
06-03-2026, 20:47
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Mesajlar: 1.093
|
|
Mesela buna benzer bir seyi din tartismalarinda da goruyoruz. Ornegin Muslumanlara Islamdaki bazi olumsuz uygulamalar gosterildiginde cok sik ayni cevap verilir. Denir ki gercek Islam bu degil. Kuranda senin dinin sana benim dinim bana denir, demek ki Islam ozgurlukcu ve demokratik bir dindir. Kagit uzerinde bakildiginda bu yorum yapilabilir. Ama mesele sadece teorik metinler degil. Asil bakilmasi gereken sey insanlarin gercekte nasil yasadigidir. Bugun bircok Islam ulkesine baktiginda ifade ozgurlugu ciddi sekilde sinirlidir. Hukumeti acikca elestirmek tehlikelidir. Bazi yerlerde din degistirmek neredeyse imkansizdir ya da ciddi toplumsal ve hukuki baskilar vardir. Gazeteciler, akademisyenler ya da sanatcilar yazdiklari ve soyledikleri seyler yuzunden cezalandiriliyorlar. Insanlar interneti bile serbestce kullanamiyor, sosyal medya paylasimlari nedeniyle sorusturmaya ugruyorlar. Hatta bazi ulkelerde kadinlarin nasil giyinecegine, nereye gidip gidemeyecegine kadar kurallar vardir. Yani insanlarin deneyimledigi gercek hayat ile teoride anlatilan ideal arasinda buyuk farklar olabiliyor. Ayni durum sosyalizm tartismalarinda da ortaya cikiyor. Teoride anlatilan sistem kagit uzerinde cok adil ve ozgurlukcu gorunebilir. Ama insanlarin gercekte yasadigi deneyim farkliysa, o zaman tartismayi sadece tanimlar ve ideal tarifler uzerinden yapmak yeterli olmaz. Onemli olan insanlarin gercekte ne kadar ozgur olduklari, ne kadar konusabildikleri, yazabildikleri ve hayatlarini ne kadar kendi secimleriyle yonlendirebildikleridir.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
|

06-03-2026, 20:50
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Mesajlar: 1.093
|
|
Ayrica senin bana belirli bir sorun varsa, sorunu kisa ve sade sekilde sormayi dene; bilgim-fikrim dahilindeyse cevap vereyim. Sorular uzerinden devam edelim.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
|

06-03-2026, 23:09
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Mesajlar: 1.093
|
|
Spartacus,
Once bir seyi netlestirelim. Hangi ekonomi-politik konu uzerinden konusmak istiyorsun? Komunizm mi, sosyalizm mi, kapitalizm mi, ozgurluk meselesi mi? Cunku yazdigin metin ele alinacak soru felan icermiyor; cok uzun itham listesi var, hakaret var, niyet okuma var, ---falcilik diyorum ben buna-- yani var da var. Manifesto gibi yaziyorsun; dusunceye, gelisime, degisime aciklik yok yani.
Bir de sunu soylemem lazim: beni propaganda yapmakla sucluyorsun ama yazdigin seyin buyuk kismi propaganda dili. Hakaret, itham, niyet okuma… Bunlarla tartisma yurumez.
Bak, mesele basit. Eger konusacaksak net gidelim.
Sorun varsa sor.
Ben cevap vereyim.
Ben sorayim
sen cevap ver.
Ama boyle uzun uzun suclayici cumlelerle gidersek saglikli, saygisal bag temelli bir iletisim kuramayiz.
Bir de sunu varsayma: ekonomi-politik sistemler konusunda hicbir sey bilmiyorum----burada herseyi bilen sensin----Kapitalizm nedir, sosyalizm nedir, komunizm teoride ne soyler, tarihsel deneyimler ne gosterir, bunları az cok biliyorum. Ama sen sürekli kavramlarla tarihsel deneyimleri ayirmadan, kavramlar uzerinden idealistçe yaklaşıyorsun. Boyle tartisma yapilamaz.
Ayrica Amerika demek otomatik olarak yalan talan demek degil. Ayni sekilde sosyalizm de otomatik olarak kusursuz bir sistem degil. Gercek dunya sloganlarla aciklanacak kadar basit degil.
Benim onerim su: uzun uzun mektuplasmayalim. Senin de benim de zamanimiz yok.
Kisa gidelim.
Net sorular, net cevaplar.
Eger gercekten ekonomi-politik tartismak istiyorsan bir konu sec ve bir soru sor. Bilgim-fikrim dahilindeyse niye cevap vermeyeyim. bilmiyorsam da, bilmiyorum derim. Olmazsa arastiririm. Elimin altinda milyonlarca kitap var ulasabilecegim. Milyonlarca....Tabii kendimi arastirmaya da adayamam. Sonucta iki tane isim var benim, colugum var cocugum var, baska islerim de var.
Ama basindan itibaren itham eden, on yargili bir dille yazacaksan zaten saglikli bir tartisma zemini kurulmaz.
Top sende. Hangi konudan baslamak istiyorsun? Yada konuşmak istiyor musun? Belirli bir standardı yakalayamıyorsak, konusmamizin da anlamı olmaz.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
|

07-03-2026, 03:37
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.685
|
|
Andrew´isimli üyeden Alıntı
Spartacus,
Once bir seyi netlestirelim. Hangi ekonomi-politik konu uzerinden konusmak istiyorsun? Komunizm mi, sosyalizm mi, kapitalizm mi, ozgurluk meselesi mi? Cunku yazdigin metin ele alinacak soru felan icermiyor; cok uzun itham listesi var, hakaret var, niyet okuma var, ---falcilik diyorum ben buna-- yani var da var. Manifesto gibi yaziyorsun; dusunceye, gelisime, degisime aciklik yok yani.
|
Senin ne dediğin önemli değil Andrew, çünkü alakasız, saçma sapan maval okuyorsun( konu açısından önemi, alakası yok!). Sokak röportajında fikri sorulan AKP'li de bilmediği her konuda, senin kadar ve aynı kafayla, ilgisiz, alakasız, dedikodu düzeyini aşmayan biçimde rahatlıkla konuşabiliyor, bunlar marifet değil, kapasiteleri yetmediğinde seçeceği yol da seçtiğindir zaten)... Çünkü kendine(bana değil) de omurgasız davranıyorsun(yada iddia ettiğin zaman alıntı yaparsın, işte burası falcılık dersin, sonra da daha kendine saygın yok, zeytinyağı derdine, ego sorunlarına o denli teslim oluyor, o denli düşüyor, kişiselleştiriyorsun ki, ambalajdan saygı bekliyorsun.). Bir konuyu da objektif, bilimsel ve cehaletten kilşe okumaktansa, teorik normlarla ele alamazsının? Alıntı yap öyle yaz, şurası falcılık burası şu sebeple hakaret vs...... Süreğen belaltı(karalama, kötüleme, haksızlığı ve hukuksuzluğu, adil olmamayı kendine meşru gören bir çiftestandardı esas alan, olumsuzlama, konuyla da ilgisi olmayan şekilde çarpıtma örneklerle), BOŞ, dedikodu, yanlış konuşup, saçma sapan ithamlarda bulunup, her sıkıştığında da şahşileştirip, üstünlük kompleksi, egom derdine düşmemelisin( sanki sana bir arkadaşın sorulmuş, onun hakkında konuşuyor gibi veya atıyorum bir evrim profesörü kötü yola düşmüş veya itibar suikastine uğramıştır, işte bakın evrim ne kadar kötü safsatası türünde yazmaktasın -bu mantık dışı kıyas yöntemi analiz edilip, tespişt edilince de, "vay bana, her şeyi bilen yüce tanrıya hakret ediyorsun" demeye başlayan da kendin oluyorsun...-ne alakası var? Kapitalizmi, onca yıkımı, sömürgeciliği, bir avuç sömürgene, böylece zengine özgürlüğü, gaspı, zevki, sefayı, insanlığın köleleştirilmesini, koyun olduğu sürece dokunmamayı, farkına varırsa kelle, kafasını uçurmayı, [-senin mantığınla gidersek atom bombası atan, bol bol faşist diktatörlükler, yalan dolan kleptokrasiler kuran], 200-300 yıllık geçmişi dünyayı sırf birilerinin cüzdanı, sarayları için kan gölüne çeviren, insanlığı sürüleştiren, bölen, parçalayan, çeşitli yöntemlerde bönleştiren, cahil bırakan, hak, hukuk mücadelesi vermeyi eziklik, vereni düşman belleyen, mankurtlaştıran(üzerine alınma!?), hak hukuk, özgürlük ve siyaseti ANCAK PARASI, başkasının hakkını gasp edebilene MÜMKÜN KILAN, köleliği ve bunların türlü tecavüzcü, zübük anlayışlarına boyun eğmeyi ret eden her türlü anlayışı hem şiddetle bastırıp, hem de aleyhte bir dolu yalan, dolan, masal, itibar suikasti uydurup, canavarlaştırıp, önüne gelene baskı, ambargolar, savaşlar uygulayıp sonra da bakın nasıl da çaresiz, nasıl da canavar propragandası yapan, her pisliğin, adiliğin, manipülasyonun, her türlü fiziki, politik, fikir suikastlerinin, komplolarının altından çıkan, sömürgeci, köhnemiş sermaye diktörlüğü, baron krallığı bir sistemi savunup, burada özgürlükten, demokrasiden söz edecek -belkide- son kişilerdensindir(madem bu kadar duyarlısın e o halde "bu ne perhiz, bu ne laha turşusu" Andrew? Senin kendine saygın yoksa, güce tapıyorsan, diz çöküyorsan, menfate göreliğin bir sınırı yoksa, kendinle çeliştiğini görmüyorsan, bu kimin sorunu? ya da madem duyarlısın, hadi buyur çözümün ne? Gölge etmektense, alternatif sun. Paragraf neden uzuyor, çünkü kapitalizm deyip geçsem, kastımı anlamayacağını düşünüyorum(yüzeysel bilginle çok zorluyorsun), o sebeple de bir çok faktöre değinmek zorunda kalıyorum -ki demek istediğimi izah edebileyim. İYELİK EKLERİ ŞAHSİ değil, MUHATAP da sarı çizmeli Mehmet ağa değil, SENSİN ve anlamadığım derecede bir yükseklik, tepedencilik, ben bilirim, o sebeple ben ne dersem sen o olmayı kabul edersin, itiraz edemezsin, edersen kişiselleştiririm, kompleks, bir ego yansıması, kendi metafizik değerlerin eleştirilse(falcılık ne kelime, o bile hafif kalır!) yorgan yakarken, başkalarının görüşlerine gelince üstünkörü haksızlığı, yalan, yanlış kalıplara sokmayı, saygısızlığı kendine meşru saydığını da görüyorum -ve bu sağlıklı bir diyalogun önünü de kesiyor, ne yapayım(hiç mi felsefe, ekonomi-politik, teorik bir alanda bulunmadınız? Buralarda iyelik ekleri kişinin fikrine, yöntemine, söylemine dair kullanılır, kaynak budur ve mecburendir. Analizler şahsileştirilemez ve sen BİR TABU DEĞİLSİN, insan ötesi de değilsin, özel, üstün bir ayrıcalığın da yok, ne dediğine bakarım ne olduğun seni bağlar.
Bu durumda ben evrimi anlatmaya çalışan, siz ise evrim karşıtı ve evrimi savunmanın da inanç, din olduğunu sanan bir duruma düşmektesiniz. Daha nasıl izah edilir? evrim teroisi ne kadar olgulara dayalı ise kapitalizm ve çıkış teorileri de o derecede olgusaldır, bunlar gerçektir ve bir sistemin eleştirisi o sistemin ruhban sınıfı, bürokrasisisi, akademsiyenlerinden gelmez, beklenemez, ancak sistemle karşı, karşıya gelmeyi göze alabilenlerce yapılır...... İnsanın sosyal yaşamı, sistemlerin doğuşu, üretim ilişkileri, alt yapıları ve işleyişi ve süregiden bu işleyişin analizi de, evrim gibi ve gözleme açık, bilimseldir. Kimse Mars'ı veya gökten geldiği iddia edilen metafizik mitolojileri analiz edip konuşmuyor ve bunun din, iman, inanç vs. ile ilgisi yok. o şekilde görmek cehalettir ve o şekilde yaklaşanlar, ister karşı, ister savunanlar olsun, o cehalete dahildir ve en büyük sorun da budur. İliklere işlemiş din ve inanç siyaseti tarzını insanlık olarak henüz aşamadığımızı, bilinçaltımızdan sökemediğimizi, kurtulamadığımızı defalarca kez yazdım ve salt sağ değil, asıl sol, sosyalizm adına yapılanı eleştirip, analiz edip, karşı çıktım. Bunların teoriyle ilgisi yok, kaynak, dayanak alınamazlar -çünkü teorinin kaynağı şu ya da bunlar, kişilerin davranışı değil, davranışlar kişi ya da iradi temsilleri bağlar,,,, analize de muhtaçtır ancak beni veya teoriyi bağlamaz. DAHA TEORİK OLARAK ELE ALINABİLİR konu ve olguların dedikoduyla ele alınmayacağının bilinmemesi durumu tespite, izaha muhtaç değil mi?..
Manifesto gibi yazmıyorum, 3 gram olsun fikir sahibi olmanı sağlayacak basit ifadeler.. Ardına bir sürü boş, anlamsız, şeyler yazmışsın, hangi birine kısaca cevap verilebilir ki? 300-500 sayfa tutacak konularda, alaksız yöntemlerle, dedikodu nazarında kıyas yapılırsa, nasıl anlatılacak? Şimdi inançların var ve birileri ne zaman inancına ya d ahassas olduğun inançlara bir şey yazsa tepki veriyor üzerine de sayfalarca yazıyorsun(üstelik bunlar DİNİ İNANÇ, masal!!), ama başkalarına gelince, üstelik realiteye dayalı anazilere aynı hassayiyeti göstermediğin gibi de, illa benim dediğim olacaksınız, bütün evrenin ve içindekilerin tanımlayıcısı, ne olduğunu belirleyen benim gibi bir tutuma giriyorsun(yine yapıyorsun), sonra da saygı bekliyorsun(neden ihtiyaç duyuyorsan, fikirlerinle ortada değil misin?)... izin ver insanlar kendisini kendileri tanımlasın, senin ki uymuyorsa sen kendi açını tanımını değiştir, bilmiyorsan da ve umrundaysa muhataba sor, öğprenmeye çalış, değilse eline çamuru alıp koşma)? Önce bu sorunu çözmeliyiz...
Kısa cevap veriyorum, bu konuda doğru ve geçerli bir biligin yok. Söylediklerin de yanlış, doğru olması da mümkün değil. Artık bunca yalan, dolan, cehaleti nereden ediniyorsan, daha teorik meseleler, olgular ve dahi olaylar nasıl ele alınır, irdelenir haberin yok. VAR MI? Olsa teoriyi, ekonomi-politik sistem, olguları hakkında geçerli-yeterli bilgin yokken(çok yüzysel klişeler), dedikodu türünde ele alır mıydın? Bu tespit, hatanın farkına varılmasını, hakaret sanıyorsun, ne demeli?. Hak, hukuk, özgürlük, demokrasi diye dem vururken, kapitalizmi savunmanın yaman çelişkisini kendine izah edersen kafi. En azından madem sap ile samanı ayıt edemeyen bir çeşit bilinçaltı, tam da sistemin empoze ettiği türde ambalaja-saygı gibi bir takıntınız var, önce kendinize duymalısınız, bundan önce başkasının saygısı lazım değil.. Kısaca yazdım, o halde umarım anlamışsındır ve ben sizden saygı falan beklemiyorum, saygı dilenmek acizlerin işi, dürüst ve 3 gram anlayışlı olun kafi. Müstehak diyorum ve bunu anlayabileceğini sanmıyorum, insan gerçeği gördükçe, müstahakları da görüyor, mutsuz olup, üzülüyor. AKP'yi aşan birisi mutsuzluğa adım atar, daha aşan, daha da aşan, müstehakları görür, bu sistem yansıması aslında AKP gibi, insnalık da oy verenlerle aynı-benzer kafa-dünyada, sadece farkında değiller ve müstehaklar...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (07-03-2026 Saat 05:50 ) değiştirilmiştir.
|

07-03-2026, 06:15
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Mesajlar: 1.093
|
|
Benim ne dedigim onemli degilse ve ben senin iddia ettigin gibi biriysem, yazin da hem vaktini almayayim hem ugrastirmayayim.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
|

07-03-2026, 08:37
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.685
|
|
Ne dediğin önemli değil, çünkü konuyla ilgisi yok dedim. Bu açıdan, yani teorik çerçevede ele alınması gerekirken, ilgisiz örneklerin bağlayııcı, belirleyici olmadığından söz ettim(sadece sosyalizm açısından). yoksa şurada şu rejim böyleymiş, şöyle olmuş gibi üstünkörü(çiftestandart-çarpıtılmış, yanlı kaynaklar veya ilgili yerlerde, ilgili tarihler-koşullarda, çeşitli olumsuz ve sosyalist anlayışla da bağdaşmaz biçimlerin veya zorunluluk mahsulünden doğan sorunlara dair) ifadeler ayrı bir başlığın konusu olabilir. Şimd bile ABD İRAN'I bombalıyor, İran'da çoluk, çocuk 1000 üzerinde sivil kayıp var, batı ve yandaş medyası, ABD, İran'ı, veya İran'da askeri tesisleri vurdu diye haber geçerken, İran ABD üslerini bombaladığında terörist, saldırgan, haksız vb. bir eylemmiş gibi sunuyor, katledilen hiç bir İranlı sivil için kınama yapmazdken, katledilen İsrailli herhangi bir sivil olduğunda veya başka bir ülkede savaşa fiili katılmışABD üssü hedef alındığında kınıyor.... Buradan, bu ikiyüzlülükten nasıl bir kanıya varılabilir?... Hatırlar mısın bir gün şöyle yazmıştın(neyse buldum);
Andrew´isimli üyeden Alıntı
Ben, devleti savunmuyorum, devleti OVMUYORUM. Anayasasini savunuyorum. Bir kere bile okumadigin bu Anayasa, icerigi itibariyle dunyanin en iyi anayasasidir diyorum. Bu anayasanin nasil yazildigini, neler yazildigini bir ogrenin. Amerikan emperyalizmiyle hic bir ilgisi Y-O-K guzel kardesim.
Ustelik, dunyanin tum ulkeleri halklarina zulmediyor. Sadece ABD degil [bunla birlikte], Cin, Rusya, Lubnan, Misir, Turkiye, Iran, Israil, Suriye..Yani daha pek cok! Ustelik ben Amerikan dispolitikasini hem Turkiye'de hem Amerika'da elestiren biriyim.
Birakin su sosyalizmi, emperyalizmi. Kendiniz olun, iyi insan olun.
Saygiyla
|
İyi insan olmak, öncelikle insan gibi yaşamaktan geçer, semer vurulmuş kitleler halinde, dünyasını, feleğini şaşırmış ama farkında bile olmadan sürüye dahil edilmişlikle, cehaletle olmaz. Özgürlük ona buna laf söyleme, hamaset hakkı, falan değildir, özgürlük, başkasına zarar vermeden ve başka iradeler üzerinde tahakküme-gaspa dönüşmeyen koşullarda seçme olnağına sahip olmaktır... Mesele iyi bir insan olmak değil, asıl mesele bilinçli, objektif ve dürüst olmakla ilgili.
ABD anayasasının da öyle çokca esas görülecek bir yanı yok. Herkes bilmem ne desek, herkes özgürlüğe sahiptir ve men edilemez vs. vs. vs. vs. desek, bunlar bu şekilde -bağlamı, olanağı, koşullarından kopuk, muğlak biçimde sunulduğunda bir anlam ifade etmez. 100 Yıl önceki sovyet, günümüz abluka ve ambargo altındaki Küba anayasası bundan ileridedir(nereden, kimin cephesinden bakıldığı önemli).
Dedeleri köle edilmiş, köleleğe ayaklanıp, bağımsızlık ilan ettiği için, 66 yıldır ambargo ve abluka altına alınmış Küba'da doğsaydınız, boşverin diyemezdiniz. ABD Anayasası, bir halka, 66 yıldır, SAĞLIK ÜRÜNLERİNİ BİLE ENGELLEYEREK, insan sağlığının ve insan sağlığı, çeşitli ihtiyaç ve erişim hakkının hiçe sayılması ve gaspedilmesine neden engel olmuyor? özelde demiyorum, bu tutumu hangi zihniyet alırsa alsın karşı çıkarım, ama altında yatan emperyalistlerin menfaati... Bu anayasa insana değer vermiyor, laftan öte hak, hukuk, özgürlük vasfı yok, gaspa, ganimete, sömürüye, işletmelerde üretenlerin seçme, seçilme ve temsil ve yönetme hakkı tanımıyor, oralarda monarşiye-iradenin ezilmesi, katılım-özgürlükten alıkonmaya, baronların uçsuz bucaksız dolar milyarderi olmasına -sömürülen halk, tükettikleri, kendilerine akıtılan ülke kaynakları- engel olmuyorsa vs., nasıl ileri bir anayasa oluyor? şimdi de sırf ABD baronları kendilerine yakın, ama yeni bir malikhane, kumarhane, karhane, turizm merkezi, yolsuzluklarına, afyon ticaretine arka bahçe istiyor diye Küba'nın, bunlara peşkeş çekilmesi, kurban edilmesine de onay verilemez(Küba'da halk referandumu yapsalar sonuç ne olur sizce?). Ortaçadağda derebeyi saltanatına, engizisyona, fetih-gasp ekonomilerine, sırf o kılıçların altında benim canım alınmıyor, bana dokunmayan bin yaşasın diyerek boş vermek kadar, günümüz gaspçı-sömürgeci-fetihçi derebeyliğine(sermaye diktatörlükleri, baron iktidar, imparatorlukları) boş vermek de kötülüktür, bu salt somut bir an için değil, yarın için de kötülüktür(son paragraflarda kısaca değineceğim ve orada daha anlaşılır olacak diye düşünüyorum). Tabi bu neye iyi, kötü dediğimize göre de değişir, ancak sonuçları ve götürüleri bakımından düşünürsek, bir avuç ve ondan beslenenler için İYİ, insanlık için ise KÖTÜLÜK olur. İyi-kötü, evet-hayır, var-yok ancak birlikte var olurlar ve günümüzde herkes için -anlayışı, inançları, bilinci, istemleri- iyi olanı(herkes için) sağlamak mümkün değildir....
İnsanlık son 200 yılda kapitalizme, emperyalizme boş verseydi, bugün hayatınız nasıl olurdu? Şimdi de garantisi yok, tek garantisi bilinçli insanlar ve toplumda sağladığı etki ve bu etki sürekli- hak gasplarıyla- test edilir( yani ortada, canlı, diri süreğen devamlılık halinde olan sınıfsal, kültürel bir çatışma, mücadele var ve boş verilemez)... Boş vererek, mutlak bir cehalet ve teslimiyetle bugünü, bugün gibi yaşamak dahi mümkün değil. Genel, geçer sahip olduğunuzu düşündüğünüz haklarınız bir lütuf değil ve yine her nekadar köle kılınmış olsa da, iyi kötü mücasdele vermiş ve belirli bir hak bilincine ermiş insanlığın bilincine, direncine, mücadelesine bağlı. Yani süreğen kötülediğiniz, basite aldığınız, her fırsatta aşağılama, itibarsızlaştırmaya çalıştığınız hak, özgürlük ve gerçek demokrasi mücadelesi veren, bilincini yaymaya çalışan insanlar, bu mücadelelerinin getirisi olarak sırf kendileri için mücade etmiş olmuyor( elbette her insan kendi hakkı, hukuku, özgürlüğü için mücadele etmeli, bu bilince ermeli, ancak toplamda bu tüm insanlığı temsil eder hale geliyor. başkası adına mücadele ediyorum söylemi de inançsal, dinseldir, bunu savunmuyor ve bu biçimde ifade etmiyorum...), öyle ya da böyle bu süreklilikler, kopuşlar, savrulmalar, yalpalanmalar, yerine göre ileri, yerine göre geri çekilmelerle de olsa, kapitalizmin uzun vadeli sürdürülebilir bir geleceği yok, insanlığın gelişimi, birikimi, ilerleyişi koşullarında zaten olamaz da ve insanlığın mücadelesinin de önlenebilir bir sınırı yok...
ABD ANAYASASI, 1789'da yürürlüğe girdi(1787-1788 yazıldı), oysa şu tarihlere ve verilen mücadelelere bakın... Hiç bir hakkınız -kırıntı, muğlak da olsa- SİZE LUTFEDİLMEDİ, o gün de, bu gün de yalan, dolan canavarlaştırılıp, küçümsediğiniz sosyalistler(o zamanın sosyal demokrasisi) ve kanla, başla verdikleri mücsadelelerle oldu ve ancak yine bilinçli ve hor gördüğünüz sosyalistler, sosyalist kültür, anarşistlerin mücadeleleri ve artık standart haline gelmiş, insanlıkta oluşturduğu belirli bir birikim nazarında oldu, sağlanabiliyor. ABD'nin sol görüş düşmanlığı, vampirmiş gibi sunumu boşuna değil(Trumpın SS'inin katlettiği ABD vatnadaşları için söylediklerine baktınzı mı? Solcuydu => ölümeyi hak etti(demek), solcu çakal(gazeteciye seslenirken, bu kafadan, sermaye medyasından, yandaş medyadan ne solu ne sosyalizmi öğrenmeniz mümkün değil, en fazla, asıl canavarlardan, itibar suikastleri, canavarlaştırma masalları okursunuz). baronlar hiç bir yenilgisini sindiremedi veya affetmedi, ancak başka çareleri de yoktu ve dün iğrenerek baktıkları halka çeşitli ödünler vermek zorunda kaldılar. Kısaca hak, hukuk özgürlük mücadelesi bir ÜTOPYA, yersiz, yurtsuz, kaynaksız, temelsiz DEĞİLDİR. (kapitalizmde böyle hak, hukuk yapısı gereği yok, temelinde olan, paran ne kadarsa, o kadarsındır, ancak satın alabildiğine sahip olabilirsin(ki zaten pratik olarak hakim olan da bu değil mi?)...)
https://www.evrensel.net/haber/46066...luk-mucadelesi
|
Daha 19. yüzyılın başında Amerika Birleşik Devletleri'ndeki işçiler, o zamanlar geçerli olan iş günü olan "gün doğumundan gün batımına kadar" çalışmaya karşı şikayetlerini bildirdi. Günde 14, 16 ve hatta 18 saat çalışma saati hiç nadir değildi.
Bu ülkenin emekçilerini kapitalist kölelikten kurtarmak için bugünün ilk ve en büyük gerekliliği, Amerikan birliğindeki tüm eyaletlerde 8 saatin normal işgünü olacağı bir yasanın geçirilmesidir. Bu şanlı sonuç elde edilene kadar tüm gücümüzü ortaya koymaya kararlıyız.
Birinci Enternasyonal, 1872'den, 1876'ya kadar resmi olarak dağılmamasına rağmen, merkezi Londra'dan New York'a taşındığında uluslararası bir örgüt olarak varlığını sona erdirdi. Yeniden kurulan Enternasyonal'in, daha sonra İkinci Enternasyonal olarak bilinen, 1889'da Paris'te düzenlenen ilk kongresinde, 1 Mayıs, siyasi partilerde ve sendikalarda örgütlenen dünya işçilerinin önemli siyasi talepleri için mücadele edecekleri bir gün olarak ayrıldı....
|
Kısaca kapitalizm, emperyalizmi yargılamayı, boş vermeyin kardeşim, bunlar ne dindir, ne de mezheptir, bozuk düzendir ve " osmanlı'nın bitmeyen oyunlarına" aldanmamalı. Krallar, derbeyleri, ağalar nasıl hangi tür entrikalarla çarkını döndürdüyse, kapitalizm çok daha fazla olanağa sahip biçimde katlayarak öğütüyor, döndürüyor...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

07-03-2026, 12:13
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Mesajlar: 1.093
|
|
Ben ozur diliyorum, dilim, ifadelerim icin. Belki de cehaletim icin. Benim bahsettigim sey insanin insanca yasayabilmesiydi. Ben bak cok fakir bir aileden --aile dedigim annem, ben ablam--geliyoruz. Ben 6 yasimda ilk defa calismaya basladim kuaforde, kullukleri degistiriyorum, yeri supuruyorum felan. Ama nerden bahsan 12-13 saat calistiriyorlar. Para da vermiyorlar, maas dedikleri 3 ekmek alacak para...o zamanda... O benim ilk isimdi. Annem, merdivenleri silerdi, ben okuldan sonra gider, yardim ederdim. Ben boyle bir mucadeleden geliyorum. Oyle aristokrasiden degil. Biz acliktan, fakirlikten cok 'agladik'. Bilmiyorum acliktan hic agladin mi, ama biz agladik kardesim. O yuzden isci ne demek, emek ne demek cok iyi bilirim. Belki de senden daha iyi bilirim. Simdi biz bunlari anlatiyoruz ki, insansan anla..ilgili ilgisiz anlatmiyorum bir seyi. Yasadiklarimi anlatiyorum. Insan oldugunu farz edip anlatiyorum.
Marx'a Lenin'e felan ihtiyacim yok. Onlarin hepsi hikaye. Bizim bir ara yasadigimiz mahalleyi cayancilar kurdu. Nurtepe'de. Yolun obur yolunda. ust gecit var, en altinda. Duvarimiz isci dhk bilmem ne yazili..anlamiyorum o sira ama acligi anliyorum. Biz bu isi cocuklugumuzda iliklerimize kadar yasadik.
Ozelde Turk devleti, genelde sistemler, adama hayati haram ederler. Yapacak bir sey yok. Elden gelen tek sey insanca kalabilmek ve bu ideolojilerden kurtulabilmek. Bu 3 gunluk Dunyayi ancak boyle yasayabilirsin.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
|

07-03-2026, 21:08
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.685
|
|
Ben de muhataplığı başka türlü olabilme olanağı varken, iyelik ekiyle kurduğum yerler, keskin dilim için özür dilerim... Umarım ifadelerim, tamamıyla okunur(bu meseleler üzerine ancak kitap yazılacak denli detaylı meseleler, uzun denmesin, daha kısa ifadesi yok, okunmalı -sonuç olarak 500 sayfa kitap yazmadım, okunabilecek kadar kısa)...
Pratiğe gelince iş hiç kolay olmuyor. Günümüz dünyası evvelinden daha fazla kamplara ayrılmış, bölünmüş durumda. Örneğin bugün Türkiye'de şu toplumla iyi bir insan, hak, hukuka dayalı daha iyi bir yaşam biçimi sağlayacak türde bir rejime geçilse, savaşmadan ayakta kalma şansı yok, ki bu sadece kendi içindeki gericilik, dinci, ırkçı ve bunlardan faydalanan bir yığın direnç çatışma, provokasyonlar vs. vs. değil, Dünya'nın da yarısıyla savaşıma dönüşüyor(işte emperyalizmin(sırf meselenin bu yönüyle dahi), bazı derebeyi ve o olanağı bulmuş kişiler, tarikat, cematt, komisyon, konsorsiyum, lobileri vs. dahil(sistemin doğasI;; azınlık bir kesim ve kişilerin, kişisel çıkarları namına dünyayı fethi ve ganimet olarak paylaşabilmelerini sağlaması), kişisel çıkar ve hırslarının, dünyayı ne denli teslim aldığı, nasıl ne menem bir şey olduğu burada da kendisini gösteriyor. kendi derdinize düşemiyorsunuz, yedi düvel üzerinize geliyor, gelecek). Dışarıdan bakan birisi için kolaydır çünkü dışarıdan bakan için, hele de bu gözlemciler aristokrasinin veya belirli bir rahatlığa, konfora erişmiş kişileri olunca, kendi güllük, gülistanlık hayatları içinden, KENDİLERİNİ ÖLÇÜT, REFERANS larak, başka bölgedelerki kargaşa, acı, haksızlık, hukuksuzluk, mahrumiyete karşı türlü mücadele ve kazanımlara, ne gereği vardırdan, sırf kendi menfaatleri adına; insnalığın başka yerlerdeki kazanımlarının, kendi halklarına, ezilen, sömürülenlere de örnek teşkil edeceği için, karşı çıkılması, yıkılması gereken bir hedefe de dönüşüyor, gerçekte ise içeride ne yaşadığınızı, sizin derdinizi sizden başkası anlamıyor... Kısaca A'nın kodomanları, B'de gerçekeşecek her türlü insani kazanımdan hem çekiniyor hem de müthiş kaygılara düşüyor(ya bizim toplumu da etkiler, konformuzu, sömürümüzü sorgulamaya yol açarsa, bu ülkenin toplumu uyandı ve şimdi onalrın kaynaklarını gasp edemeyeceğiz vs... diye... Peki ne yapmaları gerekir? İşte onu yaparlar, yalan, dolan, talan savaşı... Yani Andrerw ben, sen herhangi bir yerde insani, demokratik bir gelişim olduğunda sevinirken, beri yanda egemen olanlar senin, benim gibi düşünmüyor, sevinmiyor, nefret ediyor ve bizler de bunların medyasına, bürokrasisine, sözde akademisyenleri, sahte demokratlarına, ajanlarına(o kadar ki, sosyalist ibareli yapıların dahi, belkide yarısı yanlış, kör-leştirilmiş- ideoloji, tarikatımsılaştırılmış, sahte-ajan(dolaysız veya direk, endirek(konforla da oalbilir) satın alınmış, ideolojik sapma-saptırma biçiminde dolayımlı) türündedir), üretilen kafa karışılığına vs. mahkumuz)
Kişiler dışarıdan art niyetsiz baksa bile, görece kendilerine sakin gelen hayatlarını ölçüt alıp, başka yerde hak, hukuk, özgürlük için mücadelenin ve karşılığında pratikte ödenenen, ödenmek zorunda kalınan bedel mecburiyetinin kaçınılmazlığını anlayamıyorlar -aynı süreçler kendi başlarına gelmeden anlamaları olanıksız hale geliyor ve sebebi, ilgili bölgelerin kendi iç dinamik ve sorunlarını tahlil etmek yerine, daha özgür, hak, hukuk içinde bir düzene geçmek isteyen kişileri suçluyor, öküzün altına buzağı yerleştiriyorlar(Örneğin CHP mitingleri bile diğer tarafça nasıl algılanıyor ve medya ağında pazarlanıyor? kaldı ki herkesin gözünde, hak, hukuk, özgürlük isteyen ve mücade eden olasınız. Kendi burnunun önünden hatta onu bile göremeyen bir başkası, gerçekte sizin ne istediğinizle ilgilenmez, kendi menfaati, istediği ve ne kadar uyup, uymadığınızla ilgilenir ve ona görede cephe alır.... Kısaca ne taraftan baktığımız da önemli, ama aslolan objektif oalrak değerlendirebilmek...)... Devletler ise kurulu yapılardır ve her devlet yine, ister toplumsal, isterse de geçmişte feodal, günümüzde kapitalist olsun, kendi hukukunu kolluk güçleriyle yani zor ile sağlamıyor mu? Kısaca nasıl bir yaşam istiyorsak isteyelim, günümüz dünyasında o yaşamın süregiderliğinin sağlanması namına zora dayanım(çeşitli baskı mekanizmalarının, otoritenin var oluşu), tercih meselesinden değil, zaruriyetten doğuyor. Sonra bazı sözüm ona GURU'laşmış, artık kendi psikolojilerinde nirvanaya ulaşmış kişiler, iyi de neden mücadele etmek, çatışmak, bedel ödemek zorundayım ki diyorlar, "gökten düşsün". Masabaşında bunu söylemek kolay, ama kendisi yediği ekmeğin, içtiği suyun bile bedelini ödemeden yaşayamıyor(doğaya da çıksa o bedeli ödeyecek, emek harcayarak, istemek başka, ulaşmak başka. Ulaşmak ancak çabayla, emekle, mücadeleyle mümkün)... Daha hayatın kendisinin bir mücadele-bedel aritmetiğine, zorlu yollara dayalı olduğunun farkında değil. Özgürlüğü istiyorsak, bedelini ödemek zorundayız, yoksa mümkün olmayacak, çünkü istiyorsak, demek ki sahip değiliz, öyleyse bu koşullarda; istediğimiz için çaba, bedel ödemek zorundayız. Yoksa neden isteyelim?...
Benim de bu otorite konusunda kabul edilebilir, en doğru yol olarak gördüğüm ancak demokratik yolla sağlanan halk-kamu veya kolektif otoritesi olmasıdır. Bu eleştirlebilir, eleştirilemez değil, ama diyorum ki, bu koşullarda en az çelişki, eksiğiyle olabilecek, makul olan bu -yani eleştirmek iş değil, eksikliği onu vazgeçilemez kılmaz, gül ise bile dikeniyle kabul etmek zorunda kalıyoruz... Otoriteye karşı olmam ve bütün amacımın otoriteyi, devletleri, sınırları ortadan kaldırmak olması ayrı, eldeki, şu an mecvut olan dünya, toplum yapımızla otoritesiz bir yol, çıkış , geçiş bulamıyor olmak ayrı zeminler. İşte bu sebeple adına konsey(sovyet, şur'a, halk meclisleri vs.) dediğimiz, olası, ama en demokratik en hukuki, en adil, en özgürlükçü seçimlerimizden en yerinde, en ileri olanıdır ve halkın, kamunun demokratik seçimin tüm süreçlerinde var olabileceği tek seçenek, yapı, yol-yöntemdir ve bu yolun işlemesi için, kişiler arasında ayrıcalıklı olma, çeşitli tarikat, mezhep, kulüp, inanç, ideoloji, parti vb. alanında temsil yürütülen futbol takımı benzeri subjektif, yönetim olgusuyla alakasız takımların, reklamın, çeşitli parasal, servet, din, mezhep, renk, cins veya konumundan kaynaklı ayrıcalıklı olma-böylece başkalarının seçme, seçilme hakkına tecavüz etmesi vb. de engellenmek zorundadır(bu sebeple de demokrasi ancak, şu ya da bu sebeple ayrıcalıklı olmayı sağlayan bütün aparatların, başta partilerin hükümet olma yetkisi ve seçimlerin üzerinde gölge eden bütün unsurların devre dışı bırakılması gerekir -yönetim-kendi kendini elbette- işi, bir fikir kulübü kurma, böylece siyasetin nimetleri üzerinden tarikatlaşıp kamplaşma, altta kalanın canı çıksın, güçlü olan hükmetsin işi değildir. İnsanlar ibadetlerini camilerde, kilsilerde yapabilirler, fikri tartışmalarını firki örgütlerle yapabilirler, kendi içlerinde demokratik yol ,yöntemler uygulayabilirler, ama camilerden ve kiliselerden, çeşitli mezhep, tarikat, cemaat, fikir kulüpleri vb. yönlü ayrıcalıklı kamplaşmalar, cins, renk vb. yarıcalıklı kılan her ne ise, bunlar üzerinden toplumu veya adı her neyse, kamuyu-hükümeti oluşturup, yönetemezler, her şey kendi özgülünde ele alınmalı.) . Bunun dışında bir de bürokratik otorite yoluyla kısa vade, yoldan geçiş amacı vardır ki, bu yola başvurum, istencin mahiyetiyle çelişir(pragmatisttir doğru, ancak kendisi olmaktan başka bir şeye evrilir, dönüşür, aslına rücu eder)...Karşı çıkılanla aynı şeyi yaparak, farklı sonuç alınamaz... Sonuç olarak günümüzde hak, hukuk ve özgürlüğü tesis etmek dahi ancak zora, otoriteye dayanıyor(öylese doğru soru, bu; kimin, neyin otoritesi olacak?), bu mutlak böyle olur anlamında değil. Bu arzu edilen anlamında da, bu bir tercih meselesi de değil, doğal, yaşamsal bir zorunluluktan doğuyor -kabul edilmese dahi mecbur kalınandan...
Türkiye hak, hukuk, özgürlük diye eylem yapan olsa, toplumun yarısı, "Cumhurbaşkanum bize bir izin ver, bir müsade et hele, biz bunların hakkından şöyle bir gelelim" diyen güruhlar var, bunlar yarında olacak ve dünyanın geri kalanı, siz hukuki yollarla bu tarz, mecvut yaşam biçimi, anlayışı, hukuka sığmayan her türlü istem, dayatım, başkaldırıya engel olduğunuzda, sizi haksız, bunları haklı gösterecek(laik bir ülkede, ben müslümanım o halde başınızı örteceksiniz diye sokaktaki kadınların başlarına çarşaf geçiren eylemler olsa ne yapardınız? Biz demokratız, özgürlükçüyüz yapın tabi, gelin, geçin diyebilir misiniz? Demokrasi, özgürlük böyle bağlamsız, köksüz, dayanaksız, ayakları havada liberalize edilebilir şeyler değil)... Diğer taraftan çok çeşitli, din, ırk vb. olgularla empoze edilmiş geniş yığınlar, güruhlar var. Yani iyi bir şey de yapsanız, iyi olduğunu da düşünseniz, verili(o an neresi ise mevcut kamplaşmalar) koşullar, otoriteye dayanmadan sürdürme şansınız olmuyor... Çünkü verili(arzu edilen değil, eldeki olan dünya koşulları, eldeki malzeme) dünyanın iç içe geçmiş sınırları, kampları var, neyin, hangi kampın hak, hukuk ve özgürlükten yana olup olmadığını irademelerimzile belirleme şanımız yok, ama bir kez daha ileri bir yaşam biçimi, formuna geçilşmişse de erimde ve uzun vadede bunu otoriteye başvurmadan sürdürme, yaşatma, hayatta kalma şansı olmuyor...
Neyse istemler, içinde olunan sistem, sistemin getirdiği empozla parçalanan, kamplaştırılan, bölünen sınıf ve toplumlar, bunların sınıfsal çıkar, kişisel menfaatine değin çatışmaları, subjektif-öznel politik görünen ama özünde mürid-kampçı, mezhepçi, hamasi çatışma ve ayrışmaları, bir bütün halinde heterojen bir yapı dahilindeyken, adil, hak, hukuk, özgürlük esaslı, önceleyen bir yaşam biçimini sağlamaktan yana olanla, buna engel olan arasındaki çatışma koşullarında, mesele artık kimin haklı, haksız olduğu, kimin iyi, kötü olduğundan ziyade, neyin hak, hukuk, adalet ve özgürlüğü, mevcut koşullarda sürdürebilir ve yaşanabilir hale getirdiğiyle ilgili oluyor... başkalarının yalani yanlış veya objektif oalrak irdelemeksizin dıaşrıdna ve oturdukalrı yerden kendi menfaatlerini de içine katarak yaptıkları yorumlar da anlam taşımıyor -çünkü gerçeği, gerçekte neyin, nasıl yaşandığını bilmiyor...
Her hak, hukuk, özgürlük koşulu, ancak geçerliliği sağlanabildiği koşulda mümkündür. Bu durumda, zorunlu otorite sürecinin varlığından yola çıkarak ve neyin mevcut yaşam biçimi, formunu zedeleği, olanaksız kıldığı bir kez görüldüğünde, hukuk da onun engfellenmesi üzerine de inşa ediliyor. Buradan oturduğu yerden ahkam kesen birileri, bu yaşam biçimini totoliter, tek tipçi olduğu gibi ididiar ortaya atıyor -öyle olanı da vardır, sabırsızca, kısa yoldan, hukukun erimli süreçlerinden uzun vadeli dönüşümden geçmektense, dönüşümü iradi müdahaleyle, otoritenin bir an önce zora başvurması yolunu seçen de vardır olur, olacaktır, ben bunu savunmuyorum, karşı da çıkıyorum...
Sonuç olarak, bugün örneğin hangi ülkede hırsızlığa serbestlik vardır? Hangi ülkede kanun yoktur? Özgürlük hukuktan, kanundan azade ve üstün olmak demek değildir özgürlüğün de yazılı, yazısız hukuku, kanun, kuralları olur. Öyleyse bu kanunlar, toplumları tek tip yapma, totaliterlik adına, namına değil, hukukun gereği olarak, hukuktan doğar. Genel yönetim olgusundan değil ve elbette işin bu yönü de her yönden istismara açıktır. Ancak mevcut koşullarda da, istenmiyor bile olsa, otoriteye dayanmak ve hukuku sağlamak ve uyulmasını gözetmekten başka bir yol, vicdanen de başka çıakr yol yok... Korkunç haksızlıklara maruz kaldığınızda ne yaparsınız? Bunu bir de sosyal, daha geniş, toplumsal alana nakledin, şimdi burada hukuk nasıl olmalı ve neden herkesin uyması beklenmeli(totaliterlik midir, hayır, otoriterlik midir, hayır, mevcudun gereğidir, yoksa kişiler nasıl düşünmüş, neye inanmış kimseyi bağlamaz ama herkes mevcut hukuka uymak zorundadır ve o herkesi bağlar)?
Afganistan gibi bir yerde diyorum, insanca yaşam biçimi kurduğunuzu düşünün, süreç nasıl olurdu? Afganistan'a gitmeye de gerek yok, Türkiye'de nasıl olurdu, hangi evrelerden geçer, geçmek zorundaydı? Akıla, hayale bile getirilmesi zor ne gibi fenalıklar yaşanırdı? AKP rejimini düşünün, en basit en sıradan muhalefete dahi ne yapıldığını, nasıl yapıldığını... Maraş katliamını veya artık hangi taraftan gelmiş olursa olsun benzer katliam, çatışmaları düşünün, o katliamların kurbanı olduğunuzu... Sonuç olarak Türkiye gibi bir ülkede insanca yaşam formuna geçiş süreci, ülke genelinde bu tür çatışmalara da, dirence de, baş kaldırımlara da sahne olacak, dikensiz gül ve cennet yolu, bahçesi, şu an bizim için sadece bir hayaldir. Hiç bir şey, emeksiz, zahmetsiz, bedelsiz olmuyor... Bugün de, geçmiş de, son 12.000 yıllık tarih de, insanlığın sınıfsal, cinsel, çıkarsal, dinsel, mezhepsel, kampsal, ırksal-mankurtça aldatım ve çatışma, tarikatlaşma savaşımıyla sahnelidir... Eğer özgürlük istemekle, emeksiz, zahmetsiz, bedelsiz olsaydı, herkes özgür olurdu ve dünya böyle bir yer de olmazdı ve gerçekten de hak, hukuk, adalet, özgürlük isyiorsanız, göreceksiniz ki, karşınızda dağ gibi zorluklar sıralanmış ve bunların içinde de en etkili olanı, adınıza tek taraflı, haksız, hukuksuz isnatlarla, mecbur kaldığınız otorite, zor yolları, çatışmayı, savaşı, sanki siz istemiş, amaçlamışsınız ve sanki siz tertipliyormuşsunuz gibi ithaflar, isnatlar olacak ve şu kadarını söyleyim, karşınızda dünyanın en güçlü ordusu, devleti dahi olsa, cehaleti yıkmak, aşmak, uğraşmak milyon orduyla baş etmekten daha zor ve en büyük yılgınlığı, vazgeçimleri, kayıpları da en temelde bu sağlıyor, vücudun kanseri gibi. Sizin amacınız, isteminiz yaşamak ve bu uğurdas mücadele iken, fiiliyat da gerçekleşen ise yavaşça bir ölümü yaşıyor olmanızdır ve sorumlusu da yine siz görülüyorsunuz. Artık bu noktadan sonra "müstehak" deme noktasına gelmiş oluyoruz..
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (08-03-2026 Saat 00:06 ) değiştirilmiştir.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:51 .
|