Cumhuriyet, Aydınlanma, Özeleştiri
Cumhuriyet ve aydınlanmanın önemine dair lafları tekrarlayıp duruyoruz.
Peki bunların anlamını yeterince biliyor muyuz?
Cumhuriyet tek başına ele alındığında, elbette egemenliğin tek adamın(sultanın) elinden alınması açısından değerlidir ama, esas olarak demokrasi açısından, insanların yönetime katılımlarındaki gelişim açısından önemlidir. Yoksa islam cumhuriyetleri var olabildiği gibi, cumhuriyet olmadığı halde demokrasi ve özgürlükler açısından gelişkin olan monarşi örnekleri de vardır. Örneğin; İngiltere, Hollanda, İsveç gibi.
Aydınlanma ise, bireyin düşünme ve karar alma işini bir başkasına bırakmayıp kendi yapması, cesurca kendi aklına güvenmesidir. Akla sınır koyan her kişi, kurum ve mevhum aydınlanmanın önünde engeldir. Aklı kendi dolayımından geçmeye mecbur eden dinler, gelenekler, ahlak kuralları gibi, akıllar için birer yanılmaz rehber kabul edilen önderler de aydınlanma önünde engeldir. Çünkü insan aklını söz konusu liderin 'herşeyi bilen dehasına' bağımlı kılmaktadır.
Kemalizm, gerek 'alttakileri' yönetime dahil etmekte pek yetersiz kalan, tepedenci ve elitist, vesayetçi, tek partici otoriter anlayışı gerekse Atatürk'ü bir yanılmaz 'ulu önder', 'Türk milletinin fikir rehberi' olarak sunan anlayışıyla hem cumhuriyet hem de aydınlanma konusunda istenen seviyenin bir hayli altında kalıyor. Bir sosyalist olarak itiraf etmeli ve gerekli özeleştiriyi yapmalıyım ki, yaşanmış sovyet sosyalizmi deneyimleri de bu açılardan pek parlak değil. 'Sosyalist cumhuriyetler' de işçi sınıfının yönetime katılımı, kendi kendini yönetmeyi öğrenmesi konusunda oldukça çekinik kalmış, yönetim işini komünist partinin 'yanılmaz ve şaşmaz' merkez komitesine, polit büroya ve yalaka bürokratlara terk etmiştir. Öte yandan, insanların kendi akıllarının efendisi olmasına da izin vermemiş, marksizm leninizmi eleştirilemez bir dogma haline getirip adeta 'resmi din' hüviyetine sokmuş, herşeyi çok bilen 'önder-yoldaş'lar emekçilerin akıllarına tahakküm etmiş, bu önderlere muhalefet etmek 'komünizm düşmanlığı ve sınıfa ihanet' olarak sunulup karalanmıştır.
Eski 'sosyalizm' deneylerini de(Stalinizm ve Maoizmi yani), kemalizmi de aynen devralıp savunmaya kalkmanın bir anlamı yoktur. Güçlü bir eleştiriyi hak etmektedirler. Ne olursa olsun; sistemin geleceği, ekonomik gereklilikler, parti önderleri, 'milletin çıkarları', komutanlar, 'kahramanlar' v.s. değil insan ve insan mutluluğu, insan arzu ve ihtiyaçları, insanın gelişimi merkeze alınmalıdır. İnsanlığın kendini yönetmesini öğrenmesi ve aklına mukayet olması, aklını kimsenin vesayetine terk etmemeyi öğrenmesi biricik gerçek cumhuriyetçilik ve aydınlanmadır.
Kendi liderlerini, ideolojilerini, tarihlerini eleştirmesini bilmeyenler aydınlanmadan bahsedemezler, kendilerini geliştiremezler.
Bu konuyu özellikle sosyalistlere ve kemalistlere yönelik olarak açtım. Bu türden eleştirileri aslında liberaller başta olmak üzere her türden sağcı çok daha fazla hak eder kuşkusuz ama onların zaten aydınlanma ya da cumhuriyetçilik gibi bir dertleri olmadığı, insanı önemsemedikleri için onlara hitap etmedim. Özeleştiri davetini sadece sosyalistlere ve kemalistlere yapıyorum. Eski türdeki sosyalizmin ve kemalizmin gerek cumhuriyet, demokrasi ve özgürlükler gerekse de aydınlanma konusunda fazlaca eksik ve yanlışları bulunuyordu. Dolayısıyla bu ideolojilerin simge isimlerine ve liderlerine hatasız insan muamelesi yapmamak, fanatikçe davranmamak, onları da eleştirebilmek fazlasıyla önemlidir. Elbette insanı merkeze koyarak...
Konu Jolly Jocker tarafından (04-11-2010 Saat 02:16 ) değiştirilmiştir.
|