![]() |
Şiir
Arkadaşlar şiir paylaşımlarınızı buraya bekliyorum.Benim ilk paylaşımım N.Fazıl Kısakürek'ten.Onun kendi sesinden dinliyoruz;Sakarya Türküsü
http://www.youtube.com/watch?v=pX-Cw...elated&search= |
Re: Şiir
İkinci paylaşımım da N. Fazıl Kısakürek'ten.R.Tayyip Erdoğan seslendiriyor;Zindandan Mehmed'e Mektup
http://www.youtube.com/watch?v=B1Ruy...elated&search= |
Re: Şiir
Bende de geceye düsmüs bir Kahraman Tazeoglu duygulari olsun...
http://www.youtube.com/watch?v=xHIM7K3L5OE |
Re: Şiir
Birde Ibrahim Sadri'nin sesinden bir Bahattin Karakoc eseri buyurun
ihlamurlar cicek actigi zaman http://www.youtube.com/watch?v=fv2Sg...elated&search= |
Re: Şiir
|
Re: Şiir
Anadolu'suz Ahmet Arif olur mu hic ?
http://www.youtube.com/watch?v=0Q-ut...elated&search= |
Re: Şiir
Ve sirtini gecmise dayamis gözlerini gelecege dikmis Ankara
Ahmet Arif http://www.youtube.com/watch?v=zkayt...elated&search= |
Re: Şiir
Acılı bir anenin çektiklerini anlatan bir şiir..
http://www.youtube.com/watch?v=SFTrfsRmwOw |
Re: Şiir
HALKIN EKMEĞİ
Bilin:Halkın ekmeğidir adalet. Bakarsınız bol olur bu ekmek, bakarsınınz kıt, bakarsınız doyum olmaz tadına, bakarsınız berbat. Azaldımı ekmek,başlar açlık, bozuldu mu tadı,başlar hoşnutsuzluk boy atmaya. Bozuk adalet yeter artık! Acemi ellerde yoğrulan,iyi pişirilmemiş adalet yeter! Yeter katıksız,kara kabuklu adalet! Dura dura bayatlayan adalet yeter! Bolsa insanın önünde ekmek,lezzetliyse, gözler öbür yiyeceklere yumulsa da olur. Ama herşey bollaşmaz ki birdenbire. Bilirsiniz,nasıl bolluk doğurur ekmek: Adaletin ekmeğiyle beslene beslene. Ekmek her gün gerekliyse nasıl, adalet de gerekli her gün, hem o, günde birçok kez gerekli. Sabahtan akşama dek,iş yerinde,eğlencede, hele çalışırken canla başla, kederliyken sevinçliyken, halkın ihtiyacı var pişkin,bol ekmeğe, günlük,has ekmeğine adaletin. Madem adaletin ekmeği bu kadar önemli, onu kim pişirmeli,dostlar,söyleyin? Öteki ekmeği kim pişiren? Adaletin ekmeğini de kendisi pişirmeli halkın, gündelik ekmek gibi, Bol,pişkin,verimli. * * * * * * * * * * * * * Bertolt Brecht |
Re: Şiir
Hitler Almanya'sında kitapların yakılmasına itiraz eden ve yazdığı şiirinde "Adalet" adına kendi kitaplarının da yakılmasını isteyen Bertholt Brecht'e selam olsun. Duyurunca Hitler haziretleri zararlı fikirlerle dolu kitapların yakılmasını halkın önünde, alanlarda, öküzler odun yığınlarına araba araba kitap taşıdı. Gözden düşmüş şairlerden biri, hem de en iyilerinden biri, şöyle bir göz gezdirdi yakılacak kitaplar listesine, gitti aklı başından: Unutulmuştu kendi adı. Hemen seğirtti çalışma odasına, sanki öfkesinden kanatlanmıştı. O saat bir mektup karaladı zorbalara: "Benimkileri de yakın!" dedi. "Benimkileri de! Yapamazsınız bana bu kötülüğü, kenarda bırakamazsınız beni! Ben de hep gerçeği söylemedim mi kitaplarımda? Neden davranırsınız bana yalancıymışım gibi? Canı gönülden istiyorum işte: Yakın benimkileri de!" |
Re: Şiir
SESSİZ GEMİ
*Artık demir almak günü gelmişse zamandan, *Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. *Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; *Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol. *Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli, *Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli. *Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu! *Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu! *Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler; *Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler. *Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden, *Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden. * * * * * * * * * * * * * *Yahya Kemal BEYATLI |
Re: Şiir
BELİRSİZ VE KURALSIZ
Açılınca yaprakları dökülür deliliğimin; Gerçeğe gebe masalların güzelliğini * * * * * * * * * * * * * * * *içimde duyarım. Sonsuz zevkler ve geçici hevesler ülkesidir * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * aşk.. Hayat cana can vererek alınmış * * * * * * * * * * * * * *bir kuşku kabarcığı, Uçan kuşun gölgesi ya da * * * * * * * * * * * * * içkinin bağırdığı yer; Belki de düşünce taşına işlenmiş * * * * * * * * * * * * * * * * * *en nadide eser... Özgürlük.. Kusursuz bir Peri Masalı. Mutluluğun sırrı; tuşlarla sevişen, Telleri ağlatan parmakların dansı... |
Re: Şiir
BİR *DÜŞ
görüntüleri arasında karanlık gecenin yitirilmiş sevincin düşünü kurdum. ama kalbimi kırarak beni uyandırdı görüntüsü yaşamın ve ışığın. ah! düş olmayan bir şey var mıdır gündüzleyin gözlerinde geçmişten gelen bir ışıkla çevresine bakan kişi için? o kutlu düş-o kutlu düş, bütün dünya kınarken tarlı bir ışık gibi neşelendirdi beni yalnız bir ruha yol gösteren. ne olmuş geceleyin ve fırtınada titriyorsa yükseklerdeki ışık? daha berrak bir şey var mıdır gündüz parlayan yıldızından, gerçeğin! Edgar Allen Poe |
Re: Şiir
BİR DÜŞÜN İÇİNDE BİR DÜŞ
Alnına konsun bu öpüş! Ve, şimdi senden ayrılırken, İtiraf edeyim ki- Günlerimi bir düş Sayarken yanılmıyorsun; Ama, umut gitmişse uzaklara Bir gece ya da bir gün Bir görüntüde ya da bir şeyde olmaksızın Fark eder mi bu yüzden? Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz Yalnızca bir düş içinde bir düş. Kırılan dalgaların dövdüğü bir kıyının Haykırışları içinde duruyorum: Ve altın kum taneleri Tutuyorum avucumda- Ne kadar az! Ama nasıl da Süzülüyorlar parmaklarımın arasından derinlerine Ben ağlarken - ben ağlarken! Ah Tanrım! Daha sıkı Tutamaz mıyım onları? Ah Tanrım! Tekini bile kurtaramaz mıyım acımasız dalgadan? Bir düşün içinde bir düş mü bütün gördüğümüz ve göründüğümüz? Edgar Allen Poe |
Re: Şiir
Her Şey Sende Gizli *
* * Yerin seni çektiği kadar ağırsın, Kanatların çırpındığı kadar hafif.. Kalbinin attığı kadar canlısın, Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç... Sevdiklerin kadar iyisin, Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kaşın gözün, Karşındakinin gördüğüdür rengin.. Yaşadıklarını kâr sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardır ömrün.. Gülebildiğin kadar mutlusun. Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin Sakın bitti sanma her şeyi, Sevdiğin kadar sevileceksin. Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın. Bir gün yalan söyleyeceksen eğer; Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret, Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın. Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın, Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.. İşte budur hayat! İşte budur yaşamak, Bunu hatırladığın kadar yaşarsın Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun Çiçek sulandığı kadar güzeldir, Kuşlar ötebildiği kadar sevimli, Bebek ağladığı kadar bebektir. Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin, bunu da öğren, SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN... . Can Yücel |
Re: Şiir
Beşinci Mevsim
hani gidiyorsun ya, her şey donuyor aniden üşüyor yüreğim ellerim buz ama, ______sana KIŞ'sın diyemem hani, bir ses,bir nefes bekliyorum ne ses,ne nefes gelmiyor ya senden dökülüyor yüreğimin yaprakları ama, ______sana SONBAHAR'sın da diyemem hani, geliyorsun ya habersiz,aniden açıyor ruhumun çiçekleri gökkuşağı geçiyor üzerimden ama, ______sana İLKBAHAR'sın da diyemem hani, aşkın alevi sarıyor ya yanıyor yüreğim titriyor bedenim,nöbetlerdeyken ama, _____sana YAZ'sın da diyemem sen benim bilmediğim görmediğim tatmadığım hiç yaşamadığım _____beşinci MEVSİM'sin Ve... Çaren yok.. Bir gün mutlaka geleceksin |
Re: Şiir
Beşinci Mevsim
hani gidiyorsun ya, her şey donuyor aniden üşüyor yüreğim ellerim buz ama, ______sana KIŞ'sın diyemem hani, bir ses,bir nefes bekliyorum ne ses,ne nefes gelmiyor ya senden dökülüyor yüreğimin yaprakları ama, ______sana SONBAHAR'sın da diyemem hani, geliyorsun ya habersiz,aniden açıyor ruhumun çiçekleri gökkuşağı geçiyor üzerimden ama, ______sana İLKBAHAR'sın da diyemem hani, aşkın alevi sarıyor ya yanıyor yüreğim titriyor bedenim,nöbetlerdeyken ama, _____sana YAZ'sın da diyemem sen benim bilmediğim görmediğim tatmadığım hiç yaşamadığım _____beşinci MEVSİM'sin Ve... Çaren yok.. Bir gün mutlaka geleceksin |
Re: Şiir
24 Eylül 1945 *
En güzel deniz: * Henüz gidilmemiş olanıdır. * En güzel çocuk: * Henüz büyümedi. * En güzel günlerimiz: * Henüz yaşamadıklarımız. * Ve sana söylemek istediğim en güzel söz: * Henüz söylememiş olduğum sözdür... * * * * *Nazım Hikmet Ran |
Re: Şiir
UY HAVAR! *
* Yangınlar, * Kahpe fakları, * Korku çığları * Ve irin selleri, aç yırtıcılar, * Suyu zehir bıçaklar ortasındasın. * Bir cana, bir başa kalmışsın vay vay! * * Pusatsız, duldasız, üryan * Bir cana bir de başa * Seher vakti leylim - leylim * Cellat nişangahlar aynasındasın. * Oy sevmişem ben seni... * Üsküdardan bu yan lo kimin yurdu! * He canım... * Çiçekdağı kıtlık, kıran, * Gül açmaz, çağla dökmez. * Vurur alnım şakına * Vurur çakmaktaşı kayalarıyla * Küfrünü, Medetsiz, Munzur. * Şahmurat Suyu kan akar * Ve ben şairim. * Namus işçisiyim yani * Yürek işçisi. * Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş, * * * * * Ne salkım bir bakış * Resmin çekeyim, * Ne kınsız bir rüzgar * Mısra dökeyim. * Oy sevmişem ben seni... * Ve sen daha demincek, * Yıllar da geçse demincek, * Bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm, * Ömrümün sebebi, ustam, sevgilim, * Yaran derine gitmiş, * Fitil tutmaz, bilirim. * Ama hesap dağlarladır, * Umut, dağlarla. * Düşün, uzay çağında bir ayağımız, * Ham çarık, kıl çorapta olsa da biri * Düşün, olasılık, atom fiziği * Ve bizi biz eden amansız sevda, * Atıp bir kıyıya iki zamanı * Yarının çocukları, gülleri için, * Koymuş postasını, * Görmüş restini. * He canım, * Sen getir üstünü. * Uy havar! * Muhammed, İsa aşkına, * Yattığın ranza aşkına, * Deeey, dağları un eder Ferhadın gürzü! * * * Benim de boş yanım hançer yalımı * Ve zulamda kan - ter içinde asi, * He desem, koparacak dizginlerini * Yediveren gül kardeşi bir arzu * Oy sevmişem ben seni... * * * * * * * * * * * *Ahmed ARİF |
Re: Şiir
Sevgi Duvarı
* * * * * * * * * * * * * * * Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa * Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi * Dilimizde akşamdan kalma bir küfür * Salonlar piyasalar sanat sevicileri * Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni * Yakanda bir amonyak çiçeği * Yalnızlığım benim sidikli kontesim * Ne kadar rezil olursak o kadar iyi * Kumkapı meyhanelerine dadandık * Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi * Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar * Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi * Öyle sıcaktı ki çöpcülerin elleri * Çipcülerin elleriyle okşardım seni * Yalnızlığım benim süpürge saçlım * Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi * Baktım gökte bir kırmızı bir uçak * Bol çelik bol yıldız bol insan * Bir gece Sevgi Duvarını aştık * Dustuğum yer öyle açık seçik ki * Başucumda bi sen varsın bi de evren * Saymiyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi * Yalnizlığım benim çoğul türkülerim * Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi * * * * * * * * * * * * * * * * * *Can Yücel |
Re: Şiir
Senden ayrılmadan önce bilmiyordum hiç, Hayatın anlamsızlığını. En güzel şeylerin bile yavan kaldığı, Aklımın ucundan geçmezdi. Senmisin bu hallerde olmama sebep, İnanmak gelmiyor içimden. Oysaki durmaksızın süren kavgalar, Meğer aşkın cilveleriymiş. Ellerim bomboş yüreğimde bir sızı, Ateşe atılmış bir demir gibi kor hala. Ellerim bomboş gözümde yaşlarla, Güneşin kavurduğu bir çöldeyim. Ne bir gün yüreğimin * * * * * * * *kapısı çalınacak Ne sen geleceksin. Ne ellerini tutacağım Ne sahil kenarında * * * * * * * * * * * şarabımız * * * * * * * * * * * elimizde Bir balıkçı ile sohbete * * * * * * * * * * * dalacağız. Ne beraberce masum bir çocuğun, * * * * * * *saçlarını okşayacağız. Ama yine de sana vurgunum, ve sana deli divane. İşte bunun için * * * * * * * * * * *zaman zaman * * * * * * * *Ağlamaklı * * * * * * * * * * * * *ve * * * * * * * * * * Suskunum. Öğreneceksin beni sevmeyi unutmasanda geçmişi yaşanmışı ve bitmişi duyacaksın sesini senin için çarpan yüreğimin üzüleceksin işte o zaman boşa oyaladığın zamana beni görmeye yeni yeni başladın anlatınca ben kendimi seni karşılıksız sevdiğimi..... |
Re: Şiir
* * * * * * * * * * * * * * * * * Eğer sevmeyi seviyorsan, Ve yoldaş ediyorsan onu ruhuna, Kaşıkla değil kepçeyle dağıtıyorsan. Canın çektiğinde; Kana kana doya doya içebiliyorsan, Diğerinden. Kalbin ikiye bölündüğünde, Güvercinler çıkıyorsa içinden. Güldüğünde gözlerin ısıtabiliyorsa karşındakini. Yumruk olmuş ellere, Zeytin dalı uzatabiliyorsan. Bir köşeye kıvrılmış aç bir çocukla, Simidini bölüşebiliyorsun. Demir yürekleri bakışlarınla eritebililiyorsan. Sana açılmış elleri ellerine katabiliyorsan, Ve bütün erdemler seninleyse, İşte o zaman, Günün birinde, Dipsiz kör bir kuyuya düşsende, Sanmaki yalnızsın, Ruhunun yoldaşı sevginle elele tutuşursan, Yanı başında olur gün ışığı, * * * * * * * * * * * * * * * * * *HİÇ KORKMA. |
Re: Şiir
Yalan dolan ile devran sürmeyi
Biz nebilek beyim büyükler bilir Milletin başına çorap örmeyi Biz nebilek beyim büyükler bilir Rüşvet vermek rüşvet almak nasıl şey Hazineden para çalmak nasıl şey Terlemeden zengin olmak nasıl şey Biz nebilek beyim büyükler bilir * Erken palazlanıp erken ötmeyi Değirmenler kurup baş öğütmeyi Hele...meydan meydan adam gütmeyi Biz nebilek beyim büyükler bilir A.Karakoc * Anlamayız kopya nedir,asıl ne Perde,sahne,solo,koro,fasıl ne Üçkağıtda erkan nedir usul ne Biz nebilek beyim büyükler bilir * Viski,votka çekip keyif çatmayı Dansöz kucağında stres atmayı Milleti bölmeyi,Vatan satmayı Biz nebilek beyim büyükler bilir * Seyretikce ana-baba filmini Hissederiz baskısını zulmünü Lisans üstü maskaralık ilmini Biz nebilek beyim büyükler bilir * Adetdir gerekmez maluma ilan Taklide günaydın asıla selam Ne hınzırlık varsa hasıl kelam Biz nebilek beyim büyükler bilir * |
Re: Şiir
Aşktan yana söz duyunca,
Ben hep seni düşünürüm Uçsuz hayeller boyunca Ben hep seni düşünürüm * Yıldızlar kayar yüceden; Renkler sıyrılır geceden; Yüreğim sızlar inceden; Ben hep seni düşünürüm Aklın ucu değer hiçe; Yol ararım içten içe Kainat uyur sezsizce, Ben hep seni düşünürüm * Korkunun bittiği yerde Haz duyarım perde perde Bir mezar görsem bir yerde, Ben hep seni düşünürüm * Zaman hep sonsuza akar; Meyve dökülür, dal kalkar Çiçeklere bakar bakar, Ben hep seni düşünürüm * Rüzğar eser ilden il'e; Sağlıkta bitmez bu çile ''Var'' dan öte, ''Yok'' ta bile Ben hep seni düşünürüm A.Karakoc |
Re: Şiir
[b]DEFOLU ÇIKAN HAYAT VE İYİ YÜREKLİ ÇOCUKLAR
I uzun boylu ağrılara atıldım sokaklarda hırçın rüzgârlara katıldım iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte “dünyanın şavkı kendine, efkârı bize mi?” demekte; kimileri taburlara, koğuşlara gitmekte kimileri sidikli döşeklerde upuzun uykulara düşmekteydiler uzaklarda yaşlı çam ağaçları sessizce çürümekteydiler... iyi yürekli çocuklar günlerin rahmine yaslarken düşlerini bazen apansız ölmekte ölmekteydiler... ama şalvarları gül desenli döne’ler yeniden dillenip döllenmekte doğrulup yeniden dillenmekte ve sokakların, a(damların), kedilerin üstünden rüzgârlar esmekteydiler... (gecede bir fahişenin koynunda uzun donlu, nizipli bir tüccar üşümekte; kaçak elektrik kullanılan evlerde sümüklü oğlanlar “püsküvit”(!) istemekte ve sımsıcak somunları kavrayan yaslı eller, balta girmemiş hayatın ortasından korkak ve küstah bir tevazuyla yürümekteydiler... iyi yürekli çocuklar düzineler halinde feleğe küfrederek geçmekteydiler; sonra gecede mart kedileri, ay ışığı ve iniltiler... hep aynı nakaratta köhne bir hayat...) sonra bildik törenler, kanıksanmış itaatler ve her aşkın künyesine bir gün dökülen küller... sonrası pazaryerleri: patates, pırasa vs. taksitler ödenip senetler alınacak bu ay da bu ay da sürüm sürüm turplara sıkılan limon damlaları gibi duraklarda defolu çıkmış hayat kimin umurunda! II kimin umurunda yeni donlar giyen eski kadınlar ve bilumum “öteki”ler dolup boşalan kültablaları bozuk sifonlar şerefsiz adisyonlar ve yamalı bohçalar gibi uzayan yollar kimin umurunda buharlaşmış oğullarını arayan anaların acısı ve yaşlı bir kemancının eskimiş papyonundaki keder... /sürerken ıssızlığın ödül töreni sen topla dur topla dur dağılan sevinçleri.../ III “-vay anasını bu maçı da alamadık abiler ipne hakemler bizi yine mağlup ettiler!” iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte en pahalı düşleri dolara endeksleyip en ucuz pazarlara sürmekteydiler sonrası aşkın ve şarabın şanına düşen gölgeler... gölgeler kimin umurunda? yoruldu yorgunluk da aşk bir yana, düş bir yana! paranın sultası düştükçe düştükçe aşka, ışığa ve şarkıya her şey hızla ayrışmakta üstelik gün ortası, ışıkta! her şey pazar ve karmaşa... /sürerken ıssızlığın ödül töreni sen topla dur topla dur kirletilmiş düşleri.../ IV iyi yürekli çocuklar sessizce o aşınmış saçaklarda, yollarda ısrarla yanlış atlara binip ısrarla düşmekteydiler... -yok yoluna geçti geçen günler ..k yoluna kaldı kalan günler geride bu yüzden aşk dediğiniz nedir ki be abiler? camları buğulu bir genelev odasında vizite fiyatına... solarken gecekonduların dar pencerelerinde bal gözlü kızlar... V sürerdi yine sürerdi mırıltılar ve homurtularla hayat “bu maçı da alamazken abiler” iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte büyüdükçe kirlenmekte kirlendikçe ölmekte öldükçe bilmekte bildikçe acımakta acıdıkça görmekteydiler ki her fırtınadan ve anıdan geride herkes figüran yaşamın sahnesinde... sahnesinde yaşamın kentlerin kaldırımlarında upuzun dilenciler minibüslerde demlenmiş ter ve çürük sperm kokusu sahnesinde aşklarla rus ruleti ve tel kaçıran çorapların kederi... sahnesinde brüt bir yaşam net bir ölüm (bırak rezil gündüzleri geceye yaslan gülüm!) VI iyi yürekli çocuklar o mahallelerden düzineler halinde geçmekteydiler... uzak ormanlarda yalnız meşeler sessizce büyümekteydiler -işte bu vuruşlar sürdükçe maç mı alınır ulan sayın abiler ipne hakemler bu sezon da bizi mağlup ettiler! aşkta düşte işte birer birer inerken beyaz bayrakları /bizim çocuklar, bütün maçlarda yenildiler.../ |
Re: Şiir
Bilmem nasil baslamali
Ne demeli Nasil etmeli gulasor Dün gece yoldaydim Arka koltukta Kirk numarada Dimdik uyuyamadim Akip giden arabanin seyrine uyan Düslerimi anlatmak istiyorum sana Gelecegin düsü ne kadar güzel Ve ne kadar engin Düslerim durmadan kipirdayan Daldan dala konan Bir serçenin canliligini Kivrakligini Ve hareketlerindeki karmasikligi andiriyordu Ama bu düsler hayal degil Olacak ve olmasi gerekenin Beynime yansimasiydi Bazen En barbar gericiligin Zulmün ve acinin Özgürlük türkülerini engelleyemedigi Munzurun, toroslarin doruklarindayim Atesler yakili Mavzerler çatili Içimdeki atesle Doganin o dondurucu sogugu birbirine karsi savasiyor Nöbetteki yoldas da Inceden inceye bir türkü tutturmus 'de lori lori berxemin lori' Bir iç geçiriyorum derinden Nedendir bilmem 302 mersedesin artan hizina uyuyor düslerim Eteklerde bir baskindayim bazen Elimde dünya gericiligine kann kusturan Halklarin silahi Kendimi Yivle set arasinda dönen Ve döne döne düsmanin cigerini daglayan Kizil kursunlarda hissediyorum Toroslardan geçiyoruz Ince memedi düsünüyorum Kel apti yi Memed in gün batmadan Anavarzalari tutan kanatli atini Hatçe ye olan askini Ve sen geliyorsun aklima Seni düsünüyorum gulasor Gül yanagini, bal dudagini, zülüf saçini O minicik yüregini düsünüyorum Bildigin tek kürtçe kelime geliyor aklima; ' ez buke kurmancim' Için için gülüyorum Uyumusum çok kisa bir süre Simdi buradayim Anandan aldim haberi Yakalamislar seni Içim buruk Yüregim çok daha kati Üzülmedim diyemem Üzüldüm Ama yanip yikilmadim Unutma birbirimize verdigimiz bahti Bilmem biliyormusun Düsman zindanlarda yenilmez diye Düsünme hiçbi rzaman Hatirla ıbrahimi, mehmet zekiyi, orhani Ve daha simsicak Kurumadi bile cihan imizin kani Ve haykir sancagimizdaki o kizil silahlari Açikça olmasa bile içten içe Yoldaşlar ölmez Yasasin halk savasi Sana diyecegim su ki Sen olmasanda olur Ama olmani istiyorum gulasor... |
Re: Şiir
YAĞMUR
Bak dışarıda yağmur yağıyor! Damlalar toprakla nasıl da sevişiyor? Oysa sen hep başka yerde, Yalanların hep başka renkte… Yaşam bir şölendir; yağmur şöleni kutlar. Doğa sabırlıdır, yağmuru besler; yağmur da çiçekleri… Çiçekler olmazsa insan yaşayamaz! Oysa çoğu insan kır çiçeklerini görmez... Gördüğün ufku dünyanın sınırı sanma! Ötesinde de yağmur yağar; Aşk oralarda da hırçındır. Yağmurlu gecelerde Kapın kapanıp ışığın söndüğünde “Yalnızım” deme! ‘Yalnızlık’ tek kelime; Söylenişi kolay ama taşıması zor! Aç pencereni; ben bir yağmur damlasıyım… Yüreğimdeki en geveze kuşu: umudumu sana bağladım! Farkındayım; rüzgarı ağla yakalıyor, Yağmurdan kaçmaya çalışıyorum. Oysa denizin dibinde çakıl ve taşlar Karışık bulunurlar. Gökte yağmur, kar, dolu; Gözlerinde parıltı ve gözyaşı… Yağmur ‘barış’tır, yaşamaksa ‘savaş’ Yağmur yaşamaktan hoşlanıyor. Bak! Doğa sevinçten ağlıyor; Yağmur yağıyor… |
Re: Şiir
Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul'muydu yüzün, yoksa
çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne Dolmabahçe da çay tadında.... Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında, tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu. Ben rehnedilmiş yelkovan gibi... hani akrep'i seven ama yüreği takvim yokuşlarında... Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı, sesinin sesimde yankılanmasının... sanki perdedekine üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün içime... Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim seyir defterimde.. ve ben amerikanca bir filmi kürtçe seyrediyorum... Kadın Beyoğlu'nun bir kış akşamında, üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan muzdarip yürüyordu... Adam da... Yürümek hiçbir şeyi çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında... Parmağında yaralı bir öyküyü taşıyordu adam... Kadının yüzünde bir hüzün... Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük... Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti... ... Soğuğun ve karanlığın vehameti! Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi, küçültülmüş, daraltılmış... İlk sahibinin o pantalonla yaşadığı şeyler, yani pantalonu pantalon yapan anılar, bazı ilkbahar bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen yazlar... Hepsi daraltılmış... Yaşananlara bir beden büyük geliyor artık hayat! Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık olmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yine zaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle: Bende sana yetecek kadar ben kalmadı... |
Re: Şiir
ADI DUA OLAN SEVGİLİM
Yedi Rekat Günah Kıldım Bedeninde Dizlerinde Yedi Zikir Secdeye Vardım İhmalin Uzak Meleğine Teninde Aldandım Yapayalnızdım Kendi Kalabalığım İçinde Tarih Kadar Yalnız, Aşka Aşina, Acıya Unutkandım Er Yüzlerde Tavaf Ettim Bunca Yıl Kalb Evini Kırk Yemin Kurtulmuştur Sanırken İçimin Pınarlarını İnanmadığım Allah’a Senin Yüzünden İnandım Adı Dua Olan Sevgilim Yandım Yandım Yandım Sessizliğe Borcum Var Birkaç Kelime, Sessizliğe Borcum Var Birkaç Feryat, Sessizliğe Borcum Var Birkaç Çığlık, Sustum, Yıllarca Sustum Kan İçinde Ödeyemedim Borcumu Onca Şiirle Adı Dua Olan Sevgilim Yandı Ruhumn Gömleği Yedi Deryalar İçinde Aştım Aştım Aştım Aslında Sen Yoktun Yalnızca Bir Duayı Sevdim Ben Varlığın Yalanımdı Aştım Aşktın Aşktı Geçti Gitti Hepsi Geçti Gitti İşte Dudaklarım Kilitli Yasin Yasin Yasin Çok Şükür Ölmeden Son Duamı Ettim Ben Allah Beni Terk Etti Kendi Dağımı Kazdım Defterime Gün Geldi Buradanda Gittim |
Re: Şiir
ALACANIM
* * * * * ah, nerde benim altından avaze sesim! yankısı bir duvara gömülmüş testide kaldı avaze sesim! şimdi başkalarının kalplerinde yankılanan bir zamanlar içinden geçtiğim aşklardı feryattan kimseler ölmez, denirken duvarlardan geçtim artık kimseyi sevemez aşktan ölmüş yürek, derlerdi şimdi kulağını dayadığın duvarda inleyen testi bir zamanlar feryatlarda unuttuğum avaze sesim! alacânım, mil yeşili gözlerin dindirdi gözlerimi kaç körü birden öldürdün bende mahsur kaldım, eksik oldum, kapına düştüm ben yandıkça ezber ettin ayazın demirini alacânım, indi mi göğsüne heves? hangi duvarın halısında gördün, bildin, vurdun beni kaç ormandan geçti içinde kaybolduğumuz o büyük takip içimizde bunca gurbet dururken yol ettik uzaktaki sılayı şimdi burdayız kanlar içinde alacânım indi mi göğsüne heves? etimdeki eksik yangın, sindi yüreğim seyreldi tenim sahtiyan tarih mahsur kaldım, meçhul oldum, şehit düştüm, alacânım, indi mi göğsüne heves? alacânım, rahat et ben gölgene ilişeyim her belanı ben göreyim yüreğimi ihbar et, bana bir uçurum ver, gideyim alacânım, indi mi göğsüne heves? biliyorsun adımın kıblesini bir meşhur hâfızla, meşhur bir şehvet alacânım, şuramda sinsi bir sızı gel öldüğümü farz et senden gelen her habere canımdan uçurduğum şahin pençesinde kaldı bileğim, yazım, harflerim bir yanım onla uçtu, sende kaldı, ben bittim alacânım, indi mi göğsüne heves? alacânım, yakılmış bir köyün adıydı adın görmedi kimse içinde ben de yandım o gün bugün kalbimin doğusunda tüten duman nerede olursan ol göğündeyim kanlı tarih her zaman Mardin'im, Midyat'ım ah benim altından avaze sesim kardeşlerimdi ölen de, öldüren de aranızdaki duvarda gömülü kaldım etimden uçurduğum uçurum meşhurdum, meçhuldüm, mahsurdum bir hâfızken eskiden mecnun kaldım şimdi aşktan, senden, kendimden n'olur sevmeden öldürme beni alacânım, söyle, indi mi göğsüne heves? |
Re: Şiir
Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu,
Birinciliği beyaza verdiler. * * * * * * * * * * * * *Özdemir Asaf |
Re: Şiir
|
Re: Şiir
Sevgili mon-o-lah sağolasın...
Hoş geldin... |
Re: Şiir
BEBEKLERİN ULUSU YOK *
* İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu * * Bebeklerin ulusu yok * * Başlarını tutuşları aynı * * Bakarken gözlerinde aynı merak * * Ağlarken aynı seslerin tonu * * * * Bebekler çiçeği insanlığımızın * * Güllerin en hası, en goncası * * Sarışın bir ışık parçası kimi * * Kimi kapkara üzüm tanesi * * * * Babalar çıkarmayın onları akıldan * * Analar koruyun bebeklerinizi * * Susturun susturun söyletmeyin * * Savaştan yıkımdan söz ederse biri * * Bırakalım sevdayla büyüsünler * * Serpilip gelişsinler fidan gibi * * Senin benim hiç kimsenin değil * * Bütün bir yeryüzünündür onlar * * Bütün insanlığın gözbebeği * * * * İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu * * Bebeklerin ulusu yok * * Bebekler, çiçeği insanlığımızın * * Ve geleceğimizin biricik umudu... * * Ataol BEHRAMOĞLU |
Re: Şiir
AKROSTİŞ YAZDIM AMA :)
Anlatamazsın, bana derdini Tanrı , yaratmış derler beni Engel tanımam ,okurum bildiğimi İstemem iman, bilirim işimi Sanki kader varmış gibi Tesadüftür DÜNYANIN DENGESİ *:) ALLAHIM ,ATEİSTİM ,SEN AFFET BENİ :) Eleştiride olsa ,sadece ŞİİRSEL BAKALIM olaya:) |
Re: Şiir
Sevgili adrio,
Çok güzel olmuş ama bizler adına kurduğun 'aman' cümlesi kaos yaratmış... |
Re: Şiir
maksat espri olsun :)
|
Re: Şiir
Dağlarının, dağlarının ardı,
Nazlıdır. Uçurum kıyısında incecik bir yol Gider dolana dolana, Bir hastan vardır, umutsuz, Belki Ayşe, belki Elif Endamı kuytuda başak, Memesinin, memesinin altında, Bir sancı, Bir hayın bıçak... Ölüm bu, Fukara ölümü Geldim, geliyorum demez. Ya bir kuşluk vakti, ya akşamüstü, Ya da seher, mahmurlukta, Bakarsın, olmuş olacak. Bir hastan vardır umutsuz, Hayreti uykularda, Hayreti soğuk sularda. Gayrı, iki korku çiçeğidir gözleri, İki mavi, kocaman korku çiçeği, Açar, derin kuyularda... Dağlarının, dağlarının ardı korkunçtur. Hiç akıl edip de düşünen var mı? Gün kimin hesabına tutar akşamı, Rahmetinden kim demlenir bulutun, Hayırlı evlat makina Nasıl canavar kesilir. Kurdun, karıncanın rızkını veren Toprak nasıl ayartılır, Yüz vermez topal öküze, Ve almaz koynuna kara sabanı. Sepetçioğlu'm bir kömür işçişidir, Mavzer değil, kürek tutar Urfalı Nazif Mal, haraç-mezattır, Can, pazar-pazar. Kırmızı, ak ve esmer, Yumuşak ve sert buğdayları Yaratan ellerin sahibidir bu, Kör boğaz, nafaka uğruna, Haldan düşmüş, tebdil gezer... Dağlarının, dağlarının ardı, Nasıl anlatsam... Ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz. Çırılçıplak, Vay kurban... "Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda." Yiğitlik, sen cehennem olsan da bile Fedayı kabul etmektir, Cennet yapabilmek için seni, Yoksul ve namuslu halka. Bu'dur ol hikayet, Ol kara sevda. Seni sevmek, Felsefedir, kusursuz. İmandır, korkunç sabırlı. İpin, kurşunun rağmına, Yürür, pervasız ve güzel. Sıradağları devirir, Akan suları çevirir, Alır yetimin hakkını, Buyurur, kitabınca... Gün ola, devran döne, umut yetişe, Dağlarının, dağlarının ardında, Değil öyle yoksulluklar, hasretler, Bir tek başak bile dargın kalmayacaktır, Bir tek zeytin dalı bile yalnız... Sıkıysa yağmasın yağmur, Sıkıysa uykudan uyanmasın dağ. bu yürek, ne güne vurur... Kaçar damarlarından karanlık, Kaçar, bir daha dönemez, Sunar koynunda yatandan, Hem de mutlulukla sunar Beynimizin ışığında yeraltı. Her mevsim daha genç, daha verimli, Sunar, pırıl-pırıl, sebil, Ömrünün en güzel aşk hasadını, Elimizin hünerinde yeryüzü. Dolu sofra, gülen anne, gülen çocuklar, Bir'e on, bir'e yüz'le akşama gebe Şafakla doğan işgücü. Yalanım yok, sözüm erkek sözüdür, Ol kitapta böylece yazılıdır, Ol sevda, böyledir çünkü.. Ahmet Arif |
Re: Şiir
AŞK BİTTİ
aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da Uzun bir hastalık gibi Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi Gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı Çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi Bitti. Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim Belki bir yağmur yağar akşama doğru Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım Aşk da bitti diyordu ya bir şair Aşk bitti işte tam da öyle AHMET TELLİ |
Re: Şiir
İHTİYAR MARIA
Bir ayağın çukurda, ihtiyar Maria, geldim seninle gerçekleri konuşmaya: Bir tesbihin dizili acıları oldu hayatın ne seven bir erkeğin oldu, ne sağlık, ne mal mülk, ancak açlık vardı paylaşılan. Geldim seninle umudundan konuşmaya, kızının nasıl olduğunu bilmeden kuzuladığı o üç ayrı umuttan da. Sarı sabunla perdahlanmış ellerinin arasına al bir çocuğunkini andıran bu erkek elini, sertleşmiş nasırlarını ve kıvrılmış saf parmaklarını doktor ellerimin yumuşak utancında ov. Dinle, emekçi büyükanne, inan gelen insana, göremeyecek olsan da geleceğe inan. Tüm bir hayat boyunca umudunu boşa çıkaran acımasız Tanrıya da dua etme. Yağlıkara okşayışlarının büyümesini görmek için ölümden acımasını isteme; gökler yeşil ve karanlık hüküm sürüyor sende, her şeyden öte kızıl bir intikama sahip olacaksın, şafağı yaşayacaklar torunlarının hepsi, huzur içinde öl yaşlı mücadeleci. Bir ayağın çukurda ihtiyar Maria, o gideceğin günlerden biri otuz kefen tasarımı bakışlarıyla selamlayacaklar seni. Bir ayağın çukurda, ihtiyar Maria, suskun kalacak odanın duvarları birleşince ölüm astımla ve sevdaların boğazına dizilince. Bronzdan dökülmüş üç okşama (geceni hafifleten tek ışık) açlıkla kuşanmış üç torun her zaman bir gülümseme buldukları yaşlı kıvrık parmaklarını özleyecekler. Hepsi bu olacak, ihtiyar Maria. Bir tesbihin dizili acıları oldu hayatın ne seven bir erkeğin oldu, ne sağlık, ne mal mülk, ancak açlık vardı paylaşılan, geçti keder içinde hayatın, ihtiyar Maria. Bulandırdığında gözbebeklerinin acısını sonsuz dinlenmenin buyruğu, ömür boyu angaryadaki ellerin son şefkatli okşayışı içine çektiğinde onları düşüneceksin... ve ağlayacaksın, zavallı ihtiyar Maria. Hayır, hayır yapma bir hayat boyu umudunu boşa çıkaran umursamaz Tanrı'ya kendini teslim etme, ölümden aman dileme, korkunç bir açlıkla kuşanmıştı hayatın, sonunda kuşandı astımla. Fakat bildirmek istiyorum ki sana umutların kısık ve yiğit sesiyle intikamların en kızılı ve yiğit olanıyla, ideallerimin en doğru boyutuyla yemin etmek istiyorum. Sarı sabunla perdahlanmış ellerinin arasına al bir çocuğunkini andıran bu erkek elini, sertleşmiş nasırlarını ve kıvrılmış saf parmaklarını doktor ellerimin yumuşak utancında ov. Huzur içinde yat, ihtiyar Maria, huzur içinde yat, ihtiyar mücadeleci, şafağı yaşayacaklar torunlarının hepsi. YEMİN EDİYORUM Kİ... Che GUEVARA Çeviren : Adnan ÖZER - Vilma Kuyumcuyan GÖLGELİ OTOPORTRE Genç bir ülkeden, kökleri otlardan doğan, (o kökler ki Amerika'nın öfkesini yadsıyan) sizlere geliyorum, kuzeyli kardeşlerim. Acılı haykırış, umutsuzluk ve inanç yüklü, sizlere geliyorum, kuzeyli kardeşlerim. Biz "homo sapiens"lerin geldiği yerden, nice yol aldım göçebe ayinleriyle, bir haç gibi taşıdığım astımımla ve onun özüme yakışmayan mecazıyla. Uzundu yol ve çok ağırdı dert sürmektedir bende avare adımlarımın kokusu, hala batık bir gemidir derinlerdeki özüm -kurtarıcı kıyılar görünseler bile- dalgalara karşı gönülsüz yüzüyorum batık bir gemi oluşumu koruyarak. Yalnızım acımasız geceye karşı ve biletlerin bıraktığı kesin şeker tadına. Avrupa çağırıyor beni yıllanmış şarabının sesiyle, sarı etinin soluğuyla, müzedeki eserleriyle. Yeni ülkelerin neşeli klarnet sesiyle alıyorum karşıdan geniş etkisini Lenin'in icra ettiği ve halkların söylediği Marks ve Engels şarkılarının. Che GUEVARA Çeviren : Adnan ÖZER - Vilma Kuyumcuyan |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:07 . |