Uluslararası İlişkiler Teorisinin 20. Yüzyılda Gelişimi
GİRİŞ
Farklı sınırlara dayalı siyasi düzenlerin aynı sosyal dünyada birlikte bulunduğu her yerde -18. yüzyılın sonuna kadar bu terim kullanılmadığı halde (Bentham 1789/1960:426)- uluslar arası ilişkilerin bir biçime rastlanır. Uluslar arası ilişkiler ile ilgili akademik çalışmalar ise Birinci Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde yeni yeni oluşmaya başlamıştı. Sosyal bilimlerin bugün bildiğimiz haliyle ayrışmaya başladığı, ‘ekonomi'nin bilimsel bir çalışma olma iddiasıyla siyaset ekonomisinden ayrıldığı ve ‘Sosyoloji', ‘Siyaset' ve ‘Sosyal Teori'nin farklı gündemleri ele almaya başladığı (bu farklılık J.J. Rousseau, Adam Smith yada Immanuel Kant'ı oldukça şaşırtırdı) 19. yüzyılın ikinci yarısında Uluslar arası İlişkiler, bağımsız bir çalışma alanı olarak tanımlanmamıştı. Bugün Uluslar arası ilişkiler (Uİ) olduğunu düşündüğümüz alan, o zamanlar daha çok Tarih, Uluslar arası Hukuk, İktisat, Siyaset Teorisi gibi farklı disiplinlerin bir yönü olarak görülüyordu. Oysa Brian Schmidt'in de belirttiği gibi siyaset bilimciler bu alanı daha önce düşünüldüğünden çok daha sistemli biçimde ele alıyordu (Schmidt 1998)
Schimdt'in izniyle şunu söylemek gerekir ki, bazı etkili düşünür ve filantrop kişilerin, Uİ alanının oluşumuna yol açacak yeni düşünce biçimlerine ihtiyaç duyulduğuna ikna olmaları için 1914-1918 katliamını beklemek gerekti. Bu filantroplar, Uİ'i kuramlaştırmayı ve anlayış düzeyimizi ‘güncel olaylar' hakkında verilen eğitimin üzerine çıkarmayı zorunlu görüyorlardı. Bu hedefi koyarken o zamandan beri disipline hakim olan teori endişesini, belki de bu yeni disiplinin mimarları tarafından çoğu zaman inkar edilmesine rağmen, her zaman teorik bilince sahip bir sosyal bilim olmuştur. Ayrıca bu sosyal bilimin kendi tarihiyle fazlaca ilgili olduğu ve kendi kendine gereğinden fazla gönderme yaptığı ileri sürülebilir. Uİ tarihini realizm ve idealizm yada pozitivizm ve konstrüktivizm gibi üst-teorik konumlar arasındaki ‘Büyük Tartışmalar' bağlamında yazmak gelenek haline gelmiştir, ancak bu yolla disiplinin geçmişini tanımlama konusunda ne kadar faydalı olunabileceği şüphelidir. Bu tutum daha çok gereksiz bir detaycılığa neden olabilir.
Burada ise Uİ teorisinin kökenleri ile ilgili daha büyük bir mesele söz konusudur. Basitçe özetlemek gerekirse teori, gerçek dünyadaki olay ve değişimleri açıklamak için mi vardır? Yoksa Schmidt gibi bu alanda çalışan revizyonist tarihçilerin söylediği üzere teorinin gelişim süreci söyleme içkin midir, diğer bir ifadeyle belli bir topluluğun dinamiklerinin sonucu mudur? Sağduyu, her iki sürecin de etkili olduğunu ortaya koyar. Yerine bir başkası gelmeden bir teorinin terk edilmeyeceği herkes tarafından bilinir, ancak 20 yy. uluslar arası tarihinin teori gelişiminde payı olmadığını söylemek de belgelerle çelişecektir. Konu hakkındaki büyük tartışmalardan söz etme ve meseleyi sonuca bağlamak yerine bu bölümde konunun kavramsal gelişimi hakkında tarihsel bir taslak sunulurken, en sonunda günümüzde hakim olan yaklaşım ve ona yöneltilen temel eleştiriler incelenecektir.
|