X kuşağı 1965-1979 arası
Y kuşağı 1980-1999 arası
Z kuşağı 2000'den sonra doğanlara deniyormuş. İnternet açıklamalarında tarihlerde sapmalar olmakla birlikte bu kaynağı da inceleyin. Akademik bir kaynağa benziyor, bana göre pek tırı vırı, gerçi ilk kaynak da öyle gibi. En azından benim gözlemlerime aykırı.
Geçen kültürlü diyebileceğim birileriyle sohbet ediyorken 'Y-Z kuşakları gümbür gümbür geliyor' gibi iddialı bir cümle kurdu. Aklınca Gezi kalkışmasını övüyor, o kuşağın ve onların çocuklarının memleketteki ve Dünya'daki bütün yanlışları düzelteceğini iddia ediyordu.
Son kaynakta yer alan bir de Alfa kuşağı varmış. 2010'dan sonra doğanlara deniyormuş.
İlk kaynaktan Y kuşağı tespitine ilişkin alıntı yapayım:
Konunun uzmanları pek çok konuşma ve yazılarıyla Y nesli çatışmalarının kaynağını açıklıyor. Evet, yanlış okumadınız, söz konusu kuşaklar üzerinde çalışan uzmanlarımız da mevcut. Evrim Kuran, 2001'den bu yana kuşaklar üzerinde çalışan uzmanlarımızdan birisi. Bir söyleşisinde şöyle diyor [2]:
"Y kuşağını iki harfle özetlerim: "BD". Yani "bullshit detector" (Saçmalık dedektörü). Y kuşağı, kafasına uymayan, saçma durum gördüğünde dayanamıyor, kaynamaya başlıyor. Cumhurbaşkanı olmuş, başbakan olmuş, öğretmeni, genel müdürü hiç fark etmiyor, hemen tepki veriyor. Çünkü bu kuşağın temel değerlerinden biri; adalet duygusu…"
Gözlemlerime göre tüm dünyada diktatörlere-hırsızlara koşulsuz biat eden kitlenin oranı 'bullshit detector' tanımına pek uymuyor.
Benim gözlemlerime göre Z kuşağı denen kuşak, korkunç derecede tembel, korkunç derecede umursamaz, korkunç derecede zalim bir kitle olarak gerçekten gümbür gümbür geliyor. Bu kuşağın ve sonraki kuşakların dünyayı kana bulayacağını düşünüyorum.
Bunu ailelerine-birbirlerine-insanlara olan davranışlarından, hayvanlara ve doğaya davranışlarından görebiliyorum.
* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre) * Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i) * Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş) * Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz) * Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun) * Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta) * O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal) * Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran) * Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran) * Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
Konu Şüpheci Dinsiz tarafından (14-03-2021 Saat 15:15 ) değiştirilmiştir.
Benim gözlemlerime göre Z kuşağı denen kuşak, korkunç derecede tembel, korkunç derecede umursamaz, korkunç derecede zalim bir kitle olarak gerçekten gümbür gümbür geliyor. Bu kuşağın ve sonraki kuşakların dünyayı kana bulayacağını düşünüyorum.
Bunu ailelerine-birbirlerine-insanlara olan davranışlarından, hayvanlara ve doğaya davranışlarından görebiliyorum.
Sevgili şüpheci dinsiz;Evrim çok yavaş ilerler..Dedeleri/babaları ''iyi'' olan insanlar,bir anda kötüye dönüşmezler..
Yeni nesili kötülemek veya Dünya'nın sonunun geldiği gibi şeyler düşünmekte,insanların binlerce yıldır yaptığı bir şey..Yani bu Z kuşağını kötülemek hakkımız ama 2000 yıl önce,atıyorum Roma'da da insanlar yeni nesilleri kötülemişlerdir..
Dediğinizin şeyin ben de farkındayım..Şu an akp hükümetinin yetiştirdiği çocuklar inanılmazlar..Sokakta birbirlerinin analarına bağırarak/küfrederek yürüyorlar..
Yalnız bu çocuklar de kendi kendilerine ortaya çıkmadı..Bu çocukları bu hale getirenler kimler,asıl mesele bu..Topluma dindarlığın aşılanması sonucunda bu olmadı mı?!
90'lı yıllarda çocuklar,kuran kurslarında falaka yerlerdi..Bugün çocuklara ensar gibi yerlerde tecavüz ediliyor..Aslında değişen şey,şiddetin kendisi..Şiddet hep vardı,sadece zamanla şekli değişiyor..
KUŞAK ÇATIŞMASI denilen şeye dair elimizde Sümer'den kalma metinler bile var..!
5000 yıl öncesine dayanan bu metinlerde bir baba oğluna şöyle diyor;
''Bana bak,adam ol!Meydanlarda başı boş dolaşma,caddelerde sürtme,sokakta yürürken çevrene bakıp durma,alçak gönüllü ol..''
Bir başka metinde de;
''Meydanlarda başı boş dolaşan sen mi başarılı olacaksın?Öyleyse önceki kuşaklara bak,araştır onları..''
O dönemdeki kralların ya da ensilerin kendilerini överken şöyle söyledikleri de yazılı;
''Oğul,anasına karşı saygısızca konuşmadı''
''Kardeş kardeşe doğruyu söyledi''
''Babaya saygı gösterildi,anadan korkuldu''
Z kuşağı ve eski Türkiye. Türk Gençleri Umutsuz, Hollandalı Gençler İsyanda. #zkusagi
* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre) * Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i) * Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş) * Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz) * Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun) * Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta) * O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal) * Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran) * Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran) * Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
Nevşin Mengü: Türkiye Almanya'da karşılaştırmalı Z kuşağı
* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre) * Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i) * Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş) * Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz) * Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun) * Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta) * O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal) * Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran) * Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran) * Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
X kuşağı 1965-1979 arası
Y kuşağı 1980-1999 arası
Z kuşağı 2000'den sonra doğanlara deniyormuş. İnternet açıklamalarında tarihlerde sapmalar olmakla birlikte bu kaynağı da inceleyin. Akademik bir kaynağa benziyor, bana göre pek tırı vırı, gerçi ilk kaynak da öyle gibi. En azından benim gözlemlerime aykırı.
[.
Sandaviç kuşağı 1946-1965 arası doğanlar. İspanyol paça pantolon omuzlara dökülen saçlar moderniteye uygun yaşam biçimi ulusalcı duruş Devrimcilikten etkilenme. Delikanlılık ve babasına karşı çıkış. İşçi sınıfı seviciliği ve fabrikalarda kızlara aşk mektubu yazmak.
Sandaviç le Z kuşağı arasındaki kuşaklarda fazla bir değişlik yok yani dikkati çeken değişiklik yok. Z kuşağı bam başka Z kuşağı rahatı seven örgütlenme anlayışını değiştiren teknolojiyi kullanan az çalışmak rahat yaşamak isteyen ulusal kimlikleri red eden enternasyonel insan olmaya adım atan genel ahlak yapısına karşı olan devletlerle çelişkileri derin olan kuşak . Yani alışılmış kanıksanmış kuşak değil. Zor bir kuşak ve değişimleri arayan dünyanın her yerini vatan yapabilecek kuşak yeni bir kuşak .
Bunu seveceksin, bundan nefret edeceksin, bunu ise sevmekle kalmayıp sevmeyen birine rastladığında derhal cephe alacaksın dedik. Böyle kapalı bir eğitim modelinde nur topu gibi bir Z kuşağımız oldu.
Z kuşağı geliyor dediler. Henüz gelmeden onlardan övgüyle bahsettiler, diğerlerine benzemeyecek farklı olacaklar dediler. Bunlar 21. yüzyılın çocukları, 21. yüzyıla yakışır becerilere sahip olacak, 21. yüzyıla yakışan kişilik özellikleriyle donanmış olacaklar dediler.
Büyük umutlar besledik. Demokrat, özgürlük sevdalısı, evrensel insan haklarına inanan, bunu yaşam biçimi haline getiren, farklılıklara kucak aşan bir nesil bekledik.
Beklediğimizle kaldık, tur bindirmesini beklediğimiz nesilleri mumla aratan bir jenerasyonla karşılaştık!
Şimdi ise bu yüksek beklentiler ne kadar gerçekçiydi onu sorgulamanın zamanı.
Objektif bir bakış açısıyla durumu değerlendirdiğimizde aslında bunların daha baştan beri çok da rasyonel olmayan beklentiler olduğunu acı da olsa itiraf etmek zorunda kalıyoruz.
Sebebine gelince…
Z kuşağından ya da beklentilerin yüksek olduğu herhangi bir kuşaktan beklenen üst düzey bir fiziksel yapıya sahip olmaları değildi. Daha güçlü bir karaktere, kendilerinden öncekilere nazaran ileri düzeyde kişilik özelliklerine sahip olmalarıydı.
Kişisel özelliklere yönelik bu beklentilerin oturduğumuz yerden sadece güzel temennilerde bulunarak gerçekleşmeyeceği ise pekâlâ belliydi. Dolayısıyla temennilerimizin karşılık bulabilmesi adına ihtiyaç duydukları ortamı onlara sağlayabilmeliydik ama yapmadık. Elimizi taşın altına koymadan güzel günler, fevkalade jenerasyonlar bekledik ve hayal kırıklığına uğradık.
Ne yapabilirdik? Ne yapılmalıydı? Kimler yapmalıydı? Niçin yapılmadı?
Bireyin karakter eğitiminin önemli bir kısmı ailede gerçekleşiyor. Ne var ki arzu ettiğimiz; eleştirel düşünme, sorgulama, empati becerisi, demokratik tutum vb. özellikleri çocuklarına aşılayabilmeleri için ebeveynlerin kendileri de bu özelliklere sahip olmaları gerekiyor ki zaten toplum olarak böyle bir seviyede bulunsaydık Z kuşağını dört gözle bekliyor olmazdık.
O yüzden aileyi geçelim, asıl odaklanılması gereken yeri, eğitim sistemimizi değerlendirmeye çalışalım, müfredatlarımızın bu konudaki performansını masaya yatıralım.
Umutla beklenen jenerasyonu yetiştirebilme adına eğitim sistemimizin dolayısıyla karar alıcıların, müfredatları geliştirenlerin yapmaları gerekenler nelerdi?
Bu sorunun oldukça uzun bir cevabı olacağından daha pratik bir yola başvurabilir, ne yapılması gerektiğindense ne yapılmaması gerektiği üzerine tartışabiliriz.
Mesela; kalıplara sıkışmış, çocuğa seçme şansı tanımayan, farklılıkları köşe bucak saklayan, düşüncelere ket vurulan bir müfredatla çocuklarımızı yetiştirmede ısrar edilmeyebilirdi.
Edildi mi peki?
Evet, edildi. Hem de nasıl!
Çocuklarımız okula adım attıkları günden itibaren bir kişiyi, Atatürk'ü sevmeye, ona hayranlık duymaya, sevmeyenlere nefret beslemeye mecbur bırakıldılar. Karakterlerinin henüz şekillenmeye başladığı bu yıllar aynı zamanda tercih hakkına sahip olmadan bir kişiyi delicesine sevmeleri gerektiği fikrinin yüzlerine mütemadiyen boca edildiği yıllara denk geldi.
Eğitim hayatlarının henüz ilk safhasından itibaren kendi fikirleriyle değil başkalarının onların önüne koyduğu fikirlerle düşünmeyi öğrendiler. Eleştirel düşünme, merak duyma, sorgulama becerilerini geliştirebilecek bir ortama sahip olmadılar, evden bu becerilerle gelen arkadaşlarının dahi haklarının gasp edildiğine şahit oldular, düşüncelere ket vurulduğunu gördüler ve özgür düşünmenin doğru bir davranış olmadığına tam kanaat getirdiler.
Böylesi baskıcı bir formatta başlayan eğitim süreci ilerleyen yıllarda herhangi bir değişime uğradı mı peki?
Tabii ki hayır!
Her zaman haklı, adil ve mükemmel olanın biz; haksız, kötü ve zalim olanın diğerleri olduğunu öğrenerek eğitim hayatlarına devam ettiler.
Örneğin…
Tüm ülkelerin olduğu gibi bizim de geçmişimizde gerek toplum olarak gerekse devlet eliyle işlemiş olduğumuz günahlar var. Bunları çocuklarımıza öğreterek kendi kültürlerine daha objektif bir bakış açısıyla yaklaşmalarını dolayısıyla geçmişten ders alıp benzer hataları tekrarlamamalarını amaçladık mı?
Bir kez daha hayır!
Onun yerine ne mi yaptık?
Günahlarımızı saklamayı, saklayabilmenin mümkün olmadığı durumlarda ise en zalimce davranışlarımızı dahi çikolatalı sosa bulayıp öylece önlerine koymayı yeğledik. Milyonlarca Ermeni'nin binlerce yıldır yaşadıkları topraklardan sürülmelerinin dahi mantıklı gerekçeleri olabileceğini öğrettik.
Düşündürtmedik, eleştirtmedik. Sorgulatmadık.
Bir an olsun özgürlüğün tadına varabilmelerine müsaade etmedik.
Bunu seveceksin, bundan nefret edeceksin, bunu ise sevmekle kalmayacak sevmeyen birilerine rastladığında derhal cephe alacaksın dedik.
Teknoloji ve internet çağında böylesi kapalı bir eğitim modelini işe koşabilmek kolay değildi ama biz başardık ve nur topu gibi bir Z kuşağımız oldu.
Şimdi ise tanımlayamadığı her farklılığa düşmanca yaklaşan, kendine ait fikirleri özgürce ifade etmek isteyip yanlış olarak değerlendirdiği fikirlerin sahiplerini demir parmaklıklar arasına göndermek isteyen, göçmen düşmanlığından başka hiçbir politikası olmayan bir siyasiyi idol edinen, insanların Atatürk'ü daha fazla sevmesi ve andımızın geri gelmesi gayesiyle yaşayan, vatan sevdalısı olduğunu iddia edip Avrupa'da yaşama hayaliyle yanıp tutuşan bir jenerasyonumuz var.
Böyle eğitime böyle nesil.
Gözümüz aydın…
* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre) * Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i) * Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş) * Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz) * Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun) * Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta) * O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal) * Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran) * Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran) * Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
Yazar galiba kafayı yemiş, Atatürk sevilseydi bu ülkede en azından tek adamlık olmaz, bir nebze demokrasi olurdu.
Atatürk'ün sevildiği 2002 öncesini hatırlayın, tek adamlık yoktu, faşist baskılar şimdiki kadar değildi, sanatçılar siyasilere taş atabiliyordu, siz-biz diye bu denli ayrımcılık yoktu.
Yazar konuyu yirmi yıllık kindar ve dindar nesil için uğraşan iktidara bağlayacağına maalesef yanlış adres seçmiş.
Üstelik z kuşağını eleştirirken kendisinin de onlardan aşağı kalır yanı olmadığıyla komik duruma düşmüş.
Z kuşağı ve z kuşağını eleştiren böyleyse vay halimize.
Prof. Özcan Güngör ile Z kuşağı niçin ve nasıl radikalleşiyor?
* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre) * Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i) * Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş) * Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz) * Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun) * Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta) * O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal) * Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran) * Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran) * Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
Gazete duvar: "Büyük umutlar besledik. Demokrat, özgürlük sevdalısı, evrensel insan haklarına inanan, bunu yaşam biçimi haline getiren, farklılıklara kucak aşan bir nesil bekledik.
Beklediğimizle kaldık, tur bindirmesini beklediğimiz nesilleri mumla aratan bir jenerasyonla karşılaştık!'
Bakiniz, topluma ve genclige dair beklentilerimizi gozden gecirmemiz ve gercekci olmamiz gerekiyor. Bir yandan, dindarlik ve milliyetcilik kisvesi altinda sorgulamayan, itaat eden bireyler yetistiriyoruz; diger yandan ise ozgurlukcu, insan haklarina saygili, demokratik degerlere bagli bir nesil bekliyoruz. Bu celiskinin agababasi. Niye gercekleri gormek istemiyoruz; Egitim sistemimiz, sadece ezber ve itaate dayali bir yapi icinde, bireylerin elestirel dusunme yetilerini koreltiyor. Sorgulamak yerine, verilen bilgiyi kabullenmeye ve onu tekrar etmeye odaklanan bir zihniyet yaratiliyor. Sonra da neden yaratici, dusunceli ve bilincli bireyler yetistiremedigimizi merak ediyoruz. Sosyal medya, (instagram, facebook sacmaliklari) ve populer kultur de bu sorunun onemli bir parcasi. Gencler, bu sozde "sosyal" ortamlarla, tuketim odakli, gosteris manyagi, bildigin patalojik assagilik kompleksi oluyor. Dusunsene, Instagram'da saatlerini geciren, influencer'larin hayatlarina ozenen genclerden hem ortak yasarlarinin soryunlarindan hem de dunya sorunlarina duyarli olmalarini nasil bekleyebiliriz? Hem bireysel hem de toplumsal sorumluluklardan uzaklastiran bir sistem icinde, bu genclerin empati, insan haklarina saygi ve adalet arayisi icinde olmalarini nasil umut edebiliriz?
Bir de ustune, komplo teorileri ve dusmanlik tohumlari ekiliyor. "Biz" ve "onlar" mantigiyla buyutulen bir nesil, dogal olarak farkliliklara kucak acmak yerine otekilestirmeyi tercih ediyor. Dusunce dunyasi kapali, sadece kendi dogrularini kabul eden bireyler, gelisen ve degisen dunya ile nasil uyum saglayacaklar? Korkak, guvensiz ve surekli bir dusman arayisi icinde olan bir toplum yapiyoruz ve sonra aydin bireyler yetistiremedigimiz icin hayal kirikligina ugruyoruz.
Sonucta, ortaya cikan tablo tam da ektigimiz tohumlarin bir urunu. Sorgulamayan, elestirmeyen, dusunmeyen; korkularla, komplo teorileriyle ve cehaletle sekillendirdigimiz bir nesil var karsimizda. Ve bu nesilden, evrensel insan haklarina saygi duyan, demokratik degerlere sahip cikan bireyler yetismesini beklemek hayalden oteye gecmiyor. Insan haklari, ozgurlukler ve elestirel dusunme, demokratik toplumlarin temel taslaridir. Ancak, din ve milliyetcilik kisvesi altinda yurutulen propagandalar, bu degerleri bilerek ya da bilmeyerek sistematik olarak baltaliyor. Topluma korku asilanarak, belirli bir grup veya inanc sisteminin disindakiler "tehlike" olarak tanitiliyor. Boylece, bireylerin farkliliklari kucaklamasi, dunyayi sorgulamasi ve elestirel dusunmesi yerine, korkuya dayali bir aidiyet ve itaat kulturu olusturuluyor. Insanlar otekilestiriliyor, "biz" ve "onlar" ayrimi uzerinden derinlesen toplumsal kutuplasma yaratiliyor.
Din ve milliyetcilik temelli propagandalarla, bireylerin bagimsiz dusunme yetenekleri koreltiliyor. Elestirel dusunmenin yerini, dogmalara ve onceden belirlenmis soylemlere sorgusuz sualsiz uyum aliyor. Bu durum, insanlarin gercekleri arastirma ve ogrenme ihtiyacini ortadan kaldiriyor. Bir dogmanin veya ideolojinin golgesinde sekillenen bir zihin, farkli bakis acilarini anlamak yerine yalnizca kendisine dayatilan bilgiyi kabul eder. Bu da toplumun genel entelektuel seviyesini dusurur, bireylerin gelismesini ve ilerlemesini engeller.
Bu propagandalarin en guclu silahlarindan biri ise medya organlari. Tek sesli medya, farkli gorus ve dusuncelerin yer bulamadigi, surekli olarak ayni mesajlarin tekrarlandigi bir yapi haline gelir. Tek tarafli bilgi akisi, bireylerin dusunme ve karar verme sureclerini manipule eder. Boyle bir medya duzeni icinde insanlar, kendi dusuncelerini gelistirmek yerine, kendilerine sunulan "gerceklik" icinde kaybolur. Ne yazik ki, bu medya organlari sayesinde cehalet, bilincsizce yayiliyor ve bu dongu kirilmadikca toplumun genel bilgi seviyesi de dusuyor.
Bu sistematik cehalet yayilimi, insanlarin temel haklari ve ozgurlukleri konusunda da buyuk bir bilgisizlik yaratiyor. Insan haklari, bireylerin ozgurce yasama, dusunme ve kendi secimlerini yapma hakkidir. Ancak, din ve milliyetcilik odakli soylemlerle surekli olarak bireylerin haklarinin kisitlanmasi gerektigi savunuluyor ve bu savunular, "guvenlik" veya "ulusal birlik" adi altinda mesrulastiriliyor. Oysa insan haklarinin kisitlanmasi, sadece bireylerin ozgurluklerini degil, toplumun gelisme kapasitesini de yok eder. Sorgulama ve elestirel dusunme yetisi kaybedilmis bir toplum, yonlendirilmesi kolay, manipulasyona acik bir hale gelir. Insanlar haklarini, ozgurluklerini savunmak yerine, onlara dayatilan ideolojilere boyun eger hale gelir. Bu da otoriter rejimlerin ve baskici yapilarin varligini surdurmesine zemin hazirlar. Demokrasi, ozgurluk ve insan haklari sadece kagit uzerinde kalir, pratikte ise birer gosteristen ibaret olur.
Eger ozgur bir toplum insa etmek istiyorsak, bireylerin sorgulama ve elestirme cesaretini kazanmasi, insan haklari ve ozgurlukler konusundaki farkindaliginin artirilmasi gerekir. Bunun icin de once medyanin cesitliligini, egitimin kalitesini ve toplumsal bilinci yeniden insa etmemiz gerekiyor. Cehaletle mucadele ancak bu sekilde kazanilabilir. Eger ozgur bir toplum insa etmek istiyorsak, bireylerin sorgulama ve elestirme cesaretini kazanmasi, insan haklari ve ozgurlukler konusundaki farkindaliginin artirilmasi gerekir. Bu, sadece bireylerin haklarinin korunmasi icin degil, ayni zamanda toplumun genel refahi, barisi ve surdurulebilir gelisimi icin de hayati oneme sahiptir. Ozgur dusunceye dayanmayan, elestiriye kapali bir toplum, zamanla karanliga suruklenir; cunku degisime ve yenilige ayak uyduramaz, icten ice curur.
Bazi cevrelerde, "toplumun iozgurluge ihtiyaci yok, ekmege ihtiyaci var" gibi yanlis bir dusunce hâkim. Oysa bu, ozgur toplumlarin ve ozgur dusuncenin degerini anlamamaktan kaynaklanan tehlikeli bir yanilsama. Ozgurluk sadece bireylerin serbestce hareket etmesi degil, ayni zamanda dusuncelerin, bilgilerin ve kulturlerin serbestce dolasabildigi bir ortam yaratmaktir. Boyle bir ortam, insanlarin potansiyellerini tam anlamiyla kullanmalarina, kendilerini gelistirmelerine ve topluma katkida bulunmalarina olanak tanir.
Bir toplumda ozgur dusunce ne kadar baskinsa, o toplum o kadar yaratici, yenilikci ve aydinlik olur. Bilimsel ilerlemeler, sanatsal yaraticiliklar, sosyal reformlar hep ozgur dusuncenin meyvesidir. Bu meyveler, sadece bireylerin degil, toplumun tamaminin daha iyi bir yasam surmesine katkida bulunur. Ozgur bir toplumda, bireyler fikirlerini ozgurce ifade edebilir, haksizliklara karsi seslerini cikarabilir ve degisim icin cesur adimlar atabilir. Bu cesaret ve ozgur dusunce olmadiginda, toplumlar duraganlasir ve otoriterlesir.
Otoriter rejimlerin ve baskici yapilarin en buyuk korkusu, ozgur dusunen bireylerdir. Cunku bu bireyler, sorgular, elestirir ve adaletsizliklere karsi cikar. Ozgur bir toplumda, sadece yonetim degil, toplumsal yapi da seffaf ve adil olur. Bireyler birbirlerinin haklarina saygi duyar, farkli goruslere tahammul gosterir ve sorunlari cozmek icin bariscil yollar arar. Ancak bu ozgurluklerin bastirildigi bir toplumda, bireyler korku icinde yasar, yaratici dusunce ve yenilik yerini dogmalara birakir.
Ozgur bir toplum, sadece bireylerin degil, ayni zamanda toplumsal gelisimin de garantisidir. Egitim sistemleri, medya organlari ve kulturel yapilar ozgur dusunceyi beslemeli, elestirel bakis acilarini tesvik etmeli ve bireylerin haklarini korumalidir. Aksi takdirde, "ozgurluk" bir luks degil, bir zorunluluk olarak karsimiza cikar. Cunku ozgurlugun olmadigi bir toplumda adalet, esitlik ve baris da olmaz. Ozgurluk, toplumu aydinliga tasir. Karanlikta yol almak mumkun degildir. Eger gercekten aydinlik bir gelecege ulasmak istiyorsak, bireylerin ozgur dusunmesini, elestirel olmasini ve insan haklari konusunda bilincli hale gelmesini saglamaliyiz. Bu, sadece bireylerin degil, butun toplumun yararinadir. Kendi gelecegimizi guvence altina almanin, daha adil, esit ve huzurlu bir dunya yaratmanin yolu budur.
Sonuc olarak, ozgur bir toplum, bireylerin ve toplumun aydinlik gelecegidir. Elestiriye acik, sorgulamayi tesvik eden ve insan haklarini merkeze alan bir toplum insa etmek, sadece bir ideal degil, hayatta kalmanin da bir gerekliligidir. Cunku ozgurluk, toplumlari ileri tasir; baski ve cehalet ise geriye ceker. Ayrica, ozgurlugun onundeki en buyuk engellerden biri de, otoriter siyasetcilere tapan bir neslin zihniyetidir. Bu zihniyet, bireylerin kendi dusunme yetilerini bir kenara birakarak liderlerine koru korune baglilik gostermesiyle sekillenir. Otoriter liderler, bu tur bagliliklari besleyerek kendi guclerini saglamlastirir ve elestirel dusuncenin, sorgulamanin kokunu kazir. Boyle bir nesil, haklarini savunmak, adaleti talep etmek ve yanlislara karsi sesini yukseltmek yerine, mevcut duzeni sorgusuz kabul eder ve elestiriye kapali hale gelir.
Otoriter siyasetcilere tapan bireyler, kendilerini "guvenlik", "duzen" ve "ulusal cikar" adi altinda ozgurluklerinden feragat etmeye razi ederler. Oysa bu, ozgurlugun zayiflamasina ve demokrasinin asindirilmasina yol acan bir aldatmacadir. Elestirel dusuncenin olmadigi bir ortamda, toplum otoritenin istedigi dogrultuda sekillenir ve bu durum yalnizca iktidarin cikarlarina hizmet eder. Sonuc olarak, bireyler baski altina alinmis, haklari ellerinden alinmis ve ozgur dusunme yetilerini kaybetmis olur. Bu zihniyetle yetisen bir nesil, toplumsal ilerlemenin onunde buyuk bir engeldir. Bilimsel gelismeler, toplumsal esitlik hareketleri ve kulturel donusumler hep ozgur dusuncenin urunudur. Otoriterlige tapinan bir nesil, farkli gorusleri dusman olarak algilar, yenilige ve degisime kapilarini kapatir. Boylece toplumlar statukoya hapsolur ve geri kalir. Tipki suan Turkiye'de oldugu gibi.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...