![]() |
Niçin SOSYALİZM
Sosyalizm:
Sosyalizm konusunda çok şeyler okuduk çok şeyler duyduk kimleri hayallerimizle eşleşti kimileri bizim hayalimizdekilere hiç benzemedi. Bir çok ülke, rejim, sosyalizm olduğunu iddia etti bir çok devlette. Kimiz devlet mülkiyetini sosyalizm dedik, kimimiz geniş sosyal hakları, kimimiz yüksek ücreti. Sosyalizm yani toplumsal düzen kapitalizmden kopup bir de devrim diye yıkıcı bir faliyetle (devrim) gelen şekli ile biraz kopan parçaları birazda değişmek isteyen parçalarla birlikte içinde taşınan sistem olmak isteyen içinde kendisi için özneler taşısa da içinde kendisine yabancı olan geçmiş rejimlerin öznelerini de bulunduran bir şekildir. Kapitalizmden kopmuş –Marxın kapitalizmin doğum izlerini taşıyan dediği- parçalar bulunduran az boz da değil bayağı bulunduran bir rejim halbuki bir çok şeyi yok etmek için yola çıkan insanların hedefi dir sosyalizm. İşçiliği ortadan kaldıracak mülkiyeti bütün toplumun yapacak yabancılaşmayı yok edecek insan sırtına gereksiz yük olan devlet din idoloji para Pazar gibi bütün gereksizleri ortadan kaldırmak için yola çıkanların hedefi olmuştur. Ama hiçbir yokuşu bir çırpıda çıkamadın gibi hiçbir inişi de bir çırpıda gerçekleştiremiyor insan.Mecburen çıktığı yollardan inmek durumundasın çıkarken kullandığın bazı araçları inerken de kullanmak zorundasın. İçinde bulunduğumuz kapitalizm yani sınıflı düzen ilk sınıflı oluşu özel mülkiyetle başlamıştır sonraları insanların bazıları çalıştıran esir eden köle sahipleri bazıları da çalışan, mülksüz, köle olmuştur.Bu sistemler 1 ayda 1 yılda olmamış 10 binlerce yıllık bir tarihsel süreçtir işte bu süreçlerin tasfiyesi içinde yüzlerce yıl gerekmektedir.Bu süreç içinde sadece mülkiyet engel değil ,insanında kendine yabancılaşması ürettiğine yabacılaşması da engellerdendir. Dünya bir çok sınıflı sistemler yaşadı köle istemi feodal sistem ve en son kapitalist sistem birde bu sistemlerin içindeki değişimler geri kalmışlıklar ilerlemişlikler sınırlar devletler ticaret din gelenek krallar baronlar beyler patronlar bankalar fabrikalar doğanın tahrifatı iklimlerin insanı tehdit etmesi gibi sosyalizmde insanın uğraşacağı çok büyük bir sorunlar yumağının düşünüldüğünde bayağı zor bir işi sosyalizmin özneleri yüklenmiş olmaktadır. İnsanın özgürleşmesi için bu içinde yaşadığımız zincirlerden kurtulmak gerekiyor onun için insanlığa bir rehber gerekmektedir. İşte bu rehber insan aklı, insan becerisi ve insanın bütün evreni anlamak istediği sorması, eleştirel bakması, merakı bunun için insan kendine bilimi rehber seçmelidir. Tarihimizde bir çok insanlığa rehberlik etmiş onlar için mürşid olmuş bir çok insanın dediği gibi bilim tanrıyı savaşta yendi. ---Bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.Hacı Bektaş Veli: ---İlim şehirse (kendinden söz ediyor)Ali kapısıdı.Muhammed:---En hakiki mürşid ilimdir.M.Kemal.---gibi bir çok insan ilmi bilmeyi kamil insan olmayı önermiş cehaleti sadece inanmayı kimse tavsiye etmemiştir. İşte sosyalizm bütün bunlarla başa çıkabilecek ve bu yola inanmış insanların uzun soluklu yoludur.Bu bir hayal değil içinde yaşadığımız düzene baktığımızda düştüğümüz karanlıktan çıkmayı düşündüğümüzde bizde insanız müdahale ettiğimizde değişebilir dediğimizde önümüzde başka seçenek yoktur. Ya devrim ya barbarlık- diyan Rosa Lüxenburg.ve yaşamdaki karanlıları göstererek hayatın bize iki seçenek bırakmakta olduğunu söylemiştir. İkinci yazımda nasıl bir kapitalizmde yaşıyoruz sosyalizm in devrimci dönüşümler dönemi nedir. |
İşin doğrusu bu tip konularda benim aklıma bazı hususlar takılıyor. Örneğin "kapitalizm" külliyen zararlı bir sistem midir?
Evet köleliği ya da versiyonlarını, sömürüyü teşvik edici; fırsat eşitliğini de çiğneme potansiyeline sahip bir sistemdir ki bu potansiyelini de pek çok toplumda özellikle bizim gibi "gelişmekte olan" ve "az gelişmiş" ülkelerde ortaya koymaktadır. Ancak insanoğlundaki mal-mülk hırsı külliyen zararlı mıdır? Şirketlerin daha çok kâr edip, daha az maliyetle daha iyi ürünler satma güdüsü aslına bakarsanız "verimlilik" ya da "inovasyon" gibi terimlere yol açmıştır. Şirketlerin ya da kişilerin daha çok "para" kazanma arzusu olmasa acaba insanlık bugün ulaşmış olduğu teknolojik seviyeye ulaşabilir miydi? Daha adaletli bir gelir dağılımının olduğu bir kapitalist sistem tercih edilebilir olur muydu? Ya da gelir adaletsizliği, aile şirketleri, sömüren ve sömürülen tarafların oluşması, yeni pazarlar, tüketim çılgınlığı dolayısıyla teşvik edilip pohpohlanan insanları uyutmaya, kandırmaya, koyun sürüsü gibi yönetmeye meyleden sistemler kapitalizmin kaçınılmaz sonucu mudur? Aslında bu konudan hareketle başka sorular da sormak istiyorum. Aslolan bilimsel ilerleme ve teknolojik gelişim midir? İnsanlığın yönlendirilmesi gereken yol bu mudur? Derler ki insanlığın bugün ulaştığı seviyeden insanlığın sadece %1 i sorumlu. Bir şeyler keşfeden, geliştiren, icat eden oran sadece %1. İnsanlık geriye kalan %99luk potansiyelini kullanamıyor. Sadece %1 lik insanlık potansiyeli bizi bu seviyelere getirmiş ise, bu potansiyelin kullanımı %10 a çıktığında örneğin insanlık nasıl bir ilerleme kaydederdi? O zaman soru şu: insanlığın potansiyelini ortaya dökmesine olanak verecek sistem "Sosyalizm" midir? Ya da amaç bilimsel ya da teknolojik ilerleme değil de, kümülatif refah mıdır? Yani o kadar da teknolojikleşip, ilerlemeyelim ama genel olarak mutlu ve huzurlu olalım? Sosyalizm tam olarak hangi amaca odaklanmıştır? |
Bence, nicinden ziyade nasil bir sosyalizmin tartisilmasi ve ortaya konmasi gerekir.
Cunku, herseyden once her bir beyin duzeyinin sosyalizm kavramindan ne algiladigi ve nasil bir ve ne sekilde anlam ve icerik verdigi farklidir. O yuzden once sosyalizm kavraminin nasilinin anlam ve iceriginde ortak noktalarin bulunmasi gerekir. 21. yuzyildayiz. Cagimiz bilgi ve bilisim cagi. Ayni zamanda birey olmusluk cagi. Bu temelde ben once ideolojik degil de, etik; inancsal degil de bilissel ontolojik degil de epistemolojik sosyalizmden yanayim. Yani insanoglunun niceligini bir nitelik temelinde kitlesellestirmek yerine, insanoglunun niteligini one cikarmak. Bu da insanoglunun ne gibi yetilerinin oldugunun farkindaligini ve bilincini ortaya getirir. Buradan sinifsal degil de bireysel sosyalizm olgusu ortaya cikar. Iste bu bireysel sosyalizmin her bir bireyin sosyallige bunu etik temelde farklarin farkinda ve evreensel hukuk insan haklari temelindeki antiayrimci bir hak ve ozgurluklerin temelinde her turlu firsat esitligini savunan ve toplumun her bir kesiminin yasam standartini ve duzeyini yukseltici bir amac ile kurulacak olan ozgur birey devleti. Sosyal, normallesmis, sivil, hak ve ozgurlukcu, demokratik ve bireyin her turlu yasam ve iliskisindeki hak ve ozgurlugunu savunacak talep edecek ve koruyup/kollayacak siuvil ve yol gosterici kurum ve kuruluslar. Politikanin toplum uzerinde degil, devletin ve hukumetin kendi toplumu uzerinmdeki pragmatist yanasimi. Etik hic bir degerin politikanin somuru ve cikarina hizmet etmesine izin vermeyen bir hukuk sistemi. Sekuler bilincli bir yonlendirim ve yonetim bicimi, bilimsel bilissel ve bilgisel temelli cagdas egitim ve birey yetistirimi. Bireylerin sorgulamaya yonlenmesini saglayan niteligi oner cikarak kritik analitik analojik ve toplumun her bir bireyinin yararina bir beyin egitimi. Dusunen ve dusunduren beyinlerin egitimi. Kisaca zihinsel degisim ve devrimin yonlendiriom ve yonetimdeki ivedi onceligi. Daimi baristan ve hak ve ozgurluklerden yana bir tutum. Dunya halklarina ve onlarin hak ve ozgurluklerine etik deger farkina bakilmaksizin gosterilecek savunu ve verilecek destek. Aslinda bunblar daha da genisletiulebilir ve detaylandirilabilir. O yuzden nasil bir sosyalizmin tartisilmasi istenen arzu edilen sosyalizmin ne oldugunun ve nasil insa edileceginin tartisilmasi demektir. Aksi her bir beyinderki sosyalizm algisi v.s. farklidir. Ustelik ortayaatilan bir ideolojik dozen ve system olarak ta atildigi sekli ile cagdisidir. |
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Eğer üretim tarzı, mülkiyet ve mülkiyet ilişkileri, üretim ilişkileri konusunda yeterli bilgiye sahip değilseniz, yine de çok daha basit olan kapitalizmin en önemli çıkmazını karamak kolaydır.
Peki bunun sonu nereye varacak? Az gelişmiş ülkeler gelişirse, bu öteki ülkeler yukarıda basitçe ifade ettiğim çıkmazla boğuşmak durumunda. O halde az gelişmiş ülkeler gelişmemeli veya üretmemli, tüketim toplumu haline gelmeli, gerekirse siyasi istikrar sağlanmamalı, o ülkelerde maymun gözünü açmamalıdır vs... Başka çıakr yol yok. Ama diğer ülkelerde bu sayede sıkıntıyı 2 kat yaşarlar haliyle sular hiç bir zaman durulmaz, bir tarafın cehennemi, ötekinin cenneti olur... çok basit bir örnek verdim. Bir başka örnek daha, sistemler insanalrın düşündüğü gibi öyle kılıf, kabuk, görüntü öğeleri temelinde inşa olmamıştır, yani efendim kişinin mülkiyet hırsı, kişinin kar hırsı vb bunlar birey olarak sistemin temelini oluşturmazlar. Önceki sistem feodalizm idi, Kemal Sunal, Şener Şen filmlerinde izlediyseniz, topraklar kimindir? Ağanın, o topraklar üzeride yaşayan canlı, cansız ne varsa kimindir? Ağanın. Buna büyük baş, küçük baş diye ayrılan insan da dahik mi? dahildir. Şimdi bu sistemde sorun nerede? Ağa ve hırsında mı? hayır, marabaların çaresizliğinde mi? Aslında hayır! O halde nerede?Üretim tarzı ve üretim ilişkilerinde. Yani MÜLKİYETİN de biçiminde. Üretim tarzı toprağa dayalı, o halde toprak üzerinde emek sarfedilecek, birileri üretecek. Sonuç itibariyle, mülkten yoksun olanlar, mülk sahibi sınıflara köle olacaklar. Bu feodalizmde nasıl ise kapitalizmde de öyledir. Sosyalizm şu soruyu sorar, buğday üretmek için ağa gereklilik midir? hayır, toprağın mülkiyeti, sahibi olması gerekir mi? hayır, olması gereken ne, dün zaten aç karına ağaya çalışıpğ birde köle olan o insanların, bu üretim işini artık kendileri ve insanlığın ihtiyacı temelinde yapması! Bu nasıl oluyor, toprak üzerinde çalışan herkesindir denerek... Aslında illa bir mülkiyet gerektiriyor mu? hayır zira toprak dediğimiz dünyanın parçası, bizde üzerinde yaşayan bir canlı, bizim desek ne demesek ne, bu toprak açısından bir şeyi değiştirmez, aslı, özü kimsenin değil. İnsan o halde bu torpağı ekebilir, biçebilir, bizim demesede olur, desede olur bu özünde laftan ibaret... Kapitalizm de ise bu iş toprak, fabrika köleliği olarak yine devam etmektedir. Kısaca sosyalizm dediğimizde kişilerle işimiz yok, önemli olan biz nerede yaşıyoruz? Dünya da, tüm gereksinimlerimizi nasıl karşılıyoruz, dünyadan, peki üretiyor muyuz, evet üretiyoruz da, o halde KİM İÇİN? Sosyalizm, mülkiyet ilişkisi sorunu çöümü sonrası bu soruyu sorar. Feodalite üretim mehmet ağa içindir, kapitalizm de ise üretim Ahmet Ağa içindir... Yani insanlar birilerine üretip, elline sunmak için köle ya da modern köledirler, cennet hayatı birilerine, cehennem hayatı ötekilere düşer, birisinin cehennemi, ötekinin vennetidir ve kapitalizm birilerine cennet, çoğunluğa(büyük insanlık) ise cehennemdir. Ya herkese cennet olacak ya da herkese cehennem bunun ötesi yok. Yani kısaca insanlar feodalite, kapitalizm gibi sistemlerde, sistemin sömüren, köleci yanı, yüzüne mahkum ve böylelikle bir çok şeyden mahrum bırakılırlar. Sosyalizm de farklı nitelikte üretimi, paylaşımı, yaşam biçimini öngörür. Bu iyilikle olacak bir şey mi? Bu gün için imkansız çünkü kimse başkasının cehennemi üzerine inşa ettiği cennetini ve haliyle bu cennetin dünyası sistemi değişmezde, bırakmazda, sürekli toplumun bilinçsiz, cahil kendilerine mahkum kalmalarını isteyecek ve sağlayacaklardır(sonuna kadar elden geldiğince). Nasıl ki ağalar kapitalizme karşı elde silah direndi ve ciddi savaşlar yaşandı ise(ki avrupa da bu köylüler savaşı diye geçer yüzyılları alır) ise ve nasıl ki kapitalizm feodaliteyi yıkarken bunun en ideal yolu KÖYLÜYE TOPRAK, toprak reformu olmuş ve ağaların toprakalrı bir zamanlar köle olan ve o topraklarda kırbaç zoruyla çalışan marabalara dağıtılmış, böylelikle feodalite temelden çökmüş ise, kapitalizmin de çöküşünün özünde yatan aynı zemindir. üreten insan, ama her şeyi üreten, fakat üretirken araya girenlere köle olanda insan. yani aradakiler hiç bir şey üretmiyor, özünde insanın üretgenliğinin sömürmenin üzerinde varlık gösteriyorlar bunu da ÜRETİM ARAÇLARI MÜLKİYETİ'ni elleridne tutarak yapıyorlar. Aynen ağanın bu topraklar benim demesi gibi, hiç bir farkı yok, farkı yaratan üretim tarzı(birisi toprağa dayalı, öteki toprak dışı). Neyse sosyalizm kapitalizmden daha sonraki ve ileri bir aşamadır, kapitalizmde feodalizmden ileri ve sonraki aşamaydı. her sistem kendi alternatifi ve kendisinden sonra gelecek olanı kendisi doğurur, feodalite kapitalizmi, kapitalizmde sosyalizmi doğurdu. feodalite 1300 lü yıllarda kapitalizmi doğurdu ama devrimler 18.yüzyılda, arada 500 yıl vardır, kapitalizmde sosyalizmi doğurdu ama henüz yüzyıllar geçmiş değil. kapitalizmde feodalite de pratik uygulamalar, ara kazanımlar, kayıplar elde etti, sosyalizmde bu yoldan geçecek.. Feodalite güçlü iken kapitalizm CADI sistemidir, kapitalizm güçlü iken de Sosyalizm cadı sistemidir ve bu inanç bir süre insanlara aşılanır, propganda edilir ve etkin olur. örneğin feodalite kapitalizme karşı mücadele de LONCA sistemi kurdu, böylelikle burjuvalar pazarda yenilgiye uğrayacaktı, eh uzun yüzyıllar etkili oldu... Neyse ben elektrik üretmek için güneşe, doğaya ve emeğime olan gereksinim dışında neye ihtiyacım var? var mı araya hem çalışmayacak, hem alınteri dökmeyevcek, hem de üretmeyecek hem de hiçde öyle değilken toprağın, güneşin, hava ve suyun sahibi benim, benm için çalışacaksınız diyecek. eee bu kişi olmasa da bu üretim oluyor, zaten durumda öyledir, önce insan üretir, sonra tüketir, ve birileride bu işin tam orta yerine çöreklenir. Bu iş böyle başladı, sosyalizmde bu işi bitirmek derdinde. Üretirde, tüketirde ama araya birde yiyici almamaktır mesele. Ben ekonomi-politik bir dil kullanmama namına, herkesçe anlaşılır, hayli kaba kalarak, aslında işn temeldeki teknik, öz yanını değilde daha çok görünür haliyle ifade etmek zorunda kalıyorum. Yani bizim şaban'ın ula ağa da ne olirki dediği noktadır ifadelerim, ama asli bilinç, o sistemi yaratan temeldedir ki bu da bir çırpıda ele alınacak bir konu ve herkesçe anlaşılır mevzular değil... Sorun ne ağadır, ne maraba, ne ben, ne öteki, sorun kişi ya da kişisel temellerde değil, insanları bu biçide konumlayan ve iradelerimizden bağımsız üretim tarız ve üretim ilişkilerindedir, bu değişirse buna bağlı olarak açığa çıkan şeylerde değişir.... yani kapitalizm nasıl kötlüye toprak reformu yaparak, ağalığı bitirmiş ise, aynı şey kapitalizm içinde geçerli, yani mesele kişi ya da kişiler meselesi değil, insanların iradeleri dışı üzerine doğduğu sistemde, hangi sınıfa doğduğu, olanakları vb yani işleyen düzende ve muhtaçlık/mahkumiyet/mecbur kılına vb gibi düzeneklerdedir.. Alıntı:
Alıntı:
|
İnsanın, insanlığın potansiyelini bir izme ideolojiye insanoglunun yarattigi ve somutlasstirdigi bir dozen ve sisteme adamak ile, insanoglunun kendi anlattigi masallara kendisininm teslim olmasini savunmak arasinda hic bir fark yoktur.
Bu dusunce olarak kendisini insanoglu turunden gormeyen, insanoglunun niteliklerini hice sayan, insanoglunu sadece nicelik olarak tek bir nitelige mal, meta mulk olarak adayan ama insanoglu olamamis bir beynin dusuncesidir. Ayni beyin ne 21. yuzyilda oldugunun farkindadir, ne de beynin zihinsel oneminin bilincin farkindadir. Ne de bilgi ve bilisim caginda oldugunun farkindadir. Kisaca 19. yuzyildan kalma tek niteligi nicelik olarak algiladigi insanogluna dayatmaktan baska bir sey degildir. Zaten sosyalizmin de basarili olamamasinin sebebi budur. Insanoglunu bir mal meta olarak gormek ve kendisinin de niteligini insanogluna dayatmak. Bu zihniyetin aslinda hic bir dogma ideolojik ve dayatmali dinden de digger izmlerden de farki yoktur. Ne bir birey bilinci icerir ne de bir insanoglu farkindaligi. Zaten bu zihniyettir sosyalizmi kapitalizme de peskes ceken. Cunku ayni zihniyet bugun emperyalist zihniyettir. Yani guc otorite kullanarak insanoglu yerine koymadigi ulke ve toplumlara saldirmak. Yani "ulkelerin kaderlerini tayin etme hakkini" kendinde gormek. Insanoglu potansiyelini algilayamayan hic bir zihniyet, kapitalizmin somurusune ve onuncikarina teslimiyetine mahkumdur. Iste materyalizm ile idealizmin ortak akilciligi insanoglunu insanoglu disi bir fenomene teslim etmektir. Biri kul yaparken digeri insanoglunu metya mal yapar ve her ikisi de kendi niteligine kole olacak insanoglu niceligi arar. Kendisi aslinda bu zihniyet ile karsi oldugu sandigi idealism ile de kapitalizm ile de birlesmektedir. Iste o yuzden insanoglu potansiyelinin farkinda ve bilincinde olmayan bir beyin, birey bilinci tasimayan sosyal bilinc tasimayan bir beyindir. |
Niçin Sosyalizm.
Bizler yaşadığımız dünyadan hoşnut değilsek ve kendimiz için bir geleceğin bittiğini düşünürsek bu günün yerine bizim için daha güzel olacak bir dünya düşleriz. Bu düşlediğimiz dünyayı 2 soru ile anlatmaya çalışırız Kapitalizm,in karşısına sosyalizm (komünizm)gibi bir rejimi bize öğütlemişlerdir ve geçmişle karşılaştırıp insan için en doğal sistemin Komünizm olduğunu söyleyenler birde içine bilimsel sistem koyanlar bize 2 sorunun hangisinin öncel olduğunu sorarlar 1 niçin sosyalizm (komünizm) 2 nasıl sosyalizm (komünizm) biz yaşadığımız dünyadan kendi geleceğimiz için korkuyorsak bu kapitalizm bizim için tehlikeli bir hal almışsa önce niçin sosyalizm sorusu daha önce gelmektedir. Bu soru aslında yaşadığımız hayat için daha gerçekçi tıpkı soğukta kalmış bir insanın en acil ihtiyacı üstü kapalı rüzgar almayan sığınak istemesi gibi eğer sığınağı bulduğumuzda nasıl bir sığınak sorusunun cevabını arayacağız aramakta da haklıyız. Niçin sosyalizm: Bu yaşamış olduğumuz adına kapitalizm denilen sistem insandan çok sermaye birikimini hedefler bu birikim sınırsızdır öncelikle küçük sermayeleri üstüne çeker sonra daha büyükleri hiç doymaz hepsini tek elde toplamak onun rüyalarında gördüğü hayallerini kurduğu bir dünyadır, hatta bütün evreni ister. Onlara sömürü yetmez hapsini ister savaşlar çıkarır canlar yakar depremler yaratır yuvalar yıkar fırtınalar çıkarır ormanları yok eder daha doymaz gölleri kurutur denizleri kirletirler, karnı tok ama gözü açtır bunların. Hindistan da 80 sente ürettiği ayakkabıyı İstanbul da 200 liraya satar 250 bin yoksul çocuğu karın tokluğuna çalıştırır Irakta 1 milyon insan öldürür bir sürü cani yetiştirir doymaz çünkü istedikleri bütün evrendir Bunlar engerektir çıyandır der nazım usta aşımıza ekmeğimize göz koyandır der ustamız.İşte biz niçin sorusunu zorunluluktandır diye cevap vereceğiz çünkü artık bu dünyada bize yaşamı zehir ediyorlar daha 20 sine gelmeden toprağa veriyorlar kendileri saraylara sığmıyor bize bir barakayı haram ediyorlar bol bol cennet vaad edip kendileri cennette yaşıyorlar işte onun için sosyalizm başka şansımız kalmadığı için sosyalizm. Nasıl bir Sosyalizm : İçinde insana yakışan her şeyin olduğu sosyalizm özgürlüklerin demokrasinin gelişmenin sevmenin genç yaşta ölmemenin olduğu sosyalizm. Devletin giderek küçüldüğü insanın giderek büyüdüğü köleliğin bir daha gelmemek üzere gittiği sosyalizm. Çalışmanın zorunlu olmadığı bütün ihtiyaçların temin edildiği insan ömrünün uzatıldığı her kesin her kesi sevdiği korkunun tarihten silindiği sosyalizm. İnsan bilincinin geliştiği bütün yüklerin insan üstünden atıldığı insanların kendisi için bütün planlarını kendileri yaptığı bir sosyalizm istemekte hepimiz halkıyız ve bunu kimseden istemiyoruz biz kendimiz için bunu yapacak kudretteyiz yeterki bizi engelleyen şeyler ortadan kalksın Biz niçin istediğimiz ve nasıl istediğimizin bilincinde olalım. |
Alıntı:
Yeni bir terime, yeni bir harekete, yeni bir senteze ihtiyaç var gibi duruyor. İşte buna da sanırım "meritokrasi" diyecekler. "The Movement" da diyebilirler. Bakalım göreceğiz... Devrimin başladığını ilan etti birileri Yunanistan seçimlerinin belli olduğu gün... |
Birey bilinci, sosyo-etik bilinc ve ozgur birey devleti olmadan sosyalizm mumkun degildir.
Tabi burada her bir nitelige onem ve deger veren evrensel hukuk insan haklari temelindeki hak ve ozgurlukcu ve hak ve ozgurluk ihlalini onleyici bir sosyalizmden bahsediyorum. |
Alıntı:
Sorun değil, bu her dönem böyledir, şu kır hayatının %80 olduğu dönemlerin Türkiyesinde, kır filmlerinde ağaya karşı geldiği ve gözünü açtığı için Şaban'ı herkes kötülüyordu bir güzelde kırbaçlanıyordu (insanlar biraz böyledir, çünkü her sistem her insana enjeksiyon yapar, insanalr kendilerine yabancılaşır, kendi taleplerininde yine düşmanı kendileri olurlar vs) :) Kapitalizmde gelmeden önce feodalite tarafından aydınlar vs kötüleniyordu, çünkü maymun gözünü açarsa öyle açardı, kapatmak gerekiyordu, kötüleme, kara propaganda bu işi bir yere kadar götürür, bir yerden sonra ise tam tersine oklar kötüleyene çevrilir(maymun gözünü açtıkça). Yani isim önemli değil, kapitalizm koşulalrında başka isim bulsanız ve bu alternatif olacaksa , birinci gün zaten adı kötüye çıkmıştır bile :) |
Biraz somut olalim.
Ben sahsen Turkiye'de iktidara gelsem; neler yapardim. Birincisi ulkenin tum emperyalistlere olan borclarinin odenmesini; Yari yariya kabullenirdim. Diger yasrisini da ulkenin zengin kesiminden alir ve oderdim. Diyanet baskanliginin aldigi butceyi keserdim ve ozellestirirdim. Elinde olan tum devlet mallarina el koyardim. Yoksullardan vergi almazdim. Zenginlerden alinan vergiyi yukseltirdim. Aclik durumunu iyilestirirdim. Emekli isci ve memurun yoksulluk ustu gelir almasini saglardim. Egitimi tasmamen parasiz yapardim. Universiteye kadar olan egitimden tasima ucreti almazdim. Universite talebelerine, emeklilere isciye ve memura tasima indirimi uygulardim. Sagligindan dolayi calisamayacak durumda olanlara gecinecek maas verirdim. Emperyalizmin herhangi bir politik ya da ekonomik dayatmasini halka aciklar ve refarandum yapardim. Nato'dan ve B.Milletlerden cikardim. Yasam standartini yukseltecek kaynaklar yartatirdim. Egitimi bilimsel cagdas bilgisel ve birey yetistiren sekilde yapardim. Sosyal direnislere eylemlere izin verirdim. Polisi topluma karsi degil, topluma yardimci olarak kullanirdim. Hak ve ozgurlukler konusunda her turlu yardimci olacak yol gosterecek ve savunacak sivil kurum ve kuruluslar kurardim. Gelire gore kira alirdim. Sagligi az gelirliler icin parasiz, zenginler icin parali yapardim. Arz ve talebe gore okullarda yardimci dil olarak o bolgenin etnik dilinin ogretimini saglardim. Devleti Apolitik olarak duzenlerdim. Hukumetin her turlu politikasinda etik degerlerin politik somuru ve cikarini onlerdim. Universiteye kadar cocuk yardimi verirdim. Issizlere is olanagi sagliyacak egitici ve ogretici kurumlar acardim. Az gelir ile is bulanlara gecim yardimi yapardim. Is bulamayanlara yardim parasi verirdim. Tum dis politikami baris uzerine kurardim. Bunlar simdilik aklima gelenler. Bu sekilde somut onerisi olanlar da bu listeyi genisletebilirler. Sonucta toplumun ve farkli halklarinin ve kesimlerinin herbirinin ve tumunun devletinden ve hukumetinden bahsediyoruz. Ulke ve toplumun yasam standartinin yukseltilmesinden elverdigince refahindan bahsediyoruz. |
Ben iktidara gelsem ne yapardım sorusu bir yığın vaadlar la tam bir bol keseden atan politikacılara benzemiş.
Hani sorarlar milli piyangodan en yüksek ikramiye kazansan ne yapardın onların cevabı tıpkı evrensel insanın iktidar geldiğinde yapacaklarına benzer. Ama hiç kimse bu değirmenin suyu nereden gelecek demez nasıl milli piyangoda devlet topladığı paraların ancak % 40 ını dağıtıyorsa (yasaya göre)o zenginlerden alınacak kazancın temelindede yoksulların alın teri kaybedilen zamanı ailecek çalışıp biriktirilen küçük sermayelerin çalınan kısmı bulunmaktadır. Onun için iktidar gelmek 10 liraya alınan biletin milyonlar kazanması gibi olmuş Eğer soru nasıl iktidara gelinir olsa idi içinde ölümler yoğun emek ödenmiş bedeller görününce o kadar bol keseden atılmıyor. İşte nasıl iktidara gelinir dendiğinde ve iktidar da geldiğinde o kadar çömert olunmayacak var olanın dağıtımı yerine daha fazlası daha kalitelisi nasıl üretilecek ve üretilen ne şekilde paylaşılacak gelecek nesiller için neler yapılacak planlanacaktır. İktidara geldiğinde üretim devam etmezse ve üretimin öznelerinde değişim olmazsa mülkiyet anlayışı tümden değişmezse insanların üretime tıpkı kendileri için ürettiği kadar gönüllü katılımı ağlanmazsa aldığın iktidar ancak birikimlerin bittiğinde iktidarda Bitecektir. İşte iktidar ikram edilmeyecek o ancak kazanılacak anlayışı olmadığında o iktidar senin için geçici demektir. Devrimciler iktidara geldiğinde top yekün değişim olacaktır ve bu değişim ilk defa mülkiyet anlayışında olacak sonra üretim biçiminde ve her üretim artışının çok büyük bölümü paylaşıma yansıyacak. İktidar zaten bir sınıfın elinden zor yolu ile alınacak alan sınıfta iktidar olacak.Alan sınıfın mülkiyeti olmadığı için onun mülk diye bir derdi de olmayacak .Devlet yapısı da bu anlayışla oluşacak yani hiç bir devlet görevlisi işçilerden fazla gelir sahibi olmayacak hiç bir devlet görevlisi işçilerin dışında yaşam statüsü taşımayacak (güvenlikleri hariç) Rekabet sadece daha iyi yaşamı kurmak için olacak üretim araçları gelişecek insan gelişecek İşte ben iktidar aldığımda bunları için çalışacağım. |
Bunlar bir vaatten ziyade, sadece somut onerilerdir.
Devrime gelirsek, 21. yuzyildayiz. Demokratik yolla iktidara gelme olanagi olan bir dunyada yasiyoruz ve bu olanak gecmis tarihten daha da fazla. Eger hala devrimden bahsediyorsak bu bir savas ve fenomenal kan dokmekten baska bir sey degildir. Eger hala devrim yolu ile iktidara geliniyorsa, bu demokratik olarak toplumun ve de farkli halklarinin ve kesimlerinin seni iktidara getirecek kadar benimsemedigini ya da senin kendini onlara yeteri kadar izah edemedigini gosterir. Diyelim devrim ile geldin, ne olacak basliyacaksin kendi niteliklerini halklara ve topluma dayatmaya. Bunun SSCB' nden farki ne olacak? Ya da getirecegin kendince her turlu yasak ve onlemeler ile yaptiginin fasizmden ya da her hangi bir guc ve otoriteye tapan izmden farki ne olacak? Demekki her zamanki gibi once zihin degisimi ve bilinclenme gerekiyor. Topluma farkli halklara ve kesimlerine gelecek sosyalist bir yonetimin nasil yarar saglayacagini aciklamak gerekiyor. Digerlerinin toplum ve farkli halklari ve kesimleri icin iktidara gelmediklerini, sadece kendi politik cikar ve somuruleri icin geldiklerini anlatmak gerekiyor. Sosyalizm, kavram olarak tamamen demokrasiyi sosyo-etik bilinci antiayrimciligi, toplumun ve farkli halklarindan yana olmayi sekuleriteyi, firsat esitligini icermediktenm sonra, hak ve ozgurlukleri savunmak, talep etmek ve desteklemek yerine, ihlal ettikten sonra, sosyalizm degildir; fasizmden de bir farki kalmaz. Sosyalizmi fasizmden farkli kilan en buyuk ozellik, hak ve ozgurluklerin hic bir sekilde ihlal edilmemesidir. Yoksa toplum ve farkli halklari ve kesimleri icin, zor yolu ile gelen ve kendi niteliklerini dayatan bir iktidarin fasizm ya da sosyalizm adi altinda gelmesi fark etmez. Cunku bir seyin ne oldugu adinda degil, yaptigi icraatinda dusunce ve davranisindadir. Iste o yuzden "nasil sosyalizm?" sorusu yaniti aciklamasi ve bilgisi ve de bunun topluma ve farkli halklarina ve kesimlerine yansitilmasi cok onemlidir. Aksi kimse bana topluma sosyalizm ile fasizm arasindaki farki anlatamaz. Sonucta bir seyi bir seyin elinden zor ile almak fasizmdir. Bunun sosyalizm oldugunu kimseye izash edemezsin. Zor, baski, saldiri, yasak v.s. temelli her turlu insanlikdisi ve vuicdan disi dusunce ve davranis; tam da emperyalist zihniyetin bugun yaptigidir. Ustelik "demokrasi, ozgurluk, hak, hukuk,adalet, esitlik" temelli insani kavramlari cikar ve somuru olarak kullanarak ve bunlar Adina her seyi mubah ve mesru kilarak. Aynisini sosyalizmin yapmasinin, ne emperyalist zihniyetten ne de fasizmden ya dfa dini politikadan bir farki yoktur. Iste sosyalizm kendi farkini "demokrasi, ozgurluk, hak, hukuk, adalet, esitlik" v.s. kavramlarini toplum ve farkli halklari ve kesimleri Adina ve yararina kullanarak ve burden hic bir cikar ve somuru gozetmeden ortaya koymalidir. Bu farkini da anlatabilmeli ve goisterebilmelidir. Bunun da yolu emperyalist zihniyetin yolu olan baski zor kullanmakj saldiri, savas v.s. degildir. Bu hata zaten ilk defa SSCB'nin Afgasnistan'a saldirmasi ile islendi. Bugun emperyalist zihniyet iste bu o devrin sosyalizmini kullanarak teroru yaratiyor, koruyor, kolluyor, besliyor ve dunyaya da sanki onun ile savasiyormuis ve toplumlari ondan koruyormus gibi bir izlenim veriyor. Yukaridaki kavramlari da buna alet ederek, her turlu saldirisini guc ve otoritesi ile mesru ve mubah kiliyor. Yani kavramlari su istismar ediyor ve toplumu kandiriyor. Sosyalizmin 21. yuzyilda bunlardan farki olmali. Bu fark, tam da zor yolu kullanmmamakta yatiyor. Yoksa fasizm ile farkini aciklayamazsin. Cunku o tarihte uygulanan sosyalist oldugu soylenen icerikteki zor kullaniminin, bugun fasizmden bir farki yoktur. Kim bana hak ve ozgurlukleri yasam olarak elinden alinanlarin ve katledilenlerin Stalin yas da Hitler tarafindan yapilmasinin bir farkini izah edebilir. Adi ne olursa olsun, katliasm zor kullanma hep aynidir. Sen bunu ister fasizm ister sosyalizm Adina yap; toplumun gozunde sen bir katilsin. Iste sosyalizm artik 21. yuzyilda emperyalizme verdigi o devir anlam ve icerigini ondan farkli olarak cagdasliga tasimalidir. Yoksa emperyalizm her yere kendi cikar ve somurusu icin sosyalizm adi ile saldirmaya devam eder. Yukaridaki kavramlarin da istismarina devam eder. Yukaridaki kavramlarin "demokrasi, hak, ozgurluk, hukuk, adalet, esitlik" v.s. sosyalizmin toplum yararina verebilecegini gostermek ve emperyualizmin gercek yuzunu sergilemek, emperyalist yontem ve uiygulamalar ile olmaz. Cunku tum insanlikdisi dusunce ve davranislar emperyalist zihniyetin urunudur, ustelik bu kavramlari su istismar ederek bunu yapar. Sosyalizm bundan farkli ise, farkini gostersin. Bu da zor kullanmak degildir. |
Nedense devrim dendiğinde akla hep Sovyetler Birliği geliyor akla SB geldiğinde karşılığı demokratik yollarla iktidara gelmek. Bu sözler tarihte bize hep Kaustky yi hatırlatır ve o ekibin bir dünya savaşında hükümete verdiği desteği.
İktidar normal yollarla alınacaksa bunu her halde iktidarın (sınıf) farklı kanatlarını çıkarı gereği hesapları bozulanların planı olsa gerek. Bir rejimi krizden düze çıkarma planları iktidar sınıflarını işidir işte o zaman alttaki sınıflar bu kadrolardan ancak onların verebileceği kadarına razı olacaktır. Bu da iktidar değil ancak katılım olur. Sosyalizm sınıfsal alt üst oluştur. Sosyalist demokraside iktidardaki sınıfların başka sınıflara verebileceği kadarını vermektir tıpkı kapitalist sınıfın işçi sınıfına verdiği kadar gibi. Sosyalizmde öyle sınırsız özgürlük olmaz bu ancak bütün sınıfların ortadan kalktığı zaman uygulanır. Hayallerle gerçek dünya farklıdır. Biz sosyalizmden bütün insanlığa özgürlük beklemiyoruz bizim beklediğimiz reel sosyalizmin eleştirisi olan iktidardaki sınıfların en geniş demokrasisidir. Özgürlük ancak özürlükler için tehlike olan unsurların tamamı kalktığında olacaktır. |
Bugun ontolojik felsefeler olan materyalizm, idealism ve pozitivizm ve bunlarin temel aldigi her turlu etik deger ve ideolojik inancsal izmler; emperyalist zihniyetin kendi politik/ekonomik/diplomatic guc ve otoriteye dayanan insanoglunu meta, mal madde ve kul ve kole olarak degerlendiren ve tum insanligin degerlerini de cikar ve duygu somurusu olarak kullanan bir iceriktedir.
Iste tamda bu nedenden sosyalizm insanoglunun bir meta mal madde kul ve kole olmadigini tum insani degerlere sahip oldugunu ve bunu da emperyalizm gibi duygu ve cikar somurusunde yapip ekonomiyi nicelik olarak azinligin eline veren emperyalist zihniyetten farkli olarak cogunlugun yani toplunm ve farkli halklari ve kesimleri icin yaptigini gostermelidir. Bu da sosyalizmi ontolojik temelden insanoglu timeline tasimak ile nitelikile nicelik paralelligini kurmakile olur. Yoksa bugun antiemparyalist gibi gorunen tum ideolojik inancsalizmler, aslinda emperyalist zihniyetin bir parcasidir ve ona hizmet etmektedir. Cunku emperyalizm kendi karsitligini da bunyesinde tasir. Ancak emperyalist olmayanbir zihniyet, kendi emperyalist olmayan sosyalizmini ortaya koyabilir. Bu da emperyalizmin yaptiginin tam tersini yapmak dusunmek ve davranmaktir. Ya da yaptigi insani degerlerin aslinda bir cikar ve somuru oldugunu gostermek ve bunu onun gibi bir cikar ve somuru olarak yapmamak insanlik Adina ve etik olarak yapmaktir. Yoksa insanoglu niteligi sadece insanoglu niceligini teslim almak, itaat ettirmek, biat ettirmek, guc ve otoriteye boyun egdirmek, kul ve kole yapmak, mal meta ve mulk yapmak her turlu insanlikdegerini de sosyo-etik degeri de cikar ve somuru araci olarak kullanmak ve insanoglu niceligini de bu ugurda herseyi mesru ve mubah kilarak harcamak icin kullanir. Halbuki insanoglu niteligi insanoglu niceligi ile paraleldir ve esittir. O yuzden emperyalist zihniyetli, ontolojik temelli nicelik hakimiyetli sosyalizm degil; insanoglu temelli nitelik/nicelik esitli sosyalizm |
Alıntı:
Alinamiyorsa, burda bazi seyleri sorgulamak gerekir? Ya da toplumun sosyalizmi algilayacak nitelikte olmadiginin farkindaligi gerekir. Iste bu farkindalik, once topluma bu niteligi kazandiracak bir icerikte olmalidir. Yoksa olan adi sadece sosyalizm olan bir emperyalist zihniyet olur. Insanliga ters dusen ne varsa onlarin da ortadan kaldirilmasi ancak iktidar da iken ve ustelik topluma bunun bilinci verilerek yapilir. |
Ben bir birey olarak ve 21, yuzyilin bireyi olarak; ontolojik temelli ideolojik inanca dayanan bir sosyalizmin pesinden gidecek bir nicelik degilim. Benim algimda hic bir kimse de degil. Herkes kendine gore kendince kendi duzeyince bir nitelik sahibi.
Aksine insanoglu temelli evrensel hukuk insan haklari bunyesinde hak ve ozgurluklerden yana olan ve bunu daimi hak ve ozgurlugu toplum farkli haklar ve kesimler olarak ihlal edilen nitelikli nicelikten yana sosyo-etik bilincli bir bireyim. Sen bana hukuksuz olarak zor yolu ile hak ve ozgurlukleri ihlal ederek, hak ve ozgurluk saglayacagini anlatamazsin. Cunku ya hak ve ozgurluklerden yanasindir, ya da ihlal edenlerden yana. Senin hangi hak ve ozgurlukler icin hak ve ozgurluk ihlal ettigin ise onemli degildir. Bunu ister dini ister milli, ister ideolojik ister inanc ister bir etik ya da izm Adina yapman; seni hak ve ozgurluk ihlali eden olarak hakli, hukuklu ya da adil kilmaz. Ustelik te etik degildir. Hukuk denen bir sey var. Bu da hem hak ve ozgurlukleri saglamak hem de ihlal etmemek icindir. Iste demokrasi de, esitlik te, adalet de tum insani degerler de burdadir. Diger tum guc ve otoriteye dayanan yollar, kendi ideolojik inancsal izmsel cikari Adina yapilan baskilar, zorlamalar, yasaklar ve buna uyarlanan kurallar kaideler v.s. hukuksuzdur ve emperyalist zihniyetin cikarinadir. O yuzden bugun dunyada sosyalist bir dozen de system de yoktur. |
Sosyalizm niçin bu isim gerekli oldu B
|
Sosyalizm niçin bu isim gerekli oldu Bu ismi daha çok ikinci enternasyonelciler kullandı ara sıra Engels te kullandı ama Marx hiç kullanmadı. Sosyalizm i kullanıcılar tarif ederken işçi sınıfı iktidarı olarak tanımladı Marx daha çok böyle bir döneme kaba komünizm veya Komünizm,in ilk evresi olarak adlandırdı ama her ikisi de sınıf iktidarı sınıf diktatörlüğü ve sınıf demokrasisi olarak tanımladı.
Marx bu iktidar biçimine komünizmin doğum izlerini taşır demişti. Yani kapitalizmden çıktığı gibi sınıflar var diktatörlük var devlet var sadece el değiştirmiş şekli ile. Niçin bunlar kapitalizm sınıflar sistemlerinin en sonu sosyalizmse sınıf sistemlerinin bitmesi için çıkılan yolun başı onun için bir önceki sınıflı sisteme çok benzer yanları olmasına rahmen sınıflı sistemlerinin tasviye sürecinin başı olduğundan ve insanlık binlerce yıl sınıflı sistemlere alışık olduğunda bilinç ve alışkanlıların hala devam ettiği gibi henüz geri dönüş tehlikesinin sürdüğü için önlemler alınacak tehlikelerden korunulacak olduğundan hala kapitalizm benzeyen yanları mevcuttur. Bir de üretim araçları hala insanlığın özgürleşmesi için gerekli gelişme sağlayamamıştır. İşte diyalektik tarihi mataryalizm insanlığın bu sürece gelişinin tarihini anlattığından bu gidişatta en önemli felsefe dalı olarak devam etmektedir. Tarihe baktığımızda bütün gelişimler sınıflar mücadelesi sonucu ilerlemiştir. Sosyalizm de sınıflar mücadelesidir kapitalist sınıfı temelli yok etmek için onun elindeki mülkiyeti almakla başlayıp bütün hayattan onu silinceye devam edecektir. İnsanlar hep güzel şeyler ister ama o güzel şeyleri yaratmak zordur işte yarattığı güzel şeylerin elinden istemez ve sahip olduklarını korurlar ve koruyucu önlemler alır. İşçi sınıfı da zor yolu ile ele geçirdiği düzeni sahiplenir elinden alınmaması için önlem alır buna işçi sınıfı diktatörlüğü denir. Diktatörlük kelimesi ve uygulanması çok güzel ve övünülecek bir şey değildi ama mecburiyetler onlara bunu yapmak zorunda bırakır. Devrimde öyle zor kullanımdır ama başka çare olmadığı için baş vurulan yöntemdir Çünkü karşı güçlerin elinde top tüfek ve ordu vardır her itiraza zora düştüklerinde bu güçleri kullanır. Yılların deneyimi bu insanlara bunu öğretmiştir onun artık bütün programlarda vardır. Gönül isterki kimsenin burnu kanamasın çünkü bu iktidar mücadelesi insanlık için yapılan bir uğraştır ve ebedi barışı hedeflerine koyan insanların mücadelesidir. Keşke iş seçim sandıklarında sonuçlansa bu daha iyi bir sonuç almak olurdu hem de bütün insanlığın karşısına barış demakrasi ve özgürlük talepleri ile çıkmak iktidarı almadan geniş kesimlerin karşısında sınav vermek olacaktı. Tarih bize bunun mümkün olmadığını defalarca gösterdi. |
Alıntı:
Dedigim gibi "social/sosyal" niteliginden bu kavram turemistir. Bu kavramin ideolojisi/felsefesi sosyalizm; takip edeni/uygulayani da sosyalisttir. Kavramda anlam ve icerik etimoloji olarak bir sorun yoktur. Sorun iki asir onceki zihniyertin ufkunda ve algisindadir., O yuzden ben buna "cagdas sosyalizm" diyorum. Yani insanoglu temelli, nitelikli, birey bilincli, sosyo-etik bilincli, demokratik yolla gelen ve insan haklari evrensel hukuk temelli hak ve ozgurlukcu sosyalizm. Buradan zaten butun bu degerlerin sadece ulkelerin toplumlarinin ve farkli halklarinin ve kesimlerinin uzerinde uygulanacagini ve nicelik olarak bunlarin cogunluk oldugunu ve bunlara bu hakki tanimayanlarin da azinlik oldugunu ve de emperyalist zihniyet bunyesinde farkli ve hatta anti emperyalizm altinda birlestigini gosterir. Yoksa sinifsal/ideolojik/politik bir sosyalizmin devrim ile gelen sosyalizmin, kendini dayatan sosyalizmin emperyalist zihniyetten ve hatta fasizmden de farki kalmaz. Iste tam da bu nedenden "nasil bir sosyalizm" En azindan cagdas, bilgi ve bilisim toplumu ile uyumlu. Bak Syriza'dan sonar Ispanya'da da Podemos geliyor. Yani su an emperyalizmin ekonomik olarak zayif halkalari. Bizler gezi bilincini demokratik bir secim hareketine donusturemedik. Sebebi de Avrupa ile aramizddaki cagdas bilinc ve yasanmislik farki. Bu farkta en az iki asir. Biz bu bilinci bilincsiz baslattik ve dunyayas tanittik. Bunun bilincinde olanlar da iktidar Adina demokratik olarak secimle gelmek icin orgutleniyorlar. Sirada Italya/Portekiz var. |
Gereksiz maddeler eklenmiş :)
O kadar maddeyi siz kapitalizm koşullarında gerçekleştreceksiniz, bu kapitalizmi yıkıp, yerine daha iyi bir değil 3-5 sistem kurmaktan çok daha zor :) Kaldı ki konu ile ilgisi, alakası nedir bu somut önlemlerin vs. Şiddet ayrı bir kavram ZOR ayrı bir kavramdır. Eninde, sonunda bu açmaz sistem de çöküşe girecek, o istikrarsızlık sürecinde hangi kitle isyana varmayacak, hangi kitle karşısında silahlı polis/ordu devletlerini bulmayacak? Bu sürece bir tarafın(hakim sistem) şiddeti, öteki tarafında(toplumlar, halk) ZORA DAYALI süreci denir. Bu gün görece daha iyi durumda olan gelişmiş ülkeler, dünyanın geriye kalan kaymağını yiyemez hale gelince ne olacak? Çok basit bir soru.. Örneğin dünya kaynaklarının %30'unu elinde tutan, kullanan ABD, dünya nüfusunun %5 civarındadır, ama bu halde bile o dünyayıda, ABD'yide yöneten %1, geriye kalan %99'un tüm toplam servetinden daha fazla servet ve hakimiyete sahip olmaya devam edecektir, en küçük bir azalma dahi agresifleşmeleri olarak geri dönecektir. O %1 içindeki 1, sadece 1 kişi, ABD de 100 milyon kişinin serveti oranında servete sahip, peki kim yönetiyor? %1, aslı bu, gerçeği de bu, geriye kalan %99 ciddi biçimde yönlendrilmekte, kullanılmaktadır, kendi durumu ve çıkarlarının farkında değildir, farkında olduğunda da polis/asker şiddetine maruz kalacaktır(o asıl yöneten, asıl hakim, hüküm sahibi olan %1 için, statüko korunacaktır->korunabildiği oranda, ve günümüzde bu statüko zora dayanmadan da yıkılıp, kırılamaz)... Yani kafaya göre şunu yapmak, bunu yapmak, üstüne de somut konuşaılım demek hiç somut değil, zira tümüde hayali... Şu konuda önemli olan nasıl yapacağınızdır, ne yapacağınız değil, birincisi olmadan, ikincisi anlamsız :) Kısaca sosyalizm demek şiddet filan demek değil, KAPİTALİZM YIKILIRKEN DE orataya çıkacak ZOR, yıkanın değil özünde hakim olanın şiddetidir, Gezi eylemlerinde basitçe görüldüğü gibi... |
Gezi eylemlerinde siddet yoktu. Sadece demokratik haklarini kullandilar.
Siddet aksine terror olarak devlette ve poliste idi. Ya da onlarin tuttugu geziye karisan vandallar, molotof kokteyli atanlar, etrafa zarart verenler v.s. Ayrica terror sadece polis ve devlet ile de sinirli kalmadi. Eli sopali sallamali tutulmus siviller de bu terorun bir parcasi idi. Kisaca demokratik bir hak hukuksuzca katledildi, gezi eylemlerinde. Bir onceki mesajda; Alıntı:
|
Alıntı:
Geziciler var olanı koruma eylemleridir özgürlüğüme dokunma evime müdahale etme ağacıma dokunma içkime karışma tiyatromu yıkma gibi taleplerdi yani var olanları elimden alma demektir. Bu eylemlerin ne devrim ne sosyalizmle ilgisi yok ama bize öğrettiği bazı şeyler var. Yeni eylem biçimlerinin nasıl olacağını artık barikatları fabrika önlerine değil meydanlara kurulacağını söylediler .Dünyanın bir çok ülkesinde bu tür eylemler yapıldı Türkiyede de geziciler bize gösterdi. Zaten o eylemlerden sonra bir çok tartışma oldu bundan sonra nasıl olmalı bir arada hangi şartlarda ne şekilde durmalı gibi bize öğrettikleri görüldü. Ama devletlerin tavrı yine aynı zor yolunu ve hiç bir şeyin devleti hafife almaması gerektiğini de öğretti. İşte bizlerinde zoru kullanmamız gerektiğini gezi bize yeniden gösterdi Devlet en masum isteğe bile zor kullanıyor. En basit bir olayda aşırı güç kullanıyor en basit bir isyanı en sert bir şekilde bastırıyor en küçük talepten korkuyor. Hayat insan öğretiyor Gezide bize devleti yeniden gösterdi. |
Alıntı:
Iktidar sokaklarda mi, yoksa mecliste mi saglanacak? Sonucta sokaklar her daim hak ve ozgurluk talep savunu ve destek eylem alanidir. Ya bu hakkin bastirilir, ya da izin verilir. Her iki halukarde de kitlesel ve gozlem sunar. Beyinlere dusunce sunar. Herkes beynindekini soyle bir degerlendirir. Beyinlere hareket gelir. Iste gezi hem bunu basardi hem de sosyo-etik olarak her turlu deger farkini birlestirdi. Gezi ulkemizde bir milad, dunyada da yeni mucadele seklinin bir yuzudur. Nitekim gezi esintileri latin amerika ulkeleri dahil, dunyada yanki ve destek buldu. Ama, iste o kadar. Bunu bir iktidara tasimak gibi bir amaci yoktu. Politik bir talebi yoktu. Duzen/system degisimi istemi yoktu, ideolojisi yoktu. Spontene bir hareketi olarak "bardagi tasiran son damla" misalive gunumuz teknigini de iletisim olarak kullanarak kitlesellesti. Yalniz diktatorun dedigi gibi "birilerinin orgutledigi ya da bir provakasyon/terrorist hareket" degildi. Sadece insanca "bana yasamima iliskime karisma" dedi. Benim guncel tarih olarak gezi direnisi ile ilgili basliklarim var, geziyi detayli anlatan. Profilimden bulabilirsin. |
Alıntı:
Haliyle, bir toplum sistemin farkına varıp, altında ezildiğinin farkına varmış ve canına da tak demişse, o sisteme karşı harekete geçer. Sistemin asıl sahipleri ve muazzam yarar sağlayanlarda ve sistemin tüm zora/güze dayalı krumlarıda harekete geçecektir. Her aklına esen SSCB der çıkar (savaş yılları, 50 yıl öncenin koşulları - ki ABD de bile kıtlıktan milyonların öldüğü-) tümünü geçtim... Rusya, SSCB ninde olmadığı hatta tamamen demokratik bir eylem gerçekleştiren kalabalıkları kurşuna dizmiştir. Tarihe Kanlı Pazar olarak geçer. 22 Ocak 1905'te (eski Rus takvimine göre 9 Ocak) Petersburg'da işçilerin Çar II. Nikolay'a bir dilekçe sunmak üzere Kışlık Saray'a doğru sakin ve barışçıl bir yürüyüşe geçmeleri üzerine çarın askerleri tarafından bu barışçı yürüyüşe katılan silahsız yaklaşık 100.000 işçiye toplu tüfekli acımasızca açılan ateş sonucu 1000'den fazla ölü, 2000'den fazla yaralı ile sonuçlanan tarihi olay. Şiddete bende karşıyım, ama şiddete maruz kalanın, ŞİDDET UYGULAYANI, ZORA DAYALI biçimde etkisiz hale getirmesine karşı olamam ve bu etkisiz hale getirmek onalrı iktidardan alaşağı etmek ile mümkünse neden bu alaaşağı ederek kurtulmak olmasın!! Bunlar (şiddet ve zor) aynı şey değil ve yine Şiddet uygulayanların tekrar o şiddet zamanlarına dönüşü de yine ZORA -HUKUKA- DAYALI olarak engellenecektir. Yani kediyi köşe sıkıştırıp, aaaa seni caniii, ayyyy, ayolll bana tırnak gösteriyor, halbuki ben onu ezecektim demek arsızlık... Zora dayalılık nedir? Sistemin, iktidarın gönül rızası ile değişmemesi ya da aksine razı olmayan toplumlara karşı zorla kabul ettirme, sürekli atak halinde oluşu durumlarında, değişim zora dayalı gerçekleşecektir - ki o dönemler sistem zaten cadı avındadır-. Bu pratik tarafı, yine zora dayanmaksızın da değişim gerçekleşebilir, lakin bunun koşulları ancak statükonun direnç gösteremeyeceği ya da artık direnç göstermenin fayda etmediği ve bunu anladığı/bildiği koşulalrda geçerlidir... Hiç bir egemen çıkar sahibi sınıf, çıkarlarını aşındıran ya da çıakrları ile çatışan şeyleri, ooooo sizmisiniz gelen, turp ile kelem, tabi efendim buyrun ne demek diye karşılamaz. Siz ise hala bir devlet, hükümet diye tutturmuş gidiyorsunuz, yahu o buz dağının minik bir ucu, asıl yekün denizin altında, yöneten ne hükümettir ne de fasa, fisolarıdır, asli hakim olan ve yöneten sermayedir. Yani birileri ben sermayeyim irademle bu işi yöneteyim deme z ki, sistemin işleyişi öyledir. Yani yönetmek için bireysel, kişisel hiç bir çaba sarfetmesi gerekmez. Örneğin Irak'a ilk müdahale olmadan evvel, petrol devleri bir araya gelip Irak petrolünü paylaşmışlardır hem de tam 1 yıl önceden! Yani nereden, nereyi paylaşıyorlar, kendi sınırların ve paylarını başkaları yönetebilir misanılıyor. Sonra sistem yozlaştırır, üç kuruşu olmasa hadi şeytanın bacağını kırdıda hükümetde yer aldı, (3-5 kişiyi geçmez), sağla bir siyasal bilinç yoksa, bu kişi daha ilk ayında yozlaşacaktır, geldiği topluma kısa sürede yabancılaşacak ve sermayenin emrine girecektir(yani kendi çıkarıyla zaten emre girmiş olur, bu kşisel bir şey değil). Sonra Saddam'a tezgah kurdular, kuranlarda bu petrol şirketlerine bağlı ülkeler(bakın ülkelere bağlı şirketler demiyorum, şirketlere bağlı ülkeler diyorum)... Saddam tezgaha boylu boyunca uzanınca, pimi çektiler.. Petrolüde kendi aralarında daha evvel yaptıkları anlaşmaya göre, şurası BP, burası Texaco, şurası Shell... Eğer bir coğrafya da, anlaşma, paylaşma oranları yakalanamaz ise, o coğrafya tekrar alt-üst edilir, yani hakim emperyalist sermaye ve sınıflar kozlarını paylaşırlar, bu alt-üst oluşlar hasım-ortakların mecburen iknasına kadar devam eder, sular durulmaz. Ama bu hasım ve ortaklar hiç bir zaman ikna değillerdir, çünkü Pastadan aldıkları pay %10 ise bu geriye %90 daha pay alabileceklerini ifade eder, haliyle sürekli kavga-savaş-mücadele halindedirler. Neyse kapitalizmden bahsediyoruz yahu, çocuklara masallardan değil! maymun gözünü açtı mı bu önemli, yoksa görmeyen, duymayan, bilmeyen maymun olmak için özel çaba gerekmiyor, sistem daha doğuştan 3 maymun kalıbını basıyor, bu kalıptan da neredeyse sadece istisna diyebileceğimiz ölçekte istisnalar çıkıyor, büyük insanlık ise kalıp ile yaşamaya devam :) Bende şiddete karşıyım, ama bu şiddeti üreten sistem kapitalizmi aklı-haklı yapmıyor ve şiddete karşıyım derken, pratikte de şiddete KARŞI OLMAMAK noktasında duranlarıda haklı konuma getirmiyor. Şiddete karşı iseniz, şiddetle karşı çıkacaksınız, bu şiddet uygulayana zor kullanmak noktasına varsa bile, bu iş böyle, ya da boşverip kumda oynayacaksınız, ikisi de bir tercih sonuçta. :) Tarih bir de şöyle, kaybedenlerin tarihini, kazananlar yazıyor, neyin tercih edilesi, neyin edilemez olduğunu ise süreç, olgu ve olaylar ve irade, kısaca eni sonu keser döner, sap döner durumu aydınlığa kavuşturuyor... |
Alıntı:
İktidar her daim sokaktır sokağı yönetemeyen iktidar değildir Bir çok insan Gezi Milattır der ama milat nedir bir türlü anlatmaz niçin gezi milattır eylem şekli için mi yoksa başka bir nedenden ötürümü bu pek açıklanmaz. Bende gezi türkiye için Milattır diyenlerdenim. Kitleler bazen var olan duruma isyan eder hiç bir program beklemeden birden bire koskoca ateş olur. Yönetenlerde gelecek için plan yapanlarda şaşırır bu dünyada ilk Türkiye de olmuyor ilk defada olmuyor ama o ateş söner ya kendiliğinden ya basınç karşısında söner işte gezi söndü basınç her ne kadar varsa da aslında mesajını verdi söndü. İşte bizim aldığımız mesaj dan BHH (birleşik haziran hareketi ) nin doğumu oldu var olan bütün siyasi yapılar ve bütün planlar halkın yaptığı planlara uymadığını anlattı Gezi katılımcıları da bizi şaşırttı Müslümanından milliyetçisine kadar etnik ayrılıkçıdan bölünme karşıtlarına kadar LGBT den muhafazakarına kadar bir çok kişi kendiliğinden katılımcı oldu Bu işte yeni iletişim araçları çok iyi kullanıldı. Ama devlet 100 yıl önceki devlet gibi idi katılımcılar eylem araçlarını değitirse de devlet hep aynı yöntemi uyguladı. Biz öğrendik hem devleti hem yeni eylem biçimlerini Biz öğrendik dünyadaki değişim biz öğrendik devrimin öznelerini Gezi bütün inançları ve planları bozdu. |
Alıntı:
Gezi onu yasayanlarta ve de yarinki nesillere cok sey kazandirmistir. Ama ne yazikki harekette bir amac bilinci yoktur, bir serzenis/direnistir. Buna ornegi soyle verebiliriz. Anadoilu toplumu tarihi cografi ve etik olarak daimi deger temelinde cok sesli bir topluluktur ve ulke toplumu bunu bilir ve komsusunu oldugu gibi Kabul eder (en azindan 70'lere kadar boyle idi) Fakat bu davranis sadece tarihi bir mirastir ve bilincli degildir. Iste o yuzden ayristirmaci bir politik propaganda toplumu bolebilir. Iste gezi Anadolu tarihi mirasinin cok sesliligini tek bir neden altinda birlestirebilen belki de T.C. tarihinde ilk sergileyen kitlesel harekettir. Cunku daha onceki hareketler politik cikar ve etik deger temelli sadece kendi ideolojik inanclarini sokaga dokerler. Bu da tum toplumu kapsamaz. Isci cikar, digerleri yoktur; ogrenci cikar, digerleri yoktur, memuru/saglikcisi v.s. kisaca "kendince cani yanan" cikar ve digerleri yoktur. Iste gezi herkesin oldugu bir direnistir. |
Alıntı:
Bunun türk adet gelenekleri ile ilgisi yoktur. Dünyadaki memnuniyetsizliğin farklı bir şekilde ifade biçimidir bu yeni bir yöntemdir . Geçmiş dönemlerde düzenden memnun olmayanlar çok geniş işçi eylemleri ile ve grevlerle hoşnutsuzluğu ifade etmekte idiler ama zamanımız da eylem biçimleri değişti bunu üretim biçimlerinin değişmesi ile ilgisi vardır Artık dünyamızda işçi dendiğinde fabrikalara sıkışmış insanları anlatmıyor. öyle on binlerce işçiyi barındıran fabrikalarda yok. Gelişmiş ülkelerde üretim faaliyetlerinde çalışan işçiler genel işçilerin % 20 sini teşkil ediyor geri kalan işçilerin büyük bölümü hizmet sektöründe. Onun için meydanlar daha çok ilgi çekiyor birde iletişimin daha çabuk ve daha fazla insana hitap etme gücünü düşündüğümüzde meydanlar eylemler için en uygun yerler. Dünya işçi sınıfının kapsamı değişti eğitim düzeyi de ileri boyutlara yükseldi birde sermayenin küreselleşmesini koyduğumuzda artık dev işçileri barındıran fabrikalar yok. Son zamanlardaki eylemlerin mekanları meydanlar olması gayet makul. Zamanımızda işçi sınıfı daha enternasyonel ve daha entelektüel Türkiye de bu şekle uyum sağlaması normaldir. İşte gezi eylemleri böyle bir zamanın ürünüdür ve bundan sonraki eylemler bu şekilde olacağından Türkiye de gezi bir milattır. |
Alıntı:
Yani bu cagda politik/ideolojik guc ve otoriteye dayanan ve zoraki gelen devrimler yoktur. Cunku bunlar hukluksuz ve insan haklarina aykiridir. Zoru baskiyi sadece emperyalist zihniyet kullanir. Halbuki cagdas sosyalizm, birey bilincli sosyo-etik bilincli demokrastiok adil ve esitlikci bir yapidadir. Iste bu cagdasligin demokrasi ile gelme ornegi, Yunanistan'da Syriza ile yasanmis, Ispanya'da da Podemos devrededir. Iste bu demokratik iktidar, italya ve portekiz'de de devam edecektir. Gezi bu bilincte ve tecrubede degildi ve olamazdi. O yuzden de demokratik olarak bir iktidar gucu yaratamadi. Belki 2 asir sonra. Kisaca nicelik gucune dayanan sinifsal/ideolojik ve politik ve de devrim zoru ile gelen sosyalizm cagi kapanmistir. Cagimiz birey bilgi ve bilisim cagidir. Nicelik degil, nitelik ondedir. Sinif degil, birey ondedir. Ideoloji/politikadegil etik olmak ondedir. Emperyalizmin ekonomik tikanikligi ulkeleri s1k1stirdikca da demokratik olarak Syrizalar cagin getirdigidir. Cunku basta Avrupa olmak uzere gelismis ulkelerde zaten birey ve sosyo-etik bilinc vardir, tek olmayan ekonomik tikanikliktir. Iste bu da yasandikca, ulkeler demokratik olarak cagdas sosyalizmni iktidara getirecek ve toplumunun farkli halklarinin ve kesimlerinin yaninda yerini alacaktir. |
SB (sosyalist sistem)yıkıldıktan sonra dünyada liberal rüzgarlar esti turuncu devrimler esti bir çok liberal solcu bu rüzgarları yeni bir sosyalizm sandı. Her kes şapkaları havaya attı bayram yaptı. 1989 da doğu alman duvarı yıkıldığında liberal solcularda yine bayram işte bütün duvarlar yıkıldı dedi daha sonraları tunus mısır suriye yemen de başkaldırılar oldu işte yeni devrim dediler. Son dönemlerde gezi benzeri ayaklanmalar işte geliyor demokratik bir devrim dendi ,
Ama yıkılan duvarların yerine ABD Meksika sınırına daha güçlüsünü filistin Israil sınırına daha tekniğini Türkiye suriye sınırına daha güçlüsünü yaptığında söyleyecek sözleri bitmişti İşte o liberal turuncu devrimler yerine daha müdahaleci ekonomiler arap baharları yerine daha diktatör yöneticiler geldiğinde o meşhur liberal solcuların sesi kısıldı. Daha demokratik devrim olmuyormuş devrim demek zor yolu ile iktidarı olmakmış olduğunu öğrendiler. Çünkü her iktidar her demokrasi aynı zamanda zorun kullamımı olduğunu öğrendiler. Ama hala liberal solcu esintileri devam ediyor o küçük burjuva düşüncelerinde bir değişim olmadı her gücü doğru sanıyor buna da bilinç diyor Halkı küçümseme ihtiyaçların en ivedi istek olduğunu iktidarın zor kullanma aracı olduğunu unutup Bir başka çıkışı yine bayram edası ile karşılıyorlar. Şimdide Yunanistandaki solcu itifakı bir kaç ajitetif eylemi sonuç sanıp sevinmekten ve tek çözümmüş gibi göstermekten geri kalmıyorlar. SYRİZA ve benzeri örgütler geçici çözüm örgütleridir Tıpkı türkiye de 2001 de kurulan AKP gibi bu örgütler ya işini tamamlayıp erir ya daha katı yönetime evrilir. Ama bunu hiç bir dönem küçük burjuva düşüncesine sahip olan bilinç farketmez. SYRIZA Yunanistan da var olan krizin çözümü için başka partilerden ve krizden rahatsız olan insanların bir araya gelip kurduğu örgütlerdir işini bitirdiğinde gidecektir. Bu kuruluşların içinde uluslar arası sermaye guruplarının desteği yok denemez. Yunanistanın içine düştüğü siyasi ve ekonomik krizi bilenler SYRIZA ne iş yapacaktır ve kimler bu kurumdan ne gibi planları hayata geçirecektir anlar. Yunanistan krizden kurtulmak istiyor yani kapitalizmin krizinden bu kurtuluş yine kapitalist çerçeve içinde olacaktır. |
Liberallik sadece politik cikar ve somuru temelli bir ozgurluktur, burada bahsedilen ise etik olandir.
Arasindaki fark ta, politik cikar ozgurlugunde, ozgurluk sadece kendi politik cikarini ve kendi politikasini benimseyenler icindir. Yani tarafli ve bertarafli ozgurluk. Etik te ise taraf yoktur. Tum toplumun ve farkli halklarinin kesimlerinin ve her turlu hak ve ozgurlugu politik iktidar guc ve otorite olarak ihlal edilenin elinden alinanin mucadelesi vardir. O yuzden etik ile politik degerlere bakis farkini iyi algilayalim. Bu farki en iyi algilatan gezi bilincidir. Degerlerin hak ve ozgurlugune politik: cikarci somurucu ayrimci v.s. degil, etik: butunleyici, kucaklayici, antiayrimci destekleyici, savunucu, talep edici yani degerlerin hak ve ozgurluk mozayigi olarak bakmistir. Gerci kendisi olaylara politik bakan bir beynin bunu algilamasi biraz zordur. Cunku bir seye politik deguil de, etik bakmak; birey bilinci, sosyo-etik bilinc algi gerektirir. Turkiye'nin de sorunu budur. Her turlu deger politik ideolojik inancsal cikar ve somuru temelinde ele alinmaktadir. Degerleri etik olarak ele alan bir farkindalik ve bilinc yoktur. Iste bu da liberal politik bilinc ile, cagdas bilgi ve bilisim caginin sosyo-etik bilinc farkidir. http://www.turandursun.com/forumlar/...postcount=1247 http://www.turandursun.com/forumlar/...postcount=1246 |
Alıntı:
Yani zor kullanan dediğin, ben artık zor kullanmayım, tabi efendim buyrun çiçekler içinde yollar döşedim gelin benide, zorumu da durdurun demez, demediği için zaten zor kullanıyor. Örneğin Irak'ta bir avuç zenginin(emperyalist burjuva, büyük patron, büyük mafya) petrol paylaşımı adına öldürülmüş iki milyonun, o zora dayalı emperyalistler nezdinde hiç bir değeri yoktur. İKİ MİLYON İNSANIN ÖLMÜŞLÜĞÜNDEN BAHSEDİYORUM, ama çıkıp şurada hala ZORA dayalılığın ne olduğunu bilmiyor, bu şiddetin arkasındaki güçleri korumaya çalışıyorsun, insan hakkından filan dem vuruyorsun(insan haklarına kim karşı çıktı ki, aksine zor, zor ile aşılır, bu insan hakalrına karşı değil aksine insanın haklarını bilmesi, sahiplenmesi ile doğru orantılıdır. Zor dendiğinde illa insan, kişi anlıyorsun, halbukizora dayalılık HUKUKSAL, POLİTİK, KURUMSAL, FİZİKSEL faktörler içerir.) Yani kısaca zora dayalı ayrı bir şey, şiddet ayrı. Örneğin ben şiddete karşıyım, ama ZORA DAYANMAYA karşı değilim. Örneğin ben işkenceye karşıyım, ama işşkence eden kurumların ve gereksinim duyan sistemlerin zora dayalı yıkılmasına ve tekrar at koşturmalarını engelleme namına oluşturulan yasalara(hukuki zor), kurumlara karşı değilim, bunlar farklı şeyler. Neden insan haklarına aykırı olsun, yani ne zamandan beri özgürlük mücadeleleri insan haklarına, insan hak ve özgürlük mücadeleleri insan haklarına aykırı oldu. Hangi emperyalist söylemlerden bahsediyorsanız ben bilmem, ama bu ifadeleriniz zaten bahsettiğiniz o dile ait. Alıntı:
Ya da yasa mı yaptınız, hukuki yollar mi inşaa ettiniz -> ZORA DAYANDINIZ demektir, ve öyle anlarda o zengin dediklerindir zaten ülkelerin asıl yöneteni, sen bu maddeleri gerçekleştirene kadar ülkenin sisteme ait kurumları, kolluk kuvvetleri elini, kolunu sallayıp bekleyecek mi sanıyorsunuz - Gerçi siz bu dediklerinizi gerçekleştirmeden ya daha 3-5 kişi iken faili meçhul olursunuz, ya da bir hayli dayak yer oturursunuz, gerçekleştirirseniz de efendim ben zora dayanmayacam, kolluk güçlerini, devlet organlarını, kurumların yapısını, hukuku değiştirmeyecem dediğiniz an, kelleniz iptedir. Zira sizi ipe çekecek kurum zaten o mallarına el koyduğunuz sistemin, sermayenin hizmetindedir, siz bunu değişmeden, sistemin yapısını değişmeden iş yapıyorsunuz. Hayır değişiyorum diyorsanız işte bu zora dayalıdır ve hiç tahmin etmeyeceğiniz şeylerle mücadele edeceksiniz ve bu, zora dayanırlığın politik, hukuksal, fiziksel bütünlüğü kapsamında olacak... Siz zora dayanmak istediğiniz ya da dayandığınız için değil, mevcut durum zora dayandığı için, ortada değiştirilmesi gereken, yıkılması, kurulması gereken çok şey olduğu için... Yani bu zora dayanırlık, bireyi karşıya alıp kafasını toklamak değil, şu birey ve BEN çerçevesinden çıkarsanız belki daha anlamlı olacak. yani bir binayı yıkmak farklı, insanı yıkmak farklı şeyler, yıkılır, kurulur sistemden ve kurumlardan bahsediyorum, siz neyden bahsediyorsunuz? Yoksa gel benim mallarıma el koy, RIZA GÖSTERMİYORUM nasıl alacaksın? |
Alıntı:
Iktidar olduktan sonra nasil zora dayaniyor? Iktidar ne demektir? Zorburada tamda senin dedigin iktidari demokratik olmayan yollarla yikmaktir. Ondan sonra da sadece kendi ideolojik inancini tum topluma zorla dayatmaktir. Benim dedigimde ise zor yoktur. Iktidara demokratik secim ile gelmis olmak vardir. |
Alıntı:
Kaynak: http://etik.nedir.com/#ixzz3QclHH4K5 Çinde bir ata sözü vardır.Aç insanın demokrasiye ihtiyacı yoktur denir. Avrupada ise ahlak ne alt sınıflar ve en üst sınıflarda yoktur. Ahlak orta sınıfın işidir denir. İktidar mücadelesi içinde ahlak aranmaz ayrıca iktidar mücadelesi verdiğin sınıfta zaten ahlak yoktur. Demekki etik davranış bütün toplumu içine almıyor toplumların belki de en az olan kesimini ilgilendiriyor. hayat ve Sermaye birikimi en ahlaksız iştir ama aynı zamanda gelişmenin de olmazsa olmazıdır. Bu durumda üretimde ahlak aradığımızda toplum bir adım ileri atamaz eğer insanlık tarihinde ahlak olmuş olsa idi insanlık hala ilkel çağlarda yaşıyor olacaktı. Her toplumun birbiri ile çelişen ahlak anlayışı vardır onun için gelişmenin ve mücadelenin hedefine ahlak konmaz İktidar savaşı adı üstüne savaştır eh savaşta ahlak aramak savaşı baştan kaybetmek ola gerek. Bütün olaylarda taraf olmak vardır işte o taraf olmak her kes kendi için doğru dediğini yapmasıdır benim doğrum karşımdakinin yanlışıdır. Toplumun hiç bir kesiminde her kese özgürlük olmaz var demek ancak yönetici olmakla eş anlamlıdır. Bütün toplumun özgür olabilmesi için özgürlüğü engelleyen bütün unsurların ortadan kaldırılması gerekir. Yoksa sadece hayal olarak kalır. |
Alıntı:
Demokratik olmayan iktidar neyle yıkılır? Demokrasi dediğin nedir, kimin demokrasisi, kime demokrasidir? İktidar yıkılmazsa nasıl değişir? Sana gel paşam buyur sen otur cenneti alamızın tepesine mi diyecekler, sebep, sen kimsin? Ayrıcalığın ne? Suud Kralı, sana mektup mu yazdı, gel Eİ, KRALLIĞIM senin olsun filan mı diyor? :) Halbuki demokratik dediğin yolda ZORA DAYANIMIN bir başka biçimidir(daha doğrusu tüm ötekilerle birlikte BİR BİLEŞENİDİR, yani birşeyleri zorla değiştirmiş oluyorsunuz!), şartları, koşulları varsa amenna yok ise kimse beklemez, zora dayanmanın her türlü yolu kullanılır... Yani demokratik demekle bir halt etmiş olmuyorsunuz, bu sizin keyfinize bağlı değil, olsa bile demokratik dediğin yol = ZORA DAYALI yoldur! Zora dayalı ile gidip = şiddeti bir yapan birisi ile neyi nereye kadar tartışabiliriz. Üstelik her ifadesind ekendisi ZORA DAYANIRKEN? İŞİD'i hangi demokratik yolla durduruyorsun, hangi demokratik yolla İŞİd ile masaya oturuyorsun? Emperyalist neo liberal bir yaklaşımla, İŞİD ile savaşmayın, size saldırırsa gül uzatın filan diyorsun, yani şiddet unsuru İŞİD değilde, ona direnmek, ve O'nu etkisiz bırakmak sana göre insan haklarına aykırı!(???).. İfadelerine göre şiddet İŞİD şiddeti değil, burada hiç bir şiddet görmüyor, ama bu şiddete direnilirse bunu şiddet olarak damgalıyorsun. Zora dayanmayacaksan bu konuda işin yok, heleki vay efendim zenginin malına el koymaktan BAHSEDİP, zora dayanıp, zora dayanırlığa karşı çıkmak dahi hayli ciddiyetsizlik oluyor. Yani kısaca bir yandan ZORU KULLANIRIM, öte yandan ZORA dayanmaya, zora, zorunluluğa, koşula, şarta karşıyım diyorsun(yani Alice Harikalar diyarı bir dünyadır bahsettiğin, keyfiniz ne dilerse o oluyor gibi). Bu ne perhiz bu ne sarımsak turşusu? Bir daha soruyorum, ben zenginim MALIMA NASIL EL KOYUYORSUN? El cevap! Sorulara soru ile karşılık verilmez, bu küçük çocuklar için geçerlidir(altta kalmamak hissi) ama insanlar büyüdükçe kişilikleri oturur ve bu tür psikolojik komplekslerden kurtulurlar, soruya sorularla(hemde alakasız) dönmezler, dönüyorlarsa bu çocukluk hastalığıdır, atamamıştır. |
Alıntı:
Kimin ciddi olup olmadigi kendi 2 asir geride kalmis ideolojisini dogmasini savunma Adina yazdiklarindan belli. Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Dedimya insan haklarti bile algilanamanmis. Insan haklari demek, sadece talep, savunu ve destek demek deguildir. Ayni zamanda ihlal edene de izin vermemek demektir. Alıntı:
Zaten tum inanclar ideolojiler v.s. boyledir, ortaya cikar ve sonradan da caga gore dogmalasir. Beyinler kendiuni yeniliyemezse de, bu dogmalar cagdisi olarak kalir, tutuculasir, gericilesir ve hatta koktencilesir. Insan haklarini getirmek Adina, insan hakjlarini ihlal etmek; cagdisi kalmis ideolojilerin inanclarin izmlerin en buyuk ic ve dis cikmazidir. Cunku onlarin politik cxikari sadece tum haklari kendi ideolojilerine inanclarina tanir. Boylece bunu yapan digerlerinden de farki kalmaz. Cunku kendi ideolojisini dayatmak icin hak ve ozgurluklerri ihlal eder. Bunu yapanin adi Aizim, Bizm olmus fark etmez. Sonucta kendi ideolojisi inanci Adina kendi terorunu estirir. |
Alıntı:
Yani etigin tum farklarini kucaklayabilmesi, mesela durust tarafsiz v.s. olmasi. http://www.turandursun.com/forumlar/...postcount=1182 Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Beni anlıyor musun? Terörizm nedir? Şiddet demek değildir, terör, psikolojik, politik, askeri bir savaş taktiğidir. Sık, sık kapitalist, emperyalst devlet-iktidarlar başvuruyor, bu sürekli kullanılır, süreğen ve yaygın kullanımı psikolojiktir ve aslında TERÖR psikolojik etki oluşturmak, geri adım attırmak, caydırmak, kabullendirmek adına kullanılan bir savaş taktiğidir. Bu kapitalist devletlerde süreğen kullanılan bir taktiktir.Örneğin Türkiye de AKP son 5 yıl, sürekli teröre başvurdu, başvuraya devam ediyor, edecekte. Örneğin basın, yayın züerine baskı kurmak terördür, bir kaç gazeteciyi işinden attırmak, hedef göstermek, diğerlerine korku salmak amacı taşır, işte tam da buna terör deniyor. Kendisi gibi düşünmeyen, inanmayan heresi, kötülemekte, susturmakta ve çeşitli alanlarda ses getirir biçidme kurbanalr seçip, yaptırımlara gitmekte böylelikel o kurbanlar eliyle geri kalana gözdağı verilmektedir= terör... İste ben sana yüzlerce devlet terörü örneği veririm. Gezie ylemlerinde öldürülen insnalar bilinçli öldürüldü, bu katliamlar bir terör eylemi id, o şekilde iktidar, tüm diğerlerine gözdağı verdi, vermeye çalıştı yani teröre başvurdu. Dile benden en kabasıdan, en incesine kadar sana buraya bir dolu terör örneği vereyim... Ne dedim ZORA DAYANMAK, zora dayanmadan bir taşı bile yerinden kaldırmazsınız, eğer amacınız bir şeyleri değiştirmekse, o nedenle diyorum ya ciddiyetsiz ifadelere sahipsiniz, hem bir yandan ZORA DAYANIP, hem de öte yandan zora dayanmayı şiddet ile bir tutabildiniz(yani dejenere ettiniz, siz insan haklarının, sömürülmemenin, köleliğin, özgürlük savaşlarını vb, hepsini şiddet kefesine sokup, önemsizleştirdiniz.). Yine de ne hikmetse, kendiniz herkesten önce ZORA DAYANDINIZ... Bu yazımın başına ekledim alıntısını, yapacağın YAPTIRIMI!.. Ya zora dayanırlık ile şiddetin aynı şeyler olmadığını artık kavrayın, ya da siz öyle bilmeye devam edin, o şartlanmış ideolojik dogma derken, tamda kendinizden bahsediyor oluşunuzu hala görmeyiverin. |
[QUOTE=spartacus;538200]
Alıntı:
Yukarida koyulastirdigim cumlenin anlamini biliyor musun? Ne demek "demokratik iktidar mumkunlugu?" Demokratik olarak iktidara gelmek ne demektir? Burada zor kullanma nerdedir? Demek terorizm siddet degildir. Dogrudur her senin gibi kendi ideolojisini inancini izmini topluma zorla dayatmaya kalkanlar icin olmasa gerek. Buralari eger yanitliyabiliresen, iktidara demokratik olarak geldikten sonar neler olacagi konusu farkli bir konudur. Bilmem anlatabildim mi? |
Syriza Yunanistan'da iktidara nasil geldi, zorlami/yoksa demokratik olarak toplumun oyunun coklugunu alarak mi?
Syriza zaten birey bilinci ve sosyo-etik bilinc olarak iktidara gelmistir. Boylece dunyada zoraki iktidara gelmek devri de reel olarak bitmistir. Tabi burada iktidara gelmek ilk adimdir. Onemli olan iktidarda iken toplumun farkli halklarinin ve kesimlerinin iktidari olup olmadigini zaman gosterecektir. Fransa'da Hollande de kendine "sosyalist" demekte ama politik cikar olarak O.Dogu'ya saldirmayi desteklemektedir. Aslinda da sasmamak gerekir. Cunku bunu ilk SSCB Afganistan'a saldirmak ile yapmistir. Ne demokrasi ne de sosyalizm, bir ulkeye saldirarak oraya aktarilamaz. Iste bu zihniyet zaten emperyalizmiun politik cikar ve somurusunun temelidir. Dunyaya ve ulkelere saldirartak ve mudahele ederek, onlara demokrasi getirmenin adi; bu ulkeleri ekonomik olartak ele gecirmektir. Toplumunu halklarini bilinclendir onlarda seni iktidar olarak secsinler. Zoraki hic bir basari ve kalicilik elde edilemez. Iste gecmis yuzyilin dogmalasmis devrim ve iktidar zorlamalari ortada. Hangisi evrensel hukuk insan haklari temelinde bir hak ve ozgurlukler iktidari? |
Alıntı:
Eğer bunlar için yapmıyorsan iktidar diye bir talebin yoktur talebin olmadığında ancak iktidarın ne olması gerektiği konusunda tevsiyede bulunursun seni ne kadar dinlerler bilemem. Bizim iddiamız bütün insanlığın iktidar olma talebini yaratan şartların tamamıyla kaldırılmasıdır onun içinde iktidarlardaki zorunlu olan bütün şartların ortadan kalkması gerekir. Bu konuda en etik davranış budur açık ve net kimseyi aldatmadan yapacağını muhalefetken söylemek. Alıntı:
Çalıştıranla çalışan aynı dünyada olursa insanlığın aynı olması mümkün değildir bu durumu mülkiyet biçimleri yaratır SYRIZA .Yunanistanı krizden çıkarma itifakıdır kriz yaşanmamış olsa idi hiç şansı yoktu. SYRIZA yı yunan halkı yaratmadı yunanistandan alacağı olan ülkelerin projesidir. Ömrü başarısına bağlı. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:25 . |