![]() |
X kuşağı, Y kuşağı, Z kuşağı
http://www.acikbilim.com/2013/09/dos...nesilleri.html
X kuşağı 1965-1979 arası Y kuşağı 1980-1999 arası Z kuşağı 2000'den sonra doğanlara deniyormuş. İnternet açıklamalarında tarihlerde sapmalar olmakla birlikte bu kaynağı da inceleyin. Akademik bir kaynağa benziyor, bana göre pek tırı vırı, gerçi ilk kaynak da öyle gibi. En azından benim gözlemlerime aykırı. http://bby2018kongre.ankara.edu.tr/w...%BClent-Ay.pdf Geçen kültürlü diyebileceğim birileriyle sohbet ediyorken 'Y-Z kuşakları gümbür gümbür geliyor' gibi iddialı bir cümle kurdu. Aklınca Gezi kalkışmasını övüyor, o kuşağın ve onların çocuklarının memleketteki ve Dünya'daki bütün yanlışları düzelteceğini iddia ediyordu. Son kaynakta yer alan bir de Alfa kuşağı varmış. 2010'dan sonra doğanlara deniyormuş. İlk kaynaktan Y kuşağı tespitine ilişkin alıntı yapayım: Alıntı:
Benim gözlemlerime göre Z kuşağı denen kuşak, korkunç derecede tembel, korkunç derecede umursamaz, korkunç derecede zalim bir kitle olarak gerçekten gümbür gümbür geliyor. Bu kuşağın ve sonraki kuşakların dünyayı kana bulayacağını düşünüyorum. Bunu ailelerine-birbirlerine-insanlara olan davranışlarından, hayvanlara ve doğaya davranışlarından görebiliyorum. |
Alıntı:
Yeni nesili kötülemek veya Dünya'nın sonunun geldiği gibi şeyler düşünmekte,insanların binlerce yıldır yaptığı bir şey..Yani bu Z kuşağını kötülemek hakkımız ama 2000 yıl önce,atıyorum Roma'da da insanlar yeni nesilleri kötülemişlerdir.. Dediğinizin şeyin ben de farkındayım..Şu an akp hükümetinin yetiştirdiği çocuklar inanılmazlar..Sokakta birbirlerinin analarına bağırarak/küfrederek yürüyorlar.. Yalnız bu çocuklar de kendi kendilerine ortaya çıkmadı..Bu çocukları bu hale getirenler kimler,asıl mesele bu..Topluma dindarlığın aşılanması sonucunda bu olmadı mı?! 90'lı yıllarda çocuklar,kuran kurslarında falaka yerlerdi..Bugün çocuklara ensar gibi yerlerde tecavüz ediliyor..Aslında değişen şey,şiddetin kendisi..Şiddet hep vardı,sadece zamanla şekli değişiyor.. |
KUŞAK ÇATIŞMASI denilen şeye dair elimizde Sümer'den kalma metinler bile var..!
5000 yıl öncesine dayanan bu metinlerde bir baba oğluna şöyle diyor; ''Bana bak,adam ol!Meydanlarda başı boş dolaşma,caddelerde sürtme,sokakta yürürken çevrene bakıp durma,alçak gönüllü ol..'' Bir başka metinde de; ''Meydanlarda başı boş dolaşan sen mi başarılı olacaksın?Öyleyse önceki kuşaklara bak,araştır onları..'' O dönemdeki kralların ya da ensilerin kendilerini överken şöyle söyledikleri de yazılı; ''Oğul,anasına karşı saygısızca konuşmadı'' ''Kardeş kardeşe doğruyu söyledi'' ''Babaya saygı gösterildi,anadan korkuldu'' |
Youtube Ateizm Derneği TV
AKP vs. Z KUŞAĞI - Bunlar Ateist! - 3.03 - Gökhan Özbek, Buğra Altındaş, Ahmet Balyemez --/-- Youtube Nevşin Mengü Z kuşağı ve eski Türkiye. Türk Gençleri Umutsuz, Hollandalı Gençler İsyanda. #zkusagi |
Nevşin Mengü: Türkiye Almanya'da karşılaştırmalı Z kuşağı
|
Alıntı:
Sandaviç le Z kuşağı arasındaki kuşaklarda fazla bir değişlik yok yani dikkati çeken değişiklik yok. Z kuşağı bam başka Z kuşağı rahatı seven örgütlenme anlayışını değiştiren teknolojiyi kullanan az çalışmak rahat yaşamak isteyen ulusal kimlikleri red eden enternasyonel insan olmaya adım atan genel ahlak yapısına karşı olan devletlerle çelişkileri derin olan kuşak . Yani alışılmış kanıksanmış kuşak değil. Zor bir kuşak ve değişimleri arayan dünyanın her yerini vatan yapabilecek kuşak yeni bir kuşak . |
https://www.gazeteduvar.com.tr/nur-t...-haber-1675640
Alıntı:
|
Yazar galiba kafayı yemiş, Atatürk sevilseydi bu ülkede en azından tek adamlık olmaz, bir nebze demokrasi olurdu.
Atatürk'ün sevildiği 2002 öncesini hatırlayın, tek adamlık yoktu, faşist baskılar şimdiki kadar değildi, sanatçılar siyasilere taş atabiliyordu, siz-biz diye bu denli ayrımcılık yoktu. Yazar konuyu yirmi yıllık kindar ve dindar nesil için uğraşan iktidara bağlayacağına maalesef yanlış adres seçmiş. Üstelik z kuşağını eleştirirken kendisinin de onlardan aşağı kalır yanı olmadığıyla komik duruma düşmüş. Z kuşağı ve z kuşağını eleştiren böyleyse vay halimize. |
Prof. Özcan Güngör ile Z kuşağı niçin ve nasıl radikalleşiyor?
|
Alıntı:
Bir de ustune, komplo teorileri ve dusmanlik tohumlari ekiliyor. "Biz" ve "onlar" mantigiyla buyutulen bir nesil, dogal olarak farkliliklara kucak acmak yerine otekilestirmeyi tercih ediyor. Dusunce dunyasi kapali, sadece kendi dogrularini kabul eden bireyler, gelisen ve degisen dunya ile nasil uyum saglayacaklar? Korkak, guvensiz ve surekli bir dusman arayisi icinde olan bir toplum yapiyoruz ve sonra aydin bireyler yetistiremedigimiz icin hayal kirikligina ugruyoruz. Sonucta, ortaya cikan tablo tam da ektigimiz tohumlarin bir urunu. Sorgulamayan, elestirmeyen, dusunmeyen; korkularla, komplo teorileriyle ve cehaletle sekillendirdigimiz bir nesil var karsimizda. Ve bu nesilden, evrensel insan haklarina saygi duyan, demokratik degerlere sahip cikan bireyler yetismesini beklemek hayalden oteye gecmiyor. Insan haklari, ozgurlukler ve elestirel dusunme, demokratik toplumlarin temel taslaridir. Ancak, din ve milliyetcilik kisvesi altinda yurutulen propagandalar, bu degerleri bilerek ya da bilmeyerek sistematik olarak baltaliyor. Topluma korku asilanarak, belirli bir grup veya inanc sisteminin disindakiler "tehlike" olarak tanitiliyor. Boylece, bireylerin farkliliklari kucaklamasi, dunyayi sorgulamasi ve elestirel dusunmesi yerine, korkuya dayali bir aidiyet ve itaat kulturu olusturuluyor. Insanlar otekilestiriliyor, "biz" ve "onlar" ayrimi uzerinden derinlesen toplumsal kutuplasma yaratiliyor. Din ve milliyetcilik temelli propagandalarla, bireylerin bagimsiz dusunme yetenekleri koreltiliyor. Elestirel dusunmenin yerini, dogmalara ve onceden belirlenmis soylemlere sorgusuz sualsiz uyum aliyor. Bu durum, insanlarin gercekleri arastirma ve ogrenme ihtiyacini ortadan kaldiriyor. Bir dogmanin veya ideolojinin golgesinde sekillenen bir zihin, farkli bakis acilarini anlamak yerine yalnizca kendisine dayatilan bilgiyi kabul eder. Bu da toplumun genel entelektuel seviyesini dusurur, bireylerin gelismesini ve ilerlemesini engeller. Bu propagandalarin en guclu silahlarindan biri ise medya organlari. Tek sesli medya, farkli gorus ve dusuncelerin yer bulamadigi, surekli olarak ayni mesajlarin tekrarlandigi bir yapi haline gelir. Tek tarafli bilgi akisi, bireylerin dusunme ve karar verme sureclerini manipule eder. Boyle bir medya duzeni icinde insanlar, kendi dusuncelerini gelistirmek yerine, kendilerine sunulan "gerceklik" icinde kaybolur. Ne yazik ki, bu medya organlari sayesinde cehalet, bilincsizce yayiliyor ve bu dongu kirilmadikca toplumun genel bilgi seviyesi de dusuyor. Bu sistematik cehalet yayilimi, insanlarin temel haklari ve ozgurlukleri konusunda da buyuk bir bilgisizlik yaratiyor. Insan haklari, bireylerin ozgurce yasama, dusunme ve kendi secimlerini yapma hakkidir. Ancak, din ve milliyetcilik odakli soylemlerle surekli olarak bireylerin haklarinin kisitlanmasi gerektigi savunuluyor ve bu savunular, "guvenlik" veya "ulusal birlik" adi altinda mesrulastiriliyor. Oysa insan haklarinin kisitlanmasi, sadece bireylerin ozgurluklerini degil, toplumun gelisme kapasitesini de yok eder. Sorgulama ve elestirel dusunme yetisi kaybedilmis bir toplum, yonlendirilmesi kolay, manipulasyona acik bir hale gelir. Insanlar haklarini, ozgurluklerini savunmak yerine, onlara dayatilan ideolojilere boyun eger hale gelir. Bu da otoriter rejimlerin ve baskici yapilarin varligini surdurmesine zemin hazirlar. Demokrasi, ozgurluk ve insan haklari sadece kagit uzerinde kalir, pratikte ise birer gosteristen ibaret olur. Eger ozgur bir toplum insa etmek istiyorsak, bireylerin sorgulama ve elestirme cesaretini kazanmasi, insan haklari ve ozgurlukler konusundaki farkindaliginin artirilmasi gerekir. Bunun icin de once medyanin cesitliligini, egitimin kalitesini ve toplumsal bilinci yeniden insa etmemiz gerekiyor. Cehaletle mucadele ancak bu sekilde kazanilabilir. Eger ozgur bir toplum insa etmek istiyorsak, bireylerin sorgulama ve elestirme cesaretini kazanmasi, insan haklari ve ozgurlukler konusundaki farkindaliginin artirilmasi gerekir. Bu, sadece bireylerin haklarinin korunmasi icin degil, ayni zamanda toplumun genel refahi, barisi ve surdurulebilir gelisimi icin de hayati oneme sahiptir. Ozgur dusunceye dayanmayan, elestiriye kapali bir toplum, zamanla karanliga suruklenir; cunku degisime ve yenilige ayak uyduramaz, icten ice curur. Bazi cevrelerde, "toplumun iozgurluge ihtiyaci yok, ekmege ihtiyaci var" gibi yanlis bir dusunce hâkim. Oysa bu, ozgur toplumlarin ve ozgur dusuncenin degerini anlamamaktan kaynaklanan tehlikeli bir yanilsama. Ozgurluk sadece bireylerin serbestce hareket etmesi degil, ayni zamanda dusuncelerin, bilgilerin ve kulturlerin serbestce dolasabildigi bir ortam yaratmaktir. Boyle bir ortam, insanlarin potansiyellerini tam anlamiyla kullanmalarina, kendilerini gelistirmelerine ve topluma katkida bulunmalarina olanak tanir. Bir toplumda ozgur dusunce ne kadar baskinsa, o toplum o kadar yaratici, yenilikci ve aydinlik olur. Bilimsel ilerlemeler, sanatsal yaraticiliklar, sosyal reformlar hep ozgur dusuncenin meyvesidir. Bu meyveler, sadece bireylerin degil, toplumun tamaminin daha iyi bir yasam surmesine katkida bulunur. Ozgur bir toplumda, bireyler fikirlerini ozgurce ifade edebilir, haksizliklara karsi seslerini cikarabilir ve degisim icin cesur adimlar atabilir. Bu cesaret ve ozgur dusunce olmadiginda, toplumlar duraganlasir ve otoriterlesir. Otoriter rejimlerin ve baskici yapilarin en buyuk korkusu, ozgur dusunen bireylerdir. Cunku bu bireyler, sorgular, elestirir ve adaletsizliklere karsi cikar. Ozgur bir toplumda, sadece yonetim degil, toplumsal yapi da seffaf ve adil olur. Bireyler birbirlerinin haklarina saygi duyar, farkli goruslere tahammul gosterir ve sorunlari cozmek icin bariscil yollar arar. Ancak bu ozgurluklerin bastirildigi bir toplumda, bireyler korku icinde yasar, yaratici dusunce ve yenilik yerini dogmalara birakir. Ozgur bir toplum, sadece bireylerin degil, ayni zamanda toplumsal gelisimin de garantisidir. Egitim sistemleri, medya organlari ve kulturel yapilar ozgur dusunceyi beslemeli, elestirel bakis acilarini tesvik etmeli ve bireylerin haklarini korumalidir. Aksi takdirde, "ozgurluk" bir luks degil, bir zorunluluk olarak karsimiza cikar. Cunku ozgurlugun olmadigi bir toplumda adalet, esitlik ve baris da olmaz. Ozgurluk, toplumu aydinliga tasir. Karanlikta yol almak mumkun degildir. Eger gercekten aydinlik bir gelecege ulasmak istiyorsak, bireylerin ozgur dusunmesini, elestirel olmasini ve insan haklari konusunda bilincli hale gelmesini saglamaliyiz. Bu, sadece bireylerin degil, butun toplumun yararinadir. Kendi gelecegimizi guvence altina almanin, daha adil, esit ve huzurlu bir dunya yaratmanin yolu budur. Sonuc olarak, ozgur bir toplum, bireylerin ve toplumun aydinlik gelecegidir. Elestiriye acik, sorgulamayi tesvik eden ve insan haklarini merkeze alan bir toplum insa etmek, sadece bir ideal degil, hayatta kalmanin da bir gerekliligidir. Cunku ozgurluk, toplumlari ileri tasir; baski ve cehalet ise geriye ceker. Ayrica, ozgurlugun onundeki en buyuk engellerden biri de, otoriter siyasetcilere tapan bir neslin zihniyetidir. Bu zihniyet, bireylerin kendi dusunme yetilerini bir kenara birakarak liderlerine koru korune baglilik gostermesiyle sekillenir. Otoriter liderler, bu tur bagliliklari besleyerek kendi guclerini saglamlastirir ve elestirel dusuncenin, sorgulamanin kokunu kazir. Boyle bir nesil, haklarini savunmak, adaleti talep etmek ve yanlislara karsi sesini yukseltmek yerine, mevcut duzeni sorgusuz kabul eder ve elestiriye kapali hale gelir. Otoriter siyasetcilere tapan bireyler, kendilerini "guvenlik", "duzen" ve "ulusal cikar" adi altinda ozgurluklerinden feragat etmeye razi ederler. Oysa bu, ozgurlugun zayiflamasina ve demokrasinin asindirilmasina yol acan bir aldatmacadir. Elestirel dusuncenin olmadigi bir ortamda, toplum otoritenin istedigi dogrultuda sekillenir ve bu durum yalnizca iktidarin cikarlarina hizmet eder. Sonuc olarak, bireyler baski altina alinmis, haklari ellerinden alinmis ve ozgur dusunme yetilerini kaybetmis olur. Bu zihniyetle yetisen bir nesil, toplumsal ilerlemenin onunde buyuk bir engeldir. Bilimsel gelismeler, toplumsal esitlik hareketleri ve kulturel donusumler hep ozgur dusuncenin urunudur. Otoriterlige tapinan bir nesil, farkli gorusleri dusman olarak algilar, yenilige ve degisime kapilarini kapatir. Boylece toplumlar statukoya hapsolur ve geri kalir. Tipki suan Turkiye'de oldugu gibi. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:40 . |