Tasavvufta böyle bir şey vardır,
Tanrı insandan konuşur, "
Attığın zaman sen atmadın, Allah attı" ayetide bunun kurandan delilidir, yani bunun adı "
konuştuğun zaman sen konuşmadın" dır.
Şimdi böyle bir şey tasavvufta ki kişinin başına bir, bilemedin iki kere anca gelir ve başına geldi diyede bu onu göklere çıkartmaz..aksine bu bir hâl olup, gelip geçer bir şeydir...kişi resmen imtihandan geçer...herkesin başına gelecek diyede bir kâide yoktur.
Tabii olay sadece bununla bitmez, bu hâl'lerden sadece biridir.
Kişi kendini bir şey zannettiğinde, kibir, gurur, vb. duygulara kapıldığında, tasavvufun iç kapıları bu kişiye kapanır.
Keşf/Keramet denilen bu durum, seyr-i sülük diye kitaplarda geçen kişisel gelişim bir parçası olup..çokları bu gibi durumlardan dolayı kaybedenlerden olur ki tasavvuf dış dinamikleri olduğu gibi iç dinamikleri de olan bir yapıdır.
Örn. H.Bayram'ın binlerce müridini imtihana sokup, padişaha, efendim benim bir buçuk müridim var, diğer herkesten vergi alın, askere gönderin diye mektup yazması gibidir.
Bu dış dinamiktir..
İç dinamikte mucizevi hâllerle kişinin sabır, otokontrol vs. nin denenmesi olur ki en ufacık hata, ilerlemeyi engeller.
Peki bu nasıl olur derseniz, sorunda buradadır, başlangıçta ki kimse bu iç dinamik nasıl işler bilemez, (hamdır) haliyle samimiyet, tevazu, açıkgözlülük, uyanıklıklık vs.ler iş görmez.
Özetle mucizevi hâller gelip/geçen hâller olup, tasavvufi açıdan aslında muteber de değildirler...sadece bir ölçüdür.
Bu sıkıntılı bir konu olup kişinin heran ayağı kayabilir ki H.Bayram bile koca ömründe 1-2 kişi için anca yol göstermişse, gerisine ne denir bilemiyorum.
Binlerce yumurta yumurtlayan kaplumbağanın sadece 1 yavrusunun hayatta kalması gibi bir şeydir bu, diğerleri yem olurlar maalesef.
Tasavvufun amacı zaten mucizevi insan yaratmak değil, aksine aciz insan yaratmaktır ki yandım denilen hadise tamamiyle "acziyet" ile alakalıdır ki buda tasavvufta ki çok özel bir eğitimdir diyebiliriz kısaca.