"Beni Kureyza" Hakkında Soru ve Yanıtlar
Konuya yabancı olanlar varsa önce ana sayfadaki "Beni Kureyza yahudi katliamı" adlı yazıyı okumalarında fayda var. Aşağıdaki soru ve yanıtları daha önceki tartışmaları bir üst düzeye sıçratmak amacıyla yazdım:
İslamcı: Yahudiler, bu olaydan yıllar evvel Muhammed ile Medine'nin ortak savunması üzerine antlaşma yapmışlardı. Oysa Hendek Savaşı sırasında Mekkelilere yadım ederek bu antlaşmaya ihanet etmişlerdir.
Yanıt: Muhammedin Medineye hicret ettiği ilk zamanlarda böyle bir antlaşma yapıldığı tarihi kayıtlarda geçer. Ancak bu döneme kadar Müslümanlar Mekke'de azınlıkta olan ve mağdur oldukları için Medineye hicrete muhtaç bir topluluk görünümündeydi. Henüz silahlanmamışlar ve çete savaşına başlamamışlardı. Yahudiler bu koşullarda antlaşma yapmışlardı. Oysa kısa bir süre sonra müslümanlar çete ve yağmalamalara girişti. Mekkelilerin ticaret konvoylarını kesmeye çalıştı. Baht-i Nahle olayı ile müslümanlar ilk kez Mekke müşriklerine saldırarak siahsız dört kişiden bir kişiyi ödürüp ikisini ise tutsak aldılar. Bu tutsağa karşılık olarak fidye istediler. Müslümanların aynı bir terör örgütü gibi olan bu davranışları Medineli yahudilerin tepkisini çekti.
Müslümanlar, ardından tarafsız bir kabile olan Süleymanoğullarının bir çobanını ödürdüler.
Muhammed, Medineli yahudilerin müslüman olması için baskı yaptı. Bunu başaramayınca kıbleyi Kudüs'den Mekke'ye çevirdi. Çünkü Kudüs yahudilerin kutsal şehriydi. Bu olayla birlikte müslümanlar ile Medineli yahudiler arasındaki eski antlaşma fiilen ortadan kalkmış oldu. Medinedeki misafir müslümanlar ile yerli yahudilerin arası iyice gerilmişti. Yahudiler, misafir olarak Medine'ye gelen müslümanları artık sevmiyor ve düşman biliyordu. Çünkü huzurları bozulmuştu.
Tüm bu nedenlerden dolayı Medineli yahudiler Hendek Savaşı'nda Mekkelilere yardım etti.
İslamcı: Yahudi erkeklerin idam kararı Tevrat'a göre yapıldı.
Yanıt: Katliamın sorumluluğu altında kısmen vicdan azabı duyan müslümanların sorumluluğu Tevrat'a yıkmak için uydurdukları bir iddiadır bu. Muhammed, yahudi esirler hakkındaki hükmü eski bir yahudi olan ama sonradan İslama geçen ve sağ kolu olan Sad Bin Muaz'a sormuştur. Ancak Sad' ın eski bir yahudi olması, verdiği kararın da Tevrat şeriatına göre olması anlamına gelmezdi. Zaten İslami kayıtlarda da Muhammed'in Sad'a kararını Tevrat şeriatine göre vermesi yönünde bir isteği olmadığı gibi, Sad kararını açıklarken de bu kararı Tevrat'a göre verdim gibi bir söz söylediği yer almamaktadır.
Ayrıca yahudiler müşrikleri desteklemelerinde kendilerine göre haklı idiler. Dolayısıyla kendilerini haklı bulurlarken Tevrat şeriatının aleyhlerinde kullanılması mantıksız olurdu.
Tüm bunlardan öte Sad kararını açıkladıktan sonra Muhammed: "Yaşa! Allahın hükmü de senin verdiğin hüküm ile aynı doğrultuda idi." demiş ve zaten verilen kararın önceden kendisine vahiy olarak indirildiğini söylemiştir. Dolayısıyla karar İslamın "tanrısının" kararıdır.
İslamcı: Yahudi erkek esirler idam edilmeyip ne yapılabilirdi ki? O dönemlerde esir kampları da olmadığına göre, öldürülmeyip beslenecekler miydi? Eğer serbest bırakılsalardı tekrar düşman saflarda yer alırlardı.
Yanıt: Sanki başka seçenek yokmuş gibisinden yapılan bu iddialar aslında suç savmak amacıyla yapılmış bir savunma mekanizması değil mi? Çünkü, nasıl ki yahudi kadınlar ve çocuklar esir olarak özellikle o dönemin ünlü Şam Esir Pazarı'nda satıldı iseler erkekler de aynı şekilde satılabilirlerdi. Ya da bir kısmı müslüman ailelere köle olarak verilebilirdi (Bunu köleliği hoş gördüğümüz için değil daha o dönemde bile esirleri idam etmek ile serbest bırakmak haricinde başka bir seçeneğin daha varolduğunu göstermek için söylüyorum.). Demek ki Muhammedin böyle bir seçeneği de var idi. Ama o bu seçeneği seçmek istememiş, "tanrının" bir elçisi gibi değil, tarihteki pek çok kral ve komutan gibi düşmanına karşı kin ve intikam duyguları ile davranmıştır.
|