(
Diğer başlıktaki tartışmanın konudan çıkartılmaması ve doğrudan ilgisi olmayan farklı konuların uzunca birarada tartışılmaması için, ayrı bir başlıkta ele almak istedim.)
Doğru Tespit
Heraklit'in meşhur özlü deyişini biliriz hepimiz:
- ''Aynı nehirde iki kez yıkanamazsın''
Duvarda asılı olan saat, tik-tak, tik-tak diye saniyeleri sayar. Ve her 'tak' dediğinde saatin (yani duvarda asılı olan aletin) kendisi de değişmiştir. Birkaç elektronun yerini değiştirmesi gibi, duyu organlarımızla algılayamayacağımız kadar micro değişikliler olsa bile, bir saniye önceki duvar saati 'şu an'daki duvar saatinin tam olarak aynısı değildir artık.
Yani evrende herşey sürekli olarak bir şekilde etkilenişim ve değişim içerisindedir.
Bu gibi tespitlere günümüzde karşı çıkacak aklı başında birinin olduğunu sanmıyorum.
Doğru Tespitten Saçma Sonuçlar Çıkartmak
Ama her doğru tespitten (hatalı bir şekilde) saçma sonuçlar da çıkartabiliriz elbette. Örneğin aynı nehirde iki kez yıkanamayacağımızı, yani nehrin sürekli bir değişim içerisinde olduğunu kabul ettikten sonra, mesela ansiklopedide yazan
''
Kızılırmak, şu havzadaki kaynaktan doğup şu bölgede denize dökülen akarsudur''
gibi bir cümleye karşı,
''
Hayır, böyle birşey diyemezsin, sen daha bu cümleyi yazarken, o ırmak çoktan değişmiş olacak. Bunu demekle harekete karşı çıkmış oluyorsun. Diyalektiği anlamamışsın. İdealizm yapıyorsun.''
gibi bir karşılık vermemiz anlamlı olur mu?
İsim vermek, ancak soyutlama ve genelleme yoluyla mümkün zaten. ''Kızılırmak'' göstergesini/sözcüğünü belirli bir akarsuya isim olarak verdiğimizde, o ''an'' ırmaktaki balıkların, bitkilerin, atomların sayısı vs. gibi gerçekliğin tüm detaylarını baz alamayız. Aksi takdirde zaten isim vermemiz, anlamlı bir iletişim kurmamız, bilim yapmamız imkansız olur.
''Kızılırmak'' adını koyarken, soyutlayarak ve genelleyerek, ilgili akarsuyun bir takım genel özelliklerini baz alırız (kaynağı, denize boşaldığı nokta vs. gibi). Elbette bu, ''Kızılırmak'' olarak adlandırdığımız akarsuyun artık değişmez, dönüşmez olduğu anlamına gelmez. Hatta isim koyarken baz aldığımız genel özellikleri bile zamanla değişebilir, kaybolabilir. (Örneğin jeolojik ve iklimsel değişimler sonucu, ırmak kuruyabilir, başka bir ırmakla karışabilir vs.).
Kısacası, ''herşey sürekli değişim ve dönüşüm içerisindedir'' gibi doğru bir cümleyi bir düşünce fetişi haline getirip, her türlü anlamlı iletişime karşı savaş açarcasına bir tutum içerisine girmek makul bir davranış değil.
''Ağrı Dağı'' dediğimizde, bu kelimeyi kullandığımız anda ilgili dağdaki tüm mevcut canlıları, minarelleri, atomları, elektronları vs. kastetmiyoruz zaten. Genelleme ve soyutlama yoluyla sadece bir takım genel özellikleri baz alarak bu ismi kullanıyoruz. İsim koyarken, tesmiye etmek istediğimiz nesnenin tüm detaylarını baz alacak olsak, hiçbir şeye hiçbir zaman isim koyamayız.
- Şu an ''Ağrı Dağı'' dediğimiz şey, bir saniye sonra değişmiş olacak. O halde aynı ismi (''Ağrı Dağı'' ismini) bir saniye sonra kullanamayız.
gibi bir sonuç akla, anlamlı iletişim kurallarına aykırı olur.
Planck Sabitleri
- Duvarımda asılı duran ve tik-tak diye saniyeleri sayan saat, sürekli değişmekte, dönüşmekte. Bir sayiye önceki haliyle tam olarak aynı değil. Hatta bir saniyenin onda biri, yüzde biri gibi bir zaman dilimi önceki haliyle bile aynı değil.
gibi bir cümle zaten (günümüz bilimi açısından) malumun ilamı olur. Saati çalıştıran pilin birazcık daha tükenmesi veya saati oluşturan atomlarda bir elektronun yer değiştirmesi vs. gibi duyu organlarımızla algılayamayacağımız kadar ufak değişiklikler olsa da, duvar saati sürekli değişmektedir.
Ama eğer şöyle dersek- Bir saniyeyi istediğimiz kadar bölelim, istediğimiz kadar daha kısa bir zaman dilimini seçelim ve bu zaman dilimine ''an'' diyelim, baz aldığımız bu ''an'' için bile her zaman diyebiliriz ki, ''duvar saati bir önceki an'a göre değişmiştir''.
Bu cümle mantıken hatalı değil. Ama günümüz bilimiyle çelişiyor. Günümüz bilimi, esas aldığı kuramların bir sonucu olarak Planck Zamanını evrenin temel sabitlerinden biri olarak benimsemekte.
Bir Planck Zamanı (yani yaklaşık 10 ^ -43 saniye, yani 1 bölü ''43 sıfırlı bir sayı'') biriminden daha kısa bir sürede, (bilebildiğimiz evrende) herhangi birşeyin değişmesi günümüz bilimine göre fiziken imkansız. Planck Zamanı ışık hızında hareket eden birşeyin,
Planck Uzunluğunu katetmesi için gereken sürenin adı. Ve (günümüz bilimine göre) gravitasyon etkisi bile ışık hızından daha hızlı yayılamayacağından ötürü, hiçbir değişim Planck zamanından daha kısa bir sürede gerçekleşemiyor.
''Planck zamanından daha kısa bir sürede de değişim var/olabilir, ama biz ölçemiyoruz'' demiyor günümüz bilimi. Yani mesele teknik olarak ölçülebilirlik değil. Günümüz kuramları ışığında evrenin yapısı ve yasaları gereği Planck zamanından daha kısa bir sürede herhangi bir değişimden söz etmenin fiziken anlamlı olmadığı söyleniyor.
Bu birincisi, bilimin henüz yeni bulduğu birşey değil (yüz seneden fazladır biliniyor ve benimseniyor), ikincisi bilim insanları arasında tartışmalı olan, henüz tam kabul görmemiş birşey değil (aksine günümüz biliminin kabul ettiği temel kuramların zorunlu bir sonucu).
Ama elbette, her bilimsel kuram, model, hipotez gibi, bu da günün birinde yanlışlanabilir. Fakat henüz yanlışlanmamışken, aksine bir asırdır bilim dünyasında genel kabul görüyorken, salt ''felsefi'' argümanlarla buna karşı çıkmak anlamlı bir uğraş değil.
Tekrar etmek gerekirse:
Planck sabitleri de elbette evrende sürekli bir değişim/dönüşüm olduğunu inkar etmiyor. Fakat Planck Zamanından daha kısa bir sürede herhangi bir değişimden söz etmenin fiziken anlamsız olduğunu söylüyor. Yani günümüz bilimine göre, en küçük, en hızlı değişim bile en az Planck Zamanı kadar bir sürede gerçekleşebilir.
Bundan ''diyalektik'' felsefe için ne sonucu çıkar, buna ''diyalektik'' felsefeyi savunanlar karar versin (Planck sabitlerinden, ''değişimi, dönüşümü reddetmek'' gibi bir sonuç çıkmaz). Ama her halükarda (şayet Planck sabitlerinde ''diyalektiğe aykırı'' birşeyler olduğu düşünülüyorsa) salt ''felsefi'' mülahazalar ile, bilimsel bulgulara karşı çıkmak anlamlı değil.
Fakat bundan şöyle bir sonuç çıkıyor:
Fiziken mümkün olan en küçük zaman dilimi olan Planck Zamanınına
bile ''an'' dediğimizde, hiçbir hareket/değişim süreci için ''birşey burada ve
aynı anda (aynı Planck Zamanında) burada değil'' diyemeyiz, dememiz anlamlı olmaz.