Ütopya ve Anarşizm
Sevgi çalışma ve bilgi canımızın ana kaynaklarıdır öyleyse yaşama onların yön vermesi gerekir.
Wilhelm Reich
1. Stabilizasyon
Yukarıdaki sözün doğruluğundan kuşkusu olan var mı? Sanmıyorum çünkü onu çürütebilecek bir antitez olsaydı insan denen memeli hayvan düşünemiyor olurdu. Hatta belki de bu söze aykırı davranan tek canlı türünün insan olduğunu da düşünüyorum aslında, çünkü daha az düşündüğü söylenip durulan hayvanlar asla tüketime yönelik yaşamazlar ve barışçıldırlar.
Bu yazımızda doğal hayattan ve onun kendi içindeki işlevsel bağlarından hareketle anarşi ve ütopya düşüncesini irdeleyeceğiz. Tabi bunu irdelerken de insanın uygarlığı oluştururken doğal ilkelerden nasıl sapmalara uğradığını, sabit sistemler içinde kendini kısıtlayarak bir hastalık etkenine dönüştüğünü de göreceğiz. Ana tema olarak da Anarşi düşüncesinin doğaya geri dönüş arzusu ile olan bağlarından bahsedeceğiz. İnsanın 6000 yıllık sabit sistemler teorisine karşılık doğanın dinamizmine karşı mücadelesindeki uyumsuzluk da bunlar içindeki en önemli eleştiri noktalarımız olacak. Artık hemen hemen herkesin kabullendiği “mutlak olan tek şey mutlak olan hiçbir şeyin olmadığıdır” ve “değişmeyen tek şey değişimin kendisidir ve hatta bu bile dile getirildiğinde kendini yanlışlayan bir belirsizliğin içerisinde determinist genellemelerin dışına çıkar” önermelerine rağmen yaşam alanındaki mutlaklık,yetkinlik, mükemmellik, sınırlandırılmışlık ve tasarımcılığın doğaya aykırı ve dolayısıyla akıl dışı içeriğinden söz edeceğiz.
Şöyle bir örnekle başlayalım. Kurak bir bölgede araştırma yapan doğa bilimciler bir bölgede yaşayan tilkilerin garantili olan tek besininin bir çeşit yabani çilek olduğunu tespit etmişlerdir. Tilkiler beslenmeye çıktıkları vakit av bulamadıklarında özellikle kış mevsiminde bununla besleniyorlar. Ancak araştırmacılarımızın sonradan nedenini bulduğu ilginç nokta ise şu: Bu bitkiler bölgede seyrek dağılmasına rağmen tilkilerin asla tek bir bitkiye yönelmediklerini, sürekli gezerek her birinden bir iki lokmayla yetindikleri görülmüş. Tilki bunu bilinçli mi bilinçsiz mi yapıyor orası önemli değil. Ancak zor şartlarda bir ağaç ile yetinmesi durumunda hem daha az enerji harcayacağı hem de daha kolay beslenebileceği de açık. Fakat gerçek şu ki, eğer böyle davranmayıp her aç kaldıklarında birini kullanmış olsalardı ki bu yukarıda da söylediğim gibi daha kolay ve doyurucu bir pratik olarak görülebilir, bitkinin tohumlarını da yemiş olduklarından kısa sürede bölgede bu tür yabani çileklerin neslinin tükeneceği anlaşılmış. Üstelik tilkilerin bu davranışı bitkinin yayılım alanını da genişletmekte aynı zamanda. (tohumları sindiremeyip ve sürekli yer değiştirerek oraya buraya dışkıladıklarından ötürü) İnsanlar bu tür vakalar işittiklerinde hemen, 'bak işte Allah ın işi ne hikmetler var' der ve işin içinden hiç bir gerçek ders almadan çıkarak kolaya sığınıp, kendilerini organik olan işlevsel doğal gerçekliğin yani doğal yaşama uyumun dışında tutarlar, buna da logos yani evrenin ve doğanın bilinçli tasarımı diyerek açıklama yaptıklarını zannederler. Oysa görüldüğü gibi bunu yapan canlı bilinçsizdir yani tasarım yapamamaktadır.
|