Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Dünya Dinleri, Mitoloji & Antik Uygarlıklar > Mitoloji & Esoterisizm

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 20-11-2012, 00:05
Kozmik Perspektif Kozmik Perspektif isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 10 Nov 2012
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 472
Standart Çekim Yasası Paradoksları

ÇEKİM YASASI PARADOKSLARI

Çekim yasasında gerçeklik payı olduğuna inanıyorum. Ancak bu argümanın bazı paradokslara yol açtığını düşünüyorum. Bunları başka forumlarda da dile getirmiştim. Bu konu hakkındaki topladığım bilgileri burada sizlerle paylaşmak istiyorum.

Şimdi bu tenakuzlara değinelim.

Çekim yasası içtenlikle imgelediğimiz şeylerin realize olması olarak özetlenebilir. Eğer bir şeyi yeterince istersek ve ona zaten sahip olduğumuz psikolojisi içine girersek isteğimizi tezahür ettireceğimizi söyler. Düşünce+Duygu=Çekim şeklinde formüle edilebilir. Secret formülatörleri bunun evrensel bir yasa olduğunu, her zaman ve her yerde geçerli olduğunu iddia ederler.

Ancak çekim yasasının bu ünlü kuralını hayatlarında uyguladıkları halde vaat edilen durumları kendilerine çekmeyen sayısız örnek vardır.

Aktörler/Sinema Oyuncuları

Örneğin aktörleri ve sinema oyuncularını düşünün. Sinema oyuncuları pek çok karakteri canlandırırlar. Bunlardan bazıları sıradan insanlardır, bazıları şiddete maruz kalan ve hastalık kurbanı iyi insanlardır, bazıları ise kendi çıkarları için başkalarını harcayan psikopat karakterlerdir. Bir rolde ustalaşmak için bazen işi o kadar ileriye götürürler ki oynadıkları karakterin yaşamına yoğun bir şekilde dalarlar ve (fiziksel taklitin ötesinde) oynadıkları karakter gibi düşünmeyi ve hissetmeyi öğrenirler. Son olarak o karaktermiş gibi davranırlar. Eğer çekim yasası evrensel bir kanunsa aktörlerin canlandırdıkları karakterin hayat şartlarını kendilerine çekmeleri gerekmez mi? The Secret belgeselinde yer alan James Ray'e göre duygu, düşünce ve davranış kombinasyonunun Çekim Yasası'nı çalıştırmayı kesinleştirmesi gerekir. Aktörlerin yaptığı da bu değil mi?

Sinema oyuncularının sadece rol yaptığı ve oynadıkları karakter haline gelmeyi amaçlamadıkları fikri çekim yasası açısından bir fark yaratmamalıdır. Çünkü çekim yasası formülatörlerine göre duygu, düşünce ve davranışlarınız tam bir uyum içindeyse çekim garantilemiş demektir. Aktörlerin bir role hazırlanma süreçlerinin ne kadar yoğun olduğu dikkate alınırsa çekim yasası gereği oynamaya konsantre oldukları karakterin hayat şartlarını kendilerine çekmeleri gerekir.

Çekim Yasası öğretmenlerinden biri olan James Ray’in sözlerinde bu durum açıkça ifade edilir:

“… Düşüncelerinizin, duygularınızın ve davranışlarınızın tamamen uyum içinde olması gerekir.

Eğer sonuç alınamıyorsa, muhtemelen bu üçünden birinin eksik olduğunu söylerim. İstediği ve hak ettiği bir şeyi yaratamayan birine bakarsanız, bu üçünden birinin eksik olduğunu görürsünüz. Üçününde tam ve uyum içinde olması gerekir.

Bunu yaptığınızda, gerçekten hak ettiğiniz türden bir hayat yaratırsınız.” –James Ray, Larry King Live, 8 Mart 2007.
Görüldüğü gibi üçünün de uyum içinde olması gerekir. Aktörlerin yaptığı da tam olarak bu değil mi?

Hepimiz titreşimsel varlıklarız. Sizler, alıcınızı bir istasyona ayarladığınızda o istasyonda çalanları duyan radyolar gibisiniz. Anteninizi aldığınız şeye odaklanırsınız ve sadece 17 saniye o istasyona odaklansanız bile içinizdeki titreşimi aktif hale getirirsiniz. İçinizdeki bir titreşimi aktif hale getirdiğinizde, Çekim Yasası o titreşime cevap vermeye başlar ve istediğiniz veya istemediğiniz bir şey olsa bile o şeyi kendinize çekersiniz.
Abraham
18 Ağustos Pazar günü
Kuzey Los Angeles’taki atölye çalışmasından alınmıştır.
Kaynak: http://www.abraham-hicks.com/lawofat...urce/index.php
Bir başka örnek "sapıklar". İsteklerimizi gerçekleştirmenin yolu ona odaklanmak, onu sürekli düşlemek ve ilham geldiğinde eyleme geçmekse sapıklar neden istediklerini nadiren elde ederler? Sapıkların da kullandığı yöntem tam olarak bu değil mi? Birilerini kafalarına takarlar ve başka hiçbir şey düşünmezler. Bu kişiyle ilgili hayaller kurarlar ve zamanla ilham bularak ona yaklaşmaya çalışırlar. Ancak arzuladıkları kişiyi elde etmek yerine genellikle kendilerini hapiste bulurlar.

Hipokondriyaklar (hastalık hastaları)

Bir diğer örnek hastalık hastaları (hipokondriyaklar). Bu paranoyak kişiler gerçekten hastalığı düşünürler. Yakalandıklarını hayal ettikleri hastalığa yakalanmış gibi davranırlar. Kendileri için hastalıkları bir gerçektir ve kesin olarak inanırlar. Duyguları, düşünceleri, inançları ve davranışları “tam bir uyum içinde” olmasına rağmen odaklandıkları korkunç hastalıkları hayatlarına çekmezler ve fiziksel olarak sağlıklıdırlar.

"I want to be very clear that there is no evidence that people attract cancer by their thoughts,"

"İnsanların kanseri düşünceleriyle çektiğine dair hiçbir kanıt yoktur." (Dr. Richard Wender, Amerikan Kanser Derneği Başkanı, 23 Mart 2007, Nightline)
Aslında psikiyatri literatüründe yer alan diğer paranoyalar da argüman olarak kullanılabilir. Psikiyatri literatürünü tararsak bu sanrıların geniş bir yelpazesiyle karşılaşırız. Suikast/komplo, aldatılma, izlenme, tek yanlı aşk, hastalanma paranoyası bunlara örnek olarak verilebilir. Bazıları ise mistisizm içerikli sanrılardır. Mesela Mesih, tanrının misyoneri veya seçilmiş kişi olduğuna inanma paranoyası gibi. Ve bu paranoyak bireyler, sanrılarına KESİN bir şekilde inanırlar (buna detaylı bir şekilde değineceğim). Davranışları, duygu ve düşünceleri sanrıları ışığında şekillenir. Ancak yine de korktukları veya inandıkları durumları kendilerine çekmezler.

Ülkemizde en sık görüleni aldatılma sanrısıdır. Bu sanrıya sahip kişiler eşlerine hayatı cehenneme çevirirler ve cinayet dahi işleyebilirler. Bu paranoyak kişiler işledikleri suçlardan dolayı TCK'nın 46. maddesine göre mes'ul değildirler. Zira muhakemeleri bozuktur.

Sanrılı kişilerin vizualize ve imajine ettikleri durumları çekememeleri çekim yasası açısından çok önemli bir problem oluşturmaz mı?

Büyüklük Sanrıları Yaşayan Kimseler

Paranoid bozuklukların bir başka çeşidi de megalomanik sanrılardır. Bu kişilerin bazılarında mesih veya peygamber olduğu biçiminde mistik sanrılar ortaya çıkar. Kendilerinin Tanrı tarafından seçilmiş özel kişiler olduklarına inanırlar. Evrenle ilgili herkesin bilmediği bir takım sırlara vakıf olduklarına, gelecekten haber aldıklarına, farklı boyutları algıladıklarına, doğa ötesi güçlerle temas kurduklarına inanırlar. Çeşitli garip dinsel seremoniler düzenlerler ve bu ritüeller esnasında gerçeklikle tüm irtibatlarını kaybederler. Bu vecd ve trans halleri sırasında peygamberle, cinlerle veya ruhlarla konuştuklarına inanırlar. Özellikle Nazi subayları, Satanistler, Thule Derneği gibi ruhçu ve pagan tarikatların mensupları arasında bu tür mistik sanrılar yaşayan kişilere sıkça rastlanır. Sanki tüm dünya kendisi etrafında dönüyor, tüm evren kendisine yardım ediyor gibi bir hisse kapılır. Telkine açık bir takım saf kişileri de etkisi altına alabilir. Böylelikle bir "toplumsal paranoya" oluşturarak geniş çaplı organizasyonlar düzenleyebilirler.

Ancak bu kişiler mesihsel bir krallığı veya peygambersel bir pozisyonu kendilerine çekmezler. Bunların çoğu genellikle bir psikiyatri servisine teslim edilirler. Bazıları ise peşinden giden milyonlarca mürid bulur. Ancak yine de dediğim gibi bu kişilerin hiçbir sanrısı gerçek olmaz. Ve bu durum inanç eksikliğinden KAYNAKLANMAZ. Çünkü bu kişilerin mistik hezeyanlarla adeta beyni yıkanmıştır. Bence Çekim Yasası’ndaki çelişkilerden biri de budur.

Kanser Araştırmacıları

Bir başka örneğimiz tıbbi araştırmalar yapan hekimler. Dünyanın dört bir yanındaki tıp araştırmacıları çeşitli hastalıkların tanı ve tedavisi ve diğer tıbbi durumlar üzerine –tabiri caizse- kafa yoruyor, daha iyi tedavi yöntemleri bulmak için deneyler ve gözlemler yapıyorlar (hatta bu araştırmalardan elde edilen bulgular öylesine devasa boyutlara ulaştı ki son yüzyıl içinde ortalama insan ömrü neredeyse ikiye katlandı). Yani Secret mantığıyla bakacak olursak “hastalıklara odaklanıyorlar” ve onları vizualize ediyorlar. Ancak tıbbi durumları araştıranlar onlarca kanser türünü vizualize etmelerine rağmen herhangi bir hastalığı kendilerine çekmezler.

"Ama onlar tedavi etmeyi düşünüyorlar" diyebilirsiniz.

Fakat herkesin bildiği gibi olumlama tekniklerinde (cümle anlamca olumlu olsa da) olumsuzluğu çağrıştıran kelimeler kullanmaktan ısrarla kaçınılır.

"Yoksul olmak istemiyorum" yerine "zenginim, zenginliğe sahibim."

"Hasta olmuyorum" yerine "sağlık içindeyim" gibi.

Bunlar oldukça yararlı tavsiyeler tabi ki.

Benim vurgulamak istediğim nokta kanser araştırmacılarının her ne kadar enfeksiyonların, kanserlerin ve diğer organik kusurların tanı ve tedavisi üzerinde düşünseler de bunları neden kendilerine çekmedikleridir?

Konuyla ilgili bir başka detaya daha dikkat çekmek istiyorum: Bilim insanları nükleer kazalar sonucu ortaya çıkan yüksek radyasyondan etkilenmiş ve mutasyona uğramış pek çok canlı üzerinde araştırma ve gözlem yapıyor. Bildiğiniz gibi bu mutant canlılar üzerinde pek çok anormal durumlar ortaya çıkar. Hatta bilimciler mikrobiyolojik analizler için bu mutant canlılardan alınan DNA nümunelerini elektron mikroskobu altında gözlemleyerek hasarlı genleri tespit etmeye çalışırlar. Biyokimya ve genetik biliminden yararlanarak bu hasarları düzeltmeye yarayacak kimyasal ilaçlar ve çeşitli ameliyat yöntemleri geliştirilir.

Ancak bilim insanlarından neredeyse hiçbirinin başına nükleer bir kaza gelmez.

Çekim Yasası üstadlarının sözlerinde de neye karşı koyarsak o şeyi kendimize çekeceğimiz ısrarla vurgulanır:

Spiritual ve kişisel gelişim konularında yazan Lisa Nichols şöyle diyor:

People have a tendency to look at the thing* that they want and
say, "Yes, 1 like that, I want that." However, they look at the
things that they don’t want and they give them just as much
energy, if not more, with the idea that they can stamp it out, they
can eliminate it, obliterate it. In our society, we’ve become content
with fighting against things. Fighting against cancer, fighting
against poverty, fighting against war, fighting against drugs,
fighting against terrorism, fighting against violence. We tend to
fight everything we don’t want, which actually creates more of a
fight.

İnsanlar genellikle beğendikleri nesnelere bakıp; “Evet, bunu beğendim, bunu istiyorum” deme eğilimindedirler; ama, beğenmedikleri şeylere bakarken de, onları yok etmek, ortadak kaldırmak, silmek için, daha fazla değilse bile, en azından aynı enerjiyi harcarlar. Yaşadığımız toplumda insanlar, bir şeylere karşı savaşmaktan hoşlanır oldular. Kansere karşı savaşmak, yoksulluğa karşı savaşmak, savaşa karşı savaşmak, uyuşturucuya karşı savaşmak, terörizme karşı savaşmak, şiddete karşı savaşma. İstemediğimiz her şeye karşı savaşma eğilimindeyiz ve bu da aslında savaşacağımız konuları artırıyor.

Kaynak: http://masterpeter.wordpress.com/abo...-rhonda-byrne/
Gördüğünüz gibi karşı koyduklarınızı kendinize çekersiniz. Savaşı protesto eden mitingler düzenlerseniz savaşı daha çok kendinize çekersiniz. Aynı mantıkla hastalıklardan korunmaya veya onları tedavi etmeye çalışırsanız onları daha çok kendinize çekmeniz gerekmez mi? Bu durumda kanser araştırmacıları ve doktorlar The Secret prodüktörüne göre risk altında yaşıyorlar.

The Secret'ta yer alan bir başka alıntı:

"What you resist persists."
“Neye karşı koyarsan, o ısrarla olmaya devam eder”

Carl Jung
Aynı bir görüşü savunan bir başka kişisel gelişimci daha:

HALE DWOSKIN

TEACHER AND AUTHOR OF THE SEDONA METHOD Anything you focus on we do create. So if we’re really angry, for instance, at a war that’s going on, or strife,

or suffering, we’re adding our energy to it. We’re pushing

ourselves, and that only creates resistance.

HALE DWOSKİN (ÖĞRETMEN VE SEDONA YÖNTEMİ’NİN YAZARI); odaklandığımız her şeyi hayata geçiriyoruz. Örneğin; süregelen bir savaşa ya da kavgaya, güçlüğe karşı gerçekten öfkeliysek, duruma kendi enerjimizi eklemiş oluyoruz. Kendimizi zorlamamız, yalnızca direnç yaratmamıza neden oluyor.

http://masterpeter.wordpress.com/abo...-rhonda-byrne/
The Secret'ta yer alan Bob Doyle ve Bob Proctor "ÇY'nin neyi isteyip neyi istemediğimize değil, neye odaklandığımıza ve neyi imgelediğimize cevap verir" diyor:

"Çekim Yasası, bir şeyi iyi yada kötü olarak algılamanıza veya bir şeyi isteyip istemediğinize aldırmaz: sadece düşüncelerinize karşılık verir." -Bob Doyle.

"Birçok kişi borçlarından kurtulmak istiyor. Bu onları sonsuza dek borç içinde bırakıyor. Düşündüğünüz şeyi kendinize çekersiniz. Ama borçtan kurtulduğunuzu düşündüğünüzü söyleyebilirsiniz. Borçtan kurtulmayı veya borca girmeyi düşünmeniz önemli değildir. Borcu düşünürseniz borcu çekersiniz." -Bob Proctor
The Secret yazarı Rhonda Byrne, Oprah Winfrey ile yaptığı ropörtajında şöyle diyor:

"If you see people who are overweight, do not observe them, but immediately switch your mind to the picture of you in your perfect body and feel it."

"Aşırı kilolu insanlar görürseniz, onları gözlemlemeyin; bunun yerine, hemen zihninizde mükemmel bir bedene sahip olduğunuzu hayal edin."
Fobilerimizi Çekmek Mi?

Çoğu insan uçmaktan korkar, ancak bir uçak kazasında ÖLMEZ. Pek çok kişi örümceklerden korkar, ancak bir örümceğin ısırığıyla HAYATINI KAYBETMEZ. Birçok kişi yükseklikten korkar ancak bir uçurumdan aşağı düşerek ÖLMEZ. Bilinçaltlarında bu tür korkular yer almasına rağmen bunları hayatlarına çekmeyen pek çok örnek var.

Oysaki The Secret'ta tüm hayatımızın Çekim Yasası tarafından şekillendirildiği iddia ediliyor:

“İstediğiniz her şeyi elde edebilir, her şey olabilirsiniz.” “Seçtiğiniz şey ne olursa olsun ona sahip olabilirsiniz, hedefin büyüklüğü hiç önemli değil.”

“Hayatınıza giren her şeyi kendinize çeken siz kendinizsiniz. Bunu zihninizde tuttuğunuz imgelerin erdemiyle, düşüncelerinizle yapıyor, zihninizden geçirdiklerinizi kendinize çekiyorsunuz.”

“…tüm yaşantınız çekim yasası tarafından şekillendirilirken bu her şeye muktedir yasa düşünceleriniz aracığıyla işliyor. … yaratım sisteminin bir bütün olarak dayandırılabileceği en büyük ve en mutlak yasa… Düşüncelerinizle sadece kendi hayatınızı yaratmakla kalmayacak, onlar aracılığıyla dünyanın yaratımına da güçlü biçimde katkıda bulunacaksınız.

“Siz evrendeki en güçlü mıknatıssınız. İçinizde barındırdığınız manyetik güç yeryüzündeki her şeyden daha güçlü. Bu akıl sır ermez çekim gücünü yayan ise yine sizin düşünceleriniz.

Evren isteklerinizi yerine getirmek için kendisini yeniden düzenlemeye başlayacaktır.

“… yaşlanma.. zihnimizden kaynaklanır,… ebedi sağlık ve gençlik üzerinde odaklanın”

Konu Kozmik Perspektif tarafından (20-11-2012 Saat 00:17 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 20-11-2012, 00:43
anthemoessa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
anthemoessa anthemoessa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 03 Jan 2005
Mesajlar: 357
Standart

"Cekim yasasi", "the secret"...vs konularin, benim bildigim, arastirdigim, okudugum kadim hicbir spirituel ya da mistik gelenekte ve felsefede yeri yoktur, gercek ruhsallikla da uzaktan ya da yakindan alakasi yoktur...Bunlar son zamanlarda (ozellikle son 20-25 yilda) ortaya cikmis, duygulari ve umutlari somurerek "cepleri doldurma" yasasini kesfedip icra eden cesitli sarlatanlarin insanlari kandirmasindan ibarettir.

Bu sacmalik, tamamen bir pollyannaciliktan ibarettir, gerceklerden ve gercekcilikten ayrica mantiktan da cok uzaktir. Gercek olan sey, istemenin azmi getirdigi, azmin de cesitli sekillerde, dogal olarak, basariya goturebilecegidir. Bunda hic "olaganustu" bir sey de yoktur, gayet siradan bir durumdur. Bir seyi cok istersiniz, hayal edersiniz, calisirsiniz, azmedersiniz o yolda caba harcarsiniz ve istediginiz seyin gerceklesme olasiligini belki %10`dan %60-70`e cikarirsiniz ornegin. Bunda herhangi bir "giz" "secret" ya da bir olaganustuluk yoktur. Bu cercevenin disinda soylenenler ise sacmaliktan ve sarlatanliktan ibarettir.

Su secretcilere sormak lazim, Afrika`da her gun acliktan olen o kadar cocuga ne onerirsiniz? Herkes Burger King`ten triple Whopper menu hayal etmeyi, "imgelemeyi"(!) ogrenirse acligi bitirebilir miyiz(!)? Gerci onlar bir dilim ekmegi bile, hepinizin hayal gucunden daha fazla sekilde hayal ediyorlar.

Konu anthemoessa tarafından (20-11-2012 Saat 00:58 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 20-11-2012, 00:58
Kozmik Perspektif Kozmik Perspektif isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 10 Nov 2012
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 472
Standart

firatb84´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Su secretcilere sormak lazim, Afrika`da her gun acliktan olen o kadar cocuga ne onerirsiniz? Herkes Burger King`ten triple Whopper menu hayal etmeyi ogrenirse acligi bitirebilir miyiz(!)?
The Secret yazarı Rhonda Byrne'ye göre terör ve soykırım kurbanları bu olayları düşünceleriyle kendileri çekerler. Bir telefon ropörtajında Byrne, Ruanda'daki tecavüze uğrayan ve öldürülen kadınlarla ve çocuklarla ilgili bir soruya verdiği cevap aynen şu şekilde:

'If we are in fear, if we're feeling in our lives that we're victims and feeling powerless, then we are on a frequency of attracting those things to us ... totally unconsciously, totally innocently, totally all of those words that are so important.'

"Eğer korku içinde yaşarsak, eğer kurban ve çaresiz olduğumuzu hissedersek, bu şeyleri kendimize çeken bir frekans yayarız... Tamamen bilinçsizce, tamamen masumca, tamamen öylesine önemli olan kelimelerle."
(Ayrıca Byrne, benzer bir şeyi tacize uğrayan çocuklar içinde söylemişti. Ona göre taciz kurbanı çocuklar, bilinçaltlarında yer alan bir takım olumsuz inanç kalıplarıyla tacizi kendilerine çekiyorlardı.)

Yani Secretçılar kitlesel felaketleri böyle anti-hümanistik ve son derece irrasyonel bir bakış açısıyla yorumluyorlar.

Amerikalı yazar ve beden dili uzmanı Kevin Hogan, Rhonda Byrne’nin bu konudaki görüşlerini şöyle kritize ediyor:

You think I'm being sarcastic but that is what Rhonda Byrne says happens when you live in fear of something. That's why all the poor Rwandan women and children were butchered, murdered....remember?

Alaycı yaklaştığımı düşünebilirsiniz ama Rhonda Byrne, bir şeyden korkarak yaşadığınızda olan şeyin bu olduğunu söylüyor. O zavallı Ruandalı kadınlar ve çocuklar bu yüzden katlediliyor, hatırladınız mı?

And if people stop looking at you, realize it's because people who have THE SECRET don't want to look at fat people. That's how you lose weight.

İnsanlar size bakmak istemezse, SIRRI bilen insanlar şişman insanlara bakmak istemediği içindir. Çünkü bu şekilde kilo verilir.

I kid you not. Rhonda Byrne SAID that in the same interview she explained how the children of Rwanda brought on their own genocide. (not the fault of the killers, the fault of the CHILDREN)

Sizinle dalga geçmiyorum. Rhonda Byrne, Ruandalı çocukların soykırımı kendilerine nasıl çektiklerini açıkladığı ropörtajında bunu SÖYLEDİ. (Katillerin suçu değil, ÇOCUKLARIN suçu.)

Kaynak:http://www.kevinhogan.com/TheSecretL...ondaByrne4.htm
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 20-11-2012, 01:03
anthemoessa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
anthemoessa anthemoessa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 03 Jan 2005
Mesajlar: 357
Standart

The Secret yazarı Rhonda Byrne'ye göre terör ve soykırım kurbanları bu olayları düşünceleriyle kendileri çekerler. Bir telefon ropörtajında Byrne, Ruanda'daki tecavüze uğrayan ve öldürülen kadınlarla ve çocuklarla ilgili bir soruya verdiği cevap aynen şu şekilde:
Rhonda Byrne`nin tuzu kuru tabi. Yahu Afrika`da aclik ve yoksulluk icinde dogan zavalli bir cocukcagiz acaba kendisine neyi cekmis de oyle dogmus ornegin? Annesinin karninda olusurken mi kotu seyler imgelemis acaba(!)?

"Soykirim" katillerin sucu degil, cocuklarin sucuymus! Tecavuz, tecavuzcunun degil tecavuze ugrayanin sucuymus! kendisi sefa pe...engi bir sarlatan oldugu icin bu kadar rahat. Su Rhonda`nin kendi ailesinin ya da kendisinin basina bir seyler gelsin bakalim bir, cok merak ediyorum acaba ayni seyleri soyleyecek mi yine? Ayrica koca dunyada Rhonda`nin iddia ettigi gibi, olumsuz tek bir dusunce grubuna ya da kelimelere sahip olmayip yine de tecavuze yahut baska bir zarara ugrayan biri bulunsa, sadece bir tane bile bulunsa, bu zirva zaten parcalanir gider. Ki ben, olumsuz tek bir dusunceye sahip olmayan, hayat dolu son derece pozitif, herkese enerji yayan bazi yakinlarimin kanserden oldugune sahit oldum ve kimse onlarin, iclerinde bir yerde, son derece karamsar ve olumsuz dusunen ama saglikli rahat yasayan insanlardan daha fazla "olumsuz" dusunce tasidigina ikna edemez beni.

Halk bu kadar saf ve malesef cahil oldugu surece, bu tip sarlatanlar cepleri doldurup sefa pe...engi haline gelmeye devam edecekler ve bu tip zirvalari agizlarindan duymaya devam edecegiz.

Konu anthemoessa tarafından (20-11-2012 Saat 01:17 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 20-11-2012, 01:52
Kozmik Perspektif Kozmik Perspektif isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 10 Nov 2012
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 472
Standart

firatb84´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
"Cekim yasasi", "the secret"...vs konularin, benim bildigim, arastirdigim, okudugum kadim hicbir spirituel ya da mistik gelenekte ve felsefede yeri yoktur, gercek ruhsallikla da uzaktan ya da yakindan alakasi yoktur...Bunlar son zamanlarda (ozellikle son 20-25 yilda) ortaya cikmis, duygulari ve umutlari somurerek "cepleri doldurma" yasasini kesfedip icra eden cesitli sarlatanlarin insanlari kandirmasindan ibarettir.
Kadim öğretilerde çekim yasası gibi bir inanç var mı emin değilim. The Secretçılar olduğunu iddia ediyorlar ama bu konuda biraz referans eksikliği var. Ama bu tür fikirler ilk olarak 1900'lerde batıda yayılmaya başladı. "Yeni Düşünce" hareketiyle. 20. yüzyılın önemli kişisel gelişim yazarlarından Napolyon Hill'in Think and Grow Rich (Düşün ve Zenginleş) isimli eseri The Secret'çılara bu konuda büyük ilham kaynağı olmuştur. Çekim Yasası fikri kişisel gelişim literatürüne 1930'larda girmiş, ancak son 10 yılda, özellikle 2006'da yayınlanan The Secret kitabıyla popüler olmuştur.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 20-11-2012, 15:28
Kozmik Perspektif Kozmik Perspektif isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 10 Nov 2012
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 472
Standart Einstein ve Buda Çekim Yasası'na inanıyor muydu?

Bildiğiniz The Secretçılar Çekim Yasası'nı pek çok ünlü ve başarılı insanın uyguladığını öne sürerler.

Bununla ilgili bir konuyu psikoterapist peder Bob Beverley'in tespitlerinden yararlanarak bir yazımda incelemiştim:

The Secret'taki Bağlam Dışı Alıntılar ve Referans Eksikliği

Sonuç olarak ortada bariz bir referans eksikliği ve bağlamından koparılmış alıntılar var.

Bu topicde ise Einstein ve Buda hakkındaki iddiayı incelemek istiyorum.

The Secretçılar Einstein'in şu sözlerini SIRRA inandığına delil olarak gösteriyor:

"Your imagination is your preview of life's coming attractions."
"Hayal gücü her şeydir. Sizi bekleyen güzelliklerin önizlemesi gibidir."

"Imagination is more important than knowledge."
"Hayal gücü bilgiden daha önemlidir."

“Eğer düşüncelerimizi görebilseydik, onların beynimizin önünden çıkıp, arkadan yine bize döndüğünü de görecektik.” (Şahsen İngilizce kaynaklarda bu sözü bulamadım. Nil Gün'ün ve diğer yerli Çekim Yasası yazarlarının kitaplarında bu söz aktarılıyor.)

Buddha'dan ise şöyle bir söz aktarılıyor:

"All that we are is the result of what we have thought."
“Olduğumuz her şey düşüncelerimizin sonucudur”

Bu alıntılar her ne kadar hayal gücünün önemini vurgulasalar da onların SIRRA inandıkları yönünde net bir fikir vermiyor ve bunların bağlam dışı alıntı olabileceğinden şüpheleniyorum.

Einstein'in panteist olduğunu ve Budizm'e sempati duyduğunu biliyorum. Bunu şu sözlerinden okuyabiliriz:

The religion of the future will be a cosmic religion. It should transcend personal God and avoid dogma and theology. Covering both the natural and the spiritual, it should be based on a religious sense arising from the experience of all things natural and spiritual as a meaningful unity. Buddhism answers this description. If there is any religion that could cope with modern scientific needs it would be Buddhism.

Geleceğin dini kozmik din olacak. Kişisel tanrıyı aşmalı ve dogma ile teolojiden kaçınmalıdır. Hem doğal hem de tinsel dinselliği kuşatarak, anlamlı bir bütünlük olarak doğal ve tinsel her bütün her şeyin deneyiminden doğa bir dinsel duygu üzerine kurulu olmalıdır. Budizm bu tanıma cevap verir. Eğer modern bilimsel ihtiyaçlarla başa çıkabilecek herhangi bir din varsa o Budizm olur.
Acaba Budizm'de yahut diğer antik pagan inançlarda Çekim Yasası'na benzer bir inanç var mı? Konu hakkında bilgisi olan arkadaşlar cevaplarsa sevinirim.

Konu Kozmik Perspektif tarafından (20-11-2012 Saat 15:40 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 20-11-2012, 20:15
anthemoessa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
anthemoessa anthemoessa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 03 Jan 2005
Mesajlar: 357
Standart

The Secretçılar Einstein'in şu sözlerini SIRRA inandığına delil olarak gösteriyor:

"Your imagination is your preview of life's coming attractions."
"Hayal gücü her şeydir. Sizi bekleyen güzelliklerin önizlemesi gibidir."

"Imagination is more important than knowledge."
"Hayal gücü bilgiden daha önemlidir."
Einstein`in sozleri carpitiliyor. Einstein "hayal ederek, imgeleyerek maddi her isteginizi gerceklestirebilirsiniz" seklinde sacma bir iddia ortaya atmiyor. Einstein`in dedigi bu sozler ilgili context icinde degerlendirilmelidir. Einstein, evrenin cok buyuk bir gizem oldugunu soylemekte, hayal gucunu de bu cerceve icinde gormektedir. Bunun disinda, buyuk bilimsel buluslarin ilk adimi, hayal etmek, duslemektir. Hayal etmek, bir insana muhtesem bir motivasyon kaynagi olmakta ve ilgili buluslara kapi acmaktadir. Zira devrim niteliginde olan cesitli buluslara acilan kapi, ilk olarak, ilgili konuda zihne zincir vurmadan hayal etmek, duslemektir. Bu, size yepyeni bakis acilari ve yepyeni ufuklara yelken acma imkani verir ve cesitli hipotezler, teoriler ortaya atarsiniz daha sonra deney yontemiyle bunlar kanitlanabilir. Einstein`in bahsettigi "hayal gucu" kavraminin secret sacmaligiyla uzaktan yakindan alakasi yoktur.

Buddha'dan ise şöyle bir söz aktarılıyor:

"All that we are is the result of what we have thought."
“Olduğumuz her şey düşüncelerimizin sonucudur”

Bu alıntılar her ne kadar hayal gücünün önemini vurgulasalar da onların SIRRA inandıkları yönünde net bir fikir vermiyor ve bunların bağlam dışı alıntı olabileceğinden şüpheleniyorum.
Bu da, kulaktan dolma bilgilere dayanmaktadir. Zira ne Theravada mezhebinin kanonu olan Pali Kanon`da (Tipitaka) ne de Mahayana Sutralarinda "The Secret" sacmaligina destek verecek herhangi bir ayet vardir.

Ilgili soz ise contextinden koparilmis, cimbizlanmis ve saptirilmis bir sozdur, Buddhizm`in "B`sini bilmeyenler tarafindan soylenmistir.

O soz, Pali Kanon`un icinde Dhammapada isminde bir metinde gecer. Orijinali sudur:

1. Mind precedes all mental states. Mind is their chief; they are all mind-wrought. If with an impure mind a person speaks or acts suffering follows him like the wheel that follows the foot of the ox.

2. Mind precedes all mental states. Mind is their chief; they are all mind-wrought. If with a pure mind a person speaks or acts happiness follows him like his never-departing shadow.


Ayetlerin orijinali yukardakidir. Ama batili Max Muller, bu ayetleri su sekilde cevirmistir:

"All that we are is the result of what we have thought: it is founded on our thoughts, it is made up of our thoughts. If a man speaks or acts with an evil thought, pain follows him, as the wheel follows the foot of the ox that draws the carriage... If a man speaks or acts with a pure thought, happiness follows him, like a shadow that never leaves him."

Ceviri ne olursa olsun, ayetlerde zihnin basimiza gelen her olayin nedeni oldugu soylenmekte. Eger saf olmayan bir zihin ile hareket edersek aci bizi izler denmekte, ya da tam tersi. Pali Kanon`u biraz okumus, Buddhizm`i biraz bilen herhangi bir insanin, bu ayetlerin etki-tepki(karma) yasasina gonderme yaptigini bilir. Zira Pali Kanon`daki pek cok acik ayet, karma yasasina isaret eder. Yani basimiza gelen iyi ya da kotu hicbir sey tesadufi degildir. Her sey, kendi dusuncelerimizin, davranislarimizin hareketlerimizin sonucudur. Hem bu hayatta hem de oncekilerinde yapilanlar, sonraki hayatlari sekillendirir. Bunun "secret" ile uzaktan yakindan alakasi yoktur. Zira gecmis yasamlardan getirilen etki-tepki gucluyse, isterseniz bir seyi en mukemmel sekilde omur boyu "imgeleyin" o sey gerceklesmez. Zaten karma yasasina gore aslolan "imgelemek, hayal etmek" degil, kotu tepkilere neden olmayacak sekilde dusunceler (kotu olmayan) gelistirmek, o sekilde davranislarda ve eylemlerde bulunmaktir ya da bunlari en aza indirgeyerek karmayi az uretmektir.

Karma felsefesi, "hayal edin imgeleyin o seyi cepte bilin" "hayal edin imgeleyin basaramayacaginiz bir sey yok" seklindeki fikirlerle taban tabana zittir.

Konu anthemoessa tarafından (20-11-2012 Saat 20:22 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 20-11-2012, 20:50
Neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Neva Neva isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706

Başarı Ödülü 

Standart

firatb84´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster



O soz, Pali Kanon`un icinde Dhammapada isminde bir metinde gecer. Orijinali sudur:

1. Mind precedes all mental states. Mind is their chief; they are all mind-wrought. If with an impure mind a person speaks or acts suffering follows him like the wheel that follows the foot of the ox.

2. Mind precedes all mental states. Mind is their chief; they are all mind-wrought. If with a pure mind a person speaks or acts happiness follows him like his never-departing shadow.


Ayetlerin orijinali yukardakidir. Ama batili Max Muller, bu ayetleri su sekilde cevirmistir:

"All that we are is the result of what we have thought: it is founded on our thoughts, it is made up of our thoughts. If a man speaks or acts with an evil thought, pain follows him, as the wheel follows the foot of the ox that draws the carriage... If a man speaks or acts with a pure thought, happiness follows him, like a shadow that never leaves him."

Ceviri ne olursa olsun, ayetlerde zihnin basimiza gelen her olayin nedeni oldugu soylenmekte. Eger saf olmayan bir zihin ile hareket edersek aci bizi izler denmekte, ya da tam tersi. Pali Kanon`u biraz okumus, Buddhizm`i biraz bilen herhangi bir insanin, bu ayetlerin etki-tepki(karma) yasasina gonderme yaptigini bilir. Zira Pali Kanon`daki pek cok acik ayet, karma yasasina isaret eder. Yani basimiza gelen iyi ya da kotu hicbir sey tesadufi degildir. Her sey, kendi dusuncelerimizin, davranislarimizin hareketlerimizin sonucudur. Hem bu hayatta hem de oncekilerinde yapilanlar, sonraki hayatlari sekillendirir. Bunun "secret" ile uzaktan yakindan alakasi yoktur. Zira gecmis yasamlardan getirilen etki-tepki gucluyse, isterseniz bir seyi en mukemmel sekilde omur boyu "imgeleyin" o sey gerceklesmez. Zaten karma yasasina gore aslolan "imgelemek, hayal etmek" degil, kotu tepkilere neden olmayacak sekilde dusunceler (kotu olmayan) gelistirmek, o sekilde davranislarda ve eylemlerde bulunmaktir ya da bunlari en aza indirgeyerek karmayi az uretmektir.

Karma felsefesi, "hayal edin imgeleyin o seyi cepte bilin" "hayal edin imgeleyin basaramayacaginiz bir sey yok" seklindeki fikirlerle taban tabana zittir.

Sevgili firatb84;

Eger karmaya gore insanin basina gelen hersey, dusunce ve davranisin sonucu ise, ornegin bu anlayisa(karma) gore, sayet onceki yasamlarda(dusunce ve davranislar sonucu) olan bitenler, sonraki yasami sekillendiriyorsa;

Afrika'daki aclar kendi dusunceleri ve davranislari(veya onceki yasamlarindakiler) sonucu mu bu durumdadir? Mesela karma inanci onlarin durumunu nasil tanimlar?

Karma'ya iliskin ne yapmis olsalardi, bugun bu durumda olmayacaklardi?
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 20-11-2012, 21:14
anthemoessa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
anthemoessa anthemoessa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 03 Jan 2005
Mesajlar: 357
Standart

Afrika'daki aclar kendi dusunceleri ve davranislari(veya onceki yasamlarindakiler) sonucu mu bu durumdadir? Mesela karma inanci onlarin durumunu nasil tanimlar?
Buddhizm`de Karma inanci, cesitli mezheplere gore ince ayrintilarda farklilik gosterir. Karma`nin kisisel olup olmadigi tartismalidir ancak ben, giris seviye Buddhizm`e gore yanit vereyim.

Afrika`daki aclarin basina gelenler Buddhizm`e gore "tesaduf" olamayacagina gore ya da Buddhizm`de, cesitli insanlara dogustan keyfi bicimde aclik verip cesitli insanlara zenginlik veren, aklinca "sinav yapan" bir Tanri inanci olmadigina gore, etki tepki yasasi geregi onceki yasantilardan gelen karmik birikimler sonucu bu durumda olmalidirlar. Durumlari, karmik temizlenme de saglamaktadir yani birikim "enerjileri" aciga cikmis ve tukenmistir.

Ama bu durum her zaman olumsuz karsilanmaz, belki binlerce yasamda azar azar biriken kotu dedigimiz tepkilere neden olan birikimler, azar azar degil tek bir yasamda birden ortaya cikmistir ve bu durumla sonuclanmistir sonraki yasamlarda ise negatif birikimleri yavas yavas aciga cikan insanlardan cok daha iyi bir hayat sureceklerdir.

Burada dikkat edilmesi gereken sey, karmanin bir ceza olmadigidir. Hatta iyi ya da kotu kavramlari bile gorecelidir. Afrika gibi ekstrem ornekleri birakirsak, ornegin cok yoksul olan biri, cok zengin ve rahat yasayan baska birinden daha mutlu olabilir "aydinlanmaya" daha yakin da olabilir.

Afrika`daki insanlar oyle olmayi "hakettikleri" icin oyle degildirler, binlerce belki cok daha fazla belki sonsuz yasamdan beri biriken karmik birikimlerin birden aciga cikmasindan dolayi oyledirler yani karma, bir iradenin yasasi degildir, mekanik doga yasasi gibi bir yasa olarak dusunulur. Denize yuzme bilmeden giren ve bogulup olen biri icin "hakkettigi icin oyle oldu" diyemeyiz, etki (yuzme bilmeden denize girme) tepkiye (bogulup olme) neden oldu deriz. Karma da benzer mantiktadir.

Karma'ya iliskin ne yapmis olsalardi, bugun bu durumda olmayacaklardi?
Daha once dedigim gibi, "soyle yaptigim icin mi boyle oldu acaba" seklinde basitce dusunmek yerine kisinin basina gelen seylerin tesaduf olmadigini anlamak yeterlidir. Karma felsefesine gore biz gecmiste milyonlarca kere dogduk ve her yasamimizda dusuncelerimizle hareketlerimizle bir enerji biriktirdik etki-tepki yasasi geregi her bedenlenmede bu enerjiler o hayatta bedenin ve kaderin belirlenmesinde rol oynuyor. Denilebilir ki kendi kaderimizi kendimiz yaziyoruz. Bu enerjiler son derece komplekstir denilebilir ve milyonlarca hayattan beri biriken seyler bir bedenlenmede bile aciga cikabilecegi gibi butun hayatlara yayilarak da aciga cikabilir yahut baska etki/enerjilerle carpisip notr duruma da gelebilir bu tip kombinasyonlar nerdeyse sinirsizdir. Yani "sunu yapmis olsalardi boyle olmazdi" gibi basit mantikla isin icinden cikilmaz karma felsefesine gore.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 20-11-2012, 21:28
Neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Neva Neva isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706

Başarı Ödülü 

Standart

firatb84´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

Daha once dedigim gibi, "soyle yaptigim icin mi boyle oldu acaba" seklinde basitce dusunmek yerine kisinin basina gelen seylerin tesaduf olmadigini anlamak yeterlidir. Karma felsefesine gore biz gecmiste milyonlarca kere dogduk ve her yasamimizda dusuncelerimizle hareketlerimizle bir enerji biriktirdik etki-tepki yasasi geregi her bedenlenmede bu enerjiler o hayatta bedenin ve kaderin belirlenmesinde rol oynuyor. Denilebilir ki kendi kaderimizi kendimiz yaziyoruz. Bu enerjiler son derece komplekstir denilebilir ve milyonlarca hayattan beri biriken seyler bir bedenlenmede bile aciga cikabilecegi gibi butun hayatlara yayilarak da aciga cikabilir yahut baska etki/enerjilerle carpisip notr duruma da gelebilir bu tip kombinasyonlar nerdeyse sinirsizdir. Yani "sunu yapmis olsalardi boyle olmazdi" gibi basit mantikla isin icinden cikilmaz karma felsefesine gore.
O zaman secret inanci ile ortusur yani demek istedigim aykiri durmaz diye dusunuyorum. Cunku bildigim kadariyla secret inancinda da, tesaduf diye birsey yok.

Nasil dusunuyor ve davraniyorsaniz, sonuc oyle olur diyor. Yani bir bilincli nedensellik mevcut.

Diger arkadasin koydugu kaynaklara bakarsak boyle duruyor zira.

Onda da iyi/kotu goreceli gibi bir durum olusuyor.
------------------------------------------------------------------------
"Çekim Yasası, bir şeyi iyi yada kötü olarak algılamanıza veya bir şeyi isteyip istemediğinize aldırmaz: sadece düşüncelerinize karşılık verir." -Bob Doyle.

"Birçok kişi borçlarından kurtulmak istiyor. Bu onları sonsuza dek borç içinde bırakıyor. Düşündüğünüz şeyi kendinize çekersiniz. Ama borçtan kurtulduğunuzu düşündüğünüzü söyleyebilirsiniz. Borçtan kurtulmayı veya borca girmeyi düşünmeniz önemli değildir. Borcu düşünürseniz borcu çekersiniz." -Bob Proctor

Yaniliyor muyum?
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Yeni SSK Yasası dilaver Politika 2 26-05-2018 14:19
Evrim teorisinin termodinamiğin 2. Yasası ile Çeliştiği yalanı AerA Evrim 96 10-02-2017 15:36
Kütle çekim kuvvetinin gizemi. qw19 Klasik Mekanik 81 09-01-2010 01:14
Kütle Çekim Etkisi ve Biz Ayejj Konu-dışı 2 05-11-2008 01:23

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:09 .