Halil Cibran'dan Alıntılar
Bu başlık altında ustanın yazılarından, şiirlerinden derleyeceğim çalışmaları aktarmak istiyorum. Zaman zaman bir cümle, zaman zaman uzun satırlar ama istiyorum ki bizlerden de birşeyler bu başlığa katılsınlar...
Ancak büyük bir acı veya büyük bir sevinç
senin gerçeğini açığa çıkarabilir.
İşte böyle bir anda
ya güneş altında çıplak danset,
ya da çarmıhını taşı.
Şafağa ancak
gecenin yolunu izleyerek ulaşılabilir.
Gariptir ki,
kimi zevklerin tutkusudur,
acılarımızın bir kısmını oluşturan.
Bana kulak ver ki,
sana ses verebileyim.
Karşindakinin gerçeği
sana açıkladıklarında değil,
açıklayamadıklarındadır.
Bu yüzden onu anlamak istiyorsan,
söylediklerine değil,
söylemediklerine kulak ver.
Yalnızlığım, insanlar geveze hatalarımı övüp,
sessiz erdemlerimi eleştirmeye
başladığında doğdu.
Söylediklerimin yarısı beş para etmez;
ama ola ki diğer yarısı sana ulaşabilir
diye konuşuyorum.
Yaşam kalbini okuyacak
bir şarkıcı bulamazsa,
aklını konusacak
bir filozof yaratır.
Yürüyenlerle birlikte yürümeyi yeğlerim,
durup yürüyenlerin geçişini seyretmek değil.
Hayır, boşuna yaşamadık biz!
Kemiklerimizden kuleler yapmadılar mı?
Bilmen gerekenlerin sonuna ulaştığında,
duyumsaman gerekenlerin başında olacaksın.
Halil CİBRAN
Arzular + Korkular = Mantık
Bu basit gibi duran toplama işlemi gibi hayat bence. Savruluyoruz arzularımızın tetiklediği rotalara, yada geri çekiliyoruz korkularımızın, kılıçlarımızı kınına soktuğu savaş arenalarında...
Savruluyoruz çünkü mutlu oldugumuz anlar aslında tamda bu savruluşların bize mesken kıldığı duygu dünyalarının içinde saklı. İnsan denilen mutluluk arayışında. Mutlu olmak herkesin hakkı tabi ki fakat her arzu bizi ne kadar insan kılmakta ?
Güçlü arzular vardır bazen, yaşamı rizikolarla çeviren. Gerçeklik o risklerin kucagında gibidir. Çok gerçektir arzusu uğruna ölümler deviren. Yada bize gerçek gelebilmesi için bir arzuda biz oluşturmuşuzdur ortadaki bu risklerden. Önü alınmaz bazen esen rüzgarın. Bu kez arzular hırslarla hasbihal eder olurlar. Bir anda hırsa dönüşüverir mutluluk peşine düşen o mülayım insancık. Nezaketi, saplantılı duygularla boğuşur. Çünkü kimi zevklerin, tutkusudur acılarımızın birkacını oluşturan.
Takatsiz kalır içerdeki ışığın feri. O zaman bir duygu beliriverir belki... İnsanlığın en kadim hislerinden. Korkudur onun adı. Kimisi, salt bu duygunun adından korkar kendine hiç itiraf edemesede. Ve ne yanılgıdır ki asıl korkuyu büyütür bedeninde. Korkunun bazen ne gerekli bir kavram olduğu unutulmaya çalışılır yada öyle gösterilmeye. Oysa korku bazen önü alınmayacak arzuların hızını kesen rüzgar olur hiç beklemediği bir yerde. Yaşamak için korkuyuda tanımak, anlamak ve de gerektiği zaman nefesiyle solunmak gerekir.
İnsan kendini tanıma yolunda bir maratoncudur aslında. Maraton başlar ve koşarız ilk hevesle bu yolda. Hedefe vasıl olmak cezbettirir insanı ve de unutturur bu yolun çok çok uzayacağını. Maraton başlamıştır artık, geri dönüşü yoktur bu yolun, kimi zaman dinlenmek için bir yol kenarı, kimi zaman ağır adımlar... Bunlar düşündürmemelidir o yolda zamanın heba olduğunu. Tutunabilmek için güçlenmek gerekir. Fakat mıh gibi aklımızda tutmamız gereken şey; ölüme dek o yolda hep yürümemiz gerektiğidir. Kemiklerimizden kuleler yapılsada !
Arzular bizim mutlu olabilecegimiz yanlarımız. Korkular bizim mutlulugumuz temkinle kurup-kollayacagımız yanlarımız. Ve biz bu iki özel kavramı dengede tuttugumuz müddetçe mantık dediğimiz bir hazineye kavuşabilecegiz.
Üstad şöyle diyor aslında; İnsanda var olan saklılık ya çok acı cektiğinde yada çok mutlu oldugunda çıkar ortaya. Çünkü onlar gerçek tepkilerdir. Sakınmaz insan kendinden mutluluğu yada saklayamaz bir kendinin bildiği içinden, korkuyu...Her iki halde bizimdir. Bizden öte değildir. Acı ile sembolleştirilen karanlık yada gece, bir ışıkla aydınlanabilecekse önce gece tanımlanabilmelidir. Ancak şafağın söküyor olduğunu kavrayabilmek mümkün olabilir.
İnsanları anlamak çoğu yerde kelimelerin işi değildir. Onlar hülyalı dünyaların esntrumanları olabilir. Kulağa hoş gelen tınılar yada bazen tiz bir ses diye tanımladıgımız baştan şartlanmışlıklar. İnsan aklı bazen oyun oynamak ister ve işte o zaman anlamak istediklerimizin söylediklerinden çok söylemediklerine gönül verilmelidir. Bir izci olabilmek. Emek verip iz sürebilmek, hal dinlemek belki yada sadece bakabilmek. Hiç bakmaya niyetlenmediğimiz yalın gözlerle bakabilmek. Kalıplarımızdan arınmayı cesaret bilip, sınır koymadan ta içre sızabilmek. Belki o zaman söylenenlerin beş kuruşluk kısmı atılıverir. İçten duyumsayacagımız bir lisan ile ömürler zenginleşir.
Bilmek ile duyumsamak... Bildiğinin ne olduğunu içcelleştirip anlamlar katmak. Önce bilmek istemekle başlamak ve meraklarının sana klavuz olduğu bir dünyada artık neler bilebildim demek için aklın ile kalbin arasında bir köprü kurmak. Ve ne için yaşadığını bilip de boşuna yaşamamak.
Devamı gelecek...
|