Muhafazakarlaşmada Kemalizmin Payı
Toplumun muhafazakarlığı aşamaması ve tutucu tepkiler vermesinde, farklılıklara hoşgörüsüz, tabularını aşamamış ve demokratik bir kültürü sindirememiş olmasında kemalizmin payı nedir?
Muhafazakarlar, genel bir eğilim olarak kendilerinden farklı olanları ''ötekileştirerek'' olumsuzlarlar. ''Bana ne? Ben kendime bakarım.'' diyememektedirler. Başkalarının ne yiyip içtikleri, ne giydikleri, nasıl yaşadıkları, cinsel hayatları bile onların ilgi ve kınama konusu olur. Yargılama(''önyargım, son yargımdır'' şeklinde özetlenebilir) ve yaftalamalara sık başvururlar. Dahil oldukları topluluğa benzememek adeta bir günah ya da suçtur. Birey olamamışlardır. Tümüyle dahil oldukları topluluğa aittirler. Bundan ayrı bir kimlikleri yoktur. Aksi halde boşlukta hissederler. Kişisel bağımsızlık sıfıra yakındır. Bu yüzden hayatlarının her kararında onlara ne yapacakları ''bir büyükleri'', kutsal kitapları ya da aile-cemaat reislerince buyurulur. Bireysel iradelerini bu buyuruklara teslim etmekte bir çeşit güvenlik ve huzur ararlar. Mazoşist bir kişilik göze çarpar. Kendi özgürlüğünden ürküp kaçma eğilimindedirler. Birey olabilenlerdeki özgür edimler onlara ''ahlaksızlık'' gibi görünür. Sürü psikolojisi egemendir. Herşeyi inançları(sürüleri) çerçevesinde değerlendirirler. Herşeyin kutsal kitaplarında cevaplandığına inandıkları için başka birşeye ihtiyaçları olmadığına inanma eğilimindedirler. Her yenilik bir tehdit gibi algılanır.
Burjuvazi, -her ne kadar güçsüzlük, yalıtılmışlık ve kıstırılmışlık duyguları zerketse de- kendi 'demokratik devrimlerinde' geleneksel kurumlardan özgürleşme ve bunun sunduğu bir bireysel gelişim olanağı da sağlamıştı. İktidarı geleneksel kurumlardan almak ve piyasanın önünü açmak ihtiyacındaydılar. Bunun için emekçi çoğunluğun da desteği şarttı ve bu yüzden onlara da birşeyler vaat edip verdiler. Gelişkin Batı demokrasileri ve sosyal haklar bu şekilde elde edildi. Bizdeki kemalizm ise burjuvazinin muhafazakarlaşıp kendi egemenliğini korumak kaygısıyla tutuculaştığı bir dönemde geç kalmış bir burjuva devrimi olarak ortaya çıktı. Bu yüzden toplumumuzu, Batı toplumlarında olduğu gibi sekülerleştiremedi. Öte yandan, kemalizm tepeden ve bürokratik bir ''devrim'' olarak, yani burjuva sınıfının yükselen mücadelesiyle halka da birşeyler vaat edip politik iktidarı almak için sürdürdüğü tabandan bir mücadele değil de eskinin bürokrasi artıklarının baskıcı devlet geleneği ve pek çok geleneksel kurumu dönüştürmek üzerinden ilerledikleri bir ''devrim'' olarak, burjuva devrimlerinin en temel kazanımları olan 'geleneksel kurumlardan özgürleşme', 'halkı politize etme', 'otoriteye başkaldırma kültürü edindirme', 'toplumda bireyselleşmeyi sağlama' gibi kazanımları daha doğmadan öldürdü.
Bugün toplumda otoriteryan ve geleneksel eğilimlerin yaygınlığının ve -tam da bu yüzden- solun kitleselleşememesinin başlıca sorumlularından biri kemalizmdir. Kemalizm, içinde öyle bir çelişki barındırır ki, ''çağdaşlaşma'' ve sekülerleşme dediği şeyin temeli bireysellik, özgürlük, demokrasi ve katılımcılık olduğu halde devlete ve tepedenciliğe vurgu yaparak bunların toplumda gelişimini köstekleyen, böylece kendi ayağına da kurşun sıkan, bu yüzden girdiği hiçbir seçimi kazanamayan güdük bir politik akım olmanın ötesine gidememiştir.
Demokratik devrimler Batıda önce kapitalist üretim sistemi ve burjuva sınıfının gelişimi, sonra bunların politik iktidarı da istemesi ve bunu elde edebilmek için geleneksellikle hesaplaşıp emekçilere vaatlerde bulunmalarıyla gelmiştir. Yani;
1- Kapitalist üretim ilişkilerinin gelişimi ve burjuva sınıfının öne çıkması
2- Ekonomik hayata hakim olan burjuvazinin politik hayatta da hakimiyet istemesi ve feodal-geleneksel kurumlarla(eski devlet, kilise v.s.) karşı karşıya gelmesi
3- Bu zıtlık içinde güçlenebilmek için halk desteğine ihtiyaç duyması ve gerek geleneksel kurumlarının itibarının sarsılmasına katkı koyup(aydınlanma, reform v.s.) gerekse halka pek çok sosyal hak vaat edip(yaşam kalitesinin yükselmesi, demokrasi, katılımcılık v.s.) ile toplumu dönüştürme
4-Sonunda da halk desteği ile iktidarı alıp tutuculaşma. Ama bu zamana kadar toplumun belli kazanımlar edinmesi ve dönüşüm yaşamış olması.
Kemalizmde ise sıralama terstir. Önce yıkılması hedeflenen geleneksel kurumların toplumdaki gücü kullanılarak otoriteryan bir rejim kurulmuş, sonra devlet eliyle burjuva sınıfı yaratılmıştır. Yani;
1- Eski devlet aygıtının artıklarınca bir ''kurtuluş savaşının'' yürütülmesi, toplum desteğini buna bağlama ama askeri emir-komuta zinciri içinde bu desteği erksizleştirme ve kendine tabi kılma
2- Kendini devletleştirip toplumda devlete itaat kültürünü derinleştirme, devlet eliyle burjuva sınıfı ve kapitalistleşmeyi başlatıp kontrol altında tutma
3- Toplumun gelenekselle hesaplaşamaması, demokrasi ve katılımcılıkla tanışmaması, politikleşememesi, devletin tebası olmaktan çıkamaması; tüm bu eksiklerin tepeden ''devrimlerle'' kapatılmaya çalışılması.
Oysa demokrasi dahil pek çok sosyal hak ve kültürel sekülerleşmenin motoru olan bireysellik gelişimi, özgürleşme v.s. burjuva sınıfının eski devlet aygıtı ve kiliseyle çatışarak, kitleleri de bu çatışmada arklasına alıp onların kültürünü dönüştürerek, onları gelenekselden kopararak gerçekleştirilmiştir. Kemalizm ise daha baştan burjuvaziyi geleneksel otoriter devletin himayesinde ortaya çıkarmış ve bu sınıfın devlet için tehlike olmasını, yani sağlıklı bir demokratikleşme ve toplumsal sekülerleşmeyi başlatmasını baltalamıştır. Burjuvazi de her zaman devletçi-otoriteryan bir çizgide olmuştur. Bizdeki liberalizmin sağ partilerin muhafazakar ve otoriteryan yönelimlerinin sığıntısı konumunu aşamaması ve hep bu tür partilerin ardından yürümesinin sebebi budur. Kemalizm, demokratik devrimin ateşleyici öznesi olan burjuvaziyi daha baştan pasifize edip devlete bağladığı için emekçi kitlelerde de bireyleşme, hakkını arama, demokrasi ve bunların getirisi olarak sekülerleşme sağlanamamıştır. Bu durum solun güdüklüğünün sebebi olmanın yanı sıra, kemalizmi de kendi kazdığı kuyuya düşürmüştür.
Kemalizm ciddiye alınmaya değmeyecek denli sakat ve çelişkili bir politik akımdır. Hala taraftarları olduğunu görmek üzücü. Kentleşme ve kapitalist gelişime rağmen bugünkü otoriterlik, teba kültürü, muhafazakarlık, bireyleşmemişlik, demokrasi ve özgürlük gibi değerlerin toplumsallaşamaması, sekülerleşmenin elitlerle sınırlı kalması v.b. arızaların baş müsebbibi kemalizmdir.
Konu Jolly Jocker tarafından (27-10-2011 Saat 12:19 ) değiştirilmiştir.
|