![]() |
Çekim Yasası Paradoksları
ÇEKİM YASASI PARADOKSLARI Çekim yasasında gerçeklik payı olduğuna inanıyorum. Ancak bu argümanın bazı paradokslara yol açtığını düşünüyorum. Bunları başka forumlarda da dile getirmiştim. Bu konu hakkındaki topladığım bilgileri burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Şimdi bu tenakuzlara değinelim. Çekim yasası içtenlikle imgelediğimiz şeylerin realize olması olarak özetlenebilir. Eğer bir şeyi yeterince istersek ve ona zaten sahip olduğumuz psikolojisi içine girersek isteğimizi tezahür ettireceğimizi söyler. Düşünce+Duygu=Çekim şeklinde formüle edilebilir. Secret formülatörleri bunun evrensel bir yasa olduğunu, her zaman ve her yerde geçerli olduğunu iddia ederler. Ancak çekim yasasının bu ünlü kuralını hayatlarında uyguladıkları halde vaat edilen durumları kendilerine çekmeyen sayısız örnek vardır. Aktörler/Sinema Oyuncuları Örneğin aktörleri ve sinema oyuncularını düşünün. Sinema oyuncuları pek çok karakteri canlandırırlar. Bunlardan bazıları sıradan insanlardır, bazıları şiddete maruz kalan ve hastalık kurbanı iyi insanlardır, bazıları ise kendi çıkarları için başkalarını harcayan psikopat karakterlerdir. Bir rolde ustalaşmak için bazen işi o kadar ileriye götürürler ki oynadıkları karakterin yaşamına yoğun bir şekilde dalarlar ve (fiziksel taklitin ötesinde) oynadıkları karakter gibi düşünmeyi ve hissetmeyi öğrenirler. Son olarak o karaktermiş gibi davranırlar. Eğer çekim yasası evrensel bir kanunsa aktörlerin canlandırdıkları karakterin hayat şartlarını kendilerine çekmeleri gerekmez mi? The Secret belgeselinde yer alan James Ray'e göre duygu, düşünce ve davranış kombinasyonunun Çekim Yasası'nı çalıştırmayı kesinleştirmesi gerekir. Aktörlerin yaptığı da bu değil mi? Sinema oyuncularının sadece rol yaptığı ve oynadıkları karakter haline gelmeyi amaçlamadıkları fikri çekim yasası açısından bir fark yaratmamalıdır. Çünkü çekim yasası formülatörlerine göre duygu, düşünce ve davranışlarınız tam bir uyum içindeyse çekim garantilemiş demektir. Aktörlerin bir role hazırlanma süreçlerinin ne kadar yoğun olduğu dikkate alınırsa çekim yasası gereği oynamaya konsantre oldukları karakterin hayat şartlarını kendilerine çekmeleri gerekir. Çekim Yasası öğretmenlerinden biri olan James Ray’in sözlerinde bu durum açıkça ifade edilir: Alıntı:
Alıntı:
Hipokondriyaklar (hastalık hastaları) Bir diğer örnek hastalık hastaları (hipokondriyaklar). Bu paranoyak kişiler gerçekten hastalığı düşünürler. Yakalandıklarını hayal ettikleri hastalığa yakalanmış gibi davranırlar. Kendileri için hastalıkları bir gerçektir ve kesin olarak inanırlar. Duyguları, düşünceleri, inançları ve davranışları “tam bir uyum içinde” olmasına rağmen odaklandıkları korkunç hastalıkları hayatlarına çekmezler ve fiziksel olarak sağlıklıdırlar. Alıntı:
Ülkemizde en sık görüleni aldatılma sanrısıdır. Bu sanrıya sahip kişiler eşlerine hayatı cehenneme çevirirler ve cinayet dahi işleyebilirler. Bu paranoyak kişiler işledikleri suçlardan dolayı TCK'nın 46. maddesine göre mes'ul değildirler. Zira muhakemeleri bozuktur. Sanrılı kişilerin vizualize ve imajine ettikleri durumları çekememeleri çekim yasası açısından çok önemli bir problem oluşturmaz mı? Büyüklük Sanrıları Yaşayan Kimseler Paranoid bozuklukların bir başka çeşidi de megalomanik sanrılardır. Bu kişilerin bazılarında mesih veya peygamber olduğu biçiminde mistik sanrılar ortaya çıkar. Kendilerinin Tanrı tarafından seçilmiş özel kişiler olduklarına inanırlar. Evrenle ilgili herkesin bilmediği bir takım sırlara vakıf olduklarına, gelecekten haber aldıklarına, farklı boyutları algıladıklarına, doğa ötesi güçlerle temas kurduklarına inanırlar. Çeşitli garip dinsel seremoniler düzenlerler ve bu ritüeller esnasında gerçeklikle tüm irtibatlarını kaybederler. Bu vecd ve trans halleri sırasında peygamberle, cinlerle veya ruhlarla konuştuklarına inanırlar. Özellikle Nazi subayları, Satanistler, Thule Derneği gibi ruhçu ve pagan tarikatların mensupları arasında bu tür mistik sanrılar yaşayan kişilere sıkça rastlanır. Sanki tüm dünya kendisi etrafında dönüyor, tüm evren kendisine yardım ediyor gibi bir hisse kapılır. Telkine açık bir takım saf kişileri de etkisi altına alabilir. Böylelikle bir "toplumsal paranoya" oluşturarak geniş çaplı organizasyonlar düzenleyebilirler. Ancak bu kişiler mesihsel bir krallığı veya peygambersel bir pozisyonu kendilerine çekmezler. Bunların çoğu genellikle bir psikiyatri servisine teslim edilirler. Bazıları ise peşinden giden milyonlarca mürid bulur. Ancak yine de dediğim gibi bu kişilerin hiçbir sanrısı gerçek olmaz. Ve bu durum inanç eksikliğinden KAYNAKLANMAZ. Çünkü bu kişilerin mistik hezeyanlarla adeta beyni yıkanmıştır. Bence Çekim Yasası’ndaki çelişkilerden biri de budur. Kanser Araştırmacıları Bir başka örneğimiz tıbbi araştırmalar yapan hekimler. Dünyanın dört bir yanındaki tıp araştırmacıları çeşitli hastalıkların tanı ve tedavisi ve diğer tıbbi durumlar üzerine –tabiri caizse- kafa yoruyor, daha iyi tedavi yöntemleri bulmak için deneyler ve gözlemler yapıyorlar (hatta bu araştırmalardan elde edilen bulgular öylesine devasa boyutlara ulaştı ki son yüzyıl içinde ortalama insan ömrü neredeyse ikiye katlandı). Yani Secret mantığıyla bakacak olursak “hastalıklara odaklanıyorlar” ve onları vizualize ediyorlar. Ancak tıbbi durumları araştıranlar onlarca kanser türünü vizualize etmelerine rağmen herhangi bir hastalığı kendilerine çekmezler. "Ama onlar tedavi etmeyi düşünüyorlar" diyebilirsiniz. Fakat herkesin bildiği gibi olumlama tekniklerinde (cümle anlamca olumlu olsa da) olumsuzluğu çağrıştıran kelimeler kullanmaktan ısrarla kaçınılır. "Yoksul olmak istemiyorum" yerine "zenginim, zenginliğe sahibim." "Hasta olmuyorum" yerine "sağlık içindeyim" gibi. Bunlar oldukça yararlı tavsiyeler tabi ki. Benim vurgulamak istediğim nokta kanser araştırmacılarının her ne kadar enfeksiyonların, kanserlerin ve diğer organik kusurların tanı ve tedavisi üzerinde düşünseler de bunları neden kendilerine çekmedikleridir? Konuyla ilgili bir başka detaya daha dikkat çekmek istiyorum: Bilim insanları nükleer kazalar sonucu ortaya çıkan yüksek radyasyondan etkilenmiş ve mutasyona uğramış pek çok canlı üzerinde araştırma ve gözlem yapıyor. Bildiğiniz gibi bu mutant canlılar üzerinde pek çok anormal durumlar ortaya çıkar. Hatta bilimciler mikrobiyolojik analizler için bu mutant canlılardan alınan DNA nümunelerini elektron mikroskobu altında gözlemleyerek hasarlı genleri tespit etmeye çalışırlar. Biyokimya ve genetik biliminden yararlanarak bu hasarları düzeltmeye yarayacak kimyasal ilaçlar ve çeşitli ameliyat yöntemleri geliştirilir. Ancak bilim insanlarından neredeyse hiçbirinin başına nükleer bir kaza gelmez. Çekim Yasası üstadlarının sözlerinde de neye karşı koyarsak o şeyi kendimize çekeceğimiz ısrarla vurgulanır: Spiritual ve kişisel gelişim konularında yazan Lisa Nichols şöyle diyor: Alıntı:
The Secret'ta yer alan bir başka alıntı: Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Çoğu insan uçmaktan korkar, ancak bir uçak kazasında ÖLMEZ. Pek çok kişi örümceklerden korkar, ancak bir örümceğin ısırığıyla HAYATINI KAYBETMEZ. Birçok kişi yükseklikten korkar ancak bir uçurumdan aşağı düşerek ÖLMEZ. Bilinçaltlarında bu tür korkular yer almasına rağmen bunları hayatlarına çekmeyen pek çok örnek var. Oysaki The Secret'ta tüm hayatımızın Çekim Yasası tarafından şekillendirildiği iddia ediliyor: Alıntı:
|
"Cekim yasasi", "the secret"...vs konularin, benim bildigim, arastirdigim, okudugum kadim hicbir spirituel ya da mistik gelenekte ve felsefede yeri yoktur, gercek ruhsallikla da uzaktan ya da yakindan alakasi yoktur...Bunlar son zamanlarda (ozellikle son 20-25 yilda) ortaya cikmis, duygulari ve umutlari somurerek "cepleri doldurma" yasasini kesfedip icra eden cesitli sarlatanlarin insanlari kandirmasindan ibarettir.
Bu sacmalik, tamamen bir pollyannaciliktan ibarettir, gerceklerden ve gercekcilikten ayrica mantiktan da cok uzaktir. Gercek olan sey, istemenin azmi getirdigi, azmin de cesitli sekillerde, dogal olarak, basariya goturebilecegidir. Bunda hic "olaganustu" bir sey de yoktur, gayet siradan bir durumdur. Bir seyi cok istersiniz, hayal edersiniz, calisirsiniz, azmedersiniz o yolda caba harcarsiniz ve istediginiz seyin gerceklesme olasiligini belki %10`dan %60-70`e cikarirsiniz ornegin. Bunda herhangi bir "giz" "secret" ya da bir olaganustuluk yoktur. Bu cercevenin disinda soylenenler ise sacmaliktan ve sarlatanliktan ibarettir. Su secretcilere sormak lazim, Afrika`da her gun acliktan olen o kadar cocuga ne onerirsiniz? Herkes Burger King`ten triple Whopper menu hayal etmeyi, "imgelemeyi"(!) ogrenirse acligi bitirebilir miyiz(!)? Gerci onlar bir dilim ekmegi bile, hepinizin hayal gucunden daha fazla sekilde hayal ediyorlar. |
Alıntı:
Alıntı:
Yani Secretçılar kitlesel felaketleri böyle anti-hümanistik ve son derece irrasyonel bir bakış açısıyla yorumluyorlar. Amerikalı yazar ve beden dili uzmanı Kevin Hogan, Rhonda Byrne’nin bu konudaki görüşlerini şöyle kritize ediyor: Alıntı:
|
Alıntı:
"Soykirim" katillerin sucu degil, cocuklarin sucuymus! Tecavuz, tecavuzcunun degil tecavuze ugrayanin sucuymus! kendisi sefa pe...engi bir sarlatan oldugu icin bu kadar rahat. Su Rhonda`nin kendi ailesinin ya da kendisinin basina bir seyler gelsin bakalim bir, cok merak ediyorum acaba ayni seyleri soyleyecek mi yine? Ayrica koca dunyada Rhonda`nin iddia ettigi gibi, olumsuz tek bir dusunce grubuna ya da kelimelere sahip olmayip yine de tecavuze yahut baska bir zarara ugrayan biri bulunsa, sadece bir tane bile bulunsa, bu zirva zaten parcalanir gider. Ki ben, olumsuz tek bir dusunceye sahip olmayan, hayat dolu son derece pozitif, herkese enerji yayan bazi yakinlarimin kanserden oldugune sahit oldum ve kimse onlarin, iclerinde bir yerde, son derece karamsar ve olumsuz dusunen ama saglikli rahat yasayan insanlardan daha fazla "olumsuz" dusunce tasidigina ikna edemez beni. Halk bu kadar saf ve malesef cahil oldugu surece, bu tip sarlatanlar cepleri doldurup sefa pe...engi haline gelmeye devam edecekler ve bu tip zirvalari agizlarindan duymaya devam edecegiz. |
Alıntı:
|
Einstein ve Buda Çekim Yasası'na inanıyor muydu?
Bildiğiniz The Secretçılar Çekim Yasası'nı pek çok ünlü ve başarılı insanın uyguladığını öne sürerler.
Bununla ilgili bir konuyu psikoterapist peder Bob Beverley'in tespitlerinden yararlanarak bir yazımda incelemiştim: The Secret'taki Bağlam Dışı Alıntılar ve Referans Eksikliği Sonuç olarak ortada bariz bir referans eksikliği ve bağlamından koparılmış alıntılar var. Bu topicde ise Einstein ve Buda hakkındaki iddiayı incelemek istiyorum. The Secretçılar Einstein'in şu sözlerini SIRRA inandığına delil olarak gösteriyor: "Your imagination is your preview of life's coming attractions." "Hayal gücü her şeydir. Sizi bekleyen güzelliklerin önizlemesi gibidir." "Imagination is more important than knowledge." "Hayal gücü bilgiden daha önemlidir." “Eğer düşüncelerimizi görebilseydik, onların beynimizin önünden çıkıp, arkadan yine bize döndüğünü de görecektik.” (Şahsen İngilizce kaynaklarda bu sözü bulamadım. Nil Gün'ün ve diğer yerli Çekim Yasası yazarlarının kitaplarında bu söz aktarılıyor.) Buddha'dan ise şöyle bir söz aktarılıyor: "All that we are is the result of what we have thought." “Olduğumuz her şey düşüncelerimizin sonucudur” Bu alıntılar her ne kadar hayal gücünün önemini vurgulasalar da onların SIRRA inandıkları yönünde net bir fikir vermiyor ve bunların bağlam dışı alıntı olabileceğinden şüpheleniyorum. Einstein'in panteist olduğunu ve Budizm'e sempati duyduğunu biliyorum. Bunu şu sözlerinden okuyabiliriz: Alıntı:
|
Alıntı:
Alıntı:
Ilgili soz ise contextinden koparilmis, cimbizlanmis ve saptirilmis bir sozdur, Buddhizm`in "B`sini bilmeyenler tarafindan soylenmistir. O soz, Pali Kanon`un icinde Dhammapada isminde bir metinde gecer. Orijinali sudur: 1. Mind precedes all mental states. Mind is their chief; they are all mind-wrought. If with an impure mind a person speaks or acts suffering follows him like the wheel that follows the foot of the ox. 2. Mind precedes all mental states. Mind is their chief; they are all mind-wrought. If with a pure mind a person speaks or acts happiness follows him like his never-departing shadow. Ayetlerin orijinali yukardakidir. Ama batili Max Muller, bu ayetleri su sekilde cevirmistir: "All that we are is the result of what we have thought: it is founded on our thoughts, it is made up of our thoughts. If a man speaks or acts with an evil thought, pain follows him, as the wheel follows the foot of the ox that draws the carriage... If a man speaks or acts with a pure thought, happiness follows him, like a shadow that never leaves him." Ceviri ne olursa olsun, ayetlerde zihnin basimiza gelen her olayin nedeni oldugu soylenmekte. Eger saf olmayan bir zihin ile hareket edersek aci bizi izler denmekte, ya da tam tersi. Pali Kanon`u biraz okumus, Buddhizm`i biraz bilen herhangi bir insanin, bu ayetlerin etki-tepki(karma) yasasina gonderme yaptigini bilir. Zira Pali Kanon`daki pek cok acik ayet, karma yasasina isaret eder. Yani basimiza gelen iyi ya da kotu hicbir sey tesadufi degildir. Her sey, kendi dusuncelerimizin, davranislarimizin hareketlerimizin sonucudur. Hem bu hayatta hem de oncekilerinde yapilanlar, sonraki hayatlari sekillendirir. Bunun "secret" ile uzaktan yakindan alakasi yoktur. Zira gecmis yasamlardan getirilen etki-tepki gucluyse, isterseniz bir seyi en mukemmel sekilde omur boyu "imgeleyin" o sey gerceklesmez. Zaten karma yasasina gore aslolan "imgelemek, hayal etmek" degil, kotu tepkilere neden olmayacak sekilde dusunceler (kotu olmayan) gelistirmek, o sekilde davranislarda ve eylemlerde bulunmaktir ya da bunlari en aza indirgeyerek karmayi az uretmektir. Karma felsefesi, "hayal edin imgeleyin o seyi cepte bilin" "hayal edin imgeleyin basaramayacaginiz bir sey yok" seklindeki fikirlerle taban tabana zittir. |
Alıntı:
Sevgili firatb84; Eger karmaya gore insanin basina gelen hersey, dusunce ve davranisin sonucu ise, ornegin bu anlayisa(karma) gore, sayet onceki yasamlarda(dusunce ve davranislar sonucu) olan bitenler, sonraki yasami sekillendiriyorsa; Afrika'daki aclar kendi dusunceleri ve davranislari(veya onceki yasamlarindakiler) sonucu mu bu durumdadir? Mesela karma inanci onlarin durumunu nasil tanimlar? Karma'ya iliskin ne yapmis olsalardi, bugun bu durumda olmayacaklardi? |
Alıntı:
Afrika`daki aclarin basina gelenler Buddhizm`e gore "tesaduf" olamayacagina gore ya da Buddhizm`de, cesitli insanlara dogustan keyfi bicimde aclik verip cesitli insanlara zenginlik veren, aklinca "sinav yapan" bir Tanri inanci olmadigina gore, etki tepki yasasi geregi onceki yasantilardan gelen karmik birikimler sonucu bu durumda olmalidirlar. Durumlari, karmik temizlenme de saglamaktadir yani birikim "enerjileri" aciga cikmis ve tukenmistir. Ama bu durum her zaman olumsuz karsilanmaz, belki binlerce yasamda azar azar biriken kotu dedigimiz tepkilere neden olan birikimler, azar azar degil tek bir yasamda birden ortaya cikmistir ve bu durumla sonuclanmistir sonraki yasamlarda ise negatif birikimleri yavas yavas aciga cikan insanlardan cok daha iyi bir hayat sureceklerdir. Burada dikkat edilmesi gereken sey, karmanin bir ceza olmadigidir. Hatta iyi ya da kotu kavramlari bile gorecelidir. Afrika gibi ekstrem ornekleri birakirsak, ornegin cok yoksul olan biri, cok zengin ve rahat yasayan baska birinden daha mutlu olabilir "aydinlanmaya" daha yakin da olabilir. Afrika`daki insanlar oyle olmayi "hakettikleri" icin oyle degildirler, binlerce belki cok daha fazla belki sonsuz yasamdan beri biriken karmik birikimlerin birden aciga cikmasindan dolayi oyledirler yani karma, bir iradenin yasasi degildir, mekanik doga yasasi gibi bir yasa olarak dusunulur. Denize yuzme bilmeden giren ve bogulup olen biri icin "hakkettigi icin oyle oldu" diyemeyiz, etki (yuzme bilmeden denize girme) tepkiye (bogulup olme) neden oldu deriz. Karma da benzer mantiktadir. Alıntı:
|
Alıntı:
Nasil dusunuyor ve davraniyorsaniz, sonuc oyle olur diyor. Yani bir bilincli nedensellik mevcut. Diger arkadasin koydugu kaynaklara bakarsak boyle duruyor zira. Onda da iyi/kotu goreceli gibi bir durum olusuyor. ------------------------------------------------------------------------ "Çekim Yasası, bir şeyi iyi yada kötü olarak algılamanıza veya bir şeyi isteyip istemediğinize aldırmaz: sadece düşüncelerinize karşılık verir." -Bob Doyle. "Birçok kişi borçlarından kurtulmak istiyor. Bu onları sonsuza dek borç içinde bırakıyor. Düşündüğünüz şeyi kendinize çekersiniz. Ama borçtan kurtulduğunuzu düşündüğünüzü söyleyebilirsiniz. Borçtan kurtulmayı veya borca girmeyi düşünmeniz önemli değildir. Borcu düşünürseniz borcu çekersiniz." -Bob Proctor Yaniliyor muyum? |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:53 . |