Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   Kur'an içkiyi hoş görür mü? (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=4311)

tewderi 03-07-2007 11:18

Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Kur'an içkiyi hoş görür mü?
03 Temmuz 2007 Salı 10:09
Ressam, gazeteci ve fotoğraf sanatçısı Fikret Otyam'a göre "evet!".. Peki bu doğru mu?
Ressam, gazeteci ve fotoğraf sanatçısı Fikret Otyam'ın Kuran'da yer alan Nahl suresinin 67. ayetinde içkiye izin verildiğini iddia etmesine din adamları karşı çıktı.

İlahiyatçıların bir kısmı ayetin içkiye sıcak baktığını doğrularken, daha sonra gelen ayetler ile içkinin yasaklandığını söyledi. Bazı ilahiyatçılar ise Nahl suresinin 67'nci ayetinde içki içilmesine sıcak bakıldığı iddiasını şiddetle reddederek Kuran'ın içkiyi tamamen yasakladığını belirtti.

Fikret Otyam ile Milliyet gazetesinin hafta sonu eklerinde yapılan röportajda, Otyam'ın "Kuran'da Nahl suresi vardır. 'Hurmaların ve üzümlerin meyvelerinden sarhoş edici bir rızk verdim, bu rızkımı kullanan toplumlarda hayır vardır' der o sure" şeklindeki sözleri yer almıştı.

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Sadrettin Gümüş ayette içkinin hem iyi hem kötü yanlarından bahsedildiğini ifade ediyor. Prof. Dr. Sadrettin Gümüş daha sonra gelen ayetler ile içkinin tamamen yasaklandığını belirterek "O ayette hem içki elde edilmesi hem de güzel rızk elde edilmesi vardır. Bunlar ayrı ayrı şeylerdir. Bu ayette içkinin kötü yanlarının yanı sıra iyi yanlarının da olduğu söyleniyor. Kuran'ın Maide suresinin 90-91 ayetlerinde, Bakara suresinde içkinin haram olduğunu görürüz" diye konuştu.

İstanbul Müftülüğü Fetva Kurulu ise ayette kesinlikle içkinin kastedilmediğini söylüyor.

Fetva Kurulu'ndan ismini vermek istemeyen bir yetkili "Onun içkiyle alakası yok. Allah böyle bir şey emretmedi. Onun bahsettiği, orda meyve suları elde etmek. Şeftali suyu üzüm suyu elde edersiniz diye. Sarhoşluk edici olsun diye değil. Bu yorum günah olur. Dinden çıkarır adamı" diyerek ayette içkiye izin verilmesinin söz konusu olmadığını söyledi.

Ayet ne diyor?
Dıyanet İşleri Başkanlığı'nın Kuran mealinde Nahl suresinin 67'nci ayeti şu şekilde yer alıyor: "Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden hem içki, hem de güzel bir rızk edinirsiniz. Elbette bunda aklını kullanan bir toplum için bir ibret vardır."

hiramusta 03-07-2007 14:06

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Ayette hem sarhoş edici içkiler hemde temiz rızık elde edersiniz diyor.Yani bunlardan hem kötü hemde güzel nimetler elde edersiniz.Böylece aynı sebepten iyilik veya kötülük elde edebilir / iyiliğe,kötülüğe meyledebilirsiniz.Bu örnek aklını kullananlar için ders çıkarılabilecek bir örnektir,denmek istiyor.Bu ayette içkinin helalliği ya da haramlığı söz konusu değildir.Ayrıca başka ayetlere baktığımız zamanda,içkinin kesin kes haram edildiği bir ayete de rastlamıyoruz.Sadece Allah insanın zaaflarından dolayı sarhoşluk verici içkilerin ve kumarın bırakılmasının zorluğundan dolayı bir ricası var.

Şeytan, sarhoşluk verici şeyler ve şans oyunları ile sadece aranıza düşmanlık ve nefret sokmaya ve sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymaya çalışır. O halde, artık vazgeçersiniz değil mi? Maide 91

InVitatio 03-07-2007 17:05

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Benim anladigim bildigim uyguladigim kadari ile
ickli , surunu yitirmis bir insan, kendine gelene kadar Allah ile bag kurmayi (namaz) istememeli !
nedeni de gayet normaldir.
bugün bir müslüman icin Allah ile bag kurmak, onun rizasini kazanmak istemek, *ibadetin basi'dir
bunu yapan bir insan, hem "gönülden" hem bilincili hemde yüksek bir surun getridigi husu icinde yapmali. iste eger ickili halde bu mümkün degilse ki degildir , bu bize farz olan ibadet'den uzak durun diyor.
yani bunu allandirip budaklandirmaya gerek yok.
birde icki genelde sevk meselesi. bazisinin migdesi ceker bazisinin migdesi cekmez.
ben icki kullaniyorum ama her türlüsünü kullanmiyorum.

bir de arkadaslar varsayalim GÜNAH yani Haram, bir insan / müslüman günah isledi diye dinden cikmadi ya, sadece günah islemis bir müslüman oldu....

vartor 04-07-2007 05:50

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Kafayi cekenler en sik allaaaaaah diye nara atarlar, bu da ickinin insani allaha yaklastirdigini ispat eder. Neden yasaklasin ickiyi, icki degildir ki insani insanligindan cikaran, icki sadece frenlemeye mani olur, yani ne ise o ortaya cikar. Benim tanidigim dostlarimin hemen hepsi de icer. Iclerinde ateist, musluman, hristiyan, degisik inancta insanlar, hicbirinin de icki icip sapittigini gormedim. Icki icmeden sapitanina da rastladim. Hem neden saraptan irmaklar vaadetsin allah eger icki karsiti ise, o da biliyor agzinin tadini herhalde. Icki degil de esas zina dusunduruyor beni; bu dunyada esine,(eslerine) itaatkar olmasini istedigi kullarina, cennette bolca hatun ve sonsuz cinsel guc vaadediyor. Akli basinda bir insan sormaz mi bu ne perhiz bu ne lahana tursusu diye?

thunderpoint 04-07-2007 11:45

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Nahl 67 Türkiye İslamcıları'nın çok fazla bilmediği, bilmek de istemediği bir ayettir. Burada kastedilen içki -diyanet tefsirindeki açıklama- sarhoşluk veren şey anlamı taşıyan 'seker' sözcüğüdür. Açıklamada devamla "O zamana kadar içki haram kılınmış değildi." denmektedir.

Ulema tarafından ayet ile doğal uygulama arasındaki çarpıklık "içkinin kötülükleri ortaya çıkınca Allah onu yasaklamış." sözüyle giderilmeye çalışılır. Oysa hem 'ulema' hem de 'ümmet' buna inanarak kendileri için daha büyük bir kaos yarattığının farkında değildir ve hiç varamayacaktır.

Bu sav "Kader'i yazıyor, her şeyi planlıyor; o istemezse hiç bir şey olmaz" dedikleri Allah'ı güçsüz, sıradan, muktedir olmayan bir varlık yerine koymaktadır. Çünkü her konuda olduğu gibi burada da kaçacak delik bulamayan İslam Ümmeti sarıldığı yılanın farkında değildir.

Buradan şu sonuç çıkar: "Herşeyi yarattığı ve planladığı söylenen Allah içkinin zararlarını önceden göremeyerek güçsüz olduğunu ifşa etmektedir. Dolayısıyla böyle bir varlıktan ne yaratıcı olur ne de planlayıcı."

frodo 04-07-2007 11:48

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Dinlerden özgürlük sitesine hoş geldiniz thunderpoint. Dilerim kalıcı olursunuz.

HarunKAHYA 04-07-2007 12:01

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
"Bu sav "Kader'i yazıyor, her şeyi planlıyor; o istemezse hiç bir şey olmaz" dedikleri Allah'ı güçsüz, sıradan, muktedir olmayan bir varlık yerine koymaktadır. Çünkü her konuda olduğu gibi burada da kaçacak delik bulamayan İslam Ümmeti sarıldığı yılanın farkında değildir. "

sn. thunderpoint ne kadar güzel biryaratan inancı bu..
Mezarı kendiliğinden kıbleye dönenlerin inancı ile pek bağdaşmıyor.. :D

InVitatio 04-07-2007 12:30

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 

Sevgili vartor
bu icki konusundaki durum insanlarin hangi bilinc ve suur altinda Allaha karsi itaat ettikleridir.
bugün senin tabirin ile allah diye nara atanlarin iman ettiklerinden dolayi böyle birsey yaptiklarini
ben kabullenmiyorum.
yani buradaki amac icki icip icmemek degil buradaki amac ickili oldugun halde, kendine gelene kadar
allah ile bag kurmak'dan geri durmak.
sen icip'de saptin kimseyi göremeye bilirsin bugüne kadar bu senin etrafindaki insanlarin adabi ile orantili, yani tabiri caiz ise "icmesini biliyorlar" , ama icip'de hem kendine, hemde etrafina zarar veren insanlar da yok diyecek kadar yasadigin toplumla yabancilasmadin herhalde.
sevgili thunderpoint kardesimiz düz mantik ile bir yorum yazmis....bu icki bu kadar kötülüklere vesile oluyor da peki allah bunu neden var etmis gibi....bugün türkiyede bir sürü trafik kazasinda vefaat eden insanlar var simdi suclu kim ? araba mi / arabayi icaat eden mi yoksa arabayi kullanan o anki sahis mi ?
bugün yilda bir bir büyük ucak kazasi oluyor, simdi ucaklari yasaklayalim mi ?
burada da allah bize tercih hakkimizi kullanmamiz icin bir durum sunmaktadir....herseyi (tüm olumlu ve olumsuzluklar ) onun planladigi dahili icinde hareket etmektedir..

thunderpoint 04-07-2007 14:33

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Sevgili Frado ve HarunKahya,
Karşılamalarınız için çok teşekkür ederim. Ben de kalıcı olmayı umuyorum.
Dostum InVitatio
Yazdıklarımdan hiçbir şey anlamamışsın. Sana odada bunu anlatmaya çalışıyordum bağlantı kesildi. O zaman da anlayamamıştın. Sen bence ya bilerek saptırıyor ya da konuya adapte olamıyorsun.

InVitatio 05-07-2007 02:25

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Yazdıklarımdan hiçbir şey anlamamışsın. Sana odada bunu anlatmaya çalışıyordum bağlantı kesildi. O zaman da anlayamamıştın. Sen bence ya bilerek saptırıyor ya da konuya adapte olamıyorsun.

al sana bir freudian daha :)

beelzbb 05-07-2007 06:11

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Alıntı:

vartor";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 81892)
Kafayi cekenler en sik allaaaaaah diye nara atarlar, bu da ickinin insani allaha yaklastirdigini ispat eder. Neden yasaklasin ickiyi, icki degildir ki insani insanligindan cikaran, icki sadece frenlemeye mani olur, yani ne ise o ortaya cikar. Benim tanidigim dostlarimin hemen hepsi de icer. Iclerinde ateist, musluman, hristiyan, degisik inancta insanlar, hicbirinin de icki icip sapittigini gormedim. Icki icmeden sapitanina da rastladim. Hem neden saraptan irmaklar vaadetsin allah eger icki karsiti ise, o da biliyor agzinin tadini herhalde. Icki degil de esas zina dusunduruyor beni; bu dunyada esine,(eslerine) itaatkar olmasini istedigi kullarina, cennette bolca hatun ve sonsuz cinsel guc vaadediyor. Akli basinda bir insan sormaz mi bu ne perhiz bu ne lahana tursusu diye?

sevgili vartor abim hatalı bilginizi düzeltmek istiyorum cennette altından şarap *akan ırmaklar sarhoş edici nitelik taşımıyor lütfen eksik ve hatalı bilgilerle sallama yorum yapmayalım

05-07-2007 07:58

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 

Sevgili thunderpoint ;

Misyonu dinlerden özgürlük olan,ama içinde benim gibi ademoğullarından olanları da özgürce barındıran,Turan Dursun sitesine hoş geldiniz.

Yazılarınızdaki derinliklere dalabilmek hem dalma bilgisi hem de cesaret istiyor gibi.
Ben dalabilirim diye delice cesaret gösterenlerin,yüksek ihtimalle yiyecekleri " Vurgun " u göze almaları gerekiyor *:)

Homosapiens grubundan *:) *frodo arkadaşımın "Dilerim kalıcı olursunuz." dileği benim de dileğimdir.

Tekrar hoşgeldiniz.

spartacus 05-07-2007 11:24

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Sevgili thunderpoint hoşgeldiniz.

Dini kaidelere bakarken önce bakmamız gerekn TABu dur. Bir zamanlar yoğunlukda olmak üzere kullanım alanı olan KEÇE maddesi döner bir tezgaha konurdu, bu keçe ile maddeler parlatılırken ortaya hoş bir parlaklık çıkardı. Bu parlamanın(örnek alüminyum) görüntüsü daha hoş iken zaten amaç bu maddeyi daha HOŞ bir görünüme sokmaktı. Peki bu işlemin asıl nedenine kısaca değindikten sonra neden parlaklığın arttığına değinelim.

Alümiyum vb maddeler üzerinde YUMUŞAK, temel malzemeye zarar vermeyecek(TABU) dokunuşlar ve sürtünme elde edilir. Bu süreçte maddenin(TABUNUN) pürüzlü yüzeyi gittikçe tatlı bir sürtünme ile pürüzsüz bir hal alırken , evvelce yüzeyde olan pürüzler işlem boyunca maddenin dış yüzeyine hem YEDİRİLİR, ama hemde tatlı bir yüzeysel aşınma ile fazlalıklarda giderilirdi, sonuç Ayna gibi bir yüzey. İşte biz bu sürece hoş görünme ve pürüzlerden(çelişkilerden) arındırma diyoruz.

TABU dediğimiz şey her ne olursa olsun en temelde ihtiyaç duyacağı şey yumuşak dokunuşlar ile pürüzsüz bir hale getirme amacıyla KEÇE dir. Bu keçeleme işi, yaşayan tabuları göz önüne aldığımızda, bu tabuların çıkış tarihinden bu güne aralıksız sürmektedir, taki temel kullanım olan İNANÇ faktörü O Tabuda önemini yitirene kadar.

Bir tabuya tapınan(fetişizm), tabuya adapde olmuş kişi yada kişilerden Tabu'nun yumuşatılmış ve parlatılmış yüzeyinin altını(özünü) görmesini beklemek mümkün değildir, kaldı ki burada MANTIK daima durmaksızın KEÇELEMEK üzerine işler, bu ise TARTIŞMA koşullarının oluşumuna izin vermezken, Tabucunun tezahüratları ve dayatmasına dönüşür. Bizleri bağlı kılan, düşüncelerimizi ve mantığımızı kalıplar dışında çalışrtırmamızın önüne geçen tabu var olduğu sürece kişi keçelemeye devam edecektir. Hatta Yoğurda siyah dese bile..

NAMAZ - > İÇKİ
İçkiden uzak durmanın kıstasını NAMAZ olarak görmek mantıksızdır, Allah'dan uzaklaşmanında kıstaslarına Sarhoşluk gibi faktörleri koymakda anlamsızdır, TABU nun içeriğine baktığımızda insan için Allah'a uzak yada yakın tabirini kullanmak abuktur. Kökene indiğimizde ise TAPINMANIN temelde tamamen mantıksız bir şey olduğuna ulaşırız ve insanların kullanageldiği yiyecekler ve içeceklerin iyilik yada kötülüğünü böylesi kriterlerle irdelemekde mantıksızlığın bir diğer örneğidir.

Namazda okunacak Sure ve dualar, namazın şekli, el şöyle ayak böyle olacak, belirli bir rutine saate bağlanmış olarak yapmak, bunların mantığında temel insan iradesini törpülemektir, diz çöktürmekdir, deyim yerinde ise kılıfı hazırlamaktır, ibadet olarak ise rutin ve standard olmuş şekil ve ezbere dayalı söylemlerin tekrar, tekrar tekrar edilmesinin özü boştur.

Sizlerden bir şey yapmanızı ama bir başka şeyide yapmamanızı isitiyorum. Bu isteğimin yerine gelmesi için ise size karşı sizin inancınızdan bir kriteri kullanıyorum. Düşünün ki bu Allah olsun, eğer bunu yaparsanız Allah'dan uzak şunu yaparsanız Allah'a yakın olursunuz. Bu bir İKSİRDİR, bu bir gelenektir ve verili koşullarda binlerce yıl rayına oturmuş politik bir argümandır. Büyücülerin, kahinlerin, tanrı oğullarının, peygamberlerin her daim ellerinin altında bulundurduğu bir politik araç. Kişisel buyrukların yerine getirilmesi yöntemi...

Ne diyor bir şair(ismini anımsamasamda)

İkisirini içmiş olsanda şişeyi kırma Aragon
o bize gereklidir
sabahın sahibine bizde akşamın hesabı verilir.

K.C. 05-07-2007 16:42

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Muhammed 15.
Allah'a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennetin durumu şöyledir: Orada bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmakları vardır. Orada onlar için meyvelerin her çeşidi vardır. Rablerinden de bağışlama vardır. Bu cennetliklerin durumu, ateşte temelli kalacak olan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu? *

Bildiğim kadarıyla Kur'an'da pek çok yerde şarap'tan söz ediliyor fakat oradaki kök şuruba kökü. Yani şurup, içecek manasına gelen, alkolle ilgisi olmayan şaraplar bunlar.

Ancak Muhammed Suresi 15. ayetinde geçen "zevk veren şarap ırmakları"nda şuruba kökü değil, "HMR" (ya da benzer bir şey) kökü var. Bu ise alkollü içecek anlamında.

ozgur_beyin 05-07-2007 18:30

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
İslam bu dünyada ,bütün ''insani'' zevkleri yasak etmiştir. Ama sınavdan ''sıratı- müstakim'' *üzere geçer veya geçebilerseniz. Burda size yasak (haram) *olan her şeyi allahın vadaettiği cennette yapabilir ve bütün fantezilerinizi tatmin edebilirsiniz(eğer cennet varsa!!!!) Eğer yoksa burda kendinize yazık etmiş olursunuz.
Her şey bir başka bahara kalır. Ama ne yazıkki ikinci bir bahar görme şansınız olmaz.

spartacus 06-07-2007 10:50

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Evet.

Bu dünyada insani olan ve insanı mutlu eden her şey yasaklanmış(1), mutluluğun temelinde ise görüyoruz ki(bu dünyada!) zenginlik yani maddiyat(2) vardır.

(1) Kimler için yasaklanmış ve neden?
(2) Kimlerde maddiyat var ve nasıl?

1 nolu maddeye dönüp baktığımızda bu dünyada insani mutluluğun yasaklandığı kesim aslında "güdülen" toplumdur, bu yasakların varlığı toplumu sürü yerine koyanlar açısından bir sibob vazifesi görür.. Daha iyi anlayabilmek için gerekçelere inmek gerekir... örnek - > Toplumun ayranı yok içmeye ama tapınmaya bir Allahları var iken, tepedeki altın taslardan şarap içer, ipek yataklarda hareminden karpuz seçer gibi zevk kölesi(cariye) seçer fingirdeşir, EĞELNİR yani, hemde helalinden....

2 Nolu maddedeki maddiyat ise dönemi incelediğimizde haksız mülktür. Dünya kimsenin malı değildir ve hiç kimse akan bir su nehrini, doğada yetişen bir ağacı dahi kendi şahsi, özel kullanımına açamaz. Dünya herkesindir-dolayısı ile hiç kimsenin değildir-, tabiat hiç kimsenin malı değildir ve bir aitliği, sahipliği yoktur. Ancak dinleri incelediğimizde ilk karşımıza çıkan Tanrıların haksızlığıdır. Sahipliktir. İşte dinlerin en temelindeki en temel sakat mantık budur. Benim o halde canım ne isterse onu yaparım....

Herşeyin sahibidir Tanrılar, insanlarında sahibidirler ve onlar sahip oldukları ve insanlarda bu sözde tanrılara ait oldukları için ne derlerse yapma noktasında olması gereken(!) zorunlu KÖLELERDİR. Dinler gibi kurt kapanlarının işleyen temel mantığı budur, aitlik ve sahiplik.

Bilhassa ortadoğu dinlerinde gerçek daha bir çıplaktır. Allah mutluluğu kendisine yasak etmeyn bir avucun Allah'ıdır ve bu mutlu azınlığın refahı için mutsuz çoğunluğa buyruklar verir.

Konu şaraptan açıldı o halde bu konu insan ve cariye ve köle ilişkisi olarak bütünlenmelidir çünkü bunlar mutluluk, arzu, eğlence üst başlığında ele alınabilir. Değil mi mutlu azınlığın en tepesindekine kadar peygamberine kadar bu kurum(fingirdeşme kurumu cariyelik, harem, zevk alanları) işlemekte iken, mutsuz azınlık değil köle, cariye(sex kölesi) edinmek, ekmeğini dahi ancak kutsal olan bir avuç bezirgana tanrı buyruğu ile koşulsuz(işte tanrı bu koşulsuzluğu sağlar) hizmet(kölelik) ederek kıt kanaat elde edebilmektedir.
O halde ekmeğini kıt kanaat elde edenler insan değilmidir? Eninde sonunda insandırlar ve tüm insani mutluluk, istek ve arzularından sıyrılmaları yada bastırılmaları, iradelerinin ezilmesi gerekir, aksi bir durumda ya kıyamet kopar yada hizmette kusur oluşur, köleden tam zamanlı yararlanabilme şansı kalkar.

Peki "şüphesiz", "kuşkusuz" olarak köleleşen köleler şarap içerse ne olur, eğlenebilirler, bu onlara eğlence ve hoşnutluk katabilir, bu onların insani, mutlu olma arzularını tetikleyebilir yada insan olduklarını hatırlayabilirler "sana şapır şupur bize yarabbi şükür mü diyebilirler", yada eşeğin aklına karpuz kabuğu gelebilir, onların üzerine kurulan baskıyı, kısaca *SINIRI aşmalarına yol açabilir, bu durumda çoban sürüyü kaybedebilir, en büyük korku budur ve şarabın yasaklanmasının altında herhangi bir ilaha karşı suç işlemek, günaha girmek gibi kriterler aramak mantıksızdır(bu sadece bir araçtır) temelinde yatan buyruk çemberini(sınırını)- CENDERESİNİ- aşma korkusudur. Kısaca eğlenmek sadece ve sadece Allah'a mahsusdur, Allah ise o mutlu azınlıktan başkası değildir, o halde şarap ancak eğlence olabilir.

Kısaca " İslam bu dünyada ,bütün ''insani'' zevkleri yasak etmiştir. ozgur_beyin" ve ben temelde bunun nedeni güdülen insanların etinden, sütünden, alınterinden, canından sonuna kadar yararlanabilmek olarak görüyorum. Eşeğin aklına karpuz kabuğunu getirmektir diyorum. Yani insan olmayı

hiramusta 06-07-2007 11:19

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
İslam insanlığın menfaatine olan hiçbir meşru şeyi yasaklamamıştır.İslam'da alkol kesinkes yasaklanmaz sadece (bırakılmasının zorluğundan dolayı) bırakılması tavsiye edilir.Alkol içmesini bilenler için bir zevk olabilir ama insanların büyük bir kısmı bu mereti içmesini bilmiyor ve bu da insanlığa zevk yerine felaket getiriyor.Trafik kazalarının, cinayetlerin,katliamların,toplumda huzuru bozucu davranışların çok büyük bir kısmı alkol ve uyuşturucu alanlar tarafından işlendiği herkesin malumudur.İslam'ın hiçbir meşru şeyi yasaklamadığını söylemiştik... Evet,İslam alınterini,helal kazancı emreder-faizi,tefeciliği,haram kazancı yasaklar.Helal yoldan kazanılan temiz yiyecek ve içecekler helaldir-kaynağı ne olursa olsun necis yiyecek ve içecekler haramdır.Nikahlınla yaptığın cinsel ilişki helaldir-nikah bağı olmayanlarla (buna cariyelerde dahil) yaptığın cinsel ilişki zinadır ve haramdır.Savunma amaçlı ve başka topraklardaki hakları gasbedilen insanları korumak amaçlı savaşmak helaldir ve emredilir.Sırf ganimet,toprak ve insanları köleleştirmek amaçlı savaşmak ve sınırsız güç kullanmak *ise haramdır.Bu listeyi daha da uzatabiliriz ama anlamak isteyenin !!!! anlayacağı kadar bilgi verdiğimi düşünerek burda kesiyorum.Lütfen kabullendiğiniz veya kendi hevalarınızdan uydurduğunuz temelsiz mesnetlerinizi İslam'a yamamaya çalışmaktan artık vazgeçin.

spartacus 06-07-2007 11:42

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
İslam insanlığın menfaatine olan hiçbir meşru şeyi yasaklamamıştır. Hiramusta

Bırakınız efendim buna İNSANLIK KARAR Versin, değil mi ama????

Kral çıplak, işte orada!

Cariye = MAL....

YOK EDİN İNSANIN İNSANA KULLUĞUNU!

Nikahlınla yaptığın cinsel ilişki helaldir. Hiramusta

O halde bu helalde cins ayrımı var mıdır? Peki zevke, eğlenceye MEŞRUİYET için her daim bir imam bulundurmak çok mu zor!! Sorun bumudur, nikah işin kılıfıdır, önemli olan Cariyenin EDERİ olan parayı verebilmek, onu satın almak yada satabilmektir!!! Peki 20 kadın Cariye almak için adama ne gerekli? İşte oda malesef kendileri bizzat Allah olan kutsal mutlu azınlığın elinde olan, o mutsuz çoğunluğun alınterinden elde edilenler ile olacak... MESNETMİŞ... işte sana MESNET...

YOK EDİN İNSANIN İNSANA KULLUĞUNU!

Allah bana bir şey söyleyecekse Bu O'nun sorunu lütfen Muhammed aramıza girme...

Ne demiştik KEÇE, keçelemeye devam, tabu daha parlak olacak, daha pürüzsüz olacak daha cezbedici olacak ama sorun şu mesnet yada mesnetsizliğin bu keçeleme işinde hiç bir etkisi olmayacak...

frodo 06-07-2007 12:15

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Fetih.

18.Le kad radıyallahü anil mü'minıne iz yübayiuneke tahteş şecerati fe alime ma fı kulubihim fe enzeles sekınete aleyhim ve esabehüm fethan karıba

19. Ve meğanime kesiraten ye!zuneha ve kânallahü aziyzen hakiyma

20.Ve adekümüllahü meğanime kesiraten te'huzuneha fe accele leküm hazihı ve keffe eydiyen nasi anküm ve li tekune ayetel lil mü'minıne ve yehdiyeküm sıratam müstekıyma

Y.N.Öztürk Meali

18 Yemin olsun, Allah müminlerden, o ağacın altında sana bey'at ettikleri sırada hoşnut olmuştur. Onların gönüllerindekini bilmiş, üzerlerine huzur ve sükûn indirmiş ve kendilerine yakın bir fetih nasip etmiştir. *

19 Alacakları birçok ganimetler de nasip etmiştir. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir

20 Allah size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaat etti. Şunu da size aceleden verdi ve insanların ellerini de sizden uzak tuttu ki bu, inananlara bir ibret olsun ve Allah sizi bir ibret olsun ve Allah sizi dosdoğru yola kılavuzlasın


Hiramusta yine döktürmüşsün. Ama illa bir şeyleri savunacağım derken tüm gerçeğe sırtını
dönme hastalığından kurtulamayacaksın. *“Savunma amaçlı ve başka topraklardaki hakları gasbedilen insanları korumak amaçlı savaşmak helaldir ve emredilir.Sırf ganimet,toprak ve insanları köleleştirmek amaçlı savaşmak ve sınırsız güç kullanmak *ise haramdır.” Gerçekten mi ? Tüm islam tarihinin ganimet üzerinde döndüğünü bu forumlarda defalarca yazdık belgeledik. Örneğin İslam orduları Türkistan’a hakları gasbedilen insanları korumak amacıyla saldırdı değil mi?

Aynı argümanı bu gün ABD kullanıyor onlar da demokrasi getiriyorlar işgal ettikleri yerlere.

Şimdi ganimet nedir sevgili hiramusta ? Başkalarının karılarının kızlarının birilerine ganimet olması nedir ? Ve Allah bunu neden destekler neden ister ?

thunderpoint 06-07-2007 12:36

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Saygıdeğer Psikokemoterapi,
Hem edebi hem de manevi yönü çok güçlü karşılamanız ve misafirperver dostluğunuz için sevgimin sınırı ölçüsüzdür.
Uzun süredir takip ettiğim fikirlerinizin siteye çok büyük yararı olduğu düşüncesindeyim. Yanılmıyorsam 'yeni üye' görünüyorsunuz. Sebebini merak ettim. Sağolun...

Sevgili Spartacus,
Nazik ağırlamanız için teşekkür eder maximum kültürel altyapı ve güçlü, oturmuş bir düşünce sistemi gerektiren yazılarınızı ilgiyle izlediğimi belirtirim. Sağolun...

Konuyla ilgili olarak da şunu ilave edeyim: Ümmet, yüreği saplantılı -onlar buna "inanç" diyor- olduğu için hiç bir konuya objektif yaklaşamıyor; sorgulama hükmü ellerinden alınmış ve onlar bunu ilahi zannediyor. Kafalarına geleneksel öğretilerle yerleşmiş dürüst, adil bir 'Tanrı Profili' var. Bunu sorgulamadıkları ve hayatları boyunca da sorgulamayacakları için sözlerdeki adaletsizliği göremeyecek; bu sebeple de 'Dar-ul İslam' için tüm insanlığı savaşa sürükleyecekler. Keza Evangelist Bush'un başını çektiği Hristiyanlar ile benzeri Yahudiler de aynı yola başkoymuştur.

Oysa bizler bütün dünya hatta evren canlılarının kardeşliğinden yanayız.

dilaver 06-07-2007 14:21

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Hiramusta, İslamiyete kadar Arap yarımadasına dışarıdan sldırı ve ilhak girişimleri göremedigimiz gibi yarımadadan dışarı her hangi bir çıkış da yok. Arada sırada Türk talanları olmuş hepsi bu. Bu da kabile ve aşiret düzeyinde. Halbuki peygamberin son dönemlerinde bir Suriye seferine girişme çabalarını görüyor ve ordu hazırladıgına tanık oluyoruz. Peygamberden sonra da ciddi bir futuhatı izliyoruz. Bu fetihlerin bir yurt savunması ile alakası yok tam aksine diger ülkelerin ilhakı ve işgali var. Bu ganimet ayetleriyle vaat edilen ganimetlerin toplanma girişimi olmasın sakın.


* * saygılarımla

hiramusta 06-07-2007 14:47

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Sevgili Dilaver Peygamber 10 bin kişiyle mi 40 bin kişilik bir orduya karşı ganimet elde etmek için sefere çıkıyor?Güldürme beni...Verdiğin ayetlerin hikmetini sana izah ederim ( ee ne de olsa biz de hikmet sahibiyiz. :) ) şu an müsait değilim ama Suriye seferiyle ilgili alıntı bir bilgiyi verebilirim; (müslüm babayı bidaha hatırlayalım,ne demiş müslüm baba?"Herşeyin bir sebebi var.")


TEBÜK SEFERİ

Hz. Peygamber'in Hicretin dokuzuncu yılında, Şam'da toplanan kırkbin kişilik Bizans ordusuna karşı çarpışmak üzere Medine'den Tebük'e kadar sevkettiği en son ve en güçlü askerî hareket.

Tebük arap yarımadasının kuzeyinde Medine ile Şam'ın ortasında bir yerin adıdır. Suyu ve hurmalığı olan bir yerdir. Bu savaş yolculuğunun son ucu burası olduğu için "Tebük Gazası" adı ile anılmıştır. Bu seferde savaş olmamış fakat en güçlü bir İslâm ordusu techiz edilmiş, böylece askerî ve siyasî açıdan önemli bir zafer kazanılmıştır.

Seferin nedeni: Bizans İmparatoru Heraklius'a bir mektup yazan Suriye'li hristiyanlar, Muhammed'in öldüğünü, müslümanların da kıtlık ve yokluk içinde perişan olduklarını, üzerlerine asker gönderilirse, onları kendi dinine katmanın tam zamanı bulunduğunu bildirdiler (Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, VI, 191). Bunun üzerine Heraklius silahlandırdığı kırk bin kişilik askeri bir gücü Kubad'ın komutası altında yola çıkardı. Cüzam, Lahm, Gassân ve Âmile adını taşıyan arap kabilelerinin de Rumlarla birlikte hareket edecek!eri haberi Medine'ye ulaştı. Zaten Allah'ın elçisi kuzey sınırından güvende değildi. Böyle bir askerî harekât hazırlığını öğrenince genel seferberlik ilân etti. Allah'ın Resulu diğer gazvelerde genellikle seferin nereye olacağını gizli tutarken bu defa Bizans ordusuna karşı bir sefer düzenleneceğini açıklamıştı. Çünkü gidilecek yer uzak, havalar sıcak ve kurak, düşman güçlü idi. Ordunun buna göre hazırlık yapması gerekiyordu. Mekke'den ve diğer arap kabilelerinden asker toplamak için de görevliler çıkarılmıştı.

Sıcak, kuraklık, kıtlık, uzaklık ve güçlü düşman unsurları bu seferi "güç ve zor bir sefer" haline getirmişti. Bu yüzden seferin rastladığı zamana Kur'an-ı Kerim'de "Sâatü'l-usre" (güçlük zamanı) denilmiş, bu sefere de Kur'an dilinden alınarak "Gazvetü'l usre (zorluk gazâsı)" adı verilmiştir. Bu sefere katılan orduya da "Ceyşü'l-usre (Güçlük ordusu)" denilmiştir (bk. et-Tevbe, 9/117; ez-Zebîdî, Tecrîd-i Sarih, Terc ve Şerh, Kamil Miras, 6. Baskı, Ankara 1983, X, 408, 409; İbn İshak, İbn Hişam, es-Sîre, IV, 161; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 75; Vâkıdî, Meğâzî, III, 991).

Hz. Peygamber savaş için hazırlık yapılmasını emrettiği zaman mevsimin olumsuzlukları, ürünün hasat zamanı oluşu ve insanların yazın sıcağında ağaç gölgesinde oturmayı sevmesi yüzünden, böyle sıkıntılı bir yolculuğa isteksizlik vardı. Ashab-ı kiramın ağır davranması dikkati çekmişti. Bu yüzden Allah'u Teâlâ müminleri şöyle uyardı:

"Ey iman edenler! Size ne oluyor da: Allah yolunda cihata çıkın, denildiğinde, bazılarınız ağırdan alarak, bulunduğunuz yerden kımıldamak istemiyorsunuz? Yoksa siz ahireti bırakıp, sadeœ dünya hayatına mı razı oldunuz? Halbuki dünya hayatının geçici zevki ahiret saadeti yanında pek az ve değersizdir" (et-Tevbe, 9/38). Devamı ayetlerde, eğer bu cihata çıkmazlarsa can yakıcı bir azapla karşılaşacakları, bunun zararının Allah'a değil kendilerine olacağı, Allah'ın Resulune yardım etmeseler bile, Allah'ın O'na yardım edeceğini, nitekim Mekke'den hicret ederken de Resulullah'a yardım edildiği, mağarada da o, arkadaşına; "üzülme, Allah bizimle beraberdir" diyordu, böylece Allah'ın Resulune emniyet ve güven verdiği, şimdi de aynı yardımı yapabileceğini bildirdi (et-Tevbe, 9/39, 40).

İİslâm toplumu su ayetle topluca cihata çağrıldı: "Ey müminler! Güçlünüz zayıfınız hep birlikte savaşa koşun. Allah yolunda mallarınızla canlarınızla cihat edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır" (et-Tevbe, 9/41).

Sahabenin Orduya Yardımları:

Hz. Peygamber her gün minberine oturur ve "Allahım! Sen şu bir avuç İslâm toplumunun yok olmasına fırsat verirsen, artık yeryüzünde sana ibadet olunmaz" diyerek yalvarır ve müminleri mallarıyla ve canlarıyla cihata teşvik ederdi. Bunun üzerine servet sahibi müminler orduya yardım getirmeye başladılar.

Hz. Ömer bu sefere dörtbin dirhem gümüş para (beş dirhem yaklaşık bir koyun bedeli) getirmiş ve Hz. Peygamber'in "Geride ne bıraktın?" sorusuna "malımın yarısını" diye cevap vermiştir (İbn Esîr, Üsdü'l-Gâbe, III, 326-327; M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, 2. baskı, İstanbul, t.y., IX, 156, 157). Hz. Ebû Bekir de dörtbin dirhem getirince, Allah elçisinin "Aile fertleri için ne bıraktın?" sorusuna; "Onlara Allah ve Resulunü bıraktım" diye cevap verince, bunu işiten Hz. Ömer hayır yarışında Ebû Bekir'i geçemeyeceğini belirterek ağlamıştır (Vakıdî, Meğâzî, III, 991; İbnü'l-Esîr a.g.e., III, 327).

Abdurrahman b. Avf da sekizbin dirhem sermayesinin yarısını getirince Allah elçisi; "Allah senin getirip verdiğini de, ev halkın için ayırdığını da bereketlendirsin" (Vâkîdî, Meğâzî, III, 991; Taberî, Tefsir, X, 197) diye dua etmiştir.

Hz. Osman ise ordunun techizinde en büyük yardımı yapmıştı. O, üçyüz deve, yüz at bağışlamış, ayrıca bin altın lirayı Resulullah'ın kucağına dökünce, Allah elçisi; "Ey Allah'ım! Ben Osman'dan râzıyım, sen de razı ol" diye dua etmiş ve Osman'ın bundan sonra olmuş olacak şeylerden bir sorumluluğunun bulunmayacağını bildirmiştir (bk. Ahmed b. Hanbel, IV, 75; Vâkıdî, a.g.e., III, 991; İbn Ishak, İbn Hişâm, Sîre, IV, 161). Ayrıca Hz. Osman'ın birer altın sarfı ile onbin askeri techiz ettiği, su içtikleri kapların ağız bağlarına ve askı iplerine kadar sağlanmadık ihtiyaçlarının bırakmadığı nakledilmiştir. (Vâkıdî, Megâzî, III, 991; Belâzurî, Ensâbü'l-Eşraf, 1, 368).

Malî durumu zayıf olanlar da ellerinden gelen yardımı yapıyorlardı. Hz. Peygamber; "Kim bugün bir sadaka verirse sadakası kıyamet günü Allah katında onun lehine şahitlikte bulunacaktır" buyurunca, bir adam başına sardığı sarığı vermiş, siyah, hor görünüşlü bir yoksul da çok güzel bir deveyi bağışlayıp gitmişti. Ebû Ukayl iki ölçek hurma karşılığında sabaha kadar su çekmiş, bir ölçeğini ev ihtiyacı için ayırmış, bir ölçeğini de orduya bağışlamıştı. Hz. Peygamber onun için de hayır ve bereketle dua etti (Taberî, Tefsir, X, 194, 195). Başka bir yoksul Ulbe b. Zeyd ise malı, mülkü, biniti olmadığı için cihata hiçbir katkısı olamayışından çok üzgündü. Gece namazından sonra Allah'a niyazda bulundu, imkânlarının olmayışından yakındı. Ertesi gün sıkılarak, alay edilmeyi göze alarak çok az bir meta'ı Hz. Peygamber'e getirdi. Bu da sadakalara karıştırıldı. Ertesi gün Hz. Peygamber az bir sadaka veren bu yoksulu davet etti ve şöyle buyurdu: "Muhammed'in varlığı, kudreti elinde bulunan Allah 'a yemin ederim ki, sen sadakası kabul olunanların Divan'ına yazıldın" (İbn Kayyim, Zâdu'l-Meâd, Mısır 1390/1970, III, 4; Vâkıdî, a.g.e., III, 994; İbn Hacer, el-İsâbe, II, 500).

Kadınlar da ellerinden gelen yardımı yapmaktan geri durmuyorlardı. Ümmü Sinan el-Eslemiyye şöyle anlatır: "Hz. Âîşe'nin evinde Resulullah (s.a.s)'ın önüne serilmiş bir örtü gördüm ki üzerinde bilezikler, bazubentler, halhallar, yüzükler, küpeler, develerin ayaklarını bağlayacak bir takım kayışlarla, kadınlar tarafından gönderilen ve savaşta işe yarayabilecek bir takım şeyler bulunuyordu" (Vâkıdî, Meğâzî, III, 991, 992).

Tebük Seferi ve Münafıklar:

Münafıklar müminleri başarıya götürebilecek her önemli işte olduğu gibi gerek Tebük gazvesi hazırlıkları ve gerekse yolculuk sırasında bozgunculuk yapmaktan geri durmadılar.

Münafıkların başı Abdullah b. Ubey b. Selül; "Muhammed Roma devletini oyuncak mı sanıyor? Onun ashabıyla birlikte yakalanıp esir olacaklarını gözümle görmüş gibi biliyorum" diyerek halka korku ve ümitsizlik vermeye çalışıyordu (Ahmet Cevdet Paşa, Peygamberlerin Kıssaları ve Halifelerin Tarihleri, İstanbul 1977, I, 206).

Münafıklardan bir topluluk hiçbir özürleri olmadığı halde Tebük seferine katılmamak için Hz. Peygamber'den izin istediler. Allah'ın Resulu seksenden fazla münafığa izin verdi. Kimi münafıklar da ganimet almak için Tebük ordusuna katılmış ve gittikleri yerlerde bozgunculuk yapmaktan geri durmamışlardır (İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, 160 vd.; Taberî, Tarih, III, 142 vd.; Vâkıdî, Megâzî, III, 995; et-Tevbe, 9/66).

Orduya özürsüz katılmayan münafıklarla ilgili çeşitli ayetler indi. Bazıları şunlardır: "Onlardan bazısı peygambere: "Bana izin ver, beni fitneye düşürme" diyordu. Bilin ki onlar zaten fitne içine düşmüşlerdir. Şüphesiz cehennem, kâfirleri çepeçevre kuşatıcıdır" (et-Tevbe, 9/49). "Cihatdan geri kalanlar, Allah'ın Resulune muhalefet ederek oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihat etmeyi hoş görmediler. "Bu sıcakta savaşa çıkmayın " dediler. De ki: "Cehennem ateşi daha sıcaktır". Keşke bilseydiler. Yaptıklarının cezası olarak, artık az gülsünler çok ağlasınlar" (et-Tevbe, 9/81, 82; ayrıca bk. 9/42-48, 63-64, 79, 83, 86, 87, 90, 93-96).

Yahudi Süveylim 'in Evinin Yakılması:

Münafıklardan bazı kişilerin Yahudi Süheylim'in Casum mevkiindeki evinde toplanıp, Tebük gazasına çıkacak halkı Hz. Peygamber'in etrafından dağıtmak üzere toplandıkları haber alındı.

Bunun üzerine Allah elçisi Talha b. Ubeydullah'ı (ö. 36/656) bazı sahabelerle birlikte onlara gönderip Süveylim'in evini ateşe vererek üzerlerine yıkmasını emretti. Emir yerine getirildi. Dahhâk b. Halîfe evin damından atlayınca ayağı kırıldı. İbn Übeyrık ve arkadaşları ise damdan atlayıp kaçtılar (İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, IV, 160; Diyarbekri, Hâmis, II, 124).

İhmalcilik Yüzünden Sefere Katılmayan Müslümanlar:

Mümin oldukları halde ihmalcilik yüzünden sefere katılamayanlar da olmuştu. Bunlar: Kâ'b b. Mâlik, Mirâre b. Rabî' ve Hilâl b. Ümeyye (r. anhüm) idi.

Kâ'b b. Mâlik; Akabe'de Hz. Peygamber'e bey'at etmiş, Bedir dışında tüm gazalara katılmıştı. Tebük seferine katılmak için her türlü imkâna sahip olduğu halde sırf ihmalciliği nedeniyle bu gazaya katılamadığını şöyle belirtmiştir: "Hz. Peygamber bu gaza için hazırlanmaya başladılar. Ben de onlarla birlikte yol hazırlığını görmek üzere sabahleyin evden çıkıp dolaşır, hiç bir iş görmeden akşam üzeri döner, gelirdim. Kendi kendime; hazırlanmak için çok vaktim var, derdim. Bu ihmalcilik bende sürdü gitti. Sonunda Resulullah ve ashabı birden yola çıkıverdiler" (Vâkıdî, Meğazî, III, 997, 998).

Diğer iki sahabe de benzer ihmal içinde olup gecikmişler ve sefere katılmamışlardı. Ancak daha sonra bu üç sahabe ruhen çok daraldı ve dünya kendilerine dar geldi. Onların bu sıkıntısı Kur'an-ı Kerîm'de şöyle açıklanır: "Ve savaştan geri kalan o üç kişinin tövbesini de kabul etti. Bütün genişliğine rağmen yeryüzünün kendilerine dar geldiği, ruhları son derece sıkıldığı, Allah'tan başka bir sığınak olmadığını anladıkları zaman tövbe etsinler diye, Allah onları bağışlamıştı. Şüphesiz ki, Allah, tövbeleri çok kabul eden ve çok merhametli olandır" (et-Tevbe, 9/118).

Özür Nedeniyle Sefere Katılamayanların Ecre Ortak Oluşu:

Ashab-ı kiramdan meşrû özürleri yüzünden Tebük gazvesine katılamayanların, katılan askerlerin kazandığı tüm ecre ortak oldukları hadis-i şerifle sabittir.

Enes b. Mâlik (r.a)'den rivayete göre Hz. Peygamber Tebük seferi sırasında şöyle buyurmuştur: "Medine'de bir topluluk kalmıştır ki, biz bir dağ yolunda, bir vadide her yürüyüşümüzde, onlar da bizimle birliktedirler. Ashap: Yâ Resulullah, onlar nasıl bizimle birlikte olur?" diye sorunca da; "Onları burada bulunmaktan (hastalık, gücü yetmemek gibi) meşrû özürleri menetmiştir" (Buhârî, Cihâd, 140, Temennî, 9, Menâkıbu'l-Ensâr, 1, 3, Megâzî, 56; Müslim, Zekât, 133, 136136; Tirmizî, Menâkıb, 65; Kâmil Miras, Tecrid-i Sarîh, VIII, 299, 300)

Tebük'e Büyük Yolculuğa İmkân Bulamayanların Ağlayışı:

Varlıklı sahabelerin yardımı ile ihtiyaçlı gaziler techiz ediliyor, fakat sayı çok fazla olduğu için bu yardım da yetişmiyordu. İslâm tarihinde "ağlayanlar" diye anılan yedi kişi Resulullah (s.a.s)'a gelerek, bu gazveye katılmak istediklerini, fakat binit ve yiyeceklerinin bulunmadığını bildirdiler. Hz. Peygamber'in kendilerine binit kalmadığını söylemesi üzerine bu yedi kahraman ağlayarak geri dönmüşlerdi. Bunlar Salim b. Umeyr, Ulbe b. Zeyd, Ebû Leylâ el-Mâzinî, Seleme b. Sahr, Irbâd b. Sâriye; bir rivâyete Abdullah b. Muğaffel ve Ma'kıl b. Yesâr veya Amr b. Gunme (r. anhüm)'dür. Onların bu hali Kur'an-ı Kerim'de şöyle haber verilir: "Cihada çıkabilmek için binek vermen için sana geldikleri vakit: "Size verecek bir binit bulamıyorum" dediğinde, savaş araç ve gereçleri bulamadıklarını üzülüp gözleri yaşla dolu olarak geri dönenlere de bir sorumluluk yoktur" (et-Tevbe, 9/92).

Bunun üzerine bu yedi mücahidden ikisine İbn Yamin, ikisine Hz. Abbas b. Abdilmuttalib, üçüne de Hz. Osman binit sağlamıştır (İbn İshak, İbn Elisâm, Sîre, IV, 161, 162; Vâkıdî, Megâzi, III, 994; Taberî, Tarih, III, 143).

Tebük Yolculuğunun Başlaması:

Hz. Peygamber (s.a.s) Tebük gazasını Medîne'den Hicretin 9. yılı Recep ayında perşembe günü çıkmıştı. Çünkü O, cihada perşembe günü çıkmayı severdi. Bu, Resulullah (s.a.s)'ın sonuncu gazası oldu.

Medine'de vekil bırakılan Hz. Ali için münafıkların "Muhammed, Ali'yi onda görüp hoşlanmadığı bir şey için geri bırakmıştır" gibi dedikodular yapması üzerine, Hz. Ali silahlanıp Cürf mevkiinde Hz. Peygamber'e yetişti. Resulullah'ın geliş nedenini sorması üzerine hakkındaki dedikodudan söz etti. Hz. Peygamber; "Onlar yalan söylemişlerdir. Ben seni arkamda bıraktıklarıma vekil tayin ettim. Hemen geri dön, gerek benim ev halkım ve gerekse senin ev halkın içinde vekilim ol. Sen bana göre, Musa'ya göre Harun'un durumunda olmak istemez misin? Ancak benden sonra Peygamber gelmeyecektir" dedi. Hz. Ali; "Ey Allah'ın elçisi öyledir" diye cevap verdi ve Medîne'ye geri döndü" (İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, IV, 163, İbn Sa'd, Tabakât, III, 24 25, Taberî, Tarih, III, 144, İbnü'lEsîr, el-Kâmil, Beyrut 1385/1965, II, 278).

Hz. Peygamber'in komutasındaki onbin kişilik İslâm ordusu Medine'den Tebük'e kadar onsekiz yerde konakladı, ondokuzuncu konaklama yeri Tebük oldu. Bu konaklama yerlerinde namaz kılınan yerler günümüzde de adlarıyla mescit olarak bilinmektedir. Zülhuşub, Feyfâ, Zülmerve, Rak'a ve Vâdilkurâ mescidleri gibi .

Yolculuk sırasında ve konaklama yerlerinde pek çok ibretli ve hikmetli olaylar vuku buldu. Allah'ın elçisi yol boyunca öğütlerini sürdürdü. Bunlardan bazıları şunlardır:

1) Sekizinci konaklama yeri olan Hicr'da olanlar:

Hicr, Semûd kavminin yaşayıp helâk olduğu yerdir. Salih Peygambere isyan eden bu topluluğu Yüce Allah korkunç bir haykırışla helâk etmişti (bk. el-A'râf, 7/73-9; el-Hicr, 15/80-84; eş-Şuarâ, 26/141-159; Hûd, 11/61-68; en-Neml, 27/45-53). Hz. Peygamber bu kavmin mucizeleri gördükleri halde peygamberlerine karşı gelmelerini açıkladı ve bu yerden hızlı geçilmesini emir buyurdu.

Hicr kuyularından alınan suları döktürdü ve bununla hazırlanan ekmek hamurlarının develere yedirilmesini emir buyurdu (Vâkıdî, Megâzî, III, 1008; Ahmed b. Hanbel, II, 9: Asım Köksal, a.g.e., IX, 185 vd.). Böyle hüzünlü bir beldeye neş'eyle girilmesini, Hıcr'da oturan halkla temas etmemelerini emir buyurdu (Vâkıdî, Meğâzî, III, 1008; Ahmed b. Hanbel, V, 231).

Allah elçisi, Hicr'da gece şiddetli kasırganın kopacağını, bu yüzden kimsenin yanında arkadaşı olmaksızın dışarı çıkmamasını ve develerin dizlerinin bağlanmasını bildirdi. Kasırga çıktı ve uyarıya uymayan iki kişiden birisi nefes darlığına uğradı, diğerini fırtına sürükledi.

Mücahitler Hicr'da sabahlayınca şiddetli susuzlukla karşılaştılar. Allah elçisi özellikle Hz. Ebû Bekir'in yağmur duası yapmasını istemesi üzerine, ellerini kaldırıp yağmur için dua etti. Daha ellerini indirmeden yağmur yağmaya başlamıştı (İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, IV, 165; Taberî, Tefsîr, XI, 55; Tarih, III, 144). Bunun üzerine daha önce; "Muhammed hak peygamber olsaydı, Musa peygamber'in Allah'tan yağmur istediği ve yağdırdığı gibi, O da yağmur ister ve yağdırırdı" diyerek dedikodu yapan münâfıklar seslerini kesmişlerdi.

2) Hz. Peygamber'in devesi "Kasvâ"ın kaybolması:

Bir konaklama yerinde Resulullah (s.a.s)'in devesi Kasvâ kaybolmuş ve aramalara rağmen bulunamamıştı. Benî Kaynuka Yahudilerinden müslüman olan Zeyd b. Lusayt adlı münafık; "Kendisinin peygamber olduğunu söyleyen ve size göklerden haberler veren Muhammed bugün kaybolan devesinin yerini bile bilmiyor" diyerek müminlerin kalbine şüphe sokmaya çalışıyordu. Bunu haber alan Resulullah (s.a.s), Cebrail (a.s) haber vermesi üzerine devenin bulunduğu yeri ve ipinin bir dala takılı bulunduğunu bildirdi ve "Allah'a yemin olsun ki, gerçekten ben, bir şeyi Allah bana bildirmedikçe bilemem" buyurdu. Gerçekten o yana giden sahabiler deveyi bulup getirdiler (İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, IV, 166, 167; Vâkıdî, a.g.e., III, 1010).

Zeyd b. Lusayt bu olaydan sonra, ertesi sabah kalbindeki Hz. Muhammed'in peygamberliği konusundaki şüphelerinin yok olduğunu söylemiştir (Vâkıdî, Megâzî, III, 1010). Bazıları onun tövbe ettiğini söylerken Hârice b. Zeyd gibi bazı sahabiler de onun tövbe ettiğini kabul etmemişlerdir (İbn İshak, İbn Hişâm, IV, 167;Vâkıdî, a.g.e., III, 1010).

3) Abdurrahman b. Avf'ın imam oluşu:

Hicr'le Tebük arasında bir konaklama yerinde tan yeri ağardıktan sonra Allah elçisi ihtiyacını gidermek için uzak bir yere gitmişti. Cemaat güneşin doğmasından korkarak Abdurrahman b. Avf (r.a)'ı öne geçirdiler. Hz. Peygamber abdest alıp dönünce Abdurrahman rukû'da idi. Cemaat Resulullah'ın geldiğini anlayınca neredeyse namazı bozacaklardı. Abdurrahman da imamlıktan çekilmek istedi. Fakat Resulullah (s.a.s)'in işareti ile namaza devam etti. Allah elçisi bir rekâtı imamla, bir rekâtı da selãmdan sonra ayağa kalkarak tek başına kıldı. Namaz bitince de; "Güzel yaptınız" buyurdu (Ahmed b. Hanbel, IV, 247; Vâkıdî, Megâzî, III, 1011).

4) Abdestte tek yıkama ve mestlere meshetme:

Avf b. Mâlik'ten rivayete göre, Hz. Peygamber Tebük seferi sırasında yolcular için mestler üzerine üç gün üç gece, mukîm olanlar için bir gün bir gece süreyle meshedilmesini emir buyurmuştur (Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 27). Hz. Ömer'in bildirdiğine göre abdest alınırken abdest azaları birer defa yıkanmakla yetinilmiştir (Ahmed b. Hanbel, 1, 23).

5) Vaktinde kılınamayıp kaza edilen sabah namazı:

Yolculukta Allah elçisi uykuda iken kaldırılmamış ve sabah namazı vakti çıkıp güneş bir mızrak boyu yükselmişti. Resulullah (a.s) Bilâl'e: "Ben sana bu gece bizi bekle ve sabah olunca uyandır" demedim mi?" buyurdu. Bilâl: "Seni uyutan beni de uyuttu" dedi. Hz. Peygamber o yerden kalkıp biraz gittikten sonra, önce sünneti sonra da farzı kaza etti (Vâkıdî, Megâzî, III, 1015, 1016).

6) Hz. Peygamber'in Tebük'te ashabı ile istişare etmesi:

Tebük'e geldikten sonra Şam üzerine yürünüp yürünmemesi konusunda Allah elçisi ashabı ile istişare etti. Hz. Ömer: "Eğer gitmekle emrolundun ise git" dedi. Hz. Peygamber: "Eğer bu konuda Allah tarafından emrolunmuş bulunsaydım, size danışmazdım" buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Ey Allah'ın Resulu orada Rumlar çok fazladır, müslümanlardan tek kişi bile yoktur, senin bu derece yakına gelmen onları korkutmuştur. Uygun bulursanız bu yıl buradan geri dönülsün veya yüce Allah bu konudaki buyruğunu bildirir" Bunun üzerine Hz. Peygamber Tebük'ten ileri geçmedi (İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre; IV, 170; İbn Sa'd, Tabakâl, II, 166; Vâkidî, a.g.e., III, 1019).

7) Diğer peygamberlere verilmeyip yalnız Hz. Muhammed'e verilen beş haslet:

Hz. Peygamber Tebük'te gece namazını (teheccud) çadırının önünde kıldığı bir gece, yanına gelen sahabilerle sohbet ederken şöyle buyurmuştur: "Benden önceki peygamberlerden hiç birisine verilmeyen şu beş şey bana verilmişti:

a- Önceki peygamberler yalnız bir kavme gönderilmişken, ben bütün insanlara gönderildim.

b- Yeryüzü bana mescit ve temizlik aracı kılındı. Bu yüzden namaz vakti nerede olursa teyemmüm edip namazımı kılarım. Önceki ümmetler ise ibadetlerini ancak Kilise ve Havralarda yapabilirdi.

c- Savaş ganimetleri bana helal kılındı. Halbuki önceki peygamberlere helâl kılınmamıştı.

d- Bana şefaat makamı verildi.

e- Ben bir aylık uzak yerdeki düşmanın kalbine korku salmakla yardım olundum" (bk. Buhârî, Teyemmüm, 1, Salât, 56; Müslim, Mesâcid, 3, 4, 5; Ebû Dâvud, Salât, 24; Tirmizî, Mevâkît, 119, Siyer, 5; Nesâî, Cusl, 26; İbn Mâce, Tahâre, 90; Dârimî, Salât, 111, Siyer, 28; Ahmed b. Hanbel, I, 250, 301, II, 222, 240, 250, 312; Vâkıdî, Megâzî, III, 1021 vd .).

Hz. Peygambere ve ümmetine ayrıcalık sağlayan bu niteliklerin Bizans'a karşı yapılan böyle büyük bir harekât sırasında açıklanması şu noktaları akla getirmektedir.

Çevrede en güçlü olarak bilinen Doğu Roma imparatorluğuna karşı durabilecek bir güce sahip olan İslâm topluluğu, yakında bu yöreleri ele geçirecek ve rum diyarı İslâm'a girecek, böylece arap toplumları dışına çıkan İslâm evrensellik özelliğine kavuşacaktır .

İslâm ordusu yolculuk sırasında günlerce çeşitli yer ve mevkilerde, arz üzerinde farz ve nafile namazları kılmış ve böylece ibadetin yalnız mescidlerde yapılabileceği imajı yerine namaza evrensel bir mescid anlayışı kazandırılmıştır. Abdest ve gusülde de su yerine, gerektiğinde teyemmümle yetinmenin uygulamaları yapılmıştır.

Bu gibi askeri hareketlerde zafer sonrası elde edilecek ganimetlerin beşte biri beytülmalin, beşte dördü de gazilerin hakkı olmak üzere meşrû kılınmıştır. Bu da savaşlarda ayrı bir teşvik unsurudur (bk. "Ganimet" mad .).

Çevrede bir aylık uzak yerde bulunan düşman o gün için Doğu Roma İmparatorluğu ve bunların başkanı Heraklius olmalıdır. İmparatorun ve askerlerinin kalbine korku düştüğü için Hicaz'a saldırıp yakıp yıkmak üzere yola çıktıkları halde bu cesareti gösterememişlerdir. Güçlü İslâm ordusunun hazırlıklı, düzenli ve her çeşit savaş rizikosunu göze alarak Tebük'e kadar gelmesi, güç dengesini psikolojik bakımdan Müslümanların lehine çevirmiştir. Böylece düşman için, savaş olmasa bile güç hazırlamayı emreden ayetin hükmü gerçekleşmiştir .

Ayette şöyle buyrulur: "Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın ki, bununla Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve daha bundan başka sizin bilmediğiniz, fakat Allah'ın bildiği diğer düşmanları korkutasınız. Allah yolunda ne harcarsanız, karşılığı size eksiksiz ödenir, asla haksızlığa uğratılmazsınız" (el-Enfâl, 8/60).

Hz. Peygamber Tebük'te bulunduğu sırada Halid b. Velid'i dört yüz atlı ile bir hristiyan topluluk olan Dûmetülcendel'in kralı Ükeydir b. Abdilmelik üzerine gönderdi. Dûmetülcendel Şam yolu üzerinde Tebük'e yakın, sulu, hurma ve ekinleri bol, büyük bir ticaret merkezi idi. Halid b. Velid az sayıda bir askerle bilmedikleri bir yörede kralı nasıl bulacaklarını sorunca, Allah elçisi onu "yabanî sığır avlarken bulup yakalayacağını" haber verdi.

Gerçekten Halid ve arkadaşları kaleye yaklaştıkları sırada normal kırsal kesimde az rastlanan bir yaban sığırının kale kapısına yaklaşmakta olduğunu gördüler. Yukarıdan Ükeydir ve ailesi de bu semiz hayvanı görmüşlerdi. Ükeydir silahlanıp birkaç adamı ile birlikte sığırı avlamak üzere kaleden dışarı çıkınca da onu yakaladılar ve elleri bağlı olarak kalenin önüne getirdiler .

Orada Halid'le Ükeydir arasında yapılan anlaşmaya göre, Ükeydir Müslümanlara: İki bin deve, sekiz yüz at, dört yüz zırh gömlek, dört yüz mızrak vermek ve Ükeydir ile kardeşi Mudad Hz. Peygamber'e kadar götürülüp haklarında Allah elçisi hüküm vermek üzere sulh oldular. Bundan sonra kaleye girilerek belirlenen ganimet malları teslim alındı (bk. Vâkıdî a.g.e., III, 1027, 1034; İbn İshak, İbn Hişam, Sire, IV, 169 vd; İbn Sa'd, Tabakât, II, 62, 166).

Eyle, Ezruh ve Cerba Melikleri ile Sulh Anlaşması Yapılması:

Hz. Peygamber Tebük'te bulunduğu sırada Kızıldeniz'in kuzeyinde ve Akabe körfezinin sonunda deniz sahilindeki Eyle hükümdarı Yuhanna b. Ru'be, gelerek yıllık belirli miktarda cizye vermek üzere kendisi ile sulh anlaşması yaptı. Hz. Peygamber Yuhanna'ya şu ahitnameyi yazılı olarak verdi.

"Bismillahirrahmânirrahîm . Bu, Allah ve Peygamberi Muhammed'den Yuhanna b. Ru'be ile Eyle halkından denizdeki gemilerde bulunanları ve karadaki gezen, dolaşanları için eman yazısıdır: Gerek bunlar ve gerek Şam, Yemen ve deniz sahili halkından Eylelilerle birlikte bulunanlar, Allah'ın ve Resulunün himayesindedirler. Onlardan bir kötülük işleyeni yanındaki malı koruyamayacak, bu mal, alana da helâl olacaktır. Denizde, karada herkes dilediği tarafa yolculuk yapma hakkına sahiptir" (Ebu Ubeyd, el-Emvâl, Mısır 1388/1968, s. 287 vd; İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, VI, 169).

Eyle kralı Yuhanna ile birlikte Ezruh ve Cerba halkı temsilcileri de Tebük'e gelip Hz. Peygamber'le cizye vermek üzere anlaşma yaptılar. Bunlar her yıl Recep ayında saf altından yüz dinar cizye ödemeyi kabul ettiler ve buna karşılık onlara birer emannâme (güven mektubu) verildi. Bu iki topluluk da Eyleliler gibi Yahudi toplumudur (İbn Sa'd, Tabakât, 1, 289 vd; İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, IV, 169; Vâkıdî, Megâzî, III, 1031).

Mescid-i Dırâr Olayı:

Hz. Peygamber Tebük'te yirmi gün kadar kaldıktan sonra, ashab-ı kiramın ileri gelenleri ile istişare ederek geri dönmeye karar verdi. Çünkü Bizans ordusu saldırmaya cesaret edememiş ve amaca ulaşılmıştı. O gün için daha fazla ileri gidip kan dökmeye ihtiyaç yoktu. Çünkü Şam yöresini fetih gibi bir amaçla yola çıkılmamıştı. Üstelik Şam yöresinde bulaşıcı bir hastalık (tâun) olduğu da haber alınmıştı. Geri dönüş için yola çıkan ordu Ramazan'ın ilk günlerinde Medîne'ye ulaştı. Hz. Peygamber Tebük'e giderken Medine'ye bir saat uzaklıktaki Ziyevan köyüne geliniğinde münâfıklardan bir heyet gelerek: "Ey Allah'ın Resulu! Biz hastalar ve Kuba mescidine gelemeyenler için özellikle yağmurlu gecelerde namaz kılmak üzere bir mescid bina ettik. Teşrif edip burada namaz kıldırsanız, hayır ve bereketle dua buyursanız" dediler. Hz. Peygamber bunun dönüşte olabileceğini söylemişlerdi. Bunun üzerine Tebük dönüşü bu sözü Allah elçisine hatırlatıp yeni yapılan mescide gelmesini rica ettiler.

Bu mescid Ebû Âmir Fâsık adlı bozguncu münafık ve fasığın teşviki ile münafıklarca Kuba Mescidinin cemaatını bölmek niyetiyle yapılmış ve Hz. Peygamber'e suikast düzenlemek üzere içi silâhla doldurulmuştu. Hz. Peygamber bu mescide gitmeye hazırlanırken Cebrail (a.s) gelerek durumu haber verdi.

Kur'an-ı Kerîm'de bu mescidden şöyle söz edilir:

Zarar vermek, inkâr etmek, müminlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah ve Resulune karşı savaşanlara gözetleme yeri hazırlamak üzere bir mescid yapanlar; "Biz sadece iyilik yapmak istiyorduk" diye yemin ederler. Allah da şahittir ki bunlar yalancıdırlar" (et-Tevbe, 9/107). "Ey Muhammed! Bu mescidde asla namaz kılma. Şüphesiz ki, başlangıcından itibaren takva üzere kurulan mescidde (Kuba mescidi) namaz kılman daha hayırlıdır. O mescidde kendilerini maddî ve manevi kirlerden temizlemeyi seven adamlar vardır. Allah temizlenmek isteyenleri sever" (et-Tevbe, 9/108; bk. 109, 110).

Bunun üzerine Hz. Peygamber ashab-ı kiramdan Mâlik b. Dehsan ile Ma'n b. Adiyy (r. anhümâ)'yi Mescid-i Dırar'ı yıkmak üzere gönderdi. Bu sahabeler mescidi yakıp yıktılar. Böylece kötü amaç için bina edilen bir mescid ortadan kaldırılmış oldu (bk. İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, III, 71; İbn Sa'd, Tabakât, III, 540 vd; İbn Kesîr, Muhtasar Tefsîr, II, 169; Kâmil Miras, Tecrîd-i Sarih, X, 422).

Özürsüz cihada katılmayan üç kişinin çilesi:

Resulullah (s.a.s) Tebük'ten dönüşte Medîne'ye girişte doğrudan Mescidi Nebevî'ye girip iki rekat namaz kıldı. Çünkü seferden dönüşte bu, Resulullah (s.a.s)'ın âdeti idi. Sonra mescitte oturdu. Tebük gazvesine katılamayıp Medine'de kalanlar tek tek gelip özürlerini yeminle teyit ettiler. Hz. Peygamber dış görünüşlerine bakarak özürlerini kabul edip, iç yüzlerini Allah'a havale etti ve haklarında istiğfarda bulundu. Bunların sayısı seksen kadar idi.

Ancak Kâ'b b. Mâlik, Mirare b. Rabî ve Hilâl b. Ümeyye meşrû bir özürleri bulunmadığı halde cihada katılmamışlardı. Hz. Peygamber'in huzuruna girince mazeret uydurma yoluna gitmeden doğruyu söylediler.

Resulullah (s.a.s) halkı bu üç sahabe ile görüşüp konuşmaktan menetti. Üçü de bir köşeye çekilerek elli gün süreyle yalnızlığa itildiler. Dünya başlarına zindan oldu. Kırk gün geçince Hz. Peygamber bunlara Hüzeyme b. Sâbit (r.a)'i göndererek kadınlarından da ayrı durmalarını bildirdi. Böylece eşlerinin cihaddan geri kalan bu sahabelere hizmeti de men edilmiş oluyordu. Yalnız Hilâl b. Ümeyye'nin eşi Allah elçisine gelerek; "Hilâl yaşlıdır, hizmetçisi de yoktur. Yalnız mutfak işlerine yardımcı olsam" diye izin istedi. Kendisine yalnız ev hizmeti için izin verildi.

Elli gün tamamlanınca bu üç sahabenin mağfiret edildiğini bildirilen ayet indi. Bunu müjdeleyen sahabeye, Ka'b b. Mâlik sevincinden bir kat elbise giydirmişti. Mescide geldiklerinde Allah'ın Resulu Ka'b b. Mâlik'e şöyle buyurdu: "Annen seni doğurduğu günden beri yaşadığın günlerin en hayırlısını sana müjdeliyorum". Ka'b; "Bu müjde tarafınızdan mı, yoksa Allah tarafından mı?" diye sorunca, Hz. Peygamber; "Doğrudan Yüce Allah tarafından" buyurdu. Bunun üzerine Ka'b, bütün servetini Allah yolunda tasadduk etmek istediğini bildirdi. Hz. Peygamber, bir bölümünü kendisine ayırmasının daha hayırlı olacağını söyledi (Kâmil Miras, Tecrîd, X, 424 vd, Hadis No: 1659; İbn Kesîr, a.g.e., II, 175 vd.).

Allah Teâlâ bu üç sahabenin halini ve affedilmelerini şöyle bildirir: "Ve savaştan geri kalan o üç kişinin tövbesini de kabul etti. Bütün genişliğine rağmen yeryüzünün kendilerine dar geldiği, ruhları son derece sıkıldığı, Allah 'tan başka bir sığınak olmadığını anladıkları zaman tövbe etsinler diye, Allah onları bağışlamıştı. Şüphesiz ki Allah, tövbeleri çok kabul eden ve çok merhametli olandır" (et-Tevbe, 9/118).

Ka'b b. Mâlik ve arkadaşları bu ilâhî iltifata, doğru sözlülükleri ve samimi davranmaları sayesinde kavuştular. Ka'b bu olay üzerine, artık ömrü boyunca doğrudan başka bir söz söylemeyeceğine dair Allah elçisine söz verdi. Diğer münâfıklar uydurdukları yalan mazeretler yüzünden helâk olurken onlar selâmete çıktılar.

hiramusta 06-07-2007 14:59

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Mute savaşını unuttuk yav. :) Neyse tek cümleyle izah edeyim;..Mute savaşının sebebi de Peygamberin elçisinin öldürülmesidir.Müslümanlar 3000 kişilik orduyla Hristiyan Arapların 100 000 kişilik ordusuna karşı savaşmışlardır.Müslümanlar fazla bir kayıp vermeden başarılı bir şekilde geri çekilebilmişlerdir.

dilaver 06-07-2007 15:12

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Bu gibi askeri hareketlerde zafer sonrası elde edilecek ganimetlerin beşte biri beytülmalin, beşte dördü de gazilerin hakkı olmak üzere meşrû kılınmıştır. Bu da savaşlarda ayrı bir teşvik unsurudur (bk. "Ganimet" mad .).


* * * sevgili Hiramusta ben de farklı bir şey iddia etmiyorum ki. Temel budur, gerisi laf ı güzaftır.


* * * *saygılarımla

frodo 06-07-2007 15:58

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Sevgili hiramın katkılarıyla bu topic acaip şenlikli oldu. :lol:

Yazının özü şu :

a- Önceki peygamberler yalnız bir kavme gönderilmişken, ben bütün insanlara gönderildim.

b- Yeryüzü bana mescit ve temizlik aracı kılındı. Bu yüzden namaz vakti nerede olursa teyemmüm edip namazımı kılarım. Önceki ümmetler ise ibadetlerini ancak Kilise ve Havralarda yapabilirdi.

c- Savaş ganimetleri bana helal kılındı. Halbuki önceki peygamberlere helâl kılınmamıştı.

d- Bana şefaat makamı verildi.

Kaybolan devenin yerini bildiren Allah böyle bir düşman ordusu kurulmadığını niye bildirmemiş acaba ?
Yoksa yine sınav mı ?

Bir de sevgili hiram yazı baştan aşağı 'Peygamberin yüzünü bile görmeyenlerin' yazdıklarıyla dolu.
Siyer, hadis,rivayet ne ararsan var. Bir karar versen bunlar senin deyiminle "paçavra" mı tarihsel
belge mi?

hiramusta 06-07-2007 16:17

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Verdiğim bilgiler sizin ve üstadlarınızın kabul ettiği kaynaklardan derlemedir.Ben olduğu gibi ortaya koydum.Doğruluğunu,yanlışlığını siz ayıklayın kardeşim.

dilaver 06-07-2007 16:27

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
:lol: *8O *:cry: *:roll:

frodo 06-07-2007 16:46

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Hiramusta demişki :
Savunma amaçlı ve başka topraklardaki hakları gasbedilen insanları korumak amaçlı savaşmak helaldir ve emredilir.Sırf ganimet,toprak ve insanları köleleştirmek amaçlı savaşmak ve sınırsız güç kullanmak *ise haramdır.


Sonra uzun bir alıntı yapmış bizi hikmetinden nasiplendirmek için. Orada da diyorki

Hz. Peygamber Tebük'te bulunduğu sırada Halid b. Velid'i dört yüz atlı ile bir hristiyan topluluk olan Dûmetülcendel'in kralı Ükeydir b. Abdilmelik üzerine gönderdi. Dûmetülcendel Şam yolu üzerinde Tebük'e yakın, sulu, hurma ve ekinleri bol, büyük bir ticaret merkezi idi. Halid b. Velid az sayıda bir askerle bilmedikleri bir yörede kralı nasıl bulacaklarını sorunca, Allah elçisi onu "yabanî sığır avlarken bulup yakalayacağını" haber verdi.

Gerçekten *Halid *ve *arkadaşları *kaleye *yaklaştıkları *sırada *normal *kırsal *kesimde *az *rastlanan *bir *yaban *sığırının *kale *kapısına *yaklaşmakta *olduğunu *gördüler. *Yukarıdan *Ükeydir *ve *ailesi *de *bu *semiz *hayvanı *görmüşlerdi. *Ükeydir *silahlanıp *birkaç *adamı *ile *birlikte *sığırı *avlamak *üzere *kaleden *dışarı *çıkınca *da *onu *yakaladılar *ve *elleri *bağlı *olarak *kalenin *önüne *getirdiler *.
*
Orada *Halid'le *Ükeydir *arasında *yapılan *anlaşmaya *göre, *Ükeydir *Müslümanlara: *İki *bin *deve, *sekiz *yüz *at, *dört *yüz *zırh *gömlek, *dört *yüz *mızrak *vermek *ve *Ükeydir *ile *kardeşi *Mudad *Hz. *Peygamber'e *kadar *götürülüp *haklarında *Allah *elçisi *hüküm *vermek *üzere *sulh *oldular. *Bundan *sonra *kaleye *girilerek *belirlenen *ganimet *malları *teslim *alındı *(bk. *Vâkıdî *a.g.e., *III, *1027, *1034; *İbn *İshak, *İbn *Hişam, *Sire, *IV, *169 *vd; *İbn *Sa'd, *Tabakât, *II, *62, *166).


Demek ki neymiş ? Birileri haramla helali keyfince yorumlarmış. Maksat "dünya malından" başka bir şey değilmiş. Şimdi bahsedilen Ükeydir ve halkı İslam'a saldırmış mı? Yeryüzünde fitne ve fesat mı çıkarmış ? Yoksa sadece başka inançlara sahip olmanın bedeli "İki *bin *deve, *sekiz *yüz *at, *dört *yüz *zırh *gömlek, *dört *yüz *mızrak " vermekmiymiş ?

Bu yazı çook su götürür sevgili hiram *:)

thunderpoint 06-07-2007 20:36

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
sevgili vartor abim hatalı bilginizi düzeltmek istiyorum cennette altından şarap *akan ırmaklar sarhoş edici nitelik taşımıyor lütfen eksik ve hatalı bilgilerle sallama yorum yapmayalım[/quote]

Sevgili beelzbb,

Çok güldüm, inan! Demek cennetin 'şarap' akıtan ırmakları kafa yapıcı değil, öyle mi? Peki sana bir soru: neden su değil de şarap akıyor; ne faydası olacak ki şarabın? Su aksaydı dünyadaki gibi...
Sevgili kardeşim, eğer buradaki 'kafa bulmaya özendirme'yi, 'sarhoş olma ve kendinden geçme imkanına kavuşma'yı ve sana bu fırsatı verecek ürünün bolluğunun anlatılmaya çalışıldığını göremiyorsan senin için yapabilceğim hiç bir şey yok. *

Bence sen 'Şarap' denen içkinin nasıl yapıldığını bir araştır.

Şarap alkolle takviye edilmeyen ender içkilerden biridir. Tüm yapman gereken biraz üzüm toplayıp bunun suyunu sıkmak; uygun klimatik ortamda belli bir süre bekletmek -fermantasyon- ve damıtmak. Başarılar sevgili kardeşim.

ozgur_beyin 06-07-2007 20:48

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
İslam ,şarabı kesinlikle *''sakat'' namaz kılınmasını önlemek için yasaklamıştır. Başka zorlama fikirlerle
tevil yoluna giderek ,savunmanın bir anlamı yoktur. Cennetteki şarabın bildiğimiz şarap ,mı yoksa LİGHT şarap -mı'
olduğuna dair teviller vardır. Ama kuranın cennetle ilgili ayetlerine bakarsanız , konu edinilen şarap bilinen hurma şarabıdır. Ondan sonrası lafı- güzaftır.

beelzbb 06-07-2007 20:57

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Alıntı:

thunderpoint";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 82070)
sevgili vartor abim hatalı bilginizi düzeltmek istiyorum cennette altından şarap *akan ırmaklar sarhoş edici nitelik taşımıyor lütfen eksik ve hatalı bilgilerle sallama yorum yapmayalım

Sevgili beelzbb,

Çok güldüm, inan! Demek cennetin 'şarap' akıtan ırmakları kafa yapıcı değil, öyle mi? Peki sana bir soru: neden su değil de şarap akıyor; ne faydası olacak ki şarabın? Su aksaydı dünyadaki gibi...
Sevgili kardeşim, eğer buradaki 'kafa bulmaya özendirme'yi, 'sarhoş olma ve kendinden geçme imkanına kavuşma'yı ve sana bu fırsatı verecek ürünün bolluğunun anlatılmaya çalışıldığını göremiyorsan senin için yapabilceğim hiç bir şey yok. *

Bence sen 'Şarap' denen içkinin nasıl yapıldığını bir araştır.

Şarap alkolle takviye edilmeyen ender içkilerden biridir. Tüm yapman gereken biraz üzüm


toplayıp bunun suyunu sıkmak; uygun klimatik ortamda belli bir süre bekletmek -fermantasyon- ve damıtmak. Başarılar sevgili kardeşim.[/quote]


yoğun nöbetlerimden ötürü giremedim şu an fırsat bulab,ldim yazmaya

kardeşim kevser şarabını araştırmanı öneriyorum.dersini çalış öyle yaz tamam mı canım benim o bildiğin kafa yapan benim de çok sevdiğim şaraptan olmuyo kardeşim

06-07-2007 22:24

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
sevgili belzbb
şarap değlse neden şarap diye geçsinki, şurup diye geçerdi, şerbet diye geçerdi, ne bileyim
fanta yedigün diye geçerdi, demekki şarapki şarap geçiyor. bak şimdi şarapsız namaz kılınmazmış
bir zamanlar, ayete bak ayete *:lol:

nisa 43 - Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Cünüb iken de yolcu olanlar müstesna gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur, veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsî münasebette bulunup, su da bulamazsanız o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.

demekki hiçde yasak değilmiş, yasak olsa içmenin ve kılmanın sınırlarını belirlemez ell ilah

beelzbb 06-07-2007 23:21

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Alıntı:

gandalf";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 82089)
sevgili belzbb
şarap değlse neden şarap diye geçsinki, şurup diye geçerdi, şerbet diye geçerdi, ne bileyim
fanta yedigün diye geçerdi, demekki şarapki şarap geçiyor. bak şimdi şarapsız namaz kılınmazmış
bir zamanlar, ayete bak ayete *:lol:

nisa 43 - Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Cünüb iken de yolcu olanlar müstesna gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur, veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsî münasebette bulunup, su da bulamazsanız o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.

demekki hiçde yasak değilmiş, yasak olsa içmenin ve kılmanın sınırlarını belirlemez ell ilah


gandalf abim de get daralmışım zaten

sabaha kadar nöbetteyim ara ara giribiliyorum açtırma sabah sabah bana villa dolucayı :lol:
araştır öğren belkim sarhoşluk vermeyen şaraplarda mevcuttur şehadet şarabı nebiliyim kevser gibi...
bak daha keşfedilemeyen bir ton bitki ot ne biliyim hayvan türü bile var ben şu yoğunluğumda bunları düşünebiliyorum sen daha iyi düşünürsün heralde

ama işine geldiği gibi değil ha hadi ...

dilaver 06-07-2007 23:33

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
yahu beel işe girmene sevindim , tevekkeli onun için ortalarda yoksun


* *saygılarımla


bu ileti burada şık olmadı ama affedin

mep 07-07-2007 01:31

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Din adami'nin Islam kaynaklarindan (özellikle Beyzevi 'den) naklen bildirmesine göre içkili namaz yasagi Abdu'r-Rahman b. Avf ile ilgili bir olay vesilesiyle konmustur. Olay sudur:

Paraca ve mal'ca varlikliligi ile taninmis bulunan Ibn Avf bir gün ahbablarina büyükce bir davet verir; davet'e Muhammed'in yakin arkadaslarindan ve Sahabi'den kisileri çagirir. Aksam vaktine kadar süren davet sirasinda herkes yer içer ve sarhos olur. Aksam namazi gelince bu kisiler sarhos bir sekilde namaza dururlar. Içlerinden biri Kur'an'i kiraat etmege baslar fakat agzindan, "Tanri'ya ve peygamberi'ne" saygisizlik niteliginde abuk sabuk seyler çikar. Haber Muhammed'in kulagina ulastikta, Muhammed öfkelenir ve Ibn Avf'i takliden diger kisilerin de ayni davranista bulunmalari ihtimalinin tehlikeli sonuçlar yaratacagini düsünür. Bu nedenle içkili halde iken namaz kilmayi yasaklar Kur'an'a su ayet'i koyar: "Ey Inananlar! Sarhosken, ne dediginizi bilene kadar... namaza yaklasmayin..." (K. 4 Nisa 43)

Fakat dikkat edilecegi gibi içkiyi yasaklamis degildir; sadece içkili sekilde namaz kilmayi yasaklamistir. Içkiyi tüm olarak yasak etmemesinin nedeni, hem Ashab'tan kisileri ve hem de özellikle olayin çikmasina vesile olan Ibn Avf'i gücendirmemektir. Çünkü Ashab'tan çogu içkiye düskün kimselerdi; içki'nin yasaklanmasini hos karsilamazlardi. Öte yandan Ibn Avf, Islam'i ilk kabul edenlerden olup Muhammed'in en çok sevdigi ve saydigi kimselerden biriydi. O kadar ki onu, Cennet'e gidecek "on Sahabi"den biri olarak ilan etmistir 520. Sarap içimini kesin olarak yasaklamakla onu da kaybetmis olabilirdi. Bu itibarla içkiyi kesin olarak yasaklama yoluna o an için gidememistir.

Ancak ne var ki daha sonraki bir olay vesilesiyle, içki yasagini koymanin kendi otoritesi bakimindan kesin zaruret oldugunu anlamis, ve Kur'an'a: "Ey Inananlar! Içki, kumar, putlar ve fal oklari süphesiz seytan isi pisliklerdir, bunlardan kaçinin..." (K. 5 Maide 90) seklinde koydugu ayet ile kesin içki yasagini getirmistir. Bu yasagin Uhud savasi'ndan sonraki bir olay vesilesiyle kondugu anlasilmaktadir. Burada söz konusu olay, Muhammed'in amucasi Hamze b. Abdi'l-Müttalib 'in, içkili bir halde iken kendisine hakaretler savurmasidir. Bu hakaretler yüzünden halk indinde otoritesinin bir hayli sarsilabilecegini ve bu nedenle içkiyi kesin olarak yasaklamak gerektigini düsünmekle beraber, amucasi Hamza'nin sagligi sirasinda bu isi yapamamistir; çünku yapmaga kalksa karsisinda Hamza'yi bulacagini hesaplamistir. Bundan dolayidir ki içki yasagini onun ölümünden hemen sonra hükme bglamistir. Islam kaynaklarinin, ve özellikle Buhari'nin Ali Ibn-i Ebi Talib'den rivayetine göre olay söyle:

Hamze Ibn-i Abdülmuttalib hem Muhammed'in amucasi ve hem de süt kardesidir. Muhammed'ten bir kaç yas büyük olup müslümanligi ilk kabul edenlerden biridir. Müslümanligi kabul edisi Islamiyet için büyük bir "kuvvet ve mesned" olarak kabul edilir, çünkü Hamze Kureysiler arasinda cesareti, yigitligi ve savasciligi ile taninmistir. Bedir savasinda büyük yararliliklar göstermis Uhud savasina katilmis ve bu savas sirasinda ölmüstür. Bütün bu meziyetlerine karsilik Hamze'nin bir kusuru vardir ki o da asiri sekilde içkiye ve kadina düskün olmasidir. Iste günlerden bir gün Hamze dostlarinin evinde, sarkici bir kizla beraber sarab içerek eglenirken sokakta "ihdirilmis" develer görür. Sarkici kizin: "Ey Hamze, (su) semiz develere bak!" demesi üzerine kilicina sarildigi gibi sokaga firlar ve develeri oracikta bogazlar; hörgüçlerini koparir, bögürlerini yarip cigerlerini çikarir ve sonra evine dönüp keyfine bakar. Ancak ne var ki bu develer Ali Ibn-i Ebi Talib'e aid'tir. Bilindigi gibi Ali, Muhammed'e babalik eden Ebu Talib'in oglu ve ayni zamanda Muhammed'in damadidir. Bu develeri oraya, civarda bulunan "izhir" otu yükleyip satmak için getirmistir. Develerinin Hamze tarafindan bu sekilde öldürüldügunü görünce dehsete düser, ne yapacagini sasirir. Fakat Hamze'ye kafa tutmaktan çekindigi için solugu Muhammed'in yaninda alir ve olan bitenleri anlatir. Muhammed, beraberinde Ali ve Zeyd olmak üzere Hamze'nin evine gelir ve üzüntüsünü belirtir. Fakat Hamze öylesine sarhos bir haldedir ki Muhammed'in sözleri karsisinda öfkelenir, kükrer ve hem ona, hem de Ali'ye hitaben: "(Ey Abdullah ve Ebu Talib evladlarI) Siz, babam (Abdülmuttalib) in köleleri degil misiniz?" diye hakaretler eder. Onun bu kükremesinden ürken Muhammed, hiç bir sey söylemeden arka arkaya çekilerek oda'dan çikar 521.

Din adami'nin anlatmasina göre olay bundan ibaret'tir. Görüldügü gibi Hamze'nin söyledikleri Muhammed'in otoritesine indirilmis bir darbedir. Ve Muhammed, daha önceki içkili namaz olayindan sonra bir de bu olay vesilesiyle sarhoslugun kendi otoritesi bakimindan ne kerte tehlikeli olabilecegini artik iyice anlamis ve içkiyi kesin olarak yasaklamanin kosul oldugunu kavramistir. Ancak ne var ki bu isi yapmak güçtür, çünkü karsisinda Hamze gibi güclü bir amuca vardir. Bu nedenle o an için bir sey yapamaz. Fakat ne zaman ki Hamze, yukardaki olay'dan bir süre sonra vuku bulan Uhud savasinda ölür, iste o zaman Muhammed, Tanri'dan emir geldi diyerek içkiyi kesin olarak yasaklar ve Kur'an'a su ayet'leri koyar: "Ey Inananlar! Içki, kumar, putlar ve fal oklari süphesiz seytan isi pisliklerdir, bunlardan kaçinin... Seytan süphesiz içki ve kumar yüzünden araniza düsmanlik ve kin sokmak ve sizi Allah'i anmaktan, namazdan alikoymak ister. Artik bunlardan vazgeçersiniz degil mi?" (K. 5 Maide 90-91).

Bu ayet'i Muhammed, içki'nin içilmesine cevaz veren ayet'den (yani K. Nahl 67), ya da içki'nin hem yararli hem de sakincali oldugunu belirten ayet'lerden 10 ya da 13 yil sonra Kur'an'a koymustur. Görülüyor içkiyi, daha önce, yillar boyu (hatta sakincalari öngörüldügü zamanlar dahi) "uygun" ve hatta "yararli" kabul ettigi halde, simdi (yani Hamze olayindan ve onun ölümünden sonra) "seytan isi pislik" olarak tanimlamis ve seytanin içki yüzünden kisiler arasinda düsmanliklar ve kindarliklar saldigini anlatmistir
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *İlhan Arsel
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Toplumsal geriliğimizin Nedeni
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Cahil Din Adamları

vartor 07-07-2007 07:49

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Saraptan kafayi buldum, simdi biraz da hurilerden bahsedelim. Tamam, sarap alkolsuz olsun, su huriler de "seysiz" mi olacak? yani aciga cikaralim da muslumanlar bosuna heveslenmesin.

07-07-2007 07:51

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 


"Huriler de şeysiz mi olacak"
Yapma güzel ağabeyim eğer öyle ise "Yandı,gülüm keten helva"

:lol: *:lol: *:lol: *:lol: *:lol:

Sen böyle söyleyince sevgili Yunus Emre işin farkındamıydı acaba diye düşünmekten alıkoyamadım kendimi.

thunderpoint 07-07-2007 10:19

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Sevgili vartor ve psiko, harikasınız!

Sevgili beelzbb, 'Kevser Şarabı' ha? Ben de Cumhurbaşkanıyım!

K.C. 07-07-2007 10:44

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Sevgili beel,
Daha önce de yazdım, gözden kaçmış olmalı.
Muhammed Suresi 15. ayet Cennetteki ALKOLLÜ İÇKİLERDEN, SARHOŞ EDİCİ İÇKİ IRMAKLARINDAN BAHSEDER.

thunderpoint 07-07-2007 11:22

Re: Kur'an içkiyi hoş görür mü?
 
Sevgili KC
Muhammed 15'e baktım. Hepsinde 'zevk veren şarap ırmakları'ndan bahsediliyor ve sadece Muhammed Esed tercümesinde bu şarapların 'sarhoş edici ve çarpıcı olmadığı' anlatılmaya çalışılmış. (Artık nasıl şarapsa bu?)


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:50 .