığı muhafaza etmek ve karşı çıkanları cezalandırmak adına kurulmuş bir mahkeme sistemi değil midir? Tüm Hristiyanlığa mal edilemez ne demek? Bir kişi ya da belli bir bölge ile sınırlı değil ki bu sistem, tüm Avrupa'da varlık göstermiş. Galileo kilise yetkilileri tarafından yargılanmıştır ve suçlu bulunmasının gerekçesi iddialarının Hristiyanlığa aykırı olmasıdır, hata yaptık demek bu ayıbı örtmeye yetmez, zaten kiliselerin eski gücü olsa yine aynı şeyleri yapar. Kilise Darwin'den neden şimdi özür diliyor? Çünkü artık yalanlanacak bir şey kalmadı, tüm bilim adamları evrimi kabul etmiş durumda. Kiliseler Hristiyanlığı temsil etmez ne demek? neyi temsil eder? madem kötü bir kurum olduğunu düşünüyorsunuz neden gidiyorsunuz? Bilim ile Hristiyanlık nasıl bağdaşabilir? Oturup şimdi binlerce madde mi çıkartalım, biri masal diğeri gerçek? Belkide bir tane bile yeterli: Evrime göre ilk insan diye bir canlı yoktur, Hristiyanlık var der? |
Alıntı:
Korkun yani. Sizin için hiç iyi olmayacak bu sonuçlar. :) Ahlak konusunda iyinin tanrıdan gelmediği şu an açık seçik farklı bir yolla biliyoruz. Bu öneriniz değişti. Dindarlar artık eskisi kadar sık idda etmiyor bunu. Eskiden ateistin ahlaksız olacağını söylüyordunuz. Buna binaen araştırmalarda ateistler de kontrol edilmeye başladı. Mesela tren ikilemi deneyi. Ve ateistlerin de diğer dinlerden kişilerle aynı ahlak anlayışına sahip olduğu ortaya çıktı. Hatta pekçok deneyde dindarlardan daha yüksek seviyedeler. Bu durumda iyi-kötü anlayışının tanrıdan geldiği düşüncesi büyük oranda tarihe karıştı. Yada yaratılışçılık fikriniz yıllarca topraktan geldiğinizi söyledi, 6 günde yaratıldğımızı idda etti. Şu an çok daha rasyonal bir noktada değilmisiniz. Bir yerde bilim sürekli söylediklerini değiştiriyor demişsiniz. Siz söylediklerinizi değiştirmiyor gibi görünüyorsunuz ama bilimi iyi takip ediyorsunuz :) Bilim dini kaç kere değiştirdi, saymaya gerek var mı. |
Bilimin açıklamaları beni korkutmaz dedim. Aksine sevindirir. Ne güzel işte bilim insanları maddeyi, madde ve enerji arasındaki etkileşimi, canlıların davranışlarını vs inceliyor ve bize bilimsel bilgiler sunuyor.
Ben herşeyin Tanrı'nın kontrolünde ve denetiminde yaratıldığını [ evrimsel mekanizmalarla birlikte] düşünüyorum ve buna inanıyorum. Ben güçlü hristiyan Teizmini benimsiyor ve savunuyorum. Evet ben yaratılışçıyım [ yaratılışçılığın anlamı benim gibi cahile ve pek çok bilgili hristiyana göre varlığın kaynağının Tanrısal kökenli olmasıdır ] ve bilimsel veriler ışığında evrimi de kabul ediyorum. Yanlışlığı gösterilirse o zaman durum değişir ama gerek sosyolojik yapıda gerek kültürel, bilimsel ve dinsel temelde evrim vardır ve hala gerçekleşmektedir. Bu oluşum her an gerçekleşmektedir. Doğada sürekli bir oluşum, yaratış söz konusudur. Bir kere oldu bitti değil, özellikle organik yapılar çevresel etkenlerin etkisiyle de yapılarında değişikliğe uğrayarak doğal ayıklanma ile varlığının devamını getiriyor. Zenginleşiyor, gelişiyor, başkalaşıyor. Bilim dünyayı, canlılığı, evreni daha iyi anlamaya çalışmak için belirli yöntemler kullanılarak yapılan çalışmalar ve etkinliklerdir. Ben Neden bilimden korkayım? Bilim bize cep telefonu veriyor____Korkuyor muyum? Bilim bize hastalıkları tanımlıyor, ilaç, aşı üretiyor____Korkuyor muyum? Bilim bize hücreyi ve yapısını, çalışma şeklini anlatıyor___Korkuyor muyum? Bilim bize canlılığın nasıl çeşitlendiğini anlatıyor_____Korkuyor muyum? Bilim bize evrenin nasıl oluştuğunu anlatıyor_____Korkuyor muyum? Hayır!!! Bir hristiyanın bilimin sonuçlarından korkmasına gerek yoktur. Bilim insanlarının çalışmaları değerlidir. Yol göstericidir. Dini inancımızı bile aydınlatabilir, bize güzel kavrayışlar sunabilir. Şöyleki biz evrim kuramı ortaya çıkmadan önce herşeyin harfi anlamı olduğuna ve topraktan öylece yaratıldığımıza inanıyorduk. Bilim gelişti, zenginleşti, bilimsel birikim katlanarak arttı ve biyoçeşitliliğin nasıl olduğu ortaya koyuldu. Biz [herkes değil tabii; örneğin İ.S. 200 ve 300 gibi çok erken tarihlerde yaşamış bazı kilise babaları topraktan yaratılış hikayesini sembolik görmişlerdir] de dedik ki 'kardeşim, biz topraktan yaratılışı harfi olarak görüyorduk ama bilim bize bunun böyle olmadığını gösterdi. Yolumuzu aydınlattı, kavrayışımızı geliştirdi' Bilim gelişiyor, zenginleşiyor, Hristiyan bilime kulak verse bi suçlu, vermese bi suçlu:) Bilim varlığı açıklamaya çalışıyor. Onun sayesinde biz de evreni daha iyi anlayabiliyoruz. Ve inanıyoruz ki, evreni Tanrı yaratmıştır, oluşan her şeyde Tanrı'nın denetiminde gerçekleşmiştir. İnsanlar, evrenin kaynağı olan tanrıdan ve evrenin açıklanışından korkmamalıdır. Ne biri tek başına yüceltilmelidir ne de diğeri! ________________________ Belkide bir tane bile yeterli: Evrime göre ilk insan diye bir canlı yoktur, Hristiyanlık var der? _________________________ Yukarıda bu ve benzeri sorular cevaplandırılmıştır. Hristiyanlık nedir? Hristos'u yani Mesih İsayı ve onun öğretişlerini izleyen demektir. İsanın iki emri vardır : 1- Seni yaratanı tanıman ve sevmen( çarmıhta aracılığıyla seni kurtaran ve insanları sevdiğini kanıtlaman bir Tanrıdır bu) 2-İnsanları sevmen ve onlara değer vermen ve hizmet etmen. Bu kilit noktayı kavramak gerekir. Bunu yapan kişi Hristiyandır. Bunu uygulamayan kişi yada kurumlar itibarı, saygınlığı yada otoritesi ne olursa olsun hristiyan değildir. Şimdi kalkıp bu iki temel içerisinde evrimi kabul edeceksin yada reddedeceksin diye bir şey görüyor musunuz? Yukarıda Teolojik iki gerçeği gösterdim. İman esası bu temel üzerinedir. Evrimin, paralel evrenlerin, uzayın sonlu mu sonsuz oluşunun mu, ufoların var olup olmamasının değil. ________________ Hristiyanlık ile Bilim bağdaşır mı? ________________ Ben diyorum ki, evreni yaratan Tanrıdır. [[COLOR="rgb(255, 140, 0)"]Bu benim inancımdır[/COLOR]] Bilim adamlarının görevi de evreni ve yapısını açıklayıp anlamamızı sağlamalarıdır. Bakın, ÇOK NET SÖYLEDİM! Bilim varlığa yönelik bize ne sonuç verirse versin korkulmamalıdır çünkü hristiyan, inanmalıdır ki zaten evreni, varlığı yaratan Tanrıdır. Bunun dışında ben hiç bir zaman hiç bir yerde- ne burada ne de sosyal yaşantımda- kilise hristiyanlığı temsil etmez demedim. Yukarıda Katolik kilisesinin zulmünden bahsetmek istedim. Engizisyon mahkemelerini düzenleyen "kilise" değildi. Kilise "Rabb'in Halkı"dair. Bu katliam ve işkenceleri yapanlar Katolik Kilisesiydi. Ve dönemin Katolik Kilisesi, özellikle Protestan, Reformcuları ve onunla birlikte diğer Katolik olmayanları toplayıp, bu insanlara zulüm etmiştir. Bu suçun sorumlusu o dönemin Katolik Kilisesiydi. Şimdiki Katolikler bunu yapmıyor. Onları suçlayamam ama zamanın Katolik yöneticileri suçludur. Tepki vermek isterseniz gidip, Katolik Papazlara çıkışın, ben Katolik değilim ve Katolikliği de PROTESTO ediyorum. GALİLEO'nun YARGILANMASINDAN bahsediyorsunuz. Dönemin Katolik yöneticileri, bazı kutsal kitap ayetlerinin mecaz anlatım olduğunu fark edememiş ve ayetleri harfi anlamda ele almışlar dolayısıyla dünyanın şekliyle ilgili yanlış kanıya varmışlardır. GALİLEO da KUTSAL KİTABA İNANAN bir KATOLİKTİ ve ÖLÜMÜNE KADAR DA ÖYLE KALDI. Ateist değildi yani. Zaten bu yönde de hiç bir kanıt yoktur. Tam tersi yönde kanıtlar mevcuttur. Olay şudur: Galileo, kutsal yazıların bağlamı dışına çıkarılarak yanlış yorumlanmasının tehlikesine değinmiştir. Dünya dönüyor dediyse de dinletememiştir. ( Düşes Kristina'ya Mektup- 1615) sorun kutsal kitapta değil, zamanın bilgisiz cahil ve dini elinde tutan katolik otoritesindeydi. Galileo da bunun bilincinde olarak bu ifadelere benzer bir mektup da kaleme almıştır . İsteyen araştırabilir. Kilise önderlerinden Augustinus, Milattan sonra DAHA DÖRDÜNCÜ YÜZYILDA, hristiyanları Kutsal Kitap'ı KELİME ANLMINA göre YORUMLAMAKTA aşırıya kaçmanın tehlikeleri ve o günün "bilimi" ile çatışarak aptal yerine düşmemeleri için uyarmıştı. Bu, kutsal kitabın bütününün sembolik bir anlatım olduğu anlamına gelmez elbette. İsa Mesih bile yoktan bir şey yaratmamıştır, var olanı bereketlemiştir. Son olarak, İsa bir masal kahramanı değildir, İsanın anlatımı ve öğretişlerini de HİÇ ama HİÇ BİR masal türüne de ait olamaz. Bir mitoloji kitabı okuyun bir de incil. Yakından uzaktan alakası olmadığını anlayacaksınız. Üstelik İsa tarihsel bir kişidir. Bugün kullandığımız takvim bile onun varlığına işaret eder. |
Alıntı:
İncil'de "evrim" olsaydı kabul eder miydin diye sordum, "Evet." dedi. Dinlerin ve dindarların bilim'e bakışı hakkında fikir veriyor bu yaklaşımınız :) |
Alıntı:
Bir kişinin söylemi sadece o kişi bağlar, bence bu konu hakkında bir fikir vermez. Zaten bir kişi bir dini kabul etmişse o dine ait tüm yazılanları doğru kabul eder, bu açıdan da kurnazlık olmuş :evil: |
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
2 Paragraf önce söylediğiniz sözde kalmayan bir şey var. Nesnel gerçek. Sürekli devinen, dönüşen doğa, sürekli hareket ve ilişki halinde olan madde-enerji, kısacası nesneler, binbir çeşit hale, etkileşime giren nesneler dünyası -> Nesnel gerçek. peki ya tanrı, superman? İnsanın öznel dünyasının, zihni aleminin, hayal gücünün ürünleri... Nesnel gerçek kral çıplak, kralın üstünde elbise olduğuna inananların ki ise, öznel gerçek. Çünkü öyle söyleniyor, o halde söyleme inandıktan sonra gerisi masal olur,,,, yalan olur ne gam... Alıntı:
|
Alıntı:
"İncil'de olsaydı kabul ederdim." sözü sadece o arkadaşa ait değil ki! Bugün bütün Müslümanlar da aynı şeyi söyler. Bütün Hristiyanlar da aynı şeyi söylemek zorundadır sanıyorum. Siz de "yaratılışçı" olduğunuzu söylemediniz mi? Bunu söyleme SEBEBİNİZ "İncil'e bağlı olmanız" değil mi? Eğer öyleyse, DİN'in ve DİNDAR'ların bilim'e bakışı hakkında bize bir fikir vermektedir bu. Verdiği fikir şudur: Bilim'in ne dediği önemli değildir, önemli olan kutsal metinlerde yazanlardır. Dünyanın düz olduğunu söyleyen Arabistan müftüsünün "deli" olmadığını hepimiz iyi biliyoruz. :) Ve görmekteyiz ki benzer bir durum sizler için de geçerlidir. Yoksa evrim'i neden inkar edesiniz ki? |
Sayın Jingo, konuya dahil olan iki arkadaşımızı birbirine karıştırdınız galiba :)
|
Alıntı:
|
Sayın spartacus;
_______________ Spatracus: Kısaca tanrıda bir düzenin parçası olsa gerek... ________________ Bu salt sığ panteizm düşüncesinde algılanmamalıdır. Yukarıdaki açıklamalardan panteizmi ifade etmek amacında değildim. Ancak tabiki Tanrı dediğim varlık da bu doğada etkinliği olan, yaşamın oluşumunda, gelişiminde, değişiminde, başkalaşımında, biyo zenginliğinde ve zihniyet gelişiminde, biyolojik ve kültürel evrimde etkin ve yetkin bir güçtür. Zaten bu etkinliği ve yetkinliği olmazsa, Mars'ta ki durumdan farkımız da olmazdı. Ben buna inanıyorum ve çok da mantıklı geliyor. Kişiye göre farklı düşünceler de olabilir. ____________ Spartacus: Sürekli bir devinim süreğen bir dönüşüm var... ____________ Evet, var. Bu gözlemi ben de fark ediyor ve kabul ettiğimi belirtiyorum. ____________ Spartacus : Bunca devinen nesnel gerçeğe durağan, mutlak bir söylevi ikame etmenin bize ne gibi bir yararı olabilir. Bilgi midir tanrı? hayır söylevdir-laftır, hayali bir isimlendirmedir. Sizin yazınızda tanrı ile ilgili tüm kısımlar sadece bir kabulden ibaret değil mi? Neyin kabulü? Daha evvelce insanların sözlerinin, söylemlerinin, korkularının kabulü. Bu somut mudur? Değil. Zeus adına çok şey söylendi, yazıldı, kabullenildi değil mi? Evet hepside insanın hayalgücünün ürünü. ____________ Evet, her ikimiz de devinen nesnel bir gerçeği kabul ediyoruz. Aslında yoruma bile gerek kalmayan sosyolojik ve bilimsel gelişim ve evrim söz konusu. Evren devinen bir süreç ve kaybolmayan bir enerji. Size tuhaf gelen ve kabullenmediğiniz nokta ise Tanrı kavramı. Burada tanrıbilimsel ağır teoloji yapabilir ve Kutsal Kitaba göre doktrinsel açıklama yapabilirim ama sanırım bunlara da az çok aşinasınız ve içeriğine girmeye çok gerek de yok. Geleneksel tanrıbilimsel Teolojik açıklamalara ilginiz olsa zaten araştırır ve cevap bulursunuz. Ben bu yola girmeden ortak bir paydada buluşmayı deneyeceğim. Tanrı kavramına farklı bir bakış açısıyla yaklaşacağım. Evren harekettir, ENERJİdir, dönüşümdür. "Tanrı, durağandır, değişmez bir güçtür. " Dolayısıyla yarattığı söylenen evrenin yapısı ve işlevi kendisiyle çelişiyor. Aslına bakarsanız düz bir mantık bize bunu söyler. Ben, kendi kilisemde ve Türkiye'deki hristiyan toplumundan yükselen sesin biraz ötesine[ tüm topluluğu kast etmiyorum; bu haksızlık olur] geçiyorum bu forumda dikkat ederseniz. Yukarıda çelişki gibi görünen noktayı ben de biliyorum. O kadar da salak bi cahil de değilim [ gerçi biraz salak ve cahil olduğum doğrudur :) ] şöyle yaklaşıyorum ben bu tesbite: insan madde olsa da bir ENERJİdir. Aynı zamanda insan evren içindeki mikro kosmostur. Sinir hücrelerinden tutun da hücrenin bütünü ve organizmanın tamamı. Evren de madde olsa da bir ENERJİdir; makro kosmos denilen hikaye yani. Biz bu evrenin küçük bir profilini görüyoruz. Yani YASAM TÜMÜYLE ENERJİDİR. Herşey ENERJİdir. Şimdi; Buraya kadar katılıyor musunuz? Tanrı'ya nasıl yaklaşılması gerekir bu nesnel enerji çerçevesinde? Güç, enerji denilen olgunun farklı boyutları, çeşitleri vardır hatta bu bilgi bize farklı alternatifler de sunmaktadır. Henüz tanımlayamadığımız enerji türleri de mevcuttur. Ben düşünüyorum ki, TANRI da EN BÜYÜK DEVİNDİRİCİ GÜÇTÜR! Big Bangin arkasında ve kaynağı olan, aminoasitlerin, proteinlerin bilmem neyin sentezlenmesinde etkili olan, bu sürece etki eden, denetleyen ve yönlendiren GÜÇTÜR! Şüpheler olmalıdır, şüpheci yaklaşmak da iyidir ama her iddiayı dikkatlice incelemek ve üzerinde düşünmek gerekir. Biz, enerjiyi bile henüz tam olarak kavrayamıyoruz eldeki bilimsel bilgilerle. Ama bir yere kadar geldik; bu, eldeki tanımlamalardır. Demek ki daha farklı enerji türleri de olabilir. BEYİN, EVRENSEl SÜREÇ DÜŞÜNÜLDÜĞÜNDE SADECE çok küçük bir bilgi edinmiştir. Beyin bize farklı türlere ait henüz tanımlayamayan enerjiler olduğunu da FISILDAMAKTADIR. KOLLEKTİF BİLİNCİN dışında olarak, sezgilerimizin ve mantığa aykırı gelen olguların FARKINDALIĞINDA bir BİLİNÇ sürecinde olmalıyız. Yani, bizden çok daha ilkel olan beyinin ürettiği Zeus, krişna , thror, Horus, Dİonysos'un ÖTESİNE geçmek gerekir.Bunlar insanın cahillik döneminde ürettiği tanrılardır. Bu insanlar Tanrı'nın enerji olduğunun da bilincinde değillerdi. [ buradaki enerji olarak ifade ettiğim şey panteizm düşüncesi değildir, Tanrı'nın bir güç olması evrendeki etkinliği yada evrenin tümü anlamı vermiyorum. tanrının güç olması düşünüşü panteistlerin tekelinde de değildir] Bana Zeus'u soruyorlar. Bana efendim, Dİonysos'u soruyorlar. Horusu ve İsa ile olan sözde benzerliklerini soruyorlar. Ben ÇOKTAN geçtim bu tanrıları, onlar hala aynı yerdeler. Akılları cahillik içerisinde olan insanların ürettiği tanrılarda ve bu tanrıların dışında Tanrısal bir gücün olmadığında. Tanrı yoksa eğer Enerji de yoktur. Enerji yoksa biz ve evren de yokuz. Enerji yoktan yaratılamayacağına göre Biz de dahil tüm evren bu Tanrısal gücün, enerjinin bir yansımasıdır. Ne çıktı karşımıza ? RUH! Tanımlamaya kalksak şimdi eskilerin söylencesiyle de tanımlayabiliriz. Bizim canlılığınızı sağlayan da bu enerji ve RUhtur. Tanrı, sadece bir kavram değildir. Bir güçtür, ENERJİdir, etki eden ve yetkin olan, denetleyendir. Bununla birlikte bu güç, bilinçsiz bir güç de değildir. Bizdeki bilinçlilik düzeyi her ne kadar değişse de Tanrısaldır ve tanrıdan gelmektedir: sevgi, adalet, merhamet, acıma ve üretme yeteneği Tanrısaldır. Tanrı'nın suretinde yaratılma olayı da bunu anlatmaya çalışıyor aslında. _______________ Spartacus : Sizin yazınızda tanrı ile ilgili tüm kısımlar sadece bir kabulden ibaret değil mi? Neyin kabulü? Daha evvelce insanların sözlerinin, söylemlerinin, korkularının kabulü. Bu somut mudur _______________ Bu, somut değildir. Bir kabuldür. Doğru ancak bu kabul peşin kabullerin getirdiği bir bilinç seviyesi değildir. Daha evvel söylenen tanrı söylencelerini mirası da değildir. Enerji olan varlık [ İNSAN], enerjiyle [TANRI] etkileşim halindedir. Bunu anlar, hisseder. Biz bu enerjiyle bir bütün olduğumuzu, yani bütünün bir parçası olduğumuzu fark etmeliyiz. İşte insan o zaman anlamaya başlıyor[ anlıyor demiyorum bakın] Eskilerin bir bilgi seviyesi vardı. Sonra gelişti bu bilinç. Bize göre ilkel geliyor mesela. Ama o insanlar için bu, bütün bilinmesi gereken olarak görülüyordu. Yani, Bildiğimiz herşeyi, biz, HER ŞEYİN TÜMÜ olarak görüyoruz. Tanrı yoktur, melekler yoktur[ melekler de bir enerji varlıktır] bize anlatılan kutsal yazı[incil] hikayedir, masaldır. Yahu, İÇ ORGANLARIMIZIN çalışma şekline dahi söz geçiremeyen bizler KALKIP, HERŞEYİ ÇÖZDÜK! Yukarıda bir cümlenizi de alıntıların ama değinme fırsatı olmadı şimdi. Hemen bir iki cümleyle değineyim. Eskiler, tanrılarından korkar, tanrılarının öfkesine insan kurban ederdi. Bu ilkel düşünceydi. İnandığımız tanrı ise korku değil, sevgi ilişkisinden yanadır ve insanlardan insan kurbanı isteyen dandik, uydurma tanrılar yerine, kendisi insanlara kurban oluyor. Biz kötü insanlar, onu reddederken, ona KÜFÜR ederken, isyan bayrağını zirveye çekerken O BİZİ SEVDİ ve Oğul olarak yeryüzüne gelip, kendi canını verdi. Neden? Bakın, biz görsek bile inanmayan insanlarız. Tanrı bizi sevdiğini bununla kanıtlıyor, bu nasıl bir sevgidir? İyi,,, adam gibi adam için canını verirsin de kötü insanlar için bunu yapar mısın? Korku ve cahilliğe dayanan bir tanrı anlayışı yoktur. Hani dediniz ya(Daha evvelce insanların sözlerinin, söylemlerinin, korkularının kabulü) diye. Öyle bir şey değildir bu. Romalılar 8. Bölümde şöyle diyor: Ruha dayanan düşünce yaşam ve esenliktir. Sakın bana Horus, Dİonysos'tan bahsetmeyin. Bunların hem tarihselliği yok, hem mitolojik metinlerdir ve incilin tarzına tamamen farklıdır. Üstelik bu hikayelerin yazım tarihi durağan değil, sürekli değişir ve gelişir. İsanın olayı anlatılırken de gelişim ve etkileşim halindeydi. Ben şuna inanıyorum: Tanrı bir güçtür ve evrende etkileşim halindedir. İnsan da Tanrı denilen enerjiyle etkileşim halindedir. Manyetik bir alanımız vardır ve enerjiye yönelmemiz ve Ona inanmamız doğaldır. İsa Mesih'in öğretişi bize çok güzel dersler verir ve kendisi tarihsel bir kişiydi. Biz Tanrı'nın sevgisine yani İsa Mesih'e inanarak ve onun sevgi öğretisini izleyerek onu daha iyi anlayabiliriz. İsanın çarmıhı, bize Tanrı'nın sevgisini gösteriyor. ___________________ Her ne kadar sayın spartacusa atıfla başlasam da diğer arkadaşlara da bir hitap vardır. |
Alıntı:
Bir müslüman için de aynı şey nasıl geçerli olabiliyor hiç düşündünüz mü? |
Hayır, düşünmedim. Kutsal Kitapla kastedilen Eski ve Yeni Antlaşma [ Tevrat /İncil], Tanrı; yaratıcı güç de bugün biz hristiyanların inandığı Tanrıdır.
Müslümanlar hakkında düşünmedim. Müslümanların kutsal kabul ettiği kitabı da okumadım. İnançlarının içeriğini de çok fazla bilmediğimden herhangi bir şey söylemek istemiyorum. Ben bilime, bilimsel olgu ve konulara hristiyan bakışını yansıtmaya çalıştım. Siz ne düşünüyorsunuz peki?, |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:49 . |