![]() |
Marx ne kadar tutarlı ?
Marx ın komünist manifestoyu yazdığı yıllarda 'Avrupa nın üstünde bir 'hayalet' dolaşıyor..' diye meşhur bi sözü vardır. bunu hemen hemen herkes bilir. Maddeci olan Marx ın bu 'hayalet' kelimesini kullanması ne kadar tutarlı? Sanki biraz zorlama bi cümleymiş gibi geliyo bana .. sanki gözle görülmeyen şeyler var ama ben yine de inadına onları kabul etmiyorum gibi bişeye benziyo bu :)
|
Neymiş o kalkavan?
|
Alıntı:
Manifesto'da kastedilen hayalet, Marx'ın gözündeki değil, Avrupa'nın gözündeki hayalettir. Yani, Avrupa'nın komünizm korkusudur. |
Ben burda ne Hegel'in diyalektiğini ne Fourier'in maddeciliğini göremiyorum. Proleter devrim, iktisadi yapı vs. şeyler okuyacağımı sanmıştım Marx ne kadar tutarlı yazısını okuyunca. Bu başlığı Cafe'de açman daha uygun olurdu.
Hayalet benzetmesinin tutarsızlığına katılmıyorum. Adam maddeci diye hiç metafor kullanmayacak mı? Marx ve fikirleri çağının politik düşünsel ve nihayetinde iktisadi durumunun bir sonucu olarak ortaya çıktı. Marx'ın yaşadığı zamanlar Avrupa egemenlerinin bir proleter devrim yüzünden ödleri kopuyordu. Onların duyduğu korkuyu vurguluyor Marx. Devrim tehlikesine dikkat çekmek isteyen bir Alman burjuva da süren grevlerin arkasında bir devrim canavarı olduğunu söylemiş zamanında. O adam da bunu canavarlar vardır yargısıyla değil metafor olarak söylüyor. Yani bu metafizik varlıklara inanma değil. |
evet pantenin dediklerine katılıyorum ordaki hayalet avrupa nın gözündeki hayalet
|
emre kardeş;
aslında sen marx ın ne dediğini anladın değil mi? yoksa marx ın ne dediğini anladığın halde mi bu soruyu soruyorsun? o halde senin 'tenkit ettiğin marx' dan ne farkın kalıyor? saygılar... |
Alıntı:
evet marx ın ne dediğini anlıyorum ve pratikte marxist bi insan modelinin nasıl olduğunu yani hayatını marx ın görüşlerine göre şekillendirmiş insan modelinin de nasıl olduğunu biliyorum .. marx ın marxist olmadığını da biliyorum.. |
Saygideger emrekalkavan;
Marx ın komünist manifestoyu yazdığı yıllarda 'Avrupa nın üstünde bir 'hayalet' dolaşıyor..' diye meşhur bi sözü vardır. bunu hemen hemen herkes bilir.-emrekalkavan "Hayalet" insanoglunun ortaya attigi, soyut bir kavramdir. Anlamida; genelde, gorunmez ve korkutucu icerigini tasir. Marx'in burada demek istedigi; "Avrupa'nin uzerinde gorunmez ve korkutucu bir seyin dolastigidir" O an, gorunmez ve bilinmezdir cunku; dusunce ve davranis olarak; henuz dunyaya yayilmamis ve henuz ideolojik bir guc olarak belirmemistir. Korkutucudur, cunku; bu ideoloji eger dunya capinda guclenirse; Avrupa'nin emperyalist emelleri ve kapitalist uretim iliskileri darbe alacaktir. Yani; burjuvazinin "ekmegine tas konacaktir" iste bu bakimdan ve burjuvazinin bakis acisindan, onlarin cikarlarina-o donemde-ters dusecegi ve engel olacagi icin, onlar acisindan korkutucudur. Yani, burjuvazi; Marxizmin dunya capinda gelismesinden ve Avrupa'da dusunsel ve davranissal bir guc olmasindan korkmaktadir. Marx'in "hayalet" kavramiyla; ifade etmek istedigi budur. Yoksa; hayalete inandigi icin degil. Saygilarimla; evrensel-insan |
evet marx ın ne dediğini anlıyorum ve pratikte marxist bi insan modelinin nasıl olduğunu yani hayatını marx ın görüşlerine göre şekillendirmiş insan modelinin de nasıl olduğunu biliyorum .. marx ın marxist olmadığını da biliyorum..
yani dediğim şu marx ın bu sözünde ne demek istediğini sen de biliyorsun. hayaletteki kasıtın avrupadaki komünizm korkusu olduğunu da biliyorsun. marx ın idealist olmayıp materyalist olduğunu da biliyor olmalısın. bunları biliyorsan bu sorunun bir anlamı kalmıyor... saygılar... |
Alıntı:
|
Saygideger emrekalkavan;
Tum soyut kavramlar; bir cesit sezgi temelinde algilanmis ve insanoglu tarafindan ortaya atilmistir. Ortaya atildiktan sonrada, kavram olarak ifade edilmis ve toplumlarin yasam ve iliskilerinde yerlestirilmistir. Dil temelinde; uzerlerine deyimler, soylevler turetilmistir. Sonucta, hepsi oyle veya boyle birer kullanim araci haline gelmis, bu otomatiklesmis ve alisilagelmistir. Bu otomatiklesmis ve alisilagelmis kullanimlari; toplumlarda buyuyenler onlarin verisiyle buyur. Bir kavrami; dil ve kullanim temelinde; sadece bir seyi ifade etmek icin, kullanim baska; bu soyut kavramlara; yukumluluk ve inanc yuklemek ve yasam ve iliskide; dusunce ve davranis olarak, bu yukumlulugu yerine getirmek baskadir. Konu, o soyut kavramin; kullanim ve yukumluluk farkidir. Soyut kavramlara inanan, ona bir yukumluluk yukler, inanmayan; sadece onlari toplumsal bir temelde ve dilin kullanimina yerlestigi icin ve alisilagelmislikten, sadece kullanir. Bugun, bu deyimsel kullanim; topluma o kadar yerlesmistirki; kullanim olarak yerine baska bir kullanim getirilememistir. Oyuzden de; yerine yeni bir kullanim getirilene kadar; ifade temelinde de, bu soyut kullanimlar devam edecektir. Saygilarimla; evrensel-insan |
saygıdeğer emre;
zamanında ben de bir tanrıya inanmıştım ama şimdi olup olmaması beni ilgilendirmiyor. tanrı bana varlığını kanıtlayamadı. kimseye de kanıtlamış değil. kanıtlansa zaten 'bilim' olurdu 'inanç' değil. insanların kendileri uyduruyor. ama bir tanrıdan gelen hükümler diyerek insanları köleleştirmeye çalışan din benim inkar ettiğim. aradaki farkı kavrayabildin mi? diyelim ki tanrı var. ben onun için amuda mı kalkayım? ya da onun egemenliğini sağlamak için savaşayım mı? kendisi kendi egemenliğini sağlayamıyor mu? umarım anlatabilmişimdir... |
Alıntı:
|
Nahl 75. Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah'a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler.
köleyle efendi eşit değil. Allahın adaletine bak hele.. ali imran 19. Şüphesiz Allah katında din İslam'dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın âyetlerini inkar ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir. Allah sadece islam olanları kabul ediyor. Allahın adaletine bak hele. kesin bu mazlumların tanrısı olmalı... ahzab 50. Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helal kıldık. Ayrıca, diğer mü'minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber'e bağışlayan, Peygamber'in de kendisini nikahlamak istediği herhangi bir mü'min kadını da (sana helal kıldık.) Mü'minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. Allahın adaletine bak hele. Muhammede ne kadar da çok kadını helal kılmış. Bu kesin ezilenlerin tanrısı olmalı :) ne dersin emre??? daha çok var. kurcalasam bulurum da şimdilik bu kadarı aklıma geldi... neyse bu konuya daha yazmıyorum... siz marx ı tartışmaya devam edin. islamın her şekilde kölesi olduğunun farkında mısın acaba? tanrı için köle yetiştirmek de bir istek. ama isteklerimizin de kölesi olmamamız lazım... kendimizin efendisi olmamız lazım... |
Felsefede materyalist ahlakta idealist
Bugünün insanının felsefi,düşünsel ve kültürel krizi ahlaki krizdir.Bunun nedeni , ‘isar’ ın izah edilememesi ve maddeci ahlakta, bireyi kendisine rağmen hayrı seçmeye zorlayacak bir dış etkenin bulunmamasıdır.
Burada Marksizm çelişkiye düşmüştür: Çünkü bir yandan materyalizme dayanıldığı için insanın maddeselliğinin asıl olduğuna ve insan yaşamında ekonominin asıl olduğuna; diğer yandan da bir inanç sorumluluğuna ve sosyal ülküye dayandığı için kendi sosyal düzeninde ve çağında aydın,bilinçli bireysel-insani misyona ve sınıfsal-sosyal sorumluluğa inanmaktadır.Onun diyalektik mateyalizmi bir taraftan madde ve ekonominin asıl olduğundan başkasını kavrayamamakta ve düşünce dünyasında yer bulamamakta,diğer taraftan Feurbach’ın felsefi materyalizminden (ya da Epicures*’ün epikürizminden) ayrı bir materyalizm olduğunu ve sosyal önderliği,adalet istemini ve genel eşitliği ortaya çıkarmak ve bildirmek istediği için doğal olarak hedefin gerçekleşmesi için tüm bilinçli insanların birey birey sömürülen sınıfın sorumluluk,mücadele ve fedakarlığını ,sömürü ile mücadele sorumluluğunu söz konusu eder.Şu halde marksizmin maddeciliği yalnızca bilimsel bir konu değildir;eğer böyle olsaydı çelişki meydana gelmez ve bireyim sosyal sorumluluğu onun için konu olmazdı.. (*gerçi epicures epikürizme inanmaz,marxın da marxist olmadığı gibi) Marksizm,insanlar için , bu mektebe inanan bireyin kendisini feda edeceği inanç,hedef ve aşkın kutsal değerlerini ortaya koymak istemektedir.Bundan dolayı marxism bir taraftan mutlak maddesel bir altyapıyı söz konusu etmekte, diğer taraftan sorunu ve mektebi bir din, bir inanç olarak ele almaktadır! İnsanlarla konuşurken ahlaki ve dini bir dil tutturur:”Adaletin gerçekleşmesi için savaşın,devrim için kendinizi ateşe atın,misyonunuzun gerçekleşmesi ve başkalarının ekmek,eşitlik ve kültürünü temin etmek için tüm çıkarlarınızı , gerektiğinde de canınızı verin…” Bu ikisi çelişkilidir ;çünkü sosyal bir ideoloji ve misyona sahip olan kişinin , kendini feda etme ,toplum için fedakarlıkta bulunma ilkesini açıklayamaması mümkün değildir. Bir birey veya bir topluluğun(aydın,bilgin,işçi) halkın ideallerinin gerçekleşmesi yolunda tüm ideal ve çıkarlarını, hatta yaşamını feda edecek bir misyonu bulunmasına rağmen (bir tür maneviyatın asıllığı;bir tür irfani veya dini görüşün asıllığı;yaşamın realitesinin ,yararlanıma ve çıkarının üstünde bir ilkeye inanç temelindeki yüce misyon) mektebinin madde, ekonomi ve realistliğin asıl olduğuna dayalı bulunması; insan için de bu dünyadan maddesel yararlanmalardan başka bir şeyin sözkonusu etmemesi,misyon ile mektebin çelişkili olduğunu gösterir.Çünkü determinist ve kaçınılmaz olan, materyalizmin daima duraklamaksızın individualizmle sonuçlanması ve “Ne varsa işte budur,insan yaşamı da şu birkaç yıl ve birkaç kalem ihtiyaçtan ibarettir” inancın da , ahlakın da “öyleyse ne varsa ben ve bana ait lezzetlerdir.” anlayış ve davranışını izlemesidir .Çünkü maddeci realist birey, maddesel çıkarlarını başkalarının maddi çıkarları nedeniyle bırakırsa realist olmayan bir davranışta bulunmuş olur..Zira ben başkalarının ekmeği için canımı verdiğimde bu ‘ekmek’ benim açımdan artık ‘ekonomik bir realite’ değil ; manevi- insani, maddeüstü ve ekonomi ötesi bir konudur. Materyalizmi kaçınılmaz olarak çelişkiye sürükleyen şey,ondaki maddesel olgunun manevi olguya dönüşmesi, ekonomik realite ve realistliğin ekonomi-karşıtı ve idealist bir gerçek haline gelmesidir. Uhrevi sevap veya Allah ın rızası ya da dini görev nedeniyle değil,yalnız ve yalnız işçilerin ücretini yükseltme yolunda mücadele yolunda kendi ücretini feda eden,hatta canını bile veren bir işçi maddesel bir davranışta bulnmamıştır.’Ücret’ konusu onun için (mutlak maddeselliğin sembolü olan kağıt para ve sikke halindeki altın ve gümüştür) mutlak idealizmdir;ekonomi karşıtı bir davranıştır(Ücreti kaybetmekle sonuçlanan bir davranış);tam olarak, Allah için kendine arınma uygulayan veya canını Allah yoluna armağan eden Allah a çokça yönelen bir arifin veya dindar bir mücahidin davranışı türündendir.Bu iki davranış arasındaki farklılık hedefte ve işin sonucundadır.Ama benim sözüm,’Ekonominin asıllığı’ veya ‘evren,yaşam ve maddi insanın’ asıllığı çerçevesinde yer alamayacak olan ‘davranışın izahı’ ve ‘davranışın kendisi ’ üzerindedir.Çünkü felsefi materyalizm ahlaki individualizmle sonuçlanır , yani epikürizmle ,ki bu şudur : Kim felsefi açıdan mutlak madeselliğe ,kör,sağır,hesapsız ve duygusuz evrene inanırsa davranışsal yaşam ve ahlaki gidiş bakımından işi kendiliğinden ahlaki bireyselliğe yani ‘kendi ayağı üzerinde durma’ya ve ‘ganimet kan’a sürükler.En iyi örneği Albert Camus ‘ un ‘Taun ’ kitabının kahramanıdır: Oran şehrini taun sarmıştır ve halk kitleler halinde ölmektedir.Halk içindeki şehrin din adamı tehlikeli hastalıkla mücadeleye ve ölümü göğüslemeye bel bağlamıştır.Çünkü ilahi ve dini görevi onu böyle bir sorumluluğa davet etmektedir;dünyadaki herkes karşısında sorumludur.Ama kendi kendine düşünür;böyle biri yoksa dünyada , ben ve bizim davranışımızı gözleyen hiçbir bakış mevcut değilse,benim bu kimsesiz ve hesapsız boşunalık diyarındaki hizmet ve ihanetim birbirine eşittir.Çünkü bilinçlenme,değerlendirme,dayanak ve yargıda bulunma işin içinde olmazsa hayır ve şer ne anlam iade edecektir?’Körler’ diyarında ister örtülü ve asil bir şekilde dışarı çık,ister çıplak ve utanmazca,birdir;’sağırlar’ diyarında ister lanet et,ister tebrik,her ikisi de birdir, yani her ikisi de hiçtir boştur.Gözleyeici bulunmadığında güzel ve çirkin;dinleyici bulunmadığında da konuşmak ve susmak birdir. Şu halde bütün işler eşit olduğuna göre en akıllıca iş,herkesin seçeceği,’tad veren’ iştir;en akılsızca ve en izah edilemez seçim ise böyle bir dünyada başkalarının hayatını taun’un pençesinden kurtarmak için kendi yaşamından vazgeçmektir . Hiçbirşeyin olmadığı şu anda artık açık ve inkar edilemez gerçek,’Ben varım,birkaç yıllık hayatım var,başka da daha sonra da hiçbirşey yok.’ Ve ‘Ben bu şeylerden tad alıyorum’ dur. Sonuç? Hayam şöyle sonuç çıkarmıştır:’Elimize geçerse bir lokma buğday ve ekmeği/ İki teklik şarap, bir de kuzu budu/ Ben ve sen oturur avluda/Bir şölendir bu sultanlara layık olmasa da’ Politzer(Marksistler arasında ünlü bir kişidir ve Paris yakınında bir işçi üniversitesi kurmuştur) bu çelişkiyi anlamış ve sorunu ‘Felsefenin Başlangı İlkeleri’ kitabında ele almıştır; bulduğu çözümü şöyle anlatır:’Biz yaşamımızda,toplumda ve felsefemizde materyalist,ama ahlakta idealistiz!’ İyi de bu montaj nasıl olabilir? Yaşamın tamamında materyalistken bir defalığna nasıl idealist olunabilmektedir?Materyalizmden mutlak idealizme nasıl ve hangi yoldan geçilebilmktedir ? Politzer yolu bulamamıştır ,çünkü yol yoktur. Felsefede materyalist,ahlakta ise idealist olmak,’Sorumluluk’ ile ‘Maddesellik’ arasında Marksın kaçamamış olduğu bir çelişkiyi göstermektedir.Çünkğ hiç biri bu durumu göz ardı edememiştir.Aslında materyalizmde ‘isar’ın izah edilmesi mümkün değildir;fedakarlığı maddeci akıl anlayamaz ,kaçınılmaz olarak da bireyi başkaları için veya ülkünün gerçekleşmesi için fedakarlığa(yaşamın ve maddi çıkarların ötesidir) davet edemez;aksi takdirde, diğer dil ve düşüncelerden daha çok idealize,hatta hayalperest düşünce ve zihne ait olan ‘ad,kahramanlık,gurur’ gibi kavramlara dayanmak durumundadır.Diğer taraftan ,canını veren,ama inanç yapısı mutlak maddesel olan fedakar bireyin davranışı yalnızca şu şekilde yorumlanabilir: Başkaları veya inanç yolunda yaptığı fedakarlık,insandaki özel bir iç güdüdür,sosyal bir bağlılıktır.Bir davranışın iç güdüsel olması onun değerden yoksun olduğu anlamına gelir.Çünkü her ‘değer’,’bilinç ve özgür seçim’ den kaynaklanır;buradan hareketle sadece insanın ‘değer ’ yaratabileceği söylenir.Fıtri,içgüdüsel ve doğal olan da çok değerli ,yararlı,hayırlı,güzel ve saf olabilir,ama ‘değer’ taşımaz. İslam’da ahlak felsefesi,bir anlamda ,’ben’in ölümü ve olumsuzlaşmasıyla ‘ben’in yetiştirilmesi ve ihyasıdır.Peki ‘yalancı ben’ nasıl yok edilebilir, ‘gerçek ben’ nasıl ihya edilebilir?Acaba bir köşeye çekilip hayali usturalarla ve farzi kırbaçlarla bu gösterişçi,yalancı ve münafık ‘ben’ i kazıyıp yok edebilir ve ‘ilahi ben’i bulabilir miyim?Hayır.Bu sapkın bir hayalperestlik ve aldatıcı bir kibirliliktir.Buda nın söylediği gibi ,bir tür ‘yalancı ben ‘ e geri dönmektir;arınma,ruhbaniyet,ibadet,inziva ve benzeri isimler altında bir tür dinsel gurur ve ruhani kibirdir. Öyleyse ‘yalancı ben’ nasıl ve nerede yok edilebilir.’Büyük ben’ nasıl ihya edilebilir? İnsan toplumunda mı yoksa ilahi özde mi ? İslam da bu ikisinin farkı yoktur ve birbirlerine aykırı değildirler;tam tersine, birbirlerinin gereği ve gerek duyulanıdırlar.’Ben’ Allah a ulaşmak için ‘biz’de yok olur;’ben’ in ‘biz’ de yokolması da bireyin ilahi ‘ben’ine Allah a doğru yön vermektir. Bundan dolayı İslam’da ‘ben’ ne Allah ın özünde ,ne de sosyal çıkarlarda yok olur; ne Allah ın , ne de toplumun çıkarları karşısında sabit hale gelir;tam tersine ‘yalancı ben’ in yokolmasını sağlamak üzere ‘insani ben’in (tüm insanlarda aynı olan ben) yeleşmesi ,yetişmesi ,gelişme ve olgunlaşması içindir.O halde ‘yalancı ben’imi ‘biz’e kurban ettiysem Allah karşısında ve Allah içinde kendimi yok etmişim demektir.Aynı şekilde,kendimin gerçek ‘ben’ ine de asıl olmayı kazandırmış ve ona dayanmışımdır. |
arkadaşlar uzun bi yazdım(FELSEFEDE MATERYALİST,AHLAKTA İDEALİST), yaklaşık olarak saat 9 - 9 buçuk filandı bitirdiğimde.. cevap veren yok ..herkes materyalizmin geçersizliğinden ve Allah ın varlığında hemfikir heralde?? :cool:
|
pek senin yazına benzemiyor nerden alıntıladıysan linkini koysaydın daha iyi olurdu
|
benim yazım olmayabilir ama demek istediklerimin aynısını söylemiş.. aynı görüşte olduğumdan emin olabilirsin.. şu anda yaşamıyor kendisi ..yazarın ismi Ali Şeriati.. kopyalamadım .bi kitabından worde yazdım ondan sonra foruma copy paste yaptım..
|
benim alıntı yapmam Allah ın var olmadığını mı gösteriyor yani ? :)
|
’Biz yaşamımızda,toplumda ve felsefemizde materyalist,ama ahlakta idealistiz!
Netice olarak ne demiş? Marksizmden de materyalizmden bihaber bir yazı. Ben idealistim demek ne demek?Benim ideallerim yokmu? Materyalist olmam ideal sahibi olmamı ,materyalist ahlak sahibi olmamı engellemez. Her devrimci idealisttir. Senin hocan daha ideali olmakla idealist felsefenin ayrımından habersiz. İdea fikir demek idealist fikir sahibi demek ,felsefede ki idealizm ise düşüncenin maddeyi yarattığını savunan görüş. Sapla saman karışmış yazıda |
Alıntı:
|
:D:):D:)
Mateyalizm ütopyayı reddeder,fizik ötesi bişey yoktur. Sen ne bu alıntıladığın yazıdan bişey anlamışsın ve ne materyalizmin M sinden ne İdealizmin İ sinden bihaber bir kardeşsin vesselam:p |
Alıntı:
aramızdaki anlayış farkı imanla küfür arasındaki sınırdan meydana geliyor..sen küfürdesin ben imandayım.. materyalizmin ne kadar uygulanabilir, ütopik olmadığını gördük !! |
Ütopya ne demek?
Madde yokmu? Boşluk yoktur materyalizmde herşey zaman ve mekan içinde vardır,masallara yer yoktur. |
Alıntı:
|
Allah beni görüyorsa zulümü de görüyor ve seyrediyor.
Siz kendinizi inandırmışsınız masal kahramanına aşık olmuşsunuz ,olabilir. Manayı yaratan maddedir,madde olmadan mana olmaz. |
Alıntı:
"Zulmedenler yakında nasıl bir inkilaba uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir"(Şuara 229) zaten karşı olduğum da bu..salt materyalizm ya da salt idealizm..ne realizm ne idealizm, benimki 2 si arasında bişey.. bu da benim gerçeği görmemi sağlıyor. doğrusu ve en makulü de budur. |
Marx süper tutarlı....
Yani, Marx gibi bir materyalist (ki ilk etapta bir filozoftur) "hayalet" kelimesini kullandı ve bir anda tüm "maddeciliği" yıkıldı...?? Hımmm, sanırım, "insan duygularını" (emotions & senses) içeren ve sadece sadece, işte aynen "muğlak" durum, konum veya ortamları belirtmek üzere "benzetmelerde" kullanılan sözcükleri sözlüklerden çıkarmamız gerekecek!
Eğer, bunun irdelenmesinin sebebi, Marx'ı bir şekilde küçültmek ("discredit" kelimesidir aslında tam demek istediğim) ise, başarısızdır. KAPİTALİZMİN bugünkü ekonomik krizin sebepleri açıktır! Ki, bu konuda fazla takılmayacağım. Önemli olan konu, Marx'ın kapitalist ekonominin üzerine kurulduğu "sömürü" düzeninin (ki sermaye birikimi sistemidir) işletilmesinde, DİNİN ve dini öğelerin bu sömürü çıkarına nasıl kullanıldığıdır. Aksi halde, "bireysel inanca" Marx'în karşı çıkması için bir "alt yapısal sebep" de zaten oluşmayacaktır. Ancak, durum, tüm insanlık tarihi boyunca aynı olmuş, insanlar sömürülmüş, karşılığında da "öteki tarafın" hikayeleri satılmış; insanların haksızlığa ve sömürüye karşı HAKLI isyanları "barışçı" bir şekilde bastırılmıştır. Emeğinden başka SATACAK BİR ŞEYİ olmayan insan, sizce ne kadar insan olabilir. Eğer, bir insan, emeğini DAHİ satamıyorsa (işsizlik), o insanın HİÇ BİR ŞEYİ kalmamıştır!!! Öteki tarafın hayalleri hariç.... Saygılarımla |
Alıntı:
Siz "betimleme", "atfetme", "gönderme" vb. kelimeleri hiç duydunuz mu? Eğer duyduysanız bunların hem her türden yazın alanında ve hem de günlük pratik yaşamımızda nasıl kullanıldığını söyleyebilir misiniz? |
valla pante ilk sayfada okadar güzel açıklıyor ki olayı ne desem diye demek gelmedi içimden ama üzerine konuşmaya bile gerek kalmamış aslında hayalet işçi sınıfıdır:)
|
kesinlikle çelişki değildir bir kere eserler toplum için wardır toplumada toplumun anladığı dilden yazılır kendisi maddecidir ama toplum bütün kesimlerinin maddeci olmadığını bilmesinden dolayı anlaşılacak betimlemelerle sunmak önemlidr bunuda böyle açıklamıştır
|
islam boşluğun ta kendisidir elle tutulamaz gözle görülemez hissedilmesi bile zor bu boşluğuda materyalizm yokeder...
|
Alıntı:
iman neye göre iman ? küfür neye göre küfür ? varsayalımki ben bir japonum doğal olarakda şinto dini ile doğdum yetişme tarzım amaratsu yu tanır , babam türkiye cumhuriyetinin kuruluşunda türk japon dostluk organizasyonu başkanıydı , hatta islam a davet edilmişti , babamın söyledigi şu idi bunu tarih yazar sizde okursanız tarihi göreceksiniz babamın dedikllerini ( bana bir tek ülke gösterinki hem medeni hemde islam olsun varsa böyle bir ülke biz japonlar şintoizmi bırakıp muslumanlıga geçiş yapabiliriz) sonuçta şinto kalmaya devam ettik günlerden bir gün suudili biri tokyo metrosunda kalabalıga dogru dönmüş yanındaki arkadaşına bu japonlar imansızdır küfürdedir demişti napmam lazım nasıl bir düşünce ve nasıl bir tavır takınmalıydım? hatta siz beni geçiniz benim yerimde olsaydınız davranışınız düşünceniz ne olurdu ? bunu lütfen cevaplarmısınız vereceginiz cevapta o tekkenin bu tarikatın şu bu allah dostunun etkisi olmamalı kendi özgür vicdanınızla düşünmeye çalışın |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:30 . |