![]() |
'Öteki gündem' ölüm deneyimi yaşayan insanlar..ç
slm.. dün gece HaberTürk tv de Pelin Çift in sunduğu 'Öteki gündem' programında acil servislerde ölüm deneyimi yaşamış insanların bazı deneyimleri tartışılıyorsu.. program konukları doç.. Sinan Canan ve ismini hatırlyamadığım bir acil servis doktoru, bir ilahiyatçı ve bir doktor konuk daha vardı...
epey ilginç deneyimler anlattılar, tartıştılar hatta amerikada filan yapılan bazı bilimsel deneyleri de tartıştılar.. ölüm deneyimi yaşayan hastalar tekrar hayata döndürüldüklerinde beyaz bir ışık gördüklerini,ölmüş anne,baba veya yakınlarını gördüklerini, veya kendileri koma halindeyken kalp ve solunumları durmuş haldeyken kendilerini hayata döndürmeye çalaışan doktorları yukarıdan seyrettiklerini, hatta bir hastanın kendisi koma halindeyken hastanenin taa bilmem kaçıncı katında bir ayakkabı teki gördüğünü falan filan anlattılar durdular.. bunları anlatan ve tartışanların ilahiyatçıyı saymazsak hepsi akademisyen idi.. tartışmanın sonuna kadar izlemedim. ilahiyatçı vatandaş doktorların anlatııklarını dinle islam ile bağdaştırmaya başlayınca programı izlemeyi bıraktım... şimdi siz değerli arkadaşlarımdan bu konu hakkında düşüncelerini paylaşmalarını bekliyorum.. |
Ehe, İlahiyatçı vatandaş sanırım bu konularda acemiymiş, zira bunun bir tık ilerisi reenkarnasyon alanına giriyor ki diğer meslektaşları aman duymasın. Örn. Necla Çarpan vardı bir zamanlar, o da Atatürk'ten ve Mevlana'dan mesajlar aldığı iddia ediyordu.
Sanırım Necla Çarpan İlahi nutuk 'unu Devlet satın aldı, aldığı gibide bıraktı. Ben Nutuk'unu okumadım ama Yeni Mesnevisine bir arkadaşımda vardı ondan bakmıştım, orada ki bir mesele vardı ki hiç bir tasavvuf kitabında görmemiştim. Herneyse bu Necla çarpanında hikayesinde, bir ameliyatı sırasında dr. ları yukarıdan seyretme olayı varmış, bunu anlatıyor kendisi, hiç bir acı duymadan kendimi ve dr.lrın telaşlarını yaptıklarını tavandan seyrediyordum diyor, sanırım bundan sonrada bu medyumluk hadise almış yürümüş. Çok uzun zaman oldu okuyalı, detaylarını unuttum. Ayrıca Net Geo kanalda da bu geri dönüşler konusunda bir kaç belgeselde seyrettim, tabii başka kitaplar filanda olmuştu. Kişisel fikrim; ruh bedenden ayrıldıktan ve geri geldikten sonra o kişi başka ruhlarla daha kolay kontak kurabiliyor, daha doğrusu ruhlar o kişiyle kontak kurabiliyor, sanırım bir kere çıkmasıda yeterli. Bunun dinle diyanetle de alakası yok, herkese olabilir, sanırım her millette de medyumlar vardır. |
Olamaz. Ruh diye birsey yok. 6 gun komada kalmis biri olarak, hepsinin hayal urunu, beyinin, belki de oksijen yetersizliginden ortaya cikardigi durumlar, gorunumler oldugu, yani materyel nedenlere dayali oldugunu zannediyorum.
|
Bu olaylari belgesellerde izlemistim, bilim insanlari bunun mümkün olamayacagini ve insan beyninin kendi kendine oynadigi bir aldatmacasi oldugu söyleniyordu. Beyin bir süreligine büyük kisim olarak islevini yerine getirmese de, cok az da olsa hala beyinsel faaliyet devam etmektedir, hatta Op masasinda doktorlarin konusmalarini duymasi ve algilamasi da. Yani bu kesin ölüm olarak kesinlesmemistir, o yüzden kisiden kisiye farkli olup her sey rüya tarzi seklinde görmek mümkündür...
Kisacasi itibar edilecek ve kayda deger degildir... Ayrica bu müslümanlarin inancina da aykiridir, cünkü kitaba göre tanri(!) bir kere canini aldi mi? ya cennetine ya da cehennemine koyacaktir :) Tekrar dünya'ya geri atarak ikinci bir sans da vermez :) |
Bu konuyla ilgili beynin ölüme yakın olduğu zamanlarda bile kendisinde hala bazı bölgelerin çalıştığı ve bu çalışan bölgelerin bu yanılsamaya neden olabileceği ile ilgili birşeyler okumuştum.Bu deneyimi yaşayan kişilerin yaşadıklarını konu alan birçok video mevcut youtube da.Ateist kişiler bile var yaşayanlar arasında.Kitaplar bile kaleme alınmış.Sanırım herkes yaşamıyor bunu.
|
Alıntı:
Bende niye böyle bir şeyler olmuyor diye düşünen varsa hiç düşünmesin, olursa HAYATINIZ BERBAT OLACAKTIR benden söylemesi. Üsteki olaylarla pek bağdaştırılmasa da burada banttan yayınlanan bir programla bile savananın ortasında bir fil yavrusu ile bütünleşmenin acısının, dehşetinin aslında bir tarifi yoktur, yavru fil ile birlikte bende parçalandım...olay bitince ya sonrası o da ayrı acıdır. 17-18 yıl önce unutulan bir olayı o günün beyni ile kolayca atlatabilirken, atlatmışken, sonra 35 yaşında bir insan aynı olayı tekrar yaşarsa-ki yaşadım-ne insan ne hayvan nede bitki ruhuyla karşılaşmadığı için insanlar sevinmelidir derim..sonradan atlatılmıyor.. Alıntı:
Alıntı:
Bu dünyada beden alınmadan, bir insan ruhen bu yaşamda kaç kere ölür? bunun cevabı yok... Tanrı sevmediğini bu yaşamda çok kez öldürür.. O ölen gene dirilir..filizlenir..ve o gene öldürür...bu böyle devam eder gider.. :tape2: |
Dün bir arkadaşımı evinde ziyarete gittim, kalpten dolayı 4 aydır yoğun bakımdaydı, görüştürmüyorlardı, 3-4 ameliyat olmuş filan bir kaç gün önce eve çıkartmışlar.
40 yıldır tanıdığım bir arkadaşım, aynı mahallede büyüdük filan, öyle neşeli bir insan ama adeta canlı cenaze misali olmuş, bir tarafı felç, yüzünde bir tek mimik kalmamış, sanki yüz nakli olmuş gibiydi. Biraz tavsiye filan verdim rahatladı, yarın gene gideceğim yanına, kendine gelmesi aylar belkide yıllar alacak ama bu onun için yeni bir dönem olacak artık. Şakayla karışık laf arasında ışığı gördün mü dedim, gördüm dedi. Tabii ameliyat hallerini hiç hatırlamıyormuş, ameliyat çok iyi, giriyorsun çıkıyorsun hiç bir şey hatırlamıyorsun diyede dedi ama tabii sonrası çok zorlu geçmiş, yüzü zaten herşeyi anlatıyordu. Hasılı o hastalık psikolojisinde insanların ne dediklerinin çok bir önemi olmasa gerek. |
Bu gece Encyclo kanalda tamda bu konularla ilgili bir belgesel çıktı "Ruh bilimi" diye, adamlar Ölüme yakın deneyimler adı altında enine boyuna araştırmışlar görünüyor.
Özelliklede çocuklarla ilgili olan kısmı etkileyiciydi, ruh varsa çocuklarda hatta bebeklerde durum nedir diye müthiş gözlemler aktardılar. Sanırım belgeseli yarısında yakalamışım ama bir daha çıkar herhalde, tam baştan izlemek iyi olacak. Teledünya paketine iyi ki geçmişim dedirtti adeta. |
beden koma halinde, ölüm kalım mücadelesi veriyor.. ruh bedenden ayrılıyor hastanenin 5. katına çıkıyor oralarda gezinirken bir ayakkabı tek i görüyor.. beden tekrar canlanıncada bunu doktoruna söylüyor hasta.. şimdi hastanenin 5. katına çıkan bu ruh un eğer bedeni tamamen ölseydi ortadamı kalacaktı??? veya bu ölülerin ruhları dünyada gezinebiliyormu???
veya bedensiz kalan ruh başka birinin bedenini çalabilirmi!!?? başka bedendeki ruh u döver ve onu kaçırtıt onun yerine kendisi girer bedene !!?? :) :=) böyle ihrimallerde gelmiyor değil aklıma cahilce işte .. :) |
Haklisin, cok cahilce. Ruh zannedilen beyinin yarattigi, insanin ogreti ile gelistirdigi kisiligidir, no beyin, no ruh. Beyin olumu gerceklestiginde insan yasadigi halde, ruh muh kalmaz.
|
Sevgili arkadaşlar,
Hem konu için yapacağım açıklamanın daha iyi anlaşılabilmesi için, hem konuya katkı sağlamak adına bir-iki bilgi vereyim. Google'dan "floatation tank", "isolation tank", "sensory deprivation" diye arama yaparsanız dış uyarı alınmayan ortamlarda bilinç durumunun sorgulandığı, özel düzeneklerle yapılan deneyler yapıldığını görürsünüz. Isolation tank içinde vücut ısısında (tuzlanarak veya farklı çözeltiler kullanılarak ağırlaştırılmış) bir sıvı olan, ses, ışık ve titreşim geçirmeyen tabuta benzer bir kutu kullanılan bir deneydir. Denek kişi çıplak olarak bu kutuya girer, kutunun içindeki sıvı ağır olduğu için denek batmaz, böylece yerçekimi etkisi kaldırılmış olur, sıvı vücut sıcaklığında olduğu için denek kişi herhangi bir ten teması hissetmez, böylece tensel uyarılar devre dışı bırakılmış olur, kutu; ses, ışık, titreşim geçirmemektedir, böylece kulak, göz, ten teması ile alınabilecek uyarılar devre dışı bırakılmış olur. http://upload.wikimedia.org/wikipedi...adhi_tank2.jpg Terapilerde de kullanılan bu tanklarla yapılan deneylerde elde edilen sonuçlar enteresandır; Alıntı:
Bu ek bilgiydi. Aslı varmak istediğim nokta ise şu: Karar veren, yorumlayan organ olan beyin, hiç dış uyarı almazsa ne olur? Karar veren, yorumlayan organ olan beyin, neleri referans alarak karar verir, yorumlar? Bu referanslar ortadan kalkarsa ne olur? Uyku, bayılma, narkozla uyutulma anlarındaki gibi geçici bilinç kaybı durumlarında beyin neleri referans alarak yorum yapar? Alıntı:
Bayılma, uyku, uyutulma gibi geçici bilinç kaybı olaylarında beynin dışarından aldığı duyular azalır, özellikle ilaçla uyutulma anında vücudun motor reflekslerinden aldığı duyular daha da azalır. Bu anlar, beynin ve refleks sisteminin konum bildiren referansları alamadığı anlardır, haliyle beynin karar ve yorumlama merkezi (kısmen bilinç söz konusuysa) fizik kanunlarından bağımsız, dizginsiz, sınırsız halisünasyonlara sebep olur. Çünkü fiziksel konumunu bilememektedir ve kararlarını, yorumlarını dayandıracağı referanslardan yoksundur. Sevgiler |
Alıntı:
Zira ölen bu noktada öldüğünün farkında olmadığı için, böyle şeyler oluyor, yani geziyor.. Tabii bunların belli açıklamaları sıralamaları var, dilimin döndüğünce açıklamaya çalışayım. Örn. hastanedeki o kişi, bedenle arasında ki bağ tam anlamıyla kopmadığı için geri bedenine gelebilmiş, uzakdoğuluların Astral seyehat dedikleri şeyde gümüş kordon diye bir bağdan bahsedilir mesele, bu beden ve ruh arasında ki bir bağdır, normalde bu bağ Astralde kopmuyor uzayabildiği kadar uzuyor ama kopmuyor, adamlar başka gezegenlere filan gittiklerini bile anlatıyorlar ki bütün bunları düşünce hızıyla gerçekleşiyormuş yani ışık hızından kat be kat fazla bir hızda. Bu bağ koptuğu zaman artık o bedene geri gelmekte mümkün değildir. Bir bebeğin doğduğunda anne karnına geri girememesi gibi bir şey, bağ kopunca girse ne olacaktır gibi..beslenemeyecektir vs. Beden ve ruh aslında bir birlerini tamamlayan şeylerdir benim anladığım, ikisinin de beraberliği bir birlerine bağlı. Encyclo ki belgesel de bir hasta, bir trafik kazasının ardından 3 ay filan tedavi görmüş, ameliyat esnasında tavana doğru yükselmiş, sonra hastanenin katları arasında odalarda gezmeye başlamış, Tavanda lambada ki Osram yazısını 30cm den okumuş fakat bir şey çok dikkatini çekmiş, elleri ayakları bir bedeni olmadığını fark etmiş..sadece "görüş" varmış yani. O belgeselde bu bilinç halinin yani görüş bilgilerinin nasıl görünen bedene aktarıldığı yani beyne nasıl geçtiği konusuna filan değindiler, vs. Anlaşılan o gümüş kordon data kablosu gibi bir işlev görüyor, ki zaten Astralcilerde bunu söylüyorlar zaten. Alıntı:
Adamlar çocukluklarını bile yaşayamıyorlar, bir mansatırda ruh ve beden terbiyesi ile bir ömür geçiriyorlar, dünyadan iyice kopuyorlar vs. Hasılı bunların böyle birşeyler yapabilmesi çokta tuhaf gelmiyor bana. Son olarak Türklerde bir ölenin ardından 7 'si, 40 'ı veya 52 'si yapılır, bu normalde İslam ile gelen bir adette değildir, eski zamanlardan kalma bir adettir, gerçi bu adetlere sonradan İslami motifler katılsada, tüm hocalar hurafe ve bidattır derler buna ki İslamda yoktur ama Türklerde vardır. Bu bir nevi yeryüzünde kalan ruhun öldüğünü anlaması için, yaşayanların yaptığı son görevler, ritüellerdir bunlar. veya evde ölen bir ölünün kefeni üstüne bıçak koyarlar, soran halka bunu niye yaptınız diye pek bilende olmaz, ama genede koyarlar buda aslında ölüye bir mesaj niteliğindedir, yani sen öldün..anla demektir bu. Bu konuda üstte bahsettiğim Necla Çarpanın Yeni Mesnevisinde bir hikayede; ölenin kendi cenaze törenini bedeninin gömüldüğü izlediğini, sonra bu kişinin evine geldiğini, gelenler gidenler derken kimseyle kontak kuramamasını anlatır ki bu süre uzadıkça, ölen kişi artık kendi hakkında olumsuz sözleri de duymaya başladıkça, o çok sevdiği insanların kendi hakkında söyledikleri onu üzer ve akabinde o ruh üzgün bir halde çeker gider der. Malum biz insanların iki yüzlü halleride vardır, bazıları bunu ölmeden daha bu dünyada acı bir şekilde anlarlar, özelliklede hastalık, işsizlik gibi hallerde daha âşikar görürler ki Paran varsa dostun vardır, paran bitince hepsi biter gibi..en yakınlarının aslında çok uzaklarda olduklarını anlarlar... Mesnevide ki olayda buna benzer bir durumu anlatır. @Deist_tr Verdiğin bilgiler için teşekkür ederim, bahsettiğin şeyi bilmiyordum ama ilginçmiş özelliklede referans kaybolması dururumun bazılarında iyi sonuçlar vermesinede inanırım. Neticede hastalık halleri bir nevi beynimizin yanlış kodlama hatalarından kaynaklanıyor, bunu sıfırlamak gibi bir şey olmuş bu, enteresan. Bu tür yerçekimsizlik konuları olunca nedense hep aklıma Stephen Hawking 'in yerçekimsiz ortam deneylerine katılışı geliyor, bu konuda videolarınıda izlemiştim. Yoğun narkoz, ilaç veya uyuşturucu gibi durumlarda halisünasyon olmasınada inanırım ki zaten bu bilinen bir şeydir. Helede ölüm korkusuyla ameliyata giren veya öleceğini düşünen bir için işler dahada karmaşık bir hal alabilir. İnsanların ölüm korkusuyla tuhaf davranışlar yaptığını görüyoruz, duyuyoruz, aynen bunun gibi tuhaf şeylerde düşünebilirler..bu ölçü olmamalı bana görede.. Sevgiler |
İlginçmiş...
|
Bir kaç gün önce youtubede "Tibet Ölüler Kitabı Belgesel" ini izledim, güya 1.38.00 dk yazıyor ama normalde 45.00 dk. imiş, galiba videoyu da reenkarnasyon'a uydurmuşlar, bittikçe dön başa izle :D
Tabi adamların inancına bir şey diyemem, Tibet gibi bir yerde yaşam zaten zor, kim bilir ne zorluklarla cebelleşiyorlar. Esas söylemek istediğim insanların "geleceği kontrol ve garanti" altına almaya çalışması meselesi ki sanki insan bu dünyaya gelirken neyi kontrol veya garanti etti ki, öldükten sonrasını kontrol edecek(!) Yok böyle kontrol, var diyende yalan söyler, bu açık. İnsan acaba bu geleceği kontrol etme meselesini, bu dünyaya gelirken ki kontrolsüzlüğünü ört-bas etmek için mi bu kadar arzular? Eğer öyle bir arzusu varsa, hiç boşa enerjisini tüketmesin, hayata gelirken ki hali neyse, gidiş halide odur. Tibetin Ölüler Kitabı öldükten sonrasını adım adım tarif etmiş, diyelim ki dedikleri harf harf doğru (bence değil tabi) ben geleceğimi harf harf bilince, geleceğin ne anlamı olur ki? Ben ROBOT muyum? İnsanım ben, biran sonra mı bilemediğim gibi, ne şekilde öleceğimi, öldükten sonra mı nereden bileyim, doğduğumu da bilmiyorum, BİLMEK beni mutlu etmez ki... Ben şaşıracağım, sürprizler göreceğim, acı, tatlı, yeni yeni deneyimler yaşayacağım ki İNSAN olmamın bir anlamı olsun... Öteki türlü ben ROBOTUM, programa göre hareket etmek, nedir bu? bu insanca değil ki... mekanik bir şey... at çöpe gitsin... Hasılı geleceğimi bilmek, nerede öleceğimi, öldükten sonra ne olacağımı, zerre düşünüyorsam namerdim. Rüyalarımda envai çeşit yerlere gidiyorum bazen, nasıl ki oralarda paniklemiyorsam, ortama ayak uyduruyorsam, sonuçta oralarda bilmediğim yerler, öldükten sonrası en fazla o kadardır, değilse zaten problem yok. Velev ki birileri bana öldükten sonramı anlatmaya kalksa, ki ölüm sonrasına inanıyorumda, dedikleri doğruda olsa, ne dinlerim ne de itibar ederim, başka kapıya hemşerim yanlış adama anlatıyorsun. :D Bilmek beni mutlu etmez, aslım bilmemek benim derim. :D |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:17 . |