![]() |
Otorite Gerekli midir ?
İnsanların, yönetimsiz kalırlarsa birbirlerini
yiyip bitireceklerine inanalara diyoruz ki: Tıpkı sürgüne giderken " ZAVALLI KULLARIM BENSİZ NE YAPACAKLAR" diyen o krala benziyorsunuz. Kropotkin Bu ifadeler ile otorite gereklimidir sorusuna ulaştım. Sizce otoriteler gereklimidir? Gerekli iseler neden? Gereksiz iseler, var olan yapıyı alaşağı ettiğimiz zaman düzeni ayakta tutmak için neler yapılabilir ? |
Saygideger meaculpa;
Konuya, kisa bir giris yapayim. Dunyanin, icinde bulundugu; durumun da; gercekci temelde, tespitini ve durum degerlendirmesini yapalim. Buna gore; bilinen, insanoglunun kendi icin kurdugu en buyuk ve ust oterite, tanridir, yaraticidir. Onun, dini sistemidir. Tanrisini, kaybedenler icin; ise; geriye, tek bir otorite kalir, o da insanoglu. Buradaki, tanriyi kaybetme olgusu ise; toplumsal degil; bireyseldir. Bundan sonra devreye, nihilizm girer, yukumlulugu hicler ve otoriteyi, bireyci akilcilik temelinde, guce verir. Tarihsel ornekleri hem gercek hem de sanaldir:Hitler, Mussolini, Superman, Spiderman,Teksas, Tommiks, Harry potter, tum mafia tipi, mit tipi kuruluslar, Tum gerilla hareketi, anarsizm ve terorizm v.s. Gunumuzden ise;Bush,Erdogan,F.Gulen v.s. Bu, otorite dagitimi; merkezi bir ag halini almistir. Insanoglunu, bir butun olarak ele alir ve icinden; otoriteyi, kuran bir kesim secersek; bu da; ayrimcilik, erk, cikar ve bencillik olur. Ki su andaki, dunyanin durumu. Insanoglunun, otorite; bosluguna dusmemesi icin; birey olarak; ne bir otorite vermeli ne de almalidir. Sadece, insan olmanin ve insanlik sunmanin yukumlulugunu tasimalidir. Bu, yukumluluk de; iki yuzludur. Birinci yuzu;Bireyin, kendini ilgilendiren ve insan bilinci almis yuzudur. Yani, hak ve vicdan; ikinci yuzu ise, evrensel olan; yani tum insanligi kapsayan yuzudur. Bu da; saygi ve ozgurluktur. Bunlar, biribirini tamamlayarak;birey'in; bireysel olarak; insansal ve evrensel yasam ve iliskisidir. Bu, nezaman gerceklesir? Bu, ancak; evrensel kokenin ayrimci, cikarci, bencil ve erksel yapisinin sorgulandigi ve bir alternatif sunuldugu zaman. Su an ise, yapilabilecek tek sey;birey olabilme bilincine ulasmak ve bu bilinc temelinde; bir kisiye dogumdan beri; verilen degerlerden; kisinin, nedenleme-sorgulama yontemiyle arinmasidir. Bu, bir kisinin; kendi kendine ve kendi uzerinde yapacagi devrimdir. Ilginctir, ben bu konuyla ilgili, yeni bir grup actim. Adi "Bu devrim, baska devrim" ve bir giris yazisi yazdim. Okursan, sevinirim. Saygilarimla; evrensel-insan |
Kurallar ve yasalar gerekliyse otorite de gereklidir. Bu kadar basit.
Kropotkin'in onermesi su bakimdan yanlis; yasalar ve otorite butun insanlarin birbirine zarar verecegi onermesine dayanmaz, bunlar guclu olanlarin gucsuzleri acimasizca ezmesini onlemek icindir yani en kotu sartlar altinda bile cogunluk icin iyidir. |
Otorite;
"Otorite, Yetke, bir kişi ya da topluluğun, öteki kişi ya da topluluklar üzerindeki yasal gücüdür. Yasal bileşeni, otorite kavramı için yaşamsaldır ve yetkenin daha genel güç kavramından ayrılmasının temel aracıdır." Kaynak, http://tr.wikipedia.org/wiki/Yetke (29.11.2008) "Otorite ilkesinden mutlak olarak kötü, ve özerklik ilkesinden de mutlak olarak iyi bir şey diye sözetmek saçmadır. " Kaynak, Federico Engels Sn. meaculpa'nın Kropotkin alıntısındaki örnek otoriteyi bire bir yansıtmamaktadır. Belki despotizm kelimesi yazılmış olan hikayeye daha uygun olabilir. Anarşizm kuramcısı biri için yaşadığı tarihsel süreçte, kişisel görüşlerinin otorite karşıtlığı olması ve bunu da despotizm ile karıştırması normal karşılanabilir. Otorite konusunda menfi ya da müspet görüş ileri sürmemiz biraz zor. Otorite bir sonuçtur. Oysa ki uğraşılması gereken şey nedenlerdir. Sürüyü bir arada tutmak gerekliliği (kurtlara ve diğer zararlılara karşı) nedendir. Bunu yaparken çoban görevlendirmek, köpek kullanmak, sopa sallamak, kaval çalmak ise sonuçtur, otoritedir. Geldiğimiz noktada şunu söyleyebiliriz. Sürüyü bir arada tutmak gerekli midir? Bildiğimiz, algıladığımız ya da bize öğretilen, şartlandırılan görüşlerimiz ile bu soruya cevap verirsek; Evet gereklidir!!! Ama diğer şekli asla düşünemeyeceğiz. Çünkü böyle bir örnek yok. Tarihsel hafızalarımda yok, yaşayanlar yok, yaşanmışlıklar yok. Tüm bu yokluklar ile bizler kaf dağının ardındaki Anka kuşunun faydalı mı yoksa faydasız mı olduğunu tartışırız. Doğuştan körler renkleri tarif edemez... |
Otorite gereklidir.
Kızı kendi haline bırakırsan ya davulcuya gider ya da zurnacıya:D |
:D
Bugünki işlediğimiz konulara güzel bir özet oldu. |
Otorite kavramını devlet olarak ele alarak birşeyler yazalım..Soruyu cevaplandırmak için,Thomas Hobbes’un Leviathan eserine göz atmak gerekir.Bu incilde geçen bir cana-varın adıdır.Herkesin herkesle savaştığı kaos dünyasında,insanlar başkalarının da benim gibi davranması şartıyla ‘haklarımdan vazgeçiyorum ve tüm haklarımı x kişisine ya da meclisine veriyorum’ demesiyle tüm güç ve kudret tek kişi ya da zümrede toplanmıştır.Böylece ‘’gerekli canavar’’ doğmuştur.(Tarihin herhangibir anında,bireylerin oydaşmasına dayalı böyle bir toplum sözleşmesİ yaşanmışmıdır bilinmez,durumun felsefi iddiası önemli bizim için).Canavardır çünkü,birey üzerinde meşru tasarruf yetkisine sahiptir,gereklidir çünkü güvenliği sağlayıcıdır.Otoritenin olmadığı yerde ancak gücü olan istediğini elde edebilir.
Toplum sözleşmesi tezine Locke,devletin sadece can güvenliğini değil,mülkiyeti de korumaya söz verdiğini ekleyecek,Hobbes’un devlet kutsaldır,mutlaktır,kendisine karşı hiçbir hak ileri sürülemez tezleriyle monarşiyi meşru görmesine karşın,mülklülerin kralın yetkilerini sınırlandırmalarının düşünsel temellerini atacaktır ortaya.Böylece tarihte bir parlamentonun ilk defa bir kralı idam edeceği İngiliz,daha sonra da Amerikan ve Fransız devrimlerinin fikir babası olmuştur.Konumuza dönecek olursak,her ikisi de ‘’doğa durumu''-ndaki anarşiye karşı,çözümü otoritede görmektedir sonuçta.Sözünü ettiğim devrimler vs. derken,yasama yürütme yargı erkleri birbirinden ayrılacak,insan hakları,temel hak ve özgü-rlükler gibi kavramlar doğacaktır.Elbette ki otoritenin olmadığı yerde bunların korunmasının mümkünü sözkonusu olmayacaktır. 19.yüzyılda marxizm,işçi sınıfının enternasyonalizmini ortaya koyduğunda,mülk sahibi sınıflar da bunları vatansızlar diye fişlemeye başladı.21. yüzyılda ise bu sınıf kendini vareden ulus-devlet duvarlarını da engel görmeye başladı kensdisine..Bu defa kendileri uluslararasıcılığı,vatansızlığı savunmaya başladı.Böylece sermaye enternasyonel hale gelince,emekçi kitlelerin silahı da sendikalardan ziyade,ulus-devlet olmaya başladı. Burada ortak olan nokta farklı çıkar gruplarının ,diğerlerine karşı kendi örgütlenmelerini yaratmaları ve en yetkin otorite olan devlet ile benzeşleştirme çabaları.Dikkati çekmeye çalıştığım nokta,aslında temel haklar ve özgürlüklerin ancak,otoritenin sahiplenilmesiyle, yani otoriteyle içselleştirmesiyle korunabileceği.Örneğin Wilson,özgürlük tarihi devletin gücünü arttırmanın değil,aksine güç ve yetkilerini sınırlamanın tarihidir der.Sınır koyar fakat yok etmez çünkü yokolursa kendi de enkaz altında kalır.Devleti kendi ekonomik aygıtı haline getirir ama, mülkiyetinin de tadını çıkarmak için can ve mal güvenliğine ihtiyacı da vardır bir yandan.. Hegel' e de değinecek olursak,o sivil toplumu ekonomik alan çerçevesinde değerlendirir ve akli devlet bu çatışmanın çözümünü gerçekleştiren devlettir..Peki bu akli devlete ulaşmak mümkün müdür,ya da ona ulaşana dek ‘otoritesizliği’ mi savunmak gerekir.Birey öznel bir isteğini karşılamaya kalktığında,toplumun ilkelerinin bunu engellemesini özgürlüğüne müda-hale olarak görüyorsa,toplum ve devlet olmadan hangi gerkesinimlerini karşılayabileceğine bir bakmalıdır.Hegel de tıpkı Aristo gibi bireyleri bir gereksinimler toplamı olarak görmekte-dir.Bu muhtaçlık durumu her bireyin diğeriyle ortaklık kurmasına,genelin bir parçası olması-na yol açar. Kısacası özgürlük,kuru kuruya otoriteyi reddetmekle mümkün olmaz. Teorik olarak her anarşist bunu yapar ancak pratikte yapacakları en iyi şey diğer anarşistlerle birleşip örgüt-lenmektir. Aslında buraya kadar yazdıklarım biraz gereksiz oldu.Lafı getireceğim yer aslında 'zorunlu-luktan özgürlüğe geçiş' felsefesiydi.İnsanlar doğaya ve topluma hükmeden yasaları anladıkları nispette bu yasalara hükmedebilecek,rüzgardan,yağmurdan kurtulabilmek için tam da bunların gerçekleşmesini sağlayan yasaları kendi lehine çevirerek,bunları kullanarak ve bunlardan korunmak için kendi evini yapacaktır.Yani özgürlük Hegelci anlamda zorunlu-luğun farkına varılmasıdır. Bir de işin içine kendi lehine çevirmek gibi devrimci bir anlayışı eklersek,Marxizmin de benzer görüşleri paylaştığını söyleyebiliriz.Bilim ve teknolojinin gelişmesi insanı özgürleştiri-yor mu,köleleştiriyor mu.Aslında bu gelişme insanın doğanın kölesi olmaktan kurtulması yö-nüyle özgürleştiriyor,insanları tüketim toplumuna çevirenlerin ise kölesi yapıyor.Geriye bir tek Marxizmin 'akıllı tasarım teorisi' kalıyor.Bilinçlendik,zorunluluğu ussal zeminde kavradık,geriye otoriteyi planlı toplum biçiminde işletecek şekilde dizayn etmeye geldi sıra. Otoriteyi reddetmeye dayalı özgürlük anlayışı,yaşamın nesnel temellerinden kopuk,metafi-zik bir anlayıştır..Sonuç da bu cümle olsun.... |
Alıntı:
Kral olmazsa, başkan olur. Boşluk doldurulmak zorundadır. Aksi takdirde başıboşluk oluşur. Otorite örgütlülüğün sonucudur. En küçük örgüt olan ailede dahi otorite gereklidir. Bırakın insanları, bir balarısı kolonisinin örgütsüzlüğünü ve otoritesizliğini düşünün. Böyle bir durumda koloninin ömrü en fazla 1 aydır. Ana arının öldüğü ve otoritenin kalmadığı bir kovanda, eğer kısa sürede yeni bir kraliçe üretilmezse kovan ölür. Karıncalarda da böyledir, birlikte yaşayan tüm hayvanlarda da. İş bölümü, görevler, kurallar otoriteyle sağlanır. Uzağa gitmeye, fabrikaları, kurumları, belediyeleri, devleti düşünmeye gerek yok. Forumda otorite olmadığını varsayalım ve sonucu düşünelim yeter. |
Sayın Mhmd; haklısınız. Kropotkin zamanının despot düzenine karşı anarko bir kişiliği benimsemiş ve zamanın otoritelerini reddetmiştir. Bu anlamda Otoriteyi birebir karşılayack bir örnekleme değildir zaten alıntıladıgım ifadeleri. Zaten bu ifadelerle otorite kavramının aklıma geldiğini ifade edip, konuyu biraz daraltmış olabilirim. Nitekim anarşizmin otoritenin reddini ön gören fikirleri de kendi içerisinde çelişkiler yaratmaktadır. Mutluluğun değinmiş olduğu örgütlenme modeli bu konuda iyi bir ifade olmuştur. Her türlü merkezi örgütlenme sağlayacak otoritelere karşı çıkan kuramlarını yine kendi siyasi merkezlerince örgütlenme yollarıyla ortaya koymuşlardır. Tespitiniz için teşekkürler.
Sevgili Mutluluk; çok iyi yerlere değinmişsin. Hem fikir oldugum yerleri geçerek sana açmanı istediğim alıntıyı iletmek istiyorum. Burada ortak olan nokta farklı çıkar gruplarının ,diğerlerine karşı kendi örgütlenmelerini yaratmaları ve en yetkin otorite olan devlet ile benzeşleştirme çabaları. Bahsi geçen benzeşme kavramı en yetkin otorite yerine ikame olabilme çabasımıdır? Aksi halde biri yetkin diğeri ise bu iddia ile hareketlenen iki otorite söz konusu olmalıdır. İki karşıtlık yaratan bu durum içinde ise benzeşmeden çok bir çatışma havası var gibi. Pante'nin yazdıklarından doğadaki otoritelerin var olmasını saglayan ussal zorunluluk ve bilinç neyin eseridir sorusuna eriştim. Doğanın kendi içinde yürüttğü bu sistem karşıtların kendi içlerinde sagladıkları bir uyumun otonom yönetim şeklimidir ? Bir diğer sorum ise otoriteyi oluşturan insan merkezli anlayışlarda, otoriteyi saglayanın bu otoriteye ne kadar uyum sagladıgı konusundadır. Anarko kimliklerin karşı kuramları bu alandan mı beslenir yoksa otoritenin sağladıgı güç için oluşturulmaya çalışılan bir başka otoriterlik savaşının gizil gerceğimidir? Çünkü mevcut şartlarda anarşizmin öngördüğü bilinçte bir özyönetimsel mekanizma işlevselliği olmayacaktır. Topkeyün politik yapılara, denetime ve kararlara karşı çıkmak ne kadar yaşatılabilir ki realitede... Ayrıca bu konuda Sevgili Dilaverden eski toplumlarda otorite kavramını biraz anlatmasını rica edebiliriz. |
Önce bir alıntı :
Peder Schmidt ve çalışma arkadaşları ilkel toplumun üç temel tipini veya evresini ayırma geregi duyuyorlar. Birincisi etnolojinin bildigi en ilkel insanlar. Tierra del Fuego'nun en güneydeki kayalıklarının ve kanallarının arasında yaşayan küçük Yaghanlar; Patagonya ve Merkez Kalifornia'da yaşayan dagınık kabileler, kuzey Kanada'nın Karibu Eskimoları, Kongo ve Andaman Adaları pigmeleri ve güneydogu Avusturalya'nın Kurnaileri. Bu avcı, balıkçı ve toplayıcı kabilelerin etnolojik koşulları ataerkil ya da anaerkil olduklarını gösterecek bir yapı taşımıyor, daha çok cinsler arasında eşitlik hüküm sürüyor. Her cins kendine uygun işleri yürütürken kendine ait özel ayrıcalıklar veya kullanabilecegi özel haklar iddiasında bulunmuyor. Erginlik ritleri erkek çocuklara ve erkeklere kapalı degil, erkek ve kadın olarak da ayrılmamış, iki cins için de aynı. Ritler fiziksel biçim bozma ve mistik gizlerin aktarılmasını da içermiyor. Bu törenler basitçe gençler için egitim kursları niteliginde onların iyi anne ve baba olmasını amaçlıyor. Ögretimin temelinde özel kabile ve grup çıkarı yatmıyor, çünkü grup anlayışı o kadar gelişmiş degil. Tipik toplumsal biçim 20-40 anne baba ve çocuklardan oluşuyor, temel toplumsal sorun uyum içerisinde bir arada yaşamak, gün boyunca doyacak kadar yiyecek toplamak ve karanlık basınca birlikte hoş zaman geçirebilecek oyunlar bulabilmek. Bunun dışında eski toplumda gözlemledigimiz bir şey daha var. Dini ritüelleri uygulamak için ayrı bir grup ya da rahiplik sınıfı bulunmuyır, ayrıca tapınaklar da bulunmuyor. Şeflik ancak savaş zamanı için geçerli bir şey. Yani barış zamanında bir otorite bulunmuyor. Neden diye sormamız gerekiyor. Bu insanlar ilkel oldugu için mi otorite bulunmuyor. Toplum ya da topluluk tek otorite. En büyük ceza da dışlanma. Bizim tanıdıgımız suçları bilimiyorlar. Hırsızlık, tecavüz, vs gibi suçlar yok. Çünkü her şey ortaklaşa. Kendi kabilesinden birini öldürmek ise hem olmayan hem de bagışlanamayan bir suç. Bu tarz suçlar bilinmiyor ama velev ki biri böyle bir suçu nadiren de olsa ,işlese derhal dışlanıyor. Bu toplumlarda bir otorite görünmüyor, nedeni ise henüz sınıflara ayrılmamış olması. Otorite ancak sınıflarla birlikte mecburi oluyor. Toplum sınıflara ayrılımıştır ve birileri digerlerinin yoksullaşması pahasına zenginleşmiştir. Yoksul olanlar da kaçınılmaz olarak isyan ediyorlar; işte otorite tam da burada gerekli oluyor. O halde otoriteden kurtulmanın tek yolu da onun çıkış koşullarını ortadan kaldırmakta yatıyor. Yani sınıfları. Peki sınıf nedir, Mülkiyete karşı tavırla belirleniyor. Yani mülkün varsa sınıf atlıyorsun. Peki mülkü nasıl elde ediyorsun, Başkasından çalarak. O halde mesele mülkiyetin dagılmasında yatıyor. Mülkü dogru bir biçimde paylaşabilirseniz otoriteye de gereksiniminiz kalmaz. saygılarımla |
Bir kere insanlığın otoriteden, sınıf farklılıklarından, karanlıktan, cahillikten, yobazlıktan, gizemcilikten, zorbalıktan, baskıcılıktan ve her türlü ruhsal sapkınlıktan kurtulması için, toplumun hayat standardı, refahı ve geçim araçlarını elde etme gücü yüksek olmalıdır. Bu olanaklar sağlandığında ne bu sitenin dinlerden özgürlük diye çığlık atmasına ne otoritenin var olmak zorunda olmasına, ne sınıf mücadeleleri olmasına ne de sömürü ve savaşların olmasına gerek kalacaktır!
Otoritesiz bir dünya için bugün ve geçmişteki gibi bir mücadele şekli yanlıştır kanımca.(orda burda çığrınmalar, geçici boykotlar, eylemler, isyanlar, siyaset...) Asıl mücadele etmesi gerekenler ekonomistler, mühendisler ve iktisatçılar olmalıdır. Aslına bakarsanız, herkes ekonomist, mühendis ve iktisatçı olmalıdır. Gözünü açık tutmalıdır, olayların akışını başkalarına bırakmamalıdır. Bir: ataerkil düzenin türemesiyle gaddarlık ve karanlık iyiceden kabardı. İkinci kabarış ise makineleşen dünya ile başladı. Ama nerden bakılırsa da, özgür ve eşitlikçi bir dünya için yapılacak olan hamlenin bu üç grubun aklını başına devşirmesi ile olacağı gibi görünmektedir bana. Sevgiler, saygılar, Serdar. |
Nasıl ki doktorlar insanları tedavi ediyorsa, ziraat ile uğraşanlar da bitkileri tedavi ediyorlardı. Onlar da bitkilerin doktoruydular. Herkes birşeyin doktoruydu. Ama mühendisler neyin doktoru olduklarını anlayamadılar. Onlar da aslında toplumun doktoruydular. Fakat, makinelerin ihtişamına fena kaptırdılar kendilerini. Ver yansın ettiler, makineleşen dünyaya. Medeniyet sandılar robot kollarını. Herşeyin büyük ölçekte üretimini araştırdılar, tasarladılar. Bu şekilde büyük yanlış yaptılar. Üretimin kontrolünü başkasına devrettiler. Ve tabi ki gücü ve parayı da.
Demiş ki birileri: "Demek ki, insanların, içinde üretimde bulundukları toplumsal ilişkileri, maddi üretim araçlarındaki, üretken güçlerdeki değişme ve gelişme ile birlikte dönüşerek değişir. Üretim ilişkileri, bir bütün halinde toplumsal ilişkiler denilen şeyi, toplumu ve özellikle, belirli bir tarihsel gelişme aşamasındaki bir toplumu, özgün, ayırt edici nitelikte bir toplumu oluşturur. Antik toplum, feodal toplum, burjuva toplum, her biri aynı zamanda, insanlık tarihinde özel bir gelişme aşamasını belirten, bu türden üretim ilişkileri bütününü oluştururlar." Karl Marx, Ücretli Emek ve Sermaye "Bir zamanlar insanlar kendilerini özgür kılacağı umuduyla, düşüncelerini makineler üzerine çevirmişlerdi, ama bu yalnızca makineleri olan başka insanların onları köleleştirmesine fırsat verdi." Frank Herbert, Dune |
Saygideger arkadaslar;
Otorite'nin; bir de etimolojisine ve linquistik temeline bakalim. Otorite kelimesi; authority olan latin koken author dan gelir. Onun da kokeni; auto ya dayanir. Autu-oto; kendi kendine isleyen demektir. Buradan, author'a yonelirsek; ki o da yazar demektir. Yani; kendi kendine isleyenin yazari. Authority' de kendi kendine isleyenin yazarligi anlamina gelir. Bu nedemektir? Birincisi; kendi kendine isleyen bir sey-sistem, duzen, doga, evren, atom, hucre v.s. bir yapi var. Ama, bu yapinin bir yazari var? Kimdir bu yapinin yazari? Iste, bu sorunun cevabina yonelirsek; bir yazar, bir yaratici aramak zorundayiz. Ilk, yazimda da yazdigim gibi; bu yazar, yaratici tanridir. Neyi yazmistir? Kendi kendine isleyen bir sistemi, duzeni. Iste,otoritenin; algi temeli budur. Demek ki; kendi kendine isler bir seyin olmasi icin; onu mutlaka, yazan bir yazar-yaratici- olmasi gerekir. Iste, insanoglunun bu sorun kokenli anlayisinin bir urunudur, otorite. Oyuzden de; insanoglunun bu evrensel algisina gore; yazari olmayan, kendi kendine bir islerlik dusunulemez. Aslinda, insanoglu- yine ust yazimda belirttigim gibi; bu gorevi kendi icinde ustlenmistir. Otorite, anlayisinin korunmasi; guc ve yetki anlayisinin korunmasi demektir. Bunu; kim koruyacak? Ya insanoglu, bunu tanriya, yaraticiya korutmaya devam edecek ki- planlanan budur- ve de; bu yaraticiyi yonlendirecek bir sistem, duzen kuracak. Peki, kimin ustunde; kendi ustunde; Kim, kime otorite uygulayacak? Otoriter, yapiya ve bu yapinin gucune ve yetkisine-her turlu-sahip olan; insanoglunun, azinlik bir bolumu. Neye, gore? Kendi azinlik cikarina gore. Iste, bu azinlik cikar; bugun, bireyci akilcilik temelinde; bireyin herturlu gucunu ve yetkisini kullanmaya kadar indirgenmistir. Peki; kendi kendine isleyen, bir cark; yazara, yaraticiya ihtiyac duyar mi? Ya da; kendi cinsi icinde; azinlik bir kesime; kendi cogunlugunu yonetip, yonlendirsin diye; bir otorite izni verir mi? Peki; insanoglu; kendi temelinde, kendi de dahil; bu kendi kendine isleyen carka ne den boyle bir yazar, yaratici veya kendi icinde; azinlikli bir cikara izin vermistir? Insanoglu; bir butun olarak; kendi kendine islerligini; kendi icinde veya disinda, bir guce ihtiyac duymadan saglayamaz mi? OTORITE IHTIYACI DUSUNCE VE DAVRANISTA NEDEN DOGMUSTUR? SORUM YASAM VE ILISKININ PAYLASIMI ANLAMINDA DEGIL. Tamamen, soyut anlamda; Cunku, soyut anlamda, bir otorite dusuncesi ve davranisi dogmazsa; somut anlamda; otorite, duzenlestirilemez ve sistemlestirilemezdi. Somut temelde; bu sistemlestirilen ve duzenlestirilen, otoriter gucu ve yetkiyi; dusunce deki; soyut otoriter guc ve yetkiyi yok etmeden saglamak mumkun mu? Bunu, saglamanin temeli de; kendi kendine isleyen bir carka; bir otoriter guc ve yetki yapisini aramama, bilincinde yatmiyor mu? Bu, bilinc te; otoriter guc ve yetki yapisini; tamamen disaridan bakarak ve bir notr algi temelinde; buna duyulan ihtiyaci; nedenleyip-sorgulamaktan gecmiyor mu? Kendi kendine isleyen bir carkin; kendi icinde veya kendi disinda bir yazara, yaraticiya neden ihtiyaci vardir? Bu, ihtiyaci dusunce ve davranista duymak; bir ayrimcilik, cikar ve erkin bencil dusuncesi degilmidir? Yoksa; bu dusunce dogal, yani degisemez mi? yani, bu dusuncenin bir yazari veya bir yaraticisimi var? Yoksa; bu dusunce insanoglunun evrensel dusunce temeli ve kokeninin bir sorunu mu? Saygilarimla; evrensel-insan |
Otorite daima zorluk, stres ve sıkıntı halinde geçen bir süreç içerisinde kendisini göstermiştir. Bu sıkıntı ve stres ortadan kalkmadıkça otorite de daima kılıktan kılığa girecek, sizleri yuhalayacak ve baskısı altına alacaktır.
Aslında otorite dediğimiz şey, canlıların stresle, açlıkla ve daha başka kötü şartlarla mücadele edebilmesi için aralarındaki ilişkinin sıkılaşmasından, kendi güvenlikleri için iş birliği yapmaya zorlanmasından, iş bölümüne ayrılmasından başka birşey değildir. Ama bu iş bölümünden birisi çalışır, öbürü çalışmazda, tehlikeyle baş edilemez. Dolayısıyla içlerinden herhangi birisi kimi zaman eski doğasının(bolluk bereket dönemindeki) rüzgarına kaptıracaktır kendini. Ama gel gör ki birisi çalışıp diğeri çalışmadığı zaman da işler yüremeyecektir. Dolayısıyla birileri daima diğerlerini zorlayacak, üzerinde otorite kurmaya çalışacaktır. Otorite bir başka otoriteyle çözülemez. Ancak kılık değiştirir. Otoritenin kaynağı çözülmedikçe, sorun halledilmedikçe(geçim ve yaşam araçları eldesi sorunu) koşusturup bağrıştırmacalar hep boşuna olacak, özgürlük sadece hayallerde kalacaktır. Tek hücreli canlıların çok hücrelilerden farkı, bir otoriteye ihtiyaç duymamalarıdır. Çok hücreli canlıların tamamının varlığı otoritenin varlığına dayanmaktadır. Bir dokunun başka bir doku üzerinde bir otoritesi vardır. Bir organın başka bir organın üzerinde bir otoritesi vardır. Yani bir bağımlılık ve birlikte çalışma zorunluluğundan bahsediyoruz. karaciğerin böbrekler üzerinde otoritesi vardır. Vücut üzerindeki kılların bütün beden üzerinde bir otoritesi ve ayak başparmağının dahi iş bölümünü oluşturan tüm yapı(beden) üzerinde bir otoritesi vardır. O halde çok hücrelilerde hücreler ve organlar arasında toplam otorite bedeni oluşturmuştur. VE bedenin amacı, karşılaştığı zor koşullar ve stres altında, rahatlık ve refah içinde yaşayan tek hücrelinin gerçekleştirebildiği enerji aktivitesini gerçekleştirebilmektir. Biz insan yığınlarının zorluk ve stres altındaki iş bölümü oluşturma çabaları, tıpkı çok hücreli bir bedene benzer. Bu toplumdaki çok hücreli bedenler ise iş bölümü oluşturan tüm kurumlar, kuruluşlar ve devlettir. Var olma amacı ise, insanların eski, bolluk ve bereket içerisindeki, eski yaşam seviyelerine yeniden ulaşma çabalarındandır. Tarihsel ve kavimbilimsel araştırmaları okuduğumuzda da bir çok görüngü bizi, uygarlık denen, medeniyet ve iş bölümü denen yapıların geçim sıkıntısı ve yaşam stresine karşı bir savunma, örgütlenme olduğu sonucuna götürür. Bugün herhangi bir basit laboratuarda dahi bile gözlemleyebileceğimiz şu görüngü bile: tek hücrelilerin herhangi bir fiziksel stresle(besin sıkıntısı, aşırı sıcaklık-asitlik-ph vs gibi etkenlerle) karşıkarşıya kaldıklarında iş bölümüne benzer bir yapı oluşturabildiklerinin gözlemlenebilmesi insan toplulukları ve hücre toplulukarı arasındaki işlevsel benzerliği ortaya koyar bir bakıma. |
özğür beyin tıpkı uzay ğibidir.hiç bır şeyle daraltılamazdır.
|
Fakat tek hücreliler mi daha avantajlıdır, çok hücreliler mi? Varlığın ve örgenleşmenin temeli, enerji açısından ele alırsak, tüm tek hücreli yapıların toplam(doğada toplam) gerçekleştirdikleri enerji dönüşümü, toplam çok hücrelilerin gerçekleştirdikleri enerji dönüşümünün kat ve kat daha üzerindedir. Toplam tek hücreli kütlesi de, toplam çok hücreli kütlesinden kat ve kat daha fazladır bunun yanında. Yani çok hücrelinin amacı, enerji dönüşümlerini gerçekleştirebilmek adına, stres koşullarında tek hücreli yapıar gibi aktivite gösterebilmektir. Onun için çok hücreli formu oluşturmuştur. Onun için, uzaktaki bir katı besin partikülüne ulaşabilmek için, iki eli ve iki ayağı vardır, ağzımda da kocaman dişleri. Yolda giderken de üşümesin, donmasın diye bu çok hücreli etkileşim ona bedeninde bir yağ tabakası, kıllar ve tüyler vermiştir. Ayakta durabilsin diye bir iskelet sistemi, yediklerini sindirip, bütün vücuda dağıtabilsin diye bir sindirim sistemi ve dolaşım sistemi zorunluluğu koşmuştur. Dolaşım sisteminin amacı olan kan ve damarların da amacı, hayatını homojen besin çözeltisi içinde ve sıvı ortam da geçiren, stresle başı o kadar bela da olmayan tek hücreli yapının sahip olduğu şartlara ulaşabilmesi çabasındandır. Kan sıvıdır ve besinler homojendir. Bütün vücut doku ve organlarına dağıtılır.
|
Senin o azınlıklı çıkar dediğin, iş bölümlü yapıları kontrol eden ve birleştirendir canlı vücudundaki karşılığı evrensel. Evet kendi çıkarını koruyor ve gerekirse, çoğunluğu eziyor. Bu tıpkı kertenkelenin, tehlike anında kuyruğunu kopartıp feda etmesine benziyor. Bedende, çok hücrelide, diğer iş bölümünü oluşturan yapılar arasındaki birleştirici vazifeyi üstlenen ve koordinasyonu sağlayan yapıların ayrıcalığı vardır. Aynı şekilde açlıkta, insan vücudunda glikoz önceliği hayati bakımdan önem taşıyan birleştirici, koordine edici kesime yani beyine tanınır. Bu demek değildir ki, beyin bütün vücudu emip öldürüyor. Bütün yapının iyiliği için bunu yapıyor. Fakat toplumsal yapıda bu, insanların bilinçlerinde aynı şekilde hissedilmiyor. Sıkıntı halinde "Ben" duygusunun güçlenmesine, yönetici, müdür veya kapitalist konumundaki iş bölümü birleştiricisinde gerçek işlevin unutulmasına yol açıyor. Bazen kendi "ben" duygusunun derdine düştüğünde bütünü oluşturan yapılardan bazılarının yaşamına göz yumuyor(Kertenkeledeki gibi veya ekonomik çıkarı için savaş çıkaran bencil kapitalist gibi veya kriz zamanında bir fabrikadan işden çıkarılan işçiler gibi).
|
Bu anlattıklarım ise, organik moleküllerin yapısından kaynaklanan kendi örgütleniş, düzenleniş biçimleridir.
Hepsini topladığımızda, ilkel topluluklardaki insanların(bolluk bereket, toplayıcılıkla geçinen...) gerçek, düzgün, canlı, doğal yaşayışlarının, canlı fiziksel ve ruhsal yaşantılarının ve cinsel anlayışalarının günümüz uygarlığı karşısındaki üstünlükleri, tek hücrelilerin çok hücreliler karşısındaki üstünlükleri ile benzeşir. Tek hücreli canlıların toplam enerji aktiviteleri, çok hücrelilerinkinden fazladır.(Çok hücreli canlı sayısı, tek hücrelilerinkinden azdır.) Aynı şekilde eski insanlar da hayatı ve doğayı günümüz uygarlığı insanlarından daha dolu, canlı, ruhsal ve fiziksel açıdan daha mutlu ve sevinçli yaşarlar. |
Temel sorun kendi başına(başkasından bağımsız olarak) enerjiyi dönüştürebilme sorunudur. Bunun toplumsal anlamdaki karşılığı ekonomidir. Geçim araçlarının ne kadar çok başkalarından bağımsız olarak elde edilebilme ve ulaşılabilme yeteneğidir . Sonuçta temel bir mühendislik sorununa indirgenebilir. Çünkü geçim araçlarını tasarlayıp, üretebilenler onlardır.
|
Fakat gelin görün ki, mühendis deyince, fabrikalarda, şirketlerde onların lehine, üç beş kapitalistin lehine ter döken, gocunan, büyük bir çoğunluğu da dışarda boşta gezen insan sürüleri akılda çağrışım yapmaktadır. Gerçekten de öyledir. Çünkü mühendislik taa en baştaki bahsettiğim toplumsal doktorluk yetisinin bilincine varamamıştır. VE bilincine varamadığı gibi, bütün olanakları ve hakları açık ve kapalı olarak ellerinden alınmış, köle durumlarına getirilmiş, sistem tarafından kertenkelenin kuyruğu misali feda edilen toplumun bir kesimi olarak yerini almıştır. Halbu ki, toplumu kurtarabilecek tek kesimdirler fakat, günümüzde diğer kesimlerle birlikte otoriteye yenik düşmüş bir pozisyondadırlar.
|
Dilaverin alıntıladığı yazı da, katılmaktayım, bu anlattıklarıma paraleldir, onları yansıtmaktadır. Evrense-insan, sana gelince, senin bahsttiğin, yaratıcıyı ve eziciyi şu şekilde yorumladım:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Meculpa sorularına şu şekilde cevap vermeye çalıştım: Alıntı:
Gerek bedende, gerek toplumda tüm parçalar, stres koşullarına karşı ortak geliştirimiş ve yaratılmış otoriteye karşı bağımsızlık duyguları ve potansiyeli de beslerler. Bu neye bağlıdır? O parçanın bağımsız, otoritesiz yaşamdan mı, yoksa otorite ile beraberken ki gösterdiği çıkara ve yaşam kalitesine bağlıdır. Onun için tarihin çeşitli dönemlerinde bir imparatorluktan bazı kimseler otoriteye karşı çıkabilmiş, bağımsızlığını ilan edebilmiştir. Aynı şekilde bir bedendeki belli bir doku, bedenden isterlerini, alamadığı taktirde, kanser dokusu oluşturur. Bedenden bağımsız olarak çoğalmaya ve madde ve enerjiyi dönüştürme şeklinde kendine has, bedenin bütünlüğü zararına, bağımısz bir eğilim gösterir. |
sevgili meaculpa
Benzeşmeden çok çatışma havası var demişsin doğrudur.Konuyu biraz güncelleştirelim.Sözünü ettiğim çıkar grubu örgütlenmeleri sivil toplum kuruluşları olsun.Günümüzde kimi stk’lar devleti ne kadar dışlarsak,demokrasiye o kadar yaklaşırız diyorlar.İşte bahsettiğin ikilik buradan doğuyor.Devleti toplum yaşamından soyutlamanın mantığı ne peki?..Mantığı yukarıda bahsettiğim ikinci enternasyo-nelcilerin çıkarları.Hangi sınıf devleti çıkar aracı haline getirirse,diğerlerini devletten uzak tutmaya çalışıyor.Sonuç kitlelere empoze edilen fikir şu :’devlet yaşamımdan uzak durduğu sürece özgürüm’..Rasyonel olan bunun tam zıddıdır:’devlete ne kadar burnumu sokarsam o kadar özgürüm’. ''O halde mesele mülkiyetin dagılmasında yatıyor. Mülkü dogru bir biçimde paylaşabilirseniz otoriteye de gereksiniminiz kalmaz''....dilaver Ben bu görüşe katılmıyorum.Bir tarihsel materyalist olarak,’her şeyin temelinde ekonomi vardır’ görüşünün de,altyapıyı düzenlersek üstyapı tekrar başa sarar gibi bir mantık ortaya koyabileceğine ihtimal vermiyorum. Ahlakın da,kuralların da,her türlü inancın da,gelenek,görenek,politika ya da sanatın da ,yani insan bilincinin farklı türdeki görünümlerinin,toplumlardaki ekonomik ilişki biçimi tarafından şekillendirildiğini iddia etmekle,sözkonusu altyapıyı düzenlersek üstyapının kendi içine çökeceğini iddia etmek farklıdır.Zira materyalist anlayış,sınıfsal çatışkıların ürünü olan politik,hukuksal,felsefi,dini vs. gibi yapıları,yine bizzat tarihsel mücadelenin akışında etkili olduğunu ve hatta sınıf mücadelesinin biçimini belirleyici rol dahi oynadığını kabul etmektedir.Tarih tersinmez bir süreçtir,mülk doğru bir şekilde paylaştırılsa da,birileri namaz kılmaya,birileri de doğa tablosu çizmeye devam edecektir.Kapitalizmi yaşamamış 'doğa insanı' komünü terk etmişse,doğası gereği bencil ve çıkarcı olan günümüz ya da geleceğin bireyi,bunu yine tekrarlayacaktır.Bunun için olası bir komünist devrimde,düzeni koruyacak kollayacak,devrimde ısrarcı bir otoriteye ihyiyaç var.Bu otorite yozlaşırsa,onu yıkacak başka bir otoriteye de tabi... Kaldı ki bahsettiğimiz dönem,insani ilişkilerin aile otoritesine benzer şekilde sevgi ödülü ve kınama cezasına dayalı,günümüzde köy dediğimiz yerlerden nüfusça daha küçük kabile dönemi.6 milyarlık, bilimi teknolojiyi,faizi,mülkiyeti,pazarı,sermayeyi,mübad eleyi görmüş insan toplumunda,kimi kime karşı kimi dışlayacak herhangibir tecavüz,soygun,katliam,hırsızlık olayında..Cezasını toplum verecek diyorsak,bunu da birileri eliyle belli bir sosyal oragnizasyon çerçevesinde gerçekleştirecek diyorsak,devlet zaten bunun adı.. |
..Cezasını toplum verecek diyorsak,bunu da birileri eliyle belli bir sosyal oragnizasyon çerçevesinde gerçekleştirecek diyorsak,devlet zaten bunun adı..
Meseleye bu şekilde bakarsak işin içinden çıkabilmemiz mümkün olamaz. Devlet için her şeyden önce bir sınıflaşma ve artık deger gerekmektedir. Çünkü devlet aynı zamanda üretimden kopuk bir asalak güruhudur. Kendileri üretmezler ve geçimlerini üretenlerin sırtından elde ederler. Bunun için de toplumda çalışmayan insanların geçimlerini saglayacak bir fazla oluşmak zorundadır. Şİmdi zaten tüm mesele bu fazlanın nasıl dagıtılacagında dügümlenmektedir. Devlet bu fazlayı üretenlerin elinden alıp üretmeyenlere vermek için, ya da bu mübadele sırasında üretenlerin hoşnutsuzlugunu bastırmak için var olmuştur. Devleti ya da otoriteyi elinde bulunduran sınıflar direkt olarak üretmeyen, ancak üretim araçlarının mülkiyetini elinde bulunduran sınıflarca oluşturulmuştur. Bu çelişkiyi çözdügünüz anda da otoriteye gerek kalmaz. Bir toplumun ortaklaşa karar alması, ve üretimden kopmayan kişilerce yönetilmesi bir otorite degildir. Burada ortak bir irade söz konusudur. Ortak bir kabul söz konusudur. Devlet ise bunun dışında ve buna karşı olarak kurulmuştur. Devlet kurumu ile uzlaşmaz çelişkilerin uzlaştırılması, üzerinin örtülmesi ve bir anlamda da mutabakat amaçlanmıştır. Mülkiyeti toplumsallaştırır ve herkese ihtiyacına göre verebilirseniz, öncelikle kafa ile kol arasındaki çelişkileri çözersiniz. Şöyle düşünelim. Türkiye toplumunda 2 milyona yakın memur, bir milyon civarı silahlı personel ve ciddi bir miktarda esnaf ve ticaret erbabı direkt üretimdem kopuk yaşamaktadır. Yani 10 milyon insan üretiyorsa 30 milyon insan da onların ürettigini tüketmektedir. Bu insanların 8 saat çalıştıgını düşünürsek 40 milyon insanın aynı üretim faaliyetine katılması günlük 2 saatlik bir çalışma ile aynı üretimin yapaılacagını gösterir. Kalan 6 saat ise her insanın entellektüel ve bedensel çalışmasına ayrıldıgında kafa ile kol emegi arasındaki çelişki de çözülür. Aynı insanlar 8 saat çalıştıgında ise toplumslal kalkınma artar, dogru paylaşma ile de krizler ortadan kalkar. Bu insanlar böyle bir ortaklaşmacı anlayışta birleştiginde ve en temel gereksinimleri karşılandıgında ise toplum için daha iyisini isteyecekleridr. Aydınlanma ile de bir otoriteye gereksinim kalmayacaktır. İnsanlar siyasi degil sosyal bir yaşam kuracaklardır. saygılarımla |
Şimdiye dek hemen hemen herkes bir otoritenin gerekliliğine inanıyor gözüküyor. Ve hemen hemen hepimizin ittifak ettiği kısım temel hak ve özgürlüklerimizin korunması ve insani esaslara dayalı bir yaşam şeklinin idame ettirilmesi. Durmadan sorular çıkarıyorum mazur görünüz :) Cevaplandıran herkese teşekkürler. Ama bir soru daha geldi aklıma. Otoriteye gereksinmemizi sağlayan durumlarda sanki herkes başka insanları kötü olarak düşünüyor eğiliminde. Yani bir otorite istiyoruz çünkü katiller çıkabilir, hırsızlar türeyebilir, kendi çıkarları için hedef şaşıranlar olabilir, bir güç sisteminin dişlilerinde dönen ve ezilenler olabiliriz vs...
Kaygılarımız yoğun ve gereksinimimiz burda başlıyor. İnsanı bu denli kötü olarak düşünmeye sevkeden sanki farklı bir sistemin oyunu gibi aslında biraz da otorite gereksinimi. İnsan doğası gerçekten de kötümü yoksa bu kötülüğü de var eden şey nedensellik ilkesinde çoğu zaman söz sahibi olan otoritelermi ? Özendiriliyormuyuz acaba bir otoriteye bağlanabilmek için? Yada böyle bir sistemin içine tabi olup da güç verdigimiz otoritelerin bizlere sagladıgı bir kaç esasla sus payımı alıyoruz bilinçli yada bilinçsizce? Otoritelerdeki yaptırımlar da ayrıca bir başka değinilmesi gereken esas bence. Gücün korunumu, mevcut koşulların sektesiz işlemesi ve toplum içindeki anlaşmazlıkları dindirebilmek için otoritelerin bir ceza anlayışlarına gereksinimleri var. Ceza biçen otoritelerin toplumun cezalı bireylerini iyileştirmeye yönelik birimleri ne kadar işlevsel ? Güçün ortaya koydugu cezalandırmalar, bireyleri toplumu yeniden katmak noktasında gercekten işe yarar niteliktelermi? Bunlar sosyal bir düzen içinde sorgulanıp da neticelendirilmesi gereken kavramlar. Otorite demek başlı başına güç konuşturup; kanunlar koymak, denetlemek ve düzeni muhafaza etmek için güç gösterileri ile var olmak demekmidir? Otoritelerin gözetme ve rehabilite etme yanları bu kavramlardan daha önemli geliyor bana. Aksi halde sürekli suç oranları ile revaçda bir toplumu aralıksız ceza anlayışları ile bastırmaktan başka bir secenek kalmıyor. Sizce bizim toplumumuz üzerindeki otoriteler ceza verme kolaycılıklarını, iyileştirme alanında ne kadar sergileyebiliyorlar? |
Alıntı:
Otoriteler sadece siyasi yaşamlar içinde mi var olurlar? Sosyal yaşamların kendi içlerinde oluşturdukları bir takım örgütlenmeler olmadan bahsettiğin toplumsal varışlar elde edilemeyecektir. Örgütlenmelerin oldugu her alanda bir otorite söz konusu değilmidir? |
Örgütlenmelerin oldugu her alanda bir otorite söz konusu değilmidir?
Anarşistler de örgütlü mücadele vermektedir. Otorite yoktur. |
Saygideger meaculpa;
Ben, inanmadigimi yazilarimda belirttim. Otorite, gerekli degildir. Dogal dusuncenin yapisi geregi; cikar temelinde gerekli kilinmistir. Onemli olan otoriteye, gereksinim duymanin; dogal degil; dusunsel bir temelden kaynaklandigini gorebilmek. Zaten, otoriteyi; dogal kabul ederseniz. Ayrimciligi, cikarciligi erki ve guc ve yetkiyi de; yazarin, yani yaraticinin bir lutfu kabul etmeniz gerekir. O zaman, insanlik neyin savasini veriyor? Kendi, icinde, bir gruba otorite yetkisi gucu verdikce; hangi sistemin veya ideoloji ve teorinin biri birinden farki kalir? Bence, otoriteye gerek duyan, her kisi; kendi kendinin insan olma ve insanlik sunma bilincini alamayacagini dusunen kisidir. Otoriteye, ihtiyac, dogal bir olgu degil; tamamen; insanoglunun, dogal dusunce yapi ve kokeninin bencil, erksel, cikarci ve ayrilmislik iceren yapisindan kaynaklanmaktadir. Konu, sadece; yukumluluk bilincine varabilmek ve bu yukumlulugu evrensel ve insansal temele tasiyabilmektir. Yoksa; herzaman bir yazari; ya insanoglunun kendi icinden ya da disaridan arar dururuz. Saygilarimla; evrensel-insan |
Saygideger atlas;
Anarşistler de örgütlü mücadele vermektedir. Otorite yoktur. -atlas Ortada eger, bir orgutlenme varsa; bu orgutlenme, otorite temelindedir. Bu, bir anarsi de olsa; kendine ait bir hiyerarsik yapisi, bir gorev dagilimi ve paylasimi, bir idari veya yonetim kurulu, bir plan ve proje yapimi ve denetimi v.s. vardir. Onemli olan toplumsal orgutlenmedeki; her orgutlu kisinin; ayni duzeyde; orgut bilincinde olup olmamasidir. Bu da ancak; birey duzeyine erismis ve neyin temelinde orgutleneceginin bilincine varmis ve gonullu calisanlar grubudur. Yoksa, propaganda temelinde; bir orgute katilan ama o orgutun ne anlama geldigini bile algilayamayan kisilerden olusan bir orgut; otoriter yapisi olmadan yasayamaz. Ustelik; her orgut, insanoglu butunlugunun herhangi bir ayrimcilik temeli icin kurulur. Saygilarimla; evrensel-insan |
sevgili mea
Örgütlenmelerin oldugu her alanda bir otorite söz konusu değilmidir? İrokua konfederasyonu 50 kabile şefinden meydana gelirdi. Savaş dönemleri için toplanırdı ve bu şefler kabileler tarafından son derece demokratik olarak seçilirdi. Ve gerektiginde yetke kabilece geri alınırdı. Toplantıya kadın erkek tüm kabile üyeleri katılırlar ve fikirlerini söyleyebilirlerdi. Örnegin savaş ilanı için tüm kabile şeflerinin ortak kararı gerekirdi. Bir kabile bile onaylamasa savaşa karar verilemezdi Gene Sümer lugalleri başlangıçta sadece tehlikeli durumlar için seçilirlerdi. Sonra tekrar kendi işlerine dönerlerdi. Bu lugallık daha sonra kurumsallaştı ve krallıga dönüştü. Şimdi bu örnekler sınıflı topluma dogru geçiş dönemi örnekler. Fakat burada da iradenin kollektif olarak kullanıldıgını görüyoruz. Ortak olarak karar alınıyor ve buna da uyulması son derece dogaldir. Burada bir otorite söz konusu degil, olsa da bizim tartıştıgımız bu degil. Sosyal toplum iradeyi ortaklaşa olarak ve direkt olarak kullanır. Siyasi toplumda ise yabancılaşma vardır ve birileri sizin adınıza karar verir ve size dikte ettirir. Sizin karara katılımınız yoktur, oldugu söylense de aldatmacadan ibarettir. saygılarımla |
Sayın Evrensel açıklamış gerçi ama ben bi özet yapayım.
Bir devrim oluşabilmesi için anarşizm ideolojik uygunluğu ön görmek zorundadır. Ki bu konuda kısaca plan şu minvalde işler; - Merkezi bir anarşist örgütlenme yaratma çabası -İnsanlara anarşist ilkeleri öğretip doktrini aşılamak -Bu esaslara dayalı olarak bir kitle hareketi oluşturmak -Vee anarşist devrim... Bu esaslarla kuramlarını dile getiren anarşizm kendi içindeki otoritesinide yaratmış demektir. İnsanlara empoze edilecek fikirler için sistemin üretmesi gereken bu örgütlenme modeli otorite değilde nedir ? Evrensel-insan; yazdıklarınız benim de zihnimi kurcalayan şeyler. Ama pratikde durumun neticelenmesi nasıl olur onu bilmiyoruz işte. Çünkü otoritesiz bir yaşamı tanımadık. İçinde yaşamadık. Doğal olan yanımızı silikleştirmiş olan mevcut sistemler bizi ona bagımlı kılmış olabilir. Fakat bugünkü koşullarda otoritelerin topkeyün reddi acıkcası bana ütopik gelmekte. Fakat ikna edici önerileriniz varsa dinleriz. Düşüncesel kısmından ziyade eylemsel olarak ne önerirsiniz? |
Sevgili Dilaver eski toplumlarda yetkinin belirli zaman aralıklarında özellikle savaşlarda yada başka durumlarda reis yada kabile şeflerine verildiğinide biliyoruz. Evt toplumun bu konuda demoktarik esaslarla ortaya koydugu bir çoksesliliğin hülasasıda olabilir bu yetke ama demokrasilerde otorite değilmidirler?
Yazından şimdide otorite çeşitlerine mi değinsek deyiverdim :) |
demokrasi siyasi bir sistem ise otoriterdir, ama sosyal bir sistem ise gerçek demokrasidir ve otoriter degildir. Bir devlet biçimi olan demokrasi ile bir yaşam biçimi olarak demokrasiyi birbirinden ayırmak gerekiyor.
saygılarımla |
Yaşam biçimi olan demokrasilerde de toplulugun cogunlugu gözetildigi müddetce birileri sürekli karşıt durumda kalacaktır. Herkesin aynı cümleleri konuşması mümkün değildir. Peki bu karşıt olan ve sosyal demokrasi vasıtasıyla yönetilen anti insanlar- karşıtlar için, hüküm süren sosyal demokraside otorite değilmidir ???
|
Sevgili Evrensel ben Anarşist bir grubu yakından görüp tanıma fırsatı bulmuştum.
Benim bir süre başka bir grup içinde siyasi deneyimim olmuştu. Siyasi bir örgütlenmede bir görev karar veren ve yöneten bir grubun onayıyla birine verildiğinde kişi onu yerine getirmek durumundadır. İtiraz hakkı olsa da genelde kişi ikna edilebilir. Kararlar geniş bir taban oluşturup herkesin birebir fikriyle değil bazı kişilerin onların içinde de çok küçük bir kaç kişinin oluşturduğu grupça alınır. İşte benim tanıdığım ama dahil olmadığım için derinlemesine de bilemediğim Anarşistlerde durum böyle değildi. Dilaver'in 29. mesajındakine benzer bir şeyler vardı. İsteyen herkes herhangi bir faaliyete dahil oluyor doğru bulmayan katılmıyor, yaş kıdem vb. farklarla insanların ayrı bir yeri olmuyordu. Bu benim dışardan gördüğüm kadarıydı tabii... |
sevgili mea
Şayet çıkar ve mülkiyet temelinde degil de neyin en iyi yapılacagı konusunda bir tartışma olursa herkesin aynı kelimeleri konuşması ya en olumluyu önerenin fikrinde mutabakat saglanması mümkündür. Örnegin bir yerden su getirmek gerekecegini farzedelim. Her halde bu işi en iyi bilenler, mühendisler hepimizi ikna edeceklerdir. Ama biri suyun kendi evine daha yakın geçmesini arzu edebilir ve muhalefette bulunabilir. İşte bu çıkarcılık ve mülkiyet anlayışını kaldırabilirseniz, herkesin suyun en uygun yolu konusunda mutabakat göstermesi muhakkak olacaktır. Aklın yolu birdir demişler. Yukarıda Irokua konfederasyonun anlattım. Ortak karar olmazsa savaş ilan edilemiyor. Karşı çıkanların onaylamasına kadar bekleniyor. Çünkü savaş ciddi bir olay ve içinde ölümü barındırıyor. Bizde ise hükümetler ilan ediyorlar ve bunda hiç suçu olmayan en yoksullar savaşmaya ve ölmeye gönderiliyor. Bir tarafta gönüllük ve kabu, diger tarafta zorlama ve otorite var. Mülkiyet ilişkilerini ortadan kaldırın, ortalıkta otorite konulacak bir şey bulamazsınız. Kendiliginden yok olur. saygılarımla |
Sevgili Dilaver;
Dünya insanı mülkiyetle tanışalı çok çok uzun yıllar oldu. Bu kavramın yarattıgı verilerin kolay kolay silineceğini pek düşünemiyorum. Bugün otoritesizlik demek mevcut koşullarda kan gövdeyi götürür demek gibi geliyor bana. İnsan oglu binlerce yıldır bu düzenin hamuru ile yoğruldu. Ortaklaşmacı bir zihniyeti inşa etmek için herhalde tüm dünya kaynaklarının yok olmasını ve bambaşka bir gezegene istilayı beklemek gerekebilir. Bugün biraz karamsarmıyım nee :) |
Saygideger meaculpa;
Düşüncesel kısmından ziyade eylemsel olarak ne önerirsiniz?-meaculpa Eylemsel; olarak onerebilecegim; her kisinin kendi oz devrimini yerine getirmesidir. Herhangi bir sekilde; herhangibiri, baskasina" su yapilmasi gerekir" dedigi zaman; o, bir oneri bile olsa; kisi o yapilacak seyin bilincinde degilse; onun katilimi; ona onerenin temelindedir. Gunumuzde; otoriteye karsi; sunulacak, herhangibir toplumsal hareket; bir ayaklanma veya bir isyan veya bir direnis v.s. temelinde algilanacaktir. Otoriteye, bas kaldiran, bir eylemin; kendisi kendi otoritesini kurma amacli olacagindan; bu otoriteler, arasi bir el degisiminden baska birsey degildir. En, buyuk eylem; egitim ve bilinclendirme eylemidir. Bu, da zoraki degil; bu egitim ve bilinci alabilecek duzeyde verebilmeyle paraleldir. Bu egitim ve bilinclenmeyi; en uygun olarak; bir kisi, ancak kendini egiterek ve bilinclendirerek ve bu yapisini da; davranisa yansitarak verebilir. Disaridan, siringayla verilen herhangibir ileti; o kisi, onu alacak duzeye gelmemisse; geri teper. Saygilarimla; evrensel-insan |
"Ey buradan içeri giren, her türlü özerkliği ardında bırak!"
Dante; İlahi Komedya, Biz, içinde bulunduğumuz akvaryumdan dışarısını hayal dahi edemediğimizi düşünüyoruz. Şartlanmalarımız bize otoritesizliği öğretmemiş. Her ne kadar Sn. dilaver'in örnekleri, Sn. evrensel-insan'ın teorileri, olsa da ve ısrarla otoritenin karşısında bulunduklarını izah etseler de, yine de akvaryumun içindeler. Bize damdan düşmüş biri lazım. Hiç içeri girmeyen biri! Ya da en azından dışarıda da bulunmuş biri... Bu arada ilkel ve anarşizm eğilimli topluluklarda dahi savaş anlarında otoriteye geçiş bizi bir hayli düşündürdü. Günümüz devlet yapılarının meşruiyetlerini kabul ya da sürdürme uğruna olmayan düşmanları yaratmaları ve savaşları biraz daha yerine oturdu. Sn. meaculpa'nın, otorite çeşitleri ise herhalde kötünün iyisini bulmak olacak. |
Saygideger meaculpa;
Benim, yazdiklarim tam anlasilamadi sanirim. Ben, bugunun dunyasinda ve su anda, bir otorite olmayan yapi onermis degilim. Oyuzden; kisisel temeldeki; her kisinin, kendi oz iradesiyle; evrensel ve insansal temeldeki; bireysel devrimini gerceklestirmesini onerdim. Insanoglu, ancak once bireysel temelde ve cogalan toplumsal temelin evrensel temele yansimasiyla; otoriteye ihtiyac duymayan bir bilince ulastigi zaman, bu mumkun olacaktir. Bunun disindaki; tum toplumsal ve orgutlu cikislar; olan otoriteyi; kendi otoritesine cevirme mucadelesi verirler. Bu da; sadece; otoriter yapinin, bir elden; diger ele gecisidir. Tarihteki gelisim de; zaten bunu kanitlamaktadir. Herhangibir gorus"en iyi duzeni ben getiririm, o yuzden bana katil" demesi yerine" bir bireyin" bu duzeni once ben kendimde yerine getirmeliyim" diyebilecek bir bilince ulasmasi gerekir. Saygilarimla; evrensel-insan |
Saygideger mhmd;
Bize damdan düşmüş biri lazım. Hiç içeri girmeyen biri!-mhmd Eger, yazar; kendi icimizden cikmayacaksa; o zaman bu yazar, yaratici olur. Ama, bilinen gercek yaratici; insanoglunun kendisidir. Belki de, tum tarihinde ilk defa; tum cinsini kaplayan, bir yaratima imza atmak zorundadir. Bu, da; insanoglunun en kucuk uyesi; tek bir insanin; kendi kendine ve kendi oz iradesiyle; tum cinsi ve tum cografyasi icin, yaratacagi bir yaratim olmalidir. Otoriteye ihtiyac ve gerek duymayan; bir yasam ve iliski . Saygilarimla; evrensel-insan |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:01 . |