Henüz lise yıllarımızda Hepatit A virüsü ile karşılaşmıştık.
Normalde gelip geçici olan virüs bizi hastanede 12 gün dinlenmeye mahkum etmişti.
Resmi hastanede yatanlar bilirler, koğuş sistemi vardır. Aynı odayı beş ayrı hasta ile paylaşıyorduk.
Bir sabah vizit için dolaşan doktorlar gurubu ve önlerinde profesörleri ile bir diyalogları dikkatimizi çekmişti.
Aynı odamızdaki bir hastaya yaklaşmış öz geçmişini asistan doktordan dinlerken dikkatlice hastaya bakmış ve diğer doktorlara dönerek bir soru sormuştu.
-Çocuklar bu arkadaşımız bir alkolik!!! Sonra hastaya döndü
-Evladım içki içiyor musun?
-Evet hocam.
-Ne sıklıkta içiyorsun?
-Haftada 4 veya 5 akşam mutlaka içeriz...
Sonra tekrar asistanlara döndü, kendi tezinin haklılığını ispatlamanın da rahatlığı ve gururu ile bu seferki soruyu onlara sordu.
-Arkadaşlar bilin bakalım bu hastamızın alkolik olduğunu nereden anladım?
Kısa süreli bir sessizlikten sonra mırıldanmalar başladı.
-Rengi sarardığından hocam.
-Alkol deriyi buruşturur ondan olabilir mi?
-.
.
En sonunda cevabını vermişti.
-Hiçbirisi değil arkadaşlar. Bu hastamızın gözlerine iyi bakın. Gözleri devamlı hareketli ve ilgili!!! Davranışları heyecanlı, elleri titrek. Bu tip gözlerin sahipleri aşırı duyarlı, romantik ve içli olurlar. Ve bu özelliği gösteren kişilerin ekseri çoğunluğu da alkoliktir!!!
O zaman için psikoloji ile fizyoloji arasındaki farkı ancak fark etmiştik.
Zamanla bu farkı bizzat anladık.
Hayata neşe ile bakan, gülmesini becerebilen, dışa dönük heyecanlı kimselerin yemeklere karşı da bir yakınlığı mutlaka olmaktadır.
Bu yakınlık da bizlere yol, su, elektrik olarak geri dönmekte.

Şişmanladıkça belki üzülürüz lakin bu üzüntü ile iştahımız açılır ve yeriz.

Yedikçe de neşeleniriz.
Bu arada attığımız kahkalardan gelen bonus bonfileleri saymıyoruz.
İşte bu yüzdendir ki, Sn. kepecuk için yazdığımız tez ekseri doğru çıkar.
Hala gülmenin dişler ile alakasını çözmeye çalışan arkadaşlara kolay gelsin.