Hz.Muhammed'den Önce
Mucize uydurma uzmanları, birçok konunun ilk kez Kur'anda yazıldığını, ondan önce hiç bilinmediğini iddia ederler. Yağmuru, rüzgarı, arıyı, böceği dahi Kur'an'a malederler. Bu başlıkta Antik çağ filozof ve bilim adamlarının derlemelerine yer vereceğiz. İlki Galileo'nun Buyruğu kitabından:
LUCRETİUS- Atomların Kalıcılığı ve Evrenin Yapısı
Titus Lucretius Carus (MÖ yaklaşık 94-50) kendisinden 250 yıl önce yaşamış olan Yunanlı filozof Epikuros’un atom kuramını açıklayan lirik bir şiir yazmıştır. (MÖ yaklaşık 60) Bu olağanüstü bir başarıydı. Bilim konusunda bir akıl yürütme ilk defa şiir dizelerinde bu denli mükemmel ortaya konuyordu. Atomlardan oluşan bir dünya görüşü pek değişmeden 1900’lere kadar yerini korudu. Bütün maddelerin bölünemeyen en küçük parçacıklardan oluştuğunu savunan bu görüş Einstein öncesinin temel maddeci görüşüydü.Aşağıdaki şiirde Lucretius, klasik fiziğin temel öğretisi olan, maddenin yoktan yaratılamayacağı ve yok edilemeyeceği iddiasını dile getirmektedir. Lucretius’un bu denli ustalıkla ifade ettiği öğreti o devirden bu yana değişim geçirerek şu şekli almıştır: Madde enerjiye, enerji de maddeye dönüşebildiği halde, varolan toplam madde ve enerji ne arttırılabilir ne de azaltılabilir.
Birinci ilkemiz şu olacak konuya girerken:
Hiçten hiçbir şey yaratılamaz tanrısal güçle
Ölümlülerin bunca korkuya kapılmaları
Yerde ve gökte tanık oldukları olaylara
Gözle görülür bir neden bulamamalarındandır
Kolaydır tanrının istemiyle açıklamak bunları
Hiçten bir şey yaratılamayacağını kavrayınca
Daha açık seçik göreceğiz önümüzdeki yolu
Nasıl oluştuğunu ve var olduğunu
Bir kere yoktan yaratılsaydı varlıklar,
Her tür, her kaynaktan doğardı; tohum olmazdı
İnsan denizden çıkardı, pullu balık topraktan
Ve kuşlar gökten türerlerdi durup dururken.
Sürüler, kuytularda üreyen yabanıl hayvanlar,
Ekili ya da çorak toprakları doldururlardı.
Aynı ağaçlarda bitmezdi hep aynı yemişler,
Elbet değişirlerdi, her ağaç her yemişi verirdi.
Kendine özgü doğurgan gövdelerden oluşmasaydı
Neden hep varlık doğsundu aynı tür anadan?
İmdi, her varlık özel tohumundan oluştuğundan
Ancak uygun dokunun, uygun atomların bulunduğu
Yerden doğar güneş-ışıklı dünyaya.
Bu yüzden her şey rasgele doğamaz her şeyden,
Özel gücü özündedir doğumunu hazırlayan.
Neden baharda açar gül,ekin olgunlaşır yazın?
Ve üzüm neden büyüsüne kapılır güzün?
Özel tohumları elverişli anda toparlanmayınca
Ortaya çıkıp, varlıklar gelişmeseydi,
Dirim başlayan toprak en uygun mevsimde,
Onları korunmasız sürer miydi ışıklı dünyaya?
Hiçlikten doğsalardı, zaman gözetmeden
Olmadık aylarda ürerlerdi elbet, ansızın;
Mevsimlerin hışmıyla doğurgan bileşimleri önlenen
İlksel gövdeleri olmadığından.
Dahası, serpilmeleri de belli bir süreyle
Belirlenemezdi, tohumun birikimi için gereken.
Bebekler birdenbire büyüyüverir,
Ağaçlar dilenildiğinde bitiverirdi topraktan.
Ama öyle değil doğanın yasası biliyoruz.
Doğada usul usul gelişir varlık,
Kendine özgü yapıyı taşıyarak tohumundan,
Kendine özgü maddesiyle çoğalır ve beslenir,
Dahası da var: çıkagelmezse mevsim sağanakları,
Veremez yüzgüldürenekini toprak
Besinsiz kalınca da üreyemez hayvanlar
Ve sürdüremezler dirimlerini.
Atomları yadsıyan kuramın tersine,
Ortaktır çoğu öğeler varlıkların genelinde,
Tıpkı ayrı sözcüklerdeki harfler gibi.
Düşünelim: Neden öylesine kocaman yaratmamış doğa
Ki yürüyerek geçememiş insanlar okyanusu?
Elleriyle devirememişler dağları,
Ve sürdürememişler yaşamlarını kuşaklar boyu?
Çünkü varlık, doğumu için özel doku ister
Kendi yapısının niteliğini belirleyen,
Demek ki hiçbirşey oluşamaz hiçlikten,
Çünkü her varlık, dayanıksız havaya çıkmadan,
Kendi özel tohumundan döllenmelidir.
Son olarak görüyoruz ki işlenmemişten
Daha yetkindir işlenmiş topraklar ve
Emeğin değdiği yer, tatlı yemişlerden geçilmez.
Çünkü öyle tohumlar gizlidir ki toprakta
-sabanla alt üst ettiğimizde-
uyarırız verimliliklerini onların. Yoksa
çabamıza gereksinmeden ulaşırlardı yetkinliğe.
İkinci ilke: kurucu atomlarına ayırır bileşikleri doğa
Ve hiçbir şeyi indirgemez hiçliğe.
Öğeler yok edilir nitelikte olsalardı
Yitip giderdi nesneler de birdenbire;
Bağlantıları koparmak ayırmak için parçaları
Güç harcamaya bile gerek kalmazdı. Ne ki,
Yok edilmez tohumlardan elde edildiğinden her şey,
Hiç birinin yitmesine göz yummaz doğa;
Çatlaklardan içeri sızıp çözüştüren
Ya da bir vuruşta yıkan bir güç olmadıkça.
Öz dokuları tükenen varlıklar, yeryüzünden
Silinebilseydi hepten, hangi kaynaktan türetirdi
Venüs, bunca çeşit canlıyı?
Nasıl
Sürerdi yaşam ışığına? Kendisine döndüklerinde
Nasıl bulurdu her keresinde toprak, türlerinin
Gelişmesi için gerekıen besinleri?
Nereden tazelenirdi deniz, ona kavuşan ırmak?
Esir nereden beslerdi yıldızları?
Zamanın uzun dilimi, karanlık geçmiş, elbet
Tüketebilirdi ölümlü gövdeleri, oysa
Sonsuz geçmişte, evreni durmaksızın yenileyen
Gövdeler süregelmişse, demek ölümsüzdür onlar;
Hiçbir varlık hiçliğe indirgenemez o zaman.
|