Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Politika (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=21)
-   -   Bir Sinifsal Analiz Denemesi (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=5848)

sargon 30-03-2008 18:38

Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Surekli Ergenekon haberleri aktariyoruz, ama bu surecin arkasinda ne oldugu konusunu pek tartismis degiliz. Arada bir sol yayinlara bakiyorum, "it dalasi" diyen var, egemen siniflar arasi catisma diyen var, "yiyin birbirinizi" diyen var. Liberal kesim acisindan kohnemis devlet burokrasisine karsi verilen bir mucadele, kimine gore devlet burokrasisi icinde hep varolagelmis cetelerin savasi, burokrasiyi ele gecirme savasi, ulusalcilara gore laiklik mucadelesine saldiri, kimine gore emperyalizmin oyunu, ulkeyi bolme gayreti.

Peki bu kesmekesi nasil aciklamak lazim?

Aslinda bu konulari daha ayrintili tartismak istiyordum, ama cok zaman ve efor gerektirecegi icin simdilik yuzeysel olarak da olsa tartismaya girmek niyetindeyim. En azindan antrenman olur.

Bu arada elimde Caglar Keyder'in once Ingilizce olarak yazdigi ve sonradan Turkce'ye de cevrilen "Turkiye'de Devlet ve Siniflar" kitabi var. Ondan da bazi alintilar yaparak sureci anlamaya ve anlatmaya calisacagim. Aslinda herkesin tahmin ettigi gibi yasadigimiz surecin kokeni Cumhuriyet'in kurulus surecine kadar gidiyor. Cumhuriyeti kuran, Avrupa'da oldugu gibi burjuvazi olmadi. Burjuvazinin kendisi yoktu ortada ama Osmanli burokrasinden geriye kalan aydin ve asker burokrat kadrolar diger dunya orneklerinden aldiklari emanet bir ideolojiyle kurulusu gerceklestirdiler. Tum surec burokrasinin kontrolunde gelistirildi. Burda Caglar Keyder'in aciklamalarindan bir bolum aktarayim:

"Burjuvazinin tarihi boyunca mucadele alanina hic cikmamis olmasi Turkiye'nin ideolojik evrimini tanimlayan baslica faktordu. Yukarida, Birinci Dunya Savasi oncesinde Osmanli Imparatorlugunda bir kentsoylu (bürgerliche) toplumun dogmaya basladigindan, ama bu gelismenin etkilerinin iktisadi ve kulturel alandan siyasi alana aktarilamadigindan soz etmistim. Cokmilletli imparatorlugun cokmesinden ve dogmakta olan burjuva toplumunun savas sirasinda ugradigi yikimdan sonra, Ankara hukumeti iktisadi odullerin dagitimini sikisikiya belirlemis ve beraberinde burjuva bir donusum getirmeyen kapitalist bir gelismeyi yonlendirmisti. Bu nedenler burjuvazi uzunca bir sure baglarini koparip kendisine ayri bir kimlik edinme firsatini bulamamisti. Donusumu yonlendiren burokrasinin perspektifi ise "devleti kurtarmak" endisesinin ortaya koydugu gibi, herseyden once devlete donuktu. "Devleti kurtarmak", devletin varlik nedenleri ugruna yurttas haklarini, mali guc ugruna iktisadi gucu ve onderleri arkasinda kenetleme ugruna katilim ve demokrasiyi feda eden butun gerekcelerin bir ozetiydi. Burokrasinin boyle bir tercih yapmasi olagandi; burjuvazinin muhalefetiyle karsilasmayan boyle bir tercih butun halkin baslica kaygisi haline gelerek kurumsallasti. Kemalist egitim sistemi, kendilerini hic bitmeyen bir "devleti kurtarma" gorevinin dogal adaylari sayan mezunlariyla bu kaygiyi yeniden uretti. Egitimdeki bu oncelik oylesine saglandi ki, tahsilliler, 1960'larin sonlarina kadar imtiyazlarinin dogal oldugundan hic suphelenmediler. 1950'deki ve sonrasindaki anti-otoriter dalga bile tahsilli seckinlerin normlarini degistiremedi: Cumhuriyetci modeli savunup, bu modelin kapsamini devletin daha da fazla kontrol edecegi bir sanayilesmeyi de icine alacak sekilde genisletmeye calistilar. Bir yandan da, guclenmekte olan isadamlarina sonradan gormus tasrali yaftasini astilar." (Caglar Keyder, Turkiye'de Devlet ve Siniflar, syf. 239)

Goruldugu gibi Cumhuriyet burokrasisi her ne kadar burjuvaziyi gelistirmek seklindeki bir ideolojiye sahip olsa da, kendinden bagimsiz gelisip, karsisina cikacak degil, varolan burokratik imtiyazlarini kabul edecek ve kendisiyle mucadeleye girismeyecek bir burjavizi olmasini istiyordu. Osmanli'dan devralinan ekonomik yapida ne buyuk toprak sahipligine dayanan bir sistem vardi ne de gayri-muslumler disinda bir burjuvazi. Boyle bir ekonomide, zaten Osmanli'dan devralinan kulluk sisteminin bir donusumuyle gerceklesecek yeni burokratik yapi cok buyuk direnislerle karsilasmadan kurulabildi.

Cumhuriyetin ilk donemlerindeki "devlet memuru" devletin, burokrasinin ve onun dayandigi ideolojinin de bir temsilcisiydi. Bu anlayis sonraki yillarin mali, ekonomik cokus sureclerinden sonra bir miktar erozyona ugradiysa da, burjuvazinin tum gelismesine karsin burokrasinin karsisina bir guc olarak cikamamasi dengeyi tumuyle degistirmeye yetmedi. "Devlet" ve dolayisiyla onun burokrasisi gecmisten de devralinan bir takim "milli" argumanlar esliginde kutsalligini surdurmeyi basardi.

sargon 30-03-2008 19:22

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Cumhuriyetin kurulusu ile 1950 arasindaki surecte dunya ekonomik sistemi once buyuk bir ekonomik kriz ile sarsildi. Bu kriz bir savas ile sonuclandi. Ancak bir baska onemli olgu da Birinci Dunya Savasina kadar olan surecte dunya egemeni olan Ingiltere'nin artik bunu surduremeyecek hale gelmesi idi. Ikinci Dunya Savasindan sonra dunyanin yeni hakim gucu ABD oldu. Ancak bu gecis surecinde emperyalist/kapitalist ekonomi ozellikle cevre ulkelerde etkisini yerlestirme olanaklarina sahip degildi.

Dunya ekonomisinin bu sarsintili doneminde Turkiye burjuvazisi nispeten "milli" bir gorunum sergiledi. Guclu dis baglantilardan mahrumdu ve burokrasinin ekonomideki merkeziyetciligine karsi cikmak bir yana tumuyle destekcisi idi. Tabii ekonomideki devlet gucunun de burda buyuk bir onemi vardi. En buyuk sermaye grubu bizzat burokrasinin kendisiydi ve burjuvazi uluslararasi ekonomik baglantilarini da devletler arasi iliskilere kaydirarak merkezi ekonomiye kolayca eklemleniyordu.

Burjuvaziye vehmedilen devrimci enerji hemen hemen hic gorulmuyordu. Burjuvazi de burokratik degerlere ve kaygilara hic karsi cikmadan itaat ediyordu. Eski rejimden kopus toplumsal siniflarin devrimci enerjilerine dayanmadigi ve toplumsal reformlar bu siniflarin taleplerinin urunleri olmadigi olcude yukardan verilen bir takim "burjuva" ve "demokratik" haklar bogucu bir etki yapmis ve toplumsal mucadele ve katilim geleneginin yerlesmesini de engellemisti. Butun toplumsal kesimler (burjuvazi, koyluluk, kente goc yoluyla olusan isci sinifi) uygulanan populist politikalarla burokratik gelenege surekli yeniden baglaniyor ve devlet karsisinda ozerklesen siniflar olmasi engelleniyordu. Boyle bir surecte tek partili hayattan cok partili hayata gecildi. Toplumsal mucadele ve katilim geleneginin olusmadigi bir toplumsal yapida parlamenter demokrasi bicimsel olarak kalmaya mahkumdu ve gercekten de oyle oldu.

"Toprak sahibi bir oligarsinin olmamasi ve yabanci sermayenin pek onem tasimamasi gibi maddi sartlar otoriter *tek parti yonetiminden cok partili rejime yumusak gecisi mumkun kilmisti. Ayrica sermayenin herhangi bir fraksiyonunun rakipsiz hakimiyet kuramamasi (boylece burjuvazinin ic rekabetinin devam etmesi) ve daha da onemlisi burokrasinin ozerkliginin surmesi devlet iktidarinin kolayca gaspedilemeyecegi anlamina geliyordu. Siyasi alanda yarisanlar ise secmen davranisini ve sayilarin agirligini dikkate almak zorundaydilar. Ustelik ekonominin ic pazara yonelik olmasi, bazi siyasi katilim haklarinin varligina bagli olan belli bir gelir dagilimini gerektiriyordu. Fakat bu faktorler sadece sinirli ve formel bir demokrasinin sartlarini olusturuyor, devletin cesitli kuruluslari alistiklari imtiyazlari kiskanclikla koruyordu. Ornegin devletci gelenegin muhafizi haline gelen ordu elestirinin otesindeydi. Dis politika ve bu politikalarin uzun vadeli ittifak ve husumete iliskin parametreleri, milli egemenligin hassas ihtiyaclariyla mesrulastirilan birer tabuydu. Konusma ozgurlugu ve yurttas haklari ancak devlet izin verdiginde kullanilabilirdi. Bireye ait kisitlanmayacak hicbir hak yoktu; olsa olsa, devletin varlik nedenlerine uygun dustugu olcude kazanilacak ayricaliklar olabilirdi." (Caglar Keyder, agy, syf. 241)

sargon 30-03-2008 21:33

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Devlet burokrasisi henuz 1930'da ortaya cikan ekonomik krizin sonucu olarak kendisine duyulan guvensizligi hissedip bir liberal partinin kurulmasina izin vermeyi ve boylece rahatsizligi kismen kanalize etmeyi denemisti. Mustafa Kemal liberal gorusleriyle yakindan tanidigi Fethi Okyar'i yeni bir parti kurmak icin tesvik etti. Kurulan Serbest Cumhuriyet Firkasi'na 12 gun icinde 130.000 kisinin uye olmak icin basvurmasi ve kurulusundan iki ay sonra yapilacak belediye secimlerinde alanlara yogun kalabaliklarin toplanmasi burokrasinin gozunu korkuttu ve SCF kapatildi. Burokrasiye karsi duyulan tepkinin en onemli nedeni uygulanan militan laisizm anlayisiydi. Burjuvazinin bu donemde direnmemesinin onemli bir nedeni muhtemelen baslayan dunya ekonomik krizi idi. Bu kriz yillarinda burokrasinin bir tur milliyetci cilginlik yasadigina da deginmek gerekli.

Ikinci Dunya Savasindan sonra dunya kapitalist ekonomik sistemine entegre olma niyetindeki burokratik yonetim cok partili hayata gecis yapmak zorundaydi. Bu donemde CHP'nin uygulamaya soktugu guduk bir toprak reformu da bahsedilmeye deger. Aslinda bir toprak reformu icin toplumsal bir talep yoktu. Bir buyuk toprak sahibi sinifinin olmamasindan ve koylu kitlesinin yuzde 80'inin kucuk toprak sahiplerinden olusmasindan dolayi bir bir toprak reformuna fazlaca ihtiyac yoktu. Asil sorun topragi surecek cift hayvanlarinin olmamasi idi. Burokrasinin temsicisi olan CHP, 1945-46'da cikardigi toprak reformu yasasi ile bir toplumsal destek elde edemedi. Zaten CHP'nin 1946 ile 1950 arasinda 33.000 aileye toprak dagitmasina karsin, toprak reformuna karsi cikan DP 1950 ile 1960 arasinda 312.000 aileye toprak dagitmisti.ilk

Burjuvazi DP'de adeta kendi temsilcisini bulmustu. Gerci CHP'de de burjuvazinin temsilcileri yer aliyordu ama DP'nin yillardir uygulanagelen otoriter yonetime karsi pazarin hakimiyeti, serbest tesebbus, ifade ozgurlugu gibi sloganlari burjuvazinin tercihini acikca gosteriyordu. Hatta burokrasinin mutlakci otoriter yapisina karsi birtakim evrensel ilkelerle karakterize olan direnis diger toplumsal kesimleri de kolayca sarip sarmaladi. Yasadisi Komunist Partisi bile 1950 secimlrinde DP'yi aktif bicimde destekledi.

sargon 31-03-2008 01:31

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
"Demokrat Parti'nin 1950'de iktidara gelmesi, hangi acidan bakilirsa bakilsin Turkiye tarihinde esasli bir donusum noktasidir. Halk ilk defa secmen olarak kendi siyasal tercihini dile getirmis ve yuzyillarin devletci gelenegine karsi oy kullanmisti. Devleti baba olarak goren zihniyet, merkezden kontrol, yukaridan asagiya dayatilan reformculuk reddedilirken pazarin (ve kapitalizmin) onundeki engeller kaldirilsin istenmisti. Kuskusuz, nufusun buyuk cogunlugu dizginsiz bir pazar ekonomisinin neler getireceginin henuz farkinda degildi. Ama, pazarin ilk elde saglayacagi elle tutulur yararlarin oldugu dusunuluyordu ve ne olursa olsun, bilinmeyen bir gelecek son yillarda yasananlara tercih ediliyordu. Bu populist hareketlilik icinde en bilincli taraf burjuvaziydi. Burjuvazi, yeni donemde, burokrasinin devletci sistemi yukaridan asagiya dogru yaymaya yonelik hantal tesebbuslerinin bitecegini, onun yerini kendi siyasi ve ideolojik hakimiyetinin gececegini biliyordu. Ayrica burjuvazinin nispeten kolay bir mucadeleye *girdigi de unutulmamalidir; cunku dava dunya olceginde savasilmis ve (Turkiye'yi ilgilendirdigi kadariyla) serbest tesebbus ve yanlilari tarafindan kazanilmisti." (Caglar Keyder, agy, syf. 155-156)

1950'de kazanilan anti-elitist zafer, dunya savasi sonrasinin ekonomik buyume surecine denk dusuyordu. Vaad edilen seyler kirsal uretimi artiracak destekler vermek, tarimda sanayilesme ile urunlerin pazara sunulacabilecegi yollar yapmakti. Devlet altyapiyi saglayacak, motorlu tasitlar butun bir ulke pazarini birlestirecekti. Bu sayede sanayi de kirsal kesimde gelirlerin ve talebin artmasi sayesinde duzenli sekilde gelisecekti.

Gercekten de DP'nin vaatleri tamamen gerceklesti. 1946'da calisir durumdaki traktor sayisi 1000'in biraz uzerindeyken 1955 yilinda 43.000'e yukselmisti. Bu surecte tarimda kullanilan 2.5 milyon hayvan sayisi ise hic degimeden kaldi. Tarimda makinelesmeye dev bir ivme verilmisti. Bu surecte ekilen alanlar da hizla genisletiliyordu. 1946'da ekilen toprak 9.5 milyon hektardan 1955'de 14.2 milyon hektara yukseldi, yani yuzde 50 artis gosterdi. Halbuki bu donemde nufus artisi yuzde 20 olmustu. Ustelik bu genisletmeler buyuk toprak sahiplerinin lehine bir sonuc vermedi. *Kucuk ureticinin gucunun ve topraginin arttigi, hatta topraksiz koylulerin topraga kavustugu bir donem oldu.

"Sahiplerinin ekip bictigi isletmelerin sayisi 1950'de 2.3 milyonken, 1952'de 2.5 milyona, 1960'da 3.1 milyona ulasti. Bu, 1950-1960 doneminde kucuk uretim birimlerinin sayisinin yaklasik yuzde 30 civarinda arttigini gosterir. Topraksiz koylu ailelerinin orani 1950'de yuzde 16 iken 1960^'da yuzde 10'a dustu." (agy, syf. 164)

Tarimdaki bu gelisme sadece sahip olunan topraklarin buyumesi ve daha cok kisinin topraga sahip olmasi anlamina gelmiyordu. Uretimde de inanilmaz bir gelisme oldu. Hatta oyle ki bu gelismenin uluslararasi rekabette rahatsizliklara neden oldugu bile goruldu.

"BM'nin tarim uretimi endeksi, savas oncesi rekolte 100 olarak kabul edildiginde 1953/1954 rekoltesinin 183 oldugunu gosterir. Bu yuzde 83'luk artis tablodaki tum ulkeler icinde gorulen en yuksek artisti. (1950/51 endeksi 129'du). Tarim uretimindeki hizli artis genel bir iktisadi buyumeye yol acti; 1950 ile 1953 arasinda kisi basina gelir yuzde 28 yukseldi. Pazar modelinin baska bir vaadi de gerceklesmis, tarim uretimindeki artis sonucu ayni donemde ihracat da yuzde 50 buyumustu." (agy. syf. 165)

sargon 31-03-2008 13:29

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
"Ama isler birdenbire degisti; sanki hava sartlari ile dunya fiyatlari Turkiye'nin kazandigi ivmeyi kesmek icin birlik olmuslardi. 1954'de, tarimsal uretim ve ihracat yuzde 15, kisi basina gelir yuzde 11 azaldi, Bu azalma ille de temel bir degisikligin habercisi olmayabilirdi, ama Turkiye'de korumacilik ve ice donuk ekonomi henuz belleklerden silinmemisti. Menderes, kurtarici sayilan bir halk kahramaiydi ve erken basarinin coskusu onu populist siyasetcilere ozgu bir davranisa itmisti. Her ne pahasina olursa olsun iktisadi buyumeyi devam ettirmek istiyordu. Uluslararasi pazar liberal modele iliskin supheleri dogrulayarak, kisa bir sure icinde hayal kirikligi yaratinca, hukumet de soguk savas politikasinin musait pazarinda taviz verip daha cok dis yardim almaya calisti." (agy, syf. 166)

"Devletlerarasi yardim pazarindan pay almak icin taviz verme politikasi bir sure icin basarili olduysa da, ihracattaki kotu gidisi telafi etmeye yetmedi. Ithalat 1952-53 ile 1956-67 arasinda yuzde 30 azaldi; disardan (yani yardim ve krediyle) finanse edilen net ticareti gosteren ithalat fazlasi 165 milyon dolardan 78 milyon dolara dustu." (agy, syf. 167)

Ekonominin kotu gidisati enflasyonist bir politikayi da beraberinde getirdi, Merkez Bankasi'nin surekli para basmasi ile fiyatlar 1955 ile 19589 arasinda iki katina cikti. Uygulanan politikalara sanayinin tarimdan daha hizli buyumesine yol acti. Tarimda makinelesmenin artmasi ile tarimdaki istihdam ihtiyaci da giderek azaldi ve sehirler gocler artti. Bu ayni zamanda eski sehirli, okumus, *ayricalikli elit kulturune bir tur darbe anlami da tasiyacakti.

Bu donemdeki yatirim projelerinin cogu Dunya Bankasi'nin himayesinde kurulan Turkiye Sinai Kalkinma Bankasi tarafindan finanse edildi. Turk sanayisinin bu banka kanaliyla uluslararasi kredilerle beslenmesi sanayi sermayesinin uluslarasilasmasini saglayan kanal olmus oldu.

Menderes'in populist iktisadi programi bir taraftan uluslarasi finans cevrelerini de rahatsiz etmeye baslamisti. Dunya Bankasi ve OECD, Menderes'i pek de liberalizme uymayacak sekilde planlama komisyonlari kurmaya zorladilar. Devletcilige karsi bir partinin bu istekleri uygulamasi zaten sorunlu idi. 1950'lerin ikinci yarisinda, Istanbul burjuvazisinin sanayi fraksiyonu da Menderes'in populist programindan rahatsizdi ve bunu sik sik dile getiriyordu. Be kesim CHP ve DP disinda ucuncu bir parti (Hurriyet Partisi) kurulmasina onculuk etti. Liberal aydinlar ve burjuvazinin destekledigi bu parti kisa bir sure sonra CHP'ye katildi ve CHP'yi onemli olcude etkiledi. DP ise hosnutsuzluklarin tek nedeninin gecmisteki burokratik egilim oldugunu dusunuyordu. Halbuki sadece burokrasi degildi karsisina cikanlar. Sanayiciler ve liberal aydinlar da DP'den uzaklasiyorlardi.

sargon 31-03-2008 17:38

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
"1960 darbesini yapanlar ve onlarin aydinlar ve burokrasi icindeki danismanlari pek de farkinda olmadan toplumsal politikasi, siyasi dengeleri ve idari mekanizmasiyla birlikte yeni bir birikim modelinin temelini attilar. Sonraki yirmi yil icinde bu birikim modeli koklu degisimler gecirmeden ve oldukca basarili bir bicimde isledi. Sanayi burjuvazisinin kendi projesini baska toplumsal guclerden muhalefet gelmeden veya onlarin destegini almadan uyguladigini soyleyemiyoruz. Yeni ortaya cikan toplumsal ve iktisadi duzenleme agi ve genel politika yonelimi, tabii ki bir pazarlik surecinin, ozellikle de dunya ekonomisindeki hakim guclerle yapilan bir pazarligin sonucuydu. Soz konusu birikim modeli baslangicta dunyadaki hakim guc (ve onun finansman kuruluslari) tarafindan da savunulmus ve aktif bir bicimde desteklenmisti. Model, bir olcude aydinlarin ozlemlerine ve daha da onemlisi, isci sinifinin henuz formule edilmemis taleplerine de uygundu.(agy, syf. 178)

Uygulanmaya baslayan yeni birikim modeli Ithal Ikameci Sanayi Modeli olarak adlandirildi. Bu modelin temelinde ic pazari buyutmek ve bu pazara donuk uretim yapma anlayisi yatiyordu. Elbette bu ic pazara uretim yapacak olan sanayinin gelismesi icin de gumruk duvarlari yukseltilecek ve korumaci, planli bir ekonomik buyume gerceklestirilecekti. DP doneminde uygulanan tarim urunlerinin ihracatina donuk uretim yerine yerli sanayiciyi koruyarak gelistirecek bir planli buyume programi getiriliyordu. Boyle bir planin sanayi burjuvazisi acisindan cekiciligi acikti.

Planin DP doneminde huzursuzlugu had safhaya ulasmis burokrasi acisindan da buyuk bir cazibesi vardi. Planlama surecleri olsun, yeni olusturulan devlet kurumlari araciligiyla ustlenilen kontrol mekanizmalari olsun, burokrasiyi tam anlamiyla cilgina ceviren DP doneminin her seyin meclis sayisal cogunluguyla yurutulebildigi donemine bir cevap niteligi de tasiyordu. Sanayi burjuvazisinin iktidara yerlesmesine karsin zayifligi ve ideolojik bir gucunun olmamasi da burokrasinin avantajina bir durumdu.

Burokrasinin icine girdigi restorasyon surecinin bir diger mutlu kesimi de isci sinifi ve koyluluk olacakti. Isci sinifi hicbir sey yapmadan toplu sozlesme ve grev hakkina kavusturulmus, koyluluk de DP doneminde baslanan politika devam ettirilerek surekli desteklemelerle (subvansiyonlar) rahatlatiliyordu.

Bu donem uygulanan politikanin dunya ekonomik sisteminin Keynesci politika onerilerine de tamamen uydugu goruluyor. Ic pazarin genisleyebilmesi, urunlerin icerde satilabilmesi icin icerde bir alim gucunun olmasi, yani ucretlerin yukselmesi gerekiyordu. Bunu gerceklestiren yerler de dogal olarak *sanayi burjuvazisinin elindeki dayanikli tuketim mallari ve otomotiv sanayi, modern teknoloji kullanan ve cogunlukla yabanci sermayenin girdigi sektorler ile burokrasinin kontrolundeki KIT'ler (ozellikle kagit ve demir celik gibi) isletmeler oldu. Ayni donemde koyler de ic pazara dahil edildi. Kendi icinde yeterli olan koylerden pazarin parcasi haline gelen koylere gecis gerceklesmeye basladi. Ithal Ikameci donemde Turkiye'deki ucretler esdeger gelismislikteki bircok ulkedekinden birkac kat fazlaydi.

sargon 01-04-2008 15:02

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Ithal ikameci sanayilesme modeli sermaye birikiminin belli kosullarda artirilmasini saglayan bir modeldi. Bu belli kosullar ise Turkiye'de ancak 1970'lerin ortalarina kadar vardi.Bu kosul kurulan burokrasi-sanayi burjuvazisi ve diger siniflarin de bu ittifaka eklemlenmesi ile direk ilgili degildi. Nitekim bu ittifakin bozuldugu ve buyuk catismalar yasadigi soylenemez. Dunya egemen gucu haline gelmis ABD'nin ve yabanci sermayenin de Ithal ikameci sanayilesme politikasini desteklemis oldugunu da buna ekleyelim.

Devletin kontrolundeki KIT'ler burjuvazi icin potansiyel bir tehlike sayilirdi, cunku burokrasiye buyuk bir ozerklik kazandiriyordu. 1950'lerde imalatin yuzde 25'i bu kuruluslar tarafindan karsilaniyordu, sonraki yillarda yuzde 20 civarlarinda sabitlendi. Ancak KIT'lerin kullanim bicimi bir taraftan sanayiye ucuz girdi saglamasi diger taraftan yuksek ucretli iscileriyle sanayinin urettigi tuketim mallarinin satilmasina olanak saglamasi sayesinde sanayi burjuvazisinin isine yariyordu. Ayrica KIT'lerin seker, tutun ve tekstil disindaki yatirimlari sanayi burjuvazisinin giremeyecegi yada tercih etmeyecegi buyuk yatirimlar gerektiriyordu. Buna ek olarak Sumerbank gibi bazi KIT'ler dusuk kaliteli tuketim malzemeleri uretip en alt kesimlerin alim gucunu artirici etki gosteriyordu. Butun bu nedenlerle bu donem boyunca sanayi burjuvazisinin KIT'lere karsi bir tutumu olmadi, tersine KIT'ler isine yaradi. KIT'lerin burjuvazi acisindan belki de tek olumsuz yani burokrasinin ozerkligini surdurmesine neden olmasiydi.

1960-80 arasi donem boyunca uygulanan doviz kuru politikasi da ittifaklar sistemini aciga vuran bir gostergedir. Butun ithalat resmi onaya bagli olarak yapiliyordu ve ithalat mallari icinde tuketim mallarinin orani hicbir zaman yuzde 5'i gecmedi. Ithalat icin sadece sanayiciler cesitli devlet makamlarinda rekabet ediyorlardi. TL'nin resmi degerinin sisirilmesi sonucunda karaborsa doviz fiyatlari resmi doviz fiyatlarinin iki kati kadardi. Sanayiciler ithal ettikleri mallari ulke icinde satilabilecek mallara donusturken cifte kazanc elde etmis oluyorlardi.

"Doviz kuru politikasi sanayideki karlarin devam ettirilmesine katkida bulundugu gibi, idari bir tahsis mekanizmasi gerektirdigi icin, burokratlarin pazar uzerindeki kontrolunu de arttirdi. Dolayisiyla, bu politika Ithal Ikameci Sanayilesme duzenlemesinin temel dengelerini aynen yansitmaktaydi: Burokratlarin aracsal ozerkligi guclenirken, sanayiciler yararina bir transfer gerceklesiyordu." (Caglar Keyder, agy, s. 210)

Bu surecin en cok kaybedeni ise ihrac urunleri yetistiren ciftciler oldular. TL'nin degerinin sisirilmis olmasi ciftcilerin ticarette ugradigi zararlari gosterir. Ithalatcilar ucuza doviz alip karlarini artirirken, ihracat yapan tarim sektoru surekli zarar ediyordu. Ihracatin buyuk kismi da geleneksel tarim urunlerinden olusuyordu. Ornegin 1968-71 doneminde ihracatin yuzde 77'si tarim urunleriydi.

Ithalatin ihracattan surekli sekilde fazla olmasi yuzunden olusan dis finansman acigi ne ile kapatilacakti? Bu doviz acigini kapatmak icin kullanilan en onemli kaynak 50'den beri uygulanagelen ABD'nin Marshall yardimi programi ile saglanan kaynaklar oldu. Marshall yardiminin uygulandigi Yunanistan, Italya, Ispanya, Portekiz orneklerinde dis ticaret hacmi Turkiye'dekinden birkac kat daha fazla artis gosterdi. Turkiye'de ise ihracat/ithalat dengesi uygulanan doviz kuru politikasi sayesinde tarimdan sanayiye kaynak aktarmakta kullanilmisti.

"Turkiye'de ise 1969'a kadar her yil, odemeler dengesinde ihracattan sonra tek basina en buyuk oneme sahip kalem, ABD iktisadi ve askeri yardimiydi. 1969'dan sonra isci dovizleri ilk sirayi aldilarsa da, Amerikan fonlarinin onemi devam etti ve bu fonlar 1974'e kadar ticaret aciginin hemen yarisini karsiladi." (agy, s. 218)

1960'larin sonlarina dogru giderek onemi artan isci dovizleri sistemin daha once bir krize girmesinin onunu kesmis oldu. Bunun onemini Ithat Ikameci sistemin 70'lerin ortalarindan sonra icine girdigi krizi anlatirken aciklayacagiz.

Bu surecte ulkeye dogrudan yabanci sermayenin girisinin ise hemen hemen onemsiz oldugunu belirtelim. Burokrasinin yabanci sermayeye karsi isteksizligi burda onemli bir nedendi ama ulkedeki istikrarsizlik da yabanci sermayede bir isteksizlik yaratiyordu. Bircok ulkede uygulanan Ithal Ikameci politikalar icinde cok uluslu sirketlerin agirligi acisindan en "milli" kalmis olani Turkiye kapitalizmiydi.

sargon 01-04-2008 16:02

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
"1970'lerin ortalarindan itibaren siyasi rekabet siddetlenmis, istikrarsiz koalisyonlar kurulmustu. 1971'deki askeri mudahaleden sonra parlamenter modelin yeniden tesisiyle, artik sosyal demokrasiyi benimsemis Ecevit'in CHP'si iktidara geldi. Ama bu MSP ile koalisyonu gerektiren istikrarsiz bir yonetimdi. Bir sure sonra bu koalisyonun yerini MSP dahil butun sag partilerden olusan ve 1977'ye kadar devam eden Milliyetci Cephe koalisyonu aldi. 1973-77 donemindeki siyasal rekabetin ve istikrarsiz yonetimin sonucu, huklumetlerin ekonomiyle ilgili hicbir radikal tedbir almayi istememeleri ve almamalari, bunun yerine butun cabalarini mevcut durumu ellerinde bulunan araclarla devam ettirmeye yoneltmeleriydi. Mevcut dengelerin devam ettirilmesi doviz bolluguna bagli oldugundan Demirel ve Ecevit hukumetlerinin baslica amaci doviz bulabilmek oldu.

Bu arada iki gelisme, Kibris olayi ve petrol fiyatlarinin artmasi, doviz bulmayi daha da guclestiriyordu. 1974 yazinda Yunan cuntasinin Kibris'ta sagci bir darbe duzenlemesi uzerine Ecevit hukumeti Kibris'in kuzeyini isgal etmeye karar verdi. Bu isgal beraberinde diplomatik duzeyde bir karisiklik getirdi; Batili devletler ve ozellikle ABD, Turkiye'ye hibe, yardim. uzun vadeli kredi ve askeri yardim adiyla verdikleri resmi yardimi kesmek zorunda kaldilar. Ayni zamanda, dunya para krizi denen konjonktur de ABD hukumetinin tek tarafli transferleri devam ettirme gucunu ciddi bicimde azaltmisti." (agy, s. 227)

Ithal Ikameci Sanayilesme Modeli politik sureclerin ve dunya petrol fiyatlarinin yukselmesi ile uygulanma kosullarini yitirmisti. Dis aciklari kapatmak icin kullanilan yardimlar kesilmisti. Isci dovizleri de uygulanan kur politikasi nedeniyle giderek azaliyordu. Isciler kur politikasi nedeniyle surekli kaybettiklerini anlayinca doviz aktarimlarini azaltmaya ve doviz yerine urun getirmeye basladilar. Yine de isci dovizlerinin krizin boyutunun aciga cikmasini engelleyen bir kurtarici ozelligi vardi. Isci dovizleri olmasa belki de sistem daha erken tikanacak ve 1980'deki gibi sert bir politika degisikligi yerine himaye altindaki Turk ekonomisi asamali olarak dunyaya acilacak ve kucuk bir sokla sanayicilerin ranti azaltilarak daha optimal cozumler gundeme gelecekti. Bunlar olmayinca 1980 sonrasindaki agir cozumler gundeme geldi.

Uretim artisi 70'lerin ikinci yarisindan itibaren giderek azaldi ve 79'da artis yerine sadece azalma yasandi. Buna karsin ucretler hala yukselmeye devam ediyordu.

"1977'den 1978'e sanayi uretimi sadece yuzde 3.6 oraninda artti. 1979'da ise yuzde 6 azaldi. 1980 yilindaki sanayi uretimi 1978 suzeyinden yuzde 10 daha dusuktu. Uretim duserken, ucretlerin sanayi katma degeri icindeki payi ya artti ya da ayni kaldi. 1974 ile 1976 arasinda, ucretlerin sanayi katma degeri icindeki payi yuzde 27'den yuzde 31.7'ye cikmisti. Bu rakam 1978'de yuzde 37.7'ye yukseldi. 1979'da ise yuzde 37.3'du." (agy. s.232)

Dovizin bu kadar kontrol altina alinmis olmasi ve ithalat uzerindeki kisitlamalar ayni zamanda kacakciligin ve karaborsanin patlamasina da yol acmisti. Sanayiciler Avrupa'daki Turk iscilerinin tasarruflarini ve uyusturucu madde ve diger kacakcilarin elindeki dovizi resmi kurun uzerinde fiyat odeyerek satin almaya basladilar. Uretimin devam etmesi icin gerekli olan mallari da kacak olarak ulkeye sokmaya basladilar. Boylece buyuk bir rant pazari ortaya cikmis oldu. Mal kitligi, karaborsa sayesinde buyuk bir rant kapisi yaratti. 1978-79'daki Ecevit hukumeti devletin urettigi ara mallarini ve bazi ithal girdilerini dogrudan tahsis ederek, pazar mekanizmasini devreden cikarmaya calisti. Bu beceriksizce girisim gelismekte olan rant ekonomisini tumuyle kontrolden cikardi.

sargon 01-04-2008 23:44

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Caglar Keyder'in kitabinin son bolumune geldik. Kitap 80 darbesi sonrasinda uygulanan ihracata dayali ekonomiye girmiyor. Uygun kaynak bulursam 80 sonrasini da bu sekilde islemek istiyorum.

Kitabin son bolumu "Burjuva Ideolojisi Neden Yukselemedi?" basligi tasiyor. Aslinda bu bolumden iki uzun alintiyi yazinin ilk bolumlerinde vermistim. Cumhuriyetin kurulus sureci, sartlari ve burjuvazinin burokrasinin hegemonyasi altinda gorece rahat bir gelisme surecini bastan kabul edisi seklinde kisaca ozetleyebilecegimiz bu surece iliskin son bir alintiyla konuyu ozetleyelim.

"Demek ki, politik liberalizmin ortaya cikmasini onleyen tek faktor, ic pazara donuk bir sanayilesmenin beraberinde getirdigi populizm engeli degildi. Burjuvazi, iktisadi konumunu askeri bir zafer sonrasinda edinmis gudumlu bir kapitalizmin sartlari altinda olgunlasmisti. Pre-kapitalist guclerle siyasi mucadeleye girmek zorunda olmaksizin, sinif olma statusune ancak devlet vesayeti altinda erismisti. Feodal bir toprak sahibi sinifla catismasina gerek olmamasi ve gayrimuslim burjuvaziden hazir devraldigi konumlara yerlesmesi cumhuriyet burjuvazisinin isini son derece kolaylastirmisti. Burjuvazi hantal bir burokratik gelenege karsi mucadele etme ihtiyacini ancak Ikinci Dunya Savasindan sonra hissetti; fakat bu mucadele, siyasi demokrasiden cok pazar ozgurluklerini elde etmek amacini tasiyordu. Ithal ikameci sanayilesmenin gerekleri, burjuvazinin bu kez populizm cilali devletciliginsagladigi rahata kavusmasina izin verdi. Turk burjuvazisi hicbir zaman devlet ile ekonomi arasindaki siki iliskileri toplumun gozunden saklamayi amaclayan bir ideoloji gelistirmedi. Tersine devletci bir ekonomin ve kisitlayici bir siyasi sistemin kacinilmazligini kabul etti ve benimsedi." (Caglar Keyder, agy, s. 242)

Turkiye burjuvazisinin diger orneklere benzer bilindik bir demokratiklesme programi bayragi tasiyarak one cikamamasina degindikten sonra 1960-80 arasi ekonomik gelisme surecinin politik arenadaki gorungulerine gecelim.

Burokrasinin tek basina hakimiyet surdurdugu donemden beri politik catisma yukardan asagiya reformculuk ile piyasa liberalizmini destekleyen ve geleneksel cemaat baglarini savunan bir populizmi karsi karsiya getirdi. Baslangicta devletcilik politikalarina karsi cikan DP, iktidara geldikten sonra devletci ve kalkinmaci bir politikanin ulke gereklerine uyacaginda uzlasti. Sorun sadece devletciligin nasil olmasi gerektigi uzerinde oldu. DP'nin populizmi 60 sonrasindaki merkez partileri AP ve CHP tarafindan da aynen tasindi. Ithal Ikameci politika siyasi arenada boyle bir politik tutuma fazlasiyla izin veriyordu. CHP klasik burokratik tutumundan bir olcude siyrilip sosyal demokrat soylemi ile bu zemine kayarken, AP de geleneksel kucuk uretici ve koylu kesimlere yonelerek, DP'nin bir ardili imajiyla, ayni seyi yapti. Ancak merkezde ortaya cikan bu guclu populizm sayesinde bu partiler nerdeyse birbirinden ayirt edilemeyecek kadar benzesmis durumdalardi.

Bu donemde sermaye birikiminin tekellesme sureci onemli toplumsal sorunlar yaratti. Bunlar uc ana eksende toplanabilir. Birincisi cografi olarak iktisadi farklilasmalarin artmasi oldu. Istanbul, Izmir ve Adana-Mersin gibi belli bolgelerdeki gelisim ile ozellikle Dogu ve Guneydogu'daki iktisadi gelisim arasinda buyuk farklar ortaya cikti. Ikincisi kucuk sehirlerde geleneksel toplumsal dengelerin alt-ust olmasiydi. Istanbul, Izmir, Adana gibi merkezlerdeki buyuk sermaye gruplari kucuk sehirlerde olusturduklari uretim ve dagitim sebekeleriyle bu sehirlerin geleneksel esrafin statulerini alt-ust ettiler. Ucuncusu ise gecekondu hayati denilen yeni bir olgunun ortaya cikmasi oldu. Bu da sehirlere yepyeni sosyal, siyasal ve kulturel ozelliklerin yerlesmesine yol acacakti.

"1970'lerin sonundaki siddet doneminde radikal akimlarin tabani yukarda tanimlanan uc eksene tekabul eden toplumsal tabakalardan kaynaklandi. Bu akimlarin destekleyicilerinin cogu, Istanbul, Izmir ve Adan sermayesinin denetimindeki yeni iktisadi modelle henuz yeni tanismis bolgelerden, kasaba ve kucuk sehirlerden gelen genclerdi; tercih edilen eylem yeri gecekonduydu. Ozellikle de kucuk sehirlerden buyuk kente gelen ve en yeni gecekondu mahallelerinin gencleri militan oluyorlardi." (agy. s. 250)

sargon 02-04-2008 00:08

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
"1970'lerde sahneyi isgal eden radikal siyasi hareketler uc baslik altinda incelenebilir: Sol, fasist sag ve islamci sag. Ideolojileri resmi Kemalist ideolojiyle eklemleme acisindan. sol ve fasist sag, dini hareketlere gore daha az guclukle karsi karsiyaydi. Kemalizm icindeki kalkinmaci-milliyetci akim, solun anti-emperyalizmi icinde ifadesini bulmustu. Sol, sosyalist olmaktan cok anti-emperyalistti ve cogu Latin Amerika'dan mulhem olan gruplar, ithal ikameci Turk burjuvazisini "komprador" kiliginda sunarak milliyetciliklerini hakli cikariyorlardi. Bu yoruma gore, devlet ve toplum emperyalist merkezin verdigi destekle varligini surduren oligarsik-komprador bir ittifakin hakimiyeti altindaydi. Bu nedenle, acil olarak yapilmasi gereken emperyalizmle baglarin koparilmasiydi; boylece ic hakimiyet yapilari cokecekti. Oysa, yukarida tartistigim gibi, topra sahibi bir oligarsinin varligi iddia edilemzdi; ayrica da ic pazara donuk, devlet destekli burjuvaziye komprador demek cok zordu. Yanlis teshislerle yola cikan solun siyasi stratejisi de yanlis yonlendirilmisti; isci sinifina seslenis taktik bir ihtiyac olmaktan cok teroik bir zorunluluk gibiydi ve devrimin asil aktorleri sanki aydinlar ve ogrencilerdi. Sol, az gelismislik analiziyle, bilinen sosyalist amaclardan ayrilmasini mesrulastirip, anti-emperyalizm programi ile de devletci milli kalkinmaya oncelik taniyordu. Sol teorisyenlerin Marksist kaynaklarin mirasi uzerinde hak iddia etmelerine ragmen, solu Kemalist radikalizme baglayan surekliligi gormek hic zor degildi." (agy. s. 251)

"Yeni sol'un en onemli ozellikleri durmadan yeni gruplar dogurmasi ve bunun sonucunda ortaya cikan sekterligiydi. Esrarengiz farklarini militanca savunmalarina ragmen, cesitli fraksiyonlar bircok bakimdan birbirine benziyordu. Ilk benzerlik, genc tabanlari ve dava icin canini vermeye hazir, hissi usluplariydi. Ama sol radikalizmin daha da onemli bir ozelligi bir tur inanccilikti. Her fraksiyon, soylediklerinin tarihin durdurulmaz akisinin pek yakinda dogrulayacagi dogru cizgi oldugunu savunuyordu. Sol radikalizm bu platforma Kemalist ilkeleri farkina varmadan icsellestirerek, yani toplumsal muhendislige, "milli yarar"in yukaridan tanimlanmasina, ilerlemeye ve pozitivist bilime inanctan yola cikarak ulasmisti." (agy, s. 252)

sargon 02-04-2008 01:23

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Fasist sagda, Turancilik, anti-komunizm ve anti-mateyalizm temalarini gelistiren literatur, 1930'larin irkci tarih yaziminin, iki savas arasi doneme ait fasist toplum teorisinin ve soguk savas retoriginin bir senteziydi. Sagin Kemalizmi acikca savunmasina daha az rastlaniyorsa da, lise kitaplarinda yorumlandigi bicimiyle Kemalizm burada da mevcuttu. Bu gelenek, ayrica, soguk savas doneminde cesitli devlet kuruluslarinin yardimi ve finansmaniyla teskilatini kuran anti-sosyalist bir akimi da dogrudan devralmisti. Komunizmle Mucadele Cemiyetleri, "Rus boyundurugu altindaki Turkler" kurgusu yoluyla Turanciliga eklemlenmisti. Ayrica sinif analizini ustlenen sola karsi Kemalizm'in sinifsiz-kaynasmis kutle seslenisleri de fasist sagda yankilaniyordu.

Turkiye'deki fasist ideolojinin koklerini cumhuriyetcilerin elit milliyetciliginde bulmak zor degildir. Daha once bahsettigimiz gibi, yeni devletin ulusu tanimalayacak birlestirici bir ilke bulma ihtiyaci, cumhuriyetcileri 19. yuzyil devlet kurucularinin elindeki tek ideolojiye, yani milliyetcilige yoneltmisti. Iktidara gelen butun diger milliyetciler gibi onlarin da once bir Turk milleti tanimlamalari gerekiyordu. Bu milletin varliginin kanitlari tarihin yeniden yazilmasiyla uretildi. Boylece Anadolu medeniyetlerinin Asya'daki anayurttan farkli zamanlarda gelmis Turkler tarafindan kuruldugu ve bu nedenle Anadolu'nun her zaman Turk topragi oldugu turu tezler savunuldu. Bu hipotezi desteklemek icin de, Turkce'nin butun dillerin kokeni oldugunu, Orta Asya'dan goclerle dunyaya yayildigini savunan bir dil teorisi gelistirildi. Fakat Kemalistler, Turancilik kalintilarini reddedip, sonradan cezalandirarak ikircikli tutumlarini ortaya koydular, ayrica da iddialarini ulke sinirlari disina tasirmamaya dikkat ettiler.

1945 sonrasi donemde az gelismislik lugatcesi yerli ideolojiye girmeye baslamisti. Solun kamuoyu uzerindeki etkisini artirmasi karsisinda sag kendisini savunmak ve bir tavir almak zorundaydi. Emperyalizm teorisinin sol versiyonuna paralel olarak, sagda da Turki devletlerin tarihini yucelten ve ayni zamanda Turk irkini dize getirmek isteyen Batililari karsisina alan soven bir versiyon gelisti. Cumhuriyetin ilk yillarinda soylendigi gibi bir Turk'un dunyaya bedel olmasi yetmiyordu; Turkler kendilerini savunmak icin butun dunyaya karsi mucadele etmek zorundaydilar. Komunizmin yani sira, Hiristiyan alemi ve "Bati" da, basariya ulastigi taktirde Turkiye'yi buyuk devletler kademesine *yukseltecek Turk potansiyelini eritmek istiyordu. Bati, Turkiye'nin iktisadi gelismesini maksatli olarak baltaliyordu. Fasist hareket yayilmaci bir proje ilan etmedi ama, milli bagimsizligin ciddi bir tehdit altinda oldugunu tespit etti. Disiplinli bir militarizm cagrisini bu tehdidin varligina dayandirdi. Toplumu istenmeyen unsurlardan temizlemek ve devleti hem ulke icinde hem de uluslararasi alanda guclendirmek icin guclu bir lider lazimdi." (agy, s. 253-254)

sargon 02-04-2008 01:40

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
"Siyasi kokenleri Tanzimat reformlarina karsi muhalefete ve Abdulhamit'e uzanan Islamci sagin en zengin ideolojik gelenege sahip olduguna suphe yok. Hukuk sisteminin militan laikliginin dayattigi zorunluluklar nedeniyle, Islamci parti taleplerini hitap etmek istedigi secmen tabaninin niteligini koyan birkac noktada toplamisti. MSP sermaye birikimini cografi olarak yayacak ve iktisadi yogunlasma egilimini geri cevirecek tedbirleri oneriyor, buyuk sanayi sermayesini "Bati-Yahudi-mason" ittifakiyla ozdeslestirerek, kasabalardaki kucuk is adamlarinin yararina devlet gudumundeki bir sanayilesmeyi savunuyordu. Fakat, Islamci saga halk arasinda destek saglayan en onemli unsur ilan edilmemis platformuydu. Daha oncemeydana cikan benzerleri gibi, bu platform da Kuran'in dusturlarina dayanan cemaat hayatina duyulan iyi tanimlanmamis bir ozlemden ibaretti." (agy. s. 255)

"Islami dusturlara gore yasanan ahlakli bir hayat vaadi, kendi kabuklarina cekilmek isteyen yeni sehirlesmis gruplar icin bir siginakti. Islamci sagin, sinai yatirimlarin cografi olarak yayginlastirilmasi talebi disinda, ulke capinda siyasete uygun bir platform gelistirememesinin temel nedeni de buydu. Islami program, esas olarak, cemaat orgutlenmesina ve gundelik toplumsal hayata dayandigindan, ulke duzeyinde uygulanmasi, her zaman cozulmesi guc bir sorundu.

Gunluk stratejileri karsilikli dayanismaya yonelik yerel sebekeler ile makro siyaset arasindaki gerilimin cozulmemesi merkez-sag parti ile fasist partinin, Islamci secmen tabaninin militan unsurlarini kendilerine cekmek amaciyla yarismalarina ve siyasi programlarini uyarlamalarina yol acti. Ornegin fasist hareket, 1970'lerinsonunda, irka dayanan tarih goruslerini yavas yavas degistirerek, Turk-Islam sentezi olarak adlandirdigi bir noktaya geldi. Bunu yapmak icin gerekn tek sey, Islamiyet oncesi Turk tarihine taninan agirligi azaltip Islamci sagin Bati'yi hacli zihniyetiyle bir tutan gorusunu Turk milliyetciligi analizine dahil etmekti"(agy, s. 256)

sargon 02-04-2008 03:02

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Fasizm daha cok sanayilesme kervanina sonradan katilan ulkelerde yasanan hizli gelismenin toplumsal sancilariyla gelisen bir hareket olmustu. (Almany, Italya, Ispanya vb.) Bu yuzden azgelismis ulkelerde yasanan gelisme sureclerinde katiksiz bir fasist harekete nadir rastlanir. 1960-80 surecindeki gelismenin urettigi yeni toplumsal kesimler ve kalkinma ideoljisinin krize girmesi fasist hareket icin onemli bir kaynak saglamisti. Fakat fasist hareketin kapitalist donusume istikrar adina karsi cikisi, dis dunyayi algilayisi, onerdigi safdil "milli" cozumler burjuvazi icin guvenilir bir liman olamiyordu. *Ayrica resmi retorigin surekli gundeme getirdigi "Marksist ihtilal tehlikesi" de burjuvaziyi fasist hareketin yanina itmeye yetmedi. Herkes devletin siddet uzerindeki tekelini kurmak icin ordunun mudahale edecegine inaniyordu artik. Burjuvazi de tercihini bu mudahaleden yana yapacakti.

1970'lerin sonuna gelindiginde iktisadi modelin krize girmesi yaninda idari yetki odaklari da parsellenmis ve devlet toplum nezdindeki mesruiyetini de yitirmis, burjuvazinin taleplerine de bir cevap veremez duruma gelmisti.

"Mesruiyet krizinin boyutlari dusunuldugunde, 1980 Eylul'unu takip eden donemde devlet aygitinin onceki donemin yapilarinin ve kurumlarinin butunuyle ortadan kaldirilmasinda buyuk bir etkinlikte kullanilabilmis olmasi sasirtici gelebilir. Askeri rejim radikal siyaseti siddetle bastirma ve merkezci partilerin eski liderlerini siyasi hayatin disinda birakma gorevini suratle yerine getirdi. Ote yandan - sirtlarinda populizm yuku tasimayan- yeni merkez sag gruplara devlet/ekonomi iliskisini yeniden yapilandirma sorumlulugu verildi. Parlamenter demokrasiyi askiya alan 1960 ve 1971 mudahalelelerinde, ordu, burokraside yuksek mevkilerde bulunduklari icin devletle ozdeslestirilen ve parti baglantisi gibi bir engeli olmayan cumhuriyet elitinin hizmetlerine muracaat etmisti. 1980 mudahalesi, devletin her duzeyinde kokten yeniden yapilandirmalara gerek oldugu yolunda yaygin bir inanc varken geldi. Askerlerin propagandasi eski siyasi, iktisadi ve hukuki duzenlemelerin krizden sorumlu oldugu, kacinilmaz olarak krize yolactigi ve mudahaleyi ordunun bir gorevi haline getirdigi fikrinin kafalara yerlestirilmesine yonelikti. Istenen restorasyon degil, radikal yenilikti. Bu yuzden de cumhuriyetci elite fazla gorev dusmedi; teknokratik yonetim ve hukuki-kurumsal alanlarda kokten degisiklikler gundeme geldi. Hummali bir yasama faaliyetiyle, 60 yillik burokratik ve populist mirasin idari sistemi kisa bir surede tasfiye edildi.

Siyasi konular, programi anahatlariyla Kemalist donemin "sinifsiz millet" formulunu referans noktasi olarak alan ve "anarsi ve teror"un kokunu kazimaya koyulan orduya birakildi. Ayni formul, 1970'lerin demokratik uygulamalarini mahkum etmek ve 1982 anayasasinin cercevesini cizdigi "kisitli demokrasi"nin gerekcesini hazirlamak icin kullanildi. Otorite ve hiyerarsiyi, gelenek ve duzeni, istikrar ve milli yarari yucelten kisitli demokrasi cervevesi, asiri sagin dusuncelerinin ve kadrolarinin merkezdeki siyasete kabulunu saglamaya son derece elverisliydi. Boylece siyasi soylem yelpazesinin sol kanadi daraldi ve agirlik merkezi eskiden asiri (sag) sayilan ideolojileri makbul siyaset sinirlari icine alacak sekilde kaydi." (agy, s. 262-263)

Yeni uygulanacak iktisadi politika ile Ithal Ikameci koruma politikalarina son veriliyordu. IMF'nin getirmis oldugu politika receteleri uygulanacakti. 12 Eylulu yapanlarin eline verilen hazir recetede ucretlerin azaltilmasi yoluyla kar oranlarinin artirilmasi, sosyal harcamalarin kisilmasi ve tarimsal gelirlerin dusurulmesi yaziyordu. Hukumet ihracata subvansiyon uygulayacak ve ulke parasinin degerini dusurecekti. Ulke icinde alim gucu azalacagi ve ic pazar daralacagi icin ithalat dengelenecek, TL'nin devalue edilmesi ve tesvik politikalariyla ihracat artirilacakti. Bu politikayla ic pazara satis yapmaya alismis olan ve korumaciligin rantini yiyen sanayiciler de zarar edecekti. Sadece buyuk kapasitesi olan sermaye sahipleri bu surecte ayakta kalabilirlerdi.

"Yeni iktisadi tedbirler sanayi burjuvazisi icinde buyuk sarsintilara yol acti. Hizli bir sermaye yogunlasmasi ve merkezilesmesi goruldu. En buyukler haric, burjuvazinin butun katmanlari belirsiz bir iktisadi ortamin icine itiliverdi. Yukselen karlar ise yeni yatirimlara yol acmadi. Buna ragmen elestirel ve muhalif sesler nadiren duyuldu. Kucuk sanayiciler ve tuccarlar arasinda, ozellikle buyuk sirketlere taninan ayricaliklara itiraz edenler tabii ki vardi; ama anlasildigi kadariyla burjuvazi bir butun olarak siyasi kazanclarla iktisadi belirsizligi karsilastirmis ve tercihini kisitli demokrasi, ideolojik hegemonya ve disiplinli bir is gucunden yana yapmisti." (agy, s. 264)

Yeni ekonomik model isciler, kucuk meta ureticileri ve marjinal nufusun gercek gelirlerini hizla yari yariya dusurup, issizligin artmasina yol acti. Ucret ve maaslarin milli gelir icindeki payi 1976-78 arasinda yuzde 35 civarindayken 1983-86 arasinda yuzde 20'ye dustu. Devletin sosyal harcamalari azaltildi ve devletin baba imaji yerle bir oldu. Merkezinde devletin yer aldigi kalkinma modelleri dizginlenmemis bir rekaber ve vahsi birikim karsisinda bir engel olusturuyordu. Belki de burjuvazinin de hic beklemedigi bir sekilde iktisadi liberalizm de yukaridan gelmisti. 1980 sonrasi rejiminin programi eski anayasal cercevenin ve yeniden-bolusturucu kurumlarinin tamamen ortadan kaldirilmasindan olusuyordu. Ancak kurulan yeni devlet mekanizmasi Latin Amerika'daki "burokratik-otoriter" rejimlere benziyordu. Gercekten de 12 Eylul'le getirilen yeni baskici devlet bazi tirpanlamalara karsin bugune kadar etkisini kaybetmedi.

sargon 02-04-2008 03:07

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Boylece Caglar Keyder'in "Turkiye'de Devlet ve Siniflar" kitabinin 1950-80 arasini analiz eden bolumunun bir ozetini yapmis oldum. Kitabin ilk yarisi Osmanli'nin son donemi ve Cumhuriyet'in ilk yillarini anlatiyor. Ben sadece 1950 sonrasini size aktardim.

Simdi konu hakkinda tartismaya gecebiliriz sanirim.

sargon 04-04-2008 14:10

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Sanirim cok uzun ve akademik bir metin oldugu icin kimse ilgi gostermedi. Beni cok etkileyen bir calisma halbuki. Cumhuriyetin ilk donemlerine ait olan ilk kismi aktarmadim. Zaten aktarsaydim, yazi iki katina cikardi *:D

Bu yazidan cikardigim cok sayida sonuc oldu. Bazen bir yazi sadece kisa bir metindir, bazen de sizi derinlemesine etkileyen ve bircok konuya bakisinizi degistiren birseydir. Bendeki etkisi ikinci sekilde oldu.

Cikardigim en onemli sonuc Turkiye'nin nasil bir trajedi yasamis oldugu. Yillarca burjuvaziye karsi mucadele ettigimizi dusunduk, ne cilelere katlandik. Halbuki goruluyor ki bizim burjuvazimiz daha kendi ideolojisini bile uretmekten aciz bir durumdaymis. Korumayla, destekle, zorlamayla ite kaka gidiyor. Bugun bile samar oglani durumunda nerdeyse. MHP, TUSIAD'i karsisina alip azarliyor. Mirin kirin demokratiklesme falan diyor ama birileri karsisina gecip "hot" dediginde siniveriyor. Kose bucak kaciyor, medyaya siginiyor.

Cikardigim bir baska onemli sonuc da su: Turkiye'deki ekonomik, sosyal ve siyasal degisimler Marksizmin avrupa ulkeleri icin cikardigi klasik siniflar sablonuna uymuyor. Bu sablona dayali olarak aciklamalar yapip, onun uzerinden politika olusturmak havanda su dovmek gibi birsey. Herseyden once bu sablona uygun bir feodalizm ve aristokrasi yok. Sonra bu feodalizme ve aristikrasiye karsi mucadele eden bir burjuvazi yok. Bu eksikleri burokrasi ustleniyor. Ve bunun sonraki yillara sarkan cok ciddi sonuclari oluyor. Bunlar yukarda anlatiliyor. Bastan asagi bir trajedi.

aydoe 04-04-2008 20:46

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Sevgili Sargon,
Güzel bir kitaptan alıntılar ve güzel bir başlık.sağol teşekkür ederiz.
Toplumsal yapıyı tahlil etmeden ileri sürülecek düşüncelerin ayaklarının yere basmayacağı belli.
Her şey zaman ve mekan içinde var olduğuna göre,düşüncelerimizi zaman mekan ve koşullar zaman ve mekana ait koşullarda değerlendirmeliyiz.
Siz 20 yıl sonra özeleştiri yapıyor * ve tahlilden kaynaklanan yanlış tahlil yanlış çözüm getirir diyorsunuz.
O zaman aslında bizim en çok geçmişi ve bugünü konuşup tartımamız ve bu günü netleştirmemiz gerekiyor.
Dünü ve bugünü iyi anlarsak geleceği görebilir,doğru yaklaşımı geliştirebilir ve geleceğimizi şekillendirebiliriz.
Bence Osmanlı İmparatorluğundan başlıyarak devlet yapısını üretim ilişkilerini,sınıfsal yapıyı sorgulamamız ve bugüne gelmemiz gerekir.
Bugün ki dünyayı ve ülkemizin bugünkü durumunu ortaya koyarak geleceği yaratmalıyız.
Saygılarımla

evrensel-insan 04-04-2008 21:03

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Saygideger aydoe;

Dediklerine aynen katiliyorum.Bence baslama tarihi 1839 yani 1. Mesrutiyet.

Bu tarihten itibaren batinin etkisi ve gucu hissedilmeye baslamistir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sargon 05-04-2008 14:31

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
1839 Tanzimat Fermaninda yeralan baslica konular:

* ** Tüm vatandaşların can ve mal güvenliğinin sağlanması,
* ** Yargılamada açıklık,
* ** Vergide adalet,
* ** Erkeklere dört yıl mecburi askerlik,
* ** Rüşvetin ortadan kaldırılması.

Elbette en onemlisi mutlaki rejimden mesrutiyete gecilmesi, yani bir meclis acilmasi, ki bu cumhuriyet fikrine onayak olmus. Bunlar batili fikirlerdi, osmanli ise mutlakci bir rejime sahipti.

sevgili evrensel insan, Osmanli'dan bugune anti-baticilik seklinde bir akim oldugunu ve bunun tarihini de biliyor musun? Gecmiste bu akimi kimler temsil ediyordu, simdi kimler temsil ediyor sence?

Ben sana bugunun anti-batici akimlarindan birini ornek olarak vereyim.
http://sargon.blogcu.com/2620192/

aydoe 05-04-2008 16:54

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Cumhuriyet 05.04.2008
AÇI

MÜMTAZ SOYSAL

Hoş Geldin Tanzimat

OSMANLI'NIN Ondokuzuncu Yüzyılı, neredeyse baştan başa, içle dışın, iç durumla dış politikanın, dış tehditle iç gelişmenin birbirine karıştığı bir tarih kesitidir. Aslında Tanzimat Fermanı'yla başlamaz ve o dönemin sona ermesiyle bitmez ama 1839 tarihli Ferman bütün yüzyılın genel niteliğine adını vermiştir.

Nedir o nitelik?

Aslında, can çekişen koca bir imparatorluk vardır. İçteki düzen çökmüş, Rumeli ve Anadolu "âyan" ı ayaklanmış, padişah yönetimi yeni bir derebeyliğin tehdidi altına girmiştir. Mısır Valisi Arnavut kökenli Mehmet Ali Paşa kolay kabul edilmez isteklerle ortaya çıkmıştır. Öte yandan, "Hasta Adam" ın terekesini paylaşmak isteyen Batılı sömürgeciler ve Rus Çarlığı, "gayrimüslim azınlıkların haklarına sahip çıkmak" gibi etkili bir bahane bulmuşlardır. Zayıflamış Osmanlı ayakta kalmak için hem bu istekleri genel olarak karşılamak, hem de durumlara göre şu ya da bu büyük devletin korumasına sığınmak çabasındadır.

Çabalar, ekonomik teslimiyetçilikten reformcu girişimlere kadar çeşitli yöntemlerle yürütülür. Baltalimanı Antlaşması gümrük kapılarını önce İngilizlere ve ardından Batı Avrupa devletlerine açmanın başlangıcıdır; bir yıl sonra Mustafa Reşit Paşa'nın okuduğu Gülhane Hatt-ı Hümayun'u azınlıkların işine de yarayacak olan bir hukuk reformunun... Mısır Valisi'nin oğlu İbrahim Paşa'nın Nizip'ten sonra payitahta yürümesini önleyen de İngiltere olacaktır.

Birinci Meşrutiyet bile aynı zincirin halkalarından biri sayılır. Ahmet Midhat Paşa Kasımpaşa'daki Tersane Konferansı'nda başının etini yiyen o zamanki Batılı "insan hakları" cılarını susturmak için ilan edilmiş ilk anayasa şerefine atılan topların sesini dinletir onlara.

İ ddianame üzerine önce efelenen, durumun "vahamet" ini anlayınca da telaşa kapılan Sayın Başbakan'ın "Avrupai reform paketi" ni anımsaması ilginç değil mi?

Peki, ünlü dergi The Economist ile Londra'daki sermaye çevrelerinin gazetesi The Financial Times yazarlarının birden bire "İslamist demokrasi" havarisi kesilip hukuka karşı salvo atışlarına başlamaları daha mı az ilginç?

Genişlemeci Olli Rehn apar topar Ankara'ya koştuğuna göre, Türkiye Başbakanı'nın da İsveç'te konuşurken tam üyelik kartını oynaması akıllıca bir "diplomasi" sayılmaz mı?

O nlar Batı uygarlığının şanlı bayrağını taşıyan 26 üyeli büyük Avrupa Birliği'nin temsilcileri ise bizler de deneyimsiz devletlerin birkaç yılda haritadan silindiği Ondokuzuncu Yüzyıl boyunca hastalığını ustaca manevralarla sürdürüp Yirminci Yüzyıl'a kadar yaşamayı başarmış koca Osmanlı'nın becerikli torunları değil miyiz? Tarihten yanlış dersler çıkarıyor olsak da.

evrensel-insan 05-04-2008 19:09

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Saygideger sargon;

"Anti baticilik"teriminden ne algilandigi bence cok onemli.

Ogunku dunyayi gozumuzun onune getirelim.Milliyetcilik yukseliyor.Ulkeler bir bir milliyetci savaslar veriyorlar-ki bunlardan biride kurtulus savasidir-

Bati ise Emperyalizmin tadini almis,disari acilmak ve dis gelir saglamak mecburiyetinde.Felsefe olarak Marxism yavas yavas -ki emperyalizme karsi her yonuyle-toplumlarda ses getirmeye basliyor.

Osmanli Imparatorlugunda ise butun bunlar yeni kavramlar-bilhassa yurt disindaki aydinlar eliyle ulkeye tasiniyor-Bu durumda,sizce anti baticilik hareketi hangisi,milli cikislarmi,sosyalist cikismi?-ki milli bilinc batida oturmus durumda.Eger milli cikislar anti batici diyorsaniz,bu bir kandirmacadir.

Tabiki ulkenin bagimsiz olabilmesi icin milliyetci savas verirsiniz ama bu savas sizin kendi kapitalizminizi ve basarabilirseniz emperyalist aciliminizi kendi ulkeniz adina yapabilmektir.

Bu anti hegemonyacilik olabilir ama anti baticilik olmaz.O tarihte olabilecek tek anti baticilik sosyalist alt yapi olabilir.Bunun da mumkun olmadigini hem lenin,hem Ataturk kapitalizmi alt yapida gelistirerek gostermistir.Bilindigi gibi SSCB bunu alt yapiya yerlestiremeden ust yapiyida koruyamiyarak 1991 de parcalanmistir.

Ataturk'e gelince,onun Mustafa Suphi'leri ulkeye cagiripta Karadenizde bogdurttugu da bilinmektedir.

Osmanli 1.Mesrutiyetten sonra degil anti batici olmak iktidarlariyla ya teslim olup ya hayranligini yapmistir.Ataturk te anti batici olamamistir.Anti hegemonyaci belki-o da baska bir hegemonyaya karsi cikip kendi hegemonyasini kurma temelinde-Milli cikislar ve devrimler,anti batici degil,aksine onlari takibeden tarihsel bir surectir.

Ataturk'un Lenin'den aldigi silah yardimi,Lenin'e verdigi sozu yerine getirmemesi ve Mustafa Suphilere meclis sansi tanimamasi onun bir sosyalist olmadiginin delilidir.

Simdi soylermisiniz bana Ataturk'un anti batici cikisi nedir? ulkeyi onlarin elinden milli cikisla kurtarip kendi hegemonyasini ve kapitalist alt yapiyi gelistirmesini anti batici olarak mi algilayalim?

Ustelik mili anlayisida anadolunun cok sesli milli-dini kokensel yapisina ters dustu.

Turklestirme politikasi uyguladi-ki bu politika Enver Pasa ve yandaslari eliyle Osmanli balkanlarla ugrasirken,Anadolunun gobeginde ve her yerinde baslatilmisti-.Bu arada Osmanlinin cokusu icin Batidan gelen destegide unutmamak gerekir.

Ayrica Ataturk'un Inonu'ye"Kurt oldugunu aciklarsan seni harcarim"dedigini ve Sivas Kongresinde"Turkiye Cumhuriyeti Turk ve Kurt halklarindan olusmustur"dedigini biliyormuydunuz?

Saygilarimla;
evrensel-insan

sargon 05-04-2008 20:28

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
sevgili evrensel,

ben Ataturk'ten bahsetmedim, niye bu kadar sey yazdigini da anlamadim. Sanirim linkte verdigim yaziyi da okumamissin. Halbuki orda acikca yazmisim, bir okusaydin eminim boyle seyler yazmazdin.

Alıntı:

Kemalizm ise milliyetçi bir akım olmasına karşın batı düşmanı değildi. Tersine o da İttihat Terakki gibi bütün teorik gıdasını batıdan almıştı. Anti-emperyalist bir savaş vermiş, hemen ardından yüzünü tekrar batıya dönmüştü. Hatta bu akımlar bu açıdan bir tereddüt de yaşıyorlar. Attila İlhan, Kemalizm'in batıcı olmadığını uygarlık yanlısı olduğunu söyleyerek bazılarına teorik bir destek bırakmış durumda olsa da ortada Mustafa Kemal'e ait çok sayıda söz var. "Çağdaş uygarlık" sözü geçmiş zamanlardaki yada ileriki bir zamandaki geçmiş yada olası uygarlıkları ifade etmeyeceğine göre şu andaki, bu çağdaki "batı uygarlığını" ifade ediyordu.
gordugun gibi ben Mustafa Kemal'in anti-batici oldugunu hicbir zaman iddia etmedim. Diyorum ki, Kemalizm baticiydi, ama simdi kendisinin Kemalist oldugunu soyleyenler anti-baticilar. Bunun adini anti-emperyalizm koyuyorlar ama gercekten anti-baticilar. Mumtaz Soysal yukardaki yazisi ile buna guzel bir ornek olmus aslinda. Mesrutiyet'i demokratiklesme adimi olarak degil batiya teslimiyet olarak okuyor. Bu anlayisin aslinda Mustafa Kemal'i de boyle okumasi tutarlilik olurdu. *

Gecmisteki anti-baticiligi arastirmamissin, sorum hala oldugu yerde duruyor, gecmiste bu akimi kimler temsil ediyordu?

evrensel-insan 05-04-2008 20:48

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Saygideger sargon;

Senin bana verdigin link Enver Pasa'dan bahsediyordu.Ben de yazimda buna degindim.Ayrica antibatici bir hareketin olsa olsa-o tarihte-sosyalist bir hareket olacagini ve M.Suphilerin basina gelenleri acikladim.

Bunlar yeterli degilse,bana sordugun sorunun cevabini sen verirsen sevinirim.Belki o zaman bende senin neden bahsettigini algilamis olur,ona gore cevabimi verebilirim.

Saygilarimla;
evrensel-insan

gozeneli 05-04-2008 22:34

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Sayın Sargon,
ben bir Atatürkçü,Kemalist,Uluscu olarak, bu düşünceye mal eddeginiz anti-batıcı yakıştırmasına katılmıyorum.

Anti-batıcıyla anti-sömürgecilik arasında dünyalar kadar fark var.

Batı uygarlık anlayışını benimsemekle sömürgeci olunmaz.Descartes,Voltaire gibi batılı düşünürler sömürgeciligi savunuyormuydu?

Hatta William Wilberforce kölelige karşı degilmiydi?

Ama bu batıda sömürgeciler yok mu demek?
Batı anlamındaki uygarlıga karşı degilim ama bir Türk olarak diyorum ki yüz yıllardır Arap sömürgesi ile yaşadık bunu batı sömürgeciligine bırakmayalım.

Ne Mehmet nede Mike olalım Mete olalım.

sargon 06-04-2008 16:00

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
sevgili evrensel,

Gercekten yoruluyorum, galiba birbirimizi anlamiyoruz. Kendi adima caba gosteriyorum, senden de anlama cabasi bekliyorum ama sanki caba gostermiyorsun gibi geliyor. Ben sana anti-baticiligi gecmiste kimler temsil ediyordu diyorum. Diyorsun ki: "Ayrica antibatici bir hareketin olsa olsa-o tarihte-sosyalist bir hareket olacagini ve M.Suphilerin basina gelenleri acikladim." Kafanda kurdugun sablon hepten yanlis. Ozellikle anti-batici dedim ki anlasilsin. Bunu da Osmanli'nin son donemini ve Cumhuriyetin surecini biraz bilen herkesin anlayacagini tahmin ediyorum. Butun bur Osmanli son donemi ve Cumhuriyet batililasma mucadelesidir ayni zamanda. Jon Turkler'den gelir, Ittihat Terakki ve Kemalizm'e kadar butun bu akimlar batililasma cabasindadir. Sosyalistlerin karsi cikisi batililasma temelinde degil, somuru temelindedir ve aslinda cok da buyuk bir guc degildir. Batililasmaya asil karsi cikis islamci kesimden gelmistir. Bugune kadar da suren bir catismadir bu. Yok canim, bu "olsa olsa sosyalist bir hareket tarafindan gelistirildi" diyerek aslinda kafanda anlasilmaz bir sablon oldugunu gostermis oluyorsun.

Batililasmaya tepki veren kesim acisindan "bati" tek, monolitik bir ozellik gosterir. Bunlar da tabii kotu, olumsuz, somurgeci, fasist, irkci, baskici, hacli zihniyetli vb. olma ozellikleridir. Hacli seferleri neyse batinin emperyalizmi de odur. Bu yuzden ona karsi topyekun bir cihat etmeden olmaz. "Bati"nin iyi olan ozellikleri olabilir tabii, bunlar da batinin ilmi ve fennidir. Bunlari aliriz, diger degerleri ise reddederiz. Bu teorik miras geleneksel islamci akimlar tarafindan korunmus ve tasinmis.

Benim vurgulamaya calistigim bu mirasi simdi kendisine Kemalistim, ulusalciyim, Ataturkcuyum diyenlerin erzak cantalarina koymus olmalari. Kemalizm milliyetciligin yaninda apacik modernlesmeci ve batici bir anlayisti. Hatta modernizme ait bircok sembolu zorlaya zorlaya Anadolu'ya yaymaya calisti. Yeni cagin birtakim Kemalistleri ise adeta geleneksel islamci akimlarin ilimi, fenni aliriz, gerisini atariz zihniyetini kendi dusunce sablonlarina, milliyetciligin yanina yerlestirmis durumdalar. Buna gore batinin demokrasi, insan haklari, ozgurlukler gibi birtakim degerleri aldatmaca, oyalamaca, somurme araclaridir. Nasil ki geleneksel gerici akimlar batinin ileri olan degerlerine dusmanlik duygularini dini referanslarla gerekcelendiriyorlarsa, simdi de ulusalci akimlar batinin ileri degerlerine dusmanliklarini ulusalcilik, bagimsizlik gibi referanslardan dayanaklar bularak gerekcelendiriyorlar.

Aslinda bu yazinin topigin konusu ve icerigi bu degildi. 1950-80 arasi sinifsal iliskiler ve devlet idi. Ama anlasilan cephanelikte en cok anti-bati malzeme yer aliyor. Konu buraya kaymis oldu. Zaten diger tartismalara da bir cevap gelmedigine gore simdilik sakincasi yok.

sayin gozeneli,

haklisiniz, anti-baticilikla anti-somurgecilik arasinda daglar kadar fark var. Ben diyorum ki, su anda Kemalistler, ulusalcilar, Ataturkculer anti-somurgeci degiller, anti-baticilar. Asil olarak da demokratik, ozgurlukcu, ilerici degerlere karsi cikiyorlar, baskici, otoriter bir devlet yapisina siginip onu korumaya calisiyorlar. Voltaire gibi dusunurler aydinlanma surecini gelistirdiler, *bunun icin mucadele ettiler. Bizimkilerin bunlarla ne ilgisi var. Eger bunlarin sahte anti-emperyalizm soylemine paralel sekilde bir ozgurlukler savunusu gorseydim, burdaki anlayisa daha farkli yaklasirdim. Gercekten de batinin ozgurlukleri yok ettigini, nefes aldirtmak istemedigini dusunurdum. Halbuki bati baski yapiyor 301'i kaldirin, demokratik reformlar yapin diye, bizim anti-emperyalist soylemli anti-baticilar ise bunlara direniyorlar, bunlarin batinin baskisi oldugunu soyluyorlar. Biz demokrasi, insan haklari, ozgurlukler falan istemiyoruz, sizin bu baskilarinizi kabul etmeyecegiz diyorlar. Bu trajedi bile degil, tam anlamiyla bir komedidir.

Arap somurgesi soylemi de bir baska komedi. Osmanli'nin neresi Arap somurgesiydi. Tersine butun Arap topraklarini isgal eden Osmanli idi. Islam kulturu uzerinden kulturel bir hegemonyadan sozediliyorsa bu tumuyle ayri bir tartismadir ve bence orda da bu soylem anlam tasimaz. Gocebe kulturlerin yerlesik kulturlerle karismasindan ortaya cikan sentezlerde yerlesik kulturlerin daha fazla etkisinin olmasi kacinilmaz. Ancak Osmanli kulturu sadece bir Arap-Fars-Islam kulturu degil ayni zamanda bir Bizans- Anadolu kulturu tarafindan da asimile edilmisti. Bu surec bir somurgelesme surecinden cok farkli birseydir.

evrensel-insan 06-04-2008 17:02

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Saygideger sargon;

Anti baticiligin karsitini bati-dogu temelinde ve birinin duygusal dusunce tarzina karsi oburunun akilci dusunce tarzini vurguluyorsan haklisin.

Dogu felsefesi ve ideolojileri genelde islam agirliklidir ve bati anlayisina bu temelde terstir.Benim bu konuda "dogu ideolojisini ve batiyi nasil yenebilecegini anlatan bir yazim var.Yalniz bu antibatici gibi gozuken islam hareketi sadece bir karsi koyus mucadelesidir.Pek te basarili oldugu soylenemez.Bugun bu hareketin Turkiyede yansisi yoktur.Turkiyedeki islam hareketi,batinin emrinde ve onun istedigi,ilimli islami uygulamak istemektedir.Tabi Fettullah Gulen harketide bu uygulamanin bir urunudur.

Ayrica tarihsel akisi degistiren ve gelistiren bati oldugu icin (19.yuzyildan itibaren) Sosyalist hareketede bir bati hareketi demek yanlis olmaz.Batinin genelde sosyalizme sicak bakmamasi temelinde ve emek-sermaye ikileminde sermayeden yana tavir aldigini dusunursek,o zaman sosyalizm emekten yana bir akim olarak ters duser.

Saygilarimla;
evrensel-insan


Saygilarimla;
evrensel-insan

aydoe 06-04-2008 18:58

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
''Ben diyorum ki, su anda Kemalistler, ulusalcilar, Ataturkculer anti-somurgeci degiller, anti-baticilar. Asil olarak da demokratik, ozgurlukcu, ilerici degerlere karsi cikiyorlar, baskici, otoriter bir devlet yapisina siginip onu korumaya calisiyorlar.'' Sargon

http://tr.wikipedia.org/wiki/Ulusalc%C4%B1l%C4%B1k

Anti-sömürgeci değiller?Anti-batıcılar!
Demokratik,özgürlükçü,ilerici değerlere karşı çıkıyorlar.
Devleti korumaya çalışıyorlar. Sargon şu Atatürkçüler nasıl yapıyor bu işleri bir açıklasan.

Ben dün Kaz dağlarında altına hayır mitingine katıldım.Mitingte bulunan 8-10 bin kişinin çoğu ulusalcıydı.Değişik sendikalardan sivil toplum kuruluşlarından ve Chp,Tkp,Ödp,Emep,Tkp,Dsp gibi partilerden de katılım vardı.Ama nedense Akp,Dtp,Mhp ve benzerlerinden katılım yoktu.
Akp nin maden yasası protesto edildi ve ferman sizinse dağlar bizimdir dendi.
Mitingte bir çok eski arkadaşa rastladım bunlar emekçi ve sosyalist insanlardı ve yağmurun altında saatlerce durdular,dağılmadılar.Dağlarımıza doğamıza sahip çıkacağımızı gösterdik.

Niye acaba Ab bize bu maden yasasını çıkarmayın doğanızı katletmeyin demez?
Ama *vakıflar yasasını biran önce çıkarın,yabancılara topraklarınızı satın der!
301 i hemen kaldırın der ama sen gidipte Fransa'da Ermeni soykırımı olmamıştır dersen seni hapse atar!
Demokrasi ithal edilmez,demokrasi kurulur ve yaşatılır.
Uygarlık,kalkınma ithal olmaz bağımsızlık ve çalışmakla olur.

evrensel-insan 06-04-2008 19:07

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Saygideger aydoe;

"Demokrasi ithal edilmez,demokrasi kurulur ve yaşatılır.
Uygarlık,kalkınma ithal olmaz bağımsızlık ve çalışmakla olur."-Aydoe

Yukaridaki sozlerine aynen katiliyorum.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan 06-04-2008 19:17

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Saygideger sargon;

Osmanlilarin 1.MESRUTIYETTEN ITIBAREN BASLAYAN "BATI"hayranligi,ne zaman ve kimler tarafindan "anti baticilik"anlayisina donusturulmustur?

Bugun-varsa-Turkiye'de bu hareketi kim yurutmektedir?

"anti baticilik"tan algiladiginiz nedir?

Bunlari bana aciklayabilirseniz,o zaman ortak bir konuda bulusabiliriz ve yazisabiliriz.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sargon 07-04-2008 01:51

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Aydoe, Kaz daglarinda altina hayir mitingine pek kimsenin karsi cikacagini sanmiyorum. Altin cikarma adina dogal ve tarihsel mirasimizin yok edilmesine sagduyulu herkes karsi cikar sanirim. Olayin ulusalcilik ile yada baticilikla da bir ilgisi oldugunu sanmiyorum. Ama senin boyle bir hale getirme caban var. Eger altin madenini cikaran ve bundan kazanc elde eden sirket yabanci degil de Turk sirekti olmus olsaydi nasil tavir alacaktin. Dogal mirasin yokedilmesi o zaman onem tasimayacak miyi? Her seyi hemen kendi politik ekseninden bir ajitasyon araci yapmak baslangicta zekice gorunse de gercekte bence zayif bir eksendir. Siyasi partilerin gruplastirilmasina varana kadar Kaz Dagindaki altina politik bindirme yapmak, Kaz dagina haksizlik olmuyor mu sence de?

Sordugun diger sorulari da surekli tartisiyoruz zaten. Demokrasi isteyen bunu ortaya koyardi zaten. Bugun ulusalcilar demokrasi, insan haklari, ozgurlukler falan istemiyorlar, bunun mucadelesini vermiyorlar ve bunu da acikca belirtiyorlar zaten. Tek dertleri AKP'ye karsi cikmak, AKP'ye karsi cikinca otomatik olarak ilerici olduklarini varsayiyorlar. Halbuki ozgurlukler temelinde isteklerin nerdeyse hepsine karsi cikiyorlar.

sevgili evrensel,

Tanzimat'tan gunumuze butun sureci bir bati hayranligi olarak degerlendirmen direk bir konumlanis gostergesi zaten. Surekli soyluyorum, yanlis dusunuyorsun. Genc Osmanlici'lar bile senin kadar radikal dusunmuyorlardi. Bu goruse ancak Abdulhamit yanlilari belki sahiplenirler. Ama suc sende degil. Mesrutiyete karsi ayaklanan 31 Mart'cilari hain ilan edip, diger taraftan bugun birebir ayni zihniyetle bati dusmanligi yapmak bir ulusalcilik gostergesi haline getirildi. Bu nasil bir garabet ise en radikal irkci ulusalcisindan CHP'lisine kadar bircok insan bu tur bir bati karsitliginda birlesebiliyor. Halbuki Tanzimati ve Mesrutiyeti bati hayranligi olarak niteleyince otomatik olarak Cumhuriyeti de bati hayranligi olarak nitelemen lazim. Bu acidan seriatcilar tutarlidir. Sen ise tamamen tutarsizliga dusuyorsun. Cumhuriyet de laiklik de hep bati hayranliginin urunleridir demen gerekirdi halbuki.

Sana irkci bir siteden bir yazi gostereyim. Bu site kendisini ulusal sol diye niteliyor. Gokce Firat da onemli bir yazari. Soyle diyor.


Alıntı:

“Tanzimat-Meşrutiyet” çizgisi, Osmanlı’yı Sevr’e götüren çizgidir. Bu çizginin ayırdedici niteliği ülke yönetiminin tümüyle Batıya bağlanmasıdır. Batılılaşma denilen akım en sonunda ülkeyi Batının paylaşacağı, sömürgeleştireceği ve yok edeceği bir ülke yapar. Osmanlı’yı önce “hasta adam” yapan, sonra da Batının yutacağı ülke haline getiren süreç yani Osmanlı’yı batıran süreç budur.
http://www.turksolu.net/ileri/29/firat29.htm

Halbuki Tanzimat ve Mesrutiyet olmasaydi Cumhuriyet de olmazdi. Bu bir evrimsel surecti aslinda. Gercekte bu bati karsiti ideolojilerin tarihsel mirasinin bugun Saadet Partisine ait olmasi beklenirdi. Zaten onlar da bunu savunuyorlar ve kendilerini ulusalcilar cephesinde tanimliyorlar. Linkini verdigim yaziya bakarsan yaziyi yazan Gokce Firat da Saadet Partisini ulusalci siyasal akimlarin arasinda birinci siraya koyuyor. Tamamiyle dogru bir saptamadir. Cunku ulusalci zihniyetin bati karsitligi aslinda islamci-gerici bir nitelik tasir.

Tanzimatin ne olduguna dair de bir yazi oneriyorum. Okumani umuyorum. Oyle bati hayranligi denip burun kivirilacak bir surec degildir Tanzimat ve Mesrutiyet surecleri.

http://www.inkilap.info/inkilap-tari...ratorlugu.html

Aslinda kendimi tuhaf hissetmeye basladim. Benim bunlari islamcilara karsi yazmam gerekirdi. Kendisini ulusalci diye niteleyenlere karsi yaziyorum. Gercekten hersey zivanadan cikti.

dilaver 07-04-2008 03:28

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Sevgili Sargon

*Bu aralar biraz geriden geliyorum, o yüzden yazı dizini okumaya yeni başladım ve ilk şerhimi koyuyorum. :lol: *

Burokrasinin icine girdigi restorasyon surecinin bir diger mutlu kesimi de isci sinifi ve koyluluk olacakti. Isci sinifi hicbir sey yapmadan toplu sozlesme ve grev hakkina kavusturulmus, sargon

* *27 Mayıs anayasası işçi ve emekçiler açısından ileri sayılabilecek bazı hükümler taşıyordu. Ne var ki, bu hükümler 1963 tarihine kadar hayata geçmedi. 1961-63 döneminde bu hakların yasal güvenceye kavuşturulması talebiyle bir dizi işçi eylemi yaşandı. Bunlar arasında en bilinenleri Aralık 1961 tarihinde yaklaşık yüz bin kişinin katılımıyla gerçekleşen Saraçhane Mitingi ve 1963'te gerçekleşen Kavel Kablo direnişidir.

* * 1961 Anayasasında işçilere grev ve toplu sözleşme hakkı tanınmasına karşın, bu haklara ilişkin yasaların çıkarılmamış olması işçiler arasında huzursuzluğun artmasına yol açıyordu. İstanbul İşçi Sendikaları Birliği yönetim kurulu sözü edilen hakların bir an önce yasalaşmasını sağlamak amacı ile bir miting düzenlenmesine karar verdi. Bu karar, o güne kadar bin bir türlü baskı ile kendi bağımsız çıkarlarını ortaya koyması engellenmiş işçi hareketi açısından bir çıkışın ifadesiydi. Mitingi Taksim Meydanında düzenlemek isteyen İİSB’nin bu talebi günler süren tartışmalarla reddedildi ve miting yeri Saraçhane olarak belirlendi. Türkiye’nin dört bir yanından gelen işçilerin yüz bin kişiyi aşan katılımıyla 31 Aralık 1961 tarihinde gerçekleştirilen miting oldukça görkemliydi. Sabah saatlerinde Topkapı, Edirnekapı, Kurtuluş, Beşiktaş, Köprü ve Cağaloğlu’nda toplanan işçilerin yürüyüşe geçerek 6 koldan Saraçhane meydanına girdikleri mitingde “şartsız grev istiyoruz”, “lütuf değil hak istiyoruz”, “grevsiz sendika silahsız askere benzer”, “grevi suç sayan zihniyet suçludur” gibi sloganların yazılı olduğu dövizler taşındı. Bununla birlikte alanda, üzerinde komünizm karşıtı sloganlar bulunan çok sayıda pankart da asılıydı. Saraçhane Mitingi, o güne kadar sınırlı bir güce sahip olan sendikaların etkili güçler olarak mücadele alanına çıkmasında önemli bir başlangıç oldu. Politik bilinç düzeylerinin geriliğine karşın işçiler, kendi taleplerini ilk defa bu kadar kitlesel biçimde ortaya koyarak özgüven oluşturmaya başladılar.

* * Saraçhane mitinginin ardından 1962 yılında işçiler sessiz yürüyüşler, oturma grevleri, sakal bırakma eylemleri, yemek boykotları ve direnişlerle hak arama mücadelelerini sürdürdüler. Ancak en çok ses getiren eylem, “açların yürüyüşü” olarak bilinen, 3 Mayıs 1962’de Yapı-İş üyesi 5000’den fazla işçi ve işsizin Ankara’da TBMM’ye doğru yaptıkları yürüyüş oldu. Yaygın işsizliği protesto amacıyla yapılan eylem en az bin kişiye iş bulunması ve inşaat sektöründeki günlük 12 saatlik çalışma süresinin 8 saate indirilmesi taleplerini öne çıkarıyordu. Dönemin Çalışma Bakanı Bülent Ecevit’in Ankara’da işsizlik olmadığı, sendikanın istemlerinin yersiz olduğu açıklamalarına ve valinin yürüyüşe izin verilmeyeceğini belirtmesine tepki gösteren işçiler sendika merkezinden çıkarak Sıhhiye Meydanına doğru koşmaya başladılar. Sıhhiye meydanında polis coplarına rağmen barikatı aşmayı başaran işçiler TBMM önüne kadar geldiler. 12 kişilik bir heyet Meclis ve Senato başkanları ile görüştü. Heyet üyelerinin Meclisten çıkmasından sonra da dağılmayan, basının “bazılarının sırtında yatak yorgan bulunan, üstü başı yırtık, saçı, sakalı birbirine karışmış” diye anlattığı işçiler, elitist bürokrasiye nazire yaparcasına cumhuriyetin başkentinin caddelerinde yürüyüşlerini sürdürdüler. Ertesi günün gazetelerinin başlıkları ortaktı: “çıplak ayaklılar mecliste”. Emekçi kitlelerde biriken hoşnutsuzluklar şurada burada patlak veriyor, kendiliğinden eylemleri ortaya çıkarıyordu. Sınıf mücadelesi ısınıyordu.

* * 28 Ocak 1963 tarihinde Türk-İş’e bağlı Maden-İş sendikasına üye 170 işçi, İstanbul İstinye’deki Kavel Kablo fabrikasında, fazla mesai ve kıdem esasına göre verilen yıllık ikramiyelerinin tam olarak ödenmemesini, sendikalarından ayrılmaları için yapılan baskıları ve bu sorunları işveren ile görüşmek üzere seçtikleri temsilcilerinin ve şube başkanlarının işten atılmalarını protesto etmek için iş bırakarak, tezgâh başında oturma eylemi başlattı. Eylemin başlamasının ardından işveren, tüm işçilerin işlerine son verildiğini bildirdi. Bunun üzerine işçiler oturma eylemini fabrika önünde kurdukları çadırlarda direnişe dönüştürdüler.

* * *4-5 Şubat günlerinde de eylemlerini sürdüren işçiler, Vehbi Koç’a ait fabrikada çalışan 40 memuru işyerine sokmadılar. Polisle yapılan çatışmalar ve fabrika önünde meydana gelen olayların ardından 18 Şubatta, 4 işçi hakkında polise karşı geldikleri iddiasıyla tutuklama kararı çıkarıldı. Sarıyer savcılığı da fabrika önünde olan olaylarla ilgili soruşturma yürütmekteydi. Savcılık tarafından yapılan açıklamada, Kavel Kablo Fabrikasında eylem yapan işçileri işten atan işverenin tutumunun lokavt sayılamayacağı söyleniyor, böylelikle hukukun kimlerin hizmetinde olduğu açıkça ortaya konuyordu

* * Kavel direnişi diğer fabrikalarda çalışan pek çok işçi tarafından da desteklendi. Örneğin yine Vehbi Koç’a ait General Electric fabrikası işçileri bir dayanışma kampanyası başlatarak Kavel işçileri için para topladılar. Türk Demir Döküm’de çalışan 800 işçi de başlattıkları yardım kampanyasının yanı sıra sakal bırakma eylemine başladılar. Kavel direnişi Türk-İş’i de sarsmaya başlamıştı. 27 Şubatta Güney Bölgesinde bulunan 23 sendika başkanı ve 45 yönetici, yaptıkları bir toplantıda Türk-İş’in Kavel direnişinde olumsuz bir tutum aldığını öne sürerek Konfederasyonla ilişkilerini kestiklerini açıkladılar.

* * Eyleme 2 Mart günü işçi eşleri de katıldı. Direniş sürerken kablo yüklü kamyonların işveren tarafından fabrika dışına çıkarılmak istenmesi üzerine kadınlar barikat kurarak bunu engellemek istediler. Ancak polis ekipleri kadınları dağıttı; olay sırasında pek çok işçi eşi yaralandı. Sürdürülen görüşmelerin sonunda taraflar anlaşmaya vardı. 4 Martta işçiler işbaşı yaptı. Direnişin sona ermesinin ardından 12 işçi tutuklandı. İşçiler hakkında pek çok konuda davalar açılmıştı. 10 Haziranda tutuklu 6 işçinin serbest bırakılmalarından sonra işten atılmaları üzerine, fabrikanın kaplama bölümünde çalışan 30 işçi toplu halde iş bıraktı. Bu eylem nedeniyle Sıkıyönetim duruma el koydu. 24 Temmuz 1963’te yürürlüğe giren 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununda yer alan bir madde ile yasanın çıkışından önce grev nedeniyle haklarında takibat yapılan işçilerin davaları düşürüldü. Yasadaki bu madde “Kavel maddesi” diye anıldı.

* * 1964'te gerçekleşen Berec Transistörlü Radyo ve Pil Fabrikası'ndaki direniş bir buçuk ay sürmüş ve bu direnişte de işçilerle polis arasında sert çatışmalar yaşanmıştır. Berec grevi işçilerin zaferi ile sonuçlandı ve işverenler ücret artırımına gitmek zorunda kaldılar.

* * 1965 Zonguldak direnişi ise bu dönemin gerek kitleselliği, gerek sertliği açısından en önemli eylemidir. Zonguldak direnişi ocaklardaki çalışma koşullarının düzeltilmesi, çalışma saatlerinin kısaltılması (ki o dönemde işçiler 8 yerine 11-16 saat çalışmaya zorlanmaktaydılar) ve işletmenin yükselen karından işçilere pay verilmesi talepleriyle başladı. Direniş hızla bütün bölgeye yayıldı ve 60 bin işçinin çalıştığı Zonguldak'ta bir bölgesel genel grev havası esmeye başladı. Eylemin kazandığı boyuttan ürken devlet, Zonguldak'ı kuşatma altına aldı. Dışarıdan asker ve polis yığdı. İşçiler kuşatmaya rağmen direnmekte kararlılık gösterdiler. Sonuçta işçilerle devlet güçleri arasında çatışma çıktı. İki işçi öldürüldü, on işçi yaralandı. Direniş başarısızlıkla sonuçlandı ama işçi sınıfı bu eylemden çok şey öğrendi.

* * Bu hareketlilik daha sonraki yıllarda da sürdü. Örneğin 1966'da Kula Mensucat'ta benzer özelliklere sahip bir direniş yaşandı. Ama aynı yılın başlarında gerçekleşen ve 85 gün süren Paşabahçe grevi, bu dönem işçi hareketinde ayrı bir önem taşır. Zira Paşabahçe grevi, devlet sendikacılığına tepkinin somutlandığı, simgeleştiği bir eylem olmuştur. İşçi sınıfı hareketi, bir mücadele sürecine girmiş, bu mücadele süreci, sınıfın hiç olmazsa belirli bir kesiminde mevcut burjuva kurumlarını aşan bir eylem düzeyi olarak yansımasını bulmuştu. Bu eylem ve bilinç düzeyi açık ya da örtülü biçimde Türk-İş'te simgeleşen devlet sendikacılığı anlayışına bir tepkiye dönüştü. Paşabahçe eylemi ve bu eylem sırasında Türk-İş bürokratlarının açık ihanetçi tutumu, sınıf içindeki birikimin ayrı bir sendikal yapı olarak örgütlenmesi için bir vesile oldu. Böylece 1966'da Paşabahçe eyleminin ardından açık biçimler kazanan bu süreç 1967'de DİSK'in kurulmasıyla sonuçlandı.

* * Sonuç itibarıyla işçi sınıfı hareketi bir şeyler yapmadan degil, bir şeyler yaparak ve mücadele ile haklarını söke söke almıştır. Dönemin çalışma bakanının ise Bülent Ecevit olduguna dikkatinizi çekerim.

* * *Daha söyleyeceklerim ve şerhlerim olacak sanırım. Ancak konu çok detaylı ve derin. Zaman buldukça eklemeler yapmaya çalışacagım. Böylece de güncellemiş oluruz. *:lol:


* * *saygılarımla

evrensel-insan 07-04-2008 10:49

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Saygideger sargon;

Benim yazdiklarimdan,hicbirsey algilanmadigi,hele hele benim hakkimda yaptigin yukumlerin tamamen yanlis oldugu,anlasiliyor.

Neyse onemli degil,baska bir baslikta baska yazi altinda yine bulusuruz.

Saygilarimla;
evrensel-insan

aydoe 07-04-2008 11:59

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
''Bugun ulusalcilar demokrasi, insan haklari, ozgurlukler falan istemiyorlar''Sargon
Demokrasi ,insan hakları ve özgürlük adına ne istiyorsunuzda ben istemiyorum acaba?
Ben ulusalcı olduğumu bu sitede öğrendim,kendi düşüncelerimi yazdım sen ulusalcısın dediler.
Demk ki aklın yolu birmiş.Ama sizin neci olduğunuz neyi kimi savunduğunuzu anlayamadım.
Aşağıdaki linkleri lütfen okuyun.

http://www.kamusen.org.tr/kitap%5Cmaden.htm
http://www.arkitera.com/h26664-idani...i-kovacak.html

Bağımsızlık olmadan demokrasi ve özgürlük olmaz,işgal altında özgürlük yaşanmaz.
saygılar

sargon 07-04-2008 13:34

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
sevgili dilaver,

Sarachane mitingi, Kavel Kablo grevi, Demirdokum direnisi, aclarin ciplak yuruyusu ve 1960'lardaki bircok isci eylemi, bu yillarda hizla buyuyen isci sinifinin sinif bilinci edinmesinde onemli kosetaslari. Bunlar hakkinda makaleler, romanlar okudum. Hatta o yillari anlatan bazilarindan da direk dinledim. Ancak bu eylemler 1960'dan sonraki eylemler. 1961 anayasasi daha bu eylemler baslamadan once yapilmis ve iscilere grev ve toplu sozlesme hakkini tanimisti. Elbette buna iliskin kanunlarin da cikarilmasi gerekiyordu. Dolayisiyla "grev ve toplusozlesme hakkini" isci sinifi mucadele ederek soke soke almamistir. Isci sinifi da adeta koruma altinda gelisen burjuvazi gibi koruma altinda gelisti. En cok haklar da kamu kuruluslari ile donemin ithal-ikameci modeline en iyi uyum saglayan buyuk sanayi sermayesine ait fabrikalarda elde edildi. Bu elde edisin tek ve en onemli nedeni isci sinifinin madenler, metal sanayi vb. "oncu sektorler"de hizli sinif bilinci kazanmasi ve dolayisiyla daha kolay haklar elde etmesi degildi. Bundan cok daha onemli olarak buyuk sanayi sermayesinin ic pazarin gelismesini saglayacak olanaklari iscilere sunmak ihtiyaci duymasiydi. Nitekim butun bu haklarin kolayca tirpanlanabilecegini de donemin sonunda 12 Eylul ile yasadik.

sevgili evrensel insan,

ben sana soylediklerinin otesinde birsey yuklemiyorum. Tanzimat ve Mesrutiyet bati hayranligidir, batinin bizi somurmesinin baslangicidir diyorsun. Ama Cumhuriyet degildir diyorsun. Diyorum ki bu tutarsiz bir bakistir. Cumhuriyet, Tanzimat ve Mesrutiyet sayesinde mumkun olmustur. Bu evrimsel birikim olmasaydi 700 yillik imparatorluk mirasi pat diye Cumhuriyet'e sicrayamazdi. Batinin Osmanli'yi ekonomik somuruye tabii tutmasinin nedeni olarak Tanzimat ve Mesrutiyet'i gormen buyuk bir yanlistir. Dogrudur, bu girisimler batida yukselen yeni demokratik degerleri imparatorluga tasima girisimiydi. Ilk parlamenti, dinsel ozgurlukler, ifade hakki, secim, insan haklari gibi kavramlar Tanzimat ve Mesrutiyet'le birlikte Osmanli'ya giriyor.

Tanzimat ile Osmanli batiya aciliyor, liberal politikalar uygulanmaya baslaniyor. Bu politikalarin bir yani ozgurlukler ise diger yani da liberal ekonomik politikalardir. Eger batinin hegemenyasina neden olan Tanzimat'in kendisi olsaydi, II. Abdulhamit'in meclisi kapatip uygulamalari feshettigi donemde batiya kapanmanin da olmasi gerekirdi. Halbuki ornegin Duyun-i Umumiye 1881 yilinda Abdulhamit doneminde kuruldu. Ben sana celiskilerini gosteriyorum. Sana soylemedigin seyler atfetmiyorum.

Irkcilarin sitelerinden yaptigim alintinin nedenini de anlamis olman gerekirdi. Bu tarz bir bati dusmanliginin mensei nedir sorunun yanitini verdim sana.

sevgili aydoe,

yazdiklarima tekrar baktim. Acaba aydoe'ye sen ulusalcisin, soylesin boylesin mi demisim diye. Tekrar okuyunca gordum ki evrensel insana bir cevabim uzerine benim sozlerimden alinti yapmis ve benim ulusalcilik uzerine soylediklerimi ustune alinmissin. Yani benim birsey soylememe birakmadan kendin adeta ben ulusalciyim diye ortaya cikmissin. Ben hala da sana boyle bir sifat yuklemis degilim. Ne oldugun da onemli degil. Burda dusunceleri tartisiyoruz. Beni onlar ilgilendiriyor.

Benim eger politik gorusum merak ediliyorsa soyleyeyim. Turkiye'deki CHP ve DSP gibi partileri sosyal demokrat kabul etmiyorum, bunlar milliyetci ve otoriter partiler. Avrupadaki sosyal demokrat yada sosyalist partilere yakin bir durusum vardir. Ornegin eger politika yapacak olsam Isvicre'de SP'de politika yapardim. Turkiye'de ODP'yi kendime yakin goruyordum ama bazi mesajlarinizdan anladigim kadariyla ODP de garip bir ulusalci/milliyetci kimlige dogru ilerliyor.

evrensel-insan 07-04-2008 14:36

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Saygideger sargon;

ben sana soylediklerinin otesinde birsey yuklemiyorum. Tanzimat ve Mesrutiyet bati hayranligidir, batinin bizi somurmesinin baslangicidir diyorsun. Ama Cumhuriyet degildir diyorsun.-sargon.

Cumhuriyet degildir dedigimi nerden aldigini gosterebilirmisin?

Yazdigim yazilar sitede duruyor.Bana burasini bulup alintilarmisin?

Simdiden tesekkurler.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sargon 07-04-2008 15:37

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Alıntı:

Osmanli 1.Mesrutiyetten sonra degil anti batici olmak iktidarlariyla ya teslim olup ya hayranligini yapmistir.Ataturk te anti batici olamamistir.Anti hegemonyaci belki-o da baska bir hegemonyaya karsi cikip kendi hegemonyasini kurma temelinde-Milli cikislar ve devrimler,anti batici degil,aksine onlari takibeden tarihsel bir surectir.
sevgili evrensel insan,

Yukarida yazdiklarindan boyle bir anlam cikarmistim. Yanlis anlamisim. Cumhuriyetin, batinin uzerimizdeki hakimiyetinin bir urunu oldugunu iddia eden kimse olmamisti simdiye kadar. Sanirim o yuzden otomatik olarak senin de boyle bir dusuncenin olmadigini dusundum. Oyleyse soylediklerimi geri aliyorum. Tutarsizlik elestirim bu durumda gecersizdir. Kusuruma bakma.

evrensel-insan 07-04-2008 15:56

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Saygideger sargon;

Biribirimizi algilamamiza ben de senin kadar sevindim.

Aslinda benim Turkiyenin tarihi adli yazim ve batinin yani amerikan idealizminin icyuzunu anlatan-hem tarihsel,hem felsefi-bir kac yazim daha var.

Eger vaktin olur onlarida okursan,benim ne demek istedigim daha net anlasilir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

gozeneli 07-04-2008 22:16

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Acaba sayın Sargon'u yanlış mı anladım?
Solcuysan Uluscu olamaz mısın?

dilaver 08-04-2008 01:53

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Ankara hukumeti iktisadi odullerin dagitimini sikisikiya belirlemis ve beraberinde burjuva bir donusum getirmeyen kapitalist bir gelismeyi yonlendirmisti. Bu nedenler burjuvazi uzunca bir sure baglarini koparip kendisine ayri bir kimlik edinme firsatini bulamamisti. Donusumu yonlendiren burokrasinin perspektifi ise "devleti kurtarmak" endisesinin ortaya koydugu gibi, herseyden once devlete donuktu. *Çaglar Keyder


Bu nedenler burjuvazi uzunca bir sure baglarini koparip kendisine ayri bir kimlik edinme firsatini bulamamisti. Donusumu yonlendiren burokrasinin perspektifi ise "devleti kurtarmak" endisesinin ortaya koydugu gibi, herseyden once devlete donuktu * Sargon


* * Şİmdi yukarıdaki ilk alıntıda beraberinde burjuva bir dönüşüm gerektirmeyen kapitalist bir gelişme ne demek acaba bunu merak ediyorum. Kapitalist sistem ve dönüşümler iki ana sınıf gerektirir. Burjuva sınıfı ile işçi sınıfı. Bu sınıfların olmadıgı yerde kapitalizmden de bahsetmenin olanagı yoktur.

* * *Bu mantık kemalizmin klasik tezlerinin üstü örtülü bir versiyonudur. Kemalizme göre yeni devlet imtiyazsız ve sınıfsız bir toplumdur. Bu anlayış azgın sömürüyü gizlemenin ideolojik kılıfından başka bir şey degildir, bu yüzden de gerek ders kitaplarına gerekse de vecizelere bu sözler kazınmıştır. Bu yüzden de daha Milli Mücadele döneminden itibaren işçilerin mücadelesi ve onun örgütlü temsilcisi olan KP nin önderleri önce katledilmiş sonra da çok yogun takibata ugramışlardır. Nihayet 1927 tevkifatı ile birlikte Vedat Nedim Partiyi polise vererek fesh etmiş ve bunun mükafatını öncelikle Kadro dergisiyle sonra da başka devlet görevleri ile almıştır.

* * * Her toplumun dayandıgı bir ekonomik sistem vardır ve bu ekonomi de mülkiyetteki konumlarına göre içlerinde sınıfları barındırır. İlkel komünal toplumun bozulup sınıflı toplumların ortaya çıkması ile birlikte tarihte bu güne kadar içlerinde sınıfsal çelişkileri barındırmayan bir tek bile toplum modeli ortaya çıkmamıştır *ve çıkması da mümkün degildir. Çünkü tarih bizatihi bu sınıf mücadelelerinin tarihidir. Toplum içerisinde yer alan hiç bir birey de bu sınıfsal ilişkilerin dışında yer almamıştır ve objektif olarak da alamaz zaten.

* * *Burjuvazi baştan beri kendi kimligi ile bu mücadele içerisinde yer aldı. Kaldı ki mücadelenin önderliginin bir sınıfta olması gerekiyordu ki bu sınıf ta herhalde proleterya degildi. Burjuvazinin alt kesimlerine tekabül eden, küçük burjuva kökene dayanan bir sınıf hareketi yönetti fakat milli temelli, ulusal temelli ve antiemperyalist bir mücadele yürütüldü. Osmanlı toplum yapısında sermaye eve emegin % 60 ı Rum kökenli idi. Fakat daha cumhuriyetten evvel Milli sermayenin bir kalkışmasını ve örgütlenmesini görebiliyoruz.

* * *Çaglar Keyderin çabası devleti sınıflar üstü göstermek isteyen bir anlayışın dışavurumudur diye görüyorum. Devlet bir sınıfın diger sınıf ve sınıflar üzerinde baskı ve tahakküm aracıdır. Devletin oldugu her yerde bu sınıflar ve sınıf ilişkileri mevcuttur. Devlet dışarıdan bu sınıflar arasında bir uzlaşma yaratma çabası ile kurulmuş olarak görülüyorsa da özünde hakim olan sınıfın çıkarlarını temsil eder ve digerleri üzerinde baskı ve sömürü aracıdır.

* * O halde cumhuriyetin sınıf temeli nedir. Sınıflardan ve sınıf ilişkilerinden bagımsız mıdır. Pelki o zaman İzmir İktisat Kongresinde amele grubunun önerileri diger sermaye, tüccar vs gibi mülk sahipleri gruplarca derhal reddedilmiştir. Ve kararlar burjuvazinin geliştirilmesine yönelik olarak, sermaye birikimine uygun olarak verilmiştir.

* * *Şayet bir yerde kapitalist sınıftan bahsediyorsanız, kapitalizmden bahsediyorsanız orada burjuva sınıfı oluşmaya başlamış demektir. Kaldıki Türkiye o zamanlar bir köylü ülkesi idi ve köylülügün bizzat kendisi küçük burjuvadır. Meta üretimine girdigi oranda burjuvalaşır. Türkiyede kapitalizm kendi iç deinamigi ile gelişmemiştir. Bunu söylemek ayrıdır. Kendi iç dinamigi ile gelişemeyen bir kapitalizmin yaratacagı egemen sınıf ise işbirlikçi bir sınıftır. Bu sınıf ise montaj sanayii ile ugraşır, temsilcilikle ugraşır. Emperyalizmin temsilcisi olarak faaliyet sürer ve ilişkileri de bunlar belirler.

* * *Oldukça uzun bir yazı oldugu için bu konulara daha sonra tekrar gelebilecegimiz düşünüyorum. Yazı uzun oldugu için eleştiri de uzun olacak herhalde. Bu benim için biraz zaman alacak ama verimli de bir tartışma olacagını umuyorum.


* * * saygılarımla

evrensel-insan 08-04-2008 04:11

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Saygideger gozeneli;

Bugun dunya her yonuyle tarihsel olarak-bireyci akilciligin gucu temelinde-geriye giderken,butun terimleri ve anlamlarini alt ust etmistir.

Turkiye acisindan sagcilik-solculuk 1980 lere gomulmustur.Bu gun-hangi nedenden ve yonden olursa olsun,global temelde-amerikan idealizmine karsicikis,devrimciliktir.

Bolgesel anlamda ise bu ulkesel ve toplumsal temeldedir.

ULKELERIN BULUNDUGU DUZEYDEN GERIYE CEKILISINE KARSI CIKMAK,DEVRIMCILIKTIR.

Turkiye ozeline gelirsek,bugun ulke ve toplumun *1923'te kazandiklarini kaybetmek istemeyen,ulkenin tarihsel temelde *geriye cekilisine karsi cikan her hareket,devrimcidir.Ki bu geri cekis 1923'leri korumak olsabile.

Eger,dusunce Turkiye'yi 2000 lere tasima amacindaysa bu turkiye acisindan,ILERICILIKTIR.

Ilericilerle,devrimciler ORTAK BIR NOKTADA BIRLESIP,TURKIYE'NIN GELECEGINI KURTARABILIRLER.

Bu gun cok ilginctir,1968 kusaginin devrimcileri-SSCB yanlisi ve amerika hegemonyasi karsiti bagimsizlik isteyenler-,ulusalci olmustur,KARSI DEVRIMCILER de 1923 oncesine donmek isteyenlerdir.Bu ulusalcilarin basinda-68'lerin devrimcisi,Dogu Perincek Gelmektedir.

Bu ulusalcilar,sirf Turk milliyetciligini savunmuyorlarsa,devrimcidir.Yani anadolunun cok sesli yapisina uygun,milli-dini kokensel yapi ve bunun tum farklara saygi temelindeki birlik,butunluk ve uniter yapi.

Eger bu milliyetcilik,salt Turk veya Kurt milliyetciligiyse-ki bunun Turk milliyetciligi kokenini 1960-70 lerin sagcilariyla bagdastirabiliriz-bu Anadolunun tarihsel ve bilinen cok sesli yapisina ters dusecegi icin gericiliktir.

Turkiyenin gelecegi acisindan,hangi gorusun-tarihsel temelde gerici olsa bile-ILERICI,DEVRIMCI,hangi gorusun GERICI,KARSIDEVRIMCI oldugunu cok iyi algilamak gerekir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

thunderpoint 08-04-2008 10:43

Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi
 
Karl Marx ’kendi düşen ağlamaz’ diyor
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/...id=61&sz=18388


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:57 .