Hadım Cezası
Hadım cezası tartışması şu sıralar gündemde. Fırsat bu fırsat diyen milliyetçiler ve dinciler idam cezasının geri gelmesi için de bastırmaya başladı. Örneğin, BBP sokaklarda idam cezası için imza kampanyaları yapıyor. Bu konuyu tartışmak lazım. Çünkü pek çok insan, özellikle çocuklara yönelik işlenen vahşi cinayetlerden sonra idama sıcak bakan bir çizgiye kaydı.
İdam ya da hadım gibi cezalar, suçlanan bireyin bedenine devletin(yani iktidarın) yaptırımını içerir. Oysa bedenin dokunulmazlığının toplumsal bir değer haline gelmesi çok önemli. Çünkü iktidar bedene müdahele hakkını kendinde bir kez görünce, -suçun tanımını da yine kendisi yaptığı için-, bunun ucu çok kötü yerlere varabilir. Örneğin, hadım cezası tartışılırken, kimyasal bir ceza ya da ehlileştirme söz konusu edildiğine göre anlıyoruz ki tecavüz ve taciz gibi suçların kökeni biyolojik bir hastalık olarak görülüyor. Bu noktada hadım, bir tedavi olarak iktidarın bedene yaptırımı anlamı taşıyor. Suç da bir hastalık kategorisinde değerlendiriliyor. İktidara yakın medya organlarında yumurtalı protesto yapan gençlerin de bedenlerinin hedef alındığı, polis tarafından saldırıya maruz kaldıkları ve bu gençlerin -tam da iktidara baş kaldırdıkları için- medya tarafından ''patolojik vaka'' olara yaftalandığını da hatırlıyoruz. Bugün idam cezası ve hadımla başlayan süreç, yarin eşcinsellerin, fuhuş yapanların, sokakta yaşayan kız çocuklarının ya da komünistlerin ''hasta'' olarak tanımlanıp bedenlerine müdahele edilerek ''tedavi edilmeleri'', bu kapsamda çeşitli kimyasallara maruz bırakılmaları, kısırlaştırılmaları ya da uyuşturulmaları v.b. önerileri de doğurabilir. İktidara, bedene müdahele hakkı kesinlikle verilmemelidir.
Suç, toplumsaldır. Verili toplum yapısından, ilişkilenme biçimleri ve kültürden, ekonomik alt yapıdan temel alır. Bunu bu maddi/toplumsal zeminden koparıp bir hastalık olarak tanımlamak ve iktidara karşı çıkan herkesin bu kategoriye tıkıştırılmasının önünü açmak çok tehlikelidir.
Zaten araştırmalar cinsel olarak ''iktidarsız'' olan kimselerin de tecavüzcü olabildiğini, tecavüzün cinsel birleşmeyi gerektirmediğini gösteriyor. Tecavüz bir cinsel şiddet biçimidir ve uygulanması için penis gerekmez. Bu yüzden hadım etmek bir çözüm de değildir. Ama hükümette kendini ifade eden muhafazakar-ataerkil zihniyet sadece penisin vajinaya girip girmediğiyle, yani bekaretin bozulup bozulmadığıyla ilgilenen bir kafa yapısına sahip. Bunun, geçmişte bakire kadına tecavüz edene daha fazla ceza veren yasa yapıcıların zihniyetinden bir farkı yok. İkisi de kadına bakınca bir insan değil ''iki bacak arası delik'' görüyor sadece.
İdam ise zaten ceza mantığına ters. Cezada hedeflenen, suçun maddi koşullarını ortadan kaldırmak, böylece hem gelecekte yeni suçlar türemesini önlemek hem de suçluyu yeniden topluma kazanmaktır. Suçlanan kişiyi yok edip suça suçla karşılık vermek değil. Unutulmamalı ki idam da bir cinayettir. İktidara cinayet işleme hakkı tanınmamalıdır. Her suç, bir toplum, kültür, sistem eleştirisi yapılarak ele alınmalı ve asıl çözüm burada aranmalıdır.
Konu Jolly Jocker tarafından (05-04-2011 Saat 20:12 ) değiştirilmiştir.
|