Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 30-03-2008, 18:38
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Bir Sinifsal Analiz Denemesi

Surekli Ergenekon haberleri aktariyoruz, ama bu surecin arkasinda ne oldugu konusunu pek tartismis degiliz. Arada bir sol yayinlara bakiyorum, "it dalasi" diyen var, egemen siniflar arasi catisma diyen var, "yiyin birbirinizi" diyen var. Liberal kesim acisindan kohnemis devlet burokrasisine karsi verilen bir mucadele, kimine gore devlet burokrasisi icinde hep varolagelmis cetelerin savasi, burokrasiyi ele gecirme savasi, ulusalcilara gore laiklik mucadelesine saldiri, kimine gore emperyalizmin oyunu, ulkeyi bolme gayreti.

Peki bu kesmekesi nasil aciklamak lazim?

Aslinda bu konulari daha ayrintili tartismak istiyordum, ama cok zaman ve efor gerektirecegi icin simdilik yuzeysel olarak da olsa tartismaya girmek niyetindeyim. En azindan antrenman olur.

Bu arada elimde Caglar Keyder'in once Ingilizce olarak yazdigi ve sonradan Turkce'ye de cevrilen "Turkiye'de Devlet ve Siniflar" kitabi var. Ondan da bazi alintilar yaparak sureci anlamaya ve anlatmaya calisacagim. Aslinda herkesin tahmin ettigi gibi yasadigimiz surecin kokeni Cumhuriyet'in kurulus surecine kadar gidiyor. Cumhuriyeti kuran, Avrupa'da oldugu gibi burjuvazi olmadi. Burjuvazinin kendisi yoktu ortada ama Osmanli burokrasinden geriye kalan aydin ve asker burokrat kadrolar diger dunya orneklerinden aldiklari emanet bir ideolojiyle kurulusu gerceklestirdiler. Tum surec burokrasinin kontrolunde gelistirildi. Burda Caglar Keyder'in aciklamalarindan bir bolum aktarayim:

"Burjuvazinin tarihi boyunca mucadele alanina hic cikmamis olmasi Turkiye'nin ideolojik evrimini tanimlayan baslica faktordu. Yukarida, Birinci Dunya Savasi oncesinde Osmanli Imparatorlugunda bir kentsoylu (bürgerliche) toplumun dogmaya basladigindan, ama bu gelismenin etkilerinin iktisadi ve kulturel alandan siyasi alana aktarilamadigindan soz etmistim. Cokmilletli imparatorlugun cokmesinden ve dogmakta olan burjuva toplumunun savas sirasinda ugradigi yikimdan sonra, Ankara hukumeti iktisadi odullerin dagitimini sikisikiya belirlemis ve beraberinde burjuva bir donusum getirmeyen kapitalist bir gelismeyi yonlendirmisti. Bu nedenler burjuvazi uzunca bir sure baglarini koparip kendisine ayri bir kimlik edinme firsatini bulamamisti. Donusumu yonlendiren burokrasinin perspektifi ise "devleti kurtarmak" endisesinin ortaya koydugu gibi, herseyden once devlete donuktu. "Devleti kurtarmak", devletin varlik nedenleri ugruna yurttas haklarini, mali guc ugruna iktisadi gucu ve onderleri arkasinda kenetleme ugruna katilim ve demokrasiyi feda eden butun gerekcelerin bir ozetiydi. Burokrasinin boyle bir tercih yapmasi olagandi; burjuvazinin muhalefetiyle karsilasmayan boyle bir tercih butun halkin baslica kaygisi haline gelerek kurumsallasti. Kemalist egitim sistemi, kendilerini hic bitmeyen bir "devleti kurtarma" gorevinin dogal adaylari sayan mezunlariyla bu kaygiyi yeniden uretti. Egitimdeki bu oncelik oylesine saglandi ki, tahsilliler, 1960'larin sonlarina kadar imtiyazlarinin dogal oldugundan hic suphelenmediler. 1950'deki ve sonrasindaki anti-otoriter dalga bile tahsilli seckinlerin normlarini degistiremedi: Cumhuriyetci modeli savunup, bu modelin kapsamini devletin daha da fazla kontrol edecegi bir sanayilesmeyi de icine alacak sekilde genisletmeye calistilar. Bir yandan da, guclenmekte olan isadamlarina sonradan gormus tasrali yaftasini astilar." (Caglar Keyder, Turkiye'de Devlet ve Siniflar, syf. 239)

Goruldugu gibi Cumhuriyet burokrasisi her ne kadar burjuvaziyi gelistirmek seklindeki bir ideolojiye sahip olsa da, kendinden bagimsiz gelisip, karsisina cikacak degil, varolan burokratik imtiyazlarini kabul edecek ve kendisiyle mucadeleye girismeyecek bir burjavizi olmasini istiyordu. Osmanli'dan devralinan ekonomik yapida ne buyuk toprak sahipligine dayanan bir sistem vardi ne de gayri-muslumler disinda bir burjuvazi. Boyle bir ekonomide, zaten Osmanli'dan devralinan kulluk sisteminin bir donusumuyle gerceklesecek yeni burokratik yapi cok buyuk direnislerle karsilasmadan kurulabildi.

Cumhuriyetin ilk donemlerindeki "devlet memuru" devletin, burokrasinin ve onun dayandigi ideolojinin de bir temsilcisiydi. Bu anlayis sonraki yillarin mali, ekonomik cokus sureclerinden sonra bir miktar erozyona ugradiysa da, burjuvazinin tum gelismesine karsin burokrasinin karsisina bir guc olarak cikamamasi dengeyi tumuyle degistirmeye yetmedi. "Devlet" ve dolayisiyla onun burokrasisi gecmisten de devralinan bir takim "milli" argumanlar esliginde kutsalligini surdurmeyi basardi.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 30-03-2008, 19:22
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi

Cumhuriyetin kurulusu ile 1950 arasindaki surecte dunya ekonomik sistemi once buyuk bir ekonomik kriz ile sarsildi. Bu kriz bir savas ile sonuclandi. Ancak bir baska onemli olgu da Birinci Dunya Savasina kadar olan surecte dunya egemeni olan Ingiltere'nin artik bunu surduremeyecek hale gelmesi idi. Ikinci Dunya Savasindan sonra dunyanin yeni hakim gucu ABD oldu. Ancak bu gecis surecinde emperyalist/kapitalist ekonomi ozellikle cevre ulkelerde etkisini yerlestirme olanaklarina sahip degildi.

Dunya ekonomisinin bu sarsintili doneminde Turkiye burjuvazisi nispeten "milli" bir gorunum sergiledi. Guclu dis baglantilardan mahrumdu ve burokrasinin ekonomideki merkeziyetciligine karsi cikmak bir yana tumuyle destekcisi idi. Tabii ekonomideki devlet gucunun de burda buyuk bir onemi vardi. En buyuk sermaye grubu bizzat burokrasinin kendisiydi ve burjuvazi uluslararasi ekonomik baglantilarini da devletler arasi iliskilere kaydirarak merkezi ekonomiye kolayca eklemleniyordu.

Burjuvaziye vehmedilen devrimci enerji hemen hemen hic gorulmuyordu. Burjuvazi de burokratik degerlere ve kaygilara hic karsi cikmadan itaat ediyordu. Eski rejimden kopus toplumsal siniflarin devrimci enerjilerine dayanmadigi ve toplumsal reformlar bu siniflarin taleplerinin urunleri olmadigi olcude yukardan verilen bir takim "burjuva" ve "demokratik" haklar bogucu bir etki yapmis ve toplumsal mucadele ve katilim geleneginin yerlesmesini de engellemisti. Butun toplumsal kesimler (burjuvazi, koyluluk, kente goc yoluyla olusan isci sinifi) uygulanan populist politikalarla burokratik gelenege surekli yeniden baglaniyor ve devlet karsisinda ozerklesen siniflar olmasi engelleniyordu. Boyle bir surecte tek partili hayattan cok partili hayata gecildi. Toplumsal mucadele ve katilim geleneginin olusmadigi bir toplumsal yapida parlamenter demokrasi bicimsel olarak kalmaya mahkumdu ve gercekten de oyle oldu.

"Toprak sahibi bir oligarsinin olmamasi ve yabanci sermayenin pek onem tasimamasi gibi maddi sartlar otoriter *tek parti yonetiminden cok partili rejime yumusak gecisi mumkun kilmisti. Ayrica sermayenin herhangi bir fraksiyonunun rakipsiz hakimiyet kuramamasi (boylece burjuvazinin ic rekabetinin devam etmesi) ve daha da onemlisi burokrasinin ozerkliginin surmesi devlet iktidarinin kolayca gaspedilemeyecegi anlamina geliyordu. Siyasi alanda yarisanlar ise secmen davranisini ve sayilarin agirligini dikkate almak zorundaydilar. Ustelik ekonominin ic pazara yonelik olmasi, bazi siyasi katilim haklarinin varligina bagli olan belli bir gelir dagilimini gerektiriyordu. Fakat bu faktorler sadece sinirli ve formel bir demokrasinin sartlarini olusturuyor, devletin cesitli kuruluslari alistiklari imtiyazlari kiskanclikla koruyordu. Ornegin devletci gelenegin muhafizi haline gelen ordu elestirinin otesindeydi. Dis politika ve bu politikalarin uzun vadeli ittifak ve husumete iliskin parametreleri, milli egemenligin hassas ihtiyaclariyla mesrulastirilan birer tabuydu. Konusma ozgurlugu ve yurttas haklari ancak devlet izin verdiginde kullanilabilirdi. Bireye ait kisitlanmayacak hicbir hak yoktu; olsa olsa, devletin varlik nedenlerine uygun dustugu olcude kazanilacak ayricaliklar olabilirdi." (Caglar Keyder, agy, syf. 241)

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 30-03-2008, 21:33
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi

Devlet burokrasisi henuz 1930'da ortaya cikan ekonomik krizin sonucu olarak kendisine duyulan guvensizligi hissedip bir liberal partinin kurulmasina izin vermeyi ve boylece rahatsizligi kismen kanalize etmeyi denemisti. Mustafa Kemal liberal gorusleriyle yakindan tanidigi Fethi Okyar'i yeni bir parti kurmak icin tesvik etti. Kurulan Serbest Cumhuriyet Firkasi'na 12 gun icinde 130.000 kisinin uye olmak icin basvurmasi ve kurulusundan iki ay sonra yapilacak belediye secimlerinde alanlara yogun kalabaliklarin toplanmasi burokrasinin gozunu korkuttu ve SCF kapatildi. Burokrasiye karsi duyulan tepkinin en onemli nedeni uygulanan militan laisizm anlayisiydi. Burjuvazinin bu donemde direnmemesinin onemli bir nedeni muhtemelen baslayan dunya ekonomik krizi idi. Bu kriz yillarinda burokrasinin bir tur milliyetci cilginlik yasadigina da deginmek gerekli.

Ikinci Dunya Savasindan sonra dunya kapitalist ekonomik sistemine entegre olma niyetindeki burokratik yonetim cok partili hayata gecis yapmak zorundaydi. Bu donemde CHP'nin uygulamaya soktugu guduk bir toprak reformu da bahsedilmeye deger. Aslinda bir toprak reformu icin toplumsal bir talep yoktu. Bir buyuk toprak sahibi sinifinin olmamasindan ve koylu kitlesinin yuzde 80'inin kucuk toprak sahiplerinden olusmasindan dolayi bir bir toprak reformuna fazlaca ihtiyac yoktu. Asil sorun topragi surecek cift hayvanlarinin olmamasi idi. Burokrasinin temsicisi olan CHP, 1945-46'da cikardigi toprak reformu yasasi ile bir toplumsal destek elde edemedi. Zaten CHP'nin 1946 ile 1950 arasinda 33.000 aileye toprak dagitmasina karsin, toprak reformuna karsi cikan DP 1950 ile 1960 arasinda 312.000 aileye toprak dagitmisti.ilk

Burjuvazi DP'de adeta kendi temsilcisini bulmustu. Gerci CHP'de de burjuvazinin temsilcileri yer aliyordu ama DP'nin yillardir uygulanagelen otoriter yonetime karsi pazarin hakimiyeti, serbest tesebbus, ifade ozgurlugu gibi sloganlari burjuvazinin tercihini acikca gosteriyordu. Hatta burokrasinin mutlakci otoriter yapisina karsi birtakim evrensel ilkelerle karakterize olan direnis diger toplumsal kesimleri de kolayca sarip sarmaladi. Yasadisi Komunist Partisi bile 1950 secimlrinde DP'yi aktif bicimde destekledi.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 31-03-2008, 01:31
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi

"Demokrat Parti'nin 1950'de iktidara gelmesi, hangi acidan bakilirsa bakilsin Turkiye tarihinde esasli bir donusum noktasidir. Halk ilk defa secmen olarak kendi siyasal tercihini dile getirmis ve yuzyillarin devletci gelenegine karsi oy kullanmisti. Devleti baba olarak goren zihniyet, merkezden kontrol, yukaridan asagiya dayatilan reformculuk reddedilirken pazarin (ve kapitalizmin) onundeki engeller kaldirilsin istenmisti. Kuskusuz, nufusun buyuk cogunlugu dizginsiz bir pazar ekonomisinin neler getireceginin henuz farkinda degildi. Ama, pazarin ilk elde saglayacagi elle tutulur yararlarin oldugu dusunuluyordu ve ne olursa olsun, bilinmeyen bir gelecek son yillarda yasananlara tercih ediliyordu. Bu populist hareketlilik icinde en bilincli taraf burjuvaziydi. Burjuvazi, yeni donemde, burokrasinin devletci sistemi yukaridan asagiya dogru yaymaya yonelik hantal tesebbuslerinin bitecegini, onun yerini kendi siyasi ve ideolojik hakimiyetinin gececegini biliyordu. Ayrica burjuvazinin nispeten kolay bir mucadeleye *girdigi de unutulmamalidir; cunku dava dunya olceginde savasilmis ve (Turkiye'yi ilgilendirdigi kadariyla) serbest tesebbus ve yanlilari tarafindan kazanilmisti." (Caglar Keyder, agy, syf. 155-156)

1950'de kazanilan anti-elitist zafer, dunya savasi sonrasinin ekonomik buyume surecine denk dusuyordu. Vaad edilen seyler kirsal uretimi artiracak destekler vermek, tarimda sanayilesme ile urunlerin pazara sunulacabilecegi yollar yapmakti. Devlet altyapiyi saglayacak, motorlu tasitlar butun bir ulke pazarini birlestirecekti. Bu sayede sanayi de kirsal kesimde gelirlerin ve talebin artmasi sayesinde duzenli sekilde gelisecekti.

Gercekten de DP'nin vaatleri tamamen gerceklesti. 1946'da calisir durumdaki traktor sayisi 1000'in biraz uzerindeyken 1955 yilinda 43.000'e yukselmisti. Bu surecte tarimda kullanilan 2.5 milyon hayvan sayisi ise hic degimeden kaldi. Tarimda makinelesmeye dev bir ivme verilmisti. Bu surecte ekilen alanlar da hizla genisletiliyordu. 1946'da ekilen toprak 9.5 milyon hektardan 1955'de 14.2 milyon hektara yukseldi, yani yuzde 50 artis gosterdi. Halbuki bu donemde nufus artisi yuzde 20 olmustu. Ustelik bu genisletmeler buyuk toprak sahiplerinin lehine bir sonuc vermedi. *Kucuk ureticinin gucunun ve topraginin arttigi, hatta topraksiz koylulerin topraga kavustugu bir donem oldu.

"Sahiplerinin ekip bictigi isletmelerin sayisi 1950'de 2.3 milyonken, 1952'de 2.5 milyona, 1960'da 3.1 milyona ulasti. Bu, 1950-1960 doneminde kucuk uretim birimlerinin sayisinin yaklasik yuzde 30 civarinda arttigini gosterir. Topraksiz koylu ailelerinin orani 1950'de yuzde 16 iken 1960^'da yuzde 10'a dustu." (agy, syf. 164)

Tarimdaki bu gelisme sadece sahip olunan topraklarin buyumesi ve daha cok kisinin topraga sahip olmasi anlamina gelmiyordu. Uretimde de inanilmaz bir gelisme oldu. Hatta oyle ki bu gelismenin uluslararasi rekabette rahatsizliklara neden oldugu bile goruldu.

"BM'nin tarim uretimi endeksi, savas oncesi rekolte 100 olarak kabul edildiginde 1953/1954 rekoltesinin 183 oldugunu gosterir. Bu yuzde 83'luk artis tablodaki tum ulkeler icinde gorulen en yuksek artisti. (1950/51 endeksi 129'du). Tarim uretimindeki hizli artis genel bir iktisadi buyumeye yol acti; 1950 ile 1953 arasinda kisi basina gelir yuzde 28 yukseldi. Pazar modelinin baska bir vaadi de gerceklesmis, tarim uretimindeki artis sonucu ayni donemde ihracat da yuzde 50 buyumustu." (agy. syf. 165)

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 31-03-2008, 13:29
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi

"Ama isler birdenbire degisti; sanki hava sartlari ile dunya fiyatlari Turkiye'nin kazandigi ivmeyi kesmek icin birlik olmuslardi. 1954'de, tarimsal uretim ve ihracat yuzde 15, kisi basina gelir yuzde 11 azaldi, Bu azalma ille de temel bir degisikligin habercisi olmayabilirdi, ama Turkiye'de korumacilik ve ice donuk ekonomi henuz belleklerden silinmemisti. Menderes, kurtarici sayilan bir halk kahramaiydi ve erken basarinin coskusu onu populist siyasetcilere ozgu bir davranisa itmisti. Her ne pahasina olursa olsun iktisadi buyumeyi devam ettirmek istiyordu. Uluslararasi pazar liberal modele iliskin supheleri dogrulayarak, kisa bir sure icinde hayal kirikligi yaratinca, hukumet de soguk savas politikasinin musait pazarinda taviz verip daha cok dis yardim almaya calisti." (agy, syf. 166)

"Devletlerarasi yardim pazarindan pay almak icin taviz verme politikasi bir sure icin basarili olduysa da, ihracattaki kotu gidisi telafi etmeye yetmedi. Ithalat 1952-53 ile 1956-67 arasinda yuzde 30 azaldi; disardan (yani yardim ve krediyle) finanse edilen net ticareti gosteren ithalat fazlasi 165 milyon dolardan 78 milyon dolara dustu." (agy, syf. 167)

Ekonominin kotu gidisati enflasyonist bir politikayi da beraberinde getirdi, Merkez Bankasi'nin surekli para basmasi ile fiyatlar 1955 ile 19589 arasinda iki katina cikti. Uygulanan politikalara sanayinin tarimdan daha hizli buyumesine yol acti. Tarimda makinelesmenin artmasi ile tarimdaki istihdam ihtiyaci da giderek azaldi ve sehirler gocler artti. Bu ayni zamanda eski sehirli, okumus, *ayricalikli elit kulturune bir tur darbe anlami da tasiyacakti.

Bu donemdeki yatirim projelerinin cogu Dunya Bankasi'nin himayesinde kurulan Turkiye Sinai Kalkinma Bankasi tarafindan finanse edildi. Turk sanayisinin bu banka kanaliyla uluslararasi kredilerle beslenmesi sanayi sermayesinin uluslarasilasmasini saglayan kanal olmus oldu.

Menderes'in populist iktisadi programi bir taraftan uluslarasi finans cevrelerini de rahatsiz etmeye baslamisti. Dunya Bankasi ve OECD, Menderes'i pek de liberalizme uymayacak sekilde planlama komisyonlari kurmaya zorladilar. Devletcilige karsi bir partinin bu istekleri uygulamasi zaten sorunlu idi. 1950'lerin ikinci yarisinda, Istanbul burjuvazisinin sanayi fraksiyonu da Menderes'in populist programindan rahatsizdi ve bunu sik sik dile getiriyordu. Be kesim CHP ve DP disinda ucuncu bir parti (Hurriyet Partisi) kurulmasina onculuk etti. Liberal aydinlar ve burjuvazinin destekledigi bu parti kisa bir sure sonra CHP'ye katildi ve CHP'yi onemli olcude etkiledi. DP ise hosnutsuzluklarin tek nedeninin gecmisteki burokratik egilim oldugunu dusunuyordu. Halbuki sadece burokrasi degildi karsisina cikanlar. Sanayiciler ve liberal aydinlar da DP'den uzaklasiyorlardi.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 31-03-2008, 17:38
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi

"1960 darbesini yapanlar ve onlarin aydinlar ve burokrasi icindeki danismanlari pek de farkinda olmadan toplumsal politikasi, siyasi dengeleri ve idari mekanizmasiyla birlikte yeni bir birikim modelinin temelini attilar. Sonraki yirmi yil icinde bu birikim modeli koklu degisimler gecirmeden ve oldukca basarili bir bicimde isledi. Sanayi burjuvazisinin kendi projesini baska toplumsal guclerden muhalefet gelmeden veya onlarin destegini almadan uyguladigini soyleyemiyoruz. Yeni ortaya cikan toplumsal ve iktisadi duzenleme agi ve genel politika yonelimi, tabii ki bir pazarlik surecinin, ozellikle de dunya ekonomisindeki hakim guclerle yapilan bir pazarligin sonucuydu. Soz konusu birikim modeli baslangicta dunyadaki hakim guc (ve onun finansman kuruluslari) tarafindan da savunulmus ve aktif bir bicimde desteklenmisti. Model, bir olcude aydinlarin ozlemlerine ve daha da onemlisi, isci sinifinin henuz formule edilmemis taleplerine de uygundu.(agy, syf. 178)

Uygulanmaya baslayan yeni birikim modeli Ithal Ikameci Sanayi Modeli olarak adlandirildi. Bu modelin temelinde ic pazari buyutmek ve bu pazara donuk uretim yapma anlayisi yatiyordu. Elbette bu ic pazara uretim yapacak olan sanayinin gelismesi icin de gumruk duvarlari yukseltilecek ve korumaci, planli bir ekonomik buyume gerceklestirilecekti. DP doneminde uygulanan tarim urunlerinin ihracatina donuk uretim yerine yerli sanayiciyi koruyarak gelistirecek bir planli buyume programi getiriliyordu. Boyle bir planin sanayi burjuvazisi acisindan cekiciligi acikti.

Planin DP doneminde huzursuzlugu had safhaya ulasmis burokrasi acisindan da buyuk bir cazibesi vardi. Planlama surecleri olsun, yeni olusturulan devlet kurumlari araciligiyla ustlenilen kontrol mekanizmalari olsun, burokrasiyi tam anlamiyla cilgina ceviren DP doneminin her seyin meclis sayisal cogunluguyla yurutulebildigi donemine bir cevap niteligi de tasiyordu. Sanayi burjuvazisinin iktidara yerlesmesine karsin zayifligi ve ideolojik bir gucunun olmamasi da burokrasinin avantajina bir durumdu.

Burokrasinin icine girdigi restorasyon surecinin bir diger mutlu kesimi de isci sinifi ve koyluluk olacakti. Isci sinifi hicbir sey yapmadan toplu sozlesme ve grev hakkina kavusturulmus, koyluluk de DP doneminde baslanan politika devam ettirilerek surekli desteklemelerle (subvansiyonlar) rahatlatiliyordu.

Bu donem uygulanan politikanin dunya ekonomik sisteminin Keynesci politika onerilerine de tamamen uydugu goruluyor. Ic pazarin genisleyebilmesi, urunlerin icerde satilabilmesi icin icerde bir alim gucunun olmasi, yani ucretlerin yukselmesi gerekiyordu. Bunu gerceklestiren yerler de dogal olarak *sanayi burjuvazisinin elindeki dayanikli tuketim mallari ve otomotiv sanayi, modern teknoloji kullanan ve cogunlukla yabanci sermayenin girdigi sektorler ile burokrasinin kontrolundeki KIT'ler (ozellikle kagit ve demir celik gibi) isletmeler oldu. Ayni donemde koyler de ic pazara dahil edildi. Kendi icinde yeterli olan koylerden pazarin parcasi haline gelen koylere gecis gerceklesmeye basladi. Ithal Ikameci donemde Turkiye'deki ucretler esdeger gelismislikteki bircok ulkedekinden birkac kat fazlaydi.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 01-04-2008, 15:02
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi

Ithal ikameci sanayilesme modeli sermaye birikiminin belli kosullarda artirilmasini saglayan bir modeldi. Bu belli kosullar ise Turkiye'de ancak 1970'lerin ortalarina kadar vardi.Bu kosul kurulan burokrasi-sanayi burjuvazisi ve diger siniflarin de bu ittifaka eklemlenmesi ile direk ilgili degildi. Nitekim bu ittifakin bozuldugu ve buyuk catismalar yasadigi soylenemez. Dunya egemen gucu haline gelmis ABD'nin ve yabanci sermayenin de Ithal ikameci sanayilesme politikasini desteklemis oldugunu da buna ekleyelim.

Devletin kontrolundeki KIT'ler burjuvazi icin potansiyel bir tehlike sayilirdi, cunku burokrasiye buyuk bir ozerklik kazandiriyordu. 1950'lerde imalatin yuzde 25'i bu kuruluslar tarafindan karsilaniyordu, sonraki yillarda yuzde 20 civarlarinda sabitlendi. Ancak KIT'lerin kullanim bicimi bir taraftan sanayiye ucuz girdi saglamasi diger taraftan yuksek ucretli iscileriyle sanayinin urettigi tuketim mallarinin satilmasina olanak saglamasi sayesinde sanayi burjuvazisinin isine yariyordu. Ayrica KIT'lerin seker, tutun ve tekstil disindaki yatirimlari sanayi burjuvazisinin giremeyecegi yada tercih etmeyecegi buyuk yatirimlar gerektiriyordu. Buna ek olarak Sumerbank gibi bazi KIT'ler dusuk kaliteli tuketim malzemeleri uretip en alt kesimlerin alim gucunu artirici etki gosteriyordu. Butun bu nedenlerle bu donem boyunca sanayi burjuvazisinin KIT'lere karsi bir tutumu olmadi, tersine KIT'ler isine yaradi. KIT'lerin burjuvazi acisindan belki de tek olumsuz yani burokrasinin ozerkligini surdurmesine neden olmasiydi.

1960-80 arasi donem boyunca uygulanan doviz kuru politikasi da ittifaklar sistemini aciga vuran bir gostergedir. Butun ithalat resmi onaya bagli olarak yapiliyordu ve ithalat mallari icinde tuketim mallarinin orani hicbir zaman yuzde 5'i gecmedi. Ithalat icin sadece sanayiciler cesitli devlet makamlarinda rekabet ediyorlardi. TL'nin resmi degerinin sisirilmesi sonucunda karaborsa doviz fiyatlari resmi doviz fiyatlarinin iki kati kadardi. Sanayiciler ithal ettikleri mallari ulke icinde satilabilecek mallara donusturken cifte kazanc elde etmis oluyorlardi.

"Doviz kuru politikasi sanayideki karlarin devam ettirilmesine katkida bulundugu gibi, idari bir tahsis mekanizmasi gerektirdigi icin, burokratlarin pazar uzerindeki kontrolunu de arttirdi. Dolayisiyla, bu politika Ithal Ikameci Sanayilesme duzenlemesinin temel dengelerini aynen yansitmaktaydi: Burokratlarin aracsal ozerkligi guclenirken, sanayiciler yararina bir transfer gerceklesiyordu." (Caglar Keyder, agy, s. 210)

Bu surecin en cok kaybedeni ise ihrac urunleri yetistiren ciftciler oldular. TL'nin degerinin sisirilmis olmasi ciftcilerin ticarette ugradigi zararlari gosterir. Ithalatcilar ucuza doviz alip karlarini artirirken, ihracat yapan tarim sektoru surekli zarar ediyordu. Ihracatin buyuk kismi da geleneksel tarim urunlerinden olusuyordu. Ornegin 1968-71 doneminde ihracatin yuzde 77'si tarim urunleriydi.

Ithalatin ihracattan surekli sekilde fazla olmasi yuzunden olusan dis finansman acigi ne ile kapatilacakti? Bu doviz acigini kapatmak icin kullanilan en onemli kaynak 50'den beri uygulanagelen ABD'nin Marshall yardimi programi ile saglanan kaynaklar oldu. Marshall yardiminin uygulandigi Yunanistan, Italya, Ispanya, Portekiz orneklerinde dis ticaret hacmi Turkiye'dekinden birkac kat daha fazla artis gosterdi. Turkiye'de ise ihracat/ithalat dengesi uygulanan doviz kuru politikasi sayesinde tarimdan sanayiye kaynak aktarmakta kullanilmisti.

"Turkiye'de ise 1969'a kadar her yil, odemeler dengesinde ihracattan sonra tek basina en buyuk oneme sahip kalem, ABD iktisadi ve askeri yardimiydi. 1969'dan sonra isci dovizleri ilk sirayi aldilarsa da, Amerikan fonlarinin onemi devam etti ve bu fonlar 1974'e kadar ticaret aciginin hemen yarisini karsiladi." (agy, s. 218)

1960'larin sonlarina dogru giderek onemi artan isci dovizleri sistemin daha once bir krize girmesinin onunu kesmis oldu. Bunun onemini Ithat Ikameci sistemin 70'lerin ortalarindan sonra icine girdigi krizi anlatirken aciklayacagiz.

Bu surecte ulkeye dogrudan yabanci sermayenin girisinin ise hemen hemen onemsiz oldugunu belirtelim. Burokrasinin yabanci sermayeye karsi isteksizligi burda onemli bir nedendi ama ulkedeki istikrarsizlik da yabanci sermayede bir isteksizlik yaratiyordu. Bircok ulkede uygulanan Ithal Ikameci politikalar icinde cok uluslu sirketlerin agirligi acisindan en "milli" kalmis olani Turkiye kapitalizmiydi.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 01-04-2008, 16:02
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi

"1970'lerin ortalarindan itibaren siyasi rekabet siddetlenmis, istikrarsiz koalisyonlar kurulmustu. 1971'deki askeri mudahaleden sonra parlamenter modelin yeniden tesisiyle, artik sosyal demokrasiyi benimsemis Ecevit'in CHP'si iktidara geldi. Ama bu MSP ile koalisyonu gerektiren istikrarsiz bir yonetimdi. Bir sure sonra bu koalisyonun yerini MSP dahil butun sag partilerden olusan ve 1977'ye kadar devam eden Milliyetci Cephe koalisyonu aldi. 1973-77 donemindeki siyasal rekabetin ve istikrarsiz yonetimin sonucu, huklumetlerin ekonomiyle ilgili hicbir radikal tedbir almayi istememeleri ve almamalari, bunun yerine butun cabalarini mevcut durumu ellerinde bulunan araclarla devam ettirmeye yoneltmeleriydi. Mevcut dengelerin devam ettirilmesi doviz bolluguna bagli oldugundan Demirel ve Ecevit hukumetlerinin baslica amaci doviz bulabilmek oldu.

Bu arada iki gelisme, Kibris olayi ve petrol fiyatlarinin artmasi, doviz bulmayi daha da guclestiriyordu. 1974 yazinda Yunan cuntasinin Kibris'ta sagci bir darbe duzenlemesi uzerine Ecevit hukumeti Kibris'in kuzeyini isgal etmeye karar verdi. Bu isgal beraberinde diplomatik duzeyde bir karisiklik getirdi; Batili devletler ve ozellikle ABD, Turkiye'ye hibe, yardim. uzun vadeli kredi ve askeri yardim adiyla verdikleri resmi yardimi kesmek zorunda kaldilar. Ayni zamanda, dunya para krizi denen konjonktur de ABD hukumetinin tek tarafli transferleri devam ettirme gucunu ciddi bicimde azaltmisti." (agy, s. 227)

Ithal Ikameci Sanayilesme Modeli politik sureclerin ve dunya petrol fiyatlarinin yukselmesi ile uygulanma kosullarini yitirmisti. Dis aciklari kapatmak icin kullanilan yardimlar kesilmisti. Isci dovizleri de uygulanan kur politikasi nedeniyle giderek azaliyordu. Isciler kur politikasi nedeniyle surekli kaybettiklerini anlayinca doviz aktarimlarini azaltmaya ve doviz yerine urun getirmeye basladilar. Yine de isci dovizlerinin krizin boyutunun aciga cikmasini engelleyen bir kurtarici ozelligi vardi. Isci dovizleri olmasa belki de sistem daha erken tikanacak ve 1980'deki gibi sert bir politika degisikligi yerine himaye altindaki Turk ekonomisi asamali olarak dunyaya acilacak ve kucuk bir sokla sanayicilerin ranti azaltilarak daha optimal cozumler gundeme gelecekti. Bunlar olmayinca 1980 sonrasindaki agir cozumler gundeme geldi.

Uretim artisi 70'lerin ikinci yarisindan itibaren giderek azaldi ve 79'da artis yerine sadece azalma yasandi. Buna karsin ucretler hala yukselmeye devam ediyordu.

"1977'den 1978'e sanayi uretimi sadece yuzde 3.6 oraninda artti. 1979'da ise yuzde 6 azaldi. 1980 yilindaki sanayi uretimi 1978 suzeyinden yuzde 10 daha dusuktu. Uretim duserken, ucretlerin sanayi katma degeri icindeki payi ya artti ya da ayni kaldi. 1974 ile 1976 arasinda, ucretlerin sanayi katma degeri icindeki payi yuzde 27'den yuzde 31.7'ye cikmisti. Bu rakam 1978'de yuzde 37.7'ye yukseldi. 1979'da ise yuzde 37.3'du." (agy. s.232)

Dovizin bu kadar kontrol altina alinmis olmasi ve ithalat uzerindeki kisitlamalar ayni zamanda kacakciligin ve karaborsanin patlamasina da yol acmisti. Sanayiciler Avrupa'daki Turk iscilerinin tasarruflarini ve uyusturucu madde ve diger kacakcilarin elindeki dovizi resmi kurun uzerinde fiyat odeyerek satin almaya basladilar. Uretimin devam etmesi icin gerekli olan mallari da kacak olarak ulkeye sokmaya basladilar. Boylece buyuk bir rant pazari ortaya cikmis oldu. Mal kitligi, karaborsa sayesinde buyuk bir rant kapisi yaratti. 1978-79'daki Ecevit hukumeti devletin urettigi ara mallarini ve bazi ithal girdilerini dogrudan tahsis ederek, pazar mekanizmasini devreden cikarmaya calisti. Bu beceriksizce girisim gelismekte olan rant ekonomisini tumuyle kontrolden cikardi.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 01-04-2008, 23:44
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi

Caglar Keyder'in kitabinin son bolumune geldik. Kitap 80 darbesi sonrasinda uygulanan ihracata dayali ekonomiye girmiyor. Uygun kaynak bulursam 80 sonrasini da bu sekilde islemek istiyorum.

Kitabin son bolumu "Burjuva Ideolojisi Neden Yukselemedi?" basligi tasiyor. Aslinda bu bolumden iki uzun alintiyi yazinin ilk bolumlerinde vermistim. Cumhuriyetin kurulus sureci, sartlari ve burjuvazinin burokrasinin hegemonyasi altinda gorece rahat bir gelisme surecini bastan kabul edisi seklinde kisaca ozetleyebilecegimiz bu surece iliskin son bir alintiyla konuyu ozetleyelim.

"Demek ki, politik liberalizmin ortaya cikmasini onleyen tek faktor, ic pazara donuk bir sanayilesmenin beraberinde getirdigi populizm engeli degildi. Burjuvazi, iktisadi konumunu askeri bir zafer sonrasinda edinmis gudumlu bir kapitalizmin sartlari altinda olgunlasmisti. Pre-kapitalist guclerle siyasi mucadeleye girmek zorunda olmaksizin, sinif olma statusune ancak devlet vesayeti altinda erismisti. Feodal bir toprak sahibi sinifla catismasina gerek olmamasi ve gayrimuslim burjuvaziden hazir devraldigi konumlara yerlesmesi cumhuriyet burjuvazisinin isini son derece kolaylastirmisti. Burjuvazi hantal bir burokratik gelenege karsi mucadele etme ihtiyacini ancak Ikinci Dunya Savasindan sonra hissetti; fakat bu mucadele, siyasi demokrasiden cok pazar ozgurluklerini elde etmek amacini tasiyordu. Ithal ikameci sanayilesmenin gerekleri, burjuvazinin bu kez populizm cilali devletciliginsagladigi rahata kavusmasina izin verdi. Turk burjuvazisi hicbir zaman devlet ile ekonomi arasindaki siki iliskileri toplumun gozunden saklamayi amaclayan bir ideoloji gelistirmedi. Tersine devletci bir ekonomin ve kisitlayici bir siyasi sistemin kacinilmazligini kabul etti ve benimsedi." (Caglar Keyder, agy, s. 242)

Turkiye burjuvazisinin diger orneklere benzer bilindik bir demokratiklesme programi bayragi tasiyarak one cikamamasina degindikten sonra 1960-80 arasi ekonomik gelisme surecinin politik arenadaki gorungulerine gecelim.

Burokrasinin tek basina hakimiyet surdurdugu donemden beri politik catisma yukardan asagiya reformculuk ile piyasa liberalizmini destekleyen ve geleneksel cemaat baglarini savunan bir populizmi karsi karsiya getirdi. Baslangicta devletcilik politikalarina karsi cikan DP, iktidara geldikten sonra devletci ve kalkinmaci bir politikanin ulke gereklerine uyacaginda uzlasti. Sorun sadece devletciligin nasil olmasi gerektigi uzerinde oldu. DP'nin populizmi 60 sonrasindaki merkez partileri AP ve CHP tarafindan da aynen tasindi. Ithal Ikameci politika siyasi arenada boyle bir politik tutuma fazlasiyla izin veriyordu. CHP klasik burokratik tutumundan bir olcude siyrilip sosyal demokrat soylemi ile bu zemine kayarken, AP de geleneksel kucuk uretici ve koylu kesimlere yonelerek, DP'nin bir ardili imajiyla, ayni seyi yapti. Ancak merkezde ortaya cikan bu guclu populizm sayesinde bu partiler nerdeyse birbirinden ayirt edilemeyecek kadar benzesmis durumdalardi.

Bu donemde sermaye birikiminin tekellesme sureci onemli toplumsal sorunlar yaratti. Bunlar uc ana eksende toplanabilir. Birincisi cografi olarak iktisadi farklilasmalarin artmasi oldu. Istanbul, Izmir ve Adana-Mersin gibi belli bolgelerdeki gelisim ile ozellikle Dogu ve Guneydogu'daki iktisadi gelisim arasinda buyuk farklar ortaya cikti. Ikincisi kucuk sehirlerde geleneksel toplumsal dengelerin alt-ust olmasiydi. Istanbul, Izmir, Adana gibi merkezlerdeki buyuk sermaye gruplari kucuk sehirlerde olusturduklari uretim ve dagitim sebekeleriyle bu sehirlerin geleneksel esrafin statulerini alt-ust ettiler. Ucuncusu ise gecekondu hayati denilen yeni bir olgunun ortaya cikmasi oldu. Bu da sehirlere yepyeni sosyal, siyasal ve kulturel ozelliklerin yerlesmesine yol acacakti.

"1970'lerin sonundaki siddet doneminde radikal akimlarin tabani yukarda tanimlanan uc eksene tekabul eden toplumsal tabakalardan kaynaklandi. Bu akimlarin destekleyicilerinin cogu, Istanbul, Izmir ve Adan sermayesinin denetimindeki yeni iktisadi modelle henuz yeni tanismis bolgelerden, kasaba ve kucuk sehirlerden gelen genclerdi; tercih edilen eylem yeri gecekonduydu. Ozellikle de kucuk sehirlerden buyuk kente gelen ve en yeni gecekondu mahallelerinin gencleri militan oluyorlardi." (agy. s. 250)

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 02-04-2008, 00:08
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Bir Sinifsal Analiz Denemesi

"1970'lerde sahneyi isgal eden radikal siyasi hareketler uc baslik altinda incelenebilir: Sol, fasist sag ve islamci sag. Ideolojileri resmi Kemalist ideolojiyle eklemleme acisindan. sol ve fasist sag, dini hareketlere gore daha az guclukle karsi karsiyaydi. Kemalizm icindeki kalkinmaci-milliyetci akim, solun anti-emperyalizmi icinde ifadesini bulmustu. Sol, sosyalist olmaktan cok anti-emperyalistti ve cogu Latin Amerika'dan mulhem olan gruplar, ithal ikameci Turk burjuvazisini "komprador" kiliginda sunarak milliyetciliklerini hakli cikariyorlardi. Bu yoruma gore, devlet ve toplum emperyalist merkezin verdigi destekle varligini surduren oligarsik-komprador bir ittifakin hakimiyeti altindaydi. Bu nedenle, acil olarak yapilmasi gereken emperyalizmle baglarin koparilmasiydi; boylece ic hakimiyet yapilari cokecekti. Oysa, yukarida tartistigim gibi, topra sahibi bir oligarsinin varligi iddia edilemzdi; ayrica da ic pazara donuk, devlet destekli burjuvaziye komprador demek cok zordu. Yanlis teshislerle yola cikan solun siyasi stratejisi de yanlis yonlendirilmisti; isci sinifina seslenis taktik bir ihtiyac olmaktan cok teroik bir zorunluluk gibiydi ve devrimin asil aktorleri sanki aydinlar ve ogrencilerdi. Sol, az gelismislik analiziyle, bilinen sosyalist amaclardan ayrilmasini mesrulastirip, anti-emperyalizm programi ile de devletci milli kalkinmaya oncelik taniyordu. Sol teorisyenlerin Marksist kaynaklarin mirasi uzerinde hak iddia etmelerine ragmen, solu Kemalist radikalizme baglayan surekliligi gormek hic zor degildi." (agy. s. 251)

"Yeni sol'un en onemli ozellikleri durmadan yeni gruplar dogurmasi ve bunun sonucunda ortaya cikan sekterligiydi. Esrarengiz farklarini militanca savunmalarina ragmen, cesitli fraksiyonlar bircok bakimdan birbirine benziyordu. Ilk benzerlik, genc tabanlari ve dava icin canini vermeye hazir, hissi usluplariydi. Ama sol radikalizmin daha da onemli bir ozelligi bir tur inanccilikti. Her fraksiyon, soylediklerinin tarihin durdurulmaz akisinin pek yakinda dogrulayacagi dogru cizgi oldugunu savunuyordu. Sol radikalizm bu platforma Kemalist ilkeleri farkina varmadan icsellestirerek, yani toplumsal muhendislige, "milli yarar"in yukaridan tanimlanmasina, ilerlemeye ve pozitivist bilime inanctan yola cikarak ulasmisti." (agy, s. 252)

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:39 .