TÜRBAN… TÜRBAN… O DA NE OLA Kİ ?
TÜRBAN… TÜRBAN… O DA NE OLA Kİ ?
Kadın saçından bir erkeğin tahrik olacağını düşünmek sağlıklı bir ruh ve beyin yapısına işaret etmez. Bu nasıl bir dürtüdür ki, bir tel kadın saçından bin türlü şeytanlık çıkarır!
Toplumumuzdaki cinsellik üzerine kurulu namus anlayışı ve bunun bir sonucu olarak gelişen örtünme refleksi, bu anlamda karşı cinslerin birbirine, özellikle de kadınların erkeklere karşı var olan güvensizlik duygusunun, bir başka ifade ile ahlaki bir emniyetsizliğin dışavurumu olarak değerlendirilmek durumundadır. Ancak bu, tolere edilebilir sınırları aştığında –ki maalesef memleketimizde böyledir- psişik bir sorun olarak karşımıza çıkar ve ayrıntılara inildiğinde karşılıklı güven esasına dayalı sosyal yapıyı temelinden tahrip eder. İslam öğretisi ile dayatılan abartılı cinsel namus kavramı, 1400 yıllık stabilizasyon sürecinde duyguların o denli kökleşmesine neden olmuştur ki, İslam toplumlarının neredeyse genetik sayılabilecek boyutlarda karakteristik özellikleri arasında ilk sırayı almayı başarmıştır. Bu sadece karşı cinse duyulan güvensizlik duygusunu körüklemekle kalmaz, ayni zamanda kişinin bu anlamda kendisine duyduğu güven duygusunun da tümüyle yitip gitmesine ve zaman zaman etik açıdan kendi kendisini sorgular duruma gelmesine neden olur. Oysa sorgulanması gereken sadece kişinin kendisi değil, bir anlamda ahlaki bir zafiyet olarak adlandırılabilecek bu anlayışa kaynaklık eden ve İslami kaynaklar referans alınarak benimsenen ahlaki kural ve kaidelerdir. Kuşkusuz, İslam öğretisinin cinsel namus kavramına, tüm dünyevi yaşamı bu anlayış üzerine inşa edecek boyutlarda önem verdiği, her şeyi namus penceresinden gören bir anlayışa yer verdiği bir gerçektir. Bu gerçekten yola çıkarak Kuran’ı Kerim’de bir açıklık olmamasına karşın, sırf İslam’ın temel öğretisinin çağrıştırdığı namus kavramına uygunluk açısından, saçları da içine alabilecek şekilde bir örtünmenin dinen farz olduğu düşünülmektedir.
Türban meselesinin çözümünü olanaksız kılan sorun, büyük bir olasılıkla konunun hangi temel üzerinde tartışılması gerektiğine karar veremeyen kısır bir anlayıştan kaynaklanmaktadır. Türbanı katı kurallara bağlı olmaksızın sadece İslami geleneğin öngördüğü giyim kuşam tarzı olarak mı ele alacağız, yoksa “hikmetinden sual olunmaz” kabilinden teslimiyetçi bir yaklaşımla Hüdaî bir buyruk olarak mı algılayacağız? Ya da İslami örtünme anlayışına dayalı namus ve iffet kavramları ile özdeşleşen, bu bağlamda karşı cinsin nefsî duygularını uyandırmamaya yönelik bir “sakınma” ve “sakındırma” olayı olarak mı göreceğiz? Bu konudaki hassasiyetin günah, haram yakıştırmalarıyla doruklara taşınması da gösteriyor ki türban, iffet ve namus kavramları ile ilintili bir sakınma ve sakındırma aracı olarak algılanmaktadır.
Bazı İslami kaynaklara ve aşırı dinci çevrelere göre kadının bir tel saçını göstermesi bile haramdır, yasaktır. Çünkü karşı cinsin tahrik olacağına inanılır. Her ne kadar dillendirilmese de türban takma ihtiyacı böyle bir gerekçeden kaynaklanmaktadır. Bu nasıl iştir ki, yeri geldiğinde gâvur dediğimiz insanlar yarı çıplak kadınlara dönüp bakmaya bile tenezzül etmezken Müslüman, kadın saçından bile tahrik olur. Bunu anlamakta gerçekten zorlandığımı itiraf etmeliyim. Bunu ne benim, ne sizin, ne de sağlıklı hiçbir insanın anlamasına imkân, ihtimal yoktur.
|