Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   Ay tanrıçası ve İslam (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=41292)

Ahlaksız 20-11-2018 14:18

Ay tanrıçası ve İslam
 
İNANNA
Yakındoğuda ay tanrı(ça)sının panteondaki en büyük tanrı olduğu;Sin,Almakah,Yarikh,Nanna,Kuşuh,Aglibol gibi farklı adlarla,aya kimi zaman erkek,kimi zaman da kadın olarak tapıldığı belirtilir..İlk olarak Sümer'de Nanna isminde bir erkek ay tanrısı karşımıza çıkar..Nanna'nın kızı olan İnanna,''ay tanrıçası'' olarakta görülür..İnanna vajinasını yeni doğan aya benzetir ki,bu da yakındoğuda ayın doğurgan kadını temsil ettiğini söyleyenleri haklı çıkarır..İnanna,Venüs ile de ilişkilendirilir..İnanna,yeraltındaki kardeşi Ereşkigal(Allatu)'e ulaşmak için 7 kapıdan geçer ve her kapıdan geçtiğinde üzerindeki bir eşyayı/giysiyi çıkarır..(Bu detaylar,daha sonra karşımıza çıkacak)
ADONİS
Suriye ve civarında,Sümer'deki İnanna'ya karşılık gelen Astarte(Afrodit,İştar,Aşera) ile beraber tapınılan Adonis;Mısır'ın Osiris'ine,Yunan'ın Dionysos'una,Anadolu'nun Attis'ine,yahudilerin Yahve'sine ve hristiyanların İsa'sına karşılık gelir..Adonis;Tammuz,Baal,oğul tanrı,rab olarakta görülür..Adonis,ay tanrıçasının eşi olarak görüldüğü gibi,doğumu Venüs ile ilişkilendirildiği için,ay tanrıçasının oğlu olarakta görülebilir..Adonis'in annesi,Myrrh veya Mür isminde bir bakiredir..(Bakire Meryem'in arketipi)
SİN
Son babil kralı Nabonidus,hükümdarlığının yaklaşık 12 yılını kuzeybatı Arabistan'da bulunan Teyma'da geçirmiştir..Bu yerde bulunan en kıymetli sami kitabelerinden olan ve aramice yazılan Teyma taşı,SALM veya ÇLM adlı bir puttan bahseder..Akkadçada SALMU sözcüğü,heykel veya taş anıt anlamında kullanılmıştır..Harran yakınında SELMİSİN adlı bir köy olduğu ve bu köyün taş(tan) Sin veya Sin putu anlamına geldiği belirtilir..Yani,Teyma taşındaki ifadeyi SALM olarak ve bu ifadenin de taş/heykel/put anlamında kullanıldığını kabul edebiliriz..
Nabonidus'un Marduk ve özellikle Sin tanrısına özel önem verdiği,annesi Adad Gappi'nin Harran'da Sin tanrısının müridi/rahibesi olduğu,Teyma'nın da ay tanrısının bir kült merkezi olduğu belirtilir..Buradan da Teyma taşındaki SALM sıfatının/isminin,ay tanrısı Sin için kullanıldığı sonucuna varabiliriz..
Suriye ve civarında Adonis ve Astarte'ye farklı adlarla/sıfatlarla tapıldığını,Sin'e tapınılan Teyma ve Harran'ın da bu bölgede olduğunu biliyoruz..O halde Sin,ya Adonis'e,ya da Astarte'ye tekabül etmek zorundadır..
Üç tanrıya da aynı dönemde tapıldığını söyleyemeyiz..Bu bölgede özellikle bereket kültü yaygın olduğu için,özellikle iki tanrıya tapılıyor ve bu tanrılardan biri tanrıça olarak kabul görüyor..Kaynaklardan birinde bu bölgede ''Adonis ve Astarte'ye tapılıyor'' diyor,diğerinde ''Marduk ve Sin'e tapılıyor'' diyor..Burada bahsedilen Marduk,Adonis ve Astarte'nin ne olduğunu biliyoruz ama Sin'in ne olduğunu,yani tanrı mı,yoksa tanrıça mı olduğunu bilmiyoruz ve bunu çözmemiz lazım..
Nabonidus'un taptığı,tapınaklarını onarttığı Marduk'un Adonis'in arketipi olduğunu,Adonis'le bir görülmesi gerektiğini biliyoruz..O halde Nabonidus'un özel önem vererek taptığı Sin'in,Marduk'un eşi Zarpanit olduğunu söyleyebiliriz..Zaten Zarpanit'te ayla/bereketle ilişkilendirilen bir ana tanrıçadır..
Toparlarsam;Suriye ve civarında tapınılan Sin'in,bir ay tanrıçası olduğunu;Astarte,İştar,Aşera,Afrodit,Zarpanit,İnan na gibi ay/ana tanrıçalarıyla bir görülmesi gerektiğini,SALM kelimesi ile de ilişkisi olduğunu kabul etmemiz lazım..
YAHUDİLİK
İbranice Şalom ve arapça Salam kelimelerinin barış anlamına geldiği,Yahve'nin adının Salem veya Şalim olduğu,Kudüs'ün antik adı Yeruşalim'in barışın veya tanrının yeri/şehri manasına geldiği söylenir..
Biz Salm kelimesinin ay tanrıçası Sin için kullanılan bir sıfat veya bir isim olduğunu,arapça ve ibranicede sesli harf olmadığını da biliyoruz..Haliyle karşımızda bir SLM ifadesi var ama bazı yerlerde ŞLM olarak anlaşılmış..
Bir yerde yahudilerin Şalem isminde bir mutluluk tanrısına taptıkları söyleniyor..Ana ve ay tanrıçalarının doğumla,suyla,bereketle ilişkili olduklarını biliyoruz..Haliyle bu tanrıçaların mutlulukla beraber anılması da gayet doğaldır..Başka bir yerde Şalim isminde bir gök tanrısından bahsediliyor..Bu tanrının akşamın alacakaranlığı veya Venüs yıldızıyla temsil edildiği söyleniyor..Venüs'ün ay tanrıçası için kullanılan bir imge olduğunu da biliyoruz..Haliyle Şalem veya Şalim ismiyle anılan tanrıyı,ay tanrıçası olarak kabul edebiliriz..

Kudüs'ün diğer antik adının SİON olduğu belirtilir ki,bu da ay tanrıçası Sin'den kaynaklanmış olmalıdır..

Ugarit veya Kenan'da Yarikh (Yerak,Yerikha,Jerah,Jarah,Jorah) adında bir erkek ay tanrısından bahsedilir..Yeruşalim veya Jerusalem kelimesinin başındaki Yeru veya Jeru ifadesinin,erkek ay tanrısı Yarikh'e karşılık geldiğini;Şalim veya Salem ifadesinin de ana/ay tanrıça Sin'e karşılık geldiğini söyleyebiliriz..Yani kelime içeriğinde bir bütünlük,bir kaynaşma mevcut..

Ayrıca Şalom kelimesinin gerçekte bütünlük/tamlık manasına geldiği,Süleyman mabedinde hacı olan yahudilerin,bu esnada anlıkta olsa Cennet'teki Şalom (selam-selamet) haline eriştikleri belirtilir..Burada yahudilerin tanrısı Yehova'nın veya Yahve'nin hiç anılmadığına dikkat etmek lazım..Özellikle Şalom'dan bahsediliyor,bu kelimeye bütünlük gibi tanrısal anlamlar yükleniyor,Cennet'te Şalom haline gelmekten bahsediliyor ve kutsal şehrin adı da Yehova ile değil de,Şalom'la irtibatlandırılıyor..

Yahudilerin tanrısı Yehova(RAB)'nın İsrail'in(Yeruşalim) kocası olduğu ve Yehova'nın,Sophia(Aşera) adında bir eşi olduğu belirtilir..Yani Yehova'nın eşi,Yeruşalim'le bir gösterilir..Arkeolojik verilere göre de,Yehova'nın Aşera isminde bir eşinin olduğunu biliyoruz..Aşera veya Sophia ise,yakındoğuda tapınılan ay/ana tanrıçalarının farklı adlarından başka birşey değildir..Yani Yeruşalim şehri,Yehova'nın eşi,ay tanrıçasının ta kendisidir..
M.S.130-202 yılları arasında yaşamış Iranaeus isimli piskoposta,Kudüs veya Yeruşalim'den bahsederken SOPHİA ve ANA kelimelerini de kullanmış..Yahudi filozof Philo'da,Musa'nın babasını,herşeyin babası olan tanrı ve annesini,evrenin onun vasıtasıyla var olduğu SOPHİA olarak belirtmiş..

Hem Yeruşalim kelimesindeki erkek ve kadın bütünleşmesini,hem kelimenin ayla olan bağlantısını,hem de Yeruşalim'le bir görülen Sophia'yı anlamak adına bir alıntı yapacağım;

^^Çok isimli Myrianymos,ayla olan benzerliğinden dolayı Hermafrodit yapıya sahip İsis'in portresi,gnostiklerde Sophia,Havva ya da Barbelo diye geçen canlıların evrensel annesinin portresini yansıtır..İsis gibi gnostiklerin ana tanrıçası da bakire-anne,anne-baba,fahişe-bakire,erkek-dişi,bütün-parça,benzerlik-başkalık gibi insanlarda birbirinin karşıtı olan öğeleri içerir;
''Eşim beni dölleyen kişidir,ben annesiyim onun,o ise babamdır,efendimdir''^^

İsis,yakındoğudaki ana/ay tanrıçalarının Mısır'daki karşılığının adıdır..İsis,İnanna,İştar,Astarte..vb gibi adlar alan ay/ana tanrıçalarının gnostik/batıni versiyonunun adı Sophia'dır ve Sophia,tüm bu tanrıçalar gibi çift cinsiyetlidir..

Kudüs çevresindeki köylülerin nisan-aralık arasında bakirenin kuyusunu onardıkları ve şöyle dedikleri söylenir;
-Ey hanım,ey Ay
-Nemle sula ürünlerimizi
-Ey hanım,ey Siolam kaynağı
-Kurumuş tohumlarımızı sula
Yahudilerin kuyuyu bakire olarak görmeleri,sulamayı/bereketi/kadını ay ile ilişkilendirmeleri,yahudilerin ay tanrıça tapımına işaret eder..Ayrıca Siolam kelimesinin de,ay tanrıça için kullanılan Salm/Şalom/Salem kelimelerini andırdığına dikkat etmek lazım..

İsraililer her yeni ayın 7'sinden 16'sına kadar ayın lütufları isimli mısraları ezbere okurlar..3 defa bizler ve bütün İsrail için hayırlı olsun derler..İsrailli yeni aya bu duayı ederken,aya doğru atılır,daima gözlerini semadaki hilal şeklindeki aya dikerek ''korku ve şiddet düşmanlarının üzerine olsun..Taş gibi donup kalsınlar..Selah!Selah!Selah!'' der..
Burada da yahudilerin aya taptıklarına ve ayla ilgili kullanılan Selam ya da Şalim gibi kelimelere benzer,Selah isminde bir kelime kullandıklarına şahit oluyoruz..
HRİSTİYANLIK
Yahudilerin tanrısı Yahve ve hristiyanların tanrısı İsa'nın bir başka arketipi olan Dionysos'un bakire annesi Semele,adını bakire ay tanrıçası Selene'den alır..Biz Meryem'in bakire olduğunu,mesela katolik Avrupa folklorunda Meryem'in ayla bir tutulduğunu biliyoruz..
Ay tanrıçası olarakta görülen İnanna'nın,kardeşini görmeye yeraltına indiğinde 7 kapıdan geçtiğini belirtmiştim..Bu 7 rakamı,farklı olarak olsa da,Meryem bahsinde karşımıza çıkıyor..İsa'nın,Meryem'in karnında 7 ay kaldığı belirtilir..Pitagorcuların da 7 rakamını ''bakire'' olarak gördüklerini ekleyeyim..Yani Meryem'i ''BAKİRE AY TANRIÇASI'' olarak görebiliriz..Mesela Muazzez İlmiye Çığ'da,İnanna'nın Meryem'e dönüştüğünü söyler..

Ayrıca Meryem'in İştar (Venüs)'ın sıfatlarını üstlendiği,Meryem'in hilal biçiminde ayın üzerinde duruyor resmedildiği,Meryem için söylenen ilahilerin Suriye'de Adonis(Tammuz)'in eşi İştar(Astarte,Aşera ya da Baalath) için söylenen ilahilere benzediği de belirtilir..

Sophia'nın ay tanrıçalarının gnostik versiyonu ve çift cinsiyetli olduğunu biliyoruz..Meryem'in de,bakire ay tanrıçası olarak görülmesi gerektiğini belirttim..Haliyle Meryem ve Sophia'yı aynı/bir görebiliriz..Gnostik mitolojideki teslisin ''baba,oğul ve Sophia'' şeklinde olduğu ve ortodoks hristiyanlıktaki kutsal ruhun da ''çift cinsiyetli'' kabul edildiği söylenir..Yani teslisteki kutsal ruhun,Meryem olduğunu kabul etmeliyiz..

Meryem'in çift cinsiyetli olması demek,Meryem'in hem anne,hem de baba olması demektir..Yani hristiyanların teslisindeki baba ve kutsal ruh Meryem'e,oğul ise İsa'ya tekabül eder..Aslında bir üçlük yok,ikilik var karşımızda..Bir bakirenin aynı zamanda bir anne olduğunu da kabul eden birisi,bir annenin aynı zamanda bir baba da olabileceğini kabul etmelidir..Zaten yukarıdaki alıntıda,ay tanrıçalarının zıtlıkları bünyelerinde barındırdıklarını göstermiştim..
Ayrıca hristiyanların tanrısı İsa ve yahudilerin tanrısı Yehova,hem damattırlar,hem de oğul..
İSLAM
Suriye ve civarında tapınılan Adonis'in ay tanrıçası eşinin bir adı da Afrodit'tir..Herodot,arapların Afrodit'i ''Alilat'' olarak gördüklerini yazar..Yuhanna ve Germanus gibi kişilerin yazdıklarına göre de,araplar ''Haber'' (Habar) adı altında Afrodit'e tapmışlardır..Bugün müslümanların mabudunun adı Allah'tır ve Kabe'de ''Allah'ın evi'' olarak,müslümanların en kutsal kabul ettiği yerin adıdır..Yani arapların ay tanrıçası Alilat'ının Allah'a,Haber'in ise Kabe'ye dönüştüğünü söyleyebiliriz..Ayrıca Kabe'nin önündeki çıkıntının (Hıcır=Döl yatağı) altında,arapların atası İsmail ve annesi Hacer'in yattığına inanılır..Kabe'nin doğu köşesinde de,kutsal kabul edilen ''Hacerül Esved'' taşı bulunur..Yani ay tanrıçası ile ilişkilendirilen Haber'i,Kabe olarak görebileceğimiz gibi,Hacer olarakta görebiliriz..Bu arada Hacer ''taş'' demektir ki,biz ay tanrıçası ile ilişkilendirilen SLM ifadesinin ''taş'' anlamına geldiğini biliyoruz..

Arap Dünya'sının pek çok yerinde toprak ve aşkla ilişkilendirilen ama aslında ay tanrıçası olarak kabul gören Allat'a tapılmış..Bu tanrıçanın esas sembolü yeni Ay ise de,bazen onun içinde duran Güneş'le gösterilmiş..Petra'da bu tanrıçaya Dhu Şara ile beraber tapılmış..Meryem'e de Petra'da Kab/Khaabu/Lat olarak tapılmış..Yani arapların ay/ana tanrıçası Allat'ının Meryem'e,Meryem'in de Kab/Khaabu'ya tekabül ettiğini kabul etmeliyiz..

İbni Arabi,Kabe'yi 7 kere tavaf ederken veya tavaf sonrasında Sophia'yı gördüğünü söylemiş..Biz Kabe'nin Meryem'e karşılık geldiğini,Sophia'nın ay tanrıçalarının gnostik/batıni adı olduğunu,7 rakamının da ay tanrıçaları ve Meryem'le ilgili bağını biliyoruz..Haliyle ünlü mutasavvıfın tavaf sırasında/sonrasında Meryem'i,yani Allat'ı/Allah'ı gördüğünü kabul etmeliyiz..Ayrıca Yeruşalim'in de Sophia ile bir görüldüğünü düşünürsek,Kabe'de görülen bu Sophia dolayısıyla,Kabe'yi yeni Yeruşalim olarakta görebiliriz..

Tıpkı hristiyan gnostiklerin tanrıyı göz kamaştırıcı bir karanlık olarak tasvir etmeleri gibi,müslüman gnostikler de Allah'tan ''siyah bir ışık'' ya da ''aydınlık gece'' olarak bahsetmişler..Burada aydan bahsedildiği çok açık..En başta,İnanna'nın vajinasını yeni doğan aya benzettiğini belirtmiştim..Kabe'nin doğu köşesinde vajinaya benzeyen Hacerül Esved'de,siyah parlak bir taş zaten..

Kabe'nin içinde suyu kurumuş bir kuyu olduğu,bu kuyuyu ziyarete gelenlerin adadıkları armağanları kuyuya attıkları,kuyunun üzerinde ağaçtan yapılmış bir güvercin olduğu,bu güvercinin İŞTAR'ı ya da arapların toprak anasını temsil ettiği söylenir..İştar'ın ay tanrıçası olduğunu biliyoruz..İştar aynı zamanda bakire savaş tanrıçasıdır ve sembollerinden birisi de güvercindir..Yahudilerin kuyuyu,bakire ve ayla ilişkilendirdiklerini de biliyoruz..Yani bu veri de,Kabe'nin bir ana/ay tanrıça tapınağı olduğunu gösterir..

Kabe'ye giriş yapılan en önemli kapının ''SELAM kapısı'' olduğu belirtilir..Selam kapısından(Babüs Selam) girerken hacılar,arapça olarak ''Allah'ım!Rahmet kapılarını bana aç!SEN SELAM'SIN,esenlik senden gelir..Bizi Selam'ın ile selamla ve esenlik yurdu olan cennetine kabul buyur..Ey celal ve ikram sahibi Allah'ım'' diye dua ederler..Burada Allah'ın Selam olduğu ve esenlikle/mutlulukla ilişkilendirildiğini görüyoruz..Biz yahudilerin mutlulukla ilişkilendirdikleri ay tanrıçasına Selam ya da Şalom diye taptıklarını da biliyoruz..Yani bir tarafta Cennet'teki ŞALOM'dan bahseden yahudi hacılar,diğer tarafta Cennet'teki SELAM'dan bahseden müslüman hacılar var..

Eski arapça incil çevirilerinin 4 yerinde elence paradidonai(bırakmak,ihanet etmek) kavramı geçer ve bu kavramın arapça karşılığı olarak ASLAMA/MÜSLİM/İSLAM sözcükleri kullanılır..Matta ve Markos incillerinin 8 yerinde,Yudas İskaryot'un ihanetinden söz edilirken bu kavramlar kullanılır..
İslam dininin bir hristiyan mezhebi olduğunu iddia edenleri haklı çıkaracak bir argümandır bu..Burada müslümanların(müslim),İsa(tanrı) ile bağı kabul ediliyor ama ona ihanet ettikleri de vurgulanıyor..Peki,bu ihanet nasıl oldu?

Arabistan'da KOLLİRİDİYEN adlı kadınlardan oluşan hristiyan mezhebi,eskiden atalarının cennet kraliçesi ASHTORET'e taptıkları yerde MERYEM'i ''tanrı'' yerine koymuşlar..İşte ihanet bu..Yani Arabistan'da İsa(RAB)'yı değil de,Meryem(ALLAH)'i ''tanrı'' yerine koyanlara ''müslim''(an) denmiş..Zaten aslama/müslim/islam kelimeleri,ay tanrıça ile irtibatlandırdığımız salm/salmu/selam/şalom gibi kelimeleri andırmaktadır..

Yararlandığım kaynaklar;

Efsaneler ve mitler-Philip Wilkinson
Hac,İslam'ın kalbine yolculuk-Karen Armstrong,Muhammad Abdel Haleem
İslam tarihi-Philip K.Hitti
Tarih-Herodotos
Altın dal,dinin ve folklorün kökleri-James George Frazer
Mitolojiler sözlüğü-Yves Bonnefoy
Sayıların gizemi-Annemarie Schimmel
İsa ve kayıp tanrıça-Tımothy Freke,Peter Gandy
İsa'nın gizemleri-Tımothy Freke,Peter Gandy
Thespis-Theodor H.Gaster
Ortadoğu mitolojisi-Samuel Henry Hooke
Mezopotamya mitolojisi sözlüğü-Anthony Green,Jeremy Black
İlkçağ tarihi-V.Diakov,S.Kovalev
Sümer mitolojisi-Samuel Noah Kramer
Antik İsrail'in inancı ve tarihi-George E.Mendenhall
İsrail dini-Jules Soury
Mesih İsa'nın tanrılığı-Josh McDowell,Bart Larson
Suriye ve Filistin-Prof.Dr.M.Şemseddin Günaltay
Yakın Şark-Prof.Dr.M.Şemseddin Günaltay
İslamın kaynakları 1,Kabe-Erol Sever
İslamın kaynakları 2,Muhammed-Erol Sever
Asur tarihi-Erol Sever
Hristiyanların islamından,müslümanların islamına-Fuat Aydın
Yahudi ve hristiyan kaynaklarında tanrı imgesi-Murat Hakan Yıldırım
İbrahim peygamber-Muazzez İlmiye Çığ
İnanna'nın aşkı-Muazzez İlmiye Çığ
Eskiçağda yakındoğu toplumlarında kültürel yaşam-Nazmiye Kutluay
Hristiyanlıkta ve İslamda Hz.Meryem-Günay Tümer
Mitolojiler ve semboller-Mehmet Ateş
Seks tanrıları-Elvin Azar
Dünya mitolojisi-Özhan Öztürk
Folklor ve mitoloji sözlüğü-Özhan Öztürk

Felâsife 20-11-2018 20:44

Alıntı:

İbni Arabi,Kabe'yi 7 kere tavaf ederken veya tavaf sonrasında Sophia'yı gördüğünü söylemiş..Biz Kabe'nin Meryem'e karşılık geldiğini,Sophia'nın ay tanrıçalarının gnostik/batıni adı olduğunu,7 rakamının da ay tanrıçaları ve Meryem'le ilgili bağını biliyoruz..Haliyle ünlü mutasavvıfın tavaf sırasında/sonrasında Meryem'i,yani Allat'ı/Allah'ı gördüğünü kabul etmeliyiz..Ayrıca Yeruşalim'in de Sophia ile bir görüldüğünü düşünürsek,Kabe'de görülen bu Sophia dolayısıyla,Kabe'yi yeni Yeruşalim olarakta görebiliriz..
Konu dışı olarak, @Ahlaksız İbni Arabi'nin Sophia meselesini nerede söylediğini öğrenebildin mi?
Hatırlarsan daha öncede yazışmıştık, ben o kadar taradım buna dair bir şey bulamadım. En sonra burada (#39, #40) tavaf olayında bir kız var, yorumumu da eklemiştim.
Orada da olayın herhangi bir Tanrıça filan bağlantısı yok,

Benim Sophia meselesinde anladığım, sanırım Henry Corbin adlı şarkiyatçı bir Fusus çevirisinde böyle diyor, çokları da bunu kaynak gösteriyor. Oysa Türkçe Fususlar da bu yok.
Sophia kelimesi Latinceymiş.
Alıntı:

Felsefe, Yunanca "philosophia" kelimesinden Arapçaya, oradan da dilimize girmiş bir kavramdır. Philosophia kavramı, "philo" ve "sophia" kelimelerinin bileşiminden oluşmuştur. "Sophia" Yunanca'da "bilgelik ve hikmet" kavramlarına karşılık gelmektedir.
Yani Arabi orijinal kitabında Hikmet dediyse, bu çeviride Sophia olarak çevrilmiş, sonrada Tanrıça olarak anılmış olabilir, başka bir mantığı kalmadı bana göre bu işin.
Bir nevi görmek istediklerini görmüşler.
Ama tabii bu gerçeği de yansıtmayacaktır hiç bir zaman.

Konuya gelince, İbni Arabi değilde, İbni Rüşt, Gazali, İbni Teymiye filan söyleseydi Sophia ile ilgili bir şeyler, bu daha sağlam referans olurdu, zira Arabi hayattayken bile ölüm fermanı ile aranan biriydi, Anadolu'ya gelmesi bile bu yüzdendir.

Diyeceğim Arabi, İslam açısından, zaten doğru kişi değildir, adamın her sözü aykırı zaten. :D
Ama bu Sophia meselesi tuhaf tabii, özellikle de yabancıların bunu kullanması, her yerde Sophia görüyorlar galiba. :D

Sevgiler

Ahlaksız 20-11-2018 21:52

Felasife;İbni Arabi ile ilgili yazdıklarım şu kitaba dayanıyor;
https://www.kitapyurdu.com/kitap/isa...eri/79284.html
Kitapta aynen şöyle yazıyor;
Büyük üstad diye bilinen bir sufi olan İbn Arabi,Kabe'nin yedi kere tavaf edilmesi ritini yaptığı sırada Sophia'yı gördüğünü anlatır..O,kadınların Sophia'nın vücut bulmuş güçlü bir hali olduklarına,çünkü onların erkeklerde eninde sonunda Tanrı'ya yönelen bir aşk doğurduklarına inanır..
Bir sayfa sonra ise;
İbni Arabi pagan gnostisizmine öyle meraklıydı ki ''Platon'un oğlu'' diye bilinirdi..

Kitap kaynak olarak Armstrong,Merkür,Matthews gibi yazarları işaret eder..

Alıntı:

Yani Arabi orijinal kitabında Hikmet dediyse, bu çeviride Sophia olarak çevrilmiş, sonrada Tanrıça olarak anılmış olabilir,
Bu dediğiniz çok mantıklı..Yani illa mota mot çeviri diye bir şey olmaz..İbni Arabi paganizme bu kadar meraklı olsa bile,illa Sophia kelimesini kullanmak zorunda değil..

Sufilerin İsa'ya ve Meryem'e gösterdikleri ilgiyi biliyoruz..Haliyle İbni Arabi'nin bu Sophia söylemi,marjinal bir söylem değildir..
İbni Arabi Allah'ı görüyor,vajinası/memeleri olan bir kızı filan değil..Tabi ki burada gerçek bir görmeden bahsetmiyoruz,sadece gördüğünü söylüyor..Deseydi ki,''ben tavaf sırasında Zeynep'i gördüm''..O zaman İbni Arabi'nin neye inandığını,ne söylediğini anlamayabilirdik ama tarih boyunca tapılmış bir tanrıçanın adını veya sıfatını gördüğünü söylemesi,İbni Arabi'nin neye inandığını anlamamızı sağlar..

İbni Arabi,İsa'nın annesi Meryem'i görmüş,ay tanrıçalarının gnostik yanı Sophia'yı görmüş,ay tanrıçası Allat'ı görmüş,ay tanrıçası Afrodit'i görmüş,..Bunların hepsi aynı şey..
Kitap şu;
https://www.kitapyurdu.com/kitap/mus...isa/55618.html
Diyor ki;''Tasavvuftaki İsa ile incildeki İsa,birbirinden kolayca ayırt edilemez..''
Cümleye dikkat edin lütfen..Aynı kitapta İsa'nın havarilerinin ''sufi'' oldukları da söylenir..!

Haliyle İbni Arabi gibi bir sufinin,Meryem tapınağında,tanrının anası Meryem'i(Sophia) görmesi,gayet doğaldır..Sonuçta Kabe,Meryem(Sophia/Allah)'in evi..Ev de sonuçta,ev sahibini görürüz..!

Felâsife 20-11-2018 22:35

Alıntı:

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 628065)
Haliyle İbni Arabi gibi bir sufinin,Meryem tapınağında,tanrının anası Meryem'i(Sophia) görmesi,gayet doğaldır..

Yo bende zaten görüp görmemesine bir itirazım yok, hatta görmüşse anca o görmüştür bile diyebilirim. :D
de\ nerede nasıl geçiyor diye ona merak ediyorum, bende bir sürü Arabi kitabı belgesi var.
Lakin şu ana kadar bir ize de rastlamadım, yoksa "hikmet" kelimesini Arabi zaten sıkça da kullanır.
Hatta Fususul Hikem deyince, Hikem bildiğim kadarıyla Hikmetten türeme, Hikmetli hususlar diyede tercüme olması lazım.

Neyse ben kaynaklara bakayım iyice, sonra konuya dönerim.

Ahlaksız 21-11-2018 00:24

Felasife;''hikmet'' denilen şey,ay/ana tanrıçalarına tekabül eder..Arabi veya bir başkası,tabiki ''ay tanrıçasına tapıyoruz'' demezler ama yaptıkları şey budur..

Karen Armstrong'un ''Tanrı'nın tarihi'' isimli bir kitabı var..Okumadım ama pdfsi var bende..Şimdi baktım kitaba,şöyle yazıyor kitapta;
1201'de, Kabe'nin çevresinde dönerken, Muhiddin Arabi kendisinde büyük ve kalıcı etki yaratan bir görüm gördü. Nizam adlı genç bir kız görmüştü; kız göksel bir hale ile çevriliydi ve Muhiddin onun Sophia'nın, tanrısal Bilgeliğin vücut bulmuşu olduğunu anladı.

Aynı kitapta şöyle de yazıyor;
Alıntı:

Tanrısal Bilgeliği,Dünya'da insanlığı aramak amacıyla Tanrının bir kenara bırakılması olarak okuduğumuzda,İştar, Anat ve İsis gibi kurtarıcı bir misyonla tanrısal alemden inen pagan tanrıçalarını hatırlamamak mümkün değildir. Bilgelik literatürü İ.Ö. 50 civarında İskenderiye'de polemikçi bir biçim kazandı. Önemli bir Yahudi topluluğunun yaşadığı bu kentin Yahudilerinden olan Süleyman, Süleyman 'ın Bilgeligi'nde, Yahudileri, çevrelerini saran Helen kültürünün cazibesine karşı direnmeleri ve kendi geleneklerine bağlı kalmaları konusunda uyarır: gerçek bilgeliği Yunan felsefesi değil Yahova korkusu oluşturur. Süleyman aynca, Yunanca da yazmış, Bilgeliği (Sophia) kişileştirmiş ve onun Yahudi Tanrısından ayrı düşünülemeyeceğini ileri sürmüştür.


Felâsife 21-11-2018 10:37

Alıntı:

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 628072)
Felasife;''hikmet'' denilen şey,ay/ana tanrıçalarına tekabül eder..Arabi veya bir başkası,tabiki ''ay tanrıçasına tapıyoruz'' demezler ama yaptıkları şey budur..

Derler sevgili Ahlaksız derler. :)
Eğer bu adamlar benim bildiğim sufilerse, bunu hiç çekinmeden de çok rahatça söylerler, tanıyorum adamları çünkü.
Bunlar öyle tvler de ki gibi gösterdikleri saf molla tipler değillerdir, her yönleriyle "aykırı" adamlardır.

Bak burada ne demişler, (yazının altına doğru) "din putperestliktir!"
Bu adamlar kadına secdeden, onu put görmekten, ay tanrıçası, gök tanrıçası filan falan çekinmezler, tabu etmezler.
Olmadı üstüne birde divan yazarlardı, yapmadıkları şey değildir, bu imkansız değildir.

Ama Sophia dediğin şeyin Sufilikte Tanrıça yönü yok maalesef, olan felsefi kavram/tabir olarak Sophia var görünen o ki ona da hikmet denmiş zaten, Sophia derseler derlerdi.
Ha dersen ki İslamda Araplarda böyle dersen ona karışmam.

Karen'in dediği yeri de buldum sonunda, Karen kendi görmek istediği gibi görmüş meseleyi, ilgili bölümün tamamını ekliyorum.

Sanırım Karen şaşırmış, zira genç bir kadın hakkında, böyle sözler duymak Batı da olmasa gerek, ama Doğu da var. Bu adamda sonuçta Divan sahibi-ki, aşk, sevgi, muhabbet, duygu bu adamlardan sorulur.
Arabi de bunları yazmış çok değil.
Hatta daha da yazabilirdim diyor.

Kitabın adı bir kere Türkçeye "Arzuların tercümanı" olarak geçmiş, arzular dediğin de cinsel erotik çağrışımlardır ki kitap zaten bu meyanda mistik bir atmosfere sahip. Şarkıyatçılar buna illaki şaşırmıştır, çokta görmüyorum.

Sorun şu ki Arabi kitaplarını herkese yazmamıştır, işin birde o yönü var. O Sufiler için yazmıştır, din için bile yazmamıştır, bunu da Sufi olmayan da anlayamaz. Onuda her sufi anlamaz, derece derecedir onlarda. Adam resmen semboliksel kavramsal yazar, methederken yerer, yererken metheder, bunu .prof olsa anlamaz.
Ha alır kelimeyi zahiri olarak tercüme eder, güzelde eder ama altında ki maksatı nereden bilsin. Sufice yaşamamışsa, ustasından eğitimini almamışsa bilemez.

Dediğim gibi Arabi doğru kişi değil, İslam dünyası onu referans kabul etmez, başka kusurları da vardır çünkü, sakıncaları vardır, öyleyken bile onu kabul eden anca Sufilerdir, onların göz bebeğidir o.

Sevgiler
Alıntı:

Allah kendisinden razı olsun, bu şeyhin bekâr bir kızı vardı. Boylu poslu, genç ve güzel bir kızdı; onu görenler hemen ona tutulurdu; bulunduğu ortamı bir çiçek gibi süslerdi; çevresinde bulunanları sevindirirdi; kendisini seyredenleri hayran bırakırdı; bu kızın adı Nizâm, lakâbı ise Aynü'ş-Şems ve'l-Bahâ idi.1Kendisi âlimdi, bilgiliydi; âbiddi, ibadete çok düşkündü, seyahat etmeyi çok severdi; zühd sahibi idi. Mekke ve Medine'nin önde gelen simalarındandı; kuşkusuz, tehlikelerden korunmuş olan beldenin, yani Mekke'nin yetiştirdiği seçkin bir kişiydi; dış görünüşü itibariyle Iraklıları andırırdı; çok konuşsa, en ince ayrıntılara kadar inerdi; az konuşsa öz konuşurdu; edebî ve fasîh konuşsa net ve açık konuşurdu; eğer nutuk verecek olsa, Kuss bin Sâide onun yanında hiç kalırdı; cömertlik yapacak olsa, Ma'n bin Zâide ona yetişemezdi; eğer vefalı olsa, Semevel2onun yanında adımlarını geri çekerdi; vefasızlığın, gadirliğin belini bükmüş, sınırlarını çoktan aşmıştı.

Eğer nefisleri çabucak ve kolayca kötülüğe kayan ve zayıf, hasta ruhlu, bozuk, kötü düşünceli, namus duygusu körelmiş insanlar mevcut olmasaydı, Allah'ın yaratılış sırasında ona bağışladığı fizikî ve ruhî güzellikleri, ahlâk ve huy güzelliklerini bir bir açıklardım. O, gökteki bembeyaz yağmur bulutu gibi güzeldi; bir çiçek gibiydi; âlimlerin güneşiydi, gözbebeğiydi; edebiyatçıların çiçek tarhıydı, gülbahçesiydi; ağzı mühürlü açılmamış bir hokkaydı; inci gerdanlığın bir parçasıydı; zamanın eşsiz örneğiydi; çağının en değerli kızıydı. Cömertliği bolca, himmetleri yüksekçeydi. Ana ve babasının sevinciydi; sahasının efendisiydi; bulunduğu meclisin en şereflisiydi; evi Mekke'nin Ciyad semtindeydi; evi mahallenin gözbebeğiydi; âdeta bir gönül merkeziydi; Tıhâme onunla aydınlanırdı; bahçedeki çiçekler ona yakın, ona komşu olduklarından dolayı tomurcuklarını açarlardı; onun taşıdığı güzelliklerden (letâyif) ve inceliklerden (şekâyık) ötürü, marifet çiçekleri etrafa kokular yayardı; üzerinde meleklerin dokunduğu izler, meliklerin, kralların sahip olduğu güçler vardı.

Biz onun sohbetinde çok bulunduk ve zâtının üstünlüğüne ve erdemine şahit olduk; ayrıca, halasının ve babasının sohbetinde de çok bulunduk. Bu nedenle bu kitabımızdaki şiirlerde tıpkı bir gerdanlığa en güzel incileri dizer gibi, son derece uyumlu ve ahenkli bir dille onu terennüm ettik. Ona lâyık ifadelerle gazeller yazdık. Fakat gene de onun sevgisinin büyüklüğüyle, söylediği o güzel kadim sözlerle, iç dünyasının zenginliğiyle, iffetinin temizliğiyle ilgili olarak gönlümden geçenlerin, ve ona duyduğum sevgi ilgi ve duyguların hepsini anlatamadım, çünkü o benim tek dileğim ve biricik özlemimdi. O tertemiz, o eldeğmemiş güzel kız! Ancak, bu şiirlerde ona duyduğum sevgiyle ilgili olarak bende birikim hâline gelen (zehâyîr) en içten kalbî duygularımdan (ağlâk) bazı özlemlerimi dile getirmeye çalıştım. İçimde sakladığım arzuları, tahassürleri açığa vurmuş oldum. Eski günlerimizi büyük bir özenle yeniden hatırlayarak, onun o güzel meclisinde yaşadığımız o tatlı anıları, kısacası ona duyduğum tüm ilgilerin bende bıraktığı şeyleri yeniden uyandırdım, yeniden yaşadım.

Bu kitapta hangi isimden söz ettiysem, hepsi ondan kinayedir; hangi evi tasvir edip anlatmışsam, hepsinde onun evini kasdetmişimdir. Ancak bu kitapta yazdığım bütün şiirlerde daima içime doğan ‘ilâhî varidâtlar'a (el-vâridatü'l-ilâhiyye) (içedoğuşlara) ve gönlüme inen ‘ruhânî inişler'e (el-tenezzülâtü'r-ruhaniyye) ve ‘ulvî tenâsübler'e (el-münâsebâtü'l-ulviyye) imalarda bulundum; bunu da (biz sufîlerin yolu olan) en üstün yola göre sembollerle yaptım, çünkü ‘kuşkusuz öte dünya bu dünyadan daha hayırlıdır.' 3Allah razı olsun ondan, o da benim işaret ettiğim konuları çok iyi biliyordu. Kuşkusuz şiirlerimin asıl sırrı, anlamı budur; bunları ancak iyi bilen biri sana anlatabilir.

Bununla birlikte, Allah hem bu kitabın bu kısmını, hem de Divan'ın öteki şiirlerini okuyanların kalbinden, şerefli, soylu, yüksek karakterli, üstün meziyetli insanlara lâyık olmayan ve semâvî/ilâhî konulara uygun düşmeyen çirkinşeyleri geçirtmesin! Amin!
Arzuların tercümanı - Tercümanül eşvak

Ahlaksız 21-11-2018 13:12

Demezler sevgili Felâsife..Bu kişilerin mecaz/metafor/alegori/teşbih gibi yöntemlerle birşeyler anlattıklarını biliyoruz..Yani illa yazdıkları kelimenin Sophia olmasına gerek yok..Alıntı yaptığınız yerlerde ben ay/ana tanrıça görüyorum..Meryem'i görüyorum,Sophia'yı görüyorum,İştar'ı görüyorum..Siz Mekke'de adı Nizam olan bir kız mı görüyorsunuz?

Size iki önemli kaynakta İbni Arabi'nin Sophia'yı gördüğünün söylendiğini gösterdim ve bu kitaplar/yazarlar önemli..Öyle bizdeki yazarlara/kitaplara benzemez bunlar..

Ben bu konuya neresinden bakarsam bakayım,bir tutarlılık görüyorum..Zaten böyle görmesem,bu yazıyı yazmazdım veya Arabi konusunu yazıya dahil etmezdim..

Şu kitapta da şöyle yazar..
Alıntı:

Arabi tavaf yaparken bir el omzuna dokunmuş..Dönmüş ve genç bir kız görmüş..Bu kızı bir yazısında şöyle tanımlamış;''Bir rahibe,Yunanlıların kızı,yayılan ışığın kaynağına tanık olduğum kişi..''
Dinlerin tarihi ve gizemcilik

Bu kişi ''Platon'un oğlu'' olarak kabul edilmiş..Yani Arabi'nin antik Yunan'la bir bağı/ilgisi/sevgisi var..
''Bilgelik'' anlamına gelen Sophia,pagan filozofların tanrıçası..Antik Yunan'daki Platon gibi isimlerin..Haliyle kendini Platon'un oğlu olarak gören birisi,Sophia'yı nasıl es geçsin?!
Filozof sözcüğü de,zaten ''Sophia sever'' anlamına geliyor..Antik yunan filozoflarının tanrıçasını,bu kişilerin hayranı/hastası olan Arabi'de,yazılarında alıntı yaptığınız yerdeki gibi gayet güzel işlemiş işte..Mesela ''o benim tek dileğim ve biricik özlemimdi.''demiş..
Bu aşk işte..Sophia'ya olan aşk..Yunan'da Sophia'ya aşık olanlara ''filozof'',ortaçağda Sophia'ya aşık olan Müslümanlara da ''sufi'' denmiş..Bu kadar net..

Şöyle bir yanılgı yaşamayalım..Bu sufiliğin/sufilerin bir geçmişi var ve bu da hristiyan mistisizmidir/münzeviliğidir..Hristiyan münzevilerinin de antik Yunan'la bağını biliyoruz..Haliyle sufizmi ayrı değerlendirmek çok büyük yanlış olur..Sufizmin veya tasavvufun anlaşıl(a)mayan bir şeyi yoktur..

Ayrıca yazımın son bölümünde,kabaca 7 yerde ay/ana tanrıçaya dair argümanlar sundum ve bunların hepsi birbiriyle tutarlı/uyumlu..İbni Arabi ile yazdıklarım da,bu argümanlarla uyumlu..Ayrıca arapların veya Müslümanların ay tanrıçasına taptıklarını söylemek için İbni Arabi'ye ihtiyacımız da yok..Bu sadece konunun gnostik/batıni yanıyla ilgili bir veriydi..

aliyarasfal 21-11-2018 16:44

Sevgili Ahlaksız;

Oldukça bilgi ile destekli ve inançların evrimi ve geldiği nokta hakkında doyurucu bir çalışma olmuş. Emeğine sağlık.

İnsan ilk soruyu sorduğunda cevaplar istiyordu. Bilmek istedi insan, bilgiyi farketti, sordu. Cevapladıkça doğurgandı bilgi çoğaldı. Belki bundandı Sophianın doğurgan ve her sorusuna cevap vermesiyle tanrıça olma serüveni. Erkek bilgiyse ,soruysa, kadın bilgilerdi, cevaplardı, çoğaltandı, bilgiyi analiz edip çocuğa çevirip bambaşka yanıtlar sunandı ilk ham halinden.Zevkin ürünüydü, hazzın ürünüydü, sonucuydu her çoğalan. Merakın tatmini kadar muhteşemdir tanrıçalarla bütünleşmek.

Bilmek istedi insan bildikçe çoğalttı bilgisini amma o bilgiler kısıtlı duyu ve duygusal süzgeçleri aşamıyordu. Cevaplar bu gün için yanlış olsada insanlık tarihinin ilk bilimselliğinin yanıtıdır Tanrıça Sophia.

İnançlarla bilim yapılıyordu çünkü eldeki tüm mataryel buydu, bilmek inanç ekseninde çoğalttı bilgiyi. Tüm sermaya duygu ve düşüncelerdi. tüm anlam yanlız insanın yalnızlığına sığınmış düşselliğiyle anlamlandırma isteğinin sonucuydu. ilk bilme, ilk bilim, ilk kanıt kişisel deneyimlemelerdi. Yanılma, doğrulama diye bir şey yoktu, çünkü kötüysede iyiysede yaşanılan cevabı tekti. Ne yaşarsan yaşa bildiğin bilgiyi, kutsallaşmış olan Sophiayı buluyordun. Odur cezalandıran, odur mutlu kılan.

Batınıliktir ilk bilim, sofiliktir gelişmiş hali.

Sophia(p harfi yoksunluğu) sofiliğe dönüşürken dilden dile, zahiri galip geldi bilginin yolunda,dinlerle örgütlü kötülük bilgiye düşman oldu , talan, fiziksel varlık önemli oldu , gücü ele geçirme ve sofilik bilginin yazılara döküldüğü, bilginin bilgiyle yanlışlandığı çağlarda Sophiayı evrilten batıni bilgiyi red edip putlara hapsetti aklının köşelerinde.Zahiride köleleşti ,zevk aracı oldu, bilgisini atıp bedenini kullandı zahirciler. Öldürdüler sofiyayı ve sofiler düşman ilan edildi.

Sofiler bilgiyi hala ilk soru soran insanlar gibi kendince keşfetmek peşinde olduğundan düşünceyi yeni bilgilerle çoğaltmayı redettiler, aç bıraktılar Tanrıçayı, bilgisiz bıraktılar, kısırlaştı ve yaratıcılığı öldü, yalnızlığana gömüldü.Ve çağ duyguları değil katı düşünselliği merkez aldığından sophia Tanrıçadan kula dönüştü, Dindarların öldürdüğü, sofilerin özünü kaybettiği bir çıplaklıktır sophia ve çağın kulu ve değersizliğidir artık. Oysa bilgiyi kutsayanların torunlarıyız, en büyük kötülüğü bilgiye sofiye sahip çıkmayan sofiler yapmıştır. Bilgiye sırt dönerek. Dinlerin elinde cariyedir artık sofie. Her gün milyarlarca kere ırzına geçilir ve öldürülür.

Bizler bunu seyretmekteyiz, çünkü biz sadece düşünceyi önemserken unuttuk sophianın özü duygu ve düşüncelerdir. Sophia hala tanrıçadır tüm dinleri redetmeden bunu anlamak mümkün gözükmüyor. Sophia hala doğurgan, duyguları unutmaz isek, düşüncelerin tek kaynak olmadığını hatırlar isek, inanca evriltmezsek bilim bize bu konuda olduğu gibi, eleştirmeyi değil doğruyu bilmek için öğrenmeyi ve doğru bilgiyi insanlarla paylaşmayı sağlar.

Teşekkürler sevgili Ahlaksız ve teşekkürler sevgili felasife.

Şimdilik saygımla gittim...

Felâsife 21-11-2018 19:05

Alıntı:

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 628078)
Demezler sevgili Felâsife..

Dememelerinin bir mantığı yok, korkularından mı demiyorlar acaba?
Öyle olsa taptığınız ayağım altında, enel hak, ne olursan ol gel vs. demezlerdi bu adamlar. Zaten hayatları bir nevi kelle koltukta olmuş.
Yunusun bile Molla Kasımı var, peşinde jandarma gibi dolanan. Öyle olduğu halde genede diyeceklerini demişlerdir.

Demedikleri şeyi dediler demenin de bir mantığı yok, belli ki Batı Sophia'yı arıyor, arasınlar aramasınlar demiyorum ama mantık soruyor işte, nerede söylemiş?
Bir göreyim inceleyeyim, analiz edeyim bakayım, bir türlü o aşamaya gelemedik ama meselede belli oldu tabii.

Platon'un oğlu da gene Batının yakıştırması, kaç kitabını tercüme etmiş Arabi merak ettim. Mesela İbni Rüşd içinde Aristonun oğlu derler ama adam hayatını Aristo'ya adamış biri, hatta Avrupa onun sayesinde tanıyor Aristo'yu. Arapça bir zamanlar Avrupa da bilim diliydi.
Arabiye gelince merak ettim, ne yapmışta Platon'un oğlu olmuş.

Sevgi iyi bir şey, herkes sevsin de onu alıp değiştirmesin, olduğu gibi sevsin.
Arabi zaten özgün yazan biri, başkalarına ihtiyacı yok, "Keşfi aklı" savunan biri, taklitçilik, nakliyecilik yapmaz.
Bilgisine kalemine güvenir yazar. Ve bu adam müsvette kullanmamış hiç, noktalama da kullanmıyor, yazmadığı zaman hastalanıyor ki illa yazacak, sağlam yazıyor yani.
Her bir kitabı tercüme edilince ciltler olabiliyor, çünkü kavramsal da yazıyor, ne dediği hop diye tercüme edilemiyor.
Batı da bu tercümesizlikten nasibini almış görünen. Ama genede bundan kendilerine bir dünya yaratmayı da becermişler.
Tuhaf.
Alıntı:

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 628078)
Alıntı yaptığınız yerlerde ben ay/ana tanrıça görüyorum..Meryem'i görüyorum,Sophia'yı görüyorum,İştar'ı görüyorum..Siz Mekke'de adı Nizam olan bir kız mı görüyorsunuz?

Ben duygu dolu bir adamın satırlarını görüyorum, iki satırdan biri develer, adam melekettinden uzakta, diyar diyar gezmiş, özlemleri var demirden değil nihayetinde, hüzün, ayrılık, yalnızlık kısacası "duygu" görüyorum, duyguyu yüklemişte yüklemiş, ne kızı, ne sophia'yı, ne de aşkı?
Arabinin laylaylom bir hayatı yok, oradan oraya sürgün gibi bir hayat.
Duygu işinde cinsiyetler kalkar, isimler nötrleşir, geriye kalan hazlardır.

İlgili kitapta ki herhangi bir şiiri mesela,
1. Bir zamanlar onların oturduğu yerlerde dur,ağla şimdi bu harabelere
Bir soru sor izleri kaybolmuş harap olmuş silinip gitmiş yapılara

2. Hani nerede sevenleri sevilenleri? Hani nerede alaca tüylü develeri?
Gel de bir bak nasıl geçip gidiyor çölde akşamın buğuları

3. Tıpkı serap içindeki bahçeler gibi görürsün onları
Büyütür buğular gözlerde içinde yürüyen insanları

4. Yola koyuldular varmak için bir an önce el-Uzeyb'e
Orada içmek için insana hayat veren buz gibi suları

5. Peşlerinden gittim ben de onların, Sabâ rüzgârına sordum onları
‘Dal' ağaçlarının gölgesine mi sığındılar ya da buralara mı kurdular çadırları?

6. Sabâ rüzgârı: "Zerud'da bıraktım çadırlarını" dedi,
Yorgunluktan bitkin, geceler boyu yürümekten şikayetçiydi develeri

7. Çadırların üzerlerine yaydılar kalın örtülerini
Öğlen sıcağından korumak için güzelliklerini

8. Öyleyse haydi sen de kalk ayağa git oralara, ara izlerini
Onlara doğru hızlı hızlı sür develerini

9. Hacir yollarında durduğun zaman
Vadileri dağları aşıp geride bıraktığın zaman

10. Onların bulunduğu yerlere yaklaştığın zaman,yaktıkları ateşi gördüğün zaman,
Öyle bir ateş ki alevlendirmekte içimizdeki aşk ateşini

11. Diz çöktür, ‘ıh'tır develeri; korkutmasın seni çölün aslanları tehlikeleri
Çünkü sendeki aşk küçücük aslan yavruları şeklinde gösterir sana onları".


Alıntı:

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 628078)
Size iki önemli kaynakta İbni Arabi'nin Sophia'yı gördüğünün söylendiğini gösterdim ve bu kitaplar/yazarlar önemli..Öyle bizdeki yazarlara/kitaplara benzemez bunlar..

Bu Sophia aşkları fenaymış gerçekten, :D aradıkları gerçek değil, Sophia.
Bu tıpkı birinin Allahı araması gibi, ne aradığını bilenin araması bu arama!

Oysa gerçeği arayan için isimler önemli değil, Allah, Sophia, Meryem aynı şey hiç fark etmez.
Eğer Allah aranıyorsa o bulunur!
Eğer Sophia aranıyorsa o bulunur!

Tabii hayalde bulunur bunlar ve haz duyulur, huzur mutluluk vs.dir.

Gerçekte ise anca "şaşma ve hayret" olur, zaten Arabi verdiğim alıntının hemen devamında, buna değinmiştir, aşkı bile geçen bir şeydir bu.

Sevgiler

Ahlaksız 21-11-2018 19:48

Beğendiğinize sevindim sevgili aliyarasfal..:)

Bu bir akademik makale değil..Öyle süslü cümleler yok,zaten beceremem de bunu..Yaptığım şey,dedektiflik gibi bir şey..Sadece farklı kaynaklarda gördüğüm bilgileri bir araya getirip,bu bilgiler arasında bir kurgu yapmaya çalıştım..Yalnız bunu yaparken,önce kendim ikna olmalıydım,taşlar yerine oturmalıydı,bu kurguda,gördüğüm bilgiler arasında bir tutarsızlık olmamalıydı..

Sümer'den başlayıp,İslam'a gelinceye kadar,yakındoğudaki insanların ana/ay tanrıçaya olan bağlılıklarını göstermeye çalıştım..
Aslında bu yazdıklarım,Sümer öncesiyle de uyumlu..Sümer'e kadar olan dönemde,insanların bir ana tanrıça ile bağını çok iyi biliyoruz;
http://arkeofili.com/paleolitik-done...yici-10-venus/
Aslında insanlık tarihi boyunca,insanlar hep tanrıçaya taptılar..Aralarda tapılan tanrılara bile tanrıça ile beraber taptılar..Mesela ilk tek tanrı Marduk(erkek) denir ama Marduk bile tek başına tapım görmüş değildir..Eşi Zarpanit'le(SİN) beraber tapım görmüştür..Yehova'da öyle..
İnsanların tanrıça tapımına engel olmaya çalıştıklarını biliyoruz..Erkeği öne almaya çalışmışlar ama bunu gerçek anlamda hiç becerememişler..Çünkü tanrıça,bereketin/sulamanın/mutluluğun kaynağı..İnsanlar da sonuçta karınlarını doyurmak zorundalar..Haliyle tanrıçayı bir kenara hiç atamamışlar..

Yalnız geçmişteki insanlar neye taptıklarını veya ritüelleri kimin için yaptıklarını biliyorlardı..Bugünün insanı bilmiyor..Sorun biraz burada..Bugün insanlar inandıkları dinin zahiri yanını bir robot gibi kabul edip,hayatlarına böyle devam ediyorlar..Bir Hristiyan niye kiliseye gittiğini,kime taptığını veya bir Müslüman niye oruç tuttuğunu bilmiyor..
Gizem dinleri veya gnostisizm veya sufizm gibi inançlara bağlı kalanların(tanrıça tapımıyla ilgili inançlar)felsefeleri ''sapkın'' sayılmış,bu insanlar katliamlara maruz kalmışlar..vb
Geçmişte,insanların tanrıça tapımına tam anlamıyla engel olamamışlar ama zamanla dinlerin batıni(tanrıça) yanı törpülenmiş,yok edilmiş;dinlerin zahiri(tanrı) yanı dominant hale gelmiş..

Aslında forumda sevgili cenkvarol,bu tanrıça tapımını çok işledi..Ben sadece biraz detaylandırdım ve bu tanrıçanın çift cinsiyetli yanını ortaya koydum..Bu çift cinsiyet konusunu anlamak,kabullenmek zor gerçekten ama böyle bir gerçek var karşımızda..Bugün Müslümanların Allah dediği şey,erkek değil,kadın da değil..Bunu anlamamız lazım..Allah,o coğrafyada tapınılan 1 numaralı mabud ve bu mabud,ay tanrıçası..Bu tanrıçaya,o coğrafyada tapılması da gayet makul..Çünkü o coğrafyada insanların suya/sulamaya/berekete/mutluluğa ihtiyacı var ve bunu onlara verecek tek şey,onlara göre ay/ana tanrıçası..

Ahlaksız 21-11-2018 20:20

Felasife;siz Arabi'ye hayran mısınız,anlamıyorum ki..:)
Ben ateist olduğum için,sizden farklı görüyorum galiba..Sizin bana gösterdiğiniz alıntıda,Arabi alenen bir tanrıçadan bahsediyor,Mekke'deki bir kızdan değil..
Alıntı:

-âdeta bir gönül merkeziydi;
-Tıhâme onunla aydınlanırdı
-bahçedeki çiçekler ona yakın, ona komşu olduklarından dolayı tomurcuklarını açarlardı
-onun taşıdığı güzelliklerden (letâyif) ve inceliklerden (şekâyık) ötürü, marifet çiçekleri etrafa kokular yayardı
-üzerinde meleklerin dokunduğu izler, meliklerin, kralların sahip olduğu güçler vardı.
-Biz onun sohbetinde çok bulunduk ve zâtının üstünlüğüne ve erdemine şahit olduk
-o benim tek dileğim ve biricik özlemimdi.
-O tertemiz, o eldeğmemiş güzel kız!
Gönül merkezi,çevresini aydınlatıyor,bereket saçıyor,güzel,güçlü,üstün,bakire..Daha ne desin adam?!
''Ben ay tanrıçası Meryem'e(Sophia/Allah) tapıyorum'' diyecek hali yok ya..Siz diyorsunuz ki,derler..Hayır,demezler..Demedikleri için sufiler zaten..!
Sufinin sembolizme/alegoriye başvurduğunu biliyoruz..Burada sufi bir kızdan bahsediyor..Bahsettiği şey bir kız mı?Zahiri yanını görürseniz bir kız dersiniz ama burada bahsettiği şey bir tanrıça..
Kesin yani..%100..
Ben mesela sümer tabletlerinde,bir tanrıçadan nasıl bahsedildiğini biliyorum..Haliyle tanrıçanın ne olduğunu biliyorum..Şu yukarıdaki sözlerle kast edilen bir tanrıçadır..Adının önemi yok..Sophia veya Meryem veya Nizam..

Batı bu konularda niye taraflı olsun?Mesela,Armstrong niye Sophia kelimesini kullansın?Batının sufilerin neye inandıkları umurunda mı?Değil..Bu insanlar işlerinin gereğini yapıyorlar..
Arabi niye ''Platonun oğlu'' olmuş?Antik Yunan'ın gizemciliğini arakladığı için olabilir..
Alıntı:

Arabi zaten özgün yazan biri, başkalarına ihtiyacı yok, "Keşfi aklı" savunan biri, taklitçilik, nakliyecilik yapmaz.
Şimdi anladım..Siz çok seviyorsunuz bu adamı ama fena halde yanılıyorsunuz..Hayatta hepimizin yaptığı tek bir şey var;
''Bilgi aktarımı..''
Tüm hayatımız bundan ibaret..Bu forumda bulunma amacımız bile..İsteyerek veya istemeyerek her an bilgi aktara aktara ilerliyoruz,evrim geçiriyoruz..Yani kimsenin özgünlüğü filan yok..Arabi veya bir başkası,geçmişten aldığı bilgileri kullanarak hayata tutunmuştur..Arabi'de söylenene göre Yunan'dan almış herşeyini..Bu da gayet normal..

aliyarasfal 21-11-2018 20:35

Sevgili Ahlaksız;

Nasıl öldürdü islam tanrıçayı dersen, ilgili olduğunu düşündüğüm çok net bir ayet var, mutluluğu, huzuru, bereketi, suyu sevenlere düşmanlığın bence kanıtı ki sevgili Cenk eminim bu ayetide işlemiştir tanrıçayla ilşkili olarak.

Hadid 20

Dünya hayatının oyun, eğlence ve bir süs olduğunu bilin, aranızda bir övünme ve mal ve evlât çokluğudur. (Dünya hayatı), yağmurun bitirdiği, ekincinin hoşuna giden ekin gibidir. Bir süre sonra kurur, böylece onu sararmış görürsün. Sonra da o çöp olur. Ahirette şiddetli azap, Allah'tan mağfiret ve Allah'ın rızası vardır. Ve dünya hayatı aldatıcı metadan başka bir şey değildir.

Bu ekinci diye bize yutturulan kelimenin yazımı şudur. Ayetdeki olumsuzlamayı, saldırgan dili fark etmemek mümkün mü? Neden? Dünyayı zevk-eğlence gören çiftçilikle geçinenler neye inanıyordu acaba?

l-kufara

http://corpus.quran.com/qurandiction...=kfr#(57:20:17)

Oysa bu kelime kafir demektir. Kendi geçimini topraktan sağlayan ve tanrıçaya taptıklarına emin olduğum Petra civarı insanların nasıl hedef haline getirilip inançları ile nasıl bertaraf edildiklerini çapulcu zihniyetlerce( geçimini asalak olarak sağlayanlar) bu ayetde izi görülmekte. Şu hadis külliyatında baskına uğrayan kabileler meselesini düşünün. Ne iş yaparlardı çoğu? Neye taparlardı?


İşte bilginin ve sadece bildiğince yaşamak istemenin düşmanlığını yapanlarla , Sophiayı öldürenlerin izleriyle dolu dünya. İzi görmek için Sophiaya tapmak gerek. Sophiaya tapanları öldürenler dindardır, sophianın kendinden başkasına yar olmasını hazmedemeyen sofi, sophiayı kul edenler günümüz metacı aklıdır. Duygu-düşünce ve bilgiyi olduğu gibi doğru alıp doğru yorumlamayan Sophiaya tapmayı din sanır.:)Budayı öldürenlerdir sophiayıda öldürenler.

İbni Arabi gibiler Sophianın ırzına geçmek dışında hiç bir muradı olmayan bencillerdir

Şimdilik saygımla gittim...

Ahlaksız 21-11-2018 20:56

aliyarasfal;iyi yakalamışsınız,doğru diyorsunuz..
Dünya'yı,İslam gibi diğer iki semavi din de kötüler..Haliyle insanların Dünya ile bağını sağlıyan tanrıça ve tanrıça tapımı yok edilmek istenir ama bu teoride büyük oranda yapılsa da,pratikte yapılamaz..Yapamazlar bunu..Çünkü geçmişi komple yok sayıp,sıfırdan bir şey(din/inanç) yaratamazsınız..Mutlaka eskinin üzerine yeniyi inşa etmek zorundasınız..

Mesela Muhammed Dünya'yı bir ''gübre yığını'' olarak tasvir etmiş..Böyle bir şey olabilir mi?Dünya'ya bu kadar kin kusulmasının nedeni de,dediğiniz gibi tanrıçadır,Sophia'dır,İştar'dır,Meryem'dir..
Tanrıçaya tapmak demek,huzur bulmak demektir..Çünkü BEREKET tanrıça ile ilişkili bir kavramdır..Bereketin olmadığı yerde huzur olmaz..
Yapılan şey şu;İnsanların elinden tanrıçayı,bereketi,huzuru almışlar;insanların eline,''öteki Dünya'' inancının anlatıldığı metinler vermişler..İnsanlar da bunu zamanla kabullenmiş ama dediğim gibi izler bariz bir şekilde karşımızda..

Hristiyanlıktaki tesliste Meryem yok ama Meryem'in resimleri,heykelleri,hristiyan sanatında hep işlenmiş..
İslam'da bırakın tanrıçayı,kadının adı bile yok ama bugün Müslümanlar kadınla/tanrıçayla özdeşleşen Hacerül Esved'i öpmek için birbirlerini eziyorlar..
Yahudilikte de tanrıça tapımı silinmek istenmiş ama yazımda belirttiğim gibi bugün bile Yahudiler aya nida etmekteler..

Felâsife 22-11-2018 02:27

Alıntı:

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 628088)
Felasife;siz Arabi'ye hayran mısınız,anlamıyorum ki..:)

Hayranlıktan değil, sadece meraktan meseleyi taakipteyim, eskiden daha çok okurdum ama sonradan azaldı tabi, ama bu adamı tanıyorum, çok kitabını okudum, çoğunu da anlamadım ama tavrını bilirim.

Yoksa Sophia'dan söz etmiş etmemiş çok ilgimi çekmiyor, ama ne şekil demiş onun merakındayım. Aslında cevabımı da aldım, meselem bitti benim açımdan. Batı yorum yapmış kendi kendine.
Bu yeni bir şey değil, insanlar görmek istediklerini görürler.

Mesela benim de bir şiirselim var, 15 yıl önce filan yazmıştım, "Alemin Anası - Kalp Bebeği" diye. Daha o zamanlar şimdiki bilgimin yarısı bile yoktu, görünen o ki bundan da Sophia çıkarılırmış.
Sorun şu ki, ben o diye yazmadım, onu ima etmedim, bu başka bir şey.

Sevgi, aşk, vs. dedikçe bunun patenti adeta Sophia da gibi bir durum oluştu ki, bu karşıyı küçük görmek olur, sohbet tıkanır, ki böyle de zaten bilgi alışverişide mümkün olmaz.

Alıntı:

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 628088)
Şimdi anladım..Siz çok seviyorsunuz bu adamı ama fena halde yanılıyorsunuz..Hayatta hepimizin yaptığı tek bir şey var;
''Bilgi aktarımı..''

Doğrusunu arıyorum meselem o, onun içinde sorguluyorum, öyle ha deyince bir şeyi kabullenmem, illa kendim görecem. Yoksa mümkün değil.
Bilgi aktarımı eyvallah, ama bilgi kabulü o araştırmadan olmaz, oluyorsa zaten buna da inanç diyorlar.
Alıntı:

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 628088)
Bu forumda bulunma amacımız bile..İsteyerek veya istemeyerek her an bilgi aktara aktara ilerliyoruz,evrim geçiriyoruz..Yani kimsenin özgünlüğü filan yok..Arabi veya bir başkası,geçmişten aldığı bilgileri kullanarak hayata tutunmuştur..Arabi'de söylenene göre Yunan'dan almış herşeyini..Bu da gayet normal..

Paragraf güzel ama şu her şeyini oradan almış kısmı sıkıntılı, zaten bu yüzden anlaşamıyoruz, insan dediğimiz şey bir makine gibi, bilmez, anlamaz, kaset gibi ne yüklendiyse onu çalan bir cihaz değil.

Orhan babanın dediği gibi, görmek lazım insanı.
En büyük sır daha bilinmeyendir
En güzel söz henüz söylenmeyendir


En nihayeti robot değiliz, öyle olsaydı sana %100 hak verirdim. Ama insanız, ne yapacağı belli olmayan.

Sevgiler

Ahlaksız 22-11-2018 19:09

Felâsife;Gnostisizm ve sonrasında ortaya çıkan sufizm,detaylı konular..Sorun şu;Kabe'nin bir tanrıça tapınağı olduğunu kabul ediyor musunuz,etmiyor musunuz?Ediyorsanız,Arabi'nin bahsettiği kızın aslında tanrıça olduğunu kolaylıkla anlarsınız..Etmiyorsanız,Arabi'nin sözlerini sevgi/aşk gibi kelimelerle yorumlayabilirsiniz..
Alıntı:

Batı yorum yapmış kendi kendine.
Siz batıyı,oryantalistleri aşağılıyorsunuz..Bunu yaparak doğrusunu nasıl bulacaksınız?Doğuya bakarak mı?

Bir şeyler bulmuşum/yazmışım,altına kaynakları koymuşum..Bakın o kaynakların içinde,neler neler var..Türkiye'de başbakanlık yapmış adam da var,din hocası da var,oryantalistler de var..Ben insanların ne dediğine bakarım,kim olduklarına değil..O yüzden böyle çeşitli kaynaklara başvurup,sizin deyiminizle doğrusunu arıyorum..Doğru böyle aranır..Bir tarafa düşman gibi bakarak,doğruyu bulamazsınız..
Akp'liler gibisiniz..Onlar Siyonist,bunlar evanjelist dediler yıllarca;bugün geldiğimiz nokta ortada..Tek tarafa bakıp,doğruyu bulamazsınız..

Armstrong veya Matthews gibi yazarlar,Arabi konusunda yorum yapmış değiller..Mesela Muazzez İlmiye Çığ,İnanna'nın Meryem'e dönüştüğünü söyler..Bunu salt yorum olarak görmemek lazım..Burada bir tespit/teşhis/iddia ortaya koyuluyor ve söylemi çürütmek adına,başka tespitler yapılmalı ve bunlar bilimsel olmalı..
Arabi'nin Kabe'de Sophia'yı görmesini salt yorum olarak okumayın..Bu bir tespittir..Bu insanların bu Sophia kelimesini kullanmalarının altında yatan bir sürü neden vardır..Ben size yukarıda sufilerin İsa ve Meryem'e olan bağlılıklarından kısaca bahsettim..Bu insanların antik Yunan'la olan bağları da ortada..Yani puzzle'da(bulmaca) her şey yerli yerine oturuyor..

Sophia'nın düşmüş olanı var,alt Sophia deniyor buna..Yükselen Sophia var,üst sophia deniyor buna da..Gnostizmde mistik evlilik diye bir şey var..Sufizme de sirayet etmiştir bu konular..Gelin olmak diye bir şey var..Ruh,nefis,beden gibi konular var..Hylic,psychic,pneumatic gibi inisiyasyon konuları var..Kendini bilmek konusu var..(Sufizmde ''marifet'' oluyor galiba bu)Var da var..

Detayın detayı artık bu konular..Oryantalistler bu konuları bilmiyor mu?Biliyor tabi..Arabi'de biliyor..Bilmez olur mu?!

Arabi'nin küp şeklinde bir yapıyı 7 defa tavaf etmesi bile,onun tanrıça inancını ifşa eder..Sadece bu bile yeter..Arabi bir de;bakire,çok güzel,etrafını aydınlatan bir kızdan bahsediyor..Bunu şöyle yorumlayabilirim;
Arabi,fahişelikten(Dünya) kurtulup bakireliğe(üst Sophia,nefs),tavaf esnasında erişiyor..İnisiye oluyor,kendini biliyor,gnosisi farkediyor..Bu yüzden bakire/güzel/nurlu bir kızı gördüğünü söylüyor..
Arabi'nin tavaf sonrasında fahişe bir kızdan(Dünya),bakire bir geline(Dünya'dan kopuş) dönüşmesi,Arabi'nin Allah'a dönüşmesi demektir..Burada daha iş bitmiş değil..Yani Allah olmakla konu kapanmıyor..Arabi gibileri Allah olup,mistik bir evlilikle rabbi bilmenin telaşındalar..Burada bahsedilen rabte İsa oluyor..
Bakın Pavlus ne diyor;
Alıntı:

2. Korintliler 11. Bölüm
Umarım yapacağım küçük bir akılsızlığı hoş görürsünüz. Ne olur, beni hoş görün! 2Sizler için Tanrısal bir kıskançlık duyuyorum. Çünkü sizleri, el değmemiş bir kız gibi tek bir ere, Mesih'e sunmak üzere nişanladım.

Turdur 22-11-2018 19:26

Ahlaksız ve Felãsife; konuya yabancı biri olarak bir şeyi merak ettim... Bu bir maneviyata ulaşmak isteyen insanlar bugün ne oldular ?
Nerede bu sufiler, vecd edenler, inisiye olanlar, üst sophiaya erişmek isteyenler ? Bunlar geçmiş bitmiş eski işler mi ?
Bunlar neye ulaşıyorlardı, beyin bir üst boyuta mı açılıyordu ? Biraz karışık bir soru oldu ama...

Ahlaksız 22-11-2018 20:35

Turdur;bu kabaca ''gizemciler'' dediğimiz kişiler,Dünya'yı ya da maddeyi kötüleyen insanlardır..Haliyle tüm değerlerin maddi kültüre göre yön verildiği günümüzde,bu kişilere yer yoktur..Zaten bu kişiler inanılmaz bir vahşete maruz kalmışlardır..Hem bireysel olarak,hem de topluca katledilmişlerdir..Şiddete filan da karşılar aslında ama şiddet sonucu Dünya'yı terk etmişlerdir..!
Bugün de bir sufi veya bir mistik olsanız,fiziksel olmasa da;psikolojik şiddete maruz kalırsınız..Çünkü günümüzde(geçmişte de) miskinlik/bezginlik kötü olarak kabul edilir..Haliyle insanlar kötüyü ortadan kaldırmak veya kendilerinden uzaklaştırmak adına,bu insanlara psikolojik şiddet uygulayacaklardır..

Bu insanlar her şeyden vazgeçip,her şeyin nedeni olanla BİR olmak istemişlerdir..

Turdur 23-11-2018 02:19

Alıntı:

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 628110)

Bu insanlar her şeyden vazgeçip,her şeyin nedeni olanla BİR olmak istemişlerdir..

Valla bunu da pek anlamıyorum. Sonuçta bir kısmı bir yaratıcıya dahi inanmıyor ama BİR OLMAK üstünde yaşıyor... Bir lokma bir hırka mantığıyla yaşıyorlar. Dünya nimetlerine sırt çeviriyorlar. Bedeni zevklerden uzaklaşıyorlar.
Madem ahirete inanmıyorsan neden dünyanı zehir ediyorsun diyesim geliyor.
Belki Felãsife buna bir yorum yapar.

Felâsife 23-11-2018 13:40

Alıntı:

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 628108)
Sorun şu;Kabe'nin bir tanrıça tapınağı olduğunu kabul ediyor musunuz,etmiyor musunuz?

Bunda edilmeyecek bir şey yok, bir zamanlar orası bir merkezdi ama sonradan @Turdur'un da dediği gibi, nereye gitti bunlar oldu.
Hal böyle olunca, olmayanı zorla oldurmak bize ne sunacak?
Orası Tanrıçaların hâlâ tapınıldığı yer diyelim, neye yarayacak?
O devir bitmiş, dükkan kapanmış.

Sonra Arabi de olduğu gibi, mistik sözlerden, ima ile manalar çıkartmaya çalışalım, çözüm değil. Bu anca kendimiz kandırmak olur.

Bir zamanlar bu Tanrıçalar alenen ortalardaydı, saklı da değillerdi. Bunu araştırmak gerek, ne olduda bunlar kayboldular diye.

Alıntı:

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 628108)
Ediyorsanız,Arabi'nin bahsettiği kızın aslında tanrıça olduğunu kolaylıkla anlarsınız..Etmiyorsanız,Arabi'nin sözlerini sevgi/aşk gibi kelimelerle yorumlayabilirsiniz..

Tamam. Ben çekilirim aradan. :)

Sevgiler

Felâsife 23-11-2018 14:17

Alıntı:

Turdur´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 628109)
Ahlaksız ve Felãsife; konuya yabancı biri olarak bir şeyi merak ettim... Bu bir maneviyata ulaşmak isteyen insanlar bugün ne oldular ?
Nerede bu sufiler, vecd edenler, inisiye olanlar, üst sophiaya erişmek isteyenler ? Bunlar geçmiş bitmiş eski işler mi ?

Hiç aklın kesiyor bu buna?
Bir zamanlar tarihe damga vuracaklar, insanların hafızasın da bu kadar yer edecekler ama kaybolacaklar.
Bu mümkün mü?

Onlarda Evrildiler + gizlendiler !...
Olay bu.

Bir laf var. "Tecrübe yediğin kazıkların toplamıdır!" diye.

Belli ki bu Tanrıçaların da insanlardan ağzı çok yanmış, çareyi gizlenmekte bulmuşlar. :biggrin1:
Ayrıca onlarda çok masumda değiller, zaten imzam da ki yazı bunun içinde yazıldı, onlar artık gizlendi. Başka bir boyuttan işlerini yürütüyorlar. Gizli din olayları var.

Geçmişte bir çok efsanede, mitte ,Tanrılara kazık atan insan hikayeleri var-ki bunu yapan insan.
İnsan bu!
Tedbirini alacaksın!
Gittiği yeri kurutur, tuttuğu yeri sömürür ki hükmetmek ister.
Zerde zaten "istilâ" ruhuna sahip ki, iyi bir şey yapıyorum derken bile istilâ eder.

Tabii bu kadar kazık yiyince, Tanrılarda akıllandılar ve onlarda daha güzel kazık attılar. Başka din, Tanrı yaratarak var/yok diye KAOS çıkartarak, güzel oyalanmamızı sağladılar.
Şimdi onlar mutlu mesut, kazık atanda yok, sömüren de yok, işleri de yürüyor, daha ne istesinler. :third:

Sufizme gelince benzer şey ona da oldu, ve o da yer altına çekildi adeta, yani gizlendi.
Yav insanlar Sufi olunca bişi olacağız zannediyorlar, böyle bir şey yok ki.
Gerçeği öğreneceğiz, Tanrıyı bulacağız, uçacağız, kaçacağız. vs.

Yok böyle şeyler.
Öğrenip öğrenebileceğin, kendi gerçeğin, o da acizlik, çaresizlik, yokluk, ötesi yok ki.
Tuzaklarla dolu bir yolculuktur Sufizm, sonuna geldiğinde ise, hiç anlatılanlar gibi olmadığı çıkar ortaya.
Acı ama gerçeği bu sufiliğin.
Sufilik bir varlık öğretisi de değildir, yokluk öğretisidir, akabinde de kendini imha edecektir.

Haliyle o da deli gibi sömürülünce, puf oldu kayboldu, kaç yüzyıldır 1 tane bile büyük Sufi çıkmamış, tesadüf değil bunlar.

İnsanlar genelde Sufiliği severler, lakin insanın sevgisi bile zarar verir. Severken bile hükmetmek, sahiplenmek ister.

Özetle tecrübe böyle bir şey, onlar niye kayboldular derken, onları kaybedenlere şöyle bir bakarsak mesele anlaşılacaktır.

Yani kendimize.

İstilacı bir türüz, çabucak tüketiriz hemde her yönümüzle, işin garibi bunun farkında da değiliz.

Sevgiler

Ahlaksız 23-11-2018 16:02

Turdur;bildiğin anlamda bu insanların yaratıcıya veya ahirete inanması diye bir şey yok..Mesela tasavvufta şöyle bir tanım yapılmış;
Alıntı:

Tasavvuf düşüncesinde, yaratanla yaratılanın tek kaynaktan geldiğini ve "bir" olduğunu savunan görüştür.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Sufi_metafizi%C4%9Fi
Bu işte BİR olma konusu,salt tasavvufa ait değil..Gnostiklerde de bu böyle,antik Yunan'da Platon'dan sonra da böyle..Gnostizmde nasıl olduğunu,daha önce yazmıştım;
Alıntı:

Gnostik inisiyasyonun hedefi aşağı kendiliği yüksek kendilik ile birleştirmek idi.Çünkü aydınlanmak bunlar bir hale geldiğinde gerçekleşir.Tomas incili 22.ayet-İsa onlara dedi;''İkiden bir yaptığınızda ... krallığa gireceksiniz.''Tomas incili 106.ayet-''Siz ikiyi bir kılarsanız insanoğlu olursunuz ve ey dağ ileri git derseniz,o ileri gider''
http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=39113
Felasife;bugün Müslümanlar Kabe'de ay tanrıçasına dua ediyorlar ve bu ay tanrıçası,aynı zamanda ana tanrıça ve bu ay/ana tanrıça,aynı zamanda tanrı..Yukarıdaki yazımdan böyle bir sonuç çıkarabilirsiniz..Dileyen de kanıtları ile gelir,bu yazdıklarıma itiraz eder..
Yani,aslında ''kaybolma'' diye bir şey yok..Herşey gözümüzün önünde ama bize farklı bir şey gösterilmeye çalışılıyor..Var olan tanrıça tapımı,zaman içinde evrime uğruyor ve bugünkü haline dönüşüyor..Gelecekte de farklı bir hale dönüşecek..Din de,tıpkı insan gibi evrim geçirir..Bunu anladığımız zaman,dinleri daha iyi analiz edebiliriz..

Siz Arabi'nin mecaz/alegori kullanarak yazdığını biliyorsunuz ve buna rağmen Mekke'de gördüğü Nizam'ın,aslında başka bir şey olamıyacağını söylüyorsunuz..Bu ''paradoks'' işte..Madem bu adam yazdıklarına farklı bir anlam katarak yazıyor,o halde niye yazdıklarını olduğu gibi anlıyalım?Oryantalistler,bunu bilmiyor mu?Hepimizden iyi biliyorlar..Bu yüzden işte,Arabi'nin gördüğü kızın,aslında o coğrafyadaki tanrıça inancıyla bağlantısını kurup,buradan Sophia'ya ulaşıyorlar..
Burada bir yorum yok,subjektif bir çıkarım yok,bir kötü niyet yok..Eldeki verilerle,sonuca ulaşma var..

Hadi Nizam konusunda yanılıyoruz diyelim..Arabi niye,Kabe'yi 7 kere tavaf etti?Bunu nasıl açıklarız?7 rakamı inanılmaz önemli bir rakam ve tarihi çok eski..Sümer'den önce de kullanılmış bir rakam bu..Sümer'de İnanna'nın 7 kapıdan geçtiğini belirttim..Bu veri çok çok önemli..Kapılardan geçip,kardeşi ALLATU ile karşılaşıyor..Bu yeraltı tanrıçasının ismi de,zamanla bugünün müslümanların mabudunun ismine dönüşüyor işte..Hiç sağa sola meyletmeden,tasavvufta 7 rakamı var mı diye bakalım?Evet,var..
Tasavvufta 4 kapı ve 3 makam var deniyor;
http://www.islamveihsan.com/tasavvuf...-uc-makam.html
Bir yerde de nefsin 7 derecesi var deniyor;
https://islamdergisi.com/genel/nefsin-yedi-derecesi/
Bu 7 konusunda ''sayıların gizemli'' isimli kitapta,şahane açıklamalar var..Sufizmle ilgili veriler de var orada..

Yani objektif bir gözle bakarsak,sufizm ve bu inançla bağlantılı gnostisizm/paganizm gibi inançlar,Sümer dininden kaynaklanır ki;dediğim gibi Sümer'in de bir öncesi var ama o kadar geriye gitmeye gerek yok..

Bugün hâlâ tasavvufla uğraşan insanlar var..Gnostik insanlar var..Yalnız sayıları,geçmişe göre az işte..Bu azlığın nedeni,hem bu insanların Dünya'yı ''kötü'' görmeleri ki,bu insanların doğal seçilimle elenmelerine neden olur,hem de bu insanlara yapılan şiddettir..

Doğru bakılırsa,bu inananların,inançlarını doğru bir şablona oturttukları da görülebilir..Mesela kötülük problemi denilen şeyi,bu insanlar çözmüşlerdir ama bugünün literalist dindarları,bu problemi izah edemiyorlar..Edemezler çünkü..Çünkü inançları buna engel..!

Sevgili felasife;konudan çekilmenize gerek yok..Salmam sizi:)

Sizin vasıtanızla birşeylerin üstünden geçiyoruz,birşeyler okuyoruz..Bakın bir incil ayeti daha yazayım..Çok anlamlı bir ayet,hem gnostisizmle,hem de tasavvufla alakalı bir ayet;

Alıntı:

Luka 8.1-2-3;Bundan kısa bir süre sonra İsa, on iki öğrencisiyle birlikte köy kent dolaşmaya başladı. Tanrı'nın Egemenliğini duyurup müjdeliyordu.Kötü ruhlardan ve hastalıklardan kurtulmuş olan bazı kadınlar, içinden yedi cin çıkmış olan Mecdelli denilen Meryem, Hirodes'in kâhyası Kuza'nın karısı Yohana, Suzana ve daha birçokları İsa'yla birlikte dolaşıyordu. Bunlar, kendi olanaklarıyla İsa'ya ve öğrencilerine yardım ediyorlardı.
7 kere tavaf demek,arınma demektir,Dünya'dan kopma demektir..Buna marifet mi dersiniz,gnosis mi,orası önemli değil..
Arabi 7 kere döndü ve maddi alemden koptu/arındı ve manevi alemin sahibi/zekası/zihni diyebileceğimiz tanrıça Sophia'yı gördü veya arınma sonrası Sophia haline dönüştü..Burada Sophia dediğimiz şey de,bakire ay tanrıçası Meryem işte..

Neva 24-11-2018 01:38

Guzel konu olmus.
Sophia bilgi'dir yalniz, ay tanricasi filan degildir. Dogal olarak bilgi'ye tapilmaz, sadece kesfedilir bilinir. Felsefede de benzerdir, felsefe tasi bahsi vardir mesela, donusturme sanati. Ancak bilgi'ye iliskindir, oyle tanrica vs. barindirmaz ve disi(kadin) ile eslestirilir cunku canlidir, evrilir, guncellenir.

Ay tanricasi bahsi ise baska bir konu.

Felâsife 25-11-2018 03:26

Alıntı:

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 628123)
Felasife;bugün Müslümanlar Kabe'de ay tanrıçasına dua ediyorlar ve bu ay tanrıçası,aynı zamanda ana tanrıça ve bu ay/ana tanrıça,aynı zamanda tanrı..

Araplar hiç bir zaman iyi putperestte olmamışlar ki sonradan olsunlar, aslında din onlar için bir kaç gömlek büyük bir şeyde denilebilir.
İyi putperest olmayınca İslam'ın da onun devamı olabileceğini anlayamadılar, "İslam, putperest versiyon 2 dir."
Fakat onlar geçmişi tamamen sildiler, kavramları bile tamamen başka anlama evirdiler. Önce ki sayfada verdim Sufiler, "din putperestliktir" demişler mesela, bunu edebi olarakta nakış gibi işlemişler. Bu laf olsun diyede değildir, altı doludur bu sözün, ama bunu bugün anlayacak kişi sayıda yok gibi bir şeydir, hatta rahatlıkla yoktur bile diyebilirim, bilen bir kaç kişide denizde damladır nihayetinde.
Hasılı olay başka bir şey olmuş gitmiş, yani işin zor. :biggrin1:

Alıntı:

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 628123)
Var olan tanrıça tapımı,zaman içinde evrime uğruyor ve bugünkü haline dönüşüyor..Gelecekte de farklı bir hale dönüşecek..Din de,tıpkı insan gibi evrim geçirir..Bunu anladığımız zaman,dinleri daha iyi analiz edebiliriz..

Evrilme önemli tabii.

Alıntı:

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 628123)
Siz Arabi'nin mecaz/alegori kullanarak yazdığını biliyorsunuz ve buna rağmen Mekke'de gördüğü Nizam'ın,aslında başka bir şey olamıyacağını söylüyorsunuz..Bu ''paradoks'' işte..Madem bu adam yazdıklarına farklı bir anlam katarak yazıyor,o halde niye yazdıklarını olduğu gibi anlıyalım?

"Bizim kitaplarımızı bizden olmayanlar okumasın, zarar görürler" diyor bu adam. Öncesinde de olsa kendi söylerdi diyorum, çünkü bu adam öyle evrensel biri değil.
Hiç öyle ne Yahudilere, Hristiyanlara ne de felsefecilere çatmaz, onlarla hiç işi yoktur, çok azdır onları muhatap aldığı, hatta İslamcıları bile çok hedef almaz.
Adam kendi işine bakıyor yani, zaten yazdığı şeylerde keşf, keramet, aşk sevgi, sırlar, kehanet gibi şeyler.
Adamın hedefi belli, Sufiler, onlar için yazıyor yani.

Farklı anlama gelince, Sufiler de farklı farklı elbet, o yüzden bu yola baş vuruyor, yoksa herkese göre değil, o Sufilere göre böyle yapıyor.

Alıntı:

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 628123)
Oryantalistler,bunu bilmiyor mu?Hepimizden iyi biliyorlar..

Ne kadar bilirler, bilmezler orasını bilmem, belli ki bir sıkıntı var ortada, belki bunu sırf iyi niyetlerde yapıyorlardır ama bu onlara ne fayda eder bilemem. Ben de anca bildiğimi gördüğümü söylüyorum.

Alıntı:

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 628123)
Hadi Nizam konusunda yanılıyoruz diyelim..Arabi niye,Kabe'yi 7 kere tavaf etti?Bunu nasıl açıklarız?7 rakamı inanılmaz önemli bir rakam ve tarihi çok eski..Sümer'den önce de kullanılmış bir rakam bu..Sümer'de İnanna'nın 7 kapıdan geçtiğini belirttim..Bu veri çok çok önemli..Kapılardan geçip,kardeşi ALLATU ile karşılaşıyor..Bu yeraltı tanrıçasının ismi de,zamanla bugünün müslümanların mabudunun ismine dönüşüyor işte..Hiç sağa sola meyletmeden,tasavvufta 7 rakamı var mı diye bakalım?Evet,var..
Tasavvufta 4 kapı ve 3 makam var deniyor;
http://www.islamveihsan.com/tasavvuf...-uc-makam.html
Bir yerde de nefsin 7 derecesi var deniyor;
https://islamdergisi.com/genel/nefsin-yedi-derecesi/
Bu 7 konusunda ''sayıların gizemli'' isimli kitapta,şahane açıklamalar var..Sufizmle ilgili veriler de var orada...

İşte bu gibi şeyler yüzünden Sufilik yer altına indiya. :)
Oyuncak değildi o!
Sayıları, makamları, mevkileri, halleri insanlar bişi zannettiler. Sufizm bişi olmak yolu değil, öyle bir vaadi yok, hiç bir zamanda olmadı.
4 kapı 3 makama varınca ne oluyormuş? Merak ettim. Tuzaklar bunlar, çocuğun eline oyuncak verip onu oynatmak, vakit geçirtmeler. Onlarda oyalanıyorlar, seviniyorlar belli ki.

Dervişlik olaydı tac ile hırka.
Bizde alırdık otuz ila kırka.
Yunus

Tabii dışardan bakan bunları bilmez, haliyle linklerde yazılanlar delil gibide olabilir, ama benim açımdan boştur.
Arabi de bunu iyi biliyor, hatta adamın "Makamlardan kurtuluş" diye bir bölümü bile var.
Neyse bu mesele teferruatlı ama şunu da diyeyim, Arabi için sayılarda, harflerde önemlidir, harfler için bile mesela "canlı" onlar der, onlarında insanlar gibi bir ümmet olduğundan filan, ciddi ciddi bahseder.
Arabi böyle biri işte. :D
Alıntı:

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 628123)
Yani objektif bir gözle bakarsak,sufizm ve bu inançla bağlantılı gnostisizm/paganizm gibi inançlar,Sümer dininden kaynaklanır ki;dediğim gibi Sümer'in de bir öncesi var ama o kadar geriye gitmeye gerek yok...

Burada pek bilinmeyen bir şey daha var ki, o da Sufizm, Şamanlık versiyon 2 dir.
Onunla arasında ciddi bağları var, tabi bu da benim görüşüm.
Alıntı:

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 628123)
Bugün hâlâ tasavvufla uğraşan insanlar var..Gnostik insanlar var..Yalnız sayıları,geçmişe göre az işte..Bu azlığın nedeni,hem bu insanların Dünya'yı ''kötü'' görmeleri ki,bu insanların doğal seçilimle elenmelerine neden olur,hem de bu insanlara yapılan şiddettir...

Sufizm aslında kötü görmez, "her şey merkezinde" der ki bu onu daha anlaşılmaz kılar.

Alıntı:

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 628123)
Sevgili felasife;konudan çekilmenize gerek yok..Salmam sizi:)

Zor biriyimdir, eski kafayımdır, kafama yatmıyorsa asla kabullenmem, gel sen sal beni. :)

Alıntı:

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 628123)
Arabi 7 kere döndü ve maddi alemden koptu/arındı ve manevi alemin sahibi/zekası/zihni diyebileceğimiz tanrıça Sophia'yı gördü veya arınma sonrası Sophia haline dönüştü..Burada Sophia dediğimiz şey de,bakire ay tanrıçası Meryem işte..

Arabi gençken bir hal yaşıyor.
Babası Endülüste hatırı sayılır bir aristokrat, birinin evine davete gidiyorlar, Arabi'ye davet esnasında bir daral geliyor ve kendini dışarı atıyor, sonra bir çoban görüyor ve çobanla elbiselerini değiştiriyor, sonra beraberce şehir dışında ki mezarlığa gidiyorlar, çoban gidiyor.
Arabi orada boş bir mezara giriyor, 4 gün kalıyor, ona ne olduysa orada oluyor, ve oradan çıkıp tekrar evine geldiğinde herkesler şaşırıyor, zira Arabi bam-başka biri olmuş çıkmış.
Yoksa okumayla, tahsillerle filan Arabi bir şeyler olmuyor.

O zamanları yazdığı ile ömrünün son demlerinde yazdığı arasında, pek bir fark yoktur Arabi'nin, o yüzden Arabi şu oldum bu oldum der bazı yerlerde, bu bana pek inandırıcı gelmez, çünkü o zaten onu olmuştur.
Öteki türlü sonradan bir şeyler olsaydı, yazdıkları bir birini tutmazdı.

Sevgiler

Ahlaksız 14-02-2019 18:08

Konuda İbni Arabi'den bahsetmiştik..Hem konuya katkı bağlamında,hem de Arabi'nin görümü hakkında daha net bir şeyler anlayabilmek adına,daha önce not aldığım,3 kitaptan alıntı yapacağım..

Mitolojideki anne arketipinin bazı örnekleri kahramanın ya da mitolojik karakterin bir anneyle, büyükanneyle, üvey anneyle veya bu tür bir bağ içinde bulunduğu bir başka kadınla olan doğrudan ilişkisine öncelik tanıyabilir. Bunun dışında, bir de şeklî anneler vardır; tanrıça,tanrı'nın anası,bakire ve Sophia gibi. Demeter ve Kore mitlerinde olduğu gibi anne bazen bir genç kız, bazen de sevilen olarak görünebilir. Ayrıca şeklî anne kurtarılma özlemimizin simgesi olabilir;
içimizdeki tanrıça-Manuella Dunn Mascetti

1201'de, Kabe'nin çevresinde dönerken, Muhiddin Arabi kendisinde büyük ve kalıcı etki yaratan bir görüm gördü. Nizam adlı genç bir kız görmüştü; kız göksel bir hale ile çevriliydi ve Muhiddin onun Sophia'nın, tanrısal Bilgeliğin vücut bulmuşu olduğunu anladı. Bu tecelli, eğer felsefenin akılcı tartışmalarıyla sınırlı kalırsak bizim Tanrı'yı sevmemize olanak olmadığını anlamasına yaradı. Felsefe Allah'ın aşkınlığını vurguluyor ve bize hiçbir şeyin O'na benzemediğini anımsatıyordu. Böyle yabancı bir Varlığı nasıl sevebilirdik? Ancak yaratıklarında gördüğümüz bir Tanrı'yı sevebiliriz; Futübatü 'l-Mekkiye 'de şöyle açıklıyor: "bir varlığı güzelliği için severseniz, sevdiğiniz Tanrı'dan başkası değildir, ·çünkü O Güzel Varlık'tır". "Böylece bütün yönleriyle, sevginin amacı yalnızca Tanrı'dır".
Kelime-i Şahadet bize Allah'tan başka gerçek ilah olmadığını anımsatır. Sonuç olarak, O'ndan başka güzellik de yoktur. Tanrı'nın kendisini göremeyiz ama Nizam gibi, yüreklerimize sevgi esini veren, kendisini göstermek için seçtiği yaratıklarda O'nu görebiliriz. Gerçekten de mistik, Nizam gibi bir kızın gerçekten ne olduğunu görmek için kendi kutsallığını kendisi yaratmakla görevliydi. Sevgi özünde görünmez kalan bir şeye duyulan özlemdi; insani sevgimizin bu kadar hayal kırıklığı doğurması bundandı. Nizam "araştırmamın nesnesi, benim umudum ve Saf Meryem oldu". Divan'ın girişinde açıkladığı gibi:
Bu çalışmam için oluşturduğum mısralarda tanrısal esinlere, ruhsal ziyaretlere,meleklerin Zeka dünyasıyla bizim dünyamızın karşılıklarına başvurmayı hiçbir zaman bırakmadım. Bunu yaparken her zamanki simgelerle düşünme usulüme dayandım; çünkü görünmeyen dünyanın şeyleri beni gerçek dünyanınkinden daha çok çekiyor ve çünkü genç kız neden söz ettiğimi çok iyi biliyor.
Yaratıcı imgelem Nizam'ı Tanrı'nın avatarına dönüştürmüştü.
Tanrının tarihi-Karen Armstrong

İlk sufilerin çoğu namaz, oruç ve hac ibadetlerini yerine getirmiştir, aksi halde tüm tasavvufi eğitim faydasız ve anlamsız olurdu. Pek çoğu sık sık hacca gitmiştir; velayetname yazarlarına inanacak olursak yedi kez hacca gidenler bile vardır. İlahi ruhun gerçek tahtının, taştan yapılmış Kabe değil, müminin kalbinin Kabe'si olduğunu , Allah'ın burada, yolun sonuna varmış olanlara kendisini göstereceğini biliyorlardı.
Hakkı arar isen kalbinde ara
Kudüs'te Mekke'de Hac'da değildir
diyen Yunus Emre , pek çok çağdaşının ve takipçisinin inancını dile getirmiştir. Bununla birlikte hac, sufi hayatının merkezi olmuştur ve Mekke yalnızca, sufilerin buluşup sohbet ettiği bir yer değil, aynı zamanda birçoğu için, ilham aldıkları, Hakk'ın kendilerine tecelli ettiği bir yerdir.
İslamın mistik boyutları-annemarie schimmel

Ahlaksız 16-02-2019 19:34

Şu videoyu eklemeyi unutmuşum..Konuda yazdıklarımı okuyup,şu videoyu da izlerseniz,ne demek istediğimi daha net anlayabilirsiniz..

Felâsife 04-03-2019 04:37

Aha! Sophia yenge gene çıkmış ortaya :D

Dişi arayışı veya sevgi arayışı hiç bitmeyecek galiba. Neyse Arabi'nin Nizam meselesini şurada bahsetmiştim (#39) orada da dediğim gibi bu Arabi'nin bir kurgusu olarak duruyor, nihayetin de o bir kalem ustası tabii, yazmışta yazmış.

İşin aslı orada ki meseleyi anlamaktan ziyade Sufileri anlamaya çalışmak gerekir, devir şeriat devri tek bir sözünüzle başınız gider, zaten çoğunun da gitmiş, böyle bir ortamda siz sözlerinizi açık açık mı söylersiniz? yoksa gizler veya remiz/rumuz ile mi söylersiniz?

Sufizmin kendi "özel" dili vardır! Halleri vardır, makamları vardır, vardır da vardır.

Bunu bilmek gerek, bu çeviriyle filan olacak bir şey değildir, Yunus gibi en mülayim bir Sufinin bile başına Molla Kasım dikilmişse, o bile sözlerini açık açık söylemedi! Arabi de söylemedi! hiç biri de söylemedi.
Sözde mana vardır, mana da söz yoktur, öyleyse söylediğimden rûcû ettim. İbni Arabi

Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı
Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz.
Yunus
Hal böyle iken, onların yazdıklarından bir takım anlamlar çıkartmaya çalışmak, kendine yontmak boşa yorulmaktır.
Zaten bizden olmayanlar kitaplarımızı okumasın da dediler, ama tabii kimse de buna itibar etmedi. İnsanlar arıyorlar bakalım, ara ara nereye kadarsa oraya kadar arayacaklar.

Aslında Sufilerin o kitapları hep toplatılsa çok iyi olur, insanlığa büyük hizmet olur, zaten Sufilik kitapla da olmaz, Usta/Çırak işinde kitap tam bir kel alakadır, eninde sonunda Sufizm de kitaplar zaten atılır.

Sevgiler

Neva 06-03-2019 10:05

Mahmud abi araniyor. Sophia ile beraber Mahmud-u makam'a cikilacak Mahmud abi araniyor. Gelin arabasinda Ahmet Sezgin'den Bahcelerde Fil Bahri caliyor.

Ahlaksız 14-05-2019 17:20

Konuyla ilgili bir kaç şey daha yazmak istiyorum..Önce bir alıntı yapayım..Alttaki alıntıyı bir doktora tezinden yaptım..Tezin başlığı ile arama motorunda aratırsanız,teze ulaşabilir,pdf'sini indirip okuyabilirsiniz..

Alıntı:

BATI’DA İSLAM TARİHİNİN ERKEN DÖNEMİNE İLİŞKİN FARKLI METODOLOJİK YAKLAŞIMLAR: JOHN WANSBROUGH, MICHAEL COOK - PATRICIA CRONE ve LAWRENCE I. CONRAD ÖRNEGİ
(DOKTORA TEZİ)

Arap fatihler tarafında bir taraftan Yahudi ve Hıristiyanlıktan bağımsız kimlik inşâ edilirken, diğer taraftan Hz. İbrahim’i ortak payda yapıp Yahudilik ve Hıristiyanlıkla bağlar koparılmamaya da çalışılmıştır. Araplar yine de bağımsız dini bir topluluk olarak kendi ayakları üzerinde durabilecek temel dini yapıların yetersizliğinin doğurduğu boşluğun sıkıntısını hissetmişler, bunu da Eski Ahit’in sadece ilk beş kitabını kutsal sayan Samirilik’ten alınan ödünç kavramlar ve kurumlarla doldurma cihetine gitmişlerdir. Mesela Samiri ritüellerinde sürekli tekrar edilen ‘Birden başka Tanrı yoktur’ inanç formülasyonu, “Allah’tan başka ilah yoktur” şeklinde kelime-i tevhid’e dönüştürülmüş, yine Samirilik’ten “fâtiha” ve “besmele” kavramları kilit kavramlar olarak alınmış, Tevrat’ın ilk beş kitabı (Esfar-ı Hamse/Pentatuech) Kur’an’a; Hz. Musa, Hz. Muhammed’e; Kudüs’e yapılan seferin adı olan hicret, Mekke’den Medine’ye yapılan hicret’e dönüştürülmüştür. Sina Dağı, Hira dağı olmuştur.
Mabet sorununun çözümünde yine Samirilik’ten yararlanılmıştır. Şöyle ki, bilindiği üzere, Samiriler Kudüs’ün kutsallığını reddedip yerine Hz. Yusuf’un kabrinin bulunduğu Sehem Mabed’ini kutsal addediyorlardı. Müslüman Araplar da Kudüs’ten ayrıldıktan sonra Samirilerin modeline benzer şekilde kendilerine atalarının da köklerinin bulunduğu bir yerde alternatif bir mabet inşâ etmeyi düşünmüşlerdir. Bunun için Hz. İsmail’in kabriyle ilişkilendirilebilecek bir yer aramaya başlamışlar, ilk olarak bugün yeri tam olarak tespit edilemeyen Kuzeybatı Arabistan’da bulunan Bekke’ye ilgi göstermişler, daha sonra aynı bölgedeki Hicr mevkiine yönelmişler, nihayet Halife Abdulmelik zamanında Mekke’ye bir mabed inşâ etmişlerdir. Böyle olunca zamanla Bekke, Mekke’ye dönüşmüş; bir yer adı olan Hicr, Hz. İsmail’in kabrinin bulunduğu Ka’be’nin bir bölümünün adı olarak anılmaya başlanmıştır. Hz. Peygamberin vefat tarihi yeniden belirlenmiş ve Müslümanların Kudüs’le bağlantısı biraz daha koparılmıştır. Görüleceği üzere, Hacerilik, Halife Abdulmelik zamanına (685-705) kadar vaadedilen topraklarda Yahudiliği yeniden ikame etmek niyetiyle yürütülen Mesîhî bir hareket olarak kalmıştır. Siyasi üstünlüğün ele geçirildiği yedinci yüzyılın sonları veya sekizinci yüzyılın başlarından itibaren, o zaman kadar Hacerîler veya Muhâcirûn olarak bilinen insanlar, Müslümanlar olarak adlandırılmaya başlanmıştır.Crone-Cook’a göre, bu adlandırma da Samiri kaynaklıdır.Müslüman kelimesinin türetildiği “esleme” fiilinin İbranice, Aramice ve Süryanice’de kökleri olsa da, İslam geleneğindeki kullanıldığı manada, Yahudi ve Hıristiyan literatüründe örneklerine rastlanmamaktadır. “Barış” anlamında bu kelimenin tam karşılığı İslam öncesi dönemden kalma en önemli Samiri metinlerden birinde bulunmaktadır.
İnternette ''H.z.Yusuf acaba nereye gömülmüş?'' diye baktığımda,şöyle bir şey gördüm;
Alıntı:

Hz. Yusuf’un kabri işgal altındaki Batı Şeria’da yer alan Nablus Şehri’nin doğu kısmında mevcut bulunmaktadır. Yahudiler bu mezarlığın Yakup peygamberin oğlu Yusuf peygambere (aleyhimesselam) ait olduğunu ve kemiklerinin Mısır’dan getirilerek Nablus Şehri’nin doğusuna bağlı o mekana gömüldüğünü iddia etmektedir.
https://www.timeturk.com/tr/2012/04/...-saldirdi.html
Açtım Google earth'ı,Nablus'a baktım..Kudüs'ün tam kuzeyine denk geliyor,Nablus'un hemen doğusuna baktığımda ise,SALEM diye bir yerleşim yeri gördüm..!
Yukarıdaki alıntıda ne diyordu?SEHEM MABEDİ..Biz ne bulduk?Salem diye bir yer..Salem neydi?Ay tanrıçası..Konuda bunu işledik zaten..
Haliyle Yusuf peygamberin ay tanrıçası ismiyle anılan bir yere gömüldüğünü söyleyebiliriz..Yani Yahudi samiriler,ay tanrıçasının adıyla anılan bir mabedde,Yusuf peygamberin yattığına inanıyorlar..
Peki,bu Yusuf kim olabilir?
Mısır'da YUYA isminde bir vezirin,Yusuf olduğu söyleniyor;
https://www.kitapzen.com/ahmed-osman...ki-yabanci.htm
Bu bahsedilen YUYA,firavunlar gibi gömülmüş mü?Gömülmüş..
Samiriler,Yusuf(Yuya) diye birisinin Salem ismindeki bir yere gömüldüğünü ve buranın da kutsal olduğunu kabul etmişler mi?Etmişler..

Mısır'da M.Ö.3000 ile 2650 yılları arasındaki kralların umm el-Qa'ab adındaki nekropole gömüldüğü söylenir..
Google'da umm el-Qa'ab'i aratırsanız,karşınıza çömlekler/kaplar filan çıkar..Bakınız;
https://www.google.com/search?q=umm+...fsj0cPZEIbkdM:
Umm el-Qa'ab,KAPLARIN ANNESİ demek..Firavunlar veya Yuya gibi önemli vezirler,bu yere gömülmüş ve bu yerler de kutsal işte..Mezar yani..

İki sene önce ''Kabe'nin içindeki küpler'' diye bir konu açmıştım..Bakınız;
https://turandursun.com/forumlar/sho...7deki+k%FCpler
Kabe'nin altında arapların atası İsmail'in yattığına inanılır..Yani Kabe'de bir mezardır sonuçta..Ayrıca gördüğünüz gibi,Kabe'nin içinde küpler veya testiler bulunmaktadır ki,5000 yıl önce Mısır'daki nekropol de,küplerle/testilerle anılıyor..

Bir tarafta Qa'ab isminde bir mezar,diğer tarafta Kabe isminde bir mezar..

Yahudi samiriler,Qa'ab'la,Salem'le,tanrıçayla bir görülen yeri kutsal kabul etmişler..Bu yerin altında da Yusuf isimli peygamberin yattığına inanmışlar..
Arap Müslümanlar da,Kabe ile,Selam ile bir gördükleri Allah'ın evini kutsal kabul etmişler ki,bu evin(mezar) altında da bir peygamberin(İsmail) yattığına inanırlar..

kendosertadam 15-05-2019 16:23

Kur'an İncil ile örtüşür ama yanlışlama şeklinde demiştim..hala öyle benzerliklerle karşılaşıyorum ki ; bu benzerlik ,İncil ve Kur'an aynı kaynaktan mı geldi şüphesini yarattı bende...makinanın birbirine geçen dişlileri gibi.herşey çok uyumlu.dişliler bu kadar uyumluyken " aynı makina" dan bahsediyoruz demektir.makina ise tek fabrikadan çıkar.veya kollektif fabrikalardan.

Tanrılardan,Tanrıçalardan ve benzerliklerinden bahsediyoruz...İncil Kuran ile bu kadar zıtlaşmaylada olsa uyuşurken ,benzerlikler gayet normal.nede olsa aynı makinadan bahsediyoruz ; metafizik fabrikası .

-------------------------------------------------------------------

Tevrat ve İncil bütün bu benzerlikleri,ilişkileri kabul ediyor olabilir.tabi üstü kapalı olarak.şöyle ki ;

Yuhanna 8/58 İsa, "Size doğrusunu söyleyeyim, İbrahim doğmadan önce ben varım" dedi.

İsa'nın "İbrahim doğmadan önce ben varım" demesi İncil yazarlarının ve (hristiyanlar için)İsa'nın kendisinin tarihte benzerlerinin olduğunun itirafı olamaz mı ?
evet,İsa İbrahim'den önce de vardı " Attis, Dionysos ve Mitra ..." olarak ?

İbrahim doğmadan önce ben varım" ...tamam ;
vardı diyelim,İsa İbrahim'den önce kimdi ? iki tane İsa varsa niye yüzlerce İsa olmasın ? " Attis, Dionysos ve Mitra ..." ? gibi.

Yuhanna 8
44 Siz babanız İblis'tensiniz ve babanızın arzularını yerine getirmek istiyorsunuz. O başlangıçtan beri katildi. Gerçeğe bağlı kalmadı. Çünkü onda gerçek yoktur. Yalan söylemesi doğaldır. Çünkü o yalancıdır ve yalanın babasıdır.

Mezmurlar 82/6 " ‘Siz ilahlarsınız' diyorum,
Yüceler Yücesi'nin oğullarısınız hepiniz!'

"ilahlarsınız" ifadesi pek çok Tanrının olduğunun itirafı ise ;

1. Korintliler 8
5-6 Yerde ya da gökte ilah diye adlandırılanlar varsa da –nitekim pek çok "ilah", pek çok "rab" vardır– bizim için tek bir Tanrı Baba vardır.

pek çok "ilah", pek çok "rab" vardır ; " Attis, Dionysos ve Mitra ...Yahve " bu ilahlar mıdır ? ? ?

bazen düşünüyorum "Yahve" farklı bir Tanrı mı diye...Tevrat'da ki Tanrı "Yahve"nin öyle emirleri "farzları" var ki okurken bunalıma girdim.diyebilirim ki bir insanın bu emirleri "farzları" ömür boyu ,sürekli yerine getirmesi imkansızdır.sanki yürürken her attığın yanlış adım için koyun,kuzu,dana,kuş kurban edeceksin...
"Yahve" sina dağına iniyor görkem içinde ve dağa kimsenin yaklaşmasını dahi istemiyor ,yaklaşanı azapla tehdit ediyor.Musa'ya bile sadece sırtımı göreceksin diyor.bu kadar kuralcı,dokunulmaz,çekingen,istediği zaman acımasızlıkta sınır tanımayan bir Tanrı'nın İsa olduğuna inanmamı kimse beklemesin.
belli ki pek çok Tanrı var " Attis, Dionysos ve Mitra ...ve Yahve " gibi...
İsa sanki yahudilere " babanız İblis'tensiniz " derken Tevrat da Yahve'nin israiloğullarına oğullarımsınız,oğullarım olacaksınız ifadesiyle örtüşüyor ve bu örtüşme "acaba Yahve İsa'nın gözünde İblis'mi ? " sorusunu akla getiriyor.
Yahve İblis ise İblis "Tanrı" olabilir manasına gelir.İblis'te Tanrıysa ve pek çok Tanrı varsa(1. Korintliler 8) Tanrılardan " Attis, Dionysos ve Mitra ..." diye bahsetmemiz çok normal.
İsa "tamamlamaya geldim" diyor.Tevrat'ı iblisin vahyi olarak kabul ettiğimizde , İsa'nın da İblisten pekte farkı kalmaz.sonuçta hristiyanlar Tevrat(Torah)'ı kutsal biliyor ve bazı kurallarını yerine getiriyorlar.
tabi bunların hepsi varsayım.delilsiz yazıyorum.belki biride çıkıp der ki " İsa gerçek Tanrıdır, ürkütmemek için herşeyi açıklamamıştır " veya görmesinler diye :

Markos 4/12Öyle ki,

‘Bakıp bakıp görmesinler,
Duyup duyup anlamasınlar da,
Dönüp bağışlanmasınlar.'
"

bu kadar Tanrı arasından İsa'da karar kılmak ...
evet,o kadar çok İsa var ki,hangisi gerçek göremiyorum...


belki Kur'an'ın Tanrısıda farklıdır.
İncil'e göre bu "İblis" ;
Kur'an'a göre de İsa "İblis".
belkide Yahve ye göre İsa iblis ,
İsa'ya göre Yahve İblis.

bütün Tanrılar İblis olabilir mi ? veya çoğu.ne dersiniz ? belki bu kötülük probleminide çözer.

Ahlaksız 21-06-2019 17:43

Toplam 1 Eklenti bulunuyor.
Abbasilerin İslam'ı ortaya çıkaranlar olduğunu ve bu toplumun başkentinin Bağdat olduğunu biliyoruz..Bağdat şehri,tam da antik Babil imparatorluğunun olduğu yere tekabül ediyor..

Babil'de Sin isimli tanrıçaya tapıldığını,bu tanrıçanın Selam veya Salm gibi ifadelerle bir tutulduğunu,bu yazımda belirtmiştim..Burada bahsedeceğim şey,Bağdat'ın eski ismi..Bunu ya es geçtim ya da yeni farkettim..Bağdat'a önceden Darüsselam veya Medinet-üs-Selam deniyormuş;
http://www.eskieserler.com/Eski/Eser.../90/Bagdat.asp
Abbasi halifesi Mansur'un Bağdat'ta "Medinet-as-Selam" adlı bir saray ve saray bölgesi inşa ettirdi de deniyor;
https://tr.wikipedi0.org/wiki/Mansûr
Yani bu SELAM kelimesi yine karşımıza çıkıyor..
Medinettüs Selam'ın ''barış şehri'' demek olduğu söyleniyor ama alakası yok..İnsanların sürekli savaş halinde olduğu bir süreçte/ortamda,barış şehri diye bir şey olabilir mi?!Zaten abbasiler,uyguladıkları şiddet ile öne çıkmışlar ki,bu insanların başkentlerinin barışla anılması kadar absürt bir şey olamaz..
Medinettüs Selam demek,''Selam'ın şehri'' demektir..Yani Abbasiler,ay tanrıçasının,Selam'ın şehrinde,İslam imparatorluğunu kurmuşlardır..

Ahlaksız 07-04-2020 16:18

Alıntı:

Eski arapça incil çevirilerinin 4 yerinde elence paradidonai(bırakmak,ihanet etmek) kavramı geçer ve bu kavramın arapça karşılığı olarak ASLAMA/MÜSLİM/İSLAM sözcükleri kullanılır..Matta ve Markos incillerinin 8 yerinde,Yudas İskaryot'un ihanetinden söz edilirken bu kavramlar kullanılır..
Yazımdaki bu sözleri Erol Sever'den aktardım..Erol Sever,islam veya müslüman kelimelerinin çözümü konusunda Helmer Ringgren'in ''islam aslama and müslim'' çalışmasından yararlanmış..Kitaptan(Erol Sever;İslamın kaynakları 2-Muhammed) birkaç veri daha paylaşacağım;

''Arapça aslama/müslim/islam sözcüklerinin köken anlamı bırakmaktır ama sözcüklere yarı yolda bırakmak,ihanet etmek veya terketmek gibi olumsuz anlamlarda verilmiştir..''
Burada şunu belirteyim..Bu anlamlara bakarak dönmek veya dönek anlamı da verilebilir..
''Eski arapça ilaç reçetelerinde ''bu reçete sizi (yarı yolda) bırakmaz'' anlamında ''la müslim'' yazar..''
La olumsuzluk anlamına gelir..Haliyle müslim kelimesine burada verilen anlam önemlidir..Bu verinin eski Arapçadan bahsetmesi,daha da önemli..Demek ki,islam dini yaratılmadan hemen önce,müslim kelimesi olumsuz bir anlamda kullanılıyormuş..

Bir de Muhammed'in hayat hikayesini yazan İbni Hişam'ın ettiği bir laf aktarılmış,bu da önemli..İbni hişam,Muhammed'in yakın çevresinde bulunan birinden şöyle söz etmiş;
''Peygambere ihanet eden bir hain (müslim) olmadığını açıkladı..''
Burada da müslim kelimesinin olumsuz anlamda kullanıldığını görüyoruz..Burada bir paradoks var gibi ama aslında yok..İbni Hişam Muhammed'den bahseden ilk metinlerin yazarı olduğu için,bu tarz ifadelerin olması normal..Demek ki,Helmer Ringgren,bir dedektif gibi bu ifadeleri arayıp bulmuş veya denk gelmiş..Önceleri hain anlamında kullanılan müslim ifadesi,sonradan islam dininin müntesiplerini tanımlamak için kullanılmış..Kitapta şu da yazıyor;
''Müminler/inançlılar karşıtlarına söverken müslim/müslüman diyorlardı..''

Yani,İslam dininin başlarında ve hemen öncesinde,''müslim'' kelimesi,yarı yolda bırakan,ihanet eden,dönen,terk eden anlamlarında kullanılmıştır..

Müslümanlar bilindiği gibi islam ve müslüman kelimelerini teslimiyetle bağdaştırırlar..Mesela bu konuların uzmanlarından Toshihiko ızutsu,Esleme'den İslam'ın türediğini,İslam'ın kişinin kendisini Allah'a teslim etmesi manasına geldiğini yazar..Yani kelimeye olumlu bir anlam verilir..Teslim olmak veya boyun eğmek,olumlu ifadelerdir..Yine de İslam kelimesi açıklanırken,aslında kelimenin asıl olumsuz yanı isteyerek veya istemeden belli edilir..Bir başka uzman Ignaz Goldziher,İslam kelimesini şöyle tanımlar;
''İslam sözcüğü insanın bireysel iradeden vazgeçip kendisini mutlak ve hudutsuz bir kudrete (tanrıya) terk etmesi ve ona boyun eğmesi manasına gelir..''
Görüldüğü gibi terk etme ifadesi kullanılmış..Bu tarif/tanım,özünde olumsuz bir ifadeden,nasıl da olumlu bir ifade yaratıldığının açık bir kanıtı..

Kuran'da geçen islam/selam/müslim/müslüman gibi kelimelerinin hepsine tek tek baktım..Toplamda 127 ayette bu ifadeler kullanılmış..Hangi anlamı veripte,bu ayetleri okumaya/anlamaya çalıştım?''Dönmek'' anlamını verdim..Birkaç ayeti çevirirken zorlandım,diğerlerinde bu anlam cuk oturdu..Rahatlıkla şunu diyebilirim ki;Kuran,islam ve müslüman kelimelerine olumsuz anlam vermiştir..Tıpkı İslam dininin ilk zamanlarında ve hemen öncesinde verildiği gibi..!
İbrahim putlara tapmadı,ne yaptı,döndü..
Muhammed putlara tapmadı,ne yaptı,döndü..
İsa ne yaptı,o da Yahudilikten döndü..
Hep bir dönme,ihanet,terk etme meselesi var..
127 ayeti burada paylaşmayacağım tabi..Bir örnek vereyim..Nahl suresi 102.ayet..Diyanet şöyle çevirmiş;
De ki: "Kuran'ı; Ruhul Kudüs (Cebrail) Rabbinin katından, inananların inançlarını pekiştirmek, Müslümanlara doğruluk rehberi ve müjde olmak üzere gerçekle indirmiştir."
Ben şöyle çeviriyorum..Parantez filan yok bende..
''De ki,yahudilikten dönenlere müjde olarak imanlarını sağlamlaştırmak için,rabbinden bir hak olarak ruhul Kudüs'ü indirdi..''
Ayetteki ''müslimine'' kelimesini müslümanlar olarak çeviremeyiz..Çünkü ayet,müslümanlarla alakasız bir konudan,ruhul Kudüs'ten bahsediyor..Ruhul Kudüs dediğimiz şey,Cebrail filan değil,kutsal ruhtur..Yani Hristiyanlıktaki üçlemenin üçüncüsüdür..Ayette Kuran kelimesi de yok ama mealciler var gibi yazmışlar..!
Üçün üçüncüsü,yani ruhul Kudüs,yani kutsal ruh,kime ait?Hristiyanlara..Hristiyanlar kimler?Yahudilikten dönenler..Bu yüzden işte,ayette dönme anlamına gelen müslimine kelimesi geçiyor..

Aynı Kuran'ın maide suresinin 73.ayetinde üçün üçüncüsünün Allah ilan edilemeyeceği de söylenir..Yani nereden bakarsak bakalım,nahl 102'deki müslimine kelimesi,müslüman anlamına gel(e)mez..Yahudilikten dönenler anlamına gelir..Kim bunlar ya da hangi hristiyanlar,burası tartışılır işte..

Bir ayet daha göstereyim..Maide 44..Ayetin baş tarafını şöyle çevirmişler;''Doğrusu biz içinde bir hidayet ve bir nur bulunan Tevrat'ı indirdik. Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Rabbani âlimler ve bilginler de Allah'ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahitler olduklarından (onunla hükmederlerdi).''
Ayetin arapça metni ile verilen anlamın zerre alakası yok..
''Teslim olmuş peygamberler'' ne demek?Ayetteki ''eslemü'' ifadesini ''teslim olmak'' olarak lanse ediyorlar..Tevrat zamanında eslemü ifadesi veya teslim olan peygamberler ifadesi filan yok ki..Ayette tevratla hüküm verecek kimseler tanıtılıyor..Bu kimseler 4'e ayrılıyor;1-Peygamberler..2-Yahudilikten dönenler..3-Rabbaniler..4-Ahbarlar..
Yahudilikten dönenler,yani Hristiyanlar,neye bakarak hüküm verdiler?Tevrata bakarak..!Haliyle burada verdiğim anlamda,bir anlaşılmazlık yok..Yani ayetin başını şöyle çevirmek lazım;
''İçinde hidayet ve nur olan tevratı indirdik..Ahbarlar,rabbaniler,yahudilikten dönenler ve peygamberler onunla hüküm verirler..''

tolonbey 08-12-2021 18:40

İşte böyleee
Ben müslüman olsaydım.Bu yazıları okuyunca İslamı derhal TERK eylerdim.Bu yazıları yazanların ellerine sağlık.Müslümanların aslında dinimini yok.Suya aşağğı boşuna KÜREK çekiyorlar.Siz kürek çektikce TANRIDA haklı olarak size çektiriyor,haklı olarak.Tedenuz Dolonbeğ.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:53 .