Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Politika (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=21)
-   -   12 Eylül (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=4786)

dilaver 12-09-2007 12:40

12 Eylül
 
27 yıl önce bugün sabaha karşı bir bildiri ile uyandık, Kenan Evren'in bildirisi ile. Türkiye'de gelmiş geçmiş en faşist yönetimin başladıgı gün olarak, tarihe utançla kazındı bugün :

* * * 1.683.000 kişi fişlendi
* * * * 650.000 kişi göz altına alındı
* * * * 210.000 davada 230.000 kişi yargılandı
* * * * * *7.000 kişi idam cezası ile yargılandı, 517 kişi idam cezası aldı, 50 kişi idam dildi. * * * * * *171 kişi işkence ile öldürüldü
* * * * *299 kişi cezaevlerinde öldürüldü
* * * * *144 kişi faile meçhule gitti
* * * *23.677 dernek kapatıldı
* * * * * ......... * *

* * * * * *geri kalanları saymakla bitiremeyiz. Sitemiz açısından ise siyasi İslama yeşil ışık yakıldıgı, siyasi İslamın örgütlenmesinin ve toplumda egemen ideoloji olarak lanse edilerek halkın mücadelesini pasifize etmek için kullanılmasına başlandıgı gündür.

* * * * * *Tüm bu igrençlikler içinde Diyarbakır cezaevinin ise özel ve belirleyici bir konumu vardır. 78 liler girişimi bu gün Diyarbakır cezaevi ile ilgili dosyayı kamuoyuna sunacak. Bu dosya Diyarbakır Cezaevi önünde açıklanacak. Diyarbakır Cezaevini çogu üye bilmez bile. Tarihimiz, devletimiz ve yaşananlar ile ilgili bilgi almak isteyen arkadaşlarımın bu dosyayı inceleyip, takip etmelerini öneririm. Gestaponun uygulamaları ile 12 Eylül uygulamaları arasında bag kurabilmek artık okuyanın degerlendirmesine kalmış.

* * * * * * Bugün Ankara radyosunun ve Eşref Akıncı Kışlasınınönüne siyah çelenk konulması ile 12 Eylül sembolik olarak lanetlenecek. Pek çok demokratik kitle örgütü degişik etkinliklerle kınamalarda bulunacak.

* * * * * * 12 Eylül'ü lanetliyor, anayasanın geçici maddesinin kaldırılarak faşist darbeci generallerin işledikleri insanlık suçları için yargılanmalarını talep ediyorum.


* * * * * * saygılarımla

12-09-2007 12:55

Re: 12 Eylül
 
Dilaver'e aynen katılıyorum. 12 Eylül sıradan bir askeri müdahale değildir, Türkiye'de aydınlanmanın önünün kesildiği, tüm kapıların karanlığa açıldığı bir dönemin başlangıcıdır ve 12 Mart ile başlatılan dönemin finalidir.

O dönemi bilmeyen arkadaşların Türkiye'nin bugünkü durumunu sağlıklı bir şekilde değerlendirmeleri mümkün değildir. Bilgi edinmek isteyenler senaryosunu -yanlış hatırlamıyorsam- Hikmet Bila'nın yazdığı, (hiç sevmesem de) Mehmet Ali Birand'ın sunduğu 3 DVD'lik 12 Eylül belgeseli ile başlayabilirler, tüm marketlerde satılıyor.

pante 12-09-2007 13:16

Re: 12 Eylül
 
Alıntı:

1.683.000 kişi fişlendi
* * * *650.000 kişi göz altına alındı
* * * *210.000 davada 230.000 kişi yargılandı
* * * * * 7.000 kişi idam cezası ile yargılandı, 517 kişi idam cezası aldı, 50 kişi idam dildi. * * * * * *171 kişi işkence ile öldürüldü
* * * * 299 kişi cezaevlerinde öldürüldü
* * * * 144 kişi faile meçhule gitti
* * * 23.677 dernek kapatıldı
Dilaver'in 12 Eylül'de neler olduğuna dair yazdıklarına ilavelerde bulunayım:

Açılan 210.000 davada 230.000 kişi yargılandı. 71.000 kişi TCK.'nin 141, 142 ve 163. maddelerinden, 98.000 kişi "örgüt üyesi olmak" suçundan yargılandı. 23.000 kişiye 0-1 yıl, 10.700 kişiye 1-5 yıl, 6.100 kişiye 5-10 yıl, 2.390 kişiye 10-20 yıl, 939 kişiye 20 yılın üzerinde ve 630 kişiye ömür boyu hapis cezası verildi. 7.000 kişi için idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası verildi, idamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis'e gönderildi, idam cezası verilenlerden 50'si asıldı. 388.000 kişiye pasaport verilmedi. 30.000 kişi "sakıncalı” olduğu için işten atıldı. 14.000 kişi vatandaşlıktan çıkarıldı. 30.000 kişi "siyasi mülteci" olarak yurtdışına gitti. 14 kişi açlık grevinde öldü. 16 kişi "kaçarken" vuruldu. 95 kişi çatışmada öldü. 73 kişiye "doğal ölüm raporu" verildi. 43 kişinin "intihar ettiği" bildirildi. *937 film "sakıncalı" bulunduğu için yasaklandı. *400 gazeteci için toplam 4.000 yıl hapis cezası istendi. 40 ton gazete ve dergi yakıldı.

Ya yine Nazım Hikmet'in dediği gibi "Demeğe de dilim varmıyor ama kabahatin çoğu senin be canım kardeşim." denilecek, ya da "12 Eylül yargılanmalıdır" sözünün gereği yerine getirilecek.

degisim 12-09-2007 14:52

Re: 12 Eylül
 
Türkiye'm için *yüz karası bir tarihtir 12 Eylül ve hep *öyle olmaya devam edecek.Ne zaman ki, darbeciler yargılanacaklar hak ettikleri cezaları bulacaklar, sadece işledikleri insanlık suçları için ceza çekmiş olacaklar.

Ya üzerimize örttükleri ölü toprağıni nasıl temizliyeceğiz ?

Bizi emperyalizme mahkum etmelerinin hesabını nasıl soracağız ?

Yada demokrasi diye yüzlerce yıl geri götürülmek istenen ülkemin önündeki engeller nasıl kaldırılacak ?

Bunların hiçbiri artık ülkem üzerinden silinemeyecek birer utanç olarak kalacak.

Lanetli 12 Eylülleri, çocuklarımızın yaşamaması dileğiyle.

gerilla 12-09-2007 14:58

Re: 12 Eylül
 
12 eylül karanlığında ölümsüzleşen erdal eren, mazlum doğan, hayri durmuş ve nice yiğitleri saygı ve özlemle anıyoruz.

mücadeleleri mücadelemize ışık olsun.

devlet darbenin bir suç olduğunu artık kabullenmeli. bu faşist zihniyetle daha çok darbe ve muhtıra görürüz.

degisim 12-09-2007 15:12

Re: 12 Eylül
 
12 Eylül'leri kutlu olsun!

"Entelektüeller ve bilim adamları haksızlığa karşı seslerini yükseltmiyor" dedi Başbakan. Elbette asabı bozuk bir gergin gülümsemeyle nutkum tutulmadı değil. Ama insanı asıl kahreden, iktidarın bu demokratikleşme, sivilleşme, aydın-dostu "temaşasını" bu kadar rahat icra edebilmesi. Oyun, dakika başı hafızası silinen bir kitleye oynandığı için mi bu kadar rahat icra ediliyor? Muktedir, izleyenlerle alay ederken kitlenin isyan etmemesinin nedeni artık bütün anlam dünyamızın şirazeden çıkmış olması mı?

12 Eylül çocuğu
Ya da şöyle söyleyeyim:
Yıldönümünü "idrak ettiğimiz" 12 Eylül darbesinin siyasal İslamın en büyük destekçisi olduğu, "laikliğin bekçisi ordu" klişesinin tersine darbeyle birlikte tarikatların ve onlara bağlı siyasal örgütlenmelerin önünün açıldığını unutmak neden bu kadar kolay oldu?
Darbenin desteklediği, büyüttüğü tek siyasal oluşum olan milliyetçi-İslamcı hareketin peşinden tef çala çala gitmek nasıl "aydın tavrı" haline geldi?
Darbenin ürünü bir iktidara karşı ses yükseltmemek neden şimdi demokrat ve sivil olmanın önkoşulu haline geldi?
Son elli yıldır, kısa bir aralık hariç, aslında Türkiye'de siyasal iktidarın hiç değişmediği, AKP'nin darbelerle güçlendirilmiş bu sağ iktidarın yeni modeli olduğu niye hatırlanmıyor?
12 Eylül işkencehanelerinde, hapishanelerinde, darbenin açtığı toplu mezarlarda bu ülkenin bütün akli muvazenesi telef mi oldu?

Yeni özgürlükleri deneyin!
AKP'yi demokrasinin bekçisi, Tayyip Bey'i de sivil halk devriminin yılmaz önderi olarak görenleredir sözlerim:
Madem AKP ile birlikte bu kadar sivilleştik, madem bu iktidar Türkiye'de gelmiş geçmiş en demokrat, en özgürlük yanlısı iktidar, o zaman siz de özgürlüklerinizi bir test edin.
Mesela, yaşadığınız mahalledeki herhangi bir caminin fazla açık megafon sesini hastanız olduğu gerekçesiyle kıstırmaya çalışın.
Kayseri'de Ramazan ayında oruç tutmayan bir üniversite öğrencisi olmayı deneyin.
Yozgat'ta Ramazan ayında kısa kollu gömlek giyin.
Adıyaman'da 18 yaşında bir kız çocuğu olarak "özgür kararlarınız" olduğunu söyleyin.
Orman arazilerinin ve denizlerin parsellenip satılamayacağını, insanların F tipi cezaevlerinde çürütülemeyeceğini söyleyin.
Ya da sadece şunu hatırlayın:
"Ben çocuğumu helal etmiyorum" diyen asker anne-babalarını ilk kim azarlamıştı? Onlara "Askerlik yan gelip yatma yeri değildir" diyen sivil, demokrat, insan canlısı Başbakan'ımız değil miydi?

Din, ordudan daha "zor"
Yeni olan şudur:
Türkiye'de artık din veya siyasal İslam ilgili söz söylemek orduyla ilgili söz söylemekten daha zor hale gelmiştir. Bu, yeni darbedir. İçinden geçtiğimiz günler, 12 Eylül darbesinin yeni, geliştirilmiş yüzüdür. İstediği kadar sivil ve demokratik temaşa yeteneklerini geliştirsin, istediği kadar liberal aydın danışmanların ezberlettirdiği cümleleri tekrarlasın, bu iktidar 12 Eylül çocuğudur. Hem de darbenin en sevdiği çocuğudur. Uluslararası sermaye ve Büyük Orta Doğu Projesi tarafından desteklenen; muhafazakârlaştırılmış, alternatifsizleştirilmiş toplumun örgütlü olarak sorgulayamadığı bir darbe iktidarıdır tecrübe ettiğimiz. Yirmi yedi yıl sonra darbe, AKP iktidarı ile birlikte memleketi artık neredeyse geri dönüşsüz bir biçimde dönüştürmüştür.

Sessiz teşekkür
Onun önderliğini yaptığı hareketi doğurmak için başka türlü düşünen bütün aydınlar ve gençler 12 Eylül hapishanelerinde yok edilirken "Entelektüeller ve bilim adamları haksızlığa karşı seslerini yükseltmiyor" diyen Başbakan neredeydi? Başbakan soru sormak yerine sadece teşekkür etmeli. Sesini yükselttiği için ölen, kaybolan, sakat bırakılan, asılan onca aydına ve gence sessizce teşekkür etmeli. Çünkü bugün, onun başında bulunduğu iktidar onların gövdeleri üzerinde duruyor.
Ne diyeyim?
12 Eylül'leri kutlu olsun!


Ece TEMELKURAN *Kıyıdan

http://www.milliyet.com.tr/2007/09/1...emelkuran.html

gerilla 12-09-2007 15:23

Re: 12 Eylül
 
laik, demokratik ve insanlarımızın canlarının güvencesi kahraman türk ordusuna böyle bir günde şükran etmemek mümkün değil. allah ordumuza zeval vermesin...

sargon 12-09-2007 16:30

Re: 12 Eylül
 
Ece hanim yine bizi kandirmaya calisiyor. Ordegi boyayip inek diye yutturmaya calisiyor. Biz de yuttuk.

Hayir anlamadigim sey su. Kendi kafasi mi karisik, yoksa bilincli olarak mi insanlarin kafasini karistirmak istiyor? Son zamanlarda okudugum en sacma yazi diyebilirim. Her seyi birbirine karistirmis. Nazim'in icini nasil bosalttilarsa simdi de 12 Eylul'un icini bosaltiyorlar. Sorumlusu kim bunun yahu?

pante 12-09-2007 16:49

Re: 12 Eylül
 
Alıntı:

Ece hanim yine bizi kandirmaya calisiyor. Ordegi boyayip inek diye yutturmaya calisiyor. Biz de yuttuk.

Hayir anlamadigim sey su. Kendi kafasi mi karisik, yoksa bilincli olarak mi insanlarin kafasini karistirmak istiyor? Son zamanlarda okudugum en sacma yazi diyebilirim. Her seyi birbirine karistirmis. Nazim'in icini nasil bosalttilarsa simdi de 12 Eylul'un icini bosaltiyorlar. Sorumlusu kim bunun yahu?
Neresi saçma anlayamadım Sargon?
Nesine katılmıyorsun? AKP'nin 12 Eylül'ün ürünü olduğuna mı?

Sorumlusunu " asker" diyerek genelleme yapılamaz.
O zaman "hükümetlerin başarısızlıklarının da sorumlusu politikacılardır" diyerek politikadan vaz mı geçmek gerekecek?
Doğrusu "kötü politikacı"lardır. Politikaya değil kötü politikacılara geçit vermemek gerekir.

Asker'in-ordu'nun da zaman zaman komuta kademesine cunta anlayışında kötü askerler gelebilir.
Cuntacılara-kötü askerlere geçit vermemek gerekir.
Genelleme yapmak da insanları kandırmaya çalışmak değil midir?

sargon 12-09-2007 16:55

Re: 12 Eylül
 
Aksam ayrintili yazarim o halde. Ece hanima cevap vermeye alistim ne olsa. *:D

dilaver 12-09-2007 16:58

Re: 12 Eylül
 
12 Eylül'ün ve onun mimarı ve uygulayıcısı TSK nın ülkemiz insanlarına kazandırdıkları da var, haklarını yememek lazım. Benim hatırladıklarım :

* * 1- Filistin askısı : ilk defa Elazıg da denendi ve ondan sonra işkencecilerimizin en yaygın uygulaması oldu.

* * 2- Bok çukuru * : Hamit Kapan isimli devrimci 309 günlük gözaltı süresinin çogunu bir bok çukurunun içinde geçirmeye zorlandı.

* * 3- Köpek Kafesi : Bunun uygulamasını Kurtlar Vaisi dizisini seyredenler hatırlarlar.

* * * * * Diyarbakır Cezaevi *Müdürü Binbaşı Esat Oktay Yıldıran'ın uygulamaları ise dünya işkence literatürüne geçmeye aday mizansenlerle doludur. Diyarbakır dosyasını tüm gençlerin ibretle takip etmelerini tavsiye ederim.


* * * * * *saygılarımla

12-09-2007 17:24

Re: 12 Eylül
 
12 Eylül'ü sadece ve sadece TSK'ne mal etmek kolaycılığına kaçmayalım lütfen.

Emekliliğini beklemekte olan Kenan Evren, önündeki 3 genelkurmay başkanı adayı orgeneral emekli edilerek genelkurmay başkanı yapılmıştır.

Tehlikeyi görüp engelleme yönünde gayret gösteren tek siyasetçi olan Bülent Ecevit'in adayı olan Muhsin Batur -ki bu tip bir müdahaleyi engelleyebilecek tek cumhurbaşkanı adayı idi- AP'nin ve diğer sağ partilerin oyları ile cumhurbaşkanı seçtirilmemiştir.

12 Eylül, sabah bir devrimcinin, akşam ise bir ülkücünün ayni silahla vurulduğu bir dönemin sonucunda gelmiştir ve 12 Eylül 1980 günü toplumun tüm kesimleri tarafından sevinçle karşılanmıştır. İnanmayan, gazete arşivlerine girip dönemin sol-sağ köşe yazarlarının yazılarını okuyabilir, hepsi 12 Eylül'ü onaylamışlardır. 12 Eylül felaketi 13 Eylül'de başlamıştır, önceden özenle seçilmiş cuntacıların bile aslında bu yaptıklarını amaçladıklarını, sonuçlarını hesaplayacak kapasitede olduklarını zannetmiyorum.

12 Eylül, küresel sermaye/yerli işbirlikçileri-ABD/NATO-gladyo'nun bir ürünüdür, dönemin yetersiz TSK kurmay kadroları da bu tuzağa düşmüşlerdir. Sonuçta Türkiye Cumhuriyeti, bu müdahale ile küresel sermayenin tam olarak kucağına oturtulmuştur. O dönemde özenle seçilip bu günler için yetiştirilen islamcı gençlik ise halen iktidardadır.

12-09-2007 17:38

Re: 12 Eylül
 
Bu arada şunu da belirteyim, 12 Eylül'ün mimarı olan kadrolar başarıya ve hedefe ulaşmışlardır, bu noktada artık başka bir askeri müdahaleye ihtiyaçları olmadığı gibi buna şiddetle karşıdırlar.

Bundan sonra gelecek bir askeri müdahale ancak bu ekibe karşı olabilir ki böyle bir müdahaleye hepimizin alkış tutması gerekir ama çok zor görünüyor.

gerilla 12-09-2007 17:41

Re: 12 Eylül
 
KKK Yürütme Konseyi Üyelerinden Mustafa Karasu diyor ki:


Cezaevinde de Mazlum Doğan ile birlikte kaldınız, ona dair bir anınızı anlatabilir misiniz?

Mazlum Doğan'la birlikte anılarımız çoktur. 1982 yılında cezaevinde direniyorduk. Biz Mazlum Doğan'la birlikte, ana davanın Diyarbakır grubundaydık. 81'de direnişin sürdürüldüğü günlerde, Mazlum Doğan, Akif Yılmaz ve bir arkadaşla birlikte bizi aynı hücrede tutuyorlardı. Tabii üzerimizde direnişi bırakmamız için büyük bir baskı vardı. Her türlü işkence ve baskı yöntemlerini kullanıyorlardı. Bir gün direnişi kırmak için üzerimizde baskı yaratarak yeni bir yöntem denediler. Her dördümüzü de çırılçıplak soyarak kör hücreye attılar.

Kör hücreler, bölümünün en alt kısmında, sadece küçük mazgalı olan demir kapılı bir hücreydi. Bu hücrenin, demirin önünü kapayarak içine su doldurmuşlardı. Bir taraftan en alt kat olması, diğer taraftan beton ve soğuk su, tabii ki kişinin soğuktan etkilenmesini de beraberinde getiriyordu. Kaldı ki zaten aylardır süren direniş, fiziki olarak çok etkilemişti. Bu yıpranma soğuğun etkisini daha da artırıyordu, bu nedenle saatler geçtikçe bulunduğumuz kör hücrede artık ayakta duramaz hale geliyorduk, zaman geçtikçe soğuktan uykumuz geliyordu. Buna karşı nasıl bir çare bulabileceğimizi düşünürken, Mazlum Doğan ne yapmalıyız? sorusuna cevap aradı ve cevabı da biz birbirimize sırt sırta sarılarak, kucak kucağa sarılarak, zaman zaman sırtımızı, zaman zaman karın tarafımızı ve vücudumuzu ısıtarak soğuktan kendimizi korumalıyız dedi ve biz kör hücreden çıkana kadar bu yöntemi denedik, böylece de soğuğun etkisinden kendimizi korumaya çalıştık. Ben Mazlum'u çırılçıplak iken o soğuk hücredeki, o önerisi aklıma geldikçe, hem tüm hatıralar aklıma gelir, hem de gülerim. Mazlum'la yaşadığımız birçok anı var. Ama dikkat çekici olduğu için bunu belirttim ve biz otuz saat kadar kaldığımız bu kör hücrede ve soğuk hücrede zamanı böyle geçirdik. Daha sonra da bizleri bu hücreden çıkarıp normal hücrelere attılar.

yinede bu ve 12 eylül'den yara almış diğer hareketler yılmadı. yılmayacak!

dilaver 12-09-2007 17:50

Re: 12 Eylül
 
sevgili youef

* * ordu aynı ordudur, degişen hiç bir şey oldugunu zannetmiyorum. İstanbulda konuşlandırılmış iki tümen askeri güç var, İstanbulun herhangi bir dış ülkeyle sınırı oldugunu zannetmiyorum. İstanbuldaki ordu birliklerinin de hangi sınırları korudugunu açıkçası merak ediyorum.

* * *Dış tezgahlar ile ilgili görüşlerinde hemfikirim. Ordu emredileni yapmıştır, başka bir şeyi degil. Ama herhangi muhtemel bir darbenin emperyalime falan karşı olması mümkün degildir. Tarih boyunca egemen güçler iki şekilde hükmetmişlerdir. Birincisi eli silahlı güçler, ikincisi ise muhalifleri içine kapayacakları cezaevleri. Bugün kimin elinde silah varsa bu yönetim biçimine hizmet etmektedir. Eli silah tutan güçlerle ilgili hayale kapılmanın da yeri yoktur.

* * *Kenan Evren'in genelkurmay başkanlıgını bırakarak devlet başkanı oldugu dönemleri hatırlarsan, o dönemde ordunun bilmem kaç senelik yönetim kadrosunun da önceden planlandıgını hatırlarsın. Burada en büyük mimarlardan biri de Haydar Saltık idi.

* * * Tsk içindeki devrim yanlısı,bagımsızlık gurup 12 Mart ile birlikte tasfiye edildi, bundan sonra da içlerinde devrime sempati ile bakan kimseyi barındırmadıklarına eminim. Çogunun Chp tandanslı olması ve şimdi Mhp ye dogru egilimde olması ise daha hazin bir tablodur.

* * * saygılarımla

pante 12-09-2007 17:55

Re: 12 Eylül
 
Alıntı:

laik, demokratik ve insanlarımızın canlarının güvencesi kahraman türk ordusuna böyle bir günde şükran etmemek mümkün değil. allah ordumuza zeval vermesin...
12 Eylül cuntacılarının demokrat olmadıkları yaptıkları darbeyle aşikardır.
Laikliği çiğneyen uygulamaları nedeniyle laiklik konusunda da bir hassasiyetleri olmadığı anlaşılmıştır.
İsmet İnönü'ye dinsiz-Allahsız suçlamaları nedeniyle parti mensupları ricada bulunurmuş. Konuşmalarında "Allah" kelimesine de yer vermesi için. Yine bir konuşma öncesi ısrarlara dayanamayan İnönü, konuşmasının sonunda "Allahaısmarladık" diyerek istekleri yerine getirmiş.

Kenan Evren ise yaptığı konuşmalarda Kur'an'dan ayetler okurdu. Bu mu laiklik?
Rabıta konusuyla da *laikliği derinden yaraladığını o günleri yaşayanlar bilir.

Bakın, bu ordu genellemesi yanlıştır. Orduyu hasım olarak görenler için birşey diyemem ama böyle bir niyet içinde olmayanlar, bu yaklaşımlarıyla yanlış içindedirler.
Şöyle örnek vereyim:
Turan Dursun sitesinde kuruluşundan bu yana dönem dönem değişik yöneticiler gelmiş geçmiştir
diyelim. Farzedelim ki 2004 yılında yönetimde bir anlayış farkı ve bir boşluk vardı ve hakaretler, seviyesizlik çok fazlaydı. O dönem forumun bu durumundan rahatsız olanların genelleme yapıp "Turan Dursun sitesi inançlılara küfür ve hakaretler edilen, kutsalların aşağılandığı bir sitedir." demeleri doğru olur mu?
Bugünün yöneticileri ile o döneminkilerin aynı kaba konmaları ne derece haklı bir tutumdur.
Kurumları amaçlarıyla, varoluş sebepleriyle eleştirmek de mümkündür. Bunu yaptığınızda dönemin önemi yoktur, serbestçe eleştirebilirsiniz. Ama kurumları icraatlarıyla eleştirirken genelleştirme yapmadan dönem dönem ele almak gerekir. Bu hükümetler için de, partiler, dernekler, sendikalar, işletmeler için de böyledir. Aksi tavır etik değildir, amacı üzüm yemek değil, bağcıyı dövmektir.

gerilla 12-09-2007 18:03

Re: 12 Eylül
 
çok güzel...

bu dönemide ele alalım öyleyse. her olaya bir muhtıra, bir basın açıklaması. asker askerdir, sivil toplum örgütü değildir. değişen hiç bir şey yoktur.

degisim 12-09-2007 18:18

Re: 12 Eylül
 
''Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dagıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler.

Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.''


* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * M.K.ATATÜRK



Bugün bu ülkede yaşananlar sevgili gerilla, yukarıda yazılanlarla ne kadar da örtüşmektedir değil mi ?

gerilla 12-09-2007 18:40

Re: 12 Eylül
 
aynen değişim. ülkede ki islamcı iktidar ve kemalist muhalefet abd'ye zıt gidecek hiç bir şey yapmamakta. iktidar açlıp muhalefet oynamakta. ileri görüşlü adammış m. kemal.
cesurmuşta, şimdi onun yolundan gittiğini söyleyenler nato'dan abd'den korkuyor.

vartor 12-09-2007 19:03

Re: 12 Eylül
 
Tarihimizin karanlik gunlerinden biri oldugunu daha yani anladigim 12 Eylul hakkinda yazilanlari okudukca icimi bir hirs buruyor. Hele icinde yasayip, iskencelere maruz kalan forumdaslarimin anlattiklari, tepkileri beni daha da uzdu. Kardes kavgasina son vermek amaciyla baslatildigi tarihten bu gune kadar gecen zaman icinde, tek tarafli olarak, bir kardesin digerine yeg tutulmasi ise, ne demokrasiye ne de insanliga sigar. Yapilan iskenceler, savas esirlerine bile yapilmasi enternasyonal kanunlarla suc olarak tanimlandigi halde, bunu gerceklestirenlerin elini kolunu sallayarak ortada dolasmalari ise, ortamin fazla da degismedigini gosteriyor .
* * * *Bu aci gunde, kardeslerimin acisini paylasir, bir daha boyle gunler gormemelerini butun kalbimle dilerim. * Sevgiler....

sargon 12-09-2007 20:20

Re: 12 Eylül
 
Ece Temelkuran yine rahmet okuttu demiştim. Peki neden? Ustaca bir şekilde gerçekleri gizlediği için. Ece hanım daha önce de mantığı fazlaca zorlamıştı. O zaman da bir cevap yazmıştım. İsteyenler onun yazısını ve benim cevabımı tekrar gözden geçirebilirler.

Ece Hanıma cevap

Orda da Tayyip Erdoğan'ın seçim sonrasındaki konuşmasından diktatörce anlamlar çıkarmıştı. Halbuki Erdoğan'ın sözleri hiç de Ece Hanım'ın çizdiği çerçevede değildi. Erdoğan demokrat birisi mi peki? Değil. Örneğin seçimde meclise DTP ve MHP'nin (özellikle de MHP'nin) girmesini engellemek için bunlar kavga ederler, çok kötü olur tarzında ifadeler kullanmıştı. Asıl bu tür ifadelerine vurgu yapması gerekirken, Erdoğan'ın kalan yüzde 53 için sizin oylarınız benim için değerli sözünü "siz garnitürsünüz" şeklinde yorumlamıştı.

Şimdi de gerçekleri gizleyerek AKP'yi 12 Eylül'ün ürünü bir parti olarak sunup, 12 Eylül'e duyulan tepkiyi AKP'ye taşımaya çalışıyor. 12 Eylül'ün zorlayarak kurdurttuğu MDP ve HP için bunları yazmış olsa anlarım ama aradan 27 yıl geçti ve köprünün altından çok sular aktı. AKP 12 Eylül'Ün değil 28 Şubat'ın çocuğudur üstelik. 12 Eylül'ün çocuğu olsa olsa ANAP olabilir. O da gayrimeşru çocuğu.

Ancak bunlar önemli şeyler değil, ayrıntı. Doğrudur 12 Eylül Türkiye'de siyasi islamın yükselmesine, sosyalistlerin nerdeyse sıfırlanmasına ve PKK'nın doğmasına neden olmuştur. Ancak bunlar bir ölçüde 12 Eylül olmasaydı da gelişecekti. Siyasi İslam sadece 12 Eylül yüzünden gelişmedi. Bütün dünyada gelişti. Bunda Amerikanın yeşil kuşak politikasının ve Sovyetlerin çöküşünden sonra ABD'nin özellikle Ortadoğuda daha azgın bir politika izlemesinin yarattığı tepki de var. Sosyalizm ise aslında enerjisini 12 Eylül'den önce tüketmişti. 1977'den sonra gerilemeye başlamıştı zaten. Kürt hareketi ise 1970'lerden sonra gelişmeye başlamıştı ve sürekli yükseliyordu. 12 Eylül olsa olsa PKK'nın güçlenmesi için kitleleri terörize etmekle ona hizmet etmiştir.

Ece Hanım'ın derdi güya AKP karşıtı politika yapmak olduğu için baltayı sürekli AKP'ye yöneltiyor. Halbuki asıl gerçeği, yani "darbe gerçeğini" ve onun altındaki Türkiye gerçeğini gizlemiş oluyor. Bize asıl söylemesi gereken şeyi unutuyor. 12 Eylül herşeyden önce bir darbe idi. *Demokrasinin gelişmesine indirilen bir darbe idi. 12 Eylül'e karşı çıkmak için önce o darbe ye karşı çıkmak gerekir. Onu teşhir etmek gerekir. Onlardan hesap sormak gerekir. 12 Eylül'cüleri yargılamanın anayasada bile yasak olarak durduğu bir ülkede Ece Hanım demokratlık değil, şov yapıyor sadece. Daha birkaç ay önce yeniden bir darbe tehlikesi yaşandığını unutuyor. Bundan hiç söz etmiyor. Yazısının bütününden 12 Eylül karşıtlığının aslında AKP'yi yaratmış olması olduğu anlaşılıyor. Halbuki yüzbinlerce hayatı karartan 12 Eylül yarattıklarından bağımsız olarak halkın vicdanında suçludur. Darbecileri teşhir etmesi gerekirken, lafı döndürüp dolaştırıp AKP'ye getiriyor.

Ece Hanım'ın böyle çarpuk çurpuk bağdaştırmalar yapabilmesi için bir de kendisine yeldeğirmeni şeklinde bir düşman gerekli. Bunun için de Erdoğan'ı "sivil halk devriminin kahramanı ilan eden" birilerini buluyor. Sonra da mızrağını çekip siyasi islamın ne kadar despotik olduğunu anlatıyor bize. Sanki bilmediğimiz yeni birşeymiş gibi.

Arada bolca da 12 Eylül işkenceleri garnituru var. 12 Eylül'de yapılan ve sonrasında da devam eden işkenceleri, katliamları, aydın ve gazeteci öldürmeleri kimlerin hanesine yazmak gerek? Ece Hanım utanmasa bunları da AKP'ye yazacak. F tipi cezaevlerinden de bahsediyor. F tiplerinin yılmaz savunucusu Hikmet Sami Türk, 30 kişiyi öldürerek -birçoğunun da kullanılan kimyasallardan derileri soyuldu- *operasyonla yerine getiren de Genelkurmay'dı. 1990'larda hergün bir Kürt gazeteci öldürülüyordu. Bunu kimler yapıyordu?

Merak etmesin, kimse aptal değil. AKP'nin despotik bir tavrı olduğu zaman karşısına çıkacak çok kişi var. Ama asıl sorun Ece Hanım'ın lafı o kadar çevirip durmasına neden olan gerçeklerde. Sorun onun bunu doğurması falan değil, sorun diktatörlüklere, darbelere net bir şekilde karşı çıkabilmekte. Ece Hanım bunu yapmıyor işte. "Ordu göreve" diyenlerin karşısına çıkıp da siyasal sorunları siyasal düzlemde çözelim demiyor, muhtıra da ne demekmiş demiyor. Ama artık herkesin nefret ettiğini bildiği için 12 Eylül'ü kullanmaya çalışıyor.

Aslında Ece Hanım'ın söylememiş olduğu şeyi forumdaşlarımız söylediler. 12 Eylül'ün sorumluluğu *"asker"dir diye genelleme yapılamaz, nasıl iyi politikacı, kötü politikacı varsa iyi asker kötü asker de vardır diyerek. Eğer iyi asker darbicilik yapmaya merakı olmayan, kötü asker ise cuntacı olansa, cuntacılığa soyunmamış olan bir orduyla zaten kimsenin işi yok. Zart muhtıra zırt tank yürütme, iki de bir tehdit dolu basın açıklamaları yapan bir ordu ise işini yapmayan, başkalarının işlerine karışan ordudur. Herkesin de böyle bir orduyla işi olur. Çünkü kendinden menkul bir şekilde kendisini bizim hamimiz ilan etmiş oluyor.

Bir de şöyle bir yaklaşım var. Bunlar kötü/gerici darbelerdi. Şimdi ordu artık 12 Eylül'deki gibi değil, ilerici oldu. Artık kötü darbe yapmaz. Böyle bir mantıksızlık olabilir mi? Sanki padişahlık devrinde yaşıyoruz. A adlı padişah geldi, çok iyi yöneti, halk gönendi, B padişahı ise zevke sefaya daldı, halk perişan oldu. Yahu arkadaşlar, 21. yüzyılda yaşıyoruz. Artık adına demokrasi denen bir rejimde yaşıyoruz. Ne iyi askeri, ne kötü askeri. Bu ülkeye iyi bir diktatör gerek demekten zerre kadar farkı yok bunun. Kötü bir demokrasiyi, iyi bir diktatörlüğe yeğlerim. İyisini de kötüsünü de gördük çok şükür.

pante 12-09-2007 20:34

Re: 12 Eylül
 
Thunderpoint'in "Köşe Kapmaca" başlığına astığı Livaneli'nin yazısı buraya da uygun:

Zülfü Livaneli, Vatan Gazetesi, 12.09.2007 tarihli köşe yazısı..

Siyasal İslam’ın yolunu 12 Eylül açtı *


27 yıl önce bugün, Türkiye’nin kaderini değiştirecek dönüm noktalarından biri yaşandı:

Kenan Evren ve arkadaşları darbe yaparak, ülke yönetimine el koydu.

Siyasi partileri kapatıp, politikacıları tutukladılar ve onlara yıllarca sürecek siyaset yasakları koyarak demokratik olgunluğumuzu geciktirdiler, partileri parçaladılar, iki ana nehir halinde akması gereken siyasi hayatımızı bin bir partiye bölünen yamalı bohçaya benzettiler.

Bunun acısını hâlâ çekiyoruz.

Ama en büyük hataları bu değildi.


***

Eğer Türkiye 60 yılında müdahaleye uğramasa, arkasından 71 ve 80’de bu iş tekrarlanmasaydı; klasik demokrasilerdeki ana sağ ve ana sol eksen, CHP ve DP çizgisinde kendini geliştirerek ve yeni kadrolar yetiştirerek devam edecek, Türkiye başka türlü kutuplaşmalara ve bölünmelere uğramayacaktı.

Kenan Evren ve arkadaşları, toplumu ve sosyal olayları, kendi kafalarına göre düzenleyeceklerini sanarak müthiş bir yanılgıya imza attı.

Ama en büyük yanılgıları bu da değildi.


***

Üniversite hocalarının sakallarına bile karışan, muhalif aydınları vatan haini ilan etmekten çekinmeyen askeri yönetim, gençliği politikadan uzaklaştırmak için, sonuçları bugün bile hissedilen bir program uyguladı, sendikalar başta olmak üzere her tür sivil örgütlenmeye darbe indirdi.

Ama en büyük kötülükleri bu da değildi.


***

Ortalığa gözdağı vermek için 17’sine yeni basmış bir çocuk olan Erdal Eren’i, yaşını büyüterek idam ettiler.

Belki en büyük cinayetleri buydu ama ülkenin geleceğini etkileyecek stratejik kararları bu değildi.


***

12 Eylül yönetiminin Türkiye’ye yaptığı kötülükler saymakla bitmez ama gelin bunların en büyüğünün ne olduğunu saptayalım:

12 Eylül cuntası, uluslararası güçlerin planlaması sonucunda Türkiye’yi uzun dönemde siyasi İslam’a kaydıracak projenin uygulayıcısı oldu.

Batı’da pişirilip kotarılan bu plan, Kenan Evren ve arkadaşları tarafından sahneye konuldu.

Soğuk Savaş döneminde sol öğrenci hareketlerini en büyük düşman olarak ilan eden cunta, bunun karşısına İslamcı bir hareket yerleştirmek istedi.

Çok sayıda imam hatip okulu açılmasına ve bunların Arap kökten dinciler tarafından finanse edilmesine, müfredatlarının da onlar tarafından oluşturulmasına destek verdi.

Parayı yatıran çevreler, bu işin yirmi senede sonuç vereceğini ve bu okullarda yetişen kadroların Türkiye’yi dönüştüreceğini biliyordu.

Öyle de oldu.

Ne kadar çelişkili görünse de; 12 Eylül darbesi, Türkiye’nin siyasal İslam’a kaymasının temelini hazırladı.

Uluslararası güçlere karşı görevlerini yerine getirdiler ama kendi ülkelerine yaptığı kötülüğü nasıl açıklarlar, bilemiyorum.

Kenan Evren’in yaptığını ortaya koyan esas tablo budur.

frodo 12-09-2007 21:04

Re: 12 Eylül
 
12 Eylül'ü okumak gerçekten bu kadar güç mü ? Sevgili sargon Ece Hanım'ı bu güne kadar hiç okumadım. Poltik duruşunun da ne olduğunu bilmiyorum. Ama bu topiğe asılan yazısı eksiklerine rağmen ana saptamalarında bence doğru.

Darbecilerden yana tavır almış mıdır 27 Nisan'dan sonra bilmiyorum. Muhtemel ki almıştır. Bunu senin yazından çıkarıyorum. Bu anlamda da Ece hanım daha önce doğru mu söylemiş yanılmış mı bilemeyeceğim. Yani darbeci bir çizgisi var diye bir iddiada bulunamam. Çünkü hiç okumadım.

12 Eylül egemenlerin yönetim krizine girdikleri noktada bu soruna çözüm bulma girişimidir. Ve esas vurduğu yer "sol"dur. Tırmandırılan bir iç savaş süreci sonucunda toplumsal muhalefet gerekli birliği sağlayamadığı için 12 Eylül'ün kaçınılmazlığı ortada olan bir şeydi. Bu 12 Eylülden önce yazılıp çiziliyordu.

12 Eylül'ü senin de yazında belirttiğin emperyalizmin yeşil kuşak projesinden ve hemen ardından dünya gündemine soktuğu BOP'tan ayrı düşünmek mümkün değil. Ve adım adım bu projelerin nüveleri 12 Eylül'le birlikte atılmıştır. "Atatürk"çü ordunun (!) imam hatip lise açmadaki rekoru, netekim Paşanın her konuşmasını ayetlerle süslemesi ve Özal döneminde iyice palazlanıp güçlenen türk-islam sentezi doğrudan bu sürecin başlangıç noktalarını oluşturmadı mı?

Ece hanım nerede yanılıyor ? Bu kısa yazısından değil de senin yazdıklarından çıkardığım sonuca göre ordunun AKP'nin güçlenmesi için attığı ve dünyayı kavramakta güçlük çekenlerin alkışladığı adımları hoşgörü ile izlemiş olması. Yani "darbeci" konumlanışı. Sen sadece 28 şubat'ı anmışsın. Ben bir adım daha ileri gideyim ve 27 Nisan "muhtıramsı"sının da AKP yi güçlendirdiğini, yerini sağlamlaştırdığını söyleyeyim. Ve ordunun her adımı her sözü bu anlamda yorumlanmalıdır.

Sonuç olarak AKP 12 Eylül'ün bir ürünüdür. Ve bu tanımlamayı sonuna kadar hak eder. Ancak bu saptama sadece sürecin ana yönüne işaret eden bir saptamadır. yoksa netekim Paşa(ların) ne yaptıklarını bildiklerini iddia etmiyorum. Bu onları fazla ciddiye almak olur. Ancak toplumsal, siyasal belirlenimler inişler çıkışlar ve hesap hataları ile doludur.

dilaver 12-09-2007 21:24

Re: 12 Eylül
 
netekim Paşa(ların) ne yaptıklarını bildiklerini iddia etmiyorum. Bu onları fazla ciddiye almak olur * *frodo


* * *kesinlikle katılıyorum. Emir komuta zincirinde son halkadır onlar. Bu yüzden yeni netekimlerin bize kazandıracagı yeni bir şey yoktur, olmamıştır ve olmayacaktır. Onları yönlendiren gücü görmek ise esas stratejik noktadır.

* * *gölge etmesinler başka ihsan istemez diyecegim ama, onların işlevi zaten gölge etmek üzerine kurulmuş.

* * * saygılarımla

pante 12-09-2007 21:57

Re: 12 Eylül
 
12 Eylül'ün siyasal İslam'ın önünü açan çok önemli bir faktör olduğu inkar edilemez.
Önü açılan siyasal İslam'ın ürününün ise AKP iktidarı olduğu bellidir.
Ece Temelkuran'ın da yazısındaki ana tema budur.
Rahatsızlık veren ise orduya değil de, AKP'ye yüklenilmiş olmasıdır.

Tevrat'ın Tanrısının " Benden nefret eden babanın çocuklarına, torunlarına, 3-4 kuşak sonraki soyuna dahi azap edeceğim" tehdidine benzer şekilde bir anlayışla "asker aynı asker, ordu aynı ordu" mantığı güdülüyor. Neredeyse "Kenan Evren'i boşverelim, 12 Eylül'ün hsabını bugünkü komutanlardan soralım." diyecekler.
Nitekim eyalet açıklamalarıyla Kenan Evren'in bir kesimin gözünde sempati kazandığını biliyoruz..

Burada yanlış anlaşılan şudur ki suçlanan AKP değildir.
Sadece AKP'ye bu ortamı, bu imkanları nasıl bulduğu, iktidara gelebilmesindeki faktörler içinde 12 Eylül'ün de olduğu hatırlatılıyor ve 12 Eylül'e teşekkür borçları olduğu ifade ediliyor.
Çok doğru.
12 Eylül'de tüm grev hakkı yasaklıyken ilk grev hakkı verilen sendika Dok-Gemiiş Sendikasıdır ve başkanı da eski MSP'li, sonraki Refah partili, en son AKP'lidir. Bu tesadüf değildir.
Diğer taraftan sol düşüncenin insanları ezilmiş, bastırılmış, susturulmuş ve önemli bir kesim politikadan soğutulmuş, uzaklaştırılmıştır. Yıllarca toplum apolitik durumda kalmıştır.
Bir tarafın ezilmesi, diğer tarafın önünün açılmasının eseridir bu günler. Meydan boş kalmış ve "Koyunun olmadığı yerde keçiye "Abdurrahman Çelebi" denmiştir.

Gerek Ece Temelkuran'ın gerekse Zülfü Livaneli gibi yazarların anlatmak istediği budur.
Ama nedense polisi unutup askeri hedef alanlar, yıllarca eylemlerde polis karşısında askeri alkışlayan solu unutmuş gözüküyorlar. 12 Eylül öncesi ve sonrası birçok eylemde, mitingde polisle çatışma noktasına gelenlerin askerin müdahalesinde rahatladığı, sakinleştiği, güven duyarak asker lehinde sloganlar attığı *kolay unutulamaz. *


Asker karargahlarının, kışlalarının ise şehir içinde değil sınırlarda olması gerektiğini yazmış Dilaver. Bu görüşünü hangi anlayışa dayanarak yazdığını bilemiyorum ama çok yanlış olduğu ortadadır. *Ordunun görevi sadece dış tehlikeler karşı savunma olsa dahi güvenlik açısından kurumlarının, donatımlarının, fabrika ve tersanelerinin, eğitim yerlerinin vs. iç kesimlerde olması askeri ve stratejik güvenlik açısından zorunludur. Bu yeni bir uygulama değil, Osmanlıdan beri böyledir.

Ayrıca Filistin askısı vb. işkence yöntemleri askerin değil MİT’in, polisin CIA’dan ithalidir. *12 Eylül döneminde de kullanılmış olması bunları Türkiye’ye askerin kazandırdığı anlamı taşımaz.

Ak ya da kara mantığıyla meseleye yaklaşamayız. *Evet askerin, komutanların ordunun hepsi kötü değildir. *Zaman zaman cuntacılar gelir geçer. İmkan bulurlarsa, ortam müsaitse, yandaş desteği alırlarsa teşebbüste bulunabilirler. Böylelerinin olması nedeniyle tümünü darbe yanlısı, müdahaleci olarak suçlayamayız.
Biliyorsunuz ki 60 ihtilaline girişenler aralarına tek bir paşa katamamış, hiçbirinden destek bulamamışlardı.
12 Eylül’ün ortamını ise çok iyi hazırladılar. *Büyük güç kazanan solu ezmek ve ekonomik krizi atlatabilmek gayesiyle halkı bezdirdiler ve darbe çığırtkanlarını çoğalttılar. Darbenin tüm ülkede sevinçle karşılanmasını sağladılar.
O dönemi iyi tahlil etmek gerekir. Darbe “Geliyorum” diyor ama ne örgütler ne sağ ve sol siyasiler tınlamıyordu. Bir cumhurbaşkanını dahi seçmeyi başaramamışlardı. Başarmaları da malum çevrelerce istenmiyordu zaten.

Bugün ise geçmişinde şeraitçi olduğu açıkça bilinen bir siyasal İslamcının Çankaya’ya çıkmasına dahi ordu müdahale etmemektedir. Demeçler, basın açıklamaları, internet duyuruları ister muhtıra densin ister müdahale demokratik yoldan görüş belirtmedir, tavır koymadır, öğüttür, uyarıdır. Fiili bir girişim olmadıktan sonra bunlara darbeci, cuntacı girişimler olarak bakılamaz. Tüsiad’ı, Müsiad’ı, Tobb’u, görüş belirtmesi neyse ordunun ki de öyle anlaşılmalıdır ve buna da alışılmalıdır. Merkez Bankası genel müdürü de hükümete bağlıdır ama yeri geldiğinde hükümeti uyarır, bakanla tartışır, ters duruma düşebilir.
Tarikatlar, Fethullah Gülen’ler, Danıştay üyesi katilinin, Ahmet Taner kışlalı cinayetinin azmettiricisi gazete görüş belirtecek, genelkurmay belirtemeyecek. Bu antidemokratik bir uygulama olur. *
Darbeyi önlemenin yolu orduyu susturmak değildir. Aksine bu ters tepki verir. *Darbeler, girişimcileri ağır şekilde cezalandırıldığı takdirde ve darbeyi zorunlu kılacak ortam oluşturmayarak önlenir.

sargon 12-09-2007 22:19

Re: 12 Eylül
 
Neden siyasal hayatımızın ana ekseni hep darbeler oluyor? Ordu neyi koruyor? Bir bakıyoruz islamcı, bir bakıyoruz laik oluyor. Bu değişimleri ilerici paşalar, gerici paşalar (haşa gerici paşalar demek istemiyoruz, kötü asker diyelim) yada şu dönemdeki ordunun durumu, bu dönemdeki ordunun durumu ile açıklamak mümkün mü? En kolaycı açıklama bu olsa gerek.

Biraz daha arka planına geçelim olayın. Şurdan başlamak istiyorum konuya. Bir zamanlar sloganlar atardık "sermaye iktidarına son!" diye. Peki, gerçekten ortada sermayenin bir iktidarı var mıdır? Türkiye'deki siyasal gelişmeleri biraz izlesek ve sermaye sınıfının en önemli temsilcileri ile devletin ilişkilerine biraz baksak aslında bu sloganı atmazdık. Örneğin Türkiye'de sermayecilerin en büyük örgütü TÜSİAD'dır. Peki TÜSİAD'ın ne kadar etkisi vardır? Hafızanızı biraz zorlasanız çok yakında MHP Genel Başkanı'nın TÜSİAD'a nasıl çıkış yaptığını hatırlayabilirsiniz. Yada TÜSİAD'ın birçok konuda demokratik reformlar öneren çalışmalarına çeşitli siyasinin nasıl sert tepki verdiğini. Aslında hayatın birçok alanında sermaye sınıfının temsilcilerinin devlet karşısında güçsüz olduklarını da görebilirsiniz. Türkiye'deki sermaye birikimi gelişmiş kapitalist ülkelerle kıyaslanamaz bile.

Bizim "sermaye devleti" söylemimiz aslında klasik Marksist öğretinin basit bir tekrarlanmasıydı. Kapitalist toplum sınıflar temelinde yükseldiği için bir sınıfın egemen olması gerekirdi. Halbuki Türkiye'de en büyük sermaye birikimi bizzat devletin elindedir. En büyük KİT'ler devlete aittir. Bu KİT'ler o kadar büyüktür ki, son yıllardaki özelleştirmelerde birçok yerli sermaye grubu bu KİT'leri satın almaya yetecek maddi güce sahip olmadıkları için yabancı ortaklıklar yaptılar. Hatta birçok KİT'i de direk yabancı şirketler satın aldı.

Siyasal güç her zaman ekonomik gücün üstünde yükselmez ama Türkiye örneğinde KİT'lere sahip olanın asıl büyük sermaye grubu olduğu başka açılardan bakıldığında da anlaşılacaktır. Buna ben devlet bürokrasisi diyorum. Türkiye'de egemen sınıf devlet bürokrasisidir. Böyle bir bürokrasi nasıl oluşmuş peki. Cumhuriyet döneminde sermaye sahipleri sadece azınlıklardı ve onlar devrim komutanları tarafından silindi, yeni bir sermaye sınıfı oluşturulmaya çalışıldı. Ama kimsenin onların gelişmesini bekleyecek hali yoktu. Devlet direk sermayeyi ele aldı ve bir devlet kapitalizmi geliştirildi. Bu sistemin patronu da devlet bürokrasisi oldu. Kuşkusuz bu bürokrasinin başında da ordu bulunuyordu.

Bu bürokratik egemenlik 1950'de demokratik açılımlara girişti ama egemenliğini kaybetme tehlikesi ortaya çıktığında tekrar devreye girdi. 1970'den beri 2 darbe, 3 muhtıra, birkaç da darbe girişimi olmasının tek nedeni devlet bürokrasisinin egemenliğini kimseye vermek istememesidir. Bu egemenlik savaşının sosu bazen 12 Eylül'de olduğu gibi anarşi ve teröre karşı olur, bazen de dinci gericiliğe karşı olur. Her zaman değişik malzemeler üretilir, ama asıl sorun bürokratik egemenliğin bozulmasından duyulan korkudur.

Aslında sermaye sınıfı da olaya zaman zaman müdahil oluyor ama ortada ordu-islamcı çatışması varken fazla bulaşmak istemiyorlar gibi. Sadece Mustafa Koç'un bir açıklamasını hatırlıyorum. İttihatçı kesimin ABD ve AB'ye karşı aldığı tutumdan rahatsızlık duyduklarını belirtmişti ve sanırım Hürriyet manşetten vermişti bunu. "Bizi müttefiklerimizden koparmak isteyenler var" şeklinde bir şeydi.

Avrupa'da demokratik gelişme farklı güç odaklarının olması sayesinde olmuş. Bir tarafta kilise, diğer tarafından dağınık, güçsüz de olsa bir tür devlet, bir başka yanda feodal prensler, büyük toprak sahipleri vb. Hepsinin savaşı da iktidara sahip olmak. Uzun yılların mücadelesi sonucunda demokratik bir rejim oluşmuş ve hala çok sayıda güç odağı var. Türkiye'de ve birçok doğu ülkseinde ise tek bir güç odağı olduğu için demokratik gelişme yaşanamıyor. Egemen olan diğerlerini hemen yokediveriyor. Bu yüzden doğu toplumları için yapılan komplo teorileri kısmen haklılık taşıyabilir. Çoğunlukla tek egemen vardır. İnsanların komplo teorisi kurmaya uygun bir ortam da vardır. Tabii aynı değerlendirmeleri batı ülkeleri için de yaparak çoğunlukla saçma teoriler geliştirilir, bu başka bir konu.

Konuyu dağıttım biraz, toparlayayım. Türkiye'de yaşanan sorun devlet bürokrasisinin egemenliğini kaybetmeme sorunudur. Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığına ordunun verdiği tepkiyi tamamen buna bağlıyorum. Laiklik kısmı sadece kendi egemenliklerine destek sağlamak amaçlıdır. Zaten 22 Temmuz'a az bir zaman kala laiklik söyleminin AKP'nin önünü kesmeye yetmediğini farkedince propagandayı terör sorunu ve Irak'a operasyona çevirdiler. Kısacası devlet bürokrasi şu anda güç kaybediyor, ancak henüz oyun bitmiş değil. Ben birçok iyimser kişinin aksine bir darbe tehlikesinin olduğuna inanıyorum. Kendime doruyorum, 27 Nisan'dan bu yana değişen ne var diye? Hiçbir şey. Gül, Cumhurbaşkanı oldu, 22 Temmuz'da AKP güç kazandı. Yani darbecilik, keskin sirke gibi küpe zarar verdi. Ama bir yıl sonra atmosfer değişebilir ve sil baştan yapabiliriz. Burası Türkiye, hafızamızı silmeye aday bu kadar çok şey varken herşey mümkün.

sargon 12-09-2007 23:22

Re: 12 Eylül
 
Pante şöyle düşünelim. Cem bundan önce sitede birkaç defa yönetim kurmuş sonra da bir takım gerekçelerle yönetimi dağıtıp, yöneticileri de sürgüne falan göndermiş olsun. Sitedeki bütün yazılara da koyu bir sansür uyguladığı, hatta bazı yazıları direk dikte ettirdiğini falan hayal edelim. Böyle diktatörlüklerden geçerek gelmiş bir sitemiz olduğunu farzedelim.

Ve bir gece yarısı siteye girince şöyle bir yazıyla karşılaşmış olalım.

Sitemizin, başta Turan Dursun'culuk olmak üzere temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönemde artırdıkları müşahede edilmektedir.

Bu tür davranış ve uygulamaların, xxxx tarihinde yaptığım açıklamada ifade ettiğim *“Turan Dursuna *sözde değil özde bağlı olmak ve bunu davranışlarına yansıtmak” ilkesi ile tamamen çeliştiği ve site yasalarımızın temel nitelikleri ile hükümlerini ihlal ettiği açık bir gerçektir.

Ben Cem yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındayım, gerektiğinde tavrımı ve davranışlarımı açık ve net bir şekilde ortaya koyacağım. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir.



Daha önce 2 darbe yapmış, 3 muhtıra vermiş ve bizleri sağa sola sürgün etmiş bir Cem'in böyle bir yazısıyla karşılaşınca bunu düşüncesini açıklama hakkı olarak mı değerlendirirsin.

Metnin orijinali için

deggial 12-09-2007 23:24

Re: 12 Eylül
 
demek ki sadece iman değilmiş körlüğe neden olan, zaman zaman ideolojiler de körlüğe neden oluyormuş :wink:

61 anayasası, bu ülkenin gördüğü göreceği en demokratik, en özgürlükçü anayasasıdır. askeri müdahele sonrası yapıldığını belirtmek abesle iştigal olur ama yine de belirtelim.

12 eylülcülerin anayasası bu ülkenin gördüğü en kötü anayasadır, şimdilik :wink:

askerin her hareketinde, her sözünde "darbe kokusu" aramak da paranoya ötesi bir durumdur ki ,bu durumun incelenmesinde fayda vardır.

bu arada sevgili Dilaver, İstanbul'da 2 tümen var, ne iş yapar bunlar demişsiniz. İstanbul'da 2 tümenden fazlası vardır. İstanbul'da ordu vardır; 1. ordu.

dilaver 12-09-2007 23:26

Re: 12 Eylül
 
Yahu frodo arada sırada böyle bildiriler falan yayınlayıp tank resimleri koyuyordu. Beni de Antartikaya falan göndermişti. Demek bu komploda Cem de varmış. *:lol:

* * Hayırlara vesile olur inşallah. *:lol:

* * saygılarımla

dilaver 12-09-2007 23:29

Re: 12 Eylül
 
sevgili deggial

* * *ordu karargahının burada oldugu dogrudur, ama benim bildigim anında müdahale edilebilecek kuvvet olarak 2 tümen var. Jandarma ve diger kuvvetlerin kıtaları hariç tabii.

* * * Sakın bunlar muhtemel bir işçi ayaklanmasına karşı burada konuşlandırılmış olmasın. *:lol:

* * * *saygılarımla

frodo 12-09-2007 23:37

Re: 12 Eylül
 
Az kaldı mazot işini halledersem bu topicten de tank geçireceğim netekim.

pante 13-09-2007 00:11

Re: 12 Eylül
 
Sargon, örneğin site için güzel de *:) ordu için uygun olmamış.
Genelkurmayı hep aynı kalıpta, Cem örneğinde göremezsin.
Hilmi Özkök'le Kenan Evren'i aynı kefeye koyamazsın.

Pek pokerden anlamam ama Genelkurmay 27 Nisan bildirisiyle kozunu göstermiş, ama rest yemiştir.
Blöfü tutsaydı, Gül çekilir yerine daha ılımlı bilinen, eşi türbansız bir AKP'li sunulurdu. Tutmadı.
Olay budur.
İşçi sendikası grev kozunu kullanır, işveren lokavt.
Baba, çocuklarına otorite kozunu kullanır. sinirlendiğinde "çarparım a!" der ama çarpmaz. Fakat çocuk, çarpabileceğini düşünerek babasının sözünü dinler.
Örnekler çoğaltılabilir.
Genelkurmayın terör ve irtica karşısındaki uyarıları da anayasanın orduya verdiği görev ve hak nedeniyledir. Hem anayasada orduyu demokratik, laik hukuk devletinin teminatı olarak gösterecek hem de " sen karışma, otur koğuşunda!" diyeceksin.

İşte anayasa taslağı hazırlıyorlar. Ellerinde yeterli güçleri de var. Değiştirsinler anayasayı. Teminatı ordudan alsınlar. Hatta teminatsız bıraksınlar. Liberallerin istediği gibi. İsteyen şeriati getirsin, isteyen faşizmi ya da komünizmi. İsteyen bölsün, isteyen vatan toprağını satsın. İktidar olana amaçlarını uygulamak mübah olsun..

sargon 13-09-2007 00:50

Re: 12 Eylül
 
Demek ki ordu babamız seni dövmemiş hiç. Dayağını yemeden konuşması kolay. Baba otoriter olur, çarparım der ama çarpmaz. *:D Yahu pante, galiba sen benle dalga geçiyorsun. *:D

Anayasa dediğin 12 Eylül anayasası. Onu da koruyacaksın artık. Ama sanırım sen 12 Eylül anayasasından da geriye gittin. 12 Eylül anayasası askerlerin yaptığı bir yasadır, baştan aşağı faşizm kokar ama onda bile bildiğim kadarıyla böyle bir teminat sözkonusu değil. Hiçbir anayasa orduyu teminat diye gösteremez. Bu ancak diktatörlüklerde olabilir. Tersine çeşitli hak ve özgürlükler anayasa ile teminat altına alınır. Bunlar içinde önce bireysel ve evrensel haklar, sonra da devlet kurumlarının görev ve yetkileri sayılır. Yani anayasa birilerine teminat edilmez. Tersine birilerinin hakları anayasa ile teminat altına alınır. Orduya da darbe yapma, istediği gibi at koşturma teminatı falan elbette verilmemiştir. Laik hukuk devletini koruma görevi de verilmemiştir. Demokratik, laik, sosyal hukuk devletini koruma görevi anayasanındır. Anayasa da Türk milletine emanet edilmiştir denir.

Nerden uyduruyorsun orduya emanet edildiğini falan. Bunlar cuntacı söylemler, ne emaneti. Aç 12 Eylül anayasasına bak. Ordu, diğer devlet kurumları gibi bir kurumdur sadece.

dilaver 13-09-2007 01:40

Re: 12 Eylül
 
,

* * *Burada yazdıgım yazılardan sanki bir ordu düşmanıymışım gibi algılanıyorum, ama gerçek bu degil ya da tahlillerin sonucunda böyle görülüyor. Tahliller ise yaşadıklarımızdan çıkardıklarımızın sonucudur. Somuttur ve somuta dayanmaktadır.

* * * Şimdi bir devletin ancak ve ancak silahlı kuvvetlerle ayakta kalabilecegini ve kendisini idame ettirebilecegini söylemiştim. Tarihte bunun aksi bir biçim yok. Öncelikle egemenin çevresinde bir hassa birligi şeklinde şekillenen silahlı güçlerin ilk işlevi, eskiden karşılıklı çıkar esasına dayanan *egemen ile tebaası arasındaki ilişkiyi egemenin yararına tek yanlı olarak bozmak olmuştur. Daha sonra düzenli ordu haline gelen bu güçler her zaman egemen sınıf ve zümrelerin oluşturdugu devlet nizamını korumakla yükümlü olmuşlar ve bizim Osmanlı anlayışmızda da devletin bekaası için her şey mubah sayılmış, kardeş katline bile ferman çıkmıştır.

* * * O halde devlet sistemini şöyle ya da böyle; reformist ya da devrimci bir tarzda degiştirmek isteyen her türlü kesimin ordu ile çatışması kaçınılmazdır. Bu çatışmanın şiddet boyutunu ise güçler dengesi ile sınıf ilişkileri belirler. Dolayısıyla ordu her zaman degişimci güçlerin karşısında statükocu olarak yer alır ve almıştır. O halde bir sistem degişikligi isteniyorsa şu ordu söylemlerinden vaz geçmek gerekmektedir. Ordunun yönetici kademesi her zaman egemenlerden yanadır ve statükocudur.

* * * 60 darbesi buna bir örnektir. Hala bagımsızlıkçı karaktere sahip olan birlik komutanı düzeyinde subayların yaptıgı darbede başa zorunlu olarak bir orgeneral geçirilmiştir. Ancak 12 Eylül topyekun bir saldırıdır ve ordu tüm kademeleri ile bunun içerisindedir. Binbaşı Yıldıran küçük rütbeli bir subaydır ve Diyarbakır işkencelerini kendi kafasından yapmamıştır. Gene Türkiyenin her yerinde tezgahlardan geçirilen insanlar bu ordunun mensupları tarafından işkenceye tabi tutulmuşlardır. O gün işkence içerisinde yer alanlar ise bugün paşa rütbesini taşıyorlar. En sıradanı ise albaydır. Daha üst rütbeliler emekli olmuşsa da orduda devamlılık esas oldugu için anlayış da devam etmektedir. Bu anlayış kutsal devlet anlayışıdır. Doguda köylülere bok yediren de bir binbaşıdır. Ersever de bir binbaşıdır.

* * * Kürt köylerini yak emrini bekçiler vermemiştir. Ordu 23 senedir bir iç savaşın fiilen içerisindedir ve savaş insanları, özellikle de askerleri acımasızlaştırır. Üstelik bu iç savaş sayesinde ordu tüm birimlerini, özellikle de kara birliklerini bu savaşa sürerek son derece önemli bir savaş tecrübesinden geçmektedir. Türk ordusu şu an dünyanın en tecrübeli, en profesyonel ordularından bir tanesidir ve bu korkulacak bir durumdur. Şu anki orduüst kademesinin *Kenan Evren'den de daha geride ama daha politik ve tecrübeli oldugunu düşünüyorum. Yeni bir darbe- ki buna yeltenemezler ( bu kesinlikle silahlı direnme ve ciddi bir iç savaş demektir ) ihtimalinde yapabileceklerini düşünmek bile istemiyorum.

* * * *Elbette bu benim gibi düşünenlere yönelik olur, şu anda orduyu farklı olarak görenler ise az biraz dayak ile bir kaç senelik bir hapislik deneyinden sonra hayatlarına yeniden başlayabilrler, tabi cezaevinde uslu dururlarsa ve o sırada bizim gibi düşünenlere yapılanlara göz yumarlarsa.

* * * * saygılarımla

dilaver 13-09-2007 03:30

Re: 12 Eylül
 
Gerçek yürüyor ve onu hiçbir şey durduramaz * *

12 Eylül askeri darbesinin ve onun faşist uygulamalarının en vahşi örneklerinin sergilendiği Diyarbakır Cezaevi önünde ve 12 Eylül parkında, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşları ve aydınlar tarafından 12 Eylül uygulamalarını protesto eden eylemler gerçekleştirildi. Yapılan açıklamalarda, yaşananların unutulmadığı ve suçluların ceza alması için olayın takipçisi olunduğu söylendi.

Diyarbakır Cezaevi Gerçekleri Araştırma ve Adalet Komisyonu tarafından Diyarbakır'da gerçekleştirilen 12 Eylül protesto gösterilerinde, faşist cuntanın Diyarbakır Cezaevi'nde gerçekleştirdiği insanlık suçlarının unutulmadığı ve suçluların mutlaka yargılanması gerektiğinin altını çizildi. Komisyonun çağrıcı heyetinde, Prof. Dr. Gencay Gürsoy, Prof. Dr. Tahsin Yeşildere, Prof. Dr. Baskın Oran, Nimet Tanrıkulu, Celalettin Can, avukat Şehnaz Turan, avukat Ergin Cinmen ve Celal Başlangıç yer alırken, katılımcılar arasında ise, Tarık Ziya Ekinci, Hakan Tahmaz, Şebnem Korur Fincancı, Fikriye Çetin, Fikret İlkiz, Ayşe Berktay, Kazım Genç, Tarık Günersel, Nazım Alpman, Alper Taş, Ahmet Tulgar, Ece Temelkuran, Nurettin Yılmaz, Cangül Örnek, Nesrin Sungur ve ÖDP, DTP, TKP, SDP, AntiKapitalist, TBB ve KESK İstanbul Şubeler Platformu yer aldı.

İstanbul'dan gelen grubun sabah saat 08:30'da havaalanında Diyarbakır Barosu, Demokrasi Vakfı ve DTP'liler tarafından karşılanmasından sonra Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti'ne geçen katılımcılar, burada, Diyarbakır Cezaevi'nde 12 Eyül döneminin baskıcı uygulamalarını bizzat yaşamış ve herbiri 20 sene cezaevinde kalmış eski tutsaklarla görüştü. Bu görüşmenin ardından grup otobüslerle cezaevi önüne geldi. Bu esnada katılımcıların hepsinin yakasında, Fransız edebiyatçı Emile Zola'nın Dreyfus Davası sırasında söylediği "Gerçek yürüyor ve onu hiçbir şey durduramayacaktır" sözünün bulunduğu görüldü. Diyarbakır Cezaevi önüne gelen grup adına 78'liler Türkiye Girişimi Sözcüsü Celalettin Can bir basın açıklaması yaptı. Burada gruba Selim Sadak, Selahattin Demirtaş ve Diyarbakır DTP İl Başkanı Osman Özçelik'de katıldı. Celalettin Can açıklamasında, "Darbeden tam 27 yıl sonra gelebildik. Aslında biz tam olarak da Diyarbakır'a gelmedik. Diyarbakır Cezaevi'ne geldik. Darbecilerin, işkencenin en karanlık odalarında insan onurunun insanlar tarafından yok edildiği cezaevine geldik. Diyarbakır Cezaevi, ölümün, işkencenin, ırkçılığın düştüğü yana, aşkların, sevdaların, yaşamın aslında hukuk devletinin bittiği yere düşer" diye konuştu.

Basın açıklamasında sonra Diyarbakır halkının ve Barış Anneleri'nin de gruba katılımıyla 12 Eylül parkına kadar bir kilometrelik sesiz bir yürüyüş gerçekleştirildi. 12 Eylül Parkı'nda ise katılımcıları bir sergi ve oluşturulan masalarda protesto formları bekliyordu. Halk sergiye ilgi gösterirken masalardaki formları da doldurarak heyete sundular. Parkta bu esnada, 12 Eylül faşist cuntasının işkencelerine maruz kalmış Diyarbakır Cezaevi eski tutsakları haparlörler aracılığıyla halka yaşadıklarını anlattılar.

İZMİR'DE DARBECİ İSTEMİYORUZ
12 Eylül'ün yıldönümünde İzmir'de çeşitli protesto eylemleri yapıldı. Halkevleri, Özgür Yaşam Eğitim ve Dayanılma Kooperatifi ile İzmir 78'liler Derneği üyeleri, darbenin yıldönümünde Kenan Evren'in Üçkuyular'daki evinin yakınlarında basın açıklaması yaptı. Kenan Evren'in geçtiğimiz günlerde taşındığı evinin yakınlarındaki Üçkuyular Pazar Yeri'nde yapılan basın açıklamasında "Darbeciler halka hesap verecek", "Kentimizde darbeci istemiyoruz" sloganları atıldı. ÖDP de Konak Sümerbank önünde yaptığı basın açıklaması ile 12 Eylül darbecilerinin yargılanması çağrısı yaptı. ÖDP üyeleri adına basın açıklaması yapan ÖDP Konak İlçe Başkanı Atilla Kılıç, 12 Eylül cuntasının bütün toplumu hedef alarak 'ülkenin üstüne bir kabus gibi çöktüğünü' söyledi. 12 Eylül sonrasında toplumun şiddet ve ideolojik kafa bulandırma yöntemleriyle pasifıze edildiğine, tepki gösterme olanaklarının ortadan kaldırıldığına dikkat çeken Kılıç, "Kürt yurttaşlarımızın en masum talepleri bile kanla bastırıldı. Ülkedeki ekonomik, sosyal, siyasi ve hukuksal sistem, geniş emek kesimlerinin aleyhine ve uluslararası sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden şekillendirildi" diye konuştu.

DARBE SESİYLE UYNAMAK İSTEMİYORUZ
İstanbul 78'liler Adalet ve Dayanışma Derneği, 12 Eylül'ün 27. yıl dönümünde TRT İstanbul Radyosu önünde bir basın açıklaması yaparak, "Bir daha Darbe sesleriyle bir sabaha uyanmak" istemediklerini haykırdı. 12 Eylül'ün 27. yılı nedeniyle çeşitli etkinlikler gerçekleştiren "Darbe karşıtları" Harbiye'de bulunan TRT İstanbul Radyosu önünde toplanarak gerçekleştirdikleri eyleme, "Devrim şehitleri" için bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Saygı duruşunun ardından açıklamayı yapan, İstanbul 78'liler Adalet ve Dayanışma Derneği Genel Sekreteri Mine Nazaril, "27 Yıl önce bu gün; Türkiye'nin Radyo ve Televizyonlarından yayılan darbecilerin sesiyle güne uyandık. O nedenle buradayız ve İstanbul Radyo Evi önündeyiz. Bir daha o sesle bir sabaha uyanmak istemiyoruz" dedi. Ayrıca açıklamaya, ÖDP, EMEP, DTP, TKP gibi siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri de destek verdi.

MAHKUMA İŞKENCE GÖREBİLİR RAPORU
Darbe Karşıtı Platform üyelerinin Ankara'da düzenlediği '12 Eylül ve Mesleki Etik' konulu panelde konuşan Türk Tabipleri Birliği yöneticilerinden Dr. Vahide Bilir, 12 Eylül sürecinde yaşanan işkencelere ve ölümlere dikkati çekerek, "Hekimler sadece kendilerine baskı yapılmasıyla değil, özgür iradeleriyle de insan hakları ihlali yapabiliyorlar. Tutuklu mahkumun işkence görmüş olmasına karşın, 'sağlam' raporu vermek işkenceciye koruma raporu vermek anlamına gelir. Mahkumun işkenceye uygun olduğuna dair raporlar dahi verilmiştir darbe sürecinde" dedi. Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer de, 12 Eylül'ün, sınıf bilincini ortadan kaldırmak istediğini ve başarmış olduğunu ifade ederek şöyle konuştu: "Darbe sürecinde eğitim ve bilim alanında çalışan 24 bin öğretmen meslekten ihraç edildi, onlarca yıl hapis cezası aldı. Toplum tek tipleştirildi, asimilasyon ve depolitizasyon arttı. Eğitimde fırsat eşitliği diye bir şey kalmadı. Bizim iş kolumuzda meslek etiği yitik bir değer oldu. Sadece 12 Eylül'le değil, tüm darbelerle ve yapanlarıyla hesaplaşmak gerekiyor." Ankaralı darbe karşıtları panelin ardından ilginç bir eyleme imza attı. Türkiye'de şimdiye kadar yapılan tüm darbelerde öncelikle ele geçirilip darbe bildirilerinin okunduğu TRT Ankara Radyosu'nun önüne giden darbe karşıtları burada nöbet tuttu.

ASKERİ KIŞLA ÖNÜNDE EYLEM
12 Eylül askeri darbesi, Mamak Askeri Cezaevi'nin bulunduğu Eşref Akın Kışlası önünde düzenlenen bir eylemle protesto edildi. Eylemde konuşan Ankara 78'liler Derneği Başkanı Ruşen Sümbüloğlu, "Ey emperyalistler, uluslar arası menfaat çeteleri, ABD, AB, IMF, Dünya Bankası... Ey işbirlikçiler, ey soygun ve sömürü devam etsin diye tanklarını, namlularını halklara çevirenler... Sizleri biliyoruz... Sizleri lanetliyoruz" dedi.

KENAN EVREN BULVARINDA PROTESTO
Adana'daki Kenan Evren Bulvarı'nda, 12 Eylül müdahalesinin 27. yılı nedeniyle gruplar, dönemin askeri yöneticilerinin yargılanması gerektiğini savunarak askeri müdahaleleri protesto etti. Basın açıklamasının ardından grup, "Kenan Evren Bulvarı" yazılı tabelayı bezle örtüp, "Demokrasi Bulvarı" yazılı tabelayı bulvar girişindeki kavşağa yerleştirdi.

12 EYLÜL'DEN HESAP SORULMALI
78'liler Federasyonu, İstanbul Tabip Odası, KESK İstanbul Şubeler Platformu, ÖDP, DTP, SDP, EHP, TKP'nin de içinde bulunduğu çok sayıda sivil toplum örgütü ve siyasi parti, 12 Eylül darbesini protesto etmek için İstiklal Caddesi'nde meşaleli yürüyüş gerçekleştirdi. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Sekreteri Musa Çam'da 12 Eylül'ün 27. yılında yazılı bir açıklama yaparak, başta Kenan Evren Olmak üzere bütün 12 Eylülcülerin yargılanmasını istedi. TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı ise, yaptığı yazılı açıklamada, yetmişli yılların son yarısında Türkiye siyasetinden, ekonomisinden, günlük yaşantısına kadar her noktasında tarihinin en büyük bunalımını yaşadığını söyledi. KESK Genel Başkanı İsmail Hakkı Tombul ise darbecilerin yargılanmamasını hukuki değil siyasi bulduklarını söyledi.

--------------------------------
BİRGÜN den alıntıdır.

gerilla 13-09-2007 13:45

Re: 12 Eylül
 
disk, kesk, ehp, dtp, tkp 78'li vs bunlar vatan hainidir. bugün ülkesini seven, laikliğe sahip çıkan herkes "ordu göreve" demeli. ordumuza sonsuz güven duyuyoruz. yaptığı işkencelerde seve seve ölürüz, gerekirse yaşımızı büyültür bizi asmasına izin veririz.

ordumuza canımız kanımız feda olsun!

deggial 13-09-2007 14:12

Re: 12 Eylül
 
içtiği gazozun gazını *çıkartan, faşist oğlu faşist bir harekete sempati duyup da *"kahrolsun faşizm" naraları atan, ironi yapmaya çalışan, sözde popülist, özde oportünist! her gördüğün sakkalıyı deden zannetme :wink:

gerilla 13-09-2007 14:36

Re: 12 Eylül
 
içtiği *gazozun *gazını * çıkartan, *faşist *oğlu *faşist *bir *harekete *sempati *duyup *da * "kahrolsun *faşizm" *naraları *atan, *ironi *yapmaya *çalışan, *sözde *popülist, *özde *oportünist! *her *gördüğün *sakkalıyı *deden *zannetme *


vay anasını be, çiçek abbas'ı mı izledin?

bak bende de var:

"aşk bir minibüs binmesini bilmeli, son durağa gelmeden inmesini bilmeli"

okinono 13-09-2007 14:38

Re: 12 Eylül
 
Halkın Ordusu ile Ordunun halkı arasında çok fark vardır arkadaşlar.

Tarih vermeyim tartışmalara neden olur;

Ama Halkın Ordusu, gücün kendisini koruyacağı zaman ön plana çıkarken,

Ganimetin pay edilmesi ve sevk idarede ne hikmetse Ordunun halkı gibi bir don biçilerek millet sokağa salınmaktadır.

Bunun aslında ideoloji ile veya din ile de yakından uzaktan alakası yoktur. Ama Halkın parça bölük tümen tugay olması için bu tür söylemler gereklidir sadece o kadar.

Halkın ordusu, gerçek silahlar ile gerçek mevzilerde gerçek savaşlarda gerçek düşmana karşı gerçekten ölürken,

Ordunun halkı ise ; *gerçek mekanlarda gerçek mermiler ile *öldürülmektedir.

Bu ölümlere getirilen gerekçe ise tereddütsüz gücün devamı için demekten başka birşey değildir.

Bir ateist demokrasi adı altında güce teslim olurken bir inançlı din için ölmek üzere aynı saflara girmekte ve çukurlarda kalmaktadırlar.
İdealler için ölmek şehitlik olarak ele alındığı halde, ne hikmetse o şehitlerin düşünceleri ortak ideaaller tespitinde hiç sorulmaz sorulsa dahi dikkate alınmaz.


Mesele ne renk ne toprak ne de özgürlük meselesidir.

Asıl mesele gücün el değiştirme meselesidir. *

AKP'nin %47 oyunu doğru okumak istiyorsanız, halkın tepkisinin neye olduğunu doğru tespi etmek lazımdır.

Göreceksiniz, bugün laiklik adı altında gücü kullananlar iddia ediyorum , eğer bu 47 derece hararet düşmezsse en büyük islamci değerler savunucuları olacaktırlar. Ali bin ebu Talp'in meşhur bir sözü vardır. Gerçekle savaşan yenilmeye mahkumdur diye. Bu da aynı böyle bir durumdur.

Artık anlaşılmıştır ki, değil sincan da Tank, Kızılaya füze atılsa tehtidler ile halk yönetilememektedir.

Meclis ordu olmsa bir tek hükmünü uygulatamayacağını bildiği için orduya gebe iken, ordu ise bu sadakatin gereği olarak ülke içinde ayrı bir ülke olarak güç unsuru olmayı kendine övünç saymaktadır.

Al takke ver külah.

Halka ise, düşen, melekler dişimidir erkek mi sorusu kalmıştır hep ve kalacaktır ?


Yav sahi; melekler erkek midir dişi mi? :)

Ya da hunlar dalga dalga gelirken, ırakın ilim mekanlarında ki en meşhur mevzuu ile alakadar oldukları gibi,

Bir adam sırtına osuruk ile şişirilmiş bir torba alsa, kıldığı namaz kabul mudur değilmidir?

Bu topraklarda ibni teymiyye neden pek sevilmez diye bir araştırlsa aslında bir çok şey kabak gibi ortaya çıkacaktır. (Şimdi islamcı arkadaşlar hımm bu demek ki şu tarikattan falan diye düşünebilirler. Ama değilim arkadaşlar. Benim tarikatım da , yaşadığım yerde, hedefim de hepsi HALK için. bu kadar. Hoş *Ali ile teymiyye yi aynı yazıda olumlu kullanan birisin ne olduğu zaten bellidir.)

Buyrun cevaplara :)

Sevgiler...

pante 13-09-2007 23:13

Re: 12 Eylül
 
Alıntı:

Demek ki ordu babamız seni dövmemiş hiç. Dayağını yemeden konuşması kolay. Baba otoriter olur, çarparım der ama çarpmaz. *Very Happy Yahu pante, galiba sen benle dalga geçiyorsun.
Sargon, ben ordu dayağı da yedim baba dayağı da. :)
Dayak bakış açımı değiştirmez. Askerdeyken günlerim hep binbaşı-albaylarla geçerdi. Büyük çoğunluğu demokrat insanlardı. Devrimci düşüncede olanlar daha ziyade teğmen-üsteğmen rütbelerinde olanlardı. Sivil hayatta da böyledir. Yaş 40'ı aşınca ağırlaşır insanlar.
Askerin devrimcileri belki ortamları gereği devrimi askersiz düşünmez. Halkla beraber ama orduyu yanına alarak devrim düşüncesi hakimdir. Belki farklı düşünenler vardı da açılamıyorlardı ayrı konu. Ama ordu da devrimcilerin temizlendiği, artık devrimci kalmadığı fikri yanlıştır. Tabi ki açıkça hareket edip, tabır koyanlar temizlenmiştir.

Alıntı:

Nerden uyduruyorsun orduya emanet edildiğini falan. Bunlar cuntacı söylemler, ne emaneti. Aç 12 Eylül anayasasına bak. Ordu, diğer devlet kurumları gibi bir kurumdur sadece.
Anayasa'da Milli Güvenlik Kurulu'nun kuruluş amacı ve görevlerini okuduğunda cumhuriyetin temel değerlerinin kimin teminatında olduğunu göreceksin. 28 şubatta tavır Milli Güvenlik Kurulu kanalıyla konmuştur. Ama "anayasayı ordu yanlış yorumluyor" diyebilirsin. Yanlış yorumu ortadan kaldırmak için MGK'yı anayasadan çıkarmak gerekir. MGK hükümet üstü, devlet üstü bir organ niteliğindedir Türkiye'de ve öyle işlemiştir bugüne kadar. Tabi ki açıkça "müdahale edebilir, darbe yapabilir" diye yazamaz. Ama bunu yaptığını, yapabildiğini herkes biliyor değil mi?


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:03 .