Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > Hristiyanlık

 
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
  #1  
Alt 24-01-2010, 01:57
Evangelion Evangelion isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Jan 2010
Mesajlar: 13
Post Evangelion Sordu

Merhaba arkadaşlar. Size hayatım boyunca yaşadığım sorgulamaları ve nihayetinde beni şu anki ben yapan cevabı paylaşmak istiyorum.
İlk ne zaman başladı bilmiyorum, sanırım ortaokuldaydı, bir din hocası sınıfın en dini inançlardan uzak erkeğini namazın nasıl kılındığını göstermek için sıranın üzerine çıkarmasıyla ve onu Müslüman olmadığı için kendince cezalandırdığını sanmasıyla aklımda yer etmeye başladı. Aklımda bir sürü soru olmasına rağmen din derslerini ilgiyle takip ediyordum, zira aklımdaki soruların cevapları yani huzur bulmamı sağlayacak sözcükler o öğretmenin dudaklarının arasından dökülebilirdi, ama dökülmedi. Aksine daha da sorgulamaya başladım. İnandığım İslam bu değildi, bu kadar vahşi ve bu kadar hoşgörüsüz olamazdı. Ben hiçbir eylemin sorumluluğunu o düşünce sistemine yüklemeyi sevmem, bu yanlış ve bence vahşi olan uygulamayı da o öğretmenin cehaletine ve egolarını yenememesine verdim ve kendimce sorgulamaya, sormaya devam ettim. Lise yılları da ortaokul yıllarından farksızdı. Espri ve şakalarla öğrencilerini kıvama getiren bir beyin yıkayıcının bize dikte ettiği bir sürü anlamsız sözcükten oluşuyordu benim dini eğitim dediğim anılarım. Neyse dedim o zamanlar, bu da bu insanın hatasıdır. Yine İslam’ı suçlamadım ve hatayı o hocalarda gördüm. Ancak bu kafamda yeni bir şimşek çakmasına neden oldu, İslam’ı bilen, uygulayan onlarca insan tanıdım ancak gerçekten insan diyebileceğim kişilerin sayısı bir elin parmağını geçmiyor, acaba hata insanda mı İslam’da mı? Bu sorgulamalar ışığında aldım elime Kuran’ı ve okumaya başladım. Evet, bunca zamandır suçu öğretmenlere atarken haklıymışım, onların sapkınlığıymış bu ama Kuran da o kadar masum değilmiş. Gördüğüm sadece ona inanmazsam beni sonsuz cehennemle ödüllendireceğini söyleyen egoist bir tanrıydı. Onun için insanların yaptıkları, iyiler, doğrular, dürüstler, mantıksal düşünceler, akli denklemler önemli değildi. Onun için önemli olan sadece ona tapan kölelerdi. Ona tapan ve onun yolunda ölen, öldüren köleler. İnsanlara irade verdiğini ve neye inanmak istiyorsa ona inanabileceğini, bu seçimin insanın elinde olduğunu söyleyen ancak bir diğer yandan da inanmazsan yakarım, yıkarım diyen ve inananlara da sadece inanmayanlara nispet yapabilmeleri için cenneti vadeden bir tanrı, benim kafamdaki tanrı fikriyle uyuşmuyordu. Tanrı erdem ve iyiliklerin toplamı olmalıydı, asla işkenceci bir polis olmamalıydı. Ölüm, insanın yegane varlığını elinden alan ve her şeyin bittiği, dünyada artık yürüyemediğin, konuşamadığın, artık varlığının olmadığı, düşüncelerinin yankılanmadığı, senin gibi birinin olmadığı ve olamayacağı, artık senin için her şeyin bittiği andır, arkanda bıraktıklarını üzen, kahreden, çıldırtan, intihara bile sürükleyen bir sessizliktir. Ancak bu tanrı için öldürmek çok kolaydı. Bana inanmıyorsa öldür! Emirlerime uymuyorsa öldür! Cihat et öldür! Himayen altına al öldür! Ölüm bu kadar basit olmamalıydı. Yaşam da namaz, oruç vs. gibi ritüellerin üzerine oturmaktansa insanın iyilikleriyle çizilen yolda erdemli adımların yankıları olmalıydı. Bu tanrı, tanrı olmaktan çok uzaktaydı. İnsanları yaratıp uzaklara çekilen, insanlarla ilgilenmeyen ancak en ufak itaatsizlikte onları çok şiddetli şekilde cezalandıracağını söyleyen bir diktatördü.
Bıraktım, İslam’ı bıraktım ve kendimi hafiflemiş gibi hissettim. O tanrı artık bana karışamazdı. Kaos dinmişti. Artık bir ateisttim ve hayatıma böyle devam etmek beni mutlu ediyordu. İslam artık bana ulaşamayacaktı ama diğer dinler için bir şey söyleyemezdim zira o dinleri okumamıştım, öğrenmemiştim. Önyargılı olmak istemezdim. Ama düşünmek istemiyordum şu an. Ben kendimin tanrısıydım ve artık özgürdüm. Saçma kurallardan bağımsızdım, dikte edilen fikirler beni bağlamıyordu artık. 20li yaşlarımı bir ateist olarak harcadım. Ama her zaman bir boşluk da hissediyordum. Evet, İslam belki yanlıştı ama tanrı fikri yanlış mıydı? İçimdeki o hafiflik duygusu ya tanrım olmadığı için içimde duyumsadığım o boşluğun hafifliğiyse diye düşündüm ve diğer dinleri araştırmaya karar verdim. Aklıma elbette Hıristiyanlık geldi çünkü İslam’dan daha fazla inanan vardı bu dine. Bakalım bu insanlar neye inanıyormuş dedim ama hangi doktrini izleyeceğimi bilemedim. Özgürlük düşüncesine olan tutkum beni Evanjelizm’e yönlendirdi. Ne de olsa bu mezhep bir özgürlük hareketi sonrası ortaya çıkmıştı. Araştırdım, okudum, sayfalar dolusu okudum. Komplo teorilerini dinledim insanlardan. Bu mezhebin dünya siyaseti ve tabii ki dünya vahşeti üzerinde çok rol oynadığını söyleyip durdular. Ama dedim ya ben eylemleri ideolojilere yüklemem diye. Yüklemedim ve okudum. İnsanların ne yaptığı ve ne söylediği önemli değildi. Benim bir aklım vardı ve bu benim rehberimdi. Hey Tanrım! Ne zorlu zamanlardı. Okudukça bu dinin içindeki naifliği ve insanlık duygusunu daha da hissetmeye başladım. Bu tanrı daha yakındı bana, dokunuyordu, onu hissediyordum. Kiliselere gitmeye başladım ve düşündüm ki bu tanrı bana bakıyordu. Sürekli beni izliyor, ne yaptığımla ilgileniyor ve bana şefkat gösteriyordu. Öyle olmasa benim günahlarımı bağışlamak için sürekli fırsat kollamazdı. Rahiplerin günahlarımdan arınmam için beni davet etmesi bu tanrının bana olan sevgisinden kaynaklanıyordu. Bana diyordu ki; “Ne yaparsan yap, gel itiraf et ve bağışlan. Önemli olan hatalarından aldığın derslerdir. Ben sayı tutmam, sadece seni bağışlamak istiyorum.” Bu tanrı sürekli erişime açıktı. Sınırsız bir erişim hakkım vardı zira ruhani olduğu kadar dünyevi de bir tanrıydı. İsa formunda dünyaya gelip benim için kendini feda etmişti. İnsanlar anlamıyorlar bu üçlü tanrı sistemini. Aslında tek bir tanrı var ancak onun üç farklı formu var, basitçe böyle. Neyse konumuz bu değil. Bu tanrı bana şefkat gösterdikçe ben daha da bağlandım dinime ve elbette mezhebime. Bu din bana fikirleri dikte etmiyordu. Bu din bana değer veriyordu. Aynı anda hem değerliydim hem de özgür düşünebilirdim. Sanırım hayat kokteylimin mükemmel karışımı buydu. Vaftiz olduktan ve atalarımın günahlarından arındıktan sonra ekmeğim ve şarabımın desteğiyle yeni tanrımla sohbete başladım. O günden sonra her gün buluşup konuşuruz.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.


Esenlikler


Evangelion
Alıntı ile Cevapla
 

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Misyoner öğretmen sensin, öyle mi? diye sordu. .. ngcoskun Konu-dışı 4 24-12-2018 10:27

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:32 .