Ontolojik argüman
Ontolojik argüman şüphesiz teist argümanların en ilgi çekici ve üzerinde olumlu yada olumsuz en çok akıl yürütülenlerinden biridir. Teist ontolojik argümanın ne olduğuna hiç girmeden ben kısaca varlık bilgisi ile ilgili öne sürülen kanıtın eleştirisini yapmaya çalışacağım. Ontolojik delillerin neler olduğu ile ilgili hatırlatma için site içeriğinden birkaç bağlantı vermekte fayda var sanıyorum.
Hristiyan teolog Anselm’in delilini bir formül haline getirip hatırlayalım.
İnsanlar mümkün olan en yüce varlık fikrine sahiptirler.
Farz edin ki mümkün en yüce varlık sadece zihinde bir fikir olarak vardır.
Gerçekte var olmak zihinde var olmaktan daha yücedir.
O halde, biz mümkün en yüce varlıktan daha yüce bir varlık, yani gerçekte de varolan bir varlık, tasavvur edebiliriz.
Fakat mümkün en yüce varlıktan daha yüce bir varlık olamaz.
O halde, mümkün en yüce varlık gerçekte vardır.
Anselm içimizden bazılarının Tanrı’nın varolduğunu görmeyi başaramayacağını kabul eder. Ancak ona göre bu durum onların Tanrı kavramını hakkıyla anlamamış olmaları nedeniyledir. Kişi Tanrı’nın gerçekten mümkün olan en yüce varlık olduğunu bir kere anladı mı, Tanrı’nın varlığı inkar edilemez.
Bunun garipliği şuradadır. Zihnimizdeki fikirlere dair bir öncülden gerçekte bir şeyin varolduğunu kanıtlamaya geçen bir delil daha başında sorgulamaya maruz kalır ve yanlıştır. Ontolojik kanıt, Tanrı fikrinin de mantıksal ve matematik doğrular gibi, akıl tarafından bir öncül bilgi olarak bilinebileceğini savunur. Yani işin başında onun gerçekliği ve doğruluğu kabul edilmekle birlikte, sadece bu doğruluk gerekçeleri ortaya konmaya çalışılmaktadır. Bu Tanrı’nın varlığından ziyade, var olduğu kabul edilen Tanrı’nın var olması zorunluluğunun temellendirilmesinden başka bir şey değildir. Daha açık söylemek gerekirse gerçek bir ateist için bu delil sadece eğlenceli bir akıl oyunu, fakat sıradan bir imanlı için imanının akıl ile kanıtı misali imanlıyı hoşnut eden bir akılsal çıkarımdır.
Anselm ile aynı dönem yaşamış Gaunilo ilk karşı çıkışı yapmıştır. Gaunilo, okurlarından bir ada hayal etmelerini istemiştir. Öyle ki bu ada, hayal edebilecekleri en mükemmel ada olsun. Simdi, elbette ki böyle bir ada gerçekte yoktur. Fakat burada Gaunilo der ki, demek ki biz mümkün olan en mükemmel adayı hayal etmiyoruz. Çünkü öyle olsaydı, bu hayal ettiğimiz ada varolurdu. (Hem zihinde hem gerçekte varolan, sadece zihinde varolandan daha mükemmel olduğuna göre). Bu şekilde düşünüldüğünde, argümanın absürdlüğü ortaya çıkmaktadır. Fakat Gaunilo, bunun Anselm'in argümanından farksız olduğunu basarili bir şekilde ortaya koymuştur.
Ayrıca, Douglas Gasking (1911-1994) başka bir yönden bu argümana itiraz getirmiştir. Gasking'e göre, yokluk varlıktan daha mükemmel bir durumdur. Çünkü varlık asimetriktir ve mükemmelsizliği yüzünden kendi parçalarıyla etkileşim halindedir. Eğer mükemmel olsaydı, statik olurdu. Yokluk Gasking'e göre sinirsiz, zamansız ve basittir. Yani mükemmeldir. Varlık ise zaten sınırlarıyla tanımlıdır. Buradan çıkarak Gasking Tanrı’nın varolmadığına dair bir kanıt sunmuştur:
1. Evrenin yaratılması akla gelebilecek en büyük basaridir.
2. Bir basari kendi iç kalitesinin ve yaratıcısının yeteneğinin bir urunudur.
3. Yaratanın yeteneği ne kadar az ise, yaratılanın handikap daha az olacağından, sonuçta ortaya çıkan basari o derece büyüktür.
4. Bir yaratıcının sahip olabileceği en büyük handikap varolmaması olurdu.
5. Öyleyse, eğer evren varolan bir yaratıcının ürünüyse, biz zihnimizde daha büyük bir yaratıcıyı hayal edebiliriz, ki bu varolmadan yaratan biri olurdu.
6. Demek ki Tanrı yoktur.
(Gasking’e Proof', Analysis Vol 60, No 4 (2000), pp. 368-70)
Görüldüğü gibi, sadece zihinde yapılan tanımlar ve onlardan çıkan mantıksal çıkarsamalarla bir yere varılamaz. Dışarıdan gelen hiçbir veri kullanmadan sadece zihinde yapılan tanım ve mantıksal çıkarımlarla Tanrı’nın varlığını kanıtlama fikri cağlar boyunca pek çok filozofa cazip gelmiş olmasına rağmen, her zaman bos çıkmıştır. Çünkü sadece zihinde yapılan bir muhakemeyle Tanrı gibi bir kavramın varlığı gösterilemez. Bu amaçla yapılan her düşünce zinciri, bir kedinin kendi kuyruğunu kovalamasına benzer şekilde döngüseldir. Tanrı’dan çıkar, Tanrı’ya varır. Başlangıçta içerilenden daha fazla bilgi veremez sırf akılda yapılan muhakemelerdir. Bu tür çabalar neyi nasıl tanımladığınıza ve öncüllerinizin neler olduğuna bağlı olarak Tanrı’nın varolduğunu da kanıtlayabilir, varolmadığını da.
Dolayısıyla, Tanrı’nın varlığını öncüllerinize gizlemelisiniz ki, mantık yürütmeniz sonucunda Tanrı’nın varlığına ulaşabilesiniz.
Örnek olarak “ Dizayn argümanı”na bakalım,
Argüman, genel sekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir:
1) Öncül: X zeki bir tasarım ürünüdür".
2) Öncül: X insanlar tarafından tasarlanmamıştır.
3) Öncül: Tasarım yapabilecek varlıklar insan (ki vardır) ve Tanrı’dır (varolabilir de olmayabilir de).
4) Eğer Tanrı yoksa, demek ki X Tanrı tarafından tasarlanmamıştır.
5) Fakat X tasarlanmış olduğuna göre (öncül 1) ve insanlar tarafından tasarlanmadığına göre (öncül 2), ve tasarım yapabilecek varlıklar insan ve Tanrı’dan ibaret olduğuna göre (öncül 3), demek ki X Tanrı tarafından tasarlanmış olmalıdır.
6) Dolayısıyla, demek ki Tanrı vardır.
Bu argümanda X duruma göre evrenin tümü olabilir, evrimsel süreç olabilir, insan olabilir, belli bir hayvan ye da canlı olabilir, ye da bir organ olabilir, ye da bir yetenek (örneğin dil ve konuşma) olabilir. Yada evrenin temel sabitleri olabilir. (X yerine farklı şeyler koyarak deneme yapmanızı öneririm)
Tabi ki varoluşun anlaşılmaz biçimde kusursuzluk göstergesi olarak ele alınmasının hatalı olabileceğini da yukarıdaki örneklerden görmek mümkündür. Bu konuda Gould Tanrı’nın varlığı yada yokluğunun “mantıksal hokkabazlıkla” bir karara bağlanamayacak kadar önemli bir sorun olduğunun bilincindeydi.
Anselm’in üçüncü öncülü üzerinde biraz daha duralım, çünkü bu öncüle karşı çok fazla eleştiri vardır. Anselm’e göre varolmak bir kemaldir. Kemal kendisine sahip olan şeyi daha iyi veya yüce yapan bir şeydir. Örnek sağlık bir kemaldir demek, sağlıklı olmak sağlıksız olmaktan daha iyidir demektir. Benzer şekilde varolmak bir kemaldir demek, diğer şartların eşit olması kaydıyla bir şeyin varolması nedeniyle daha iyi veya daha yüce olması demektir. Başka bir ifadeyle, bir şey için kendisinin var olması varolmamasından daha iyidir. Aslında Anselm, “bizim için bir şeylerin var olması olmamasından daha iyidir” demiyor. Tabi ki bu yanlıştır, pek çok şeyin yokluğu bizim daha çok işimize gelirdi. Mesela kanser, depremler vs. Anselm’in kastı bundan ziyade, o özelliğe gerçekten sahip olmasının o şeyin kendisi için daha iyi olacağıdır.
Varolmak gerçekten bir kemal midir? Kant şöyle der: “Açıkçası varlık gerçek bir yüklem değildir; yani o başka bir şeyin tasavvuruna eklenebilecek olan ve bir şeye ait olan bir tasavvur değildir. O sadece bir şeyin vazedilmesidir” (Immanuel Kant, Critique of Pure Reasons)
Norman Malcolm (1911-1990) şöyle bir karşı argüman ortaya koydu. “Varolmanın bir kemal olduğu öğretisi fevkalade tuhaftır… Bir kral, gelecek başbakanının bilgili, zeki ve azimli olmasını arzu edebilir; fakat bunlara kralın gerçekten varolan bir başbakan istediğini eklemek gülünçtür. Farz edin ki, iki kraliyet danışmanı olan A ve B’den, birbirlerinden habersiz olarak tasavvur edebilecekleri en kamil başbakanın bir tasvirini sunmaları istendi ve onların yaptıkları tasvir bir nokta hariç birbirinin aynıydı, A varolmayı kamil başbakanın sıfatları listesine eklerken, B eklemedi. Aynı şahıs her iki tasvirede uygun gelecektir. A’nın tasvirine uyan her şahıs zorunlu olarak B’nin tasvirine uyacaktır, tam akside doğru olacaktır.” (Norman Malcolm, “Anselm’s Ontological Arguments”)
Çoğu kimse hala ontolojik argüman hakkında düşünmekte ve farklı fikirler yürütmektedir oysa argüman bariz şekilde hatalı görünmektedir, çünkü kavrama dayanarak gerçeklik hakkında iddiada bulunulamaz. Yinede bazıları da argüman sağlam fakat yeteri kadar ikna edici değildir der, çünkü ikna edici olması için başka şeylerin yanı sıra Tanrı’nın varlığının mümkün olduğuna inanmak zorunludur, bu inanç ise zaten asıl sorgulama konusudur.
Son olarak şunu da eklemek lazım, diyelim ki teist argümanlarla bir Tanrı varlık bilgisine ulaştınız ve akılsal çıkarımlarınız sizi ikna etti. Fakat kafanızın içinde bulduğunuz bu Tanrı ile ne yapacağınızı bilemeyip bir süre daha bu konuda düşünüp kısa bir zaman sonra bir kenara atmanızda büyük bir olasılık. Daha kötüsü de olabilir. Aklınızdaki Tanrı sessizdir konuşmayacaktır, merak ettiğiniz hiç bir soruya cevap vermeyecek ve isteklerinize duyarsız kalacaktır. O konuşmadığı, tepkisiz kaldığı sürece zihniniz onun yerine konuşmaya başlar ve sonuçta dogmatik bir inanç sahibi olup fanatizm üretirsiniz. Halbuki kendilerini “gerçek yol” olarak lanse eden dinler seçim hürriyetinden bahseder ve gerçek iman fanatizme prim vermez derler.
|