Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Dinlerden Özgürlük > Ateizm

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #11  
Alt 08-07-2026, 20:43
Bay Bruce Wayne18 Bay Bruce Wayne18 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 09 Jan 2022
Mesajlar: 46
Standart

Ateizm din felan değildir. Ateizm tanrı ve inançları reddeder. Ben ateist değilim ama ateistler konusunda hemfikrim olduğu dinler ve inançlar gerçek değildir. Ben deizme inanıyorum. Fakat deizm de ateizm de din olmuyor. Ben Tanrının insana ve evrene müdahale etmediğine ve din, peygamber kutsal kitap göndermediğine inanıyorum. Önceden agnostik ve ondan önceden de ateisttim. Ama evrenin muazzam büyüklüğü bence Tanrıya sonuç olarak götürüyor. Yani kısaca ateizm, deizm, agnostik, panteizm gibi bunlar felsefi akımdır. Ve bunlara din felan bence diyemeyiz.

Türkçülük, Türk milletini yükseltmek demektir. Ziya Gökalp
Türküm ve Türklüğümle onur ve gurur duyarım.
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 09-07-2026, 05:28
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şuanda  online konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.688

Onur Üyeliği 

Standart


Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 19-08-2026, 02:04
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şuanda  online konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Mesajlar: 1.102
Standart

Ateizm din degildir; ontolojik anlamda bir inanctir, epistemolojik anlamda ise inancın yokluğu yada reddidir ve ayni zamanda bir dünya-gorusudur. Ateizmi bir din olarak niteleyebilmemiz icin, belirli ve sistemli inanc kalıpları içermesi gerekirdi, halbuki ateizmde boyle inanc sistemleri bulunmuyor. Fakat bu, onun inanc içermediği anlamına gelmez; fakat bu onu din yapmaz.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 19-08-2026, 22:34
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şuanda  online konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.688

Onur Üyeliği 

Standart

Ateimz inanç değildir, gayet bilimsel, akıl, mantıkla örülmüş bir tercih, görüştür... Tanrı üzerine, tanrıya göre kendisini konumlayan (ateizm harici tümü), duruşu, görüşü artık her ne ise, temeli dogmatik olmakla birlikte bilimden uzaktır... İnanç denebilir, çünkü bu sadece zanlara dayalı... Neden illa her şeye bir inanç kulpu takmalıyız ki, teist miyiz? Bilim inançtır diyenler gibi

Birisi çıkıp tanrı bilinemez derse, bu dogmatik bir ifade, inanç olabilir... Çünkü inançlar salt insan hissiyatıyla ilgili değil, dogma, zan, menfaat, ekonomi-politik(fayda!), ideolojik, empoze v.b. temelli olabilir, kaldı ki bilinemez dediği şeyi nasıl tanımladı, bilinemez olduğuna nasıl karar verdi, tanrı dediği şeyin özellik, niteliklerini mi çözümledi, gözlemledi, e ne diyeyim yazık! . Ateizm ise gayet net ifade ediyor, gözlem, veri, bilgi, bulgu, belge, gerek, olanak koşulları olmayan bir şeye değil inanmak GERÇEKTE(objektif, nesnel, somut, bilgi tabanlı) bahsi bile imkansız.

Tanrı tanı-mla-mama konusu neden ısrarla yanlış anlaşılıyor, ateist bir tanrı tanımlayamadığı için, tanrı esası, usulüne göre kendisini konumlayamaz. Çünkü tanı-mıyor, tanı yok. Bir inanç, inanmama, bilme, bilmeme davranışı da gösteremez(Siz binlerce tanrıya inanıyor musunuz? Tümü de insan uydurması, hayal ve kurguları. Bilimsel, akıl, mantık, sağlıklı olanı da, masal, mitolojik v.b. uydurmalara aldanmamak, inanmamak). Burada inanç görmüyorum... Gerçekte bir tanrı hakkında konuşmak, sadece safsata , öznel(subjektif) alanda konuştuğumuz ise;;; ideolojik, mitolojik, masal, kurgu, sanal, politik.... Kurgular, uydurmalar, masallar, gerçekle karıştırmamalı...

Birisi Haguguhuhu "evreni yarattı(sanki görmüş, bilgi ve imkanı var, şahitmiş gibi)" dedi diye, oturup inanma veya olasılık verme durumunda değiliz, mecbur da değiliz(sanki mecburmuşuz gibi inanç masalı okumak sağlıklı olmaz). Olasılık için dahi veri lazım... bir kere yaratmak fiiliyle, yalanıyla öne çıktığı an, baştan safsata... Elimizde Evrenin, varlık-yokluğun yaratıldığına dair veri mi var, ki yaratım fiili sonrasına atlayabilelim? Ki varlık-yokluk yaratılamaz, bunlar fiil değil, "mek, mak" alamazlar, tüm fiillere olanak sağlayan, tüm formları, ilişkileri, fiilleri, böylece tüm ölçüleri, "mek, mak" v.b. anlamlı kılan temel denebilir! Kaldı ki bu konu felsefenin konusu olur, masallarla, akıl, mantık, bilim, izan, irfan dışı pozisyonda sonsuza kadar laflamak isteyen laflayabilir, bu O'nun tercihi olur, ama bu tarz bilim dışı, dogmatik, akıl, mantık dışı zaman israfı şeylere meyil vermemek de inanç değil, tercihtir.

Dinlerle, ekonomi-politik, ideolojik, sosyo-politik(baskılar, misyonerlikler v.s.) v.b. alanda cereyan eden politik çatışmalar, rekabetler, tartışmalarla karıştırılmamalı... Örneğin AKP'nin politikalarına karşı çıkıyoruz, bir çok bilim dışı görüşü, uygulamayı v.s eleştiriyor, konu ediyor, yerine göre mücadele ediyoruz, ama bu durum bizi, AKP veya karşı çıktıklarımızla aynı kulvara konumlamaz... Bağnazlık, yobazlığın her türlüsü ret edilmeli veya çeşitli ideolojik empozelerle kabullenilmemeli..

Ateizm ne tanrılıdır ne de tanrısız o zemine gir-e-mez, Pinokyo hakkında ne düşünüyorsak veya Zeus hakkında, bu da öyle, tamamen subjektif olur. İdeolojiler, siyaset, politika, dinlerin v.b. subjektif, öznel alandaki varlığı, sosyo kültürel etkileri, sosyal, toplumsal ilişkiler bazında cereyan eden rekabet v.b. ontolojik değil, aslında politik alanı temsil eder... Yani ateizm ile gündelik politik, öznel zeminler karıştırılmamalı... Her ateistin her konuda görüşü, eleştirisi, olumlama veya olumlamama, kabul veya ret etme hakkı vardır ve bu ontolojik değil tamamen ideolojik, politik, sosyo-kültürel, subjektif meseleler

Bana tanrı soruluyorsa; tanımsız, dolayısıyla ne hakkındalığına sahibim, ne hakkında bir yargı üretebilirim, ne de aslında nev-i şahsına münhasır konuşabilirim, ne bilebilirim ne bilmeyebilirim, ne inanabilirim ne de inanmayabilirim, böyle bir olanağa sahip değilim. Bugüne kadar şu ya da bu tanrıya dair konuşmalarımız nesnel karşılığı olan bir tanrı değil, insan uydurması, masal, mitoloji ürünü hikayelerin, masal-roman kahramanı, masal karakterlerine dair... Pinokyo'yu da, Superman'i, Alaadin'i, Alice harikalar Diyarı'nı v.b. ve yine aynı yerden türetilen sözde mitolojiler ve sözde masal kahramanlarını da konuşabilirim, hepsi de senaryo, kurgu, masala göre tanımlı(subjektif, sanal)... Elde olan tanım subjektif, biz de bu sayede ancak masal karakterlerine dair konuşabiliyoruz, ama bu alan öznel(subjektif)...

Çeşitli teist iddiaları v.s. ele alışımızda yine öznel zemindedir, yani bu alan felsefe, fikir, görüş, politik alandadır... Birisi bana "bir tanrı olmak zorunda" falan dediğinde aslında türlü yönden, akıl, mantık, bilim, izan, irfan, bilinç, bütün yönleriyle saçmalıyor, ama saçmaladığını bilmiyor... "olabilir" dediğinde de saçmalıyor, zira elinde, ortada gerçek bir tanrı tanımı dahi yok! Pardon ne hakkında konuşuyoruz? Hiç... Yine saçmaladığını bilmiyor ve bu konular felsefenin konuları, ateizme özgü değil. Ve masallara, dogmalara, uydurmalara, zanlara inanmamak, bir inanç değil, akıl, mantık, bilinç, zeka, bilimdir... Somut karşılığı olan ancak bilinebilir, inanılmaz ve inanç, zan alanında izah edilemezler... Bilinmeyenin ise zaten bir hakkındalığı, bahsi olmaz...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 20-08-2026, 02:32
bilgivehis bilgivehis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.941
Standart

Andrew´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Fakat bu, onun inanc içermediği anlamına gelmez
Yanlış bir
"İnanç" dini bir kelimedir, dini temsil eder.
Bazen alışkanlıktan dolayı inanıyorum gibi kelimeler kullandığımız oluyor.
Ancak ateizmde inancın veya inanıyorum söyleminin yeri yoktur. Bir ateistin inanıyorum kelimesini kullanması hem dünyaya bakışına tersdir hem komiktir. Lakin inanıyorum kelimesinin ateizmde karşılığı olmadığı için güveniyorum, temenni ediyorum, öyle düşünüyorum gibi söylemler geçerlidir.

Yanlış iki
Ayrıca ateizm dinin reddi de değildir. Ret etmek, onu kabullenmiyorum demektir. Oysa ateizm dinlerin uydurma olduğunu söyler. Yani ret etmek ile onun uydurma olduğunu söylemek çok farklıdır.
Bu fark için pek benzemese de siyasetten bir örnek vereyim:
Atatürk'ün CHP'sine karşı olduğunda onu retetmiş olursun ama butlan CHP'sine karşı olduğunda onun uydurma bir parti olduğunu söylemiş olursun.

Dolayısıyla ateizm dinin retdi de değil, inanç da değil, dinlerin uydurma, kafadan sıkmasiyon, insanları hem zihinsel hem fiziksel hem maddi olarak yolmak için üretildiğini gözlemleyerek, yaşayarak, araştırarak, okuyarak, bilimi baz alarak buna karar verendir. Yani ateizmi ateist mertebesine gelmeyen insan onu çok zor anlar. Zira çok zorlu bir yolculuğun sonunda ulaşılan bir düşünce bütünüdür.
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 20-08-2026, 21:06
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şuanda  online konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Mesajlar: 1.102
Standart

Oncelikle siz ikinizden de ozur dilerim. Yazilariniza yonelik ben bu yazidan sonra yazacagim zaman olursa. Hemen simdi yazamazsam, gun icinde araliklarla yazmaya calisacagim o sekilde sizin yaziniza yonelik konusur, sohbet ederiz. Oncelikle neyi neden dedigimi aciklamam lazim.

Sunu netlestireyim, ben bir tanriya inanmamanin kendi basina bir inanc oldugunu soylemiyorum. Boyle bir sey zaten olmaz. Mesela senin inanc dunyanda Pinokyo'ya yer yok diye, "Pinokyo'ya inanmamak da bir inanctir, demek ki sen de Pinokyo konusunda inanclisin" demiyorum. Tanri uzerinden bir ornek vereyim. Birisi cikip Zeus var diyor. Sen de dogal olarak Kim bu Zeus? diye soruyorsun. Sonra Zeus'un tarihine bakiyorsun. Hangi toplumun kulturu ve mitolojisi icinde ortaya ciktigini, insanlarin ona zaman icerisinde hangi ozellikleri yukledigini, Zeus hakkindaki anlatilarin nasil sekillendigini felan tarihsel olarak gorebiliyorsun. Yani onunde sadece Zeus yok; Zeus denilen tanri fikrinin insanlar arasinda nasil ortaya ciktigina ve nasil gelistigine dair tarihsel bir BILGI var. Bunlara baktiktan sonra Ben bunun insan tarafindan olusturulmus mitolojik bir tanri oldugunu goruyorum, dolayisiyla Zeus'a inanmiyorum diyebilirsin. Burada ben sana Zeus'un olmadigina inaniyorsun, o halde sen de inanclisin demiyorum. Hayir. Bu anlamda sen Zeus konusunda inancsizsin; Zeus'a dair bir inancin yok. Hatta onu reddetmenin arkasinda tarihsel olarak yaptigin bir degerlendirme de var. Benim ateistin nasil ayni zamanda inancli olabilecegini soylerken kastettigim sey bu degil. Onu biraz sonra ayrica aciklayacagim.

Ayni konuya sinirbilimden de bir ornek vereyim. Sinirbilim benim alanim. Benim hayran oldugum uzerine universite okuyup doktora yaptigim alan. Neredeyse 8-9 yildir ogrenirken agzim acikta kalarak okuyorum yani. Insan cok ince detayina girince bu muazzam sistemler icinde sasirmamak, afallamamak, aptala donmemek mumkun degil --kendi acimdan---. Izninizle olfactory'den bir ornek vermek istiyorum. Gene;l okuyucuyu sikamamak ve okumayi zorlastirmamak adina cok detaya girmeyecegim ama en azindan biraz deginmem gereken seyler var. Cok kabaca anlatirsam, disaridan gelen koku molekulleri var. Bir de, burun boslugunda olfactory epithelium denilen bolge var. Bunlar, bu bolgeye ulasiyor ve burada olfactory receptor neuron dedigimiz noron reseptorleri var. Bu arkadaslar gelip buraya baglaniyor. Burada kimyasal olan bir olay noral bir sinyale donusturulmeye baslaniyor. Yani disaridaki bir molekul artik sinir sisteminin tasiyabilecegi elektriksel ve kimyasal bir bilgi haline geliyor ---aslinda veri dememiz lazım. bilgi beyinde islemler sonra bilgi olur., yani dis dünyada veri olur. ama şimdilik kolay anlasilsin diye bilgi diyelim--- Bu reseptor noronlarinin aksonlari vardir. Burada bunlar ne oluyor biliyor musun, kucuk demetler halinde diyelim cribriform plate denilen kemik yapinin uzerindeki cok sayida kucuk delikten geciyorlar. Ve bu sekilde olfactory bulb'a ulasiyorlar. Burada glomerulus denilen yapilar da var. Bunlarla ve baska noronlarla sinaps yapiyorlar. Sonrasinda bilgi mitral gibi hucreler uzerinden olfactory tract boyunca ilerliyor ve piriform cortex, amygdala ve entorhinal cortex gibi bolgelere dagiliyorlar. Iste bu sekilde beyin de butun bu sinirsel aktiviteyi bizim deneyimledigimiz koku algisina donusturuyor. Yani disarida yalnizca belirli fiziksel ve kimyasal ozelliklere sahip molekuller varken, sistemin sonunda bizim icin kahve kokusu veya tanidigimiz bir insani hatirlatan bir koku gibi oznel bir deneyim ortaya cikiyor. Burada bilim bize molekulun nereye baglandigini, sinyalin nasil olustugunu, hangi sinirlerin nereden gectigini ve hangi beyin bolgelerine ulastigini ayrintili veriyor. Ayni ornegin icinde spesifik olarak olfactory cribriform plate'den bahsedeyim. Bu aslinda ethmoid kemigin bir parcasi, yani ismi havali olsa da sonucta kemik yani. Fakat iste uzerinde cok sayida kucuk delik var bunlarin ve olfactory sinir lifleri de var. Bu sinir lifleri burun boslugundan olfactory bulb'a ulasirken bu deliklerden geciyorlar. Ben buna baktigimda ister istemez soyle bir benzetme yapiyorum: Dogada duzgun dikdortgen seklinde kesilmis bir tahta bulsan ve uzerinde belli amaclara uygun acilmis delikler gorsen, bunun bir zihin urunu olabilecegini dusunmen GAYET DOGAL olur. Ya da bir binanin alt ve ust yapisi arasinda beton bir temel dusunelim. Bu temelin icerisinden su, elektrik veya baska borularin gecmesi gerekiyor ve tam onlarin gececegi yerlere OZEL KANALLAR birakilmis. Boyle bir yapiya baktigimizda burada parcalar birbirine uygun sekilde duzenlenmis deriz ve bu bize bir dizayni dusundurebilir. Cribriform plate orneginde de kemik bir tarafta, koku reseptorlerinden gelen sinir lifleri diger tarafta ve bu liflerin gecebilecegi kucuk acikliklar ayni anatomik sistemin icerisinde bulunuyorlar. Ben bunu derken iste bu Tanri'yi kanitliyor DEMIYORUM. Soyledigim sey cok daha basit bir sey: Bir insan boyle birbirine uyumlu biyolojik yapilari gordugunde, bunlarin arkasinda bilincli bir kaynak bulunmasini FELSEFI OLARAK MAKUL gorebilir. Bu bir bilimsel ispat degil DEGIL sonucta; ama ney? Bilimsel olarak gozlemledigin bir yapidan hareket ederek yaptigin felsefi bir cikarimdir. Inanan acisindan inanc dedigim sey de burada ortaya cikabilir. Teistler icin tabii.

Soyle resim olarak gostereyim:









Dedigim gibi, yukarida olfactory cribriform plate uzerindeki delikleri goruyoruz. Ve ayni sekilde bu deliklerden gecen sinirler de var. Biz de bir sey tasarlarken mesela degil mi buna benzer seyler yapiyoruz; mesela bir duvarin ya da beton bir zeminin icinden kablo veya boru gecmesi gerekiyorsa, gececegi yerlere uygun acikliklar birakiyoruz.

Ornegimize benzer bir sey bulmaya calistim internetten. Bunun tam olarak ne oldugunu bilmiyorum ama benzerligi gostermek icin su resmi paylasayim.







Burada gorebildigim kadariyla celik veya ona benzer sert bir tabaka var- ilk resim---, uzerinde bircok delik var ve kablolar bu deliklerden diger tarafa geciyor. Bir de isin bundan sonraki kismi var ki bence o da ilginc. Bu sinirler sadece bu deliklerden gecip rastgele bir yere dagilmiyor. Yukariya ulastiklarinda belirli yerlerde baska sinir hucreleriyle baglanti kuruyorlar, yani sinaps yapiyorlar ve veri buradan sistemin diger kisimlarina aktariliyor. Burada tasinan sey de sadece anlamsiz bir elektrik hareketi degil; bu noral elektriksel sinyalde veri kodlanmis durumda. Sinyalin kendisi henuz bizim yasadigimiz anlamda kahve kokusu veya gul kokusu degil tabii. Ama koku hakkindaki veri sinir hucrelerinin aktivitesinde kodlanmis olarak beyine tasiniyor ve beyinin belirli bolgelerine ulastiginda islenerek bizim icin anlamli bir koku algisina ve bilgiye ----dogada bilgi bulunmaz; bilgi beyin tarafından olusturulur; dogada veri vardir----donusuyor. Bizim yaptigimiz elektrik sistemlerinde de buna benzer bir sey var. Kablolardan sadece elektrik gecmiyor; mesela bilgisayarda veya internet kablosunda elektriksel sinyaller ayni zamanda veri (daha sonra bilgi) tasiyor. Kablonun dogru yerden gecmesi yetmiyor, o bilginin dogru baglanti noktalarina ve sonunda onu isleyecek dogru sisteme ulasmasi gerekiyor. Birileri de burada bir amac oldugunu dusunebilir. Yani bu yapiyi gordugumuzde, birilerinin once neyin nereden gececegini dusundugunu, sonra buna gore delikleri ve gecisleri olusturdugunu dusunmesi gayet dogal. Kimse bize bunu yapan kisiyi gostermese bile, yapinin kendisine bakarak bunun bir amac dogrultusunda duzenlendigini dusunebiliriz. Cribriform plate orneginde de benim ilginc buldugum nokta ayni sey. Ustelik bu yapi daha ORTAYA CIKMADAN ONCE, mesela gelismekte olan bir bebekte, bu yapinin olusumunu YONLENDIREN BIYOLOJIK BILGI DNA'da bulunuyor. Tabii DNA'nin icinde kucuk bir cribriform plate resmi yada ne bileyim birebir bir mimari plan var demiyorum; gelisim sirasinda hangi proteinlerin uretilecegini, hucrelerin nasil davranacagini ve dokularin nasil sekillenecegini etkileyen genetik bilgi var. Yani efendime soyleyeyim, bir mimar dusunelim tamam mi: bina daha ortada yokken once bir plan hazirlaniyor, bunlar mesela olculer ve bilgiler felan olusturuluyor ve bunlar kagit uzerinde yaziliyor....Yani bir plan cok ayrintili bir plan kagit uzerine ciziliyor. Buradan da bu bilgi kullanilarak yapi ortaya cikiyor. Burada da yapi henuz ortada yokken onun gelisimini YONLENDIREN bilgi mevcut ve zaman icerisinde kemik, delikler ve o deliklerden gecen sinirler birlikte ortaya cikiyor. Iste Tanri'ya inanan insanlarin hepsi oyle hicbir seye bakmadan, gaipten sesler duyup veya havadan bir Tanri uydurup ona inaniyor diye dusunmemek lazim--ki bunu yapan milyarlarca insan var...Sorgulamiyorlar ve kendisine verileni ailiyorlar----Ama herkes boyle olmak zorunda da degil. Bazilari bunlara bakiyor, gozlemledigi seylerden hareket ediyor, bildigi baska sistemlerle karsilastiriyor ve bunun arkasinda bilincli bir kaynak olmasi bana daha makul geliyor diye bir arguman kuruyor. Bunun bilimsel olarak Tanri'yi ispatladigini soylemek baska bir sey; bu gozlemlerden hareketle boyle bir felsefi arguman kurmanin mantikli oldugunu soylemek baska bir sey. Benim soyledigim ikincisi. Simdi asil soylemek istedigim yere geleyim. Benim dusuncem su: Efsaneleri, mitolojik tanrilari, insan urunu oldugunu bildigimiz hikayeleri bir kenara birakirsak, Tanri ihtimalini tamamen ortadan kaldirabilecek bir bilgiye sahip oldugumuzu sahsen dusunmuyorum. Tanri vardir demiyorum, ama Tanri olasiligi her zaman vardir diyorum. Sonucta insanin bilgisi de gozlemi de sinirli bir sey. Bugun cok temel kabul ettigimiz bircok seyi birkac yuz yil once BILMIYORDUK, iki uc bin yil once ise insanlar cok daha sinirli imkanlarla dogayi gozlemleyip birtakim sonuclara ulasmaya calisiyordu. Bugun daha gelismis araclarimiz var. Ama hala bilmedigimiz seyler icin hipotezler kuruyoruz, ihtimaller uzerinde duruyoruz. Yukarida canlilik, DNA veya baska ornekleri vermemin nedeni de buydu; bunlar Tanri'nin kaniti degil ama bir insanin gozlemledigi seylerden hareket ederek bunlarin arkasinda bir bilinc olabilecegini dusunmesi bana gore gayet makul bir felsefi arguman. Dolayisiyla biri Ben Tanri'ya inanmiyorum dediginde bunda bir sorun gormuyorum zaten, burada gercekten bir inanc olmayabilir. Ama Tanri kesinlikle yoktur, boyle bir ihtimal olamaz dediginde durum degisiyor. Cunku insan olarak bilgimizin sinirlari ortadayken, gozlemimizin otesindeki bir ihtimali kesin bir sekilde kapatiyorsan, bana gore artik sadece inancsizliktan degil, Tanri'nin olmadigina yonelik guclu bir inanctan bahsediyoruz.

Burada tabii bir ateist de teiste donup soyle bir soru sorabilir: Peki madem etrafimizdaki seylerin bir yaraticisi olabilecegini soyluyorsun ve bu yaraticinin da Tanri oldugunu dusunuyorsun, o zaman Tanri'yi kim yaratti? Ilk bakista gayet mantikli bir soru gibi geliyor. Fakat teist de buna itiraz edebilir ve ben zaten yaratilmis bir Tanri'dan bahsetmiyorum ki diyebilir. Ozellikle Ortadogu dinlerindeki Tanri anlayisina bakarsak, Tanri maddi bir varlik olarak dusunulmez, yaratilan seylerden biri olarak da tanimlanmaz. Tanri'nin ezeli oldugu, baslangicinin bulunmadigi ve yaratilmis olmadigi soylenir. Dolayisiyla bir teist burada Tanri'yi kim yaratti sorusunun daha en bastan yanlis kuruldugunu iddia edebilir. Cunku ona gore yaratilmis olmak Tanri'nin sahip oldugu niteliklerden biri degildir. Efendime soyleyeyim, kirmizi rengin kokusu nedir diye sorsam mesela. Kirmizinin koku diye bir ozelligi yok ki bana kokusunu soyleyesin. Ya da masayi gosterip bu masa su anda mutlu mu, uzgun mu diye soruyorum. Sorunun kendisinde problem var, cunku masanin hissetme gibi bir ozelligi yok. Teist de ayni mantikla Tanri'yi kim yaratti sorusuna, yaratilmak zaten benim Tanri dedigim varligin bir niteligi degil diye cevap verebilir. Bu kendi icinde makul bir cevap gibi gorunuyor. En azindan her seyin yaraticisi varsa Tanri'nin da yaraticisi olmali itirazini otomatik olarak kabul etmek zorunda degiliz. Fakat bana gore asil problem bundan sonra basliyor. Tamam, Tanri'nin yaratilamaz, ezeli, maddi olmayan bir varlik oldugunu soyledin. PEKI BUNU NEREDEN BILIYORUZ? Yani Ortadogu dinlerinin tarif ettigi Tanri'nin gercekten boyle bir varlik oldugunu nereden bilecegiz? Bana gore cevap basit: BILEMEYIZ. En azindan bunu dogrudan gozlemleme sansimiz yok. Burada artik cribriform plate'e baktigimiz gibi gozlemledigimiz bir seyden bahsetmiyoruz. Burada bir duzen goruyorum, bunun arkasinda bir bilinc bulunmasini mumkun goruyorum demekle, o bilinc tam olarak budur, su ozelliklere sahiptir, ezelidir, sunu ister, bunu yasaklar, su insanlarla konusmustur demek ayni sey degil. Ilkinde gozlemden hareket ederek bilinmeyen bir sey hakkinda felsefi bir olasilik ortaya koyuyorsun; ikincisinde ise o bilinmeyen varliga cok spesifik ozellikler yukluyorsun. Bunlari gozlemleme sansimiz yok. O zaman bu bilgilerin kaynagi ne oluyor? Kutsal kitaplar, peygamberler ve dini gelenekler. Iste burada tekrar bastaki Zeus orneginde yaptigimiz gibi bir sorgulama yapabiliriz. Bu metinlerin ne zaman ortaya ciktigina, nasil olustuguna, kendi iclerinde ne soylediklerine, birbirleriyle ve bildigimiz gerceklikle ne kadar uyumlu olduklarina bakabiliriz. Eger kutsal kitaplarda ciddi mantik problemleri, kendi icinde tutarsizliklar veya o Tanri'ya atfedilen niteliklerle celisen seyler goruyorsak, o zaman o spesifik Tanri tasavvurunu reddetmek icin gayet makul gerekcelerimiz olabilir. Yani bir yaraticinin olabilecegi ihtimalini acik tutmak ile herhangi bir dinin o yaraticinin kendi anlattigi Tanri oldugunu kabul etmek ayni sey degil. Ben birincisini olasilik dahilinde gorebilirim ama bu beni otomatik olarak ikincisini kabul etmeye goturmez. Teist yada deist mantiginda bir de soyle bir problem var. Tanri ihtimalini masaya yatirirken gozlemlerimizden yola cikmamiz, bunlar arasinda baglantilar kurmamiz ve buradan felsefi bir arguman uretmemiz bence gayet makul. Ama dikkat edersek bu ihtimalin bir kismi da esasinda BILMEDIGIMIZ BIR ALANDAN besleniyor. Yani diyoruz ki insanin bilgisi sinirli, daha yuz yil once bile bugun cok iyi bildigimiz bir suru seyi bilmiyorduk, halen de canlilik, bilinc, evrenin baslangici gibi konularda bilmedigimiz bir suru sey var; o halde bizim henuz bilmedigimiz bir yerde Tanri yada bilincli bir kaynak ihtimali olabilir. Tamam, olabilir. Ben zaten bu ihtimali kapatmiyorum. Ama burada teistin de kendisine karsi biraz dikkatli olmasi lazim. Cunku BIZIM BIR SEYI BILMIYOR OLMAMIZ, O BOSLUGU TANRI'NIN DOLDURDUGU ANLAMINA GELMIYOR. Hatta dusunursek, insanlik tarihinde daha once aciklayamadigimiz bir suru seyi dogrudan dogaustu guclere bagladik; sonra bilgimiz arttikca bunlarin bazilarinin gayet dogal mekanizmalarini ogrendik. O yuzden bugun aciklayamadigimiz bir seye bakip burada Tanri olmali demek de en az Tanri kesinlikle olamaz demek kadar dikkat edilmesi gereken bir sonuc. Cunku bir taraftan ateiste sen bilgin sinirliyken Tanri ihtimalini nasil tamamen kapatiyorsun diyorsam, ayni durustlugu teiste karsi da gostermem gerekir. Benim bilgisizligim Tanri'nin yoklugunun kaniti olmadigi gibi, Tanri'nin varliginin kaniti da degil. Dolayisiyla Tanri ihtimalini acik tutmamizin nedenlerinden biri gercekten insan bilgisinin sinirli olmasi olabilir, ama tam da bu nedenle bu ihtimali alip kesin bir Tanri sonucuna cevirmek de bana gore fazla ileri gitmek olur. Ama burada da soyle bir soru ortaya cikiyor: Madem bilmedigimiz bir alandan bahsediyoruz, neden Tanri ihtimali diger her turlu ihtimalden daha ciddi ele alinsin? Sonucta biri evrenin bir simulasyon oldugunu soyleyebilir, baskasi bunun arkasinda bizim henuz bilmedigimiz bambaska bir mekanizma oldugunu iddia edebilir. BILMIYORUZ demek, ortaya atilan her ihtimali otomatik olarak makul hale getirmez. Tanri ihtimalini biraz daha tartisilabilir yapan sey sadece insan bilgisinin sinirli olmasi degil, yukarida bahsedilen gozlemlerden hareketle bir arguman kurulabiliyor olmasi. Canlilik var, bilinc var, bilgi var, birbirine bagli calisan karmasik sistemler var. Insanin kendi yaptigi sistemlerde ise bilgi, amac, duzen ve bunlari ortaya cikaran bir zihin arasinda surekli bir iliski goruluyor. Buradan hareketle ACABA DOGADA GOZLEMLENEN BAZI YAPILARIN ARKASINDA DA BIR BILINC OLABILIR MI sorusu sorulabilir. Bu soru kendi basina Tanri'nin varligini gostermiyor tabii. Ama hicbir gozlemden hareket etmeden kafadan herhangi bir varlik uydurmakla da tamamen ayni sey degil. Birinde ortada sadece bir iddia vardir, digerinde ise gozlemlenen birtakim seylerden hareket edilerek bunlarin kaynagina dair felsefi bir cikarim yapilmaya calisiliyor. Problem su ki bu cikarimin nereye kadar goturulebilecegi de belli degil. GOZLEM BIR BILINC IHTIMALINI TARTISMAK ICIN GEREKCE SUNABILIR, FAKAT TEK BASINA O BILINCIN GERCEKTEN VAR OLDUGUNU GOSTERMEZ.


bu yaziyi benim tekrar tekrar düşünmem ve yazmam ve editlemem 2 saatten fazla surdu. maalesef isimle ilgili yapmam gerekenleri yapıp teslim edemedim. sanırım burada ara veriyorum ve once islerimi yaptıktan sonra aksam ugrayacagim. Yaziniza iliskin yazamadigim icin ozur dilerim.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...

Konu Andrew tarafından (20-08-2026 Saat 21:51 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 20-08-2026, 22:13
bilgivehis bilgivehis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.941
Standart

Eskiden inançlar, mitolojiler masumdu. Toplumları köle etmek gibi amaçları yoktu. Korkuya dayalı ve kendilerinden güçlü gördükleri karşısında varlıklarını korumak üzerineydi. Şayet böyle devam etseydi belki bu denli tartışma yaşanmayacaktı. H. sapiens türü dünyada yaşanan çeşitli afetler nedeniyle etçillikten otçuluğa zorunlu olarak düşünce beden gücü ve toprak son derece önemli hale geldi. Bu durum hırsızlığı, gaspı ve işgali de beraberinde getirdi. Böylece zorbalar ve masumlar oluştu. Masumlar üzerinde salt askeri güç yetersizdi. Daha sonra o masum olan inançlar zorbaların imdadına yetişti. Zorbalara bağlı kalmak, onları yarı tanrı veya tanrı saymak üzerine inançları yontarak, biçerek kitaplaştırdılar. Zaman içerisinde bu kitaplar ilahi bir kudretin sonucu olarak görünmeye başlandı. Aynı zamanda masumlar üzerinde çok etkili oldu. Öyle ki, masumlar kendi cellatlarına aşık hale getirildi. Yine zaman içinde farklı kitap ve farklı dinlerle masumları etkisiz tutmayı başardılar.

Bilim ihtimalleri, tahminleri araştırır, gözlemler ama salt ihtimalle karar vermez.
Bu nedenle yukarıda kısaca bahsettiğim dinleri, tanrıları çürütmüş ve dinlerin asıl amacını ortaya koymuştur.

Şimdi kafaları meşgul eden konulara bakalım.
"Ya tanrı varsa" ???
"Biz bir yazıyı bile binlerce yılda ancak tasarlamışken bunca madde kendi kendine tasarlanamaz" ???
"Dinler uydurma ama yaratıcı yok diyemeyiz" ???
"Bilim reel anlamda bu soruların hepsini yanıtlayacak kadar gelişmemiştir, bu nedenle soruların cevabı da yetersizdir." ???

Bu sorular, teist, deist, agnostikler için doğal sorulardır. Çünkü reel bir cevap bulamamaktadırlar.
Ancak ateistler için bu sorular anlamsızdır, çünkü tanrı diye birşey yoktur ve dinler uydurmadır.
Buna göre bu sorulara takılı kalmanın da anlamı yoktur ve hiçbir faydası da yoktur. Aksine sürekli zarar vermektedir. Cevap bulamayanlar tanrı diye birşeyin olmadığını kabullenmek yerine inancı tercih ediyorlar.
Zira hani tanrı nerede, bir ipucu, bir veri yok, tamamen soruya veya hayali inanca dayalı.
Ya tanrı varsa, yahu kardeşim varsa düşüncesi mi daha makul, yoksa olmadığı düşüncesi mi?
Yani olmayan birşeye ya varsa ile yol döşenmez. Başka deyişle, ya göl yoğurt tutarsa komedisine benzer.
Kısaca ya varsa demek başka, onu baz almak başkadır.
Dolayısıyla ihtimallerle ateizm yargılanamaz, kesin kanıtlar gerekir ki, bunu inançlılar zaten yapamaz.
Bu nedenle günümüzde en geçerli olgu bilimdir.
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 20-08-2026, 23:20
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şuanda  online konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.688

Onur Üyeliği 

Standart

Andrew,

İnanç denilen şeyin özü, esası zandır(bilmemek, bilmediğine dair geliştirilen kurgu), ateizmi zoraki, illa ki bir inançlılık gibi göstermeye çalışman sadece ideolojik bir zorlama. Yaklaşımın insanın doğan güneşe bakıp, güneşin doğması bilgisine inanç demekten farksız. Ateizm ise tanrı konusunda BİLMEK fiiline ulaşamıyor, yani ne biliyor ne bilinmiyor, tanı yok, dolayısıyla bir hakkındalık oluşturma olanağı da yok. HAKKINDALIK KURULAMAYAN, tanısı yapılamayana dair nasıl olsun da inanç ve inançsızlık gibi bir durum geliştirebilsin, yok bu da yok, bu da olmuyor, bilgi, inanç, hakkındalık, tanım olanağı yok... Sonrasında teist iddiaların sarılacağı tek şey, masal, kurgu ve METAFİZİK olur, işte orada, bu tarz safsata, uyduruk öznel dünyalarda bulabilirliği, yeri, muhataplığı veya muhatap kılınabilir(!) bir durumu yok, muhataplığı, başkasının, ötekinin öznel, ideolojik iddialarını DEĞERLENDİRMEK üzerinedir(dahili olmak değil)...

Kaldı ki tanrı fikri baştan, aşağı safsata, mantık dışı temellere dayandırılmış, oturup üzerinde düşünülse bile bu objektif olmanın dışında, öznel bir zemin halini alıyor ve bu konuda, bu zemin de masal, mitoloji, kurgu, insan uydurması dünyasını içeriyor ve masalsız, yalansız olmuyor... İnanç böyle bir şey değil, inanç insanın bilmediğine dair kurgusu, kuruntusudur, zan-etmek v.b., önce kavramları doğru kullanmalıyız ve zorlama ve dayatma adına iç güdülere, sinir bilime v.s., kısaca safsataya(ilgisiz, alakasız şeyleri öne sürerek illa dediğim dedik zorlaması) girmeye gerek yok. Baştan kavram doğru kullanılmıyor... Kısaca her şey inançtır demenin anlamı yok, o zaman inanç kavramının bir anlamı yok, öznel anlamda da bir şey, her şey olamaz, neyse o olmalı...

Tanrı konusu ateizm açısından, ne bilinen, ne bilinmeyen bir duruma tekabül ediyor, yani tanımsız, kısaca bilmek, bilmemek, inanmak, inanmamak gibi bir kıstasa da vurma şansı yok. İnanılan, inanılmayan veya bilinen tanrı masalları ise ÖZNEL, uydurma, yalan, kurgu, senaryo, karıştırılmamalı...

Daha nasıl izah edeyim ateist önce ve illa gidip ZEUS'a bakmıyor, bu işin ÖZNEL TARAFI(öncesinde izah ettiğim gibi), bu Zeus konusu insnaalrca uydurulmuş binlerce yalandan herhangi birisi ve öznel, ideolojik ve aslında POLİTİK, siyasi, hamasi bir mesele(bir yerde politika, siyaset(aslen hamaset) alanı). İşte bu yalanlara inanılabilir veya inanılmayabilir, gerçekte ise tanrı tanımsız, böylece gerçekte, nesnel olarak tanılanamayana dair(?), herhangi bir vargı, yargı, bilgi, tespit, özellik, nitelik de olanaksız, "a dair, e dair " kriteri dahi kurulamıyor.... Uydurulan tanrı fikri, masal kahramanları ise, işin ideolojik tarafı ve bu ideolojikliği yansıtan, üreten de yine Zeus üzerine masal yazanlar(ateist burada ne bir iddia üretiyor, ne de ideolojik bir üretimde bulunuyor, ele aldığı konu öznel, ideolojik ve sorumlusu da değil, sadece başkalarının(örneğin teist) konusunu dışarıdan değerlendiriyor)...

Ateizmin esası tanrı fikrine dair olan OBJEKTİF yaklaşımıyla ilgilidir. "Elinde 1 tonluk bir ejderha var" dendiğini düşünüleim, tanrı üzerine üretilen kurgular arasında hiç bir fark yok. Burada iddia edenin iddiası, kendi zannı(elinde ejderha?), hatta yalanı v.s için döktüğü dilleri esas, doğrulayıcı(gösterge, delil, kanıt) alamayız, elinde ejderhanın olup, olmamasını sağlayan birilerinin öznel, subjektif lafları, zanları, kurgu ve masalları olabilir mi? hayır, elinde bir ejderha varsa bunu sağlayacak olan bizzat ejderhanın kendisi ve bunu tanılayıp, teyit edecek olan da gözlemdir, elinde ejderha olduğunu iddia etmek ise sadece bir yalandır(görmedi, bilmedi, tanımlamadı, öyleyse elindeki ejderhayı neresinden uydurdu?) ve bu açık, ya bir yalancı ya da akıl sağlığı yerinde olmayan birisi. Öyle her şeye masal uydurup, zan, inanç geliştiren insan sağlıklı olamaz, arızadır...

İRADEDEN BAĞIMSIZ temelden, yani objektif bakılmalı, nereye bakılacak(elinde ejderha var mı? o halde eline), ne ile nasıl bakılacak(göz, kulak, burun, araç, gereç, kısaca gözlemle, çünkü ELDE VERİ OLMALI ki HAKKINDA konuşulabilsin... Metafizik masallar uydurmanın da anlamı yok, metafizik de insan hayalidir(zihinsel üfürümler), özellikle bu konuda, bir yerleri sıkıştıkça yalan, dolan, kurgu yetilerine başvuran insanın dayatım veya kaçış rotasıdır) ? Ne tanımlayabilirsin, ne isim verebilirsin ne de özellik, niteliklerine dair bir kıyas yapabilirsin, oturup ya elinde gerçekten bir ejderha varsa, ya öyleyse gibi safsata üretmenin de anlamı yok(elde tanı yok çünkü)... Sonuç olarak esas almamız gereken İRADEDEN BAĞIMSIZ, OBJEKTİF ZEMİNDİR, eğer BİLGİ'yi esas alıyorsak. hal böyle olunca elde tanımlanabilir bir veri, bir şey bulunmuyor, ne bilinir, ne bilinemez, ne vardır, ne yoktur, sadece bu haliyle bunu iddia edenin zırvasıdır. Neden zırvadır çünkü tanım yokken tanımlamış, özellik, nitelik atfedilemezken atfemiş, olmadık safsatalar uydurmuş, neresinden baksan çürük, yanlış...

Ateistin meselesi inanmak, inanmamak değil bu komik olur bu tezimden çıkamamak olur, bu şeyi kendi özgülüne göre değil, başkasının(örneğin teist) zihniyeti, kafası, yaklaşımı, kriterleri, kurallarıyla bakmak olur, yanlış olur... Bu öznel, ideolojik olarak teistin dayatımıdır ve bu durumdan ateist sorumlu tutulamaz. Yani ötekini, kendine(tanımlayanın kendisine) göre tanımlamak dediğimiz subjektif hata, safsataya düşülür.

Kısaca nasıl ki bir yalana inanamamak diye inanç olmaz ise, tanrı fikri de farklı değil ve aklı başında, objektif, bilimsel, mantıklı yaklaşan birisi yalanlar konusunda inanç kaidesi oluşturmaz, kurgulamaz, ölçüt almaz, alamaz(elde veri yok), elde olan ise ÖZNEL, YANİ SUBJEKTİF, YANİ İNSAN TÜRETİMİ uydurmalar...

NESNEL İLE ÖZNEL arasındaki farkı görmek gerekir, ikisinde de soyut ve somut farklı ele alınır. Nesnel somut, gözlem, veri, tespit, tanı, bilgiye dayanmak zorundadır, o somuttur, möznel olan ise somutlama esasına dayanır. Öznel somut bir gerçeklik, gözlem, veriye dayanmak zorunda değil, öne sürülen her ne olursa olsun ona dair yapılan açıklamaya dayanır. O açıklama ile ÖZNEL OLARAK SOMUTLANMIŞ(tanılanmış) olur, hatta iddia edilen %100 yalan, uydurma da olsa...

Şimdi eğer birisi Pinokyo'dan söz ediyorsa
1. Pinokyo gerçek değildir. Çünkü hem gerçek olma vasıflarına sahip değil, hem de Pinokyo gözlem, veriye dayalı biçimde tanılanmış değil.
2. İyi de gerçek değilse nasıl olur da burnu var, konuşabiliyor, olmayan şey konuşabilir mi? İşte burada meselenin o öznel, insan hayal gücü, uydurması, sanal(aslında gerçekte olmayan ama üzerine kurgu, hayal veya eğlence, bazıları için ise uyduruk İNANÇ v.b. oluşturabilmek için,SANKİ GERÇEKMİŞ GİBİ kabul edilen)...

Bu bağlamda, sen bu konuya yukrıdaki 2 nolu maddeyi esas, SUBJEKTİF, İDEOLOJİK yaklaşıyorsun, oysa sanal, soyut gerçek yoktur, nesnel olan gerçektir, gerçek olan iradelerden bağımsız somuttur(gözlemlenebilir) ve ancak gözlem, veri, bilgi esasına dayanmak zorundadır(yani burada inanç olmaz, inanca yer olmaz, ama buna rağmen kişiler inanç konusunda ısrar ediyorsa bu bir hata, yanılgıdır, akıl, mantık, bilim dışıdır). Ateizmi inanç kavramıyla değerlendirmek komik olur . Özellikle teistlerin, bilime, bilimsel teorilere inanç demesi gibi, başka türlüsünü bilmiyorlar, başka türlü(safsatasız) ve kendi doğrularını ötekinin sözde yanlışı üzerinden sağlama safsatası olmaksızın kendilerini savunamıyorlar, çünkü kendilerinde veri yok, bilgi yok, gözlem yok, bilim yok

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 20-08-2026, 23:54
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şuanda  online konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Mesajlar: 1.102
Standart açık konuşalım: ateizm ve teizm neden metafiziktir

Benim aslinda soylemek istedigim su: insan sadece bilimsel bir obje, incelenecek bir nesne degildir. Bundan kastim su: insan sadece molekullerden ve bu molekullerin birbirini itmesi, cekmesi, birbirleriyle etkilesmesi sonucunda ortaya cikan bir sey de degildir. Elbette biyolojik olarak bunlarin hepsi var. Beynimiz var, noronlarimiz var, kimyasal sureclerimiz var ve bilim bunlari inceliyor. Ama insan hayati sadece bunlari tarif etmekle bitmiyor ki. Oyle olsaydi mesela neden bazen bir insan kendi menfaatinin tam tersine hareket ediyor? Neden bir ilkesi, prensibi veya dogru bildigi bir sey icin rahatini, parasini, kariyerini, hatta bazen hayatini riske atiyor? Bunlarin beyinde ve bedende elbette bir karsiligi vardir, ama bir seyin beyindeki karsiligini gostermek, o seyin anlamini aciklamakla ayni sey degil. Bir insanin adalet icin hayatini riske attigi anda hangi beyin bolgelerinin aktif oldugunu gosterebilirsin, hormonlarini olcebilirsin; ama buradan adalet nedir, insan neden adil olmalidir, adalet ugruna hayatini riske atmak dogru mudur gibi sorularin cevabi cikmaz. Cunku bunlar artik sadece olculecek seylerle ilgili sorular degil; degerle, anlamla, ahlakla, insanin kendisini ve hayatini nasil yorumladigiyla da ilgili sorular. Dolayisiyla bilim tek basina insan olgusunun yada canlilik olgusunun butun anlamini aciklamaz. Zaten bilimin boyle bir iddiasi da yoktur.

Bir de ateizm bilime dayanir veya ateizm bilimseldir denildiginde orada da bir problem goruyorum. ATEIZM BILIM DEGILDIR. BILIMSEL HIC DEGILDIR Bilim somut ve nesnel verilerle calisir; gozlem yapar, olcer, deney yapar, hipotezlerini test eder, kontrol eder, check eder ve yanlislanabilecek bir sey varsa onu yanlislamaya calisir. Yeni veri geldikce de bilgisini degistirir. Bilim KONTROL ETMEKTIR, CHECK ETMEKTIR. Tanri'nin varligi veya yoklugu ise bu anlamda laboratuvara koyup kontrol edebilecegin bir bilimsel degisken degil. Dolayisiyla bilimsel yontemin kendisinden kalkip Tanri vardir sonucu cikmadigi gibi, TANRI YOKTUR sonucu da cikmaz. Bunlardan birini bilimin agzina koydugun anda aslinda bilimin soylemedigi bir seyi bilime soyletmis oluyorsun. Bir de insan bilgisinin sinirini dusunelim. Insan birak evrenin tamamini, evrenin ancak cok kucuk bir kismini gozlemleyebiliyor ve bunu da daha dun denecek kadar yakin bir zamanda gelistirdigi aletlerle yapiyor. Tamam, teleskoplarimiz gelisiyor, mikroskoplarimiz gelisiyor, daha once goremedigimiz seyleri goruyoruz. Zaten her yeni arac daha once haberimizin bile olmadigi baska bir gercekligi onumuze getiriyor. Ama bu temel gercegi degistirmiyor: BILGIMIZ SON DERECE SINIRLI. Bilgi dedigimiz seyin belki b'sini bile bilmiyoruz---ki bilmiyoruz.--- Boyle bir durumda bilimden yola cikarak TANRI KESINLIKLE YOKTUR, BOYLE BIR VARLIK OLAMAZ sonucuna ulasamazsin. Cunku bilim sana boyle bir sonuc vermedi. Tanri vardir yada Tanri yoktur demek bu anlamda metafizik bir ifadedir. Tanri'ya inanan kisi gozlemleyemedigi bir varligin mevcut oldugunu ileri surdugu noktada metafizik bir iddiada bulunur. Ama Tanri'nin bulunmasinin imkansiz oldugunu soyleyen kisi de gozleminin ve bilgisinin sinirlarini asarak gercekligin tamami hakkinda bir iddiada bulunur. Bir tarafta Tanri vardir deniliyor, diger tarafta Tanri yoktur deniliyor; ikisi de bilimin dogrudan gozlemleyip laboratuvarda sonuclandirdigi cumleler degil. Soyle olsaydi kabul ederdim: Ben bu Dunya icinde yasiyorum. Bu Dunya'daki birtakim seylere dokunabiliyorum, onlari gorebiliyorum, olcebiliyorum, deneyebiliyorum ve bunlar hakkinda bilgi sahibi olabiliyorum. ----Bu kabul. Buraya kadar zaten bilimsel alandayiz. Fakat buradan hareket edip GOZLEMLEYEBILDIGIM SEYLERIN OTESINDE HICBIR SEY YOKTUR dedigin anda baska bir cumle kurmaya basliyorsun. Cunku artik gordugun sey hakkinda degil, goremedigin alanin tamami hakkinda hukum veriyorsun. Tanri yoktur, herhangi bir Tanri olamaz, gerceklik yalnizca maddeden ibarettir gibi kesin ifadeler de bu nedenle bilimsel bir olcumun sonucu degil, gercekligin ne olduguna dair felsefi ve metafizik iddialardir. O yuzden yine ayni ayrimi yapmak gerekiyor: Tanri'ya inanmak icin yeterli neden gormuyorum demekle, TANRI YOKTUR VE OLAMAZ demek ayni cumle degil. Birincisi kisinin elindeki kanita yonelik tutumunu anlatabilir; ikincisi ise bilmedigi alan dahil gercekligin tamaminin nasil olduguna dair pozitif bir hukum verir.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
  #20  
Alt Dün, 00:10
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şuanda  online konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Mesajlar: 1.102
Standart

"ateizmi zoraki, illa ki bir inançlılık gibi göstermeye çalışman"

Ateizm, benim elle dokundugumun disinda hic bir sey yoktur dedigi icin metafiziktir. Yani META-NIN disi/fizigin-disi ---META-PHYSIKA ---hakkinda kesin hukumler verdigi icin metafiziktir. Ve META-NIN DISI hakkinda ateizm de, teizm de kesin, degismez hukumler verir.


Bu belki de verebilecegim en ozet en acik ifade.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Etiket
ateizm, din, dinsizlik, pozitivizm, turan dursun


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:11 .