![]() |
Güney Koreli Çinlileri Nasıl Vurduk?
Daha önce açılan Kore Savaşı başlıklarına[1][2] rağbet olmaması, sanırım hem “yine nereden çıkardın şu emperyalist kıçı yaladığımız savaşı?” yaklaşımından hem de savaşın kahramanlarından Faik TÜRÜN[3] gibi komutanların daha sonra 12 Mart ’71 muhtırası zamanında cümle entellektüelin tutuklanmasında ve insanlık dışı muamele görmesinde oynadığı sevimsiz rol[Balyoz Harekatı] olmalı diye düşünüyorum.
Yukarıda belirttiklerim geçerli argümanlar olmasına rağmen, ülkelerinin çıkarları için 8000km uzakta canları pahasına savaşanlar, bence en derin saygıyı haketmektedirler. İlginçtir bu savaş sadece bizde değil, Birleşmiş Milletler Gücünü oluşturan; A.B.D., İngiltere, Avustralya, Belçika, Kanada, Kolombia, Etiyopya, Fransa, Yunanistan, Lüksemburg, Hollanda, Yeni Zelanda, Filipinler, Güney Afrika ve Tayland’da da unutulan savaş olarak anılmaktadır. Öyle ki, savaş biz ve müttefiklerimizden 778,053; Güney Kore askerlerinden 1 milyona yakın; Kuzey Kore, Çin ve Sovyetlerden 1,5 milyon ve sivil halktan 2,5 milyon can almıştır. Ne kadar anlamsız gelse de, soğuk savaşın bu ilk çatışması çok kayıplı olmuştur[4]. Bizim savaşa girmemizle ilgili olarak da şunu söylemek isterim ki; Stalin 19 Mart 1945’de 17 Aralık 1925’de imzalanan Türk – Sovyet saldırmazlık anlaşmasını feshetmiştir[5]. Bir anlamda zaten Çanakkale boğazında hak isteyen Rusya bu ve diğer çıkarları için savaş açmak üzeredir. Artık her iki tarafa da oynamak mümkün olmamakta, rengimizi belli etmemiz kaçınılmaz olmakta ve klüplerden birine yazılmamız gerekmektedir. Diğer tarafdan toplu iğne üretemeyen ülke ekonomisinin dönmeye başlamasını sağlayacak sermaye birikiminin musluğu Amerika’nın kontrolündedir ve akmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, ben Kore Savaşı’nın ülkemizin çıkarları için yerinde bir karar olduğunu düşünüyorum. 50 yıl sonra rasyonel olmak kolay tabi, bu yüzden, o zaman bütün bunlardan haberi bile olmayan, sadece kendisine söylendiği üzere ülkesine faydalı olmak için oraya giden askerimizi saygıyla anıyorum. Kısaca özetlersek, 1910’dan 2.Dünya Savaşına kadar Japon mandası olan savaşın sonunda 38. Parelelden ikiye bölünen Kore’nin Kuzeyi Sovyet, Güneyi Amerikan mandası olmuş, 1949’da Amerikalılar ve Sovyetler çekildikten hemen bir yıl sonra Kuzey, Güneyi işgal etmiştir. Hemen Kuzeyi suçlamayın, aslında her ikiside bir diğerini alt edip, tek ve bütün bir Kore hayaliyle yanıp tutuşsa da, Amerikalılar Güney’den ayrılırken cephane bırakmadıkları için Güney bir hareket yapamamıştır. Kuzeyliler hızla neredeyse tüm Koreyi almak üzereyken BM güçleri ülkenin güney doğusundaki Pusan limanına çıkmış, önce Güney Kore’yi kurtarmış, sonra Komünistlere sağlam bir ders vermek isteyen Amerikan uzak-doğu komutanı general MacArthur amcamızın diretmesiyle, geliş sebeplerini unutup, Kuzeyi’de Çin sınırına kadar işgal etmişlerdir. Bu noktada devasa Çin Ordusu Kuzey’den dalış yapmış ve bizimkileri püskürterek Kuzey’i kurtarmış ama o da emperyalistlere ders vermek üzere tekrar güneye bastırmaya devam etmiştir. Sonunda tekrar güneyi kurtaran BM akıllanmış ve hemen bir ateşkesle 3 yıl sonra Kore’den uzamıştır. Savaş bir anlaşmayla sonuçlanmadığından aslında halen devam etmektedir. Bu arada MacArthur, Başkan Truman tarafından görevinden alınmıştır[6]. Kısaca konu bu. Peki biz Kore’de ne yaptık? Elbette Kore Savaşında Türk askeri yine kahramanlığını göstermiş ve defalarca imkansızı başarmıştır ama her zaman ki gibi konuya objektif bakmak yerine hamasi yaklaşılmış, hemen her gündeme gelişinde “allah allah nidalarıyla dağları delen mehmetçik” geyiğine bağlanmıştır. Aşağıdaki yazı Kore Savaşı başarısızlıklarını anlatan bir kitaptan alındığından bizim de başarısızlıklarımıza değinmiştir. Özellikle kötüleme amaçlı değil, konunun nesnelliğine katkı amaçlıdır. Geçenlerde, Avni ÖZGÜREL’in Radikal’de 2003’de çıkan bir yazısını[7] okurken dikkatimi çeken bir noktayı araştırdım ve Roy E.Appleman’ın Disaster in Korea – The Chinese Confront MacArthur (Kore’de Felaket – Çinliler MacArthur Karşısında) adlı[8][9] Türkçeye çevrilmemiş(online kitapçılarda göremedim) 1989 basım bir kitaba ulaştım. Şansıma Türk Tugayı ile ilgili kısımları Google kitap önizlemesinde açık olarak bulunuyordu böylece aşağıdaki çeviriyi yapmak için kitabı sipariş etmeme gerek kalmadı. Bu çeviriyi yazarın kesinlikle samimi olduğunu ve aşağılama amacı taşımadığını düşündüğüm için yapıyorum. Aksi halde zaten yapmazdım. Yazar Kore’de sadece Türk Tugayının değil, MacArthur kuvvetlerinin ve diğerlerinin de hatalarını enine boyuna tartışıyor. Olaylar hem gülümseten hem de dramatik bir süreç içinde gelişmiş. Yazar kaynaklarına dair kitabın önsözünde şunları söylüyor: Alıntı:
|
Yazı mı çok uzun, konu mu çok yabancı? İki haftadır tık yok... :)
|
kore savaşına gidenler gönüllü değil mi.kendi eden kendi bulur mantığıyla yaklaşıyorum ben.60 sene önce olmuş savaş artık son gazileri de ölcek.çok önemsenmemesi normal.
|
Sevgili milomanara,
Yazin cok enteresan, o gunleri cocukluk yillarimdan hatirliyorum; Hatta bir komsumuz da katilmisti bu harbe. Konuyu ilk bugun gordugumu itiraf ediyorum. Bazen o kadar cok baslik donuyor ki, hepsini takip etmek imkansizlasiyor. Dusunuyorum da, yukarda anlatilan sartlarda sag kalanlarin, geri gelenlerin olmasi bile buyuk basari. Ancak hic bilmedigin bir ulkede, hic tanimadigin, ne seninle ne de ulkenle bir alis verisi bulunmayan insanlarla savasmak, onlari evlerinden, sevdiklerinden ebediyen ayrilmasina sebep olmanin gurur duyulacak bir duygu olmadigini, gunumuzdeki savaslardan biliyoruz. Bu enteresan bilgiyi, bizlerle paylastigin icin tesekkurler.. |
Sevgili vartor,
Gurur duyma konusunu şöyle açabilirim; bu savaşı hamasi şekilde sefere gider gibi değerlendirmediğimizde, ya da şanlı(!) tarihimizi, devletin içine karıştığı kan davalarıyla ele aldığımızda karşılacağımız tepkiyi kestiremiyoruz. Eh, hepimiz de Pamuk değiliz, sulak topraklara kaçalım... Bunun yanısıra, bence bu savaş bir çok açıdan doğrudur. Ne kadar itiraf etmesek de, biz yaşam kalitemizi büyük devlet olma yolunda feda eden, aslında kaşarlanmış emperyalist bir devlet geleneğine sahibiz. Bu ülkede Enver gibi kaçıklar yine çıkacaktır, o zaman onlara yol vermeyecek bir demokrasi gelenekleşmiş olur umarım. Bununla beraber, Kore'nin hemen arkasından Amerika Vietnam'a gitmiş orada da 58.000 çocuğunu bırakmıştır. Adamların 2.Dünya Savaşı'ndan sonra ekonomik buhranları savaşla aşmak gibi de bir eğilimi vardı. Her neyse, bu savaş benim kanımca ülke çıkarlarına hizmet etmiştir ve bu derece unutulması, en hafif ifadesiyle ayıptır. Yukarıdaki nükteli olaylar en azından biraz ilgi uyandırır diye düşünmüştüm ben. Zaten bırakalım doğru ya da yanlış olmasını, geçmişimizden işimize gelen kısımları cımbızlayıp, olaylara Turgut Özakman vari bakmanın çok tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Kıbrıs var, Kore yok, Menemen var, Dersim yok, Çanakkale var, Sarıkamış ve Ermeni olayları yok, Bayrak direğine çıkan gencin öldürülmesi var, 6~7 Eylül olayları yok. İşimize gelmeyeni yok saymakla bir yere gidebileceğimizi düşünmüyorum. En kötüsü, aynı hataların tekerrür etmesi çok daha muhtemel oluyor. Kore Savaşı bence daha çok konuşulması gereken bir olaydır, sonuçta o kadar uzağa ilk seferimiz! :) |
Bundan 5-6 yıl önce zannedersem Radikal Gazetesi, Kore Savaşının bilinmeyenleri diye bir başlık atmıştı verdiği eklerden birinde.Orada "kominist öldürmeye gidiyoruz" naraları atan insanımızdan bahsedilmişti ve çok üzülmüştüm.
Hiç görmediğin, hiç tanımadığın, aranda bir problemin olma ihtimaline bile yaklaşamadığın bir insanı nasıl öldürmeye gidersinlerle daha da üzmüştüm kendimi. |
Babam ve arkadaşları gönüllü olmuşlar Kore savaşı için, içlerinden biri gitmiş sadece o savaşa, ondan çok dinledim şahsi savaş hatıralarını, o dönem için büyük bir dezenformasyonla ve propaganda ile gene dönemin bütün gençleri (din ve milliyet eksenli olanlar) gönüllü olmuşlar bu emperyalist savaş için, peder ne zaman aklına gelse gidememesini bir eksiklik olarak anlatırdı. Milomanara'nın kapitalizm tespiti çok doğrudur, T.C. devleti bu savaş sayesinde mevcut liberal ekonomiye netegre olabilmiştir, bunun bedeli ise şimdi ülkede kimsenin hatırlamadığı yada hatırlamak istemediği bir savaş ve ondan arta kalan çok büyük ekonomik zorluklarla yaşayan azınlık bir kitle kalmıştır.
Toplum Çanakkale'den üç beş kahramanı ezbere sayar ama Kore denilince nutku tutulur unutmanın verdiği rahatlıkla, yada Kıbrıs savaşı vb. Malazgirteki kahramanları hatırlarda aklına bir tek Kore savaşı kahramanı gelmez, Kore savaşını savaştan saymaz, geride sağ kalanlarıda gaziden... Savaş kesinlikle komünizme karşı yapılan ilk sıcak savaştır, Abd o tarihte girdiği bölgeden ancak 70'lerin ortasında ayrılmıştır daha doğrusu ayrılmak zorunda kalmıştır. Emperyalizmin komünizmi yok etme savaşı adına harcanacak yüz milyarlarca doların ilk kuruşları burada başlamıştır. Türk askerinin fiyatı 70 cent olarak tarihlere geçmiştir. Konu ile ilgili Nazım'ın bir kaç şiir vardır o döneme ışık tutması açısından, en bilindik olanıda vatan haini şiiridir. Ülkenin konservatif bir siyasetten uzaklaşma ve günümüzdeki neo liberal çizgiye gelmesi macerası o tarihte başlamıştır... |
Evet sevgili Güneş,
Ben de Nazım'ın Türk Askerine teslim ol telkini yapan mektubunu çok yadırgamışımdır. Savaş karşıtlığını humanizm anlamında savunsa, evine git dese eyvallah da, git Ruslara teslim ol telkini ve Nazım'ın kendini Ruslara böylesine kullandırtması, büyük şairin büyük filozof olmadığını düşündürtmüştür bana. Alıntı:
|
Saygideger arkadaslar;
Orta okul caglarimda, "Kore Nire?" diye bir kitap okumustum, ama simdi hatirlamiyorum. Tek hatirladigim, askerlerin, ABD komutasinda oldugu ve sicak savasa ABD komutanlari tarafindan suruldugu ve kendilerinin geri planda kaldigi. Saygilarimla; evrensel-insan |
Alıntı:
Savaşa katılan BM güçlerinin dağılımına bakarsan[1], önermenin ne kadar geçersiz olduğunu göreceksin. Hamasi yalanlardan biri daha. Ne yani milyon kişilik Çin/Kuzey Kore Ordusunu 5.000 kişi ile mi püskürttük? Yok artık... |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:04 . |