İbretlik Yaşam
Sevgili forum üyeleri sadece paylaşmak istedim ;
Dün saat 10 gibi Haydarpaşa tren istasyonundan Konya istikametine doğru Akraba-i talukat ziyareti amacıyla bilet aldım.Bu arada gördüm ki daha dokuz saatten fazla zaman var harekete.Tam Kadıköy’de zaman geçireyim bari diye niyetlendiğimde İngilizce bilip bilmediğimi soran bir adam ile karşılaştım.Kendisine ankesörlü telefonda ki “Sayın abonemiz yanlış bir numara tuşladınız” ı tercüme ettim ve yaklaşık 9 saat süren hoş bir dostluğa imza attık.
Aslen İran’lı olan M.T (çantasında sadece adının baş harfleri yazıyordu) 12 yaşında iken başladığı dini eğitiminde çok fazla soru soruyor ve kuşkucu yaklaşıyor diye 1-2 yıl sonra okuldan uzaklaştırılmış.Şah devrilip İslam Devrimi gerçekleştirildiğinde 16 yaşında olan M.T Marksist olduğu gerekçesi ile 2 yıl tek kişilik hücrede ,2 yıl koğuş sistemli bir hapishanede kalmış.Mahkemesine tanıklık etmesi için ,kendisini okuldan atan Molla gelmiş ve “Bu küçükken de komünist idi” demesi ile aynı Molladan ikinci tekmeyi yemiş.Serbest bırakıldığında (1-2 gün içinde tekrar tutuklanması için fişlendiğini öğrendiğinden) Birleşik Arap Emirliklerine kaçmış.Orada geçirdiği 2 yılın sonunda Kanada’ya göçmenlik başvurusunda bulunmuş ve delilleri ile beraber kabul edilmiş.”Deliller nedir?” dediğimde yılların yok edemediği fiziksel şiddetin izlerini gözler önüne serdi.
İşin komik tarafı ,“Beni tutukladıkları şu Marksizm de neymiş” diyerek Kanada’da Marksizm ile tanışmış.Devrim zamanında sadece Marksist arkadaşları varmış.”Geçmişte o kadar çok “Nida” (Besici milislerince öldürülen kızımız) gördüm ki ,bir Mollanın gökten inen kitaptan yola çıkarak nice “Nida” ları “kafir” belletip ortadan kaybettiklerine defalarca tanık oldum.” dedi.
“Tolerance? In İslam?” ,”Hoşgörü mü ,İslam da mı?.”Muhammedin 7 kat göğü sadece saçmalık ,birde benim elimdeki tek göğü o uğurda elimden almaları.2 yıl hücrede güneş görmedim ben.Sadece İslam için her gün dövüldüm.Ailemi yıllardır görmedim ve İslamın hoşgörüsü beni başka bir ülkeye kaçmaya 16 yaşımda zorladı.” sözleri beni cidden düşündürdü.
“Şah zamanında İran’da din çokça ilgilenilen bir konu değildi.İnanan kimseyede inanmayan kimseyede bir zorlama yapılmazdı.Ölen tek molla kalp krizinden ölmüştür ama mollaların öldürüldüğü yalanına inandırırlar insanları..Ama devrimden sonra “kitap” sayfaları baskıyı ,zorlamayı ,işkenceyi ,ölümü emrediyor diye insanlık dışı ne varsa başladı.Halen Orta Çağı yaşayan ender ülkelerden biridir İran.” sözlerinden alınması gereken dersler olduğunu düşündüm.
”Halen İran’da insanlar din ile pek ilgilenmez.Bir sürü muhalif vardır ama çatılardaki Besici milislerinden ,devrim muhafızlarından korkarlar.Yeni bir “Nida” olmak istemezler.Eğitimli insanların yanında çok daha büyük bir bölümü oluşturan mağara adamları Ahmed’e oy verir ve baskı devam eder.Muhalif söz ,ölüm demek.”
Kanada’da bilgisayar programcısı olarak çalışmaktaymış.Eski eşi Boğaziçi Üniversitesinde öğretim görevlisi olan bir Türkmüş.Onu ve Ankara’da ki tanıdıkları görmek için Türkiye’ye gelmiş.Ara sıra gelirmiş zaten ,eski eşiyle beraber aldıkları yazlık da da kalmak için.”Son geldiğimde bu kadar kapalı kadın yoktu ,değişim hızlanmış Türkiye’de.İlerde Kanada’ya kaçman gerekirse yardımcı olurum” dedi gülerek.
Ben 19:40 hareket saatli trenime binene kadar dinden ,politikadan v.b. her şeyden konuştuk.”Religious – Dangerous” (dindar – tehlikeli) benzetmesini yaptı ve ne denli gerçek olduğunu anlattı.Bende beklide ilk kez yüksek sesle toplum içinde din ve şiddetinin götürüleri hakkında konuşabildim.Çünkü tren istasyonunda İngilizce bilen insan yok denecek kadar azdır herhalde.Türbanlı kadınların hemen yanında “Hiç çekici değiller ,kadından çok yürüyen kumaş topuna benziyorlar ve genç yaşta ki türbanlılarda baba anneme benziyor ….” gibi benzetmelerimizi yüksek sesle dile getirdik.Sonrasında vedalaştık ve birbirimize iyi şanslar diledik.
Böyle bir adamın hayatından toplumsal olarak çıkarılması gereken çokça ders var.Neyin gerekli ,neyin gereksiz olduğu konusunda mesela.
Teoloji gece yarısı, karanlık bir mahsende, orada olmayan kara kediyi aramaktır. Robert A. Heinlein
|