Diyarbakır Cezaevi ve Gerçekler
Yeni nesiller Diyarbakır Cezaevini bilmezler. Eskiler de hatırlamazlar. Ama Nazi faşizmini aratacak olayların yaşandıgı yerdir Diyarbakır Cezaevi. İnsanlıgın ezilmeye çalışıldıgı yanısıra insan onurunun da dik tutulmaya çalışıldıgı bir yerdir. İnsanlar yaşamları pahasına kendilerini yakarak direndiler. Unutturulmaya çalışılan bir süreçtir. Hatırlatmak ise boynumuzun borcudr. Unutulmamalıdır, devamlı belleklerde taze kalmalıdır ki bir daha bu tarz şeyler yaşanmasın :
Esat Oktay, biz tutuklulara yemek vermiyordu, açlık ve susuzluktan verem hastalığına yakalanıyorduk.
Dr. Orhan Özcanlı biz veremlilerin balgamlarını tahlil için toplar, matfağa götürüp yemeklere karıştırır ve o gün bol miktarda yemeği bütün koğuşlara dağıttırırdı.
Bir araştırma yapılırsa 1983 Yılında Diyarbakır Cezaevi’ndeki veremli sayısı, bütün Türkiye’deki veremli sayısı kadar olduğu anlaşılacaktır ve bu da Dr. Orhan Özcanlı’nın ’başarı’sıdır.
Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran tutuklulara bok yedirirdi. Dr. Orhan Özcanlı ise; ekmeğin üzerine krem deterjan sürdürerek yedirmeyi, toz detarjanı suya katarak içirtmeyi tercih ederdi.
Ve Cellat Esat`in suratına bakıp şu esprisini de yapıyordu:
„Komutanım, siz ağızlarını pisliyorsunuz, ben temizliyorum. Sizinki bir anlık midelerini bulandırır, benimkinin ne yapacağını git onlara sor!“
Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran tutukluları aç bırakmaktan zevk alırdı. Dr. Orhan Özcanlı ise; susuz bırakmaya bayılırdı.
Diyarbakır sıcağında, yazın ortasında vanadan suyu keserdi; beş veya altı gün tek damla su akmazdı. Tutuklular ardarda düşer bayılırdı. Koğuş gardiyanları Dr. Orhan Özcanlı`ya koşarlardı. Koğuş kapısına kadar gelen Dr. Orhan ile gardiyan arasında tiyatro başlardı.
Doktor Orhan: (yerde yatan tutuklulara bakar)
- Yavrum ne oldu bunlara?
- Komutanım bilmiyorum, hastalar!
- Vah vah vah! Ayaklarından çekip koridora çıkarın yavrum.
Gardiyanlar baygın olan tutukluları tek tek ayaklarından çekerek koridorda üst üste atarlar.
Tiyatro devam eder.
“Yavrum bu adamlar susuz, bidonarla su getirin!”
Bidonlarla taşınan sular tutukluların üzerine dökülür, koridorda beş santim derinlikte su yükselir, baygınlar yavaş yavaş ayılır, dökülen suları kana kana içer ve herkes Doktoru alkışlayınca tutuklular içeri alınırdı.
Benim bir arkadaşım vardı. Adı Fevzi Yetkin`di.
Fevzi`nin arka dişlerinden biri ağrıyor, bu yüzden gece gündüz inliyordu.
Gardiyanlar alıp götürdüler. Dış salonda hangi dişinin ağrıdığını sormuşlar.
Fevzi ağrıyan dişini göstermiş, “hayır” bu dişin ağrımıyor, sağlam bir dişini işaret ediyorlar.
“Bu dişim ağrıyor diyeceksin !”diyorlar.
Sürükleyip Dr. Orhan Özcanlı’nın yanına götürüyorlar. Onun gözlerinin önünde.
Çenelerini yumrukluyorlar. Dr. Özcanlı da diyor ki:
„Bağırma yavrum, burası mahrumiyet bölgesi, uyuşturucu iğne yok ki“
Ve yumruk darbeleriyle Fevzi Yetkin`in çeneleri uyuşturulunca Dr. Orhan`a teslim edilir.
„Hangi dişin ağrıyor yavrum?“ diyen Doktor Orhan`a Fevzi ağrıyan dişini gösterir.
Dr. Orhan „Hayır yavrum o dişin değil bu dişin ağrıyor; benim kadar mı bileceksin!“
Diyor ve Fevzi`nin sağlam dişini çekerek eline verince koğuşa gönderiyor.
Fevzi bu dişini koğuşta betona sürterek zar haline getirmiş, onunla uzun süre tavla oynamıştı.
Bir ara aynı koğuşta karşılaştık; bu öyküyü bana anlattı ve cebinden zarı çıkardı; aynı zarla ben de tavla oynadım..
-------------------------------------------
Esat Oktay Yıldıranı ve onun arkasındaki devlet ve ordu gücünü tüm nesillerin tanıyabilmesi için tanıklıkları buraya asacagım. İgrenenler bu başlıga hiç bakmasın. Bunlar ve daha kötüleri bu ülkede yaşandı. Bunların yaşanmamasını umanlar ise takip etsin.
saygılarımla
Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...
Nazım Hikmet
www.dilaverkom.blogcu.com
|