Şeriatın Ahlaksızlığı
Ahlakın ne olduğuna dair pek çok tanımlama yapılabilir ama bir bireyin -hangi ahlakı benimserse benimsesin- ahlaklı olabilmesi için, ahlaksızca olan seçeneği de tercih etme olanağı olmasına rağmen kendi ahlakınca ahlaki olarak görüleni tercih etmesi gerekir. Yani aksini yapma şansınız da varken siz doğru olanı yapıyorsanız, işte ancak o zaman sizin ahlaklı biri olduğunuzdan bahsedilebilir. Kısacası, bireyin ahlaklı olabilmesi için herşeyden önce seçme hürriyeti varolmalıdır.
Peki ya seçme hürriyetinin olmadığı koşullarda bireylerin ahlaklarından bahsedilebilir mi?
İnsanların zaten ahlaksızca olanı seçmelerinin mümkün olmadığı durumlarda yaptıkları mecburi ahlaklı seçimlerden ötürü onların ahlaklı olduğu söylenebilir mi?
Herhalde lafı nereye getireceğim anlaşılmıştır.
Şeriat düzeninde belli bir ahlak sistemi vardır: İslam ahlakı. (Bunun içeriğinin bir ahlakı mı yoksa ahlaksızlığı mı yansıttığı ayrı bir tartışmanın konusudur)
Şeriat düzeninde, örneğin baş örtmek bir ahlaklılık göstergesi olarak sunulur.
Bu durumda, bireyler başlarını örtmek ve örtmemek seçeneklerine sahip olmalı ve yapacakları özgür seçimlerle karar vermelidir.
Kendi hür seçimiyle, hiçbir baskı altında kalmadan başını örtmeyi seçmiş bir kadının -islam açısından- ahlaklı olduğu söylenebilir.
Fakat şeriat düzeni insanlara bu seçme özgülüğünü, yani ahlaklı olma özgürlüğünü tanımamaktadır!
Şeriatta baş örtmek tüm kadınlara zorunlu tutulmuştur ve ruhunda fahişelik yapmak olan günahkar kadınlar bile mecburen başlarını örtmekte ve ahlaklı görünmektedir.
Peki bir kadın, aslında hiç istemediği ve hiçbir kıymet vermediği halde sırf zorunluluktan ötürü başını örtüyorsa, onun ahlaklı biri olduğundan söz edilebilir mi?
Hayır edilemez! Edilememelidir.
Bu tür zorunluluklar ve tektipleştirmeler, içinden gelerek ahlaka uyan ile istemeyerek yapanı eşitlemekte ve hepsini aynı kefeye koymaktadır.
Sözün özü: Bireylerin ahlakından, ancak ahlaksız seçimler de yapabilme özgürlüğünün olduğu toplumlarda söz edilebilir. Emir ve zorunluluk üzerinden ahlaklı olunmaz. Çünkü bunun hiçbir kıymeti olmaz. Gerçek bir ahlak, özgürlükleri kısıtlayıcı ve tahakkümcü değil, bilakis, seçme özgürlüğüyle el ele yürüyen bir değerdir. Seçme özgürlüğünün olmadığı şeriat toplumları gibi baskıcı toplumlarda hiçbir bireyin ahlakından söz edilemez. Çünkü bireylerin söz konusu ahlaki seçimi kendi bireysel ahlaklarının bir gereği olarak yapıp yapmadıklarını anlama olanağı yoktur. Zira hepsi bu seçimleri yapmaya zorunlu tutulmuştur. Örneğin, Türkiye'deki bir baş örtülü kadının -islam açısından- ahlaklı biri olduğu söylenebilir, çünkü örtmeme olanağı da vardı ama o örtünmeyi seçti; fakat bir İran'lı baş örtülü kadının ahlakından söz edilemez. Çünkü onun zaten örtünmemek gibi bir alternatifi yok ve örtünme eylemini kendi ahlaki seçimi doğrultusunda yapmadı, mecburen yaptı. Mecburiyetin olduğu yerde ahlaklı olanı hürce seçme olanağından, kısacası bireysel ahlaktan söz edilemez.
Baskının olduğu yerde ahlak da olmaz. Şeriatta ahlak yoktur ve şeriat Kuran'ın bir gereğidir. Dolayısıyla İslamda da ahlak yoktur.
Ahlak, baskıyla aynı şey değildir. Bilakis, gerçek bir ahlak özgürlükle girdiği pozitif ilişki üzerinden kendini ayırdeder.
Hür iradesi olmayan ve hür seçimleri yoluyla ahlaklı olanı seçme hakları gaspedilen bireylerin ahlakından bahsedilemez.
''İslam ahlakı'' denen şey aslında bir çeşit ahlaksızlıktır. Çünkü hür seçimi ortadan kaldırmakta ve şeriat yoluyla sadece kendince doğru gördüğünü dayatmaktadır.
Özgürlüğün olmadığı yerde ahlak da yoktur. Herkesin ahlaklı olanı seçmeye zorlandığı yerde, hiç kimsenin bireysel ahlakından bahsedilemez. Çünkü ahlaki olanı onlar seçmemişlerdir.
Şeriat yönetimi ve insanları tektipleştiren her tür zorunluluk bireysel ahlakın düşmanıdır. Çünkü bu, ahlakın bireylerde kendini gerçekleştirme serbestiyetini ortadan kaldırmaktadır.
|