Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Felsefik Tartışmalar (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=148)
-   -   Bilme ve İnanma (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=9101)

Onur Çağlar 28-02-2009 19:32

Bilme ve İnanma
 
Bilme ve İnanma

Yaşamın her alanında karşımıza çıkan bu iki kavram bazı yerlerde ayrıştırılsa da, entelektüel seviyemizin çoğunlukla darlığından dolayı sinonim olarak kullanıldığı da görülmektedir ve bu yüzden “inandığımız”ı bildiğimiz sandığımız için “iddia” etmekte tereddütsüz davranırız. Oysa “bilme” ile “inanma” kavramları nitelik olarak tamamen farklı yerlere işaret ederler ve aralarındaki ortak (sayılabilecek) payda(lar) sadece diyalektik bağıntı gereğidir.

Yapılması gereken ilk sorgulama, bu iki kavramın ayrıştırılmasına netlik kazandırmak, yani kendi konumumuzdan emin olmaktır: “Ben bunu biliyor muyum, yoksa bunun böyle olduğuna inanıyor muyum?” şeklindeki soruya verilecek doğru ve tutarlı yanıt, o şey hakkındaki sorgulamalarımızın önünü aydınlatan fener olabileceği gibi, kim bilir; belki son derece basit olmasına karşın önümüzde bir zifirilik de oluşturabilecektir.

Türk Dil Kurumu sözlük anlamıyla “bilme”yi üç şekilde tanımlamış:

1) Bilmek işi.
2) felsefe Bir şeyin ne olduğunun bilincine varma.
3) felsefe Bilgi edinmenin gaye ve sonucu.

“İnanma”yı ise “İnanmak işi” olarak açıklıyor.


Sözlük anlamları, birçok açıklamayı dışarıda bırakmak zorunda olduğu için bizlere yeterli gelmemektedir. Bu gerekçeyle felsefeye geçmek zorundayız:

Orhan Hançerlioğlu’na ait Felsefe Sözlüğü’nde Gerçekliğin insan düşüncesinde yansıyarak yeniden üretimi” olarak tanımlanan “Bilme” kavramının sürecinin duyumlarla başladığını, düşüncede üretildiğini ve uygulamada da gerçekleştirildiği belirtilmektedir. (abç) Buradan da anlaşılabileceği gibi herhangi bir şeyi bilmemiz için o şeyin “duyumlarla algılanabilir” bir gerçeklik olmasını şart koşmaktadır. Özellikle teolojik inanç sahiplerinin burada “Atomu bizim duyularımız algılamıyor, yani onları şimdi yok mu sayacağız?” gibi sorularını duyar gibi oluyorum. Evet; atomlar, çıplak gözlerimizle ya da diğer duyu organlarımızla algılanabilecek bir boyutta değiller ama konumuz da zaten nesnelerin boyları-postları yani nicelikleri değil, nesnelerin var olup olmadığıdır. Çıplak duyu organlarımızla algılayamadığımız atomu elektro mikroskoplarıyla çok rahat algılamakta, hatta onun içine bile girebilmekte, değişikliklere de uğratabilmekteyiz.

İnanma, herhangi bir şeyin kanıt dışı gerçek kabulü demektir. İki yönlüdür: İlk inancı bireysel güven oluştururken ikincisini toplumsal niteliğiyle teolojik inanç oluşturur. Bireysel güven(sizlik) kaynaklı inanç(sızlık), sosyal yaşamımızdaki gözlem ve deneyimlerimize dayalı olarak gerçekleşir ve genel bir kural olarak inancımızı yakın çevremizdeki insanlar sağlar. Örneğin belli bir süreden beri dostluk yaptığımız biri bize “Yarın akşam saat sekizde yağlı boya portreni gelip alabilirsin. Resmi bitirdim.” dediği zaman resmin bitirilip bitirilmediğini bilmediğimiz halde o dostumuzun geçmiş davranışlarına yaptığımız gözlem (ve olası deneyler) sonucu doğru söylediğini varsayarız, yani inanırız. Bitirilmiş portreyi gördüğümüz zaman bu inancımız o anda “bilme”ye dönüşür ve artık o portreye ilişkin hiçbir inancımız kalmaz. Bu tür inançlarımız sürekli devinim halindedir, nesnellikle karşılaştığı an kendini “bilme”ye bırakır ama teolojik inançta bu mümkün değildir. Teolojik inançta “kutsal” sayılan kitaplar ne yazmışsa o haliyle ve asla sorgulama yapmadan kabul edilmek zorundadır. Kabul edilmek zorundadır, çünkü sorgulamalar dinler tarafından yasaklanmıştır. Örneğin Kamer suresinin birinci ve ikinci ayetlerini sorgulayamazsınız, ayın ikiye bölündüğünü ama sonra hemen birleştirildiğini kabul etmek zorundasınız, çünkü Kur’an yazmışsa bu “gerçek” demektir! Böylece teolojik inançlar, her tür bilimsel gelişmenin önünde doğrudan engellerden birini oluşturur.

Konumuz bağlamında İslami düşünce ve yaşam biçimine sahip bir insanın bilimsel araştırmalarda bulunması ya mümkün değildir ya da inancı ile ters düşen açıklamalar yapmak zorundadır. Mümkün değildir çünkü “Cenab-ı Allah” insanı bir defada ve tastamam yaratmıştır, öyleyse antropolojiye gerek yoktur! “Allah gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik.” diyen Lokman Suresi, Ayet 10’u okuyan örneğin Müslüman bir jeofizikçi, dağların sarsıntıları durduramadığını çünkü dağların “işinin” sarsıntıları “durdurmak” olmadığını, her saniye dünyanın değişik bölgelerinde irili-ufaklı yüzlerce sarsıntının olduğunu, dahası dağların da tektonik hareketlilik içinde olduğunu bilir ama açıklamalarında bu ayeti “yok sayarak” inancıyla çelişir. Aynı anda iki açıklamayı yapması olanaksızdır.

placebo 28-02-2009 20:39

Sevgili Onur Çağlar,bilme ve inanma konusunu çok güzel anlatmışsınız..Uzun yazı okumaktan sıkılmama rağmen,ele aldığınız konuları yorumlama şeklinizi,özenle seçilmiş kelimelerle yazdığını okutan akıcı üslubunuzu beğeniyor ve zevkle okuyorum.Devamını dilerim..

Sevgiler

Onur Çağlar 28-02-2009 21:47

Güç veren düşünceleriniz için teşekkür ediyor, saygı ve sevgiler sunuyorum.

evrensel-insan 01-03-2009 01:20

Saygideger arkadaslar;

"Bilme ve inanma" dan once, ogrenme gelir. Ogrenmek; bir seyin soylenen ve gosterilen sekli ile aynen alip, uygulanisidir.

Insanoglu, tum yasamini; ogrendigi seyi, uygulayarak gecirir. Eger, bir kisi; ogrendigini aynen uyguluyor ve onu sorgulamiyorsa; ya da sorguladigi ogrendigini, kendi icin gerceklestiriyor ve dogruluyorsa; bu inanctir.

Bilmek; ogrenilenin; ne oldugunu kendi sorgulamasi ve nedenlemesi temelinde, algilamak ve kavramaktir.

Eger, bilinen sey; bilimin sinirlarini asiyor, ve spekulatif bir kisisel dogrulamaya veya gerceklemeye maruz kaliyorsa; bu da inanctir. Inanc; herhangibir konuda, ideolojide teoride ve izah ediste; sadece, kisinin kendi hissi gercekligini ve dogrulugunu kapsiyor ve bu dile geliyorsa, inanc olur. Inanc, genelde soyut degerler icin ve bilimin epistemolojik sinirinin otesi icin, gereklidir. Cunku, tek bir kanit vardir, oda; kisinin o konudaki, ideolojideki veya teorideki; gecerliligini, kendisine hissi olarak kanitlatmak, yani dogrulamak ya da gerceklemektir.

DOGRULUGUNA VEYA GERCEKLIGINE HISSI VE DUYUMSAL TEMELDE; TATMINSEL DOGRU VE GERCEK EKLENEN HER SOYUT, SPEKULASYON VE EPISTEMOLOJI USTU, INANCTIR. Inanclar, eger hissi veren dogruluklari ve gerceklikleri sorgulanmadikca, kalicidir.

Buradaki tek fark, inanc ve dusunce farkini, bu temelde soyle acikliyabiliriz. "Ben, uzayda; dunya disinda bir yasam olduguna inaniyorum" ile "Ben, uzayda; dunya disinda bir yasam oldugunu dusunuyorum" arasindaki, en onemli ve tutarli fark; inancin; hissi kendini bu olguya dogruluk veya gerceklik temelindeki mahkumiyetidir. Dusunce ise; sadece bir dusuncedir. Birincisi; ne hissi temelde bir dogrulama ve gerceklemeye gerek duyar, ne de bu dusuncenin sabitligini ortaya koyar. Yani, DUSUNCE, DEGISIME ACIKTIR. INANC ISE, SABITTIR, tabi sorgulanmadikca.

Dusunce, dusunceyi ortaya atanin; kendi, tecrubesi, birikimi, gozlemi, bilgisi ve bilinci temelinde one surulendir. Inanc ise; inanilarak, yani ya ogrenildigi gibi; ya da dogru ve gercekligi hissedildigi gibi sunmaktir.

INANCTA, BILME YOKTUR. SADECE OGRENILENIN DOGRU VEYA GERCEKLIGI, YADA OGRENENIN HISSI DOGRULAMASI VE GERCEKLEMESI VARDIR.

DUSUNCE ISE; TAMAMEN OGRENILENIN, BILGI, BILINC, DENEY, BIRIKIM TEMELINDEKI BILINMESIDIR. INANC GIBI DE; DOGRU VE GERCEGE DAYANMA IHTIYACI HISSETMEZ. Cunku, bilgiler, bilinc, tecrube ve birikim, degistikce de; bilmenin icerigide ve uzerindeki dusunceside, degisebilir. Cunku, spekulatif dusunce bir zanidir. Inac ise kesinliktir. Zaninin uclari acik ve degisken; inancin ise kapali ve sabittir.

INANC, IMANA; DUSUNCE DE HIPOTEZE DONUSUR. INANCIN IMAN OTESI ISE, TAMAMEN BIR HURAFIYE, DUSUNCENIN ISE; BILIMSELLIK VE EPISTEMOLOJIK SINIRDIR.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sinner 01-03-2009 01:48

Alıntı:

Onur Çağlar´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 156894)
Örneğin belli bir süreden beri dostluk yaptığımız biri bize “Yarın akşam saat sekizde yağlı boya portreni gelip alabilirsin. Resmi bitirdim.” dediği zaman resmin bitirilip bitirilmediğini bilmediğimiz halde o dostumuzun geçmiş davranışlarına yaptığımız gözlem (ve olası deneyler) sonucu doğru söylediğini varsayarız, yani inanırız. Bitirilmiş portreyi gördüğümüz zaman bu inancımız o anda “bilme”ye dönüşür ve artık o portreye ilişkin hiçbir inancımız kalmaz.


Sn Onur Çağlar,
Bu örnekte bilme için anlattığınız durum daha çok insanlar arasında güven kelimesini ifade ediyor gibi...

placebo 01-03-2009 02:48

Alıntı:

sinner´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 156946)
Sn Onur Çağlar,
Bu örnekte bilme için anlattığınız durum daha çok insanlar arasında güven kelimesini ifade ediyor gibi...

Sevgili sinner..Çok merak ettim, güvenle yukarıda alıntıladığın yazıyı nasıl bağdaştırdın?..Adam gel bana borç ver diyor sanki arkadaşına da bu da güvenip gidiyor vermeye..Garip!.Sevgili Eİ de bilme ve inanmaya katkılar sağlamış.."Öğrenmek"..Çok ilginç olabiliyorsunuz bazen..

sevgiler

evrensel-insan 01-03-2009 02:59

Saygideger placebo;

"Varsaymak", hem bir hipotez, hemde bir iman olabilir. Eger, gecmis tecrube ve birikimleriniz, size; bir kisiye borc verdiriyorsa; bu , herseyden once bir risktir. Nedir, risk? Verilen borcun geri alinip alinamayacagi; burada eger verilen para; inanc temelinde ise, ki burada inanci hissi olarak dogrulayan guvendir, ve para geri verilmezse; hem guven yikilir, hem inanc sarsilir.

Ama verilen borc, hipoteze dayanirsa; ki paranin geri alinma varsayimi, en azindan para geri alinmazsa, hipotez tutmamis ve varsayim ters cikmis olur.

Bence, burada yapilmasi gereken; verilecek paranin eger geri alinamayacagi goze alinirsa, verilmesidir. En azindan, para geri alinamazsa; fazla bir yikim saglamaz. Cunku, bu olasaligin goze alinisi; en mantikli dusunce davranisidir. Inancin guveni, ya da paranin alinacagi varsayimindan ziyade; bilimselligin; her iki olabilirliginin mantigi yurutulmustur.

Ayrica, dusuncelerimin nasil "cok ilginc" oldugu kanisina vardiginizin, bir acilamasinida, yaparsaniz, bende ogrenmis olurum. Sonrada; bu ogrendigimi, inanca tasimadan; bilmeye tasirim.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Onur Çağlar 01-03-2009 03:11

Sayın evrensel-insan,

Bana göre, açılımlarını yaptığınız kavramların hiçbiri yerini bulmamakta ve çok ciddi çelişkiler içermektedir. Bunlardan sadece bir tanesini sizden alıntılıyorum.

Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 156943)
Saygideger arkadaslar;

Eger, bilinen sey; bilimin sinirlarini asiyor, ve spekulatif bir kisisel dogrulamaya veya gerceklemeye maruz kaliyorsa; (...)

"Bilenen" bir şey, hiçbir zaman "bilimin sınırlarını" aşamaz. Bilimin "sınırlarını" aşan bir şey ise (en azından şimdilik) bilinemez boyutundadır.

Eğer cümlenizi "Bildiğimizi (sandığımız) şey" şeklinde kurmuş olsaydınız o zaman sizin söyleminizle bir yere kadar, ama bir yere kadar "bilimin sınırlarını aştığını" (daha doğru bir söylemle "bilimsel olmadığını") söyleyebilirdik ki, bu da zaten teolojik inançtır.

Emeğinize ve ilginize teşekkür ediyorum.

Saygılar.

evrensel-insan 01-03-2009 03:21

Saygideger onur caglar;

Eger yazilanlari ozelde degilde; genelde algilarsaniz, dediginiz anlam cikar. Ben o cumlede; sahsa gore bilinen sey; demek istedim. "Ben bunu biliyorum" un karsiligi, bilinen seydir. Bilinen seyin; inancmi, iman mi, spekulasyonmu, ya da bilimsel bi olgu mu? oldugu ise; o bilindigi soylenen seyin, ne oldugunun izahiyla mumkundur. "Ben Turk'um" cumlesi, bir ogreni mi, bir bilme mi bir inancmi, bir dusuncemi, yoksa bilimsel bir ifademidir?

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan 01-03-2009 03:25

Saygideger onur caglar;

Yazima genelde bir aciklama yapmadan elestiri getirmeniz ve sadece bir noktasini aciklamaya calismaniz da; bence hic INANDIRICI olmamis.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sinner 01-03-2009 03:36

sevgili placebo,
Bil-mek fiilinden bilim ve bilgi gibi kavramlar türemiş...
Bilmek kavramı bana göre insanlardan çok cansız varlıklar için kullanılan bir kavram.
Örneğin güneşin her gün doğacağını biliriz. Güneşe inanmamıza yada güvenmemize gerek yoktur. Çünkü Dünya'nın kendi çevresinde dönmesi 24 saat sürer...:)

Daha önce bir takım işlerle sınadığımız insana karşı içimizde bir güven hissi oluşur ve yeni vereceğimiz işlerde bu güven ile hareket ederiz. Diyelim, o insan verilen işi zamanında yerine getiremedi. Bu durum bizim o insana karşı güvenimizi kaybederiz.

Bu gibi insani ilişkilerde bilmek kavramıyla ölçülendirirsek ilk yanlışta o insan hakkında bildiğimiz şeyin yanlış olduğunu mu savunacağız ?

evrensel-insan 01-03-2009 03:52

Saygideger sinner;

Olusmus olan, guven hissinin; dogru olmadiginin farkina varacaksin. Bu ancak, guven hissi; inanca donusmemisse, mumkundur. Eger, inanca donusmusse; o zaman, bir rahatsizlik ve kafa karisiligi, hatta o kisi hakkinda, hicte insani olmayan yeni hisleri "yalanci, kandirikci, uckagitci v.s." ve kararlar almayi dogurur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

placebo 01-03-2009 04:03

Sevgili ei ve sinner ,tamamda,bütün bunların bahsedilen konuyla alakaları nedir?Çözemedim de,bu sebeple sorup durmaktayım..

sinner 01-03-2009 04:03

----------------------------

sinner 01-03-2009 04:06

Alıntı:

placebo´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 156970)
Sevgili ei ve sinner ,tamamda,bütün bunların bahsedilen konuyla alakaları nedir?Çözemedim de,bu sebeple sorup durmaktayım..

İyi okuyun anlarsınız ;)

Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 156969)
Saygideger sinner;

Olusmus olan, guven hissinin; dogru olmadiginin farkina varacaksin. Bu ancak, guven hissi; inanca donusmemisse, mumkundur. Eger, inanca donusmusse; o zaman, bir rahatsizlik ve kafa karisiligi, hatta o kisi hakkinda, hicte insani olmayan yeni hisleri "yalanci, kandirikci, uckagitci v.s." ve kararlar almayi dogurur.

Çok haklısınız ;)

Herkese iyi geceler by the way :)

evrensel-insan 01-03-2009 04:22

Saygideger placebo;

Alakasi sudur. Ogrenilenler sorgulamadan uygulanirsa; inanctir. Inanclar hisler, sezgiler ve duyumlardir. Eger his, sezgi ve duyum; sorgulanirsa; dusunce, sorgulanmazsa inanctir. Inaclar sabit ve kalicidir. Dusunceler ise; degisken ve gecicidir.

Guven, soyut bir histir. Dusunce olarak gelisirse; sorgulanir. Eger inanc olarak sabitlenirse; yeni hisleri dogurur. Guven, once ogrenilir, sonra uygulanir. Uygulamadaki yanlisligini gorebilmek; dusunmek, uygulamadaki dogrulugunu sabitlemek ise, inanctir. Bilmek, ise; ne oldugunu algilamak ve kavramaktir. Her iki yonuyle. HEM, INANC HEM DUSUNCE, HEMDE DEGISKENLIK.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Onur Çağlar 01-03-2009 04:57

Zamanım olmadığı için bir örneğin yeterli olabileceğini düşünerek kısa cevap verdim. Siz de haklı olarak benim itirazımı reddettiniz.

Kabul.

Üç örnek daha vereyim. Sanırım bu defa yeterli olur.

Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 156943)
Eger, bir kisi; ogrendigini aynen uyguluyor ve onu sorgulamiyorsa; ya da sorguladigi ogrendigini, kendi icin gerceklestiriyor ve dogruluyorsa; bu inanctir.



İnanç bu değildir. Konuyu açarken tanımlamasını yaptığım için tekrar etmeyi gereksiz buluyorum ve inanç hakkında diğer yazdıklarınızı geçiyorum.


Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 156943)
Bilmek; ogrenilenin; ne oldugunu kendi sorgulamasi ve nedenlemesi temelinde, algilamak ve kavramaktir.



“Bilmek”, “Bilme” isimli kavramın edimsel halidir ve bunun da açılımını yaptığım için tekrar etmeyi gereksiz buluyorum.


Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 156943)
Buradaki tek fark, inanc ve dusunce farkini, bu temelde soyle acikliyabiliriz. "Ben, uzayda; dunya disinda bir yasam olduguna inaniyorum" ile "Ben, uzayda; dunya disinda bir yasam oldugunu dusunuyorum" arasindaki, en onemli ve tutarli fark; inancin; hissi kendini bu olguya dogruluk veya gerceklik temelindeki mahkumiyetidir.



Bold yaptığım yerlerde eylemlerinizin yazılışları farklı ama anlamları aynıdır. Sinonim olarak kullanmışsınız. Her iki cümle de uzayda, dünya dışında bir yaşam olduğu inancına yöneliktir ama düşüncesine yönelik değildir. Çünkü düşünce,hem de

Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 156943)
DUSUNCE ISE; TAMAMEN OGRENILENIN, BILGI, BILINC, DENEY, BIRIKIM TEMELINDEKI BILINMESIDIR



şeklinde büyük harflerle yazıp vurgu yaptığınız ve kurduğunuz totolojik cümle gibi değildir. Düşünce, maddenin beynimizdeki yansımasıdır ve sadece budur.




Kısaca böyle... Buyrun, söz sizin.

evrensel-insan 01-03-2009 05:14

Saygideger Onur Caglar;

Birincisi, ben sizin yazdiklariniza yonelik, ne destekleyici, ne de karsi cikici bir yazi yazmak icin, yazdiklarimi yazmadim. Sadece, dusuncelerimi dile getirdim. Aciklanan, terimlerin hepsi degisken ve gorecelidir. Cunku soyuttur.

O yuzden, herseyden once siz, yaptiginiz aciklamalarin, dogruluk hissine kapiliyorsaniz, zaten yazdiklariniz; sizin INANCINIZDIR. Neyin, ne oldugunun aciklanmasi; aciklayanin; bilgi, birikim, deneyim ve gozleminin disinda; bakis acisiyla da belirlenir.

Dolayisiyla, sizin tanimlariniz ve o tanimlari hissinizin dogrusuyla teyit etmeniz, sadece sizi baglar ve bu teyite gerek duymanizda; inancinizi gosterir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan 01-03-2009 06:14

Saygideger Onur Caglar;

Düşünce, maddenin beynimizdeki yansımasıdır ve sadece budur.-O.C.

Yukaridaki, klasik tanimlamaniza, bir soruyla cevap verecegim. Kendisi madde olmayan ve soyut olarak nitelendirilen, ve yansisi olmayanlarin; kavramlarini nasil aciklayacaksiniz?

Bu soyut kavramlar da; bir dusunce urunu degil mi? Ornekmi? Dogru, yanlis, iyi, kotu, guzel, cirkin, sevgi, demokrasi, hak, hurriyet v.s. bu kadar ornek yeterli sanirim. Bu kavramlar, birer inancmi, yoksa dusuncemi? ve neden? Siz bu kavramlari, bilirmisiniz; yoksa inanirmisiniz?

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi 01-03-2009 08:04

bilmek-inanmak kavramlarının daha iyi anlaşılabilmesi için değişik bir görüş açısı getireyim..

günlük yaşamımızdaki olaylar için bilmek-inanmak konusu tabii ki değişik görüşlere sahip olabilir ve tartışılabilir..

bu sitenin anateması üzerinde yoğunlaşırsak konu daha netleşir.. dinlerin ortaya çıkış sebebi insanoğlunun hiçbir zaman bilemediği ama her zaman kafasını zorlayan 3 tema vardır...

1.. tanrı olgusu

2.. ölüm sonrası

3.. evrenin varoluşu

bu 3 konunun hiç bir zaman bilinememesi ve bunun verdiği boşluk rahatsızlık inanç kavramını beraberinde de dinleri ortaya çıkarmıştır..

bu 3 konuyu baz alırsak bilmek-inanmak arasında çok net bir şekilde kalın bir duvar olduğunu görürsünüz..

tanrı, ölüm sonrası, evrenin varoluşu net bir şekilde bilinemez.. ama inançlar dinlerin verdiği uyku hali ile insanoğlu körkütük sarhoş bir yaşam sürmekte ve bu konuları bildiğini zannetmektedir.. bir inanırda o kalın duvar kaybolmuştur.. hangi inanca, hangi dine inandığının hiçbir önemi yoktur..

o yüzdendir ki inançlı bir insan inancını hakikatmiş gibi yaşar..

bu konularda tüm insanlık tartışmasız kabul etmediği sürece her görüş bir inanç, bir rüya olarak kalmaya devam edecektir..

bu sarhoşluk uyku haline neden olan sizin özbenliğiniz üzerine katman katman giydirilen zihninizdir.. zihin denen illetten hastalıktan kurtulmadığınız arınmadığınız sürece gerçekleri değil rüyanızı yaşarsınız...

zihinden arınmanın yolu da meditasyondur.. Muhammedin mağara da kaldığı dönemde büyük olasılıkla bilinçsizce yaptığı şey de meditasyondur.. özüne inip uyanmış ve dinini kurmuştur..

özde inanç denen bir kavram yoktur.. dünyanızı yaşamınızı siz kendiniz kurarsınız..

evrensel-insan 01-03-2009 15:01

Saygideger paslicivi;

1.. tanrı olgusu

Tanri; insanoglu dusuncesinin; cesitli nedenlerden ihtiyac duydugu ve ortaya attigi soyut bir kavramdir. Bunun tarihsel gelisimini insanoglu ortaya koyabilmektedir. Tek ortaya koyamadigi; tanri kavraminin ctetolojik-elde edilen karakterlerin kokeni ve gelisimi-yapilanisidir. Bu kavrami, qua yanasimi ile ortaya koyabilmek, yani ortaya koyanin kavram icinde yerini almadan, taraf tutmadan; hem kavramin hemde insanoglunun, neden bu kavrama ihtiyac duydugunun, cevabini bize verecektir. Bugun, insanoglunun bu kavrama ne olumlu ne de olumsuz bir ifade temelinde ihtiyaci yoktur. O yuzden, bu kavramdan tamamen arinilmali ve gelecek nesillere bu kavramin bir tarihi bilgi oldugu aktarilmalidir.
Tanri kavraminin bir sorunuda; dogal dusuncenin temeli olmasidir. Bugun dogal dusunce, Tanrisa bir temelde dusunce gelistirir. Bu gelistirilen dusuncenin, son asamasi da; emperyalist zihniyet ve bireyci akilciliktir. Bu da artik iflas etmistir. Tanrisal dusunce ve onun ayrimci kokenli dini mentalitesinden kurtulabilmek icin; tanri kavrami qua yanasimi ile ortaya konmali; ne inancin olumlu-inanma- ne de olumsuz-inanmama- ucuna, ne de varligin olumlu-var- ya da olumsuz-yok- ucuna tasinmamalidir.

2.. ölüm sonrası
Olum, evrensel bir kavram olarak bir gercekliktir. Bu gerceklik, mustakil var olan varligin kendi yasamina ait degildir. Mustakil var olan varlik; olum duygusunu; baska bir mustakil var olan varligi gozlemleyerek yasar. Kendi olumunu yasamasi soz konusu degildir. Mustakil var olan varligin, kendi icin; ne dogumu ne de olumu vardir. Var olan tek gercek onun icin yasam ve iliskileridir.
Oyuzden, yasayan bir mustakil var olan varligin; olum konusunda dusunce uretmesinin; yasam ve iliskisine bir faydasi olmadigi gibi, zarari vardir. Olum ile ilgili her dusunce uretimi dogal bir gelismedir. Oyuzden de tanrisaldir. dini mentaliteyi gerektirir. Mustakil var olan varligin; varligi, sadece kendi adina yasam ve iliskidir. Oyuzden olum kavrami ve evrensel gercekliginin uzerine bir dusunce uretmeye ihtiyaci yoktur. Ustelik bu evrensel gercegi dogru kavramali; ve olume farkli bir icerik ve muamele uygulamamalidir. Olum, yasayan mustakil var olan varligin yasam sonudur. Onun icin olum yasanamayacagi icinde; olum sonrasi diye bir ifade hem mantiksiz, hem de luzumsuzdur.

3.. evrenin varoluşu

Mustakil var olan varlik; hem yasam ve iliskisi temelinde, hemde evrensel gerceklik temelinde; yasam ve iliskisini, bir zaman ve yer duzeyinde surdurmektedir. Zamani, kendisi yaratmis ve kendi yasam ve iliskisini zamanla ozdeslestirmistir. Evren ise; bugunku temeliyle; en genis yeri olusturana verilen isimdir. Insanoglu; yeryuzune geldi geleli; herseyi soru ve cevapla algilamaya, iliski kurmaya devam etmektedir. Neyin ne oldugunu, nasil olustugunu ve ne ile ilgili tum bilgileri ortaya atan yine insanogludur.
Burada da; onemli olan bilimselliktir. Bilimselligin temeli; insanin o an bilinebilirliginin siniri olan epistemolojidir. Epistemolojik olarak, bilinen temel; insanoglunun cevap verebildigi temeldir. Eger, insanoglunun; hangi donemde olursa olsun, cevabini veremedigi sorular oldugu ve olacagi dusunulurse; insanoglunun epistemolojik bilimde durmasi ve onunla tatmin olmasi ve de bilinmiyeni arastirmaya, eski bilimin verilerini kullanarak devam etmesi gerekir. Eger, insanoglu; cevabini veremedigi bir soruya; olan bilimin verilerini asarak cevaba yonelirse; o zaman yapilan spekulasyondur ve tanrisal dusunce uretimidir. Ancak, dini mentaliteye hizmet eder.
Insanoglu "Su anda bilimin siniri bu, bu sorunun bugun cevabi belli degil, ama uzerinde calismalar suruyor, bu calismalar sonucu ortaya cikan bir bilimsel cevap olursa iletecektir. Olmazsa, calismaya devam edecektir. Su anda; insanoglunun bilimsel gelismislik kapasitesi bu sorunun cevabini vermeye yeterli degildir. Spekulasyon yapmaninda bir yarari yoktur. Ustelik spekulasyon, bilimsel olmaz ve buna ihtiyacta yoktur." temelli bir soylemi dile getirebilecek kadar, gercekci olmalidir.
Aksi, tanrisal ve emperyalist zihniyete teslimiyet ve dini mentalitenin getirecegi bir spekulatif cevaptir. Insanoglunun; bu tip cevaplara yonelmesi; hem onu bilimsellikten uzaklastirir, hem de tanrisal zihniyeti diri ve gundemde tutmasini getirir.

Bu uc konuda da; insanoglunun; ne inanca ne spekulasyona, ne tanrisal ve emperyalist zihniyete, ne de dini mentalite yurutmeye ihtiyaci yoktur. Butun bu ihtiyac, dogal dusuncenin; ortaya konamayan ctetolojik koken ve gelisiminden kaynaklanmaktadir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Onur Çağlar 01-03-2009 16:35

Alıntı:

sinner´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 156946)
Sn Onur Çağlar,
Bu örnekte bilme için anlattığınız durum daha çok insanlar arasında güven kelimesini ifade ediyor gibi...


Sayın sinner,

Kavramlar birbirlerinden yalıtık değillerdir. İnsan ilişkileri ilişki söz konusu olunca bazı kavramlar birbirlerine çok daha yakın durmaktadırlar ve bu anlamıyla güven kavramını da içermektedir ama açılımım güveni ifade etmemektedir. Somut gösterge ile inancın bilmeye dönüşmesine işaret etmektedir.

Onur Çağlar 01-03-2009 16:43

Alıntı:

sinner´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 156967)
Bilmek kavramı bana göre insanlardan çok cansız varlıklar için kullanılan bir kavram.Örneğin güneşin her gün doğacağını biliriz. Güneşe inanmamıza yada güvenmemize gerek yoktur. Çünkü Dünya'nın kendi çevresinde dönmesi 24 saat sürer...

Her ne kadar insanlardan çok cansız varlıklar için kullanıldığını söylerken insanlar için de kullanıldığını kabul etseniz bile, bu kabul ediş verdiğiniz dünya örneği ile cansız maddeler üzerinde konsantre olduğunuzu gösteriyor. Zaten bunu da söylüyorsunuz.

Bilme(k) kavramı, canlı-cansız maddelerin ayrımına girmez; canlı ve cansız maddelerin tamamını kapsar, zira tüm doğayı kapsar. Benimsediğim diyalektik tanımlamayı tekrar aktarayım:

Gerçekliğin insan düşüncesinde yansıyarak yeniden üretimi” olarak tanımlanan “Bilme” kavramının sürecinin duyumlarla başladığını, düşüncede üretildiğini ve uygulamada da gerçekleştirildiği belirtilmektedir.”

Yeterince net olduğunu düşündüğüm bu açıklamanın ayrıca açılımını yapmaya gerek olup olmadığını bilmiyorum fakat kuşkusuz ki güneşe inanmamıza veya güvenmemize gerek yoktur, çünkü bizim güneşle “sohbetimiz” ya da bir “dostluğumuz” bulunmamaktadır. Biri hem canlı ve hem de bilinç sahibitoplumsal bir varlıkken, evet... size katılıyorum, evrende sıradan bir sarı yıldız olmaktan öteye gidemeyen güneşte bunlar yoktur. Zaten güneşin de kimseye inancı-güvenci bulunmadığı gibi herhangi bir şeyi de “bilmemektedir” ama insan eşittir güneş değildir. Bu anlamıyla da “güven” ile “bilme” kavramlarının özdeş olduğunu sanarak dünya ile örneklendirmeniz yanılgılıdır. “Güven” kavramı insanlarla sınırlı kalırken “Bilme” kavramının tüm doğayı kapsadığını tekrar hatırlatmak isterim.

Alıntı:

sinner´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 156967)
Daha önce bir takım işlerle sınadığımız insana karşı içimizde bir güven hissi oluşur ve yeni vereceğimiz işlerde bu güven ile hareket ederiz. Diyelim, o insan verilen işi zamanında yerine getiremedi. Bu durum bizim o insana karşı güvenimizi kaybederiz.


Bold yaptığım cümlenizdeki yüklem, yeterlilik kipidir ve peşin hüküm vererek o insana olan güvenimizi kaybedeceğimizi söylemeniz yanılgılıdır. Bunun nedenini aşağıdaki son paragrafımda bulacaksınız. “Diyelim, o insan verilen işi zamanında yerine getirmedi şeklinde bir cümle kursaydınız, o zaman dediğiniz doğru olurdu. Cümleyi bu şekilde kurduğunuzu varsayarsam o zaman doğrusunuz, güvende bir sarsılma olur ama diğer taraftan portrenin yapılmadığını da biliriz! Siz burayı gözden kaçırıyorsunuz, buna dikkat etmelisiniz.
Ve size bir soru: Diyelim ki o insan, örneğini verdiğim gibi sözünü yerine getirmiş olsun. Siz de gittiniz ve portrenin yapılmış olduğunu gördünüz. Bu durumda siz portrenin yapıldığına inanır mısınız, yoksa portrenin yapıldığını bilir misiniz?

Alıntı:

sinner´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 156967)
Bu gibi insani ilişkilerde bilmek kavramıyla ölçülendirirsek ilk yanlışta o insan hakkında bildiğimiz şeyin yanlış olduğunu mu savunacağız ?


“Güven” ve “Bilme” kavramlarını özdeş görmeniz burada da devam ettiği için gerektiği genişlikte bakamıyor, aynı boyutta bir yargılama yapıyorsunuz.

Objektif, gerçekçi bir yargılama için şeyler sadece nedenlerle değerlendirilemez, şeyler sadece sonuçlarla da değerlendirilemezler; tam tersine şeyler, “neden-sonuç” ile birlikte değerlendirilmek zorundadırlar. Arkadaşımız portreyi yapamamış mı yoksa yapmamış mı? Hangisi? Diyelim ki Perşembe günü saat 14:30’da vereceğini söyledi ve atölyesine gelirken kaza geçirdiği için yapamadı. Portreyi bitiremediği için bu arkadaşımıza yönelik olumsuz bir düşünceye sahip olmamız mümkün değildir ama sırf keyf için yapmamışsa, savsaklamışsa tabi ki o zaman düşünebiliriz.

evrensel-insan 01-03-2009 17:36

Saygideger Onur Caglar;

Dusunmek ve inanmak; ikiside soyut degerlerdir.

Yeterince net olduğunu düşündüğüm bu açıklamanın ayrıca açılımını yapmaya gerek olup olmadığını bilmiyorum fakat kuşkusuz ki güneşe inanmamıza veya güvenmemize gerek yoktur, çünkü bizim güneşle “sohbetimiz” ya da bir “dostluğumuz” bulunmamaktadır-O.C.

Farkinda degilmisiniz; insanoglunun tum yasami soyutlar ustune kurulmus; dogrular, iyiler, guzeller, v.s. kisaca olumlulular ve onun karsiti olumsuzlar. Peki, bu soyutlarla; bir "sohbetimiz" ya da bir "dostlugumuz" mu var ki, inaniyoruz? Sizce, neden; insanoglu; bu soyutlara inanma ve kendilerini inandirma geregi ve ihtiyaci duyarlar?

Dogrulayan veya iyileyen v.s. dusunce degil; inancin dogrulayani ikna edisidir. Cunku, bu dogrulamayi v.s. uygulamazsa; INANAMAZ ve inanc uretemez.

Ama onemli olan; dusunceyi, inanca tasiyacak bu tip kanitlayici soyutlara kisinin ihtiyac duymamasidir. Cunku, dusunce noktalamaz, virgul koyar. Inanc ise noktalar ve bitirir. Ustelik, inanc imana donusurse; o inancin sorgulanmasi iyice zora hatta imkansiza girer. Cunku, iman; otomatik kabul demektir. Bir cesit teslimiyet. Bu teslimiyet; butun soyut, ideolojiler, gorusler ve kavramlar icin gecerlidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Onur Çağlar 01-03-2009 19:08

Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 156980)
Saygideger Onur Caglar;

Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 156980)

Düşünce, maddenin beynimizdeki yansımasıdır ve sadece budur.-O.C.

Yukaridaki, klasik tanimlamaniza, bir soruyla cevap verecegim. Kendisi madde olmayan ve soyut olarak nitelendirilen, ve yansisi olmayanlarin; kavramlarini nasil aciklayacaksiniz?

(abç)
Kavramlar sayın evrensel-insan, aşağı bir boyuttan yukarı boyuta geçen, bu anlamıyla da bir hareketlilik içinde olan bilginin ürünlerinden biridir ve kesinlikle statik değillerdir. Bu ürünler, yani kavramlar, görüngülerin ve süreçlerin özünün bilinmesini sağlarlar, “şeyler”in özelliklerinin ve görünümlerinin genelleştirilmesini gerçekleştirirler ve tam da bu anlamıyla (soyut-somut ne varsa) doğanın bilincimizde yansıma formlarından birini oluştururlar. Kısa bir tanımlamayla kavramlar, adına “düşünce” dediğimiz maddenin beynimizdeki yansımasının alt disiplinlerinden biridir ve görevlerinden biri sözcüklerle ilgili şey arasında kesin anlamı saptamadır.

Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 156980)
Dogru, yanlis, iyi, kotu, guzel, cirkin, sevgi, demokrasi, hak, hurriyet v.s. bu kadar ornek yeterli sanirim. Bu kavramlar, birer inancmi, yoksa dusuncemi? ve neden? Siz bu kavramlari, bilirmisiniz; yoksa inanirmisiniz?


Belirlediğiniz kavramlar ya da sözcüklere yaklaşımın inanç mı yoksa bilme mi olduğu görecedir. Kimin hangi pencereden ve hangi ölçüde baktığı ile doğrudan orantılıdır. Yani bu kavramlara inananlar da var, bu kavramları bilenler de var. Ben ikinci kategorideyim. Bunun somut dayanağı olarak doğrudan sosyal yaşamın kendisini örneklendiriyorum.

Onur Çağlar 01-03-2009 19:13

Sayın evrensel-insan,
Bizim konumuz soyut değerlerin nereden gelip nereye gittiğini tartışmak değil, kavramların gerçek içerikleriyle kullanılması ve onların açılımıdır.
Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 157031)
Yeterince net olduğunu düşündüğüm bu açıklamanın ayrıca açılımını yapmaya gerek olup olmadığını bilmiyorum fakat kuşkusuz ki güneşe inanmamıza veya güvenmemize gerek yoktur, çünkü bizim güneşle “sohbetimiz” ya da bir “dostluğumuz” bulunmamaktadır-O.C.

Farkinda degilmisiniz; insanoglunun tum yasami soyutlar ustune kurulmus; dogrular, iyiler, guzeller, v.s. kisaca olumlulular ve onun karsiti olumsuzlar. Peki, bu soyutlarla; bir "sohbetimiz" ya da bir "dostlugumuz" mu var ki, inaniyoruz? Sizce, neden; insanoglu; bu soyutlara inanma ve kendilerini inandirma geregi ve ihtiyaci duyarlar?

Ben bu kavramlara inançtan hiç söz etmediğim için sorunun muhatabı ben değilim ama inananlar bir hayli fazladır. Bunun nedeni de bilgi eksikliğidir, çünkü inanç, bilginin bittiği yerde başlar. Bilginin olduğu hiçbir ortamda, altını çizerek tekrar edeyim bilginin bulunduğu hiçbir ortamda inançtan söz edilemez.
Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 157031)
Cunku, dusunce noktalamaz, virgul koyar. Inanc ise noktalar ve bitirir. Ustelik, inanc imana donusurse; o inancin sorgulanmasi iyice zora hatta imkansiza girer. Cunku, iman; otomatik kabul demektir. Bir cesit teslimiyet. Bu teslimiyet; butun soyut, ideolojiler, gorusler ve kavramlar icin gecerlidir.

Bu düşünceleriniz çok yerindedir. Evet, inanç bunları yaptırır.

evrensel-insan 01-03-2009 19:21

Saygideger Onur Caglar;

Sevgi sizce nedir?, bunu bilimsel olarak nasil aciklarsiniz?

Saygilarimla;
evrensel-insan

"ictenlik" 20-10-2018 14:18

Tam aradığım başlık bu ve forumda kurulu duruyor.
Kendi üzerimde inanma ihtiyacını bir durum üzerinden kontrol ediyordum ya da öz gözlem yapıyorum.
Konu şu. Sakal çıkaran bir krem.
Yoo köse değilim ancak yanak çevresinde ufak boşluklar var ve öyle pek dert etmesem de aslında hep dolu olsun istemişimdir.

Facebookta Nivaderm isimli bir sakal serumunun reklamını gördüm. Böyle şeylere pek rağbet etmem ancak genel reklam baloncuklarının aksine altında 375 yorum ve 35 paylaşım yazıyordu. Bu ilgimi çekti. Dedim ki kendi kendime. Bu da mı reklamın parçası. Yorumları okumak için posta tıkladım ve aşağıdaki yorumların büyük bölümünü taradım. Değişik insanların ve farklı profillerin bunu tavsiye ettiğini de gördüm (3-5 farklı profil) hatta biri memlekettendi aynı ildeydik.. Ama açıkçası profilleri sevmedim. Özel harekatçı gibi ortak bir profile benziyorlardı ama değişik şehirlerden. Ve hepsinin yorum öncesi az sakallı da olsa fotoları var maşşallah hiçbiri sakalsız da değil.

Şimdi üzerine düşünüp durdum. Boş bir bölge de sanırım sakal çıkaramaz -öyle düşünüyorum. Kendi reklamında bu yer almıyor. Sakal gürleştirici gösterici gibi bir şey yazıyor. Ya da bakım kremi ve serumu olarak tanıtılıyor ancak bulduğum reklam postunda ki alt yorumlarda satıcı tarafından sakal olmayan yerlerde sakal çıkaracağı da yazılıyor. Buna inanmak istiyorsun. Buna ben de inanmak istiyorum ancak biliyorum ki dolandırılmakta istemiyorum. Ama nerden baksan dolandırıcılık-hafif kandırıcılık (işletme/tanıtım) gibi duruyor.

Yorumcular eczanelerde satılıp satılmadığını soruyor.

Sabah hala üzerine düşünüyordum. Gerçekten buna inanmak istediğim ve bunu teyit etmenin niye bu kadar zor olduğu. Bir tane görsel yoktu. Yani kullanıcılardan önceki ve sonraki hali paylaşılmış yeni sakal çıkmış hiç görsel yok. Buna rağmen hala inanmak istiyorsun.

Her neyse sabah sabah bu şeyi google da aradım ve iki şikayet siyesinde şikayetler de okudum. Düşünüp durdum...

Normal bir reklam da 4-5 ayrı profilin bir ürünü tavsiye ettiğini göremezsin. Muhtemelen arkadaş yorumu ya da buna benzer olabilir ancak yorumları istenen ve bunu tavsiye edin dedikleri kişilere de köselere sakal çıkarıyor denmemiştir belki de ..

Şimdi olay dün benim için böyle bir şey varsa gerçeği bilmek ve dolandırılmama sorunu iken bugün kamusal bir hal aldı. Yani kamusal sorumluluk duydum ve olayın kamusal boyutunu sorguladım.
Bir kamu bilgilendirme kurumu ve teyit.org gibi gerçeği sor -aslını öğren kurumu ve kamu şikayet danışma hattı olması gerektiğine karar verdim. Bunun diyanet gibi olması gerektiğine karar verdim. Kafam karıştığında hemen kamuyu aramalıyım kamu bunlarla ilgilenmeli ve doğru yanlış derlemeli buna karar verdim.
Hatta kamusal face kimlikleri olabilir. Yani bir yönetici etiketlemek gibi kamu sorumlusu ve ilgilisi biri oraya çağrılabilir. Facebook bunlara yorum silinmezlik tanımlayabilir. Bu faşizm midir bilmiyorum..

Öte yandan beni bununla ilgilendirten dürtüyü de merak ediyorum. Normal de böyle kafam karışmaz benim hatta buna dair gitgel yaşamam ve böyle bir ikilem duymam yani şeyetsen o reklama normalde tıklamazdım. Neden böyle oldu? Ya da zihnimi bulandıran/muğlaklaştıran ve beni böyle bir bulanıklığa açık kılan da neydi? Onu da soruyorum ve düşünüyorum
Hala dolandırılabilir ve kandırılabilir olduğumu keşfetmiş ve farketmiş bulunuyorum.

Bilme ihtiyacı dediğim burada oluştu. Bunu örnekledim...Örgütlü bilme istenci..

Bir internet polisi ya da bilgilendirme polisi gibi bir şeyden mi sözediyorum bilmiyorum ancak Diyanetin bütçesinin 10 da biriyle buna dair geçerliliği olan bir şey kurulabilirdi..

Ama şimdi tekrar ve tersten düşününce kamu denetçiliği faşizm ve özgürlüklerin kıstlanması kamusal izleme gibi şeyleri dikkate alınca bazen dolandırılmak yeğdir oluyor..
Bir bilene sorun-bir abiye danışın ..kamu ney?


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:45 .