Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

 
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
  #1  
Alt 06-09-2008, 12:17
Cem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cem Cem isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 23 Sep 2004
Mesajlar: 2.478

Başarı Ödülü Başarı Ödülü Başarı Ödülü Onur Üyeliği 

Standart Kıbrıs Sorunu

Kıbrıs Sorunu yakın tarihimizin ve günümüz Türkiye'sinin ve Kıbrıs Türklerinin en önemli uluslararası sorunlarından biri olageldi. Öncelikle özet olarak Kıbrıs tarihine değinmekte fayda görüyorum:

Venedik yönetiminde olan Kıbrıs 1571 yılında Osmanlılar tarafından ele geçirildi.

1878 yılında Osmanlı-Rus Savaşı'ndan mağlubiyetle ayrılan Osmanlılar antlaşmada İngiltere'nin desteğini alarak bazı doğu vilayetlerini kurtarmak karşılığında Kıbrıs'ı İngiltere'ye kiraladı.

1914 yılında I. Dünya Savaşı sırasında İngiltere Kıbrıs'ı ilhak ettiğini duyurdu.

Türkiye temmuz 1923'de imzaladığı Lozan Antlaşması'nın 20. maddesi ile Kıbrıs üzerindeki haklarından vazgeçti. Kıbrıs'ın İngiltere tarafından ilhakını tanımış oldu.

1920'li yılların Atatürk Türkiye'si Kıbrıslı Türklerin Anadolu'ya göç etmesi politikası izledi. Bu şekilde binlerce Kıbrıs Türkü Anadolu'ya göç ederek ileriki yıllarda Kıbrıs sorunu büyüdüğünde Türklerin adada daha azınlıkta kalmasına yol açmış oldu.

1955 yılında Kıbrıs'ın Yunanistan'a bağlanması amacını (ENOSİS) güden EOKA örgütü İngiliz sömürgecilere karşı silahlı mücadeleye başladı.

Ağustos 1954'de Türkiye'de "Kıbrıs Türktür Komitesi" adlı bir örgüt kuruldu.

Türkiye başlarda adanın Türkiye'ye bağlanması fikrini gütse de %20 nüfusla bunun mümkün olamayacağına kanaat getirerek adanın taksimi fikrinde odaklandı.

1958 yılında adada Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'ye garantörlük hakkı verildi.

15 ağustos 1960 gecesi adanın yönetimi İngilizlerden Kıbrıslılara devredildi. İngiltere sadece adada bir kaç askeri üs bulundurma hakkını korudu.

21 aralık 1963 gecesi Kıbrıslı Rumlar Akritas Planı gereği Türklere saldırmaya başladılar. 11 yıl boyunca yapılan Rum saldırıları adadaki Türkleri adeta Taksim planına "iteledi".

1964'de Türkiye'nin adaya askeri müdahale fikri Johnson mektubu ile rafa kalktı.

Kıbrıs ingiliz yönetiminden kurtulduktan Rum tedhiş hareketinin yönü Kıbrıs Türklerine kaymıştı. 1963-74 arası milliyetçiliğe dayanan bir iç savaş yaşandı. Türklerin can güvenliği kalmadı. Adanın %3 lük alanına sığınmak zorunda kaldılar. 1960 antlaşmaları Türklere bir hayli hak tanımışsa da bunlar 63-74 arası dönemde yavaş ve sinsi planlarla birer birer alınmaya başlandı.

1967'de Geçitkale-Boğaziçi çarpışmaları nedeniyle Türkiye ve Yunanistan savaşın eşiğine geldi. 10.000 civarında Yunan askeri ve generalleri Grivas adayı terkederek ortam biraz yumuşadı.

70'lerin başlarında %30 oy oranına sahip olan Rum Komünist Partisi AKEL Amerika'yı tedirgin ediyordu. O dönem ABD ve SSCB bloklarının soğuk savaş dönemiydi. Aynı zamanda ABD'nin Vietnam Savaşı'nı yürüttüğü dönemdi. Kıbrıs'ın Komünist Kuzey vietnam ile ticari ilişkisi olan 4 komünist olmayan ülkeden biri olması Amerika' nın sabrını taşırdı. Kızıl Papaz Makarios'un devrilmesinin zamanı gelmişti. Yunanistan'da iktidarda bulunan Cunta, aşırı-sağcı Grivas ve sağcı Rum kamuoyu da Makarios'dan memnun değildi. Yunan Generali Grivas tekrar gizlice Kıbrıs'a girdi. Bir darbe ile solcu Makarios indirildi ve sağcı Nikos Sampson iktidara getirildi.

20 temmuz 1974 sabahı Türkiye tarafından 1. Kıbrıs Barış Harekatı olarak adlandırılan askeri harekat başladı. BM' nin ateşkes çağrıları karşısında iki gün sonra harekata ara verildi.

Ateşkesi müteakiben Cenevre'de Barış görüşmelerinin yapılmasına karar verildi. İlk toplantı, 25 Temmuz saat 20:30'da yapıldı ve 27 Temmuz'da kesin ateşkes imzalandı. 30 Temmuz 1974 günü 1 nci Cenevre Konferansı sonuçlandı ve 8 Ağustos'ta tekrar toplanılmasına karar verildi. 8 Ağustos'ta toplanan 2 nci Cenevre Konferansında Türkiye; yeni bir anayasa yapılması, federasyona gidilmesi ve Türklere güvence verilmesi taleplerinde bulundu. Yunanistan ise, 1960 Anayasası ile kurulan düzene dönülmesini istedi.







Yukarıda, Kıbrıs çıkartmasının propagandası amacıyla yapılmış Türk propaganda afişleri görünüyor. Afişlerdeki şiddet ifadeleri çıkartmanın bir barış harekatı olduğu fikriyle örtüşmüyor. Bu talihsiz afişler Rumlar tarafından aleyhte propaganda olarak kullanıldı.


Türk tarafının sunduğu çift kontrollü idare ve federal sistemi içeren iki ayrı plan Rum ve Yunan tarafınca reddedildi ve süre istendi. 13 Ağustos saat 2040'da başlayan toplantıda istenen 36 ve 48 saatlik bu süre Türkiye tarafından kabul edilmeyip 14 Ağustos 1974 tarihinde "2. Barış Harekatı" başlatıldı.

Türkiye'nin İlk harekatı sırasında dünya genelinde Türkiye'ye karşı büyük bir tepki yoktu. Genellikle ateşkes isteyen ama tarafsız görünen bir dünya kamuoyu hakimdi denebilir. Hatta darbe ile iktidara gelen Sampson'un devrilmesine sıcak bakanlar da vardı. Türkiye'nin dünyanın genel tepkisini çekmesinin ve halen de Kıbrıs konusunda yalnız kalmasına neden olan hatalar zincisi 2. "Barış" Harekatı ile başlıyor. Cenevre barış görüşmeleri devam ederken Türkiye'nin 2. harekata başlaması dünya genelinde Türkiye'nin imajını bozmuş ve adada ilhak amacı güden bir işgalci konumuna getirmiştir.

14 Ağustos 1974 tarihinde başlayan ve 16 Ağustos günü akşam sona eren İkinci Barış Harekatı neticesinde Türk Birlikleri; doğuda Magosa, batıda Lefke, güneyde Lefkoşa'ya kadar uzanan Kuzey Kıbrıs'ı kontrol altına almayı başardılar. ABD, NATO'nun güneydoğu kanadının çökmemesi için Yunanistan'a askeri müdahalede bulunmaması yönünde baskı yaptı. Sonuçta Yunanistan'daki askeri cunta zor durumda kalarak iktidarı devretmek zorunda kaldı.

Kıbrıs Türk Federe Meclisi, 15 Kasım 1983 tarihinde yaptığı toplantıda KKTC'nin kurulmasını oy birliği ile karara bağladı. KKTC'nin ilanından sonra Yunanistan ve Rum tarafı BM. Güvenlik Konseyi'ne başvurdular. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın ayrıntılı açıklamalarına rağmen Güvenlik konseyi 541 Sayılı kararı ile KKTC'nin ilanını hukuken geçersiz saydı.

Kıbrıs Türklerinin tek yanlı bağımsızlık ilanları Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'na ve 1960 antlaşmalarına (ENOSİS ve Taksim'e karşı maddelere) aykırı olduğu için bağımsızlık ilanı dünya genelinde destek bulmadı. Ayrıca durumun tek yönlü bağımsızlığa gidebilecek self-determinasyon tanımına uymadığı görüşü dünya genelinde kabul gördü.

Pek çok uluslararası gözlemciye göre KKTC, Türkiye'nin bir uzantısıdır. Başka bir deyimle Türkiye'nin kurdurduğu bir kukla devlettir. Bunun doğru olup olmadığına karar vermek için iki kritere göz atmak gerekiyor:

1- Türkiye'nin adadaki askeri varlığı: Türkiye adaya meşru bir nedenle ve garantörlük hakkını kullanarak çıkmıştır. Ancak Garanti Antlaşması'nın 1. maddesinin 2. paragrafına göre en az ENOSİS kadar yasaklanmış olan TAKSİM'i gerçekleştirmek üzere de kullanılmıştır. Adaya ilk çıkış meşruluk üzerine kurulu olsa da sonraki dönemlerdeki yanlış politikalar nedeniyle pek çok gözlemciye göre adadaki işgalci güç konumuna düşmüştür.

2-Türkiye'nin KKTC üzerindeki nüfuzu: Hem KKTC ekonomisi Türkiye'ye bağlıdır hem de KKTC hükümetleri Türkiye'deki hükümetlere göre seçilmektedir. Örneğin Demirel ve Özal gibi merkez sağın Türkiye'de hakim olduğu dönemde Kıbrıs'da da sağ iktidardadır (Denktaş-UBP). AKP ile birlikte AB perspektifi güçlendiğinde ise bu politikaya daha uygun olan, daha uzlaşmacı kabul edilen solcu Talat ve partisi CTP güçlenmiştir

Kıbrıslı Türklerin Self-determinasyon hakkı var mıdır?

1963-74 arası iç savaş, Kıbrıs Türklerinin self-determinasyonu için bir gerekçe olabilirdi ancak söz konusu dönemde Kıbrıslı Türk liderler uluslararası alandaki hukuk kuruluşlarına bu yönde haklı talepleri olduğuna dair hiç bir başvuruda bulunmamıştır. Self-determinasyon girişimleri Türk-Rum çatışmalarının durduğu 1974 sonrası başlamıştır. Bu durumda Kıbrıslı Türklerin self-determinasyon haklarının neden dünya genelinde (sadece batı ve ABD değil aynı zamanda o dönemdeki sosyalist blok, İslam devletleri ve 3. dünya ülkeleri) tanınmadığının bir yanıtını daha bulmuş oluyoruz.

Diğer yandan 1974 sonrası Türkiye'den adaya göç ettirilen Türkiyeliler Kıbrıs sorununda dünyada yalnız kalmamızın bir diğer nedenidir. Bugünkü Kıbrıs Türk nüfusunun yaklaşık % 60' ı 1974 sonrası adaya göç ettirilenlerdir. Adadaki güç dengesini Türkler lehine çevirebilmek için yapılmıştır ancak uluslararası alanda farkedilen bu gerçek Kıbrıslı Türklerin elini güçlendirmekten ziyade zayıflatmıştır.

Rauf Denktaş İktidarları


1975'de KTFD (Kıbrıs Türk Federe Devleti) anayasası hazırlanırken Denktaş yanlıları Cumhurbaşkanlığında sınırsız oturabilme hakkını anayasada istediler. Sol üyeler buna karşı çıktı. Ecevit'in de işaretiyle en fazla iki dönemlik Cumhurbaşkanlığı kabul edildi. 1976-86 arasındaki iki dönemde Denktaş Cumhurbaşkanı oldu. Bu dönemlerin önemli olayları:

-KKTC'nin kuruluşu ilan edildi. BM Güvenlik Konseyi'nin 541. nolu kararı ile bu kuruluş lanetlendi.
-Kıbrıslı Rumların malları dağıtılmaya başlandı.

Rum Mallarının Paylaşımı:

Kıbrıs 74 öncesi turizme dayalı ekonomisi olan bir ülke idi. En değerli şehirleri Girne ve Maraş idi. 74 harekatı sonrası en değerli bölgeler Türk tarafında kaldı. Adanın yüzölçümü olarak 1/3'ü Türk tarafında iken mali değerin % 50' si Türk tarafında kaldı.

74 sonrası Rum malları güney Kıbrıs'dan göç eden Türklere verilirken ileriki yıllarda göçmenlikle ilgisi olmayanlara da Rum malları verilmeye başlandı. Bu durum halkın tepkisini çekti, Denktaş ve UBP'ye güven azaldı. 1981 seçimlerinde kıl payı iktidarda kalabildiler.

1980' lere kadar Kıbrısın Türk kesiminde Rumlardan kalan malların toplum adına devlet malı olduğu kanunu geçerli idi. Kişilere verilen Rum taşınır-taşınmaz malları sadece kişilere tahsis ediliyordu. Ancak 1981'de oyları düşen Denktaş oyunu yükseltebilmek için Rum mallarının mülkiyetinin kişilere devredileceği şeklinde yasa değişikliği yaptı. Oysa günümüzde bile Rum tarafındaki Türk malları Rum devletinindir ancak geçici olarak Rum halkına kullandırılmaktadır.

Güneyden gelen göçmenlere Rum malları dağıtıldıktan sonra bile Rum malları bitmemişti. Kalan Rum malları Türkiye'den gelen göçmenlere dağıtıldı.

Annan Planı başta olmak üzere Kıbrıs'da uzlaşma ve çözüme karşı olan en büyük kesim Rum mallarının mülkiyetine geçirmiş olan bu kesimdir. Bir çözümün, ellerindeki Rum mallarının esas sahiplerine iade
edileceğini bildiklerinden uzlaşmazlığın temel kaynaklarındandır. Bu kesim aynı zamanda Denktaş'ın ve Türk milliyetçilerinin temel oy kaynaklarıdır.

Annan Planı

Annan Planı şu yenilikleri getiriyordu:

1-Kıbrıs Türklerine toplu halde ve tek bölgede kendilerini yönetme hakkı veriliyordu.

2- Bir Türk'ün, Rumların cumhurbaşkanı olması sağlanmaktaydı. Başkanlık Konseyi'nde alınacak kararların en az bir Türk'ün onayından geçmesi şart koşuluyordu. Bu da veto hakkımızın korunması demekti. 3. Annan Planı'na göre içimize gelecek Rumların oy kullanma hakları ellerinden alınıyor ve eşitlik sağlanmış oluyordu.

3- Taslağa göre Kıbrıs Türklerine Türkiye güvencesi sürdürülüyordu.

4- Yasama ve Yargı alanlarında Türk-Rum eşitliği vardı.

5- Türklerin ayrı bayraı ve hiç sahip olamadığı marşı olacaktı.

6- Türklere dağıtılan Rum mallarının büyük bölümü aklanıyordu.

7- Türkiye, işgalci konumundan kurtuluyordu.

8- 1974 sonrası adaya 120.000 Türkün yerleştirilmesi 1948 Cenevre Antlaşması'na göre Savaş Suçu iken önemli sayıda Türk AB vatandaşı oluyordu.

9- Türk harekatı sonrası yurtlarını kaybeden 200.000 Rumdan sadece 60.000 kadarı geri dönebiliyor veya tazminat alıyordu.

10- Rumlar kaybettikleri toprağın ancak % 7.5'unu geri alabiliyordu.

11- Kıbrıs'ın uluslararası alanda tamamen Rumlar tarafından temsil edilmesi bitecek Türklerle paylaşılacaktı.

Türk Milliyetçilerinin Annan Planı'na karşı çıkışı

Referandumdan evvel adada statükonun devamından yana olan Türk milliyetçilerine göre Annan Planı Rumlar tarafından hazırlanmıştı. Referandumda Rum tarafından % 76 red oyu çıkınca bu kesim durumu açıklayamadı.

Kıbrıs'da statükocuların Annan Planı'na karşı çıkışlarının en önemli nedenlerinden biri 50.000 Türkün göç etmek zorunda olması ve 20 yıl içinde 60.000 Rumun Türk bölgesine yerleşmesiydi. Oysa Annan Planı'nın artıları eksilerine göre daha fazla idi Türk tarafı için. Türkiye bile Lozan'da aleyhinde olan pek çok maddeyi ve toprak kaybını onaylamış idi.

Kokutma Planları Gene Devrede

Milliyetçilik en başta iç ve dış tehditlerin varlığını ileri sürerek ayakta kalabilir. Zeitgeist videosunu izleyenler de bunu gözlemlemiştir sanırım. Türkiye'deki ve Kıbrıs'daki milliyetçilerimiz Annan Planı sonrası Kıbrıs'ın 1963'deki şiddet ortamına geri dönebileceği ileri sürdüler. Oysa AB'ye üye olmak üzere olan bir ülkenin hele üyeliğini tamamlamış bir ülkenin böyle bir ortama sürüklenmesine AB izin veremez. BM'nin arabuluculuk yaptığı bir çözüm sonrası tekrar şiddet ortamının doğabilmesi 60'lı yıllara göre çok daha zordur. Kaldı ki Türkiye'nin garantörlüğü devam edecek idi.

Çözüme Kimler Karşı?

200.000 Rumdan kalan 30 milyar dolar değerinde malın üstüne çöreklenen 5000 civarında ve çoğu Denktaş yanlısı Türk ve onların Türkiye'deki uzantıları Kıbrıs'da çözüme karşıdır.

Bu kesimlere göre Annan Planı'na ve çözüme evet demek Kıbrıs'ı satmak demektir. Oysa gerçekte çöreklendikleri değerli Rum mallarını kaybetmek istememektedirler. Bu nedenle Türk milliyetçiliğine sarılmaktadırlar.

Denktaş ve yakınları Kıbrıs'da çözüm durumunda ne kaybedecekti:

1-Aslında sivile kapalı askeri bölge olan Yılan Adası'nda 14.7.1986 tarihli 2431 nolu tapu ile uluslararası hiç bir geçerliliği olmayan arsa ve evini kaybedecektir.

2- Denktaş'ın dünürünün 705 dönüm arsası Annan Planı'na göre Rumlara verilecektir.

3- 2002 yılında Denktaş'a ve sadece 20 partilisine toplam 1 trilyon 627 milyar lira emeklilik ikramiyesi ödenmesi kararı alınmıştır. Yeni birleşik Kıbrıs'da böyle yağlı bir düzen kuramayacaklardır.

Adadaki İngiliz üsleri

İngiltere Kıbrıs'a bağımsızlık hakkı tanırken adada iki İngiliz üssünün kalıcılığı şartını koymuştu. İngiltere, Doğu Akdeniz'de kontrolünü tamamen kaybetmek istemedi. Ancak 1950'lerden itibaren dünyanın hakim gücü İngiltere yerine ABD olmaya başladığı için İngiltere'nin Kıbrıs'daki birkaç askeri üssü stratejik kararlarda etkin olamadı. Türkiye'nin adaya çıkartmasına bile İngiliz üsleri tepki vermedi. Buna rağmen adadaki İngiliz üsleri, Kıbrıs üzerinde demokles kılıcı olmaktan ziyade ortadoğu için demokles kılıcı olageldi. Bu bağlamda günümüz Kıbrıs sorunu için İngiliz üslerinin bir önemi olmamakla birlikte adanın üzerinde yerlilerinin hakimiyetine gölge düşürdüğü için ve ortadoğuya tehdit oluşturduğu için varlıklarına karşı çıkılmalıdır.


Kaynaklar:

-http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C4%B1br%C4%B1s_sorunu
-Kıbrıs Çıkmazı (Murat Metin Hakkı)

Konu Cem tarafından (06-09-2008 Saat 12:26 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
 

Önerilen Siteler

Etiket
1974, annan, denktaş, kıbrıs


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:23 .