![]() |
Kadının Tarihsel Yenilgisi
Kadın insanlık tarihi boyunca hep ezilen-sömürülen cinsiyet miydi?
Bir milyon yedi yüz bin yıl önce, insanlğa geçişte, insan soyunun ortaya çıkmasında; dişi cinsiyet başrolü oynamıştır. Soy kadının üzerinden gelişirdi, kadın önderdi, saygı duyulandı. O günden sonra da yarımız olan kadın, insanlığa, on bin yıl öncesine gelinceye kadar sürekli önderlik etmiştir. Fakat bu önderliğini hiçbir zaman karşı cinsiyet olan erkeği sömürmek için kullanmadı, kullanamazdı da. Çünkü bu Anacıl Düzenin hakim olduğu İlkel Komünal Toplumun doğasına aykırıydı. Çünkü insanlığın bu aşamasında sömürü diye bir olgu yoktu. Kadın gücünü ürettiğinden alıdı. Doğurganlığı, çocukların beslenmesi, korunması, bitki toplayıcılığı, tohum devşirmeciliği, ekim-biçim işleri, tane öğütmesi, hastalıklara ve yaralara bakması, ( Koca-Karı Tedavisi deyimi buradan gelir.) hayvanların evcilleştirilmesi kenara konulan şeylerle geleceği düşünebilmesi dikiş dikme, çanak çömlek yapması, ev tasarımı, köy mimarisi gibi tüm bu çabalar kadının erkekten üstün olması için gerekli olan özel becerilerdir. * Tabiatı gözleyen ve sırlarını ilk çözen kadındı. Kararları alan ve ilk tabuları belirleyen kadındı. Erkek ise , kadının bu üstün vasıflarını bilir, kadının buyruklarına boyun eğer, saygı duyduğu gibi ondan korkardı da. Anaerkil dediğimiz bu dönemde kadın kesin bir otorite kurmuştu. Soy zinciri kadın tarafından belirleniyor, çocuklar annenin kabilesinde sayılıyordu. Ana tanrıça, yani yaratılışın dişil yanı ile yaratılışın eril yanını betimleyen, her bir dönem sonunda ölüp yeniden dirilen tanrı inancı Anadolu, Mezopotamya, Kafkasya, Asya’nın bir kısmında etkin biçimde vardır. Ana tanrıça aynı zamanda toprağı simgeler, yani toprak dişi ilkedir (rahmi tarlaya/toprağa benzeten adlandırma). Toprağı dölleyen yağmurdur, yani yağmur/su erkek ilkedir (er suyu). Yaratılış, yaşam-ölüm döngüsü ile süremsel ve göksel değişimler arasındaki bağlantı önemlidir. Ana tanrıça, evrenin yaratıcısı ve doğurma gücüne iye yaşam veren imge olarak kutsaldır. İlkbaharla birlikte canlanan doğanın simgeselliğiyle betimlenen tanrıyla birleşmesi ve verimlilik sürecini başlatması gerekmektedir. Eril yan hem sevgili/koca, hem de oğul içeriği taşımaktadır. Uygarlığın doğuşu M.Ö *4000 ile 3000 yıllarına rastlar.Dicle Fırat’ın aşağı bölgelerinde insanlık uygarlığa ilk adımını *de atar. , neolitik’in tüm teknik ve kültürel yaratılarını yükselmenin malzemesi yaparlar. Sümerler ile birlikte; Uygarlığın teknik alandaki malzemeleri son derece hız kazanır. Tekne, tekerlek, karasaban, yazının kullanılması, heykel tıraşlık, arkeolojik kayıtlar, yün dokumacılığı- boyanması, ölçme sanatı, bentler, büyük su kanalları, öyküler, yasalar, antlaşmalar, antlaşmaların kil tabletlere tutanak edilmesi, ekim-biçim zamanının belirlenmesi için takvimin geliştirilmesi var. Üretimin yeniden örgütlendirilmesi ziggurat denen tapınaklarda Sümer rahipleri tarafından planlanıp yönetiliyordu. Alüvyon ovasında her yıl yenilenen ırmak milinden bol ürün alabilmeleri için ilkel tarım araçlarını tümden değiştirmeleri gerekti. Neolitik toplum birikimlerine dayanarak yüzlerce, hatta binlerce insanın emeğinin örgütlendirilmesi bentler, setler, büyük su kanallarının açılması hep rahiplerin yönetiminde gerçekleşti. Ürünün bolluğu rahiplere olan güveni arttırmıştı. Bu durumda önceleri kadına duyulan saygı Sümer rahiplerine geçmişti. Uygarlık tekniklerinin geliştirilmesiyle öncülük; kadından rahipler şahsında erkeğe geçmişti. Bu saygınlık rahiplere ayrıcalıklı bir konum kazanmıştır. Rahipler kadının öncülüğünü, kutsallığını, saygınlığını ve otoritesini devralırken, kadın ise gönüllü bir şekilde zigguratlarda, tanrıya hizmet adına fahişeliğe itilecektir. * Ürünün görülmemiş bir şekilde bol olarak elde edilmesi insan emeğinin bir sonucu olduğuna, inanmak güçtü. Bu olsa olsa tanrının bir işi, bir hediyesi olabilirdi. Yani gökyüzünde kurulu düzeni yer yüzündeki tezahürü olabilirdi. O halde bu kadar işi örgütleyip organize eden rahiplerde tanrıların seçilmiş, birer kulu, elçisi, temsilcileri veya sözcüleri olabilirlerdi. Düzen, tanrı düzeni, rahipler ise onun elçileriydi. Devletin ana rahmi olan zigguratlar ise tanrının kutsal evi olmalıydı. ( Camii veya kiliseler .. vb. ). Diğer toplumun çoğunluk kesimi yani emekçi halk ise *tanrının kulu veya hizmetçileri olmalıydı. Dolayısıyla Tanrı elçisinin yönetimi altında olmalıydı ki, ancak bu şekilde tanrıya yakın olabilirlerdi ve tanrı korumasında sayılırlardı. Karşılığında ona emeğini verecekti. En sıradan insandan rahip krala *kadar herkesin bunun böyle olduğuna inandı. İnsan ancak tanrının kuludur, rahipler tanrı adına yöneten; Toplum, tanrı adına çalışandı. Sonraları hizmetçiler arasındaki bu iş bölümü insanlar arasında bir farklılaşma yarattı Bu farklılaşma sonradan sınıflaşmaya dönüşerek tanrı düzeninin temellerini sarsacak çelişkiler yaratacaktır. Fakat bunlara ragmen sümerlerde kadın herşeyini kaybetmiş değildi. Ninhursag ve Enki’nin kavgasında kolektif ve özel mülkiyetin, ezen ve ezilenin kadınla erkek egemenliğinin kavgasını görmekteyiz. Bu kavgada erkek atak halindedir. Erkek egemenliğinin kesinlik kazanması ve kadını boyunduruk altına almayı hedeflerken, kadın ise, özgür konumunu saldırılardan korumaya ve yitirmemeye çalışmaktadır. Yani bir direniş içindedir. * Sümerler'de tek eşlilik vardı. Eğer kadın kendi görevini yapamayacak kadar yaşlanır veya hastalanırsa, ancak o zaman kadının izniyle kocası bir başka kadınla evlenebiliyordu. Bu konuda çok güzel bir metin edinilmiştir. Bir kadın kocasına ikinci bir kadını alırken şöyle bir mukavele yazmıştır: "Ben bu kadını kocama karı, kendime kardeş olarak alıyorum. Şayet benim koca beni boşamaya kalkarsa kardeşimi de alır giderim." Bu mukavelenin altına da şahitlere imza attırılmıştır. Mukavelesi olmayan nikah; nikah sayılmadğı gibi yapılan evlilikde evlilik sayılmazdı fakat bizde ise durum cumhuriyet dönemine kadar tam aksi şekilde süregeldi. Sümerli kadın, aşık olup kocasını seçebildigi gibi aynı zamanda ilk aşk şiirlerinin temsilciside ilan edilir.Tabletlere göre evlenmeden önce bakire olmadığını söylemeyen kadın boşanırken yarı tazminat alabiliyor. Bir çok tanrının varlıgına ragmen sistem kesinlikle laik. Ereşkigal( önceleri cehennem tanrıcası) , Aruru( enkiduyu yaratan), Nana( innina;aşkın yanında savaş ve tıp ilminin tanrıçasıdır ), Ninhur Sag( Kış bölgesi tanrıçası), Şullat ( Fırtına ve kötü hava habercisi tanrıça), Tiamat (Tuzlu su-tanrıçası) sümer kadın tanrılarından bazılarıdır. *Anaerkil sistemler demişken Amazonlardan da biraz bahsetmekde fayda görüyorum. Bu topluluk; . Tarihçilerin bir kısmına göre M.Ö. 12.Yy. da Anadoluda yaşadıkları, başkentlerinin Samsun, Terme olduğu varsayılıyor. Günümüz tarihçilerinin bazılarına göre ise,Yunanlıların Anadoluya gelişinden önce bu bölgede Anaerkil bir halkın yaşadığı, kadınlarının savaşçı ruhundan kaynaklı Amazonlar diye adlandırıldıkları düşünülmektedir. Yapılan son kazılarda Simerit gölünün derinlerinde bulunan antikkent kalıntılarının, Amazonlar ya da Anaerkil yaşayan topluluklara dair bulgular olduğu iddia ediliyor.( Simerit gölü, Terme sınırları içindedir). Amozonlarla anlatılan şeylerin çoğunun gerçeklikle ilgisi yoktur. Ana erkil toplumları, erkek bakışı yansıtarak tanımlanr genelde. Erkek egemen toplumda erkek yukarda kadın aşağıdadır. Erkek ezen, kadın ezilendir. Anaerkil toplumu da burdan çıkıp tam tersi sanılır genelde oysa kadının erkeği ezigiği hiç bir dönem yaşanmamıştır bilakis ana erkil toplum kadın ve erkeğin en eşit ve insanı ilişkiği kurduğu tek toplum biçimiydi. Erkek egemenliğine direnen bir kadının varlığı, o dönemin dünyasını dehşete düşürmüştü. Boyun egmeyen bir *diger toplulukda Amazonlardı tabi. Ataerkil sisteme geçişle de, amazonların erkek kestigi, erkek bebekleri öldürdükleri tarzında binlerce uyduruk hikayeler yazıldı çizildi. Bir başka örnekde Güney Amerika’da, bazı Afrika kabilelerinde, bazı aborjin yerlilerinde vb hala anaerkil yapının devam ettigini belirtmemizle sonlandırılabilir. |
Re: Kadının Tarihsel Yenilgisi
*Anaerkil sistemleri anlamaya çalıştıktan sonra Nasıl oldu da kadın alt oldu? sorusu ile devam ediyoruz
*İnsan soyunun sürmesinde en temel işlevi gören (üstlenen) kadın, ne yazık ki bundan on bin yıl kadar önce, insanlığın Orta Barbarlık Konağında (Çoban Toplumu Aşamasında, Sürü Ekonomisine geçişte) Toplumun en önemli maddi zenginliğini meydana getiren evcilleştirilmiş hayvan sürülerinin, erkeğin yönetiminde olmasından dolayı, o güne dek sürdürdüğü önderlik rolünü ve sahip olduğu önemi ve değeri kaybetmiştir. Maddi zenginliğin-ekonomik gücün erkeğin yönetiminde, bir anlamda eli altında, olmasından dolayı Toplumda ikinci plana itilmiş, ikinci kalite insan muamelesi görmeye başlamıştır. Kadının bu sebeple altedilişi, o güne dek varlığını sürdürmüş olan, her iki cinsiyeti de aşağılamayan, ezmeyen aneerkil düzenin de sonu olmuştur. Onun yerine erkeğin "efendi" olduğu *ataerkil düzeni geçilmiştir. Bu altüstlük, ilkel sosyalist toplumda açılan ilk gediği oluşturmuştur. Bu değişiklikle birlikte, aynı toplum içinde bir grup insanın başka bir grup insanı ezebileceğinin, sömürebileceğinin mümkün olduğu da görülmüş ve anlaşılmıştır. Sümerlerdeuygarlık yükseldikçe kadının özgür konumu giderek silinmiştir. Başka bir değişle uygarlık tarihi kadının kölelik tarihidir. Hatta kölelikten öte bir konuma düşürülmüştür. Öyleyse uygarlık erkek egemenliğinin kendisimidir? Eğer böyleyse erkek uygar, kadın ilkeldir demeye getirilmiştir. Babil’dekadının kaybedişi ölümcüldür. baş aşağı giden bir tarihin başlangıcı olacaktır. * Yüzyıllarca kadının önderliği ve kutsallığı neolitik dönemin sonunda yükselen Sümer uygarlığıyla birlikte giderek erimiştir. Sümer uygarlığında tanrı ile kullar arasındaki çizgi netlik kazanınca paralelinde ikinci bir çizgi daha belirginlik kazanıyordu. Bu çizgi kul erkek ile kul kadın arasındaki çizgidir. Burada kadın; hem tanrıların bir kul’u hem de kul erkeğin bir kul’u olarak ikili bir kulluk konumuna düşüyordu. Ninhursag şahsında tanrılar panteonunda temsil edilen kadın erkek tanrısı kurnaz “ Enki’yle’’ kavgaları büyük olduğu kadar genelde uzlaşmaya varır. Yani ikinci cinsin dengede olduğu bir durum arz ediyordu. *Kadın ve erkek arasındaki bu denge Babil’de kadın aleyhine *bozulacaktır, ve kadın kesin kaybedecektir. Babil kent olarak M.Ö 3300 yılında ortaya çıktığı bilinir. III. Ur hanedanlığı’nın çöküşüne kadar ikincil planda bir kent olarak kalır. * III. Ur hanedanlığı yıkılışından sonra Babil önemli bir ticaret merkezi haline geldi ve başkent unvanını kazandı. Tanrı Marduk ise kentin baş tanrısı olarak yer aldı. Babil yani *Bab-ı Lu ismi “tanrı kapısı” anlamındadır. Bu Marduk’un büyüklüğünü gösterir. Sümerlerdeki Ninhursag ve Enki arasındaki kavga Babil de Marduk ve Tiamat şahsında devam eder. Bu kavga Marduk’un üstünlüğü ile sonuçlandı. Tiamat şahsında kadın ölümcül darbe yiyip tanrı Panteonundan atılır. Kadın böylece önderlik konumuyla birlikte özgürlüğünü de yitirecektir. Bir çok toplum Mit’inde de bu kaybedişten bahsedilecektir. Hititlerde Telepinu ve Teşup şahsında Grekler de Apollon’un kadınlara üstün gelmesi, Roma’da Uberte ve Venüs’ün durumu diğerleriyle benzerdir. Yani bir çok alan da kadının kaybedişi ve düşüşü yaşanır. Bu ata erkil dönemde başlangıcının sembolik göstergesi oluyor. * Babil’den başlayarak bütün sınıflı toplumlarda çeşitli adlar altında kadın tanrıça konumundan öte kul, Köle hatta hayvandan da öte bir duruma düşecektir. Uygarlık geliştikçe kadın ezilip, büzülüp sinecektir. Hiçbir toplum sistemi bu düşüşüne engel olamayacak, hatta her gelen toplum bir tekme atacaktır. Bu durumda kadın Panteon’daki yerinden sonra toplumdaki yerini yitirmesi demektir. ( Cins ayrımı köleliğin derinlemesine nüfus etmesi anlamındadır. ) Sınıf baskısıyla erkeğin kadın üzerindeki baskısı aynı zamanda *içerisinde gelişmiştir. *Demek ki kadının erkek zulmüne uğrama tarihi aslında kölelik tarihidir. Kadın ilk sınıfsal baskıyı aile içinde erkek cinsinde görür, bu giderek siyasal – politik bir sistem olarak devlet düzeyinde kendini örgütleyecektir. Yani devlet kadını köleliği üzerinde şekillenmiş erkek egemenliğinin doruğu oluyor. Devlet büyüdükçe kadın küçülmüştür. Ve bu egemenlik erkekle, ezilmişlik kadınla sembolize olur, kadın erkek için bir hiçtir. İş aracı veya döl aracıdır. Kadın ancak baba erkilden koca erkile yer değiştirebilir, bunun ötesine geçmez. Kadın artık bir pazar malıdır. Hayvan, silah vb.. nesneler karşılığında değiştirile bilinir, sokağa bırakılına bilinir, atılabilir, baba evine geri gönderilebilir, öldürülebilir, satılabilir, hiçbir hak ve sözü yoktur. Erkeğin zulmü mubah ve müstahaktır, haklı ve yasaldır, töre ve adaletlere uygundur. Çünkü kadın zulmün her türlüsüne layık bir yaratık bir ucubedir, ne hayvan nede insandır, ne yapılacağı, nereye konulacağı pek kestirilemez, tehlikeli ve zehirlidir, zulüm ona bir kaderdir. * * * Tüm sınıflı toplum tarihi boyunca kölelik feodal, kapitalist toplumlar içinde, kadın hem aile hem de toplum içinde daha yoğun bir baskıya maruz kalır. Kapatılır, hapsedilir, üretimden, sosyal yaşamdan koparılır.emeği, bedeni sömürülür, onuru şerefi ayaklar altına alınır, dövülür, sövülür, erkeğin bakımına ve merhametine bırakılır. Gündelik yaşam ve toplumsal faaliyetlerde kadın, erkekten geri kalmamıştır. Tarihin tanık olduğu hiçbir özgürlük mücadelesinin dışında da kalmamıştır. Tarihin tanık olduğu hiçbir özgürlük mücadelesinin dışındada kalmamıştır. Aksine kaybettiği özgürlüğünü yeniden elde etmenin umut ve istemiyle daha derin ve baskılara rağmen bu mücadelerde daha çok çaba sahibi olmuştur. Hıristiyanlıkta, İslam’ın gelişiminde, Fransız devriminde, Sovyetlerin kuruluşunda hep kadının rengi vardır. Ama bütün bu büyük devrimler kadına ihanet etmiş hakkını gasp etmiştir. Musa’nın kitabı “kısır kadının terkini” ve eve kapatılmasını emreder. Hindistan kutsal metinleri de kadını tamamen özgürlükten yoksun kılar (bu kutsal metinlerin bir ürünü olan sati geleneği ki, günümüzde halen de *en acımasız bir biçimde sürmektedir. Kadının erkeğine sadakatini kanıtlaması için onun ölen kocasıyla yakılmasını emreder. Yakılmayı red eden kadın sadakatsizlikten dolayı öldürülür). Zerdüşizm de ahlak ve aile eniyle kadına yaşam güvencesi sağlasa da acı içinde yaşamasını önleyememiştir. Greklerdede kadın dışlanmıştır.Kendi sözleri ile kadının Greklerdeki yeri ve konumunu anlamaya çalışalım oysaki söz konusu kişiler bırakalım kadın adına insanlık adına ve bilim adına konuşan felsefenin öncüleridirler. Bunlardan ekleziast “kadını ölümden daha acı buldum” der. Pythagore “ düzeni, ışığı, erkeği yaratmış iyi ilke ve kaosu, karanlıkları yaratmış bir kötü ilkeyi birbirinden ayırır”. Erkek iyi ilkede yer alırken kadına hiç değinmemiştir. Hipocrate *“kadın erkeğin hizmetindedir”. *Diyerek daha iyi bir yaklaşım getirir. Demosthéné “meşru çocuklara sahip olmak için bir eş, iyi bakılmak için nikahsız kadınlar, aşk ve zevk için cariyeler olmalı” der. Kadın adına geçer söz hakkına sahip bu isimlerin kadına en iyimser yaklaşımın sahibi olduklarını da belirtmek gerek. Bu erkek egemenlikli yaklaşım sınıflı tarih boyunca uygarlıkla birlikte kar topu gibi büyümüştür. Roma hukukunun temelleri atılırken kadın göz ardı edilir. * İlkel roma hukukunda kadın erkeğin koruyuculuğundadır. “onlar asker ve savaşçı olmayacak kadar korumasız ve zavallı kimselerdir. Saraydakiler hem cinsleri ile *farklılık arz etse bile yine kaide değişmiyor. Kadınlar bir erkeğin himayesi olmaksızın yaşayamazlar. Hele roma da kadın için politik haklar hayal bile edilemez. Mülk sahibi olan bir kadın bunu politik bir güç için kullanamaz. Ancak bunu satın aldığı ve kendine bağladığı erkekleri politik arenada kullandıkları bilinir. Bunlar bile istisna örneklendirilirler. Hıristiyanlığın roma direnişi büyük bir örnektir. Hıristiyanlık kölelere ve kadınlara kısa ömürlü bazı özgürlükler sağlamıştır. Belirttiğimiz gibi özgürlükler kısa ömürlü olmuştur. İsa’nın kadına yaklaşımının pek net olduğunu söyleyemeyiz. Kaldı ki, Hıristiyanlığın ilk şehidi Magdelina adında fahişe bir kadındır. Kadının sürekli statü kaybı İsa’nın doğuş döneminde bir doğum aracı konumuna kadar indirgenmiştir. Hıristiyanlığın yarattığı özgürlük atmosferi büyük heyecan yaratmıştır. Kadınlar bu inanış uğruna kitleleri halinde büyük acılara göğüs germek zorunda kaldılar. Hıristiyanlığın Roma da üç yüz yıllık gizli direniş uykusu vardır. Bu dönemde azizler yanında bir çok azize de kurban edilmiştir. Ama diğer sistemlerden daha ağır bir biçimde Hıristiyanlık sonradan kadını açıkça düşman ilan edilmiştir. Saint PAUL “Hıristiyanlığın bu ileri gelen kişiliği erkek kadın için yaratılmamış, ama kadın erkeğe hizmet için yaratılmıştır” der. Hıristiyanlık devlet dini haline geldikten sonra ( M.S 300’lerde ) kadına yaşam şansı tanınmamıştır. Sakınılması ve korunması gereken şeytani ve ifridi bir güç olarak gördü. Kiliselerin tutumu daha da katıdır. Hıristiyanlığın doğumundan çok sonraları kilise papazları ve yüksek bilginleri kadına karşı savaş ilan eder. Ve kadını bir tuzak olarak görür. Kadın da ebedi baştan çıkarıcıyı erkeği günaha çağırıcıyı yani şeytanın yüzünü görürler. Kilisenin önde gelen rahiplerinden Tertulien “Kadın! Sen şeytanın kapısısın her zaman karalar ve paçavralar giyip olaşmalısın “ der Aynı konumdaki Saint Jean CRİSOSTOME *“ Bütün vahşi hayvanlar içerisinde en zararlısı kadınlardır” der. Kadından iğrenme ve nefret duygusu bu cinsin günah yuvası olarak görülmesi sonucu IX Papa Pie’nin 1845’te “ Meryem ananın cinsi temasta bulunmadan gebe kaldığı” doğmasını ilan etmesine yol açar. Bu ilanın ardından bakireliğe yaklaşımda biraz yumuşama olsa da bu bakirelik sürdüğü sürecedir. İslamiyet kavramının arap yarımadasında tezahürü ile kadının konumuda bazı yeni gelişmelere sahne oılmuştur. Farklı uygarlıkların ortasında bir ada gibi duran Mekke civarında son derece karanlık bir dönem yaşanmaktadır. Tek tanrılı dinin ve Hıristiyanlığın Ortadoğu’dan Avrupa ya yayıldığı bir dönemde Mekke’de hala putlara tapılmaktadır. Karanlık bir dönemdir. Kız çocukları diri diri toprağa gömülmüyor. Başı boş kızgın çöllere bırakılıyor veya kaybedilebiliyordu. Zaten bu nedendir ki, daha başında Hz. Muhammet savaşını cehalete karşı ilan etmiştir. Cehaletten kast ettiği ataerkil kabile ideolojisidir. İslamiyet kadına çok sınırlı bazı özgürlükler tanınmıştır. En azından dörtte bir olmak üzere mirastan pay verir ancak kadın gerçekten yoktur. Erkek dört eş alma ve üç taşla bir anda boşanabiliyor, saatlik evlilikler sayısız cariye almalar gibi alanlar da diğer sistemlerden farklı bir şey getiremez. Ancak erkeğin korunmasında ve erkeğin merhametinde kadın bir yaşam güvencesi verir. Bu durum Arap yarımadasında oldukça ileri devrim niteliğinde bir adımdır. *Bu anlamda Hz. Muhammedin kadına sağladığı özgürlüleri küçümsememek ve kendi koşullarında ele almak gerekiyor. * Kadın için gerçekten bir devrim niteliği taşır bu. Bir anlamda bunun için Muhammed kadına vefa borcunu ödüyordu diyebiliriz. Çünkü Muhammedin ilk ideolojik birlikteliği karısı Hatice ile başlar. Muhammedi Muhammed yapan bu birlikteliktir. Hatice olmadan Muhammed’in peygamberliği mümkün görülmemektedir. Yine bu yönüyle üstü örtülü olsa da Hatice Meryem in çok üstünde bir etkiye sahip ve tanrıça kadın kültürünü temsil etme durumu vardır. *Hz. Muhammet ile evliliklerinde ilişkileri çok anlamlı olmaktadır. Sevginin ötesinde Mekke resmi topluma karşı bir devrimdir. Buna rağmen İslamiyet de kadına saygınlığı verememiştir. Bir erkeğin boyunduruğundan başka bir erkeğin boyunduruğuna geçiş vardır. Oysa kadın İslamiyet’in hem kuruluşunda var hem de gelişimi için kanını dökmüştür. Kadın sonuçta bir kez daha uygarlığın hain yüzüyle karşılaşmıştır. Ve 19. yy... * Kapitalizm 1804 kanununun tanımladığı ailenin temelleri üzerinde gelişti. * 1804 kanununa göre “baba para kazanır ve yönetir. Kadın ise sülalenin devamını sağlar. Oğul mirasa konar. Kız çocuğu evlenerek kocasıyla birleşir”. Yani kız çocuğunun ne baba ne de koca evinde hiçbir hakkı yoktur. O zaman kız çocuğunun elinde tek serveti onun gelecek garantisi ve sadakatinin kanıtı olarak bekareti olarak kalıyor. Burjuvaziye göre kadın erkeğin oyuncağıdır. Kontratla da elde edilen taşınabilir bir maldır. Erkeğin eklentisidir. Genelde kapitalizm kadına karşı çok acımasız olmuştur. Kapitalizmde kadın bir başına emeğiyle yaşayamaz. Çünkü kadın hiçbir hakka sahip olmadığı gibi kendine de sahip olamamaktadır. Kadın emeğini erkeğin yarısına hatta daha ucuza satar. Geçinebilmek için kalanını erkekten dilenmeye muhtaç kılınmıştır. Koca sevgili veya bir başkası olsun kadın cinsiyetiyle ticaret yapmaya mahkum kılınmıştır. Mal haline gelen vücudunu yıpranmalar sonucu daha zor pazarlık yapılması bir yana kadınlar iki fuhuş arasında bir tercih hakkı vardır. Genel fuhuş ile tek kişilik arasındaki bir tercih. Kapitalizm kadını fabrikalarda çalıştırarak üretime kattık diyebilir. Kanunlar önünde kadınla erkeği eşit hale getirdik diyebilirler. Ama bu kadının çifte sömürülmesi durumunu değiştirmiyor.kapitalizm için esas olan kol emeğidir. Yani kar. Kapitalizm de kadın ve çocukların yer alma nedeni de budur. Yani kapitalizm’in kar’ı… onun için kadın kar getiren bir metadır. Pazar malıdır. Sömürü aracı. Ucuz emek demektir. Cinsel tatmin aracı, reklam aracı yani sözün kısası araç ve maldır.Tüm haklardan yoksun bırakılan kadın bitirilmiştir. Duygusuz bırakılın, emeği ucuza sömürülen, erkeğe araç haline getirlen hep kadın olmuştur. Giderek vücudunu ,cinsiyetini pazarlamaya zorlamıştır. Toplumda ancak cinselliğin, dişiliğinle iletişim kurabilrisn denmiş ve insan olmanın ötesine itilmiştir. |
Re: Kadının Tarihsel Yenilgisi
Günümüz anlayışlarına ithafen de ataerkil bazı deyimlere değinip, kadının *sömürüsünün tarihsel sürecini noktalayıp çözüm arayışları içerisine girmeye çalışacağız.
*Adem ve havva miti ile kadın erkeği yoldan çıkarıyor ve günah işlemesine neden oluyor. Bu da cennetten kovulmalarıyla sonuçlanıyor. Bu inanışta kadın suçludur. Onun içindir ki kadın tüm sistemlerde ötelenmiş, onuru çignenmiştir. Dahası taşlanmış, atılmış, yok sayılmış, sistemin öyle bir hışmına uğramış ki, tanınmaz hale gelene kadar akla gelmeyecek acılar reva görülmüştür.Aç, susuz, uykusuz bırakılışını,kamçılanıp işkenceler görmesini hiç saymıyoruz bile,bunlar zaten günlük uygulamalardır.Havva kovulurken sopa ardı sıra cennetten gelmiş ve günümüze değin sırtından sopayı eksik etmemiştir *"Kızını dövmeyen dizini döver” *denmesinin nedeni de Havva’nın hikayesine dayanır. Eğer Adem Havva’yı cennette dövseydi; Havva, Adem’e elma yedirmeye kalkmazdı. Onun içindir ki, bu gün kadın kandıran konumdadır. *Kadın annesi tarafından eğitilir. İyi bir kadın aynı zamanda iyi mal demektir. *“malın” çürük çıkmaması erkek için iyi bir yatırım demektir. Bunun adı “eş” tir. Para verilip satın alınan bir eş. Bu durum erkeğe kadın üzerinde dilediğini yapma hakkı sağlıyor. Zaten elin malıdır diye satılan kadına ailesi tarafından bir daha sahip çıkılmaz. Kocanın vicdanı ile kadını baş başa bırakırlar evlattan pek sayılmadığı için bir emanet gözüyle bakılan kız çocuğu, iyi bir terbiyeden sonra sahibine malı sapasağlam teslim edilir. . “emanete hıyanet olmaz”şayet malın başına bir hal gelirse bu o, aile için utanç kaynağı demektir. Bu utancın giderilmesi için kadını ortadan kaldırarak namus temizlendi denir. *Yine başka bir genel kanıda aslında erkek adamın erkek çocuğu olur.bu deyimde kız çocuğunun doğumu bir buzağının doğumundan daha önemli değildir.imalat hatası defolu mal gibidir.aile için fazladan boğaz ve masraf demektir.nasılsa sonuçta elle varacak.oğul versin diye ne kadar kutsal insan, resul, nebi, evliya, peygamber varsa yalvarılır ve tanrıdan merhamet dilenilir. Kocasını hoş tutmayan kadın ayrıca tanrınında hışmına ugrayıp potansiyel cehennem ehli ilan edilir. Zaten kutsal metinlerde de buna cevaz verilmiştir. Herhangi gecersiz bir sebebi, geçerli kıl ve al kumayı der gibi. Durum böyle oluncada erkek zihniyetiyle hareket etmeye başlayan kadın, erkek çocuğu olsun diye aşındırılmadık türbe, kocakarı ve şeyh ocağı bırakmaz. * “Kadından korkmayan Allah’tan da korkmaz”işte bu tabir kadını bitirmiştir dinlerin de desteğiyle. Çünkü kadına kuşku ile bakılmasını,ona güvenilmemesini getiriyor. Kadın bu derece korkulacak ne yaptı? Bu deyim aslında erkek için kullanılsaydı daha yerinde olmaz mıydı? Çünkü kendisini Allah yerine koyanların hepsi erkek değil midir? Firavun, Nemrut, Hitler buna örnektir ve tarihteki bütün zalimler gibi. Madem durum budur neden hala kadın korkulandır? *Kadının fendi erkeği yendi. Kusursuz yar arayan , yarsız kalırŞeklindeki deyimlerde kadının insanlık için ne menem bir şey olduğunu erkekler dünyasınca ortaya koyar. Erkek egemen sistemlr işlerine geldiği gibi kadını tanımlamışlarıdr." Yuvayı dişi kuş yapar" yada *" erkeği vezirde eden, rezilde eden kadınır" tabirleri arada biraz yumuşamayı ihtiva eder ve buda erkek zihniyetinin savaşçıl olduğunun göztergesidir. Çünkü onun dünyasında rekabet vardır, duyguya hisse, bir kadınınki kadar yer yoktur.Çıkarları ölçüsünde kendisine aşkı , sevgiyi, insanlığı , yaşamayı sunan varlığı yani kadını sömürmekten asla geri durmamıştır. * * *Şimdi soruyorum KADIN kimdir, nedir? Ve NE YAPMALI ? * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *(Mahir Birgül yazıları kaynaklık etmiştir çalışmanın geneli adına) edit : mahirb birgül rumuzlu üyemizin uyarısı; bu yazıların Xebat yazısı kaynaklı olduğu bildirilmiştir. |
Re: Kadının Tarihsel Yenilgisi
Kadin kutsalligi dinsel metinlerin her tarafindan adeta sizar. Butun simgesel ozellikler ters cevrilmeye calisilmis olsa da, aslinda erkek egemen kulturun bu arkaik simgelerle basedebilmesi cok guctur. Sonucta binlerce yilin mirasi vardir arkasinda.
Ornegin insanin topraktan yaratilmasi cok bilinen bir temadir. Ibrahimi dinlerin meshur Adem'i topraktan yaratilmistir. Bu tema aslinda anaerkil donemlere dayanan cok eski bir temadir. Toprak insan (Homo-Humus) Terra Mater (Toprak Ana)'dan dogmustur. Yerden cikan hersey canlidir, insan da yerin rahminden cikar. Olumden sonra topraga gomulme de bu anaerkil mitten kaynaklanir. Olum yuvaya, yani rahme bir donustur. Bazi yerlerde olulerin cenin sekli verilerek gomulmesi bu inanci daha acik olarak gosterir. Cocuklarin diri diri gomulmesine iliskin oldukca eski oykulerin temelinde de bu inanc yatar. Cocuklar Yeryuzu Ana'ya adanmistir. Hiristiyanliktaki, olum sayesinde yasama donmek temasi, ana ile butunlesme seklindeki cok eski inanclarin pagan geleneklerden suzule suzule aldigi yeni bir bicimdir. |
Re: Kadının Tarihsel Yenilgisi
*==Fakat bu önderliğini hiçbir zaman karşı cinsiyet olan erkeği sömürmek için kullanmadı, kullanamazdı da. ==
* * * * * Bu lafa kargalar bile guler |
Re: Kadının Tarihsel Yenilgisi
Dekora gerek varmı walla :wink:
Parağrafın tamamını iyi anlayamamışsın , ilkel komunal toplumlarda sömürü yoktu hersey ortaktı çünkü. Kadının efendi olduğu bir dünyada anacıllık söz konusudur. Ana olan sömürmez çünkü onun doğurkanlıkla edindiği bir büyüsü vardır. Bu büyü yaşamın ta kendisidir. Doğum ile ölüm arasında bu bağa tutunan kadın, yaşam verdiği cocuklarını sömürmez sömüremez. Ne zamanki coban toplumunda, sürü ekonomisine geçildi; işte o zaman sürülerin efendiliği erkeklere bırakıldı ve kadının altüst olacagı ilkel sosyalist düzende de ilk agır darbe tezahür etti. Artık mülkiyet yani maddi zenginlik söz konusuydu ve efendi olan erkekti. Erkegin iktidarı mulkiyetle ele geçirmesinden sonra ise kadın aşagılanan, sömürülen ve ikinci plana itilen oldu. İlkel sosyalist bu düzen yapılanmasında, erkek çobanlar ne yazıkki ataerkil sistemle binlerce yıl devam edecek başkasını sömürebilme anlayışını da, yaratanlar oldular. |
Re: Kadının Tarihsel Yenilgisi
Erkegin iktidarı mulkiyetle ele geçirmesinden sonra ise kadın aşagılanan, sömürülen ve ikinci plana itilen oldu.
Bu lafada kargalar bile guler. |
Re: Kadının Tarihsel Yenilgisi
Kargalarla sıkıntım yok istedikleri kadar gülebilirler, bana gerçeği gözlemleyip anlatabilecek baykuş gözleri lazım :wink:
|
Re: Kadının Tarihsel Yenilgisi
Saygideger meaculpa;
Kadın insanlık tarihi boyunca hep ezilen-sömürülen cinsiyet miydi?-meaculpa Yukarida ki sorudaki bakis acisi bile erkekseldir ve rekeksellik karakteri gosterir. Anaerkil sistemleri anlamaya çalıştıktan sonra Nasıl oldu da kadın alt oldu? sorusu ile devam ediyoruz -meaculpa Toplum ister anaerkil ister babaerkil toplum olsun dusunce yapisinda ve isleyisinde sadece erkeksellik vardir. Insanoglu yasamini surdururken, hayvani kendisine ornek almis, tecrube ve dusuncesinin temeline ona uyarlamistir. Dogal olarak insanoglunun dusunce yapisi erkeksel olmak zorundaydi, cunku aksi bilinci, saygiyi ve vicdani getirirdi-bunlar hem hayvanda yoktur hemde yasamdan dusuncenin dogalligi degil;uretimiyle kazanilir- INSANOGLU DUSUNCE URETMEK YERINE SADECE DUSUNCESINI KULLANMISTIR. Iste o nedendendir ki dusuncenin temeli ve kokeni ben ve benin verdigi ayrilmisligin orgutlenisi yani ayrimciliktir. Bu ayrilmislik, gucun kullanimini ve insanoglunun bolunmuslugunu ve hiyerarsiyle tanismasini hakimiyet zincirini ve erki getirir. YANI DUSUNCENIN DUSUNUSU HEGEMONYA,USTUNLUK VE SAHIPLIK ICINDIR.BU TESLIMIYETI SAGLAYABILMEK ICIN INSANOGLU TUM SOYUTLARI-BASTA TANRI VE DINI-ORTAYA ATMIS VE BU DUSUNCE SONUCU PSIKOLOJI ORTAYA CIKMISTIR. Hegemonya; erki, ustunluk; alti, sahiplik te kolelegi getirir. DILIN ILISKI KOKENI BILE EMIRE DAYANIR. Aslinda bu konu uzun uzun anlatilmasi gereken bir konudur.Ne kadar uzun ve detayli anlatilirsa;algilanmasida o kadar basarili olur. Şimdi soruyorum KADIN kimdir, nedir? Ve NE YAPMALI ?-meaculpa Kadin sadece fiziksel bir ayrilmisligin ayrimidir.Karakteri dusunce ve davranis yapisi ve kokeni erkekseldir. Erkek acisindan uzerinde hegemonya kurulmasi gereken,uzerinde ustunluk saglanmasi gereken,sahip cikilmasi gereken ve erkegin ihtiyac duydugufiziksel bir karsit olarak algilanir.Bu algi sahis bireylestikce,bilinclendikce, dogal dusunceyi sorgulayip nedenledikce,irdeledikce *ve insanlastikca degisir. Yapilmasi gereken dogal dusunce yapisindan once bireysel sonra evrensel olarak arinmak,kurtulmak, onu tarihin sayfasina gommek ve dusunen ureten dusuncenin ve onun insan ve insanliginin evrenselligini kurmak. Bu benim felsefemin temelidir ve dusunen dusuncenin kokenini alternatif olarak sunmaktadir-ki bu alternatifte -erkeksek ne ifadesi, ne fonksiyonu ne de islerligi olan-kisaca annelik denebilir-dusunce yapisidir. Ki bu dusunce yapisi temelde ayrilmisligi,parcaliligi degil,birlestirilmisligi, butunlugu sunar.Diger ozelliklerine de ben zaman zaman diger yazilarim da degindim. Bu insanin ve insanliginin ozledigi,arzuladigi yasam ve iliskiyi ve onun temelini veren dusunce yapisi erkekselligin getirdigi tum boyunduruk tutsakligindan arinmis ozgurlugu getirecektir. InsanOGLU'nun degil;insanin dusuncesi olacaktir.Boyle bir dusunceye bireyin hazir oldugu,hem bireyci akilciligin iflasi hemde insan ozunun su ustune cikmasi temelinde nesnel ve oznel olabilirlik tarihine girmistir. Bundan sonra-21.yuzyil-bunun olamamasi ve yasamsal gecen her zaman insanin aleyhine ve zararina islemektedir. Zaten onu de alinmazsa cok gec kalinmis olacaktir. Saygilarimla; evrensel-insan |
Re: Kadının Tarihsel Yenilgisi
hoca
türler arasındaki ilişkiye yeni bir boyut katmışsın... erkekselliği hayvandan düşünceye nasıl aktardın ??? |
Re: Kadının Tarihsel Yenilgisi
Saygideger metalheart;
Ben, insanoglu'nun yeryuzune nasil geldiginden degil;insanoglu'nun yerzununde oldugundan itibaren degerlendirecegim.Insanoglu vardi ve varsaydi. Daha onceki yazilarimdan hatirlanirsa, ben insanoglunun tekten degil; insan olarak ucten baslatmistim. Yani fiziksek olarak, erkek insanoglu, disi insanoglu ve ikisinin uretimi insanoglu. Insanoglu yeryuzundenyken yasam savasi tecrubesini hayvandan ogrenmistir.Alet kullanip,yapabilmesi ve sosyal bir klan kurabilmesi -hayvandan farkli olarak, dusunceyi dusunme ye tasiyabilmesi-nedenleme, sorgulama,irdeleme kisaca ingilizce reasoning denen kavram-gibi ozellikleri vardi. Hayvan yasamak icin oldurur ve genelde bencildir.Bu onun icgudusudur.Yasam tecrubesini de dogal bir surec olarak doga ile icice olan yasamindan almistir.HAYVAN,SADECE KENDI ICIN MUCADELE EDER.Dunyayi, dogayi,kendi cinsi disindaki canlilari sorgulamaz ve onunla yasamayi tecrubeyle ogrenir. ISTE INSANOGLUNUN DA ILK MUCADELESI BENCILDI,SADECE KENDI ICIN MUCADELE EDIYORDU.Bu mucadelede de tecrubesinin temelini hayvan davranis ve yasam mucadelesi teskil ediyordu. Zamanla bu reasoning yetisi onu hayvandan farklilastirdi. Birsey haric, DOGAL BEN, BENCILLIK OZU, HAYVAN YIRTICILIGININ DOGALLIGINDAN GELEN,ERK GUC HAKIMIYET VE SAHIPLIK YANI ERKEKSELLIK.iNSANOGLU DUSUNCESINI, DUSUNMEYE TASIRKEN, BU YETISINI-ERKEKSELLIK- HIC DUSUNCEYE TASIMADI SADECE BUNU-ONCE KENDI CINSINDE-KADINDA-UYGULADI,SONRA AILEYE,TOPLUMA, DUSUNCENIN DUSUNMESINE TASIYARAK;AYRILMISLIK TEMELLI VE AYRIMCILIK ICERIKLI EVRENSEL DUSUNMEYI GELISTIRDI. YANI HAYVANIN DOGAL YAPISINDA OLMAYAN, SORUN VE SOYUTU,KENDI DOGAL DUSUNCESININ DUSUNMESINE TASIYARAK, BUNU DOGAL ALGILADI VE KABUL ETTI.HALA DA-MAALESEF BU DUSUNMEYI DOGAL ALGILAYIP EVRENSEL TEMELDE SORUNU ORGUTLUYOR. USTELIK, BEN KOKENLI BIREYCI AKILCILIGIN 20.YUZYILIN BASINDA IFLAS ETTIGI HALDE, BUNA COZUM ARAMAK VE BU GELISTIRMENIN DOGAL DEGIL DE DUSUNSEL OLDUGUNU ALGILIYACAGI YERDE, DUNYAYI VE ONUN INSAN VE INSANLIGINI TARIHIN 1600 LERINE GOMME MUCADELESI VERIYOR. INSANOGLU SOYUT VERISINI VE YARATTIGI DUSUNSEL YAPISINI VE BUNUN EVRENSEL SORUN KOKENI VE TEMELINI ALGILAYAMADIKCA;INSAN OLAMAZ.ANCAK IFLAS ETMIS BEN CIKMAZINDA , GUNUN SONUNDA KENDI CINSINI DE YOK EDER. BENIM ALGIMA GORE INSANOGLUNU, HAYVANDAN AYIRAN SEY BEN IN SOYUT VE SORUNSAL ORGUTLENISIDIR-ERKEKSELLIK- INSAN ISE BEN OZUNUN, BIREYIN *DUSUNSEL TEMELINDE SONA ERDIRILMESIYLE ORTAYA CIKACAKTIR. Bu konuda ki daha detayli acilimi ben,Adem-Havva ve ayrilmislik felsefesi yazimda-ki koseden bulunabilir-vermistim. Saygilarimla; evrensel-insan |
Re: Kadının Tarihsel Yenilgisi
Saygideger arkadaslar;
Anaerkil toplumdaki kadin, insanoglunun dogal gelen dusuncesini erkeksel olarak orgutlemis; erkegi ve erkekselligi algilayacak ne tecrubesi ne de bilinci olmadigi icin; Yine ayni dogal dusunceyi gucle birlestiren erkege, iktidari teslim etmistir. Tarih sahnesine bir daha da cikamamis, bu orgutlenen dogal dusuncenin dusunsel dusunme uretimene teslim olmustur. Ya da feminizm, lezbiyanlik gibi erkeksellik dusunme karakteri-ayrimci,distalayici- iceren dusunceleri davranisa tasiyarak, ya erkegi karsisina almis ya da ona ustunluk kurma davranisina girismistir. Yani erkege kaptirdigi iktidarla yine erkeksel temelde muhalefet etmistir.Aslinda dusunmeye cikmamis olan kadin dusunce yapisi-ki annelik-bu erkeksellik tabiatini ve karakterini dusunce ve dusunme den aritacak ve insan ve onun insanligi icin dusunceye tasiyacak olan yapidir. Insanoglunun erkekselligi, kadinla baslamis, yine kadin eliyle insansalliga donusturulecektir. Ben, benim felsefemin islerligi konusunda fiziksel erkekten ziyade fiziksel kadina daha cok guveniyorum. Sonucta anneligi yasayan ve erkek karsitina karsi, daha butunleyici, birlestirici ve beraber kilici davranis sahibi onlar.Ustelik, erkegi de doguran ve yetistiren onlar.Onlar bu bilince varirsa; yetistirecegi erkekler de bu bilincle yetisecektir. Saygilarimla; evrensel-insan |
Kadının iktidarı erkeğe bilinçsizce teslim etmesi gibi bir söylem gerçeklerle bağdaşmaz. Anaerkil sistemin nedeni,kadının doğurgan olması nedeniyle soyun devamlılığı için varlığının doğal bir üretici güce sahip oluşundan kaynaklanır. Ataerkil dönüşüm ise hayvancılık ya da yerleşik hayatta varolan kadın soyuna dayalı sop ilişkilerinin ve çeyiz değiş tokuşunun neden olduğu doğrudan bir sonuçtur. Yani üretimin artışı ile birlikte ortaya çıkmaya başlayan üretim ilişkileri kendi iç çelişkilerini üreterek ataerkil düşünsel ve toplumsal yapıya dönüşümü otomatik olarak ortaya çıkmıştır. Erkeksellik diye bir metafizik kavram üretim ilişkilerinde bulunmaz. Aterkil sisteme ve uygarlık aşamasına geçiş zaten bahsedilen erkeksellik durumunu ve de erkek ile kadın arasınsaki cinsel ve toplumsal çelişkileri yaratmıştır. Tarihe bu şekilde tersten bakmak ve olguları kafadan atma soyut kavramlara dayandırmak idealizst çelişkilerin ve egemen düşüncelerin yansımasından öte bir anlam ifade etmez. Feminizm gibi dolaylı tepki hareketlerini erkeksi olmakla yargılamak idealisttir. Kadına yüklenen bütünleyici annelik niteliğine karşı,erkeğin dıştalayıcılığına özenme etiketi de erkeğin lehine ve kadını sorumlu tutan ataerkil ahlakın bir başka entellektüel maske altında sunumudur.
|
Ustunluk varmi?
Saygideger chaos;
Anaerkil toplumda, kadin; erkege bir ustunluk kurmusmudur, kurmamismidir? Dusunce ve davranisinda erkegi kendinden ayirmismidir, ayirmamismidir? Eger boyle bir ayrim ve fark yoksa; neden anaerkil toplum denmistir? Anaerkil toplumu erkegin"kabullenisinin" ve "boyun egisinin" temeli nedir? Neden erkek babaerkil topluma gecis geregi duymustur?-Teknik gelisme haric, dusunsel gelisme olarak- Son olarak; kadinlarin bir daha anaerkil toplum kuramayisinin nedeni-teknik gelisme haric-nedir? Erkeklerin musade etmeyisimi, kadinlarin "teslimiyetimi"veya? Saygilarimla; evrensel-insan |
Sanırım okuduğunuzu anlamaya çalışmaktan ziyade kendi düşüncelerinizi sürekli tekrarlamaktan zevk alan bir yapınız var evrensel-insan
Yukarıda anaerkil den ataerkil e geçiş sürecini anlattım ama yine benzer sorularınızı cevaplandıralım,umarım bu sefer algılarsınız. Kadının teslimiyetçiliği metafizik bakış açısı ile ona yüklenen doğasından gelme bir niteliği değildir. Ataerkil ahlak kadına teslimiyetçi olmasını dayatmıştır. Gelelim bunun nasıl oluştuğuna ve iç dinamiklerine. Anaerkil dönemde baskın olan komünal yaşamdır. Mülkiyet ilişkilerinin belirginleşip sınıfsal nitelik kazanmadığı bir yaşam biçiminde erk e ve erk in otoritesine doğrudan dayatma yoluyla ihtiyaç duyulmaz. Ana erkil sisteme ana erkil denilme nedeni soy un anneye dayanmasıdır. Anne yani kadın doğurduğu, ilkel dönemde cinsel baskı ve evlilik öncesi cinsel perhiz olmadığı içinde erkeğin çocuk oluşumundaki etkisi uzunca dönem bilinmemektedir. İnsanlar sex yaparlar bu büyümenin göstergesidir ve kutsaldır toplumca onaylanıp destek olunur,kadınlar da doğurur. Aradaki ilişki bilinmediğinden soylar ve sop lar kadına göre biçimlenir ve de kadın kutsaldır tabiatdır. Yani kadının kutsallığı ve doğurganlığı nedeniyle anaerkil denir yoksa elinde kılıç dediği dedik astığı astık kestiği kestik kadınlar yoktur ortalıkta. Erkeğin görece düşük seviyesi doğumdaki etkisinin bilinmeyişinden ve bunun doğal sonucu olarak akrabalık ilişkilerinin kadın soyuna dayanması nedeniyledir. Ancak komünal yaşamda otorite yoktur mistik bir saygı söz konusudur. Toplumsal kararlarda, göçlerde, olası rakip kabilelerle çatışma ve savaşlarda yaşlılar veya yine erkeklerden kurulu saygıdeğer kişiler etkindir. Ancak bu kişilerin seçimini ve ilişkilerini kadınlara bağlı sop ilişkileri belirler. İlkel toplumlarda erkeğin bir de dezavantajı mevcuttur. Fiziksel güç. Özellikle tarım ve hayvancılığa geçildiğinde kutsal olan ve erkeğin bağlı olduğu sop a üretimde katkı sağlama zorunluluğu bazı çelişkiler yaratmıştır. Örneğin her erkek kutsal olan sop un devamlılığı için tüm kızkardeşlerine kendi ürettiğinden önemli pay vermek zorundadır. İşçi konumudaki erkek ne kadar çok ise o sop un üretimi artarken,kız çokluğunda erkeklerin bağlılığı artar. Çünkü bir erkek herhangi anlaşmazlıkta evli olduğu kadın tarafından sop dan atılabilmektedir bu noktada bir hakka sahip değildir. Eğer bir erkeğin aynı anneden 3 4 de kızkardeşi varsa hepsine çeyiz payı ayırmak zorundadır. Bir kızın 3 4 erkek kardeşinin olması ise onun iyi bir çeyizi olacağının göstergesidir. Bu pay verme durumu hayat boyu sürer. Ancak sadece sopbaşı olan ve ana soyundan gelen bir erkeğin birden fazla kadın ile evlenme hakkı mevcuttur. Bu da sopbaşına karıları vasıtasıyla gelen pay lar vasıtasıyla daha fazla rahatlık sağlar. Sopbaşı ölünce yerine aynı sop dan yine başka bir erkek gelir ve hiç bir hakkı kendi öz çocuklarında kalmaz. Ancak bu soplar arası evliliğin geçerli olduğu aynı sop dan evliliğin ise yasak olduğu (hepsi aynı kadının aynı totem in çocuğu dolayısıyla kardeş sayıldığından) anaerkil dönemde sopbaşı kendi kızkardeşinin kızı ile kendi oğlunu evlendirmenin bir yolunu bulabilirse sahip olduğu mülkiyyet artmaya başlar. Kızkardeşlerine göndermesi gereken tüm pay bu evlilik vasıtasıyla kendisine geri döner. Ayrıca bu tür evlilikler sopbaşının ölümünden sonra da kendi öz çocuklarının toplumsal konum elde etmesine ve yüklü pay alabilmesine olanak sağlar. (Bu konuda bknz: Bronislaw Malinowski-İlkel Toplum) |
Böylece evliliğin belli bir gruba özel zorunlu uygulamaları ile bir sınıf oluşmaya başlamıştır. (Cinsel perhiz geleneğinin ve ilk sünnet uygulamalarının bu zorunlu evliliği gerçekleştirebilmek için dinsel ayinler eşliğinde bu iki çocuğa uygulandığı düşünülmektedir.)
Erkeğin iş gücü ise hali hazırda kadının kutsal varlığı ve erkeğin emeğini sömürmesi nedeniyle önemli bir şekle bürünür. Örneğin böylesi bir tarım ya da çobanlığa dayalı hayvancılık toplumunda anaerkil sistem kadını kutsasa ve yaşamın kaynağı ve sop un devamlılığı olarak görse de, kadın masraf, erkek üretici olacaktır. Hatta erkek evlat arzusunun kök ü ataerkil sistemden öncesine dayanır bu nedenle. Bu sınıf zenginleştikçe,iktisadi çıkar maksatlı cinsel perhiz yaygınlaştıkça erkeğin çocuk oluşumundaki rolü de anlaşılacaktır. Kıtlıklarda felaketlerde zor duruma düşen topluluklarda daima ezilmek durumunda kalan ve işgücü ve koruma dışında toplumsal yetkesi bulunmayan erkek zamanla arttırdığı üretim tekniği vasıtasıyla kadınan doğurgan kutsanmışlığına eşit hale gelir. Bu noktadan sonra eğer bir de savaş aşamasına gelip yağmacılık başlarsa erkek asker ve ganimet sağlayıcı olarak ataerkil üstünlüğünü kuracaktır. Tek yapması gereken soy un devamklılığı için kadının doğasında varolan avantajı ele geçirmek olacaktır. Zaten ataerkil sistem bu ünvanı erkeğe verir vermez kadın hiçleşmiş,hatta bilimm gelişne kadar tersine çevrilmiştir. Tüm ortaçağ boyunca çocuğun erkek spermi olduğu düşüncesi yayılmıştır ve halk arasında hala buna benzer düşünvceler yaygındır. Soy un erkeğe geçmesi bu yolla sağlandıktan sonra,zaten sop ilişkileri de sınıfları yarattığındamn ataerkil otoriter hiyerarşi tüm kurumlarıyla yerleşmeye ve sınıflar arası savaşlar dönemi başlar. Kadınların artık anaerkil toplum kurabilmesi mümkün değildir. Soy a dayalı sistem sy ve aile devamının iktisadi yapısından türemiştir. Bugün birini diğerinden kutsal kılmaya lüzum kalmadığından birinin erk olması da gereksizdir. Ataerkil sistem anaerkil sistemin çelişkilerinden doğmuştur. Anaerkil sistem ataerkil sistem gibi otoriter ve mülkiyetçi olmadığı halde,olumsuzluklardan etkilenen erkekler olmuştur. Ancak bunun nedeni kadınlar değildir evllik ilişkilerini de dönüştüren üretim tüketim ve iktisadi çelişkilerdir. Ataerkil sistem de aynı nedenden bu sefer kadını ezer. İkisinin de ortadan kalkabilmesi için bu iktisadi çelişkilerle birlikte bu düşünsel yapının ortadan kalkması gerekir. |
Saygideger chaos;
Sanırım okuduğunuzu anlamaya çalışmaktan ziyade kendi düşüncelerinizi sürekli tekrarlamaktan zevk alan bir yapınız var evrensel-insan-chaos Yukarıda anaerkil den ataerkil e geçiş sürecini anlattım ama yine benzer sorularınızı cevaplandıralım,umarım bu sefer algılarsınız.-chaos Yukarida sizden verdigim iki alinti, bana nasil bir bilgiye sahip oldugunuzu ve sahip oldugunuz bu bilgileri ne duzeyde nedenleyip sorguladiginizi bana yeteri kadar algilatiyor. Ayrica verdiginiz tarihi bilgiler icin tesekkurler. Saygilarimla; evrensel-insan |
Neyin sorgulama neyin bilgi olduğunun evrensel ölçüsü değilsiniz sn. evrensel-insan.
Tamamen Öznel olan değerlendirmelerinize rağmen, tarihsel bağlamda kadın ve erkek arasındaki toplumsal çelişkilerin nesnel nedenlerine dayanmadan birtakım soyut değerlerle çıkarımlar yapmanızdan ötürü verdiğim cevaplara, bu kez de salt polemiğe dayalı indirgemeci sorularla yaklaşıp kendi fikrinizi hiç açma gereği duymadan kendi yargılarınız için kullanmanız nedeniyle bir nevi uyarıydı benimkisi. Eğer salt sizin fikirlerinizi ve öznel felsefenizi tartışacaksak karşılıklı yazışmanın hiç manası kalmaz değil mi? En azından bu öznel felsefenizin açılımı ne o sorulur. Ben de doğal olarak kadının kadın olma özelliğinin herhangi bir değişkenlik yaratmayacağını bahsettiğiniz durumun hem doğalında en başından beri varolan,hem de ataerkil ahlak yapısı ve üretim ilişkilerince içeriğinden boşaltılıp kutsal değerlere yükseltilen iki yüzlü bir kavram oluşuna değinmeye çalıştım. Çünkü anne-kadın ya da fiziksel güzel kutsal kadın kavramı değiştirici değil, kadına yüklenen de birşeydir. Bu idealize sıfatlar ne demektir dönüşümde etkisi nasıl olacaktır? Kutsamakla sevmekle gaz vermekle de olmuyor maalesef. Aptal ya da zayıf olduklarından ezilmiyor kadınlar, kadın olmaları da onları bu sebeple erkeğin elindeki hakimiyetten kadınlık özelliği vasıtasıyla kurtaramaz sorun daha köklerdedir. Ben her şeye rağmen sorularınızı yanıtlıyorum bir zahmet siz de anlattığım tarihsel bilgilere dair olumlu veya olumsuz görüşler bildirin ki öne sürdüğünüz felsefede samimi misiniz değil misiniz anlayabileyim. Çünkü tarihi değerlendirmelerde kadın mı üstünlük kurmuş,erkek mi, olmuş mu olmamış mı,böyle mi değil mi yaklaşımlarının dayatmacılığına sadece evet ya da hayır diye cevap verilebilir. Konumuz ise kadının tarihsel yenilgisi isimli başlıktır ve ben buna katılmadığıma dair görüşler bildiriyorum. Yenilen onun diğer yarısı da olan ve dolayısıyla da onun yenilgisinden direkt etkilenerek otorite esiri olan ataerkil erkektir de aynı anda çünkü. Oysa bahsettiğiniz kadın kutsalı ve bütünleyiciliğinin bir yanı da maalesef savaşçı,güçlü,etkin ve iktidar sahibi erkekler yaratmasıdır. Annelik ile. Çelişkilisiniz sözleriniz anlaşılmıyor. Anne olmakla kadın bilince kavuşmaz, zaten hep annedir tarihinde,doğasında. Erkekleri,kralları da onlar yetiştirmiştir. Ataerkil ahlak yapısına kadınlar çoğunlukla daha bağlıdırlar.Hangi kadın nasıl erkeği o bilince taşıyacaktır salt annelik ile bunu bağdaştırmak ne derece doğrudur? Hangi bilinç ve bilincin cinsiyete göre yansıması farklılık mı oluşturur? |
Polemik
Saygideger chaos;
Herkesin okumasina acik olan bir yerde, polemige girmek ne benim dusunceme, ne de senin dusuncene bir yarar saglamaz. Neyin sorgulama neyin bilgi olduğunun evrensel ölçüsü değilsiniz sn. evrensel-insan.-chaos. Ustelik yukaridaki alintida verilen ornekte oldugu gibi siz benim adima zaten yazilarinizda yorum getiriyorsunuz.Ben sizin yazilarinizi algiladim, sizde benim yazilarimi algiladiysaniz mesele yok.Birakalim da okuyucular okuyup kendi algilarina kendileri karar versinler.Yok"ben sizinle illa polemige girecegim"diyorsaniz; siz kendi basiniza devam edebilirsiniz. Benim sizi, yazmis oldugum yazilarla ne ikna etmeye ne de kabule yonlendirmeye yonelik bir girisimim yok. Ben fikirlerimi belirttim, arkasindan sizde belirttiniz. Size bir oneri, yazilarinizda bskalarina"uyari" yapmak yerine kendi dusuncenize ve yaziniza konsantre olmaniz bence, sizin dusuncenizi de degerlendirmenize yardimci olacaktir. Bu onerimi de degerlendirip degerlendirmemek tamamen sizin kendi dusuncenizin bir urunudur. Dusuncemin duzeyini, size oneri yapabilecek kadar da onemsemezseniz, onerimi de unutun gitsin. Saygilarimla; evrensel-insan |
evrensel hoca
national geographic channel ' da ''hayvanların seks hayatı'' adlı belgeseli izlemeni öneririm. yaptığın hayvan=>erkeksellik=>insan üçlemesi için faydalı olup bazı görüşlerini kesinlikle değiştireceğine eminim... |
Saygideger metalheart;
O dedigin kanal bende maalesef yok.Sen, seyredersem bazi goruslerimi degistirebilecegimi soyluyorsun. Ben o filmi seyredemiyecegime gore; soylermisin, sana gore hangi goruslerim degisebilir? En azindan senin getireceklerin konunun acilmasina yardimci olabilir. Saygilarimla; evrensel-insan |
Güncelleme
|
Saygideger arkadaslar;
Fiziksel erkegin karsiti, fiziksel kadinin, tarihsel yenilgisi; insanoglunun, tek dusunce karakterine sahip olan erkeksel karakterli dusunce ve davranista yatmaktadir. Saygilarimla; evrensel-insan |
Belki çoğunuz biliyorsunuzdur ama, bu sohbet bana yıllar önce bir hanımdan duyduğum bir kızılderili atasözünü anımsattı.
" Doğum yapan her şey dişidir. Kadınların ezelden beri bildiği kainatın dengelerini, birgün erkekler de anlamaya başladıkları zaman, dünya daha iyi bir dünya olmak üzere değişmeye başlamış olacaktır." Mohawk Kabilesi |
Evrensel insan
Sana iki adet topluma ait bilgi veriyorum. Birincisi anaerkil tarım toplumu : Diodoros bir Libya kavmini şöyle anlatıyor : “Tüm yetke her türlü kamu görevini yerine getiren kadınlara verilmişti. Bizde kadınların yaptıgı ev işlerine burada erkekler bakıyor ve bunları da karılarının söyledigi biçimde yerine getiriyorlardı. Erkeklerin savaş hizmetlerini yerine getirmelerine ya da yönetimde görev almalarına, kamu işlerinde çalışmalarına, kadınlara karşı seslerini yükseltecek gücü bulamasınlar diye izin verilmiyordu. Çocuklar dogar dogmaz, onları süt ya da yaşlarına uygun bir besinle doyurup besleyen erkeklerin eline bırakılıyordu. Hadi burada diyelim ki senin dedigin gibi kadın düşüncesi erkeksel. Ama bir başka toplum biçimi daha var. Aşşagıdaki alıntıladıgım toplumdaki düşünce nasıl acaba : Peder Schmidt ve çalışma arkadaşları ilkel toplumun üç temel tipini veya evresini ayırma geregi duyuyorlar. Birincisi etnolojinin bildigi en ilkel insanlar. Tierra del Fuego'nun en güneydeki kayalıklarının ve kanallarının arasında yaşayan küçük Yaghanlar; Patagonya ve Merkez Kalifornia'da yaşayan dagınık kabileler, kuzey Kanada'nın Karibu Eskimoları, Kongo ve Andaman Adaları pigmeleri ve güneydogu Avusturalya'nın Kurnaileri. Bu avcı, balıkçı ve toplayıcı kabilelerin etnolojik koşulları ataerkil ya da anaerkil olduklarını gösterecek bir yapı taşımıyor, daha çok cinsler arasında eşitlik hüküm sürüyor. Her cins kendine uygun işleri yürütürken kendine ait özel ayrıcalıklar veya kullanabilecegi özel haklar iddiasında bulunmuyor. Erginlik ritleri erkek çocuklara ve erkeklere kapalı degil, erkek ve kadın olarak da ayrılmamış, iki cins için de aynı. Ritler fiziksel biçim bozma ve mistik gizlerin aktarılmasını da içermiyor. Bu törenler basitçe gençler için egitim kursları niteliginde onların iyi anne ve baba olmasını amaçlıyor. Ögretimin temelinde özel kabile ve grup çıkarı yatmıyor, çünkü grup anlayışı o kadar gelişmiş degil. Tipik toplumsal biçim 20-40 anne baba ve çocuklardan oluşuyor, temel toplumsal sorun uyum içerisinde bir arada yaşamak, gün boyunca doyacak kadar yiyecek toplamak ve karanlık basınca birlikte hoş zaman geçirebilecek oyunlar bulabilmek. Şimdi ikisi arasında öncelik alttaki toplumlarda. Şimdi sana göre bu düşünce biçiminin erkeksel olması gerekiyor. Sence bu düşünce biçimi erkeksel mi. Bana senin sistemine göre izah edebilir misin. Dikkat etmen için tekrar yazıyorum. İkinci toplum biçimi komünal bir toplum ve ilk düşünce buralarda üretilmiş. Sana göre düşüncenin erkeksel olması gerekiyor. İkinci toplum biçimi ise hem anaerkil, hem de anasoylu. Kadın egemenligi var ve ikinci toplum biçiminden daha ileriki bir tarihsel aşamaya , tarım aşamasına ait. Daha ataerkiye gelemedik bile. saygılarımla |
Saygideger dilaver;
Herseyden once, erkeksel karekteristigin anlami; fiziksel erkekle paralel degil; erkek kromozomun karsiligi X ile paralel. X karakterinin ozelligi de ikilem ve karsitlik. Bu temelde, anne-baba sence bir ikilem mi? yoksa bir karsitlik mi? ya cocuk-anne veya cocuk-baba iliskisi? Aileyi meydana getiren en kucuk ucgen; anne-baba-cocuk, yani Y degilmi? Burdaki Y, X karakteristiginin sekillenisidir. Yani, Y; X'in fonksiyonu ve X'e gore ifade edilisidir. Erkek-kadin farki yok ise; anne-baba ayrimi nerden geliyor.? Neden, anne-baba; bu bir is bolumu ayrimi olmasin? Ustelik, orta da bir aile varsa; cocugu sahiplen me yok mu? Anne-baba ikilem ve karsitligi, cocuklarin egitimi hakkinda soz sahibi degil mi? Uyum icerisinde yasamayi; ne ve kim-kimler sagliyor? Ve ne ile?, iyi anne-baba olunmasina kim-kimler karar veriyor? "iyi" kavraminin icerigini kim-kimler ve nasil ifade ediyor?" Cinsler arasinda esitlik hukum suruyor" cumlesindeki, esitligin ifadesi ne? Bu toplumdaki karar mekanizmasi nasil isliyor? Butun, bunlar; Peder Schmidt ve arkadaslarinin; subjektif bir yorumu degil mi? Saygilarimla; evrensel-insan |
Bu başlığı görmemişim.
Emeğin için teşekkürler Mea ve diğer arkadaşlar. Print etmemde sakınca yok değil mi? Bu kadar uzun bir metni kağıt üstünde okumak isterim. |
Ben anaerkil dönemi komünal bir yaşam olarak değerlendiriyorum. Yani bir nevi ortaklaşmacılığın, cinsel eşitliğin ve özgürlüğün olduğu ama baskıcılığın, köleliğin olmadığı bir toplum olarak.
İkisi arasındaki geçiş sürecinin nedenini üretim fazlalığı mı oluşturmuştur? Bence bu sadece bir ara görüngü. Asıl neden emeğin, çalışmanın şart olduğu bir dönemin gelişmesi olmuştur. Bu emek ki, insanların daha önceki doğal yaşantılarına uymaz.(Daha önce avcılık ve toplayıcılık vardır.)Avcılık ve toplayıcılık insanlara tarımın ve diğer yaşam biçimlerinin insanlara yüklediği kadar bir yük ve zorunluluk yüklemez.Bir toprağa veya insana bağlılık gerektirmez. Daha sonraki dönem ise, insanlara bir zorbalıktır ki, insanlar daima rahata konmak, kaçmak ister. Kaçmak da, yerine başka insanların kendisi için çalışmasını sağlama zorunluluğu ile atbaşı gider. İnsanlar arasında bir kaçış(rahata konma) rekabetidir ki, şunlara sebep olur: 1-Güçlü insanın başka insanı iş yaptırmaya sebep olması, 2-Güçlü insanın refahı için, mala mülk biriktirme bilincinin oluşması, 3-Güçlü insanın mal mülk(yani sermaye) biriktirme amacıyla, aile içi evliliklerde söz sahibi olması. Ve böylece güçsüz insan ile güçlü insan arasındaki fark bir anaerkil-ataerkil geçiş dönemi içerisinde iyice artar. Aslına bakarsak herhangi bir ekosistem de yaşam şartlarının zorlaşması rekabete neden olur. Rekabet ise bir tarafın güçlenmesini ve diğer tarafın yenilmesini şart koşar belli bir zaman diliminde. Emek(o zamanlar da tarım vb. daha fazla uğraş gerektiren iş) o zamanlardaki işte yaşam şartlarındaki güçlük olmuştur. Yukarıdaki sıraladığım maddelerdeki, güçlü ve zayıf insanın oluşumu, ilk başlarda kadın ve erkek arasında olmamıştır. Evlilik denen kurum boygösterince kadın ve erkek arasındaki rekabete dönüşmüş, kadın boyun eğmiştir. Yaşam şartlarında herhangi bir zorluk olmadan meydana gelen üretim fazlalığı, bütün insanlar arasında eşit dağıtılır. Ama tarımın ve uğraş gerektiren bir yaşamın olduğu toplumda sermaye birikimine, mülkiyet duygusu gelişimine ve zincirleme olarak zorba evliliğin boy göstermesine neden olur. Bu aşamadan sonrasına faşist, zorba ataerkil dönem denir. Zorbalık üst üste binmiş şekilde görülür. En küçük boyutta kadın-erkek arasındadır, ikinci boyutta oymak başı(sop başı) biriken sermayesi ile sopa hükmeder. Miras hukukunu değiştirir. Oğlunu egemen kılar. Daha sonraki boyutta daha büyük boyutta köy ağaları köye hakim olur. Diğer boyutlarda şehirler, kaleler hep bir zorbanın başkanın varlığını gerektirir. Sonraki boyutta devlet gelişir. Devletten sonra imparatorluk vardır. Ama bütün bu boyuttlarda hep bir yetki sahibi, hükmeden, sözü geçen insanlar vardır. Bu boyutlar hep büyüme eğilimindedir. Zorbaca yönetilen hiyerarşik düzenin varlığını gerektirmiş. Bütün boyutlarda hep bir hükmeden vardır: baba, köy ağası-oymak başı veya muhtar, belediye başkanı, vali, bakan, başbakan, vezir, cuhmur başkanı, imparator gibi. İşte üst üste binme budur. Dikkat edin, oymak başından imparatora giden tarihsel süreçte hep iş bölümünde özelleşme, gelişme, çeşitlenme ve büyüme görülmüştür. Neden böyledir bu ataerkil güce, yönetene tapan sistem? İş bölümündeki bu gelişme ve büyüme özelliği bize göstermektedir ki, bu gidişin nedeni ekonomiktir, geçim araçlarının elde edilmesi ve kullanılmasındaki zorluktur. İş bölümü ne kadar gelişir ve çeşitlenirse, farklı iş bölümünde çalışan insanların(öğretmen, doktor, teknisyen...) birbirine bağımlılığı da artar. Birbirnden bağımsız yaşayamazlar. Birbirine bağlayan güç ekonomiktir diyebiliriz. Bu toplum sadece doktorlardan veya sadece öğretmenlerden oluşmaz. Ve her kurumda, kuruluşta, şirkette, bakanlıkta veya daire bir yöneten, müdür ve sözü geçen birisi bulunur. Mesela bir sınıfta bu öğretmendir, okulda müdürdür. Hastanede baş hekim veya başhemşire vardır. Milli eğitim müdürlükleri vardır. ilçelerde başkanlar vardır. İllerde vali ve devlette gene başkan vardır. İşte iş bölümünün gelişmesi ve hakim, hükmeden güç arasındaki birbirini destekleyen, kucaklayan ilişki budur. Kadının boyun eğişi(aile içinde, yani küçük boyutta) daha sonra üst üste ve iç içe geçmiş bir şekilde daha geniş insan kitlelerinin boyun eğişine kadar büyük boyutta gözlenebilmektedir. Peki ataerkil-anaerkil dönemde kadının erkeğe boyun eğişinin temek nedeni ne idi? Malk, mülk edinme, çalışmadan kaçma, çeyiz avcılığıyla sermaye biriktirme gibi ilişkiler idi. Kısacası temel neden ekonomikti, yaşam şartlarının zorluğuydu. Burada üstelik iş bölümünün ilkel bir şeklini görürüz. Peki bugünkü büyük boyutta, yani devlet sisteminde okul müdürü, hastane müdürü, vali, başbakan gibi hükmeden ve yöneten pozisyonundaki insanların varlılığının zorunluluğu ne idi? Buradaki iş bölümü çok daha gelişmişti. İş bölümü ile yöneten, hükmeden veya sorumlu pozisyondaki insanlar arasındaki ilişkinin ekonomik olduğunu 4 paragraf önce açıklamıştım. Kısacası bu sorunun cevabı da ekonomiktir, geçim sıkıntısı ve derdidir. O halde temel sorun ekonomiktir. Erkeğin kadına hükmedişi de, imparatorun imparatorluğa hükmedişi de böyledir. Bunlar bu şekilde böyle iç içe girmişlerdir. O halde sorun ekonomiktir. Geçim araçlarının üretimi için insanın insana bağımlılığıdır kısaca. Ayrıca bu bağımlılık babalarla, ağalarla, patronlarlai valilerlei belediye başkanlarıyla, cuhmhurbaşkanlarıyla, parti başkanlarıyla altlarında bulundukları kümelere hükmeder, yönetirler. Peki ne yapmalıyız bu bağlamda? Benim kişisel olarak düşümcem şudur ki, geçim araçlarının elde edilmesinde ve kullanılmasında insanın insana bağımlılığı yok edilmelidir. Avclıkta ve özellikle toplayıcılıkta böyle bir geçim aracı elde edilmesinde, bağımlılık yoktur. Ağaçtaki meyveyi koparmak için kimsenin kimseye bağımlılığı yoktur. İnsanlar sadece kendilerini daha başka şeylere karşı savunmak için küçük kümeler şeklinde yaşamışlardır. Ama kendi aralarında özgür, cinsel yönden bağımsız, gerçek eşitliğin ve sevginin olduğu bir yaşam sürmüşlerdir. Benim bu bağlamda tekrar kişisel görüşümü söylemem gerekirse: geleceğin insanları mühendisler olacaktır/olmalıdır. Geleceğin mühendislik ahlakı şu şekilde olmalıdır: iş bölümü ve bağımlılığın görülmediği üretim araçlarının tasarlanışı. Aslında insanlar kendilerini makineci üretim ve makine düşünce anlayışlarından bir nebze kurtarabilseler, bunun önemini farkedebilirler. Hatta şimdiden geçim araçlarının önemli ve acil olan birçok bölümü bu mühendislik anlayışı içinde tekrardan tasarlanarak, insanların anlayacağı, pratik bir şekilde insanlara sunulabilir. Bazı insanlar bu durumda "olur mu canım, öyle şey? Makineler, yüksek kapasitede üretim ve fabrikalar veya toplumsal iş bölümü olmadan insanlar yaşayamaz." diyebilirler.Onlar şimdilik diye dursunlar. Ben bu bağlamda mühendislik anlayışı nasıl olmalıdır, ona devam etmek istiyorum. Bu dedikerime en azından aklıma gelen birkaç örnek vermek istiyorum: yüksek kapasitelerde üretim yapan, iş bölümüne ayrılmış, karmaşık şekilde elektronikleşmiş ve makineleşmiş bir biyogaz tesisi yerine, bir veya iki kişinin evinin yanında, elininin altında kendi emek gücü ile kullanabilceği küçük ölçekli bir biyogaz üreteci kurabilir. Böylece, bu tür kullanımların çoğalması ile milyonlarca insan, bir boru hattına ve başka insanlara bağımlı olmaktan kurtulabilir. Bugünkü bilimin bu ve benzeri şeyleri gerçekleştirmeye çoğu alanda gücü yeter. Ve dikkatini bu alana çevirebilirse insanlık daha bağımsız üretilebilen geçim araçları tasarlayabilir. Birbaşka örnek olarak da biyolojik yoldan maden arıtımını örnek vermek istiyorum. Bugün madenler yüksek güçle makinaların ve gelişmiş iş bölümünün var olduğu fabrikalarda arıtılmaktadır. Biyolojik yoldan maden arıtımı ile, canlı hücrelere maliyeti sıfır veya sıfıra yakın denilebilcek bir miktarda arıtım gerçekleştirilebilmektedir. Bu tür bir yolda verim diğer yoldan biraz düşük olsa da, insanları yüksek devasal makinelerden ve zorba iş bölümü anlayışından kurtarabilecek gibi görünmektedir. Ulaşılması gereken hedef, bütün üretim ve geçim araçlarının kullanılmasında ve üretiminde her gereksinimin bağımlılık zincirinden(bir başkasına, bir başka kuruma veya bir fabrikaya olan muhtaçlıktan) kurtarılmasıdır. Burada sadece yazımın ve zamanımın el verdiği ölçüde bir-iki örnek vermekle yetindim. Daha başka örnekler de vermek mümkündür. Ama önemli olan, insanların dikkatlerini bu yöne çevirmeleri ve bu yönde derinleşmeleri gerektiğidir. Bu da ancak bilim adamlarının ve de özellikle mühendislerin dikkatlerinin bu alanda toplamaları ile olacaktır. Benim kişisel olarak bakış açım ve savunduğum dünya görüşüm budur. |
İşte tek kadın firavun! Ve döneminden sonra başa geçen erkek egemen sistemin tarihden izlerini dahi kaldırmaya çalıştığı Hatşepsut
Mısır'ın tek kadın firavununun Hatşepsut'a ait olduğu belirlendi. Mısır'da 1903 yılında bulunan mumyanın, tarihte bölgede hükümdarlık eden tek kadın firavun olan Hatşepsut'a ait olduğu belirlendi. Mısırlı ilkçağ uzmanı Zahi Havas, kadın firavunun kimliğinin mumyanın dişinden alınan DNA ve diğer bilimsel testlerle belirlendiğini belirterek "Bundan yüzde 100 eminiz. Mumya Hatşepsut'a ait" diye konuştu. Hatşepsut'un mumyası, 104 yıl önce Mısır'ın Krallar Vadisi'nde mezarlık alanında bulunmuştu. Ancak iki ay önce Kahire Müzesi'ne kaldırılan mumyanın kime ait olduğu şimdiye kadar belirlenememişti. Zahi Havas'ın geçtiğimiz yıl New York Metropolitan Müzesi'nde yaptığı konuşmada, Hatşepsut'un mumyasının Kahire'deki Mısır Müzesi'nin üçüncü katında, diğer binlerce malzeme arasında bulunduğunu söylemesiyle tartışma başlamıştı. Olayın aydınlanması amacıyla bir belgesel çeken Discovery Channel, Havas'ın bu bilgiyi doğruladığını açıkladı. Eski Mısır'da 18. Hanedan döneminde hüküm süren kadın firavunun annesi Ahmose (Ahmos/Yahmos) babası I. Tutmosis'ti. Barışçı bir politika izlemiş ktidarda bulunduğu zaman dilimi konusunda farklı görüşler bulunan Hatşepsut'un, en erken MÖ 1503 yılında iktidara geldiği, en geç MÖ 1445'te iktidarının sona erdiği sanılıyor. Uzun süren hâkimiyet yılları boyunca barışçı bir politika izleyen Hatşepsut, yalnızca isyan bastırmak için sefere çıktı. Kadın firavunun zehir içerek intihar ettiği iddia edilse de bu konuda bugüne kadar herhangi bir delil bulunamadı. Hatşepsut'un 22 yıl süren iktidarından sonra yerine III. Tutmosis geçti. III. Tutmosis iktidara gelir gelmez kıskançlığı nedeniyle Hatşepsut'un heykellerini ve mezarını yıktırmıştı. Bugüne kadar kadın firavunun mumyasının da yok edildiği düşünülüyordu. Mısır’da 104 yıl önce bulunan 3500 yıllık kadın mumyasının Kraliçe Hatşepsut olduğu, 1.80 cm büyüklüğündeki dişine yapılan DNA testiyle belirlendi. Dişleri çürük ve 50 yaşlarındaki şişman kadın mumyası, arkeologların uzun yıllardır çözmeye çalıştığı bir bilmeceydi. Mısır’ın başarkeoloğu Zahi Havas, "Dişler tıpkı parmak izleri gibidir" dedi. MISIR’ın başarkeoloğu Zahi Havas, 104 yıl önce bulunan ve üst soylu sınıftan şişman bir kadına ait mumyanın dişinden alınan DNA örneğiyle diğer bilimsel testler sayesinde, kimliğinin belirlendiğini açıkladı. Zahi Havas, mumyayı gazetecilere tanıttığı basın toplantısında, "Bundan yüzde yüz eminiz. Mumya, 3500 yıl önce ülkeyi yöneten Kraliçe Hatşepsut’a ait" dedi. Firavunlar Vadisi’nde Tutankamun’un da gömülü olduğu mezarda 1903 yılında bulunan mumya üzerinde yapılan incelemelerde, kadının kemik kanserinden öldüğü belirlenmişti. Havas, Kahire Müzesi’ne kaldırılan bu mumyanın, mezarın sahibi olan Hatşepsut’un "Sitre In" adlı nedimesine ait olduğunu sanıyordu. Ancak yıllar sonra sürpriz bir gelişmeyle mumyanın Hatşepsut’a ait olduğunu ortaya çıkardı. Firavunların vücut parçaları, ayrı kutulara konularak başka bir yerde muhafaza ediliyordu. Üzerinde Kraliçe Hatşepsut’un adının yazılı olduğu kutunun içinde bulunan azı dişi incelenince, mumyanınkine tıpatıp uyduğu görüldü. Havas, "Dişler tıpkı parmak izleri gibidir. 1.80 cm genişliğindeki bu dişi, bir dişçi ölçtü ve yüzde yüz mumyanınkine uyduğunu gördü" dedi. Hatşepsut’un mumyası, aynı yerde bulunduğu Tutankamun mumyasından bu yana Mısır’daki en önemli arkeolojik bulgu oluyor http://img518.imageshack.us/img518/8...iravun3ev2.jpg |
Sevgili K.C print yapabilirsin, hatta bir de büyüt öyle oku daha keyifli oluyor :)
Sevgili serdar ; öngördüğün mühendis zekası ve bilimadamlarının nesnel katkıları ile oluşturmayı hedefledigin o nadide günler için öncülümüz aydınlanma. Bilgi olmadan , o veri havuzu dolmadan , bilinçler tarihsel gerçeklikleri anlamadan ne yazık ki pek yol almak mümkün olmayacak. Bu yüzden yukarıda bir başka örnek verdim. Kadının tarihsel yenilgisine kurban giden, bir başka kadın... bir firavun... |
Tarımda anaerkil düzen yok mudur? Elbet görülür. Bu konuda "tarım geldi" o zaman ataerkil düzen vardır, şak" diye bir kesin sınır çizemeyiz. Böyle bir anlayış canlı sistemlerin yapısına uymaz, ona aykırıdır. Canlı sistemler(hücreler, insanlar, toplumlar, organlar, yaşam biçimleri) bir biri içine geçmiştir. Canlı sistemlerde "alışkanlık" özelliği vardır. Alışkanlık özelliği, bir şeyi ne kadar yaşayıp yaşamadığına veya bir şeyi ne kadar yapıp yapmadığını bağlıdır. Bir şeyi ne kadar çok yaparsa, başka bir şeyi yapmaya başladığında, o eski yaptığı şeyin etkisi bitivermez. O eski yaptığı şeyin freakansı(tekrar etme ve onu yaşama isteği) yavaş yavaş azalarak değişir. Bu bize esnek ve yavaş bir geçiş aşamasını andırır.
Ayrıca bu geçiş dönemi dünyanın her tarafında aynı dönemde olmamıştır. Ama gene de genel tarihlere baktığımızda M.Ö 6000-10000 arasında değişmektedir.(Tüm dünyayı kastediyorum.) Bu aralık biraz geniş olsa da, tüm insanlık tarihinde kısa bir aralıktır ve tarımın ortaya çıktığı ve geliştiği dönemle iki aşağı-beş yukarı çakışır gibi gözükmektedir. Ama bugün bile hala amazon ormanlarının içinde, günümüz insanlarından uzak kalmış, bazı anaerkil-çıplak-avcı insan topluluklarına rastlanmaktadır. Onun için geçiş dönemi için kimse bir tarih veremez, ancak geniş bir tarih aralığı verebilir. |
Alıntı:
|
Anaerkillik-ataerkillik dönemlerini bir birinden ayıran kıstaslara baktığımızda bunlar:
1- yaşam biçimleri, 2-ilişkileri, 3-geçim araçlarının üretim biçimleri ve 4-insanların ruhsal-bedensel yapıları ve işleyişleri olmalıdır. Bu bakımdan incelenmemiş bir eski kavimbilim kitaplarına veya yazılarına ne derece güvenilebilir, ne derece sağlamdır bilemiyorum. Peki o zaman neyi kıstas almalıyız? Sadece insanların üstbenlerini bize yansıtan ruhsal hallerini kıstas alamayız. Sadece kalıpçı simgeciliği ele alan bir araştırma da ne derece bilgi sağlar bilemiyorum. Ama tabii her araştırmaya saygımız sonsuz. O başka. Atatürk de kadınlara seçme ve seçilme hakkı verdi, o zaman o dönem de anaerkil bir dönemdi diyemeyiz. Veya bundan 3000 yıl sonra 20. yüzyılda TC'de Tansu Çiller diye bir kadın başbakan olmuş, o zaman Çiller anatanrıçaydı ve yaşam da anaerkildir diyemeyiz. Almanya'da Merkel var diye, oraya da anaerkil bir sistem diyemeyiz. Yani bir sürü sahte görüngü ve iç içe girmiş durum var ki. Dediğimiz geçiş süreci uzun bir dönemi kapsadığından bunlar doğaldır.Bunun dışında geçiş dönemlerinde her iki anaerkil-ataerkil yaşam biçimlerini görmemiz gayet doğaldır. Yukarıdaki firavun hikayesi de bu şekilde olabilir. Diğer yandan sevgili meaculpa, alıntıladığın yazı, mesela yukarıda saydığım maddelerden hiç birisi açısından bir ele alınmamıştır. Üstben-ruh hallerini, ne bileyim, "ay babaydı, güneş de anaydı" şeklindeki üstben yapısını sorgulayıcı yazılar çok daha yanıltıcı olabilir. |
20. yüzyılın başlarında ruhçözümlemeciler, akıl ve sinir hastalarını iyileştirebilmek için, bilincin en üst katmanındaki sahte görüngüleri kırmak, daha derinlere inmek, direnmeleri yok etmek ve insanın o an ki kişiliğinin kendisini gerçekten neye karşı savunduğun bilincine varmasını sağlayacak şekilde bir tedavi şekli gerçekleştirmişlerdir. Bilinçüstü ve üstben yanıltıcıdır. Bugün ise bu tedavi şekli halen dediğimiz yoldadır ve üzerine gelişmiştir.
|
Öncelikle kavramları dogru olarak ve yerli yerinde kullanmak gerekiyor. Erk dedigimiz anda bir güç var demektir. Anaerki ananın egemen oldugu, ya da kadının önplanda oldugu bir sistemi, devlet sistemini varsayar. Komünal toplumlarda ise devlet yoktur. Kabile siyasi degil toplumsal bir sistemdir. Bu yüzden anaerkinden ya da babaerkinden bahsetmek mümkün degildir. Ancak toplumun ilerlemesinin ana yanlı ya da babayanlı oldugundan bahsedilebilir. Yani komünal bir toplumda soy anayanlı olabilir ama anaerki olamaz.
Soyun anayanlı ilerlemesi ise kabilenin toplam mülkiyeti ile ilgili bir olgudur. Komünal bir toplumda kabiledeki her şey ortaklaşa üretim ve tüketim ilişkilerine tabiidir. Ancak gene görülen başka bir olgu da totem klanlarında dıştan evlenme kurallarının geçerli oldugudur. Klan içerisinde kız alınmaz, ancak başka klanlarla evlenilir. Bu evlilik ilişkisi klanlar arasında çok net bir biçimde belirtilmiştir. Örnegin karga ve kanguru totemleri birbiri içerisinden evlenemez. Karga karga ile evlenemez. Karga ancak kangru ile evlenebilir, ya da varsa porsuk, agaçkakan vs ile evlenebilir. Klan bölünmesi ilerleyip kabile fratrilere bölündügünde ya da klanlar fratri olarak birleştiginde ise aynı kökenli olan soylar farklı klan adları içerisnde olsalar bile aynı fratride toplanırlar; o zaman bu ilişki fratriler düzeyinde süregelir. Anasoylu bir klanda kalanın geçmişi ana üzerinden takip edilir. Bunun nedeni de toplu evlilklerin olmasıdır. Yani Karga klanındaki genç kızlar, kangru klanındaki erkeklerle evlenirler. O zaman dogan çocugun babası belli olamaz. Dolayısıyla çocuk yalnızca annesine ait olur. Daha da ilkel biçimlerde kuşaklar birbirleri ile evlenirler. Toplumda 3 çeşit kuşak olur. Babalar, dedeler ve çocuklar, ya da anneler, nineler ve çocuklar. Bir üst kuşaktaki her erkek benim babbam, bir alt kuşaktaki her erkek benim oglum olur. Böyle bir toplumsal örgütlenmede karga klanına damat olan erkegin öldükten sonra herhangi bir kalıtçısı olmaz. Miras tüm klana ait oldugu için anne klanına aittir. Yani karga klanına aittir. Erkek ayrılınca her hangi bir kalıt almadan kendi klanına geridöner. Çocuklar ise karga klanına ait sayılırlar. Tarım öncesi topluluklarda işler bu şekilde yürür ve bu soydan gelim ilkesi dünyanın her yerinde aynı biçimde işlemiştir. Sonuç olarak erkden ve buna baglı olarak baba ya da anaerkinden bahsedebilmek için toplumun öncelikle erk kavramı ile tanışması gereklidir. Yani sınıflara bölünmesi gereklidir. Sınıflara bölünme ise sonuçta toplumun siyasileşmesini ve devlet olgusunun ortaya çıkmasın zorunlu kılar. Bu sonucun alınabilmesi için toplumun tarım ve hayvancılıkla tanışması gerekmektedir. Tarım ise her yerde kadınların ugraşı olmuş, kadınlar tarafından bulunmuştur. Bu da kadınların toplum üzerinde etkili olmasını getirmiştir. İşte ancak bu koşullardan sonra ana-yanlı ilerleyen soyların anaerkiye dönüşebildiginden bahsedebilmek mümkündür. Neden, nasıl oldugunu da daha sonra açmaya çalışmak istiyorum. Olayın kökeni ekonomik ve toplumsal oldugu gibi onun yaratıp besledigi bir de tanrıça ve ana-tanrıça ideolojisi vardır. Ana-tanrıça hem sistemin yarattıgı, hem de sistemi zorlayan ve çözen bir ideolojik-dini biçimdir. saygılarımla |
Sevgili Dilaver; Anayanlı ve anaerki kavramlarının arasındaki farkı dile getirmen isabet oldu. Çünkü ben bu kavramları pek de dikkat etmeden kullandıgımı fark ettim. Yani ikiside aynı şeymiş gibi anlamışım meğerse farklılık güç kavramının içinde değişken bir niteliğe sahipmiş. Bu anlamda anayan adına sundugun kabile örnekleri anlaşılır oldu. Aynı biçimde anaerki örneklemelerle de, erk kavramının yarattığı farklılığı da dile getirmeni rica ediyorum.
|
Alıntı:
|
sevgili serdar
şayet mülkiyetsiz toplum diyor isek erk siz toplum diyoruz demektir. Mülkiyetin olmadıgı yerde erk de olmaz, olamaz. Bu senin düşüncelerinle de paraleldir, aksi çelişir. Ama meaculpanın yanlış kullandıgı gibi yanlış kullanılmış olabilir elbette. İnsanlar ana erki deyince erkeklerin köle kadınların efendi oldugu bir toplum hayal ediyorlar, ama gerçek böyle degil. Açak umudu ile. saygılarımla |
Saygideger arkadaslar;
Kelime anlami olarak; yan, taraf ve ayrim demektir. Dolayisiyle, taraf ve ayrim; erksel bir temelde degil, dogal gelisen bir temelde olusmus olabilir. Ama sonucta, ana yanli demek; kadin tarafli, kadin cikarli, kadina ayrim taniyan anlamina gelir. Dolayisiyle, insanoglu disinda; ana-baba-cocuk varsa; bir taraf, bir ayrim, bir yonlenme var demektir. Sonucta, insanoglunun ilk ayrimi; bir fiziksel cins ayrimidir. Eger, ortada bir fiziksel ayrim varsa; bunun temelini teskil eden dusunsel ayrim, mutlaka vardir. Cunku, fizikleri ayiran; dusunsel ayrimdir. Sonuc olarak, herhangibir ayrimin erke donusmesi de kacinilmazdir. Saygilarimla; evrensel-insan |
Ama sonuçta bütün toplumlar ataerkil yaşama geçmiştir. O zaman anaerkil yaşam dediğimiz şey, ataerkil yaşam tarzına geçerken, anayanlı yaşamın ve ana-kadın değerinin bir anda yitirilememesindendir diyebiliriz. Yeni yaşam tarzının belirmesi bir anda erkeği-soyu-atayı yüceleştiremediği/tanrılaştıramadığı için kadını-anayı tanrılaştırmıştır.Çünkü yeni yaşan tarzına geçerken tanrılaştırılabilcek pozisyondaki kişi kadın-ana idi, ta ki o pozisyonu bir süreç içinde erkek alana dek.
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:15 . |