Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

 
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
  #1  
Alt 23-04-2011, 01:53
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart Yarı Sömürge Tipi Faşizm

Kapitalizm uluslararası ölçekte merkezileşerek emperyalizm haline geleli yaklaşık yüz yıldan fazla süre geçti. Bu süre zarfında emperyalist sistem, ara ara ekonomik krizlere girse de, sermayenin merkezileşmesi ve finans-kapital egemenliği devam etti. Emperyalizm, kendi gereksinimleri doğrultusunda darbeler gerçekleştirdi, sosyalist bloğu çökertti, Orta Çağ artığı gerici ideolojileri diriltti, 'renli devrimler' tertipledi, kontrgerilla örgütleri kurdu, iç savaşlar çıkardı, ülkeleri bölüp haritaları yeniden şekillendirdi, hammadde ve ucuz işgücü ile pazar ihtiyacı için dünyayı talan etti, hatta işgaller gerçekleştirdi.

TC'nin de aralarında bulunduğu az gelişmiş ve gelişmemiş ülkeler, emperyalist ülkelerin yarı sömürgeleri haline getirildi. Artık sömürgecilik terk edildi, ülkelerin bayraklarına ve devlet aygıtlarının görünür egemenliğine yönelik bir müdahele söz konusu değil. Fakat bizim 'yarı sömürgeleştirme' ya da 'yeni sömürgecilik' dediğimiz yapılar kuruldu. TC gibi ülkelerdeki kapitalizm baştan beri emperyalizme bağımlı biçimde, tepeden gelişti. Kapitalizmin son aşaması olan emperyalizm, ülkemizde içsel bir olgudur. Emperyalizm sadece askeri işgal düşüncesi ile sınırlandırılamaz; ekonomi başta olmak üzere politik, askeri ve kültürel bir bağımlılık söz konusudur. ''Milli burjuvazi'' denen sınıf, gerek binlerce çıkar ağıyla dünya pazarıyla olan ilişkileri gerekse yerli burjuvazinin yabancı ortaklar edinmesi eliyle tümüyle ortadan kalktı. Bu yüzden sosyalizmi içermeyen bir anti-emperyalizm düşüncesinin de miadı doldu ve demokratik devrimlerin de biricik öznesi işçi sınıfı olarak ortaya çıktı. Bu dönemde, geçmişte ulusal egemenlik ve milliyetçilik temasını işlemiş olan kapitalizm artık küreselci bir yaklaşımla ''Tam bağımsızlık tam barbarlıktır'' şiarını öne çıkardı. Bağımsızlıkçıları milliyetçilikle suçlayıp yaftalama yoluna gidildi. Finans kapitalin üretim değil spekülasyona dayanan yapısı, bizim gibi ülkelerde üretmeden devasa paralar kazanılmasına sebep oldu. Emekçilerin alın teri, emperyalist sermayeyi büyüttü. Bu durum, kapitalizmin artık klasikleşen krizlerinin bizim gibi yarı sömürge ülkelerde -merkez ülkelere göre- çok daha sık seyretmesine sebep olmakta. TC bir krizin etkisinden tam olarak çıkamamışken bir diğer krize girmekte. Ülkemizde 'sürekli bunalım' durumu söz konudur.

Sürekli bunalım durumu, marksist devrim teorisindeki evrim ve devrim aşamalarının yarı sömürge ülkelerde iç içe geçmesine sebep olmuştur. Halk hep isyan etmeye hazırdır. Ağır bir baskı aygıtı ve dinsel hegemonyanın var olduğu Kuzey Afrika ve Suriye'de bile halk birden bire sokaklara dökülebilmektedir. Bu durum, yarı sömürge memleketlerde devletlerin ve emperyalizmin 'yarı sömürge tipi faşist' bir sistemi yapılandırmalarına sebep olmuştur. Yarı sömürge tipi faşizme, 'yarı sömürge tipi demokrasi' de denebilir. Bu yapılar görünüşte demokratik, özünde faşisttir. Demokrasi sadece seçimlere indirgenir. Seçimlerde de her türlü dolap döner. Emperyalizmin icazetini almamış bir partinin kitleselleşip hükümet olma şansı yok gibidir. Her türlü demokratik ve sosyal hak istemi şiddetle bastırılır. Bastırılamadığında kontrgerilla örgütleri eliyle hukuk dışı yollara başvurulur, o da kar etmezse darbe yoluna gidilerek demokrasi maskesi bir kenara atılır ve faşizm daha görünür biçimde kendini ortaya koyar.

Yarı sömürge tipi faşist devletlerde, sürekli bunalım durumu yüzünden halktaki memnuniyetsizlik ve kontrolden çıkabilirlik olasılığının farkında olan egemenler, halkı pasifize edip kontrol altında tutabilmek için bizim 'suni denge' dediğimiz yola başvurmuştur. Burada halktaki memnuniyetsizlik ile devlet egemenliği arasında bir dengenin sağlanması esas alınır. Bunun için halkın pasifize edilmesi öne çıkarılır. Bu da, sayısı ve yetkileri bir hayli fazla olan kolluk kuvvetleri, bağımsız görüntüsü veren ama tümüyle siyasallaşmış bir yargı ve bürokratik baskı aygıtını gerekli kılar. Ülkemizdeki yüksek savunma harcamaları ve asker-polis sayısı, araştıranlar açısından yeterli fikri vermektedir. Öte yandan, burjuva medyanın manipülasyonlanları ile milliyetçi, bireyci ve dinci-gerici ideolojiler de halkın pasifize edilip suni dengenin kurulmasında önemli birer araç olagelmişlerdir.

Yarı sömürge ülkelerde devrimi başlatacak halk ayaklanmasının kıvılcımı, halktaki verili memnuniyetsizliği paralize eden suni dengenin kırılmasından geçer. Bu da en başta devletin demokrasi maskesini düşürüp faşist yüzünü halka açık ederek, devletin sınıfsal ve halk düşmanı karakterini teşhir ederek, sömürgeciliğe karşı isyan ve bağımsızlık bayrağını yükselterek yapılabilir. Gerek devletin faşist ve halk düşmanı yüzünün teşhiri gerekse halka güven vererek mücadeleye katılımı için psikolojik olarak yönlendirilmesinde öncü savaşı hayati önemdedir. Faşizme karşı mücadele, dünyanın her yerinde silahlı mücadeledir. Çünkü karşımızdaki silahlı, kendi hukukuna uymayan, faşist bir devlet aygıtıdır. Bu yüzden silahlı mücadeleyi temel almayan bir devrimci hareketin etkili olabilme şansı yoktur. Nitekim ülkemizde kitleselleştiren ve ses getiren tüm örgütler silahlı örgütler olmuşlardır. Halkın sisteme olan memnuniyetsizliği kendiliğinden ve aynı anda ortaya çıkmaz. İnsanlar birşeylerin farkına vardıklarında dahi ne yapacaklarını bilmedikleri ve yaşamlarını korumayı öne aldıkları için harekete geçmekte çekimser kalabilir. Bunun için devrimcilerin halka öncülük etmesi, halkın içinde yer alarak halkı örgütleyip bilinçlendirmesi, faşizme karşı savaşta da öncülük ederek halkın cesaretlendirilmesi gibi meşakkatli görevleri vardır. Evet, suni degne kırılacak ve halk ile egemenlerin devleti karşı karşıya gelecektir ama bu bir anda ve aynı anda olmaz, birilerinin önden gitmesi, gerekirse kendini feda etmesi gerekir. Bu, devrimcilerin işidir.

Devrimci öncü savaşı ile bireysel terörizm birbirinden çok farklıdır. Bireysel terörizmde halk hedef alınır, devrimci öncü savaşında ise egemenler; bireysel terörizmde halkın pasifize edilmesi amaçlanır, devrimci öncü savaşında ise halkın harekete geçirilip savaşın genel bir ayaklanmaya dönüşmesi; bireysel terörizmde nişan almadan ateş edilir, devrimci öncü savaşı ise sivillere ve kadınlara-çocuklara dokunmaz. Tarih defalarca ve açıkça göstermiştir ki yükselen sınıf hareketini ve başkaldırıp hakkını aramaya başlayan halkı sindirmek için onu hedef alan terör eylemlerine girenler bizzat egemenlerin devletidir.

Yarı sömürge tipi faşist ülkelerde, devletin kendi faşist yüzünü gizleyebilmek için bir maske olarak kullandığı demokrasi örtüsü ve seçimler devrimciler tarafından reddedilerek teşhir edilir. Bu yüzden parlamentoyu temel alan mücadelelerin oportünizm ve nihai olarak da işbirlikçilik olduğunun altı çizilir. Zaten gerek seçim barajları, gerek seçim yasakları, gerek seçim hileleri, gerekse parti kapatmalar yoluyla sistem kendini güvenceye alarak seçimleri değersizleştirmiştir. Öte yandan, burjuva devletlerde hükümet olmak ile iktidar olmak birbirinden farklı şeylerdir.

Yari sömürge tipi faşist ülkelerde, bu ülkelerin yapısı gereği sosyal demokratik haklar elde edebilmek için dahi devrimci-militan bir mücadele gerekli olmaktadır. Bu tür ülkelerde devrimci, anti-emperyalist, anti-faşist ve sosyalist olmayan bir sol söz konusu olamaz. Bu kriterleri taşımayan bir ''sol'' sahtedir. Yarı sömürge tipi faşist ülkelerdeki liberal demokratlar da -bilerek ya da bilmeyerek- faşist devletin işbirlikçisi durumuna düşmüş haldedirler. Bu ülkelere 'liberal demokrasi' darbeler sonrasında gelmiş ve daima şovenizm ve dinselleşmeyle el ele yürümüştür. Bu tür ülkelerde demokrasi, özgürlük ve insan hakları bir devrimin konusudur. Zira faşizmin olduğu yerde bu değerler varolamaz. Demokrasi, tıpkı bağımsızlık gibi ancak devrimle birlikte elde edilebilecektir. Bu yüzden sistem içi liberal ve ''sol'' akımların demokrasi-özgürlük başlıklarındaki ideolojik yanılsamalarıyla da mücadele edilmesi devrimci bir görev olarak önümüzde duruyor.

Konu Jolly Jocker tarafından (23-04-2011 Saat 02:01 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
 

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ergenekon Komedisi ve F Tipi Basının Yalan Senaryoları AlbatrosS Politika 1 11-06-2018 17:43
yari bitki yarı hayvan.... evrimde bir halka daha :) uyar Biyoloji 6 27-01-2010 17:54
Yarı İnsan Yarı Keçi dilaver Evrim 7 04-10-2009 08:33
Faşizm NedimYilmaz Politika 4 14-06-2007 19:34
forum yazı tipi Servis Şartları & Site Duyuruları 1 28-06-2005 20:37

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:40 .